Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Fibromyalji hastalığını güncel değerlendirme

    Mesleğim itibariyle iltihaplı romatizmal hastalıklarla ilgilenmiş olsam da bu hastalıklarla karışan pek çok hastalık bulunmaktadır. Bunların içerisinde Fibromyalji önemli bir yer tutmaktadır. Halk arasında kas romatizması olarak bilinen hastalık gerçekten kişinin yaşamını oldukça kötü etkilemektedir. Hastayı tükenmiş gibi hissettirdiğinden dolayıda tükenmişlik sendromu olarak da bilinmektedir.

    KİMLERDE SIK GÖRÜLÜR ?

    Hastalık her cinsiyette ve geniş bir yaş aralığında görülebilir olmasına rağmen genellikle genç bayan hastalarda görülmektedir. Ancak 15 yaşında ve 85 yaşında hastalar olduğunu hatırlatmak isterim.

    SEBEBİ NEDİR ?

    Fibromyalji aslında romatizmal hastalıklar başta olmak üzere pek çok kronik hastalığa eşlik edebilmektedir. Ancak herhangi bir hastalığı olmayan hatta ekonomik durumu daha iyi olan insanlarda daha fazla görülmektedir. Tahmin edebileceğiniz gibi stress ve psikolojik durum özellikle hastalığın en başta gelen sebebidir. Bunun dışında mevsim değişikleri, psikolojik travmalarda alttaki en önemli bulgulardandır.

    HASTALARIN ŞİKAYETLERİ NELERDİR ?

    Hastalar yaygın ağrı ile başvururlar. Benim gördüğüm kadarıyla hastaların saçından tırnağına her tarafta ağrısı vardır. Fakat ağrı sırt kısmında biraz daha yoğunlaşmıştır. Sıklıkla hasta bu ağrısına anlam veremez. Yaygın ağrıya eşlik eden bir diğer bulgu uykusuzluk, depresif mizaç, kabızlık gibi bulgulardır. Benim gördüğüm en sık bulgu uykusuzluk. Hastaların neredeyse tamamı bu soruma evet benim aşırı uykusuzluğum var olarak cevap vermektedir.

    TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK MI ?

    Evet fibromyalji tedavisinde çoğu hastanın memnun kaldığı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak fibromyaljinin esas tedavisinde benim kanaatim psikolojik destek ve zihni rahatlatıcı spor ya da başka bir faaliyette bulunmak çok büyük önem taşımaktadır. Ben bunu hastaya her zaman kendin için, sadece kendinin olduğu zaman ayır ve o zaman da kendin için bir şey yap olarak belirtiyorum. Mesela haftanın 3 günü çık yürü. Ama bunu yaz kış her zaman yap bundan vazgeçme olarak tavsiye ediyorum. Bunu yapan hastalarımda çok büyük ilerleme görüyorum. Yapmayan hastalarda da hem ilaç yanıtı hem de hastaların genel ağrı seviyelerinde azalma yetersiz olmakta.

    Sonuç olarak fibromyalji insanların en üretken olduğu zamanda sıklıkla onu yakalamakta. Günlük hayatını oldukça etkilemekte. Anlam veremediği ağrılarla beraber seyretmekte. Ancak hem ilaç hem de ilaç dışı yöntemlerle birlikte tedavi edilebilir bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

  • Gut hastalığı ile ilgili güncel bilgiler

    Kralların hastalığı olarak adlandırılan GUT hastalığı sık görülen iltihaplı romatizmal hastalıklardan biridir. Kralların hastalığı ya da zengin hastalığı ismi protein ağırlıklı ya da çok yemek yiyen kişilerde görülmesinden dolayı kullanılmaktadır. Fakat hastalık genetik bir takım geçişler gösterebilmekte ve dolayısıyla zayıf ya da yemek yemeden bağımsız olarak da ortaya çıkabilmektedir. Hastalık sıklıkla erkeklerde görülmekle birlikte menapoz sonrası kadınlarda da görülebilmektedir. Hastalık çoğunlukla 40-50 yaşlarındaki erkeklerin hastalığıdır.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Hastalık ataklar halinde seyretmektedir. Çoğunlukla da ilk atağını ayak baş parmağında gerçekleştirmektedir. Hasta gecenin bir yarısı ayak baş parmağındaki ağrı ile uyanır. Ayak baş parmağı şiş, kızarık ve belirgin olarak ağrılıdır. Ayak baş parmağı haricinde ayak bileği diz gibi eklemlerde de ilk atak olabilir. Bu ataklardan sonra çoğunlukla ikinci bir atak gelebilmektedir. Hastanın kanındaki ürik asit seviyeleri düşmedikçe de ataklar tekrar etmektedir. Gut hastalığı genellikle tek eklemde iltihap meydana getirmektedir. İlerleyen ataklarda birden fazla eklem de etkilenmektedir. Atakların tekrar etmesi yada gerekli önlemlerin alınmaması durumunda böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulur ?

    GUT hastalığının tanısı hastanın şiş olan eklemini görmekle ve tipik tutulum yerlerini bilmekle konulmaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi hastalardaki ilk atak çoğunlukla ayak baş parmağında ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında kan tetkikleri bize oldukça yardımcıdır. Özellikle serumdaki ürik asit adlı maddenin seviyesi belirgin olarak yükselme göstermektedir. Ürik asit seviyesi aynı zamanda tedavinin takibinde de rol oynamaktadır.

    Gut Hastalığının Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    GUT hastalığının tedavisinde yaşam stilinde değişiklikler ve ilaç tedavisi olarak ikiye ayırabiliriz. Her iki kısımın da ayrı ayrı önemi bulunmaktadır. Yaşam stili değişikliğinden kastım, kilo verme, proteinden fakir beslenme, alkol tüketimini , kuruyemiş tüketimini kısıtlama gibi genel önlemlerin alınması önem taşımaktadır. Atakların yoğun protein içeriğiyle beslenme sonrası gelişebildiğini bilmekteyiz bunun için diyet büyük önem taşımaktadır.

    Diyet haricinde atağı geçirici tedaviler ve kan ürik asit seviyesini düşürücü ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne kadar süre kullanılacağı, hastaların ne kadar aralıklarla kontrole geleceği gibi durumlar hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Ayrıca GUT hastalarında çoğunlukla kolesterol seviyelerinde de yükseklik olmaktadır. Bunun içinde belli aralıklarla serum ürik asit ve kolesterol seviyelerini değerlendirmek gerekmektedir.

  • Raynoud ile ilgili güncel bilgiler

    Raynoud bulgusu ellerde özellikle de soğuğun tetiklediği sararma, morarma ve takiben kızarıklık fazının olduğu bir tablodur. Toplumda oldukça sık olarak gözükmektedir. Özellikle gençlik çağındaki kadınlarda daha sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Her sene kış aylarında birçok kişi ellerindeki ve ayaklarında bu yakınmaları ile başvurmaktadır. Ancak bu kişilerin oldukça az bir kısmında altta başka bir hastalık bulunmaktadır. Bizim için önemli olanda başka bir hastalığın eşlik ettiği raynoud bulgusudur.

    Altta başka bir hastalığın olmadığı raynoud bulgusu çoğunlukla soğuk ve stress ile gelişir. Havalar ısındığı zaman sıklıkla ortadan kaybolur. Eklem cilt gibi diğer organlara ait herhangi bir yakınması bulunmaz. Bu kişiler genel olarak 20 li yaşlardadır.

    Altta bir hastalık bulunan raynoud bulgusu ise daha çok 30 yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Sadece soğuk mevsimlerde değil de aynı zamanda sıcak havalarda, oda sıcaklığında da olabilmektedir. Beraberinde eşlik ettiği hastalık neyse onun bulgularıda bulunmaktadır. Örneğin eklemde şişlik, ciltte kalınlaşma veya döküntüler gibi bulgular bulunabilir. Bu hastaların hemen tamamında kan tetkiklerinde bir anormallik bulunabilmektedir.

    Bu hastaları değerlendirirken altta yatan hastalık var mı yok mu temel prensibine göre davranmaktayız. Muayene, kan tetkikleri genel olarak bize yardımcı olmaktadır.

    Eğer altta bir hastalık olmayan bir raynoud bulgusu söz konusu ise, soğuktan korunma, sigara içmeme, stres şartlarından uzak durmayı çok şiddetli vakalarda kan dolaşımını arttırıcı ilaçlar önerebilmekteyiz. Eğer bir hastalığa eşlik eden raynoud bulgusu varsa o zaman alttaki hastalığın tedavisini esas almaktayız.

  • Psöriatik artrit hastalığına güncel yaklaşım

    Sedef romatizması ya da tıbbi ismiyle psöriatik artrit sedef hastaların %7-40 kadarını etkileyen iltihaplı bir romatizmadır. Adından da anlaşılabileği gibi hastalık sedef hastalarında görülmektedir. Ancak her sedef hastasında sedef romatizması görülmez.

    Hastaların büyük bir kısmında romatizmal bulgular sedef hastalığından sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak daha düşük bir kısmında sedef hastalığıyla aynı zamanda veya eklem bulgularından sonra sedef bulguları ortaya çıkmaktadır.

    Sedef romatizması el eklemlerinde görülebileceği gibi diz ekleminde de tek başına ortaya çıkabilemektedir. Bazı hastalarda ise hastalık tek başına bel kalça ağrısı ve sabah tutukluğu ile seyretmektedir. Esasında romatizmal hastalıkların en önemli bulgularından olan sabah tutukluğu yakınması sedef romatizmasının da önemli bulgularından biridir.

    Sedef hastalığında sıklıkla tırnaklarda pitting olarak adlandırılan toplu iğne batırılmış gibi çukurlar eşlik etmektedir. Bunun yanında yine tırnaklarda sararma şeklinde tırnak yatağından ayrılmalar da eşlik edebilir.

    Sedef yaralarının dağınıklığı ya da çok fazla olmasıyla sedef hastalığının şiddeti arasında net bir ilişki bulunmamaktadır. Yani bir hastada tek bir sedef lezyonu bulunmasına rağmen şiddetli eklem bulguları olabilir, tüm vücudunda sedef lezyonları olmasına rağmen hiç bir eklem yakınması olmayabilir.

    Sedef hastalığının genetik geçişi çok yüksektir. Bu yüzden ailede bir kişide sedef hastalığının olması diğer kişilerde de sedef hastalığının ortaya çıkabileceğinin önemli bir işaretidir.

    Sedef hastalığının tanısını koyduracak bir kan testi var mıdır sorusu çok sık olarak sorulmaktadır. Özellikle eklem bulgularının şiddetli olduğu zamanlarda kandaki iltihap testleri yükselebilmektedir. Bunun dışında tanı hastanın klinik durumuna göre konmaktadır. Hastalık için özel bir kan testi bulunmamaktadır.

    Hastalığın tedavisi tamamen hastalığın şiddetine göre değişmektedir. Metotreksat gibi ilaçlar sıklıkla ilk tercih ilaçlardır. Bunun dışında bu ilaca cevap vermeyen ya da tedaviye cevap vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler alternatif tedavi olarak düşünülebilir. Tedavi süresi hakkında yorum yapmak çok zor çünkü her hastanın durumu farklılık göstermektedir. Çoğunlukla 2 yıllık tedavi süreci sonrası yeniden tedavinin gözden geçirilmesi doğru olmaktadır.

    Sedef romatizması için verilen ilaçların en büyük avantajı hem sedef lezyonlarında hem de sedef romatizmasına etkili olmasıdır.

  • Skleroderma hastalığına güncel bakış

    Skleroderma hastalığı başlıca cildi tutan bir hastalık olmakla birlikte bir çok hayati organı etkileyebilen kronik bir hastalıktır. Bağ dokusu hastalıklarının çoğunda olduğu gibi bayanlarda hastalık daha sık olarak görülmektedir. Hastalık tedavi edilmediği zaman ciddi organ tutulumlarıyla ölüme neden olabilmektedir.

    Skleroderma Hastalarının Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalığın ilk bulgusu raynoud bulgusu denilen ellerde ve ayaklarda soğukta olan sararma, morarma yakınmalarıdır. Bu yakınmalar hastalığın ortaya çıkışından aylar, yıllar önce başlamaktadır. Soğuk dışında stres gibi durumlarda da benzer yakınmalar ortaya çıkabilmektedir. Raynoud bulgusundan aylar yıllar sonra ciltte kalınlaşma sertleşme bulguları gelişir. Alın kırışıklıkları kaybolmaya başlar, dudakların çevresinde çizginlenmeler, dudaklarda incelme, parmak uçlarında yaralar görülemeye başlabilir.

    Hastalığın iç organ tutulumu ise sinsi şekilde ilerler. Özellikle kalp ve akciğer tutulumu büyük önem taşımaktadır. Öksürük, giderek artan nefes darlığı, çarpıntı hissi önemli bulgulardandır.

    Skleroderma Hastalığının Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığı tamamen yerleşmiş kişilerde tanı hasta muayene odasına girdiği zaman konulabilir. Ancak daha erken gelmiş olan vakalarda hastanın anlattıkları, muayene bulguları ve tırnak yataklarını değerlendirdiğimiz kapilleroskopi muayenesi tanı koydurucu olacaktır. Hastaların önemli kısmında kan testleri tanıda yardımcı olabilmektedir.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    Skleroderma hastalarında tedavi için tutulan organları belirlemek gerekmektedir. Bunun için çok iyi bir fizik muayene gerekmektedir. Bunun dışında her hastanın mutlak surette testleri, kalp ve akciğer değerlendirmeleri için tomografi ve ekokardiografi filmi, solunum testlerinin yapılması gerekir. Buradan elde edilecek bulgulara göre tedavi düzenlendir. Hastaya uzun süreli kullanımları için ilaçlar verilir. Hastalığın ilk tedavisinin yanında takipleri büyük önem taşımaktadır. Bir romatoloğun sürekli olarak kan tetkiklerini, ve diğer testlerini takip etmesi gerekmektedir.

    İlaç tedavilerinin yanı sıra hastalara mutlaka genel önerilerde bulunmak gerekmektedir. Soğuktan mutlak surette korunma, güneşten korunma, sigarayı bırakması gibi genel önerilerde bulunulur.

  • Sjögren sendromu güncel bilgiler

    Sjögren sendromu başta salgı bezleri olmak üzere pek çok organımızı etkileyen kronik romatizmal hastalıktır. Sjögren sendromu çoğunlukla bayan hastalarda görülebilmekle birlikte erkeklerde de görülebilmektedir.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Sjögren Sendromu hastalarının en önemli yakınması ağız kuruluğu ve göz kuruluğudur. Hastalar ağız kuruluğunu sürekli su içme ihtiyacı hissediyorum, yatağımın başında sürekli su durur veya su içmeden yemekleri yutamıyorum gibi net ifadelerle tanımlar. Göz kuruluğunun bulguları ise gözde kum ya da yabancı bir cisim kaçmış hissi yanma, batma hissidir.

    Hastalık sık görülen bulgular dışında eklemlerde ağrı şişlik, ellerde soğukta sararma morarma ve cilt lezyonları ile kendini gösterebilir. Bu yakınmaların yanında hayatı tehdit eden akciğer tutulumu ve sinir sistemi tutulumu sergileyebilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Sjögren sendromu hastalarında tanı genellikle çok geç olarak konulmaktadır. Çünkü hastalar ağız kuruluğu ve göz kuruluğuna alıştıkları için şikayet etmemektedirler. Bu yakınmalarının yanına cilt ya da eklem bulguları olduğu zaman sıklıkla doktora başvurma ihtiyacı hissetmektedirler. Hastaların uygun yakınmalarının olmasının yanında kan tahlilinde otoantikor olarak adlandırdığımız testlerde pozitif olarak çoğunlukla eşlik eder. Bazı hastalarda da tanıyı doğrulamak amacıyla tükürük bezi biyopsisi gerçekleştirmekteyiz.

    Hastalığın Tedavisi ve Takibi Nasıl Gerçekleşmektedir ?

    Sjögren sendromunun tedavisi hastalığın tutulum yerine göre değişmektedir. Çok fazla tutulumu olmayan hastalarda sıklıkla küçük doz kortizon ve klorokin olarak bilinen sıtma tedavisinde de kullanılan ilaçlar tercih edilmektedir. Tutulumu şiddetli olan yada hayati tehlikesi bulunan hastalarda ise daha yüksek kortizon ve immunsupresif olarak adlandırılan ilaçları kullanmaktayız.

    İlaç tedavisinin yanı sıra güneşten korunmak, ağzı sürekli olarak ıslak tutmak, cilt kuruluğunu tedavi için nemlendirici kremler, çok iyi bir ağız ve diş temizliği dikkat edilmesi gereken diğer hususlardır. Çünkü bu hastalarda ağız kuruluğuna bağlı olarak diş çürükleri oldukça fazla oranda görülmektedir.

  • Romatoid artrit güncel değerlendirmesi

    Romatoid artrit (RA) sık görülen halk arasında iltihaplı romatizma olarak adlandırılan romatizmal hastalıklardan biridir. Sıklığı değişmekle birlikte 200-400 kişiden bir kişide hastalık gelişme riski vardır. Kadınlarda biraz daha sık görülmekle birlikte belirgin cinsiyet farkı yoktur. RA daha çok 40-50 yaş arasındaki bayanlarda daha sık görülmekle birlikte her yaşta ve cinsiyette görülebilir.

    Hastalığın Şikayetleri Nelerdir ?

    Hastalık genel olarak sinsi bir başlangıç sergiler. Hastanın yakınmaları ağırlıklı olarak geceleri ve sabahları olur. Halsizlik ve yorgunluk çoğunlukla eşlik eder. Zaman zaman hafif ateş de bulunabilir. El küçük eklemleri ve el bileği en sık tutulum olan alanlardandır. Daha nadir olarak da hastalık çok hızlı bir başlangıç sergiler. Gece hasta yattığında hiç bir yakınması yokken sabah tüm eklemleri şiş ve ağrılı şekilde uyanır. Hastalar sabahları kalkıp hareket ettikten 1-2 saat sonra genel olarak kendini daha iyi hisseder. Bazen de hastanın tek bir eklemi şişer daha sonra diğer eklemler şişmeye başlar. Eklemler çoğunlukla simetrik bir tutulum sergiler.

    RA ağırlıklı olarak bir eklem hastalığı olsada bir çok organı etkileyebilmektedir. Gözlerde kuruluk, ağız kuruluğu, akciğerde tutulum gösterebilmektedir. Bazende damarları tutarak vaskülit olarak adlandırdığımız ağır bir tabloya yol açabilmektedir.

    RA tedavi edilmediği taktirde ciddi eklem deformiteleri, malüliyet ve sakatlığa kadar uzanan sorunlar ortaya çıkarabilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalığın tanısında hastanın yakınmalarının şekli, eklem tutulumu, başlangıcı büyük önem taşımaktadır. Yani hastanın vereceği bilgiler çok önem taşımaktadır. Hastalığın tutacağı eklemler genellikle aynı olacağı için tanı koymada çoğunlukla zorlanılmamaktadır. Ancak bazı durumlarda nadir eklem tutulumu göstererek karşımıza gelebilmektedir.

    Kan tetkikleri RA tanısını koymada oldukça faydalıdır. Ancak kan tetkikleri sadece tanı koymada değil aynı zamanda hastalığın takibinde ve kullandığı ilaçlara bağlı gelişebilecek yan etkileri değerlendirmede de yardımcı olmaktadır. İltihap testleri gibi hastalık için çok özgül olmayan testler sıklıkla yüksek seyretmektedir. Ancak romatoid faktör ve anti-siklik sitrüline peptid (anti-ccp) olarak adlandırılan test hastalık için daha spesifiktir. Hastaların yaklaşık %70-80 kadarında bu testler pozitif olarak bulunmaktadır.

    Hastalığın Tedavisi Nasıl Olmaktadır ?

    RA tedavisinde ilaç, ilaç dışı ve cerrahi yöntemler oalrak üç başlıkta değerlendirebiliriz.

    İlaç dışı yöntemler genel olarak fazla kiloların verilmesi, egzersiz ve hastalığın şiddetini arttırdığını bildiğimiz sigaranın bırakılmasını içermektedir. Sigara kesinlikle hastalığın şiddetini arttırmaktadır.

    RA ilaç tedavisinde son 10 yılda çok büyük değişiklikler olmuştur. Eski bir ilaç olan metotrexate adlı ilaç tüm dünyada hastalık için ilk seçilecek ilaçtır. Metotrexate hastalara kimi zaman tek başına, kimi zaman da diğer ana ilaçlarla birlikte verilmektedir.

    Son yıllardaki gelişmeler ağırlıklı olarak biyolojik tedaviler olarak adlandırılan ilaçlar alanında olmuştur. Bu ilaçlarla vücutta bir sitokin ya da hücre hedef alınarak iltihabın durdurulması hedeflenmektedir.

    Bu ilaçların ne kadar kullanılacağı kestirilememektedir. Çoğunlukla uzun bir süre kullanılması gerekmektedir. Hastalık remisyona girdikten sonra ilaçların dozlarıyla ya da sayılarıyla oynama yapılmaktadır.

    Bazı seçilmiş hastalarda cerrahi müdaheleye gerek duyulmaktadır. Ancak dediğim gibi bu çok az sayıda hasta için geçerlidir.

    Tedavi açısından söylenmesi gereken en önemli nokta bu hastalıkta hangi ilacın kullanılmasından öte düzgün takip düzenli kontrol ve bir romatoloji uzmanının takip etmesidir.

  • Romatizma sadece eklemleri etkileyen bir hastalık mıdır ?

    Romatizma sadece eklemelri etkileyen bir hastalık mıdır ? Bu soruma evet cevabı veriyorsanız demek ki romatizmal hastalıklar hakkında yeteri kadar bilginiz yok demektir. Romatizmal hastalıklar sıklıkla eklemi etkileyebilir ancak eklem dışında neredeyse etkilemediği organ yoktur. Hemen aklıma gelen bir örneği sizlerle paylaşmak isterim. 42 yaşında bir kadın hasta tekrarlayan karın ağrıları nedeniyle başvurmuştu. Bu hastanın bir başka özelliği ise 23 yıldır evli olmasına ve çok istemesine rağmen çocuğunun olmamasıydı. Bu hastanın tanısını Ailesel Akdeniz Ateşi olarak koymuştum. Aldığı tedaviden 2 ay sonra hastanın gebeliği gelişmişti. Çocuklarının adını Bünyamin koymalarını beklemiştim açıkçası ama çocuk kız olduğu için sesimi çıkarmamıştım. Evet hastanın hiç bir eklem yakınması yoktu ama bir romatizmal hastalık tanısı almıştı.

    Romatizmal hastalık bir çok organımızı etkiler. Solunum yolları, beyin, göz, akciğerler, kalp, mide, bağırsaklar bunlardan sadece aklıma gelenler. Bu yüzden kafamızdaki romatizma kalıplarından sıyrılmamız gerekiyor. Hastanın gözünde ağrı, kızarıklık, bulanık görme yakınması gelişiyor. Göz doktoru hastayı muayene ettikten sonra romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Belki bir çok hasta benim romatoloji polikliniğinde ne işim var diye soruyor kendine. Ama sorunun cevabı açık bir çok romatizma hastalığı gözleri etkileyebilir. Hematoloji uzmanına kan değerlerinde düşme ile başvuruyor hasta. Tetkiklerini gördükten sonra hematoloji uzmanı hastayı romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Cevabı aynı romatizmal hastalıklar kan tablosunda değişikliğe yol açabilir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanına hasta tekrarlayan düşükleri nedeniyle başvuruyor. Doktor bir kaç tetkikini istiyor ve hastasını romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Nedeni ise romatizmal hastalıkların bir kısmında tekrar eden gebelik kayıpları yaşanabilir. Göğüs hastalıkları uzmanı nefes darlığı sebebiyle bir hasta görüyor. Hastasını bir de romatoloji polikliniğine yönlendiriyor. Sebebi yine romatizmal hastalıklar akciğerde bulgulara yol açabilir. Yada başka bir gün kulak burun boğaz doktoru şiddetli nefes darlığı yaşayan bir hastayı romatoloji bölümüne yönlendiriyor. Hasta bazen bize soruyor benim romatizmayla ne işim var diye. Ama gerçekten de hastada ciddi bir romatizmal hastalık tanısı alabiliyor.

    Yukarıda verdiğim örnekleri sayfalar dolusu çoğaltabilirim size, bunlar benim son bir ay içerisinde görüp de aklımda kalan hastaların örnekleriydi. Sonuç olarak romatizmal hastalıklar eklemleri sık etkilemiş olsada diğer organlarımızı da etkileyebilir. Bunların bir kısmı eklem yakınmalarına eşlik edebilirken büyük bir kısmı ise eklem yakınmalarından bağımsız olarak ortaya çıkmaktadır. Günün birinde sizin şikayetleriniz içinde bir romatoloji uzmanına başvurmalısınız cümlesini duyarsanız hiç şaşırmayın ve yazımı aklınıza getirin lütfen.

  • Yetişkinlerde lateks alerjisi

    Günümüzde endüstriyel gelişmelere bağlı olarak her geçen gün artış gösteren yeni kimyasal maddelerle karşılaşmaktayız. Özellikle birçok alanda kullanılan doğal kauçuk ağacından üretilen lateks, en önemli endüstriyel ham maddelerden biridir. Latekse karşı alerjide her geçen gün çeşitli şikayetler ile karşımıza çıkmaktadır. Latekse bağlı olarak gelişen alerjik hastalıklar vücutta kaşıntı kızarıklık şeklinde görülebileceği gibi bazen nefes darlığı tansiyon düşüklüğü ve sonrasında alerjik şok ( anafilaktik şok ) gibi ölümcül bir tablo ile de karşımıza çıkabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Doğal lateks kauçuk ağacının (Hevea brasiliensis) oluşturduğu özsuyundan elde edilmektedir. 1823 yılında Macintosh’un kumaşı kauçukla kaplayıp su geçirmeyen yağmurluğu üretmesi ile başlayarak sanayide çeşitli şekilde kullanılmaya başlanması ile birlikte talep müthiş ölçüde arttı. Halen yılda 10 milyon ton üzerinde doğal kauçuk üretilmektedir. Günlük hayatımızda eldivenden , lastik, prezervatif, balon, lastik çizme, şilte, bone, kateter ve flakon tıpaları gibi ürünlerin içinde milyonlarca tüketici kullanmaktadır ve farklı ticari ürünler de birçok sanayide kullanılmaktadır.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Toplumda lateks maruziyeti çok fazla olan yüksek risk taşıyan gruplarda özellikle sağlık çalışanları, kauçuk endüstrisi işçileri, spina bifida ve ürogenital anomalileri olan çocuklar, atopik kişiler ve belirli meyve alerjileri olan hastalar (özellikle kivi, avokado, kestane ve muz), birçok cerrahi geçmişi olan hastalarda bu oran % 10-12 kadar çıkabilmektedir.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks maruziyeti direkt olarak cilt/mukozal yüzey teması ile veya solunum yoluyla olabilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Bunların dışında en ciddi alerjik reaksiyonlar olan nefes darlığı baş dönmesi bilinç bulanıklığı ve sonrasında alerjik şok (anafilaktik şok ) tablosu görülebilir.

    Sağlık çalışanları veya lateks ürünlerle teması olan kişilerde en sık rastlanan reaksiyon uzun süre temasa bağlı olarak ellerde gelişen iritan dermatittir. Eldiven kullanımı ile en çok görülen klinik reaksiyon olan irritan kontakt dermatit, eldivenin temas ettiği yerde kuru, kaşıntılı, alerjik olmayan tahrişe bağlı gelişen cilt yanıtıdır. Bu reaksiyon alerjik olmayan yollarla yani sık el yıkama, deterjan kullanımı, ellerin yeterince kurulanmaması bağlı olarak sabun gibi diğer irritanlar eldiven yüzeyinin altında terleme sonucunda gelişebilir veya mısır nişastalı eldivenlerin yol açtığı tahrişe bağlı olarak gelişebilir. İritan dermatit alerjik olmayan yollarla geliştiği için alerji testlerinde alerji saptanmaz.

    Latekse cilt yoluyla maruz kalmaya bağlı olarak gelişen en sık alerjik reaksiyon ise lateks ve katkı maddelerine karşı gelişen tip IV ( gecikmiş ) hipersensitivite reaksiyonu ile ortaya çıkan kontak dermatittir. Alerjik kontak dermatit en sık olarak eldiven, ayakkabı, spor malzemeleri ve medikal araçlarla temas eden cilt bölgelerinde ortaya çıkar. Lateks içeren ürünlerle hayatımızda farklı döneminde farklı şekilde karşılaşabiliriz, örneğin bebeklik döneminden itibaren emzik veya biberon ile başlayıp daha sonra balonlar ve çikletler dahil olmak üzere bir çok farklı şekilde lateks ile karşılaşılabilir. Bu yüzden ciltte kaşıntılı ve sulanan kabarıklıklar şeklinde bir dermatit varsa, latekse bağlı alerjik kontakt dermatit düşünmek gerekir. Lateks eldivenler veya diğer ürünlerde üretim aşamasında eklenen kimyasal maddelere maruziyet sonucu oluşur. Bu kimyasal maddeler eritem, kaşıntı ve vezikül oluşturabilir. Kızarıklık genellikle temastan 24-48 saat sonra başlar fakat erken olarak sekiz saatte veya geç olarak beş günde ortaya çıkabilir.

    Latekse bağlı gelişen alerjik kontakt dermatitte sorumlu tutulan alerjenler thiuram, karbamat, merkaptobenzotiazol ve fenildiamin gibi akselaratör veya antioksidan olarak üretim aşamasında katılan her türlü kimyasal maddelerdir.

    Doğal kauçuk lateks kimyasallardan yapılmış sentetik kauçuk lateks ile karıştırılmamalıdır. Lateks içeren bir çok üründe ev boyaları da dahil olmak üzere sentetik lateksten oluşturulur doğal lateks ile oluşturulmaz ve doğal kauçuk lateks ile üretilen ürünlere alerjik kişilerde alerjik reaksiyonlar tetikler.

    Latekste bulunan çok sayıda alerjenlere karşı gelişen ve IgE antikorunun rol aldığı tip I (erken tip ) alerjik reaksiyonlar vücutta kaşıntı, ürtiker, burun akıntısı, hapşurma, kaşıntı, nefes darlığı ile başlayıp baş dönmesi bilinç kaybı ile sonlanabilir. Lateks proteinlerine duyarlanmanın ve semptomların oluşması için ne ölçüde bir maruziyet gerektiği bilinmemektedir. Bazı duyarlı bireylerde düşük seviyelerde maruziyet bile semptomları tetikleyebilmektedir.

    Lateks alerjisinde en sık görülen reaksiyon özellikle temas ettiği yerde gelişen kontak ürtikerdir. Semptomlar genellikle latekse maruziyetten sonra dakikalar içinde başlar, ancak saatler sonra da ortaya çıkabilmektedir. Lokal olarak eldivenin temas ettiği alanlarda kızarıklık, kabarma veya kaşıntı şeklinde görülür. Lateks duyarlılığı olan kişilerde kontakt ürtikerin olması bazen hastalar için uyarıcı olabilir. Lateks bağlı olarak gelişen kontakt ürtiker lateks içeren ürünlere temastan sonra çıkıp sonrasında kendiliğinden geçebilir ve hastanın latekse duyarlılığının başladığı gösteren önemli bir ipucu olabilir.

    Latekse bağlı gelişen tip I (erken tip) reaksiyonlar cilt lezyonları dışında; burun akıntısı, rinit, konjunktivit, astım gibi semptomları ile kendini gösterebilir. Lateks alerjisi sağlık çalışanlarında daha yüksek sıklıkla karşılaşılmasına rağmen pasta imalathanesi veya ekmek fırınları gibi lateks eldivenlerinin kullanıldığı diğer işlerde de karşımıza çıkar. Mesleksel lateks alerjisi ve astımının tanınması önemlidir. Latekse bağlı gelişen alerjik reaksiyonlar burun ve göz nezlesi (rinokonjunktivit), astım ve ölümcül alerjik reaksiyon (anafilaksi) gibi klinik tabloları içerir. Mesleksel astımın diğer tiplerinde olduğu gibi erken müdahale ve iş yeri ortamından ayrılma irreversibl hiperreaktif hava yolu hastalığı gelişimini durdurabilmektedir. Klasik bir sendrom olarak lateks mesleksel astımı iş yerinde ortaya çıkan veya kötüleşen hırıltı ve nefes darlığı şeklindedir. Ancak bazen bu kötüleşmenin iş yerindeki maruziyetle ilişkisi net olarak ortaya konulamayabilir.

    Lateks alerjisi gelişen hastaların çoğu daha önce alerjik rinit ve astım şikayetleri olan atopik kişilerdir. Bazen sadece lateks karşıda duyarlanma olabilir. Atopik kişilerde latekse bağlı alerji gelişme ve daha ciddi reaksiyonların görülme ihtimali daha yüksektir.

    Lateks alerjisinin yol açabileceği en ciddi klinik tablo, ölümcül alerjik şoktur ( anafilaktik şok ). Lateks alerjisi ile karşılaşılan en ciddi sonuç anafilaksidir. Alerjik şok genellikle önceden duyarlanmış sağlık çalışanı veya diğer kişilerde ameliyat esnasında veya medikal ya da dental işlemler sırasında lateks proteinlerinin mukozal absorpsiyonu ile ortaya çıkar.

    Lateks antijenine maruziyet birçok yolla gelişebilir. Bunlar deri, solunum yolu, mukoza ve parenteral olarak olabilir. Deri ve solunum yoluyla maruz kalınmasından sonrada ciddi reaksiyonlar görülebilir fakat cerrahi işlemlerde doğrudan mukozal ve damar yolu ile karşılaşma anafilaksi gelişimi açısından en büyük riski oluşturur. Atopi kişilerde damar yolu ile latekse maruz kalması daha ciddi anafilaksiye yol açabilir, ayrıca atopik kişilerde anafilaksi gelişme riski daha fazladır. Atopik dermatit veya alerji öyküsü olan yüksek riskli kişilerin lateks içermeyen malzemelerle muayene edilmesi ve işlemlerinde lateks içermeyen ürünlerin kullanılması çok önemlidir.

    Son yıllarda, polenlerle meyveler arasında çapraz reaksiyonların görüldüğü ve benzer alerjik reaksiyonların olabileceği gösterilmiştir. Lateks alerjisine yol açan birçok alerjen bulanmaktadır ve bunların bir kısmı meyve ve sebzelerinde içinde de yer almaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerin önemli bir kısmında muz, avokado, kivi, kestane gibi meyvelere karşı da duyarlılık saptanmış ve bunun çapraz reaksiyon veren alerjenlerden kaynaklandığı düşünülerek lateks-meyve sendromu olarak adlandırılan bir tablo tanımlanmıştır. Lateks alerjisi bulunan hastalarda çeşitli meyve ve sebzelere karşı alerjik reaksiyonlar normalden çok daha sık görülmekte ve lateks ile oluşan alerjik tabloların aynısı bu gıdalarla da meydana gelmektedir. Lateks alerjisi olan bazı hastalarda meyvelerle de alerjik şok tablosu gelişebilmektedir. Lateks-meyve alerji sendromu olan kişilerde lateks ile çapraz reaksiyon veren gıdaların alınmasıyla ağız içinde damakta ve dudaklarda kaşıntı başlayıp sonrasında tüm vücutta kaşıntı olabilir ayrıca kurdeşen (ürtiker), anjioödem, solunum yollarının daralmasına bağlı olarak nefes darlığı hırıltı öksürük oluşabilir, tüm bunların sonucunda baygınlık ve bilinç kaybı gelişir yani alerjik şok meydana gelir.

    Lateks alerjisi saptananların hastalarda gıdalara karşıda duyarlanma saptanmaktadır. Lateks alerjisi olan kişilerde gıda duyarlılığı bir kısım hastada ciddi reaksiyonlara yol açmadığı görülse de hastalarda gıdaya karşı duyarlılığının gösterilmesi önemlidir. Genellikle önce lateks alerjisi oluşmakta, gıda alerjileri daha sonra eklenmektedir. Bazen de gıda alerjisi zemininde lateks alerjisi gelişebilmektedir.

    Lateks alerjisi bulunan olgularda en sık alerjiye neden olan meyveler; avokado, kivi, muz, kestane, ceviz, fındık, kereviz, patates, domates ve papayadır. Klinik alerjinin daha az olduğu ancak duyarlılığın bulunduğu meyve ve sebzeler de incir, kavun, karpuz, şeftali, ananas, armut, kereviz, elma, kiraz, vişne çilek havuç, şalgam sayılabilir.

    YETİŞKİNLERDE KİMLER LATEKS ALERJİSİ İÇİN RİSK TAŞIR ?

    Lateksin alerjik reaksiyonları ciddi olabilir ve çok nadiren ölümcül olabilir. Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir.

    21. yüzyılın başında yayınlanan verilerle karşılaştırıldığında, mevcut lateks alerjisi prevelansı sağlık çalışanlarında % 9.7 duyarlı hastalarda % 7.2 ve genel nüfus içinde % 4.3 oranında görülür ve genel nüfus içinde prevelansının giderek yükseldiği görülmektedir.

    Lateks ve lateks içeren ürünlerin milyonlarca olmasına nedeniyle latekse maruz kalmanın birçok yolu vardır. Bu yüzden dünya çapında genel nüfusun yaklaşık % 4’ünde lateks alerjisi görülmesi şaşırtıcı değildir. Lateks alerjisini azaltmak için lateks içeren ürünlerle teması engellemek ve lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmak, beklediğimizden daha zor olabilir.

    1980’lerin sonlarında ve 1990’lı yıllarda sağlık çalışanları arasında lateks alerjisinin ortaya çıkması ile birlikte bazı hastalarda ve genel popülasyonda lateksten etkilenen çok sayıda kişi tespit edildi. Özellikle bazı işlerde çalışanlarda daha fazla lateks maruziyet görülebilir. Lateks alerjisinin görülmesi için yüksek riskli grupları şöyle sıralayabiliriz.

    a. Latekse mesleksel olarak maruz kalanlar

    Sağlık çalışanları, Kauçuk fabrikası işçileri, İnşaat işçileri, Temizlikçiler, Gıda işinde çalışanlar, Bahçıvanlar, Boyacılar, Kuaförler, Oyuncak yapımında çalışanlar, Restoranlarda çalışanlar, Fırında çalışanlar, biyoloji ve kimya laboratuvarında çalışanlar

    b. Çok sayıda cerrahi girişime bağlı maruz kalanlar

    Spina bifidalı hastalar, Dandy-walker kisti olanlar, Konjenital genitoüriner anomalili hastalar, sezaryen doğum, mesane ekstrofisi,

    c. Lateks ürünleri ile sık temas

    Dental girişimler, Sık üriner kateterizasyon, insülin kullanan diyabetli hastalar

    d. Saman nezlesi (alerjik rinit) veya bazı gıdalara alerji gibi diğer alerjilere sahip atopik insanlar, Astım, Egzama , Meyve alerjisi olması lateks alerjisi için riskli grubu oluştururlar.

    Lateks alerjisi her geçen gün artmaktadır, çünkü günlük hayatımızda lateks içeren ürün sayısı artıkça karşılaşma ihtimalimiz daha fazladır.

    Lateks alerjisi sadece sağlık hizmetleri gibi iş yerinde ve lateks eldivenlerinin sıklıkla kullanıldığı işkollarını değil aynı zamanda lateks ürünlerine mesleki olarak maruz kalmasak da genel popülasyonu etkiler. Bu yüzden lateks alerjisi ciddi bir sorun olarak her geçen gün artmaktadır.

    LATEKS ALERJİSİ TANISI İÇİN DOKTORA GİTMEDEN NASIL HAZIRLIK YAPMALIYIM ?

    Lateks alerjisi, son yıllarda artan bir şekilde birçok sağlık sorununu yol açtığı görüldüğü için şimdi uluslararası bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Lateks içeren ürünlere cilt yoluyla temas sonrasında daha çok ciltte kaşıntı kızarıklık gibi şikayetler olurken solunum yolu ile temas burun akıntısı hapşurma kaşıntı veya nefes darlığı hırıltı şikayetlerine yol açabilir. Lateks alerjisi belirtileri vücutta temas ettiği yerde kaşıntı kızarıklık kabarıklık şeklinde görülen temas ürtikeri ile anafilaksi arasında değişir.

    Lateks alerjisi tanısı için mutlaka bu konuda eğitim almış alerji uzmanlarına gitmek gerekir. Çok farklı klinik tablolar şeklinde kendin gösteren lateks alerjisinin tanısı alerji uzmanları tarafından konulur.

    Alerji uzmanına giderken Ne yapabilirsin ?

    Semptomlarınızı ve şikayetlerinizi not edin ( ilgisiz gibi olanlar dahil olmak üzere.)

    Latekse maruz kaldığınızda ne tür bir reaksiyon geçirdiyseniz, gerekirse hastane kayıtlarını belgeleyebilirsiniz.

    Aldığınız tüm ilaçların (vitamin ve takviyelerin de dahil olduğu) bir listesini yapın.

    Mümkünse doktora bir aile üyesi veya arkadaşınızla gidebilirsiniz. Size eşlik eden biri cevapsız veya unuttuğunuz bir şeyi hatırlayabilir.

    Lateks alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız lateks içeren ürünlerden uzak durmaya çalışın

    Doktora Gitmeden bir Hafta Öncesinde Bazı İlaçları Kesin

    Lateks alerjisi için doktora gitmeye karar vermişseniz ve mümkünse ağızdan alınan alerji ilaçları, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları, antihistaminiklerin ve antidepresanların kesilmesi gerekir. Çünkü lateks alerjisi teşhisi için alerji testi gerektiğinde bu ilaçlar alerji testinin sonuçlarını etkileyeceği için 1 hafta öncesinde bu ilaçların kesilmesi gerekir.

    Aç Kalmaya Gerek Yoktur

    Lateks alerjisi teşhisi için gereken tetkikler için genellikle aç kalmaya gerek yoktur. Bu nedenle kahvaltı yaparak gelinmesinde fayda vardır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEŞHİSİ NASIL YAPILIR?

    Lateks alerjisinin tanısı, kapsamlı bir şekilde geçmişte yaşamış olduğu alerjik reaksiyonların hikayesinin alınması ile başlar. Bununla birlikte lateks bağlı gelişen alerjik reaksiyonlarla uyumlu muayene bulguları için dikkatli bir fizik muayene yapılır. Hikaye ve fizik muayene sonuçlarına bağlı olarak cilt testi, kan testleri ve gerekirse lateks provakasyon testlerinin yapılması ile tanı konabilir. Bu nedenle, lateks alerjisinden şüpheleniliyorsa, bu tanı yöntemleri uygulayabilecek aynı zamanda değerlendirebilecek deneyimli bir alerji uzmanı gereklidir.

    Lateks içeren ürünlere özellikle her işe gittiğinde işyerinde maruz kaldığında ellerde tahriş ve kızarma veya göz, burun, akıntısı kaşıntısı veya nefes darlığı hırıltı öksürük gibi yakınmalar oluşuyorsa veya ürtiker ya da açıklanamayan alerjik şok geçirmiş olan kişilerde lateks alerjisi olup olmadığı tanısı mutlaka dışlanmalıdır. Bu şikayetleri gösteren özellikle yüksek riskli gruplarda yer alan örneğin sağlık çalışanlarının uygun bir şekilde değerlendirilmeleri önemlidir, çünkü bir kez lateks alerjisi başladıysa daha sonra daha ciddi reaksiyonları gelişme ihtimali her zaman yüksektir.

    Deri prick test, lateks duyarlılığını belirlemekte en güvenilir testtir. Lateks alerjisi düşünülen hastalarda lateks tip I (erken tip ) duyarlığı göstermek için kullanılır. Özellikle lateks temasından hemen sonra şikayetleri gelişen hastalarda deri prick testlerin yapılması önemlidir. Lateks alerjisi olanların meyvelerle de şikayeti olabileceği için lateks alerjisi yanında çapraz reaksiyon veren meyve-sebzelerinde bakılması hasta için önemlidir.

    Lateks alerjisinde kandan bakılan RAST vb. latekse özgü spesifik IgE ölçen testlerin güvenirliği daha azdır. Lateks prick test pozitif fakat RAST negatif hastalarda alerjik reaksiyonların gelişebildiği görülmüştür. Spesifik IgE’nin serumda ölçümü, testleri etkileyen ilaçları kesemeyen, yaygın cilt lezyonları olan, latekse karşı ciddi reaksiyon geçiren hastalarda veya dermografizmi olan olgularda yapılabilir ama lateks alerjisi olmadığını kesin göstermez.

    Cilt lezyonları kontakt dermatit şikayetleri olan hastalarda deri reaksiyonları için atopi yama (patch) testinin yararlı olduğu gösterilmiştir. Lateks içeren ürünlere bağlı olduğu düşünülen dermatit tablosunun tanısında lateks içinde bulunan kimyasallarla yapılan yama (patch) testi oldukça yardımcıdır. Yama testi 48-72. saatlerde değerlendirilir. İrritan kontak dermatitte yama testi negatif olarak saptanır. Kontakt dermatitte lateks içinde bulunan kimyasallara karşı tip IV (geç tip ) alerji saptanır.

    Lateks alerjisi düşündüğümüz kişilerde şikayetleri açıklamak için lateks ile provakasyon testlerinin yapılması gerekebilir. Lateks ile provakasyon testleri çok ciddi reaksiyonlara yol açabileceği için mutlaka alerji uzmanı gözetiminde yapılmalıdır.

    YETİŞKİNLERDE LATEKS ALERJİSİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR ?

    Lateks alerjisi için en iyi tedavi lateks içeren her türlü üründen kaçınmaktır. Şiddetli lateks alerjisi reaksiyon geçirmiş hastaların mutlaka yanlarında

    Alerji kartı ve Acil tedavi için epinefrin (adrenalin) otomatik enjektör taşıması gereklidir.

    Lateks hassasiyet öyküsü olan ve eldiven giymesi gereken sağlık çalışanları lateks eldiven giymeyi bırakmalıdır. Lateks alerjisi geliştiği zaman hem iş yerinde hem de tıbbi işlemler esnasında özel önlemlere gerek duyulur.

    Lateks alerjisi varsa, lateks içeren tüm ürünler ve aygıtlarla doğrudan temastan kaçınması gerekir. Burun yanında gıdalarla çapraz reaksiyon verebileceği için alerjik reaksiyona neden olan yiyeceklerden kaçınması önerilir.

    Her türlü dişle ilgili işlemler, tıbbi veya cerrahi prosedürler öncesinde lateks alerjisi problemleri, herhangi bir test veya tedaviden önce sağlık hizmeti sunucularına lateks alerjisi konusunda uyararak önlenebilir. Lateks alerjisini gösteren kart veya künye taşıması gereklidir

    Lateks alerjisi olan kimseler, lateks güvenli bir alanda tıbbi veya diş bakımı alabilirler. Sadece düşük proteinli lateks eldivenleri ve lateks içermeyen eldiven kullanan hastaneler ve klinikler, lateks alerjisi vakalarında dramatik düşüşler sağlamıştır. Lateks konusunda önlemler alınması bu konuda çok önemlidir.

    Lateks alerjine bağlı anafilaktik şok geçiren hastaların mutlaka yanında adrenalin otoenjektör taşıması gereklidir. Hastaların adrenalin otoenjektörü kullanmasını öğrenmesi gereklidir.

    Lateks alerjisinde alerji aşısı (immunoterapi) konusunda etkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır ama ülkemizde lateks için immünoterapi yapılmamaktadır. Lateks alerjisinde önlem dışında yeni olarak geliştirilen ilaçlardan anti IgE ile ilgili olumlu sonuçlar bulunmaktadır.

    Lateks alerjenleriyle teması önlemek lateks alerjisinin yaygınlığını azaltmada beklediğimizden daha önemlidir.

  • Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Romatizma, romatoloji, romatizmal hastalıklar

    Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bu yapıları birleştiren bağlarda öncelikle ağrı ve hareket kısıtlılığına, bazen de şişlik ve şekil bozukluğuna neden olan hastalıklara, genel olarak romatizma adı verilmektedir.

    · Romatizma tek bir hastalık değildir. 200’e yakın hastalık bu sınıfa girer. Eklem romatizmaları (osteoartrit, romatoid artrit), yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, boyun ağrısı, bel ağrısı) ve kemik erimesi (osteoporoz) bunlar arasında en sık görülenleridir.

    · Romatizmal hastalıklar genel olarak kadınlarda daha sık görülmekte ve yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Bununla birlikte, erkeklerde daha sık görülen (gut, ankilozan spondilit) ya da ön planda gençlerde görülen (örnek: sistemik lupus eritematozus) hastalıklar da vardır. Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında da görülebilir.

    · Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeni bilinmemektedir. Çoğunlukla bulaşıcı-mikrobik değildir. Kalıtsal özellikler (genetik yatkınlık) bazılarında önem taşır. Eklemlerdeki yükü artıran şişmanlık ya da damar yapısını bozan sigara kullanımı gibi dış etkenlerin engellenmesi romatizmalı hastalar için de yararlıdır.

    · Bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar kas-iskelet sistemi dışında derimizi (kızarıklık, döküntü), iç organlarımızı (akciğer, böbrek, beyin vb.) etkileyebilir.

    · Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için, ilk aşamada hastalığa doğru tanının konulması gereklidir. Romatizmal hastalıklara özellikle erken dönemde tanı konulması güç olabilir ve hastanın bir süre konunun uzmanı tarafından tetkik edilmesi ve izlenmesi gerekebilir. Romatizmal hastalıkların belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir.

    · Romatizmal hastalığı olan her hasta için kişisel bir tedavi planı yapılması gerekir. Başka bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri sizin için uygun olmayabilir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamanız, sizin için yararsız ve tehlikeli olabilir; uygun tedavinin yapılması gecikebilir.

    · Romatizmal hastalıkların bir bölümünde hastalık çok uzun süre devam edebilir. Bu hastalıklara müzmin (süregen) (kronik) hastalıklar denir. Bu durumda tedavininin de uzun süreceğini ve verilen ilaçların hekim kontrolünde sürekli alınması gerektiğini unutmayınız. Yapılan tedaviler hastalığı tamamen yok etmese bile, günlük yaşamınızın ağrısız ve rahat olmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

    · Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller.

    · Doktorunuz teşhisinizin artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit, ön planda, hareketli eklemlerin hastalığıdır. Artritin en önemli belirtileri eklemde ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamamasıdır. Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde, özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk (eklemin hareketlerinde güçlük) daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.

    · Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler.

    · Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder.

    · Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur.

    · Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.

    · Omurga ve leğen kemiği eklemlerini tutan müzmin romatizma hastalığı ise, ankilozan spondilit adını alır. Genç erkeklerde daha sık görülür. Tedavi edilmemesi omurga hareketlerinde kısıtlanmaya yol açabilir.

    · Romatizmalı hastaların hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar konusunda bilgi edinmeleri yaşamlarını olumlu yönde etkiler. Kullanılacak ilaçlar ve yan etkileri konusunda bilgisahibi olmanız gerekir.