Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Tiroid ve gebelik

    GEBELİK VE TİROİD

    1- GEBELİKTE İYOT EKSİKLİĞİ:

    İyot elementi Tiroid hormon sentesi için gerekli olan bir elementtir.Normal sağlıklı bir bayanın günlük iyot ihtiyacı ortalama 150mcg/gün iken gebelerde bu ihtiyaç 300 mcg/güne kadar artış göstermaynağı olmadığından ektedir. Bu nedenlede gebelerde iyot eksikliği sık görülmektedir. Anne karnındaki bebeğin başka bir iyot kaynağı olmadığından annede gelişen iyot eksikliği bebeğide etkilemekte ve özellikle bebeğin zeka gelişimi üzerine olumsuzluk oluşturmaktadır. Bu nedenle bakılabilen gebelerin iyot düzeylerine idrar testi ile bakılmalı ve gerekli olanlara mutlaka iyot takviyesi başlanmalıdır.

    2- GEBELİK VE HİPOTİROİDİ (Tiroid hormon düşüklüğü) :

    Gebelerde hipotiroidinin en sık iki nedeni Hashimoto hastalığı ve iyot eksikliğine bağlı hipotiroididir. Hipotiroidi oldukça önemli bir bulgudur. çünkü gebelik ve bebek üzerine geri dönüşü olmayan bir takım olumsuzluklara yol açabilir. Hipotiroidiye bağlı olarak Bebekte zeka geriliği, gelişim geriliği, düşük riski, plesanta ayrılması, preeklamsi, erken doğum ve doğumda bebekte solunum zorluğu gibi etkiler görülebilir. Bu nedenlede gebelik planlayan bayanların hipotiroidi açısından kontrol edilmesi önerilir. Yine gebe kalmadan önce hipotiroidi nedeni ile tiroid hormon replasman tedavisi alan hastaların gebe kaldıklarında tiroid hormon ihtiyaçları ortalama %25 civarında artış gösterir. Bu nedenle bu durumdaki bayanların takipte oldukları doktorları ile hemen iletişime geçip gebeliğe uygun olacak yeni ilaç dozlarını belirlemeleri gerekmektedir.

    Gebelerde Hipotiroidi riskini tesbit etmek için rutinde TSH, sT4 ve sT3 hormonlarına bakılır. Bazı özel durumlarda doktorunuz ihtiyaç duyarsa TSH ile birlikte tT4 ve tT3 hormonlarınada bakabilir. Bakılan TSH değerleriniz gebelik hastanıza göre yüksek gelirse bu durumda hipotiroidinin sebebine yönelik olarak Anti TPO testi ve tiroid USG testi bakılabilir.Testlerin sonucundan sonra gerekli olanlarda vakit kaybetmeden Tiroid hormon tedavisine başlanır.

    TSH ALT SINIRI

    TSH ÜST SINIRI

    GEBELİK PLANLAYANLAR

    0.5 mIU/mL

    2.5 mIU/mL

    GEBELİĞİN İLK 3 AYI

    0.1 mIU/mL

    2.5 mIU/mL

    GEBELİĞİN 3-6. AYLARI

    0.2 mIU/mL

    3 mIU/mL

    GEBELİĞİN SON 3 AYI

    0.3 mIU/mL

    3 mIU/mL

    Yukardaki tabloda gebe adaylarının ve gebelerin olması gereken TSH değerleri görülmektedir. Hormon değeriniz bu limitlerin dışında ise bir Endokrinoloji doktoru ile irtibata geçmenizde fayda vardır.

    3- GEBELİK VE HİPERTİROİDİ (Tiroid hormon fazlalığı):

    Gebelikte kalıcı hipertiroidinin en sık nedeni Graves hastalığıdır. Fakat bir çok gebede gebelik hormonu olan Beta HCG nin tiroid bezini uyarıcı etkisinden dolayı özellikle gebeliğin ilk 3 ayında tiroid hormonları hafif yükselme eğilimindedir bu durum fizyolojik (normal) hipertiroidiye yol açmaktadır.Gebeliğin Fizyolojik hipertiroidisi özellikle ikiz gebeliği olanlarda , gebeliğe bağlı hiperemeziz gravidarum hastalığı (aşırı bulantı, kusma) olanlarda daha bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlede gebelikte ortaya çıkan hipertiroidide bu iki durumun birbirinden ayrılması için bir Endokrinolog ile irtibata geçilmelidir. Graves hastalığı düşünülen vakalarda mutlaka TSH reseptör Antikor titresine bakılmalıdır. Gebeliğin seyrini olumsuz etkileyebilecek düzeyde hormon yüksekliği tesbit edilen gebelerde mutlaka tedavi başlanmalıdır. Çünkü tedavi edilmeyen hipertiroidi durumunda ölü doğum, erken doğum, preeklampsi, düşük ve bebekte gelişme geriliği gibi çok ciddi gebelik komplikasyonları ile birlikte annede çarpıntı, terleme, titreme, kilo kaybı, uykusuzluk, sinirlilik gibi semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Tedavide öncelikle antitiroid ilaç tedavisi tercih edilmektedir. İlaç tedavisi alamayan veya ilaç ile kontrol altına alınmayan durumlarda ise cerrahi tedavi gündeme gelebilmektedir.

    4- POSTPARTUM TİROİDİT :

    Gebelik öncesinde bilinen Tiroid hastalığı olmayan gebelerde doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde ortaya çıkan tiroid bezinin inflamasyonudur. Bu hastalık özellikle Anti TPO antikoru pozitif olan bayanlarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Klinikte hastalığın hem hormon yüksekliği hemde hormon düşüklüğü ile seyreden evreleri vardır. Hormon yüksekliği evresinde hastalarda çarpıntı, terleme, titreme, uykusuzluk, sininrlilik, kilo kaybı gibi hipertiroidi semptomları ortaya çıkabilir. Hipotiroidi evresinde ise ödem, kabızlık , üşüme , saç dökülmesi, depresyon, kilo artışı gibi bulgular ile kendini gösterir. tanı konulan hastalara hastalığın evresine göre beta Bloker veya Hormon replasman tedavisi başlanabilir.

  • Diyabetes mellitus

    DİYABETES MELLİTUS ( ŞEKER HASTALIĞI ) :

    Tanım : İnsülin eksikliği ve veya insülin direnci sonucunda kan şekerinin yükselmesi ile ortaya çıkan hastalığa Diyabet denilmektedir. Hareketsiz yaşam, Sağlıksız beslenme ve kilo artışı gibi nedenler dolayı diyabetli hasta sayısı ülkemizde ve tüm dünyada adeta bir salgın hastalık gibi oldukça hızlı bir şekilde artmaktadır. ülkemizde yakın geçmişte yapılan TURDEP-2 çalışmasında nüfusun %13.7’sinde diyabet olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda çıkan daha vahim bir sonuç ise ülke nüfusumuzun yaklaşık %28’inde prediyabet dediğimiz şeker metabolizma bozukluğunun olduğudur. Ülkemizde tablo çok kötü olmakla birlikte dünyada ki rakamlarda ülkemizle benzer orandadır.

    Sınıflama : Şeker hastalığının çeşitli tipleri bulunmaktadır. Çok detaya inmeden kabaca sıflamak gerekirse

    1.Tip 1 Diabetes Mellitus: Pankreas bezinde insülin üreten Beta hücrelerinin çoğunlukla otoimmün olarak harap olması sonucunda insülin üretiminin durması ile ortaya çıkan diğer adıda İnsülin Bağımlı Diabetes Mellitus olan formdur. Tip 1 diyabet tüm diyabet vakalarının yaklaşık %10’unu oluşturur. çoğunlukla çocukluk yaş grubunda başlar. Hastalar genellikle zayıftırlar. Tedavide mutlak insülin ihtiyaçları vardır.

    2.Tip 2 Diyabetes Mellitus: Kısmi insülin eksikliği ve ağırlıklı olarak insülin direnci sonucunda ortaya çıkan formdur. Tüm diyabet vakalarının %90’ını oluşturur. Hastalar genellikle 30 yaşın üzerinde ve fazla kiloludurlar. Tip2 diyabette vücutta insülin sentezi devam etmesine karşın özellikle obezite ve diğer faktörlerin etkisi ile bu insülinin etkisine karşı direnç gelişmekte ve kan şekeri yükselmektedir. Tüm dünyada hızla artan diyabet formudur.

    3.Gestasyonel Diyabetes Mellitus: Gebelik öncesinde şeker hastalığı olmayan gebelerde ilk defa gebelikte ortaya çıkan diyabet formudur.

    4.Sekonder Diyabetes Mellitus: Cerrahi, Travma, İlaçlar, Hormonlar ve enfeksiyonlar gibi vücutta insülin üretimini ve kullanılmasını bozan bir çok farklı sebebe bağlı olarak ortaya çıkan diyabet formudur.

    Tanı Kriterleri ve Semptomlar: Genel olarak kan şekeri yükselen kişilerde çok su içme, çok idrara çıkma, ağız kuruluğu, görmede bulanıklık, ellerde ve ayaklarda yanma ve halsizlik gibi semptomlar ortaya çıkar. Aşağıda ki tabloda yer alan tanı değerlerinden bir veya daha fazlasının olması diyabet tanısı koydurur. Tanı konulduktan sonra hastanın klinik özellikleri (yaş,kilo,aile öyküsü vb) ve ek labaratuvar bulguları (c-peptit, insülin, diyabet otoantikorları vb) ile birlikte diyabetin tipi belirlenir.

    TESTLER

    NORMAL

    PREDİYABET

    DİYABET

    Açlık Şekeri (mg/dl)

    <100

    100

    >126

    OGTT 2. Saat şekeri(TKŞ)(mg/dl)

    <140

    140

    >200

    HbA1c (%)

    <5,8

    5,8

    <6,5

    (OGTT: Oral Glukoz Tolerans Testi veya Şeker Yükleme testi)

    Diyabetin Komplikasyonları : Diayabetin koplikasyonları Akut ve Kronik olmak üzere iki gruba ayrılır. Akut koplikasyonlar ani gelişir ve hızlı ve doğru müdehale edilmez ise hayati tehlikeye yol açabilir. Kronik komplikasyonlar ise kan şekeri yüksekliğinin yıllar içinde özellikle damarları ve sinirleri hasara uğratarak diğer organlara (Göz, Böbrek, Ayak, Kalp vb) zarar vermesi sonucunda ortaya çıkar.

    Akut Komplikasyonlar:

    Hiperglisemi (Kan Şekeri Yüksekliği)

    Hipoglisemi (Kan şekeri Düşüklüğü)

    Diyabetik Ketoasidoz (Şeker Koması)

    Hiperosmolar Non-Ketotik Koma (Şeker Koması)

    Kronik Komplikasyonlar:

    Diyabetik Retinopati (Göz Tutulumu)

    Diyabetik Nefropati (Böbrek Tutulumu)

    Diyabetik Nöropati (Sinir Sistemi Tutulumu)

    Koroner Kalp Hastalığı

    Diyabetik Ayak (Geçmeyen Ayak Yaraları)

    Serebrovasküler Olaylar (İnme-Felç)

    Cinsel Fonksiyon Bozukluğu

    Diyabet Tedavisi : Tedavide amaç kan şekerini mümkün olduğunca normal aralıklar içerisinde tutarak Diyabete bağlı olarak gelişebilecek Akut ve Kronik komplikasyonları engelleyip kişide iyilik hali sağlamaktır. diyabet tedavisinde temel olarak üç ana öge bulunmaktadır.

    1- Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Sağlıklı beslenme (Diyet) ve Hareketli yaşam (Egzersiz) ikilisinden oluşur. Diyabet tedavisinde olmaz ise olmaz diyebileceğimiz ve çoğu zaman hastalar ve doktorlar tarafından ihmal edilen en önemli basamaklardan biridir.

    Diyet: Diyabet tanısı alan her hastanın mutlaka bir diyetisyen ile görüştürülmesi gerekir. Hastanın diğer risk faktörleri de(Obezite,Hiperlipidemi, Kalp Hastalığı, Hipertansiyon, Gut vb) göz önüne alınarak hastaya uygun bir beslenme programı başlanmalıdır. İnsülin ve ilaç tedavisi alan hastalara Hipoglisemi semptomları anlatılıp böyle bir durumla karşılaştıklarında neler yapmaları gerektiği mutlaka anlatılmalıdır. Hasta özelinde değişiklikler olabilmekle birlikte diyabetik diyette dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde sıralanabilir.

    – Öğün atlamadan 3 ana 3 ara öğünlü beslenme.

    – Glisemik indeksi yüksek (Basit Karbohidrat) gıdalardan fakir beslenme

    – Diyette lif-posa içeriğini artırma

    – Sıvı tüketimini artırma. (Günde minimum 2.5-3 litre)

    – Kilo fazlası olan hastalarda kilo verdirici kalori kısıtlayıcı diyet

    Egzersiz: Diyabetik hastalar düzenli fiziksel aktivite yapmalrı konusunda mutlaka uyarılmalıdır. Düzenli egzersiz diğer bir çok faydasının yanında insülin direncini azaltarak kan şekeri profiline olumlu katkı sağlamaktadır.Egzersiz programının kişiye özel (Kalp hastalığı vb ek hastalıklarda düşünülerek) olması gereklidir. Diyabetli hastaların egzersiz yaparken dikkat etmeleri gerekenler

    – Egzersizin tipine göre değişmekle birlikte kabaca Haftada 3-5 gün 30-60 dakika aralığında olmalıdır.

    – Kan şekeri<100 mg/dl ve kan şekeri>250 mg/dl durumunda egzersiz yapılmamalıdır.

    – Yemekten hemen sonra Aç karnına egzersiz yapılmamalıdır. İdeali yemekten 1-2 saat sonra başlanmasıdır.

    – Egzersiz sırasında gelişebilecek Hipoglisemi sırasında kullanılmak üzere hastaların yanlarında basit şeker içeren gıdalar bulundurmalıdır (Kesme şeker, Meyve suyu vb)

    – Egzersiz sırasında ayakların korunması ve ortapedik ayakkabıların kullanılması.

    – Hastaların yanında Diyabetli olduğu gösteren tanıtım kartı taşıması.

    – Diyabete bağlı retinopti ve nefropatisi olan hastaların özellikle ağır egzersizlerden kaçınması gerekir.

    – Egzersizin şeker düşürücü etkisi 12-24 saat sürebileceğinden egzersiz sonrası gelişebilecek hipoglisemilere karşı hazırlıklı olunması gerekir.

    2- İlaç Tedavisi : Genel olarak Tip 2 Diyabetli hastaların tedavisinde tercih edilen ajanlardır. Bu ilaçların bir kısmı ağızdan alınırken son dönemde tıpkı insülin gibi deri altına enjekte edilen ilaçlarda kullanıma girmiştir. Antidiyabetik ilaçlar genel olarak kişinin kendi vücudunda ürettiği insülin hormonunu kullanarak kan şekerini düşürürler. Bu nedenlede diyabetik bir hastanın Antidiyabetik bir ilaçtan fayda görebilmesi için vücudunda yeterli insülin rezervi bulunması gerekmektedir. Diyabet tedavisinde kullanılan bir çok farklı ilaç bulunmaktadır. Bu ilaçların seçiminde hastaların diğer özellikleri ve hastalıklarıda düşünülerek karar verilmelidir. Yani bir diyabetli hastanın tedavisinde tek hedefin kan şekerini düşürmek olmadığı bunun yanında diğer sorunları (kilo, kolesterol , hipertansiyon vb) ile de mücadele etmek olduğu bilincinde olunmalı ve kullanılacak ilaçlara buna göre karar verilmelidir. Diyabet Tedavisinde kullanılan ilaçlar aşağıdaki şekilde gruplandırılabilir.

    Metformin

    Sülfanilüre grubu ilaçlar

    Glinidler

    Alfa glikozidaz inhibitörleri

    Glitazonlar

    DPP4 inhibitörleri

    SGLT-2 inhibitörleri

    GLP-1 Agonistleri (Deri altına enjeksiyon ile kullanılırlar)

    Amilin anologları (Deri altına enjeksiyon ile kullanılırlar)

    3- İnsülin Tedavisi : İnsülin şekeri düşüren hormondur. Tip 1 Diyabet ve Antidiyabetik tedavi ile kontrol altına alınamayan Tip 2 diyabetin tedavisinde insülin kullanılır. Ülkemizde halihazırda sadece deri altına enjeksiyon ile kullanılabilen insülin kalemleri bulunurken yurtdışında inhaler (solunum yolu) yolla kullanılan insülin (Afrezza) preperatlarıda kullanıma girmiştir. İnsülin tedavisi en güçlü şeker düşürücü tedavidir. Bu nedenle insülin tedavisi başlanacak hastalara tedavinin etkileri ve yan etkileri ile ilgili olarak detaylı bir bilgilendirme yapılmalı özellikle Hipoglisemi komasına karşı hastalar mutlaka eğitilmelidir. İnsülin tedavisinde günlük enjeksiyon sayısına (sadece bazal veya bazal bolus tedavi ) hastaların kan şekeri profiline göre karar verilir. Kullanılan insülinler etkinlik sürelerine göre 3 gruba ayrılırlar

    Kısa ve hızlı etkili insülinler

    Orta sürede etkili insülinler

    Uzun (bazal) süreli etkili insülinler.

    Diyabette Tedavi Hedefleri:

    HEDEF

    AÇLIK ŞEKERİ

    70 – 120 mg/dl

    TOKLUK 2. SAAT ŞEKERİ

    <140 mg/dl

    HbA1C

    <6.5

    Diyabet Tedavisinde Kullanılan Diğer Tedavi Yöntemleri: Diyabetin tedavisinde kullanılabilecek yeni ilaç ve yöntemleri bulabilmek üzeredünyanın dört bir yanında binlerce bilim insanı çalışmalara devam etmektedir. Bunun neticesinde yakın geçmişte kullanıma girmiş bir çok yeni ilaç ve yöntem olmakla birlikte üzerinde çalışmaların devam ettiği yöntem ve ilaçlarda bulunmaktadır. Bunların bir kısmını sıralamak gerekirse

    Diyabet Cerrahisi (Metabolik Cerrahi) : Halihazırda uygun olan hastalarda uygulanmaktadır

    Sürekli ciltaltı insülin infüzyonu (İnsülin Pompası): Uygun endikasyonlu diyabetik hastaların tedavisinde insülin pompaları kullanılabilmektedir. İnsülin pompa tedavisi bölümümüzde detayları anlatılmıştır.

    İnhaler (Solunum Yolu) İnsülin : Nefes ile içe çekerek kullanılan insülin formudur. Ülkemizde henüz bulunmamakla birlikte yurtdışında kullanıma girmiştir. İlk sonuçlar tedavinin etkin olduğu yönündedir.

    Pankreas Nakli: Klasik organ nakil tedavisi

    Pankreas Adacık Hücre Üretimi (iPSC) ve Transplantasyonu: Diyabet tedavisinde çığır açması beklenen henüz deneysel düzeyde olan tedavi yöntemidir. Şu aşamada oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmiştir. Bu yöntem başarılı olursa yakın gelecekte diyabete kalıcı tedavi olması imkanı vardır.

  • Pkos

    POLİKİSTİK OVER SENDROMU :

    Tanım : Tüm dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen endokrinolojik hastalıklardan biridir. Üreme çağındaki bayanların %5-10’unda PKOS görülmektedir. Nedeni henüz tam olarak bilinmemek ile birlikte hastalığın gelişiminden genetik ve çevresel faktörlerin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Hastalığın tanısında kullanılan 3 ana kriter vardır ve bunlardan en az ikisinin bir arada bulunması tanı koydurur.

    Hiperandrojenizmin (Erkeklik hormonu artışı) klinik ve labaratuvar bulgularının olması

    Adet düzensizliği olması

    Yumurtalıklarda Polikistik yapı görülmesi

    Semptomlar: Hastalarda genellikle ergenlik ile başlayan kronik bir adet düzensizliği vardır. Adet düzensizliğinin yanında bir çok hastada kanda artan Erkeklik hormonlarının (Androjenler) derecesi ile orantılı olarak Akne, Yağlı cilt, Kıllanma artışı ve Erkek tipi saç dökülmesi görülmektedir. Bu şikayetler ile başvuran bayanların yumurtalıklarına ultrason ile bakıldığında Tipik Polikistik yapı (Multipl sayıda milimetrik kistler) görülmektedir. Polikistik overli bayanların overlerinde görülen kistlerin her sağlıklı bayanda görülen folikül kistleri ile ilgisi yoktur.

    Polikistik Over hastalığı kilodan bağımsız olarak insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle PKOS diyabet gelişimi için bağımsız bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hastalar kilo artışına yatkındırlar ve tanı anında bir çok hasta fazla kilolu veya obezdir.

    Tedavi : PKOS tedavisi birden fazla basamaktan oluşmaktadır . Bu basamakları basitçe sıralamak gerekirse

    Adet düzensizliğine bağlı olarak ortaya çıkabilecek Endometrial Hiperplazi, Kansızlık, Rahim Kanseri , Psikolojik problemler ile mücadele edebilmek için Adet Düzenleyici Hormonal tedavi.

    Çoçuk sahibi olmak isteyen bayanlarda infertilite tedavisi

    Hiperandrojenizm bulgularını (Akne, Kıllanma Artışı, Saç Dökülmesi) azaltmak için Antiandrojen ilaç ve hormonların başlanması

    PKOS’un uzun dönem metabolik etkileri (insülin direnci, Diyabet, Kolesterol yüksekliği, Obezite ve Koroner kalp hastalığı) ile mücadele için gerekli tedbirlerin alınması.

    Tanı anında kilo fazlası olan veya Obez olan hastalarda mutlaka kilo kaybına yönelik tedavi başlanması. Kilo kaybı hastalığın hemen tüm bulguları üzerinde olumlu etki yapmaktadır.

  • Tiroid bezi hastalıkları tanı ve tedavisi

    TİROİD BEZİ HASTALIKLARI (GUATR ) :

    Tiroid bezi nefes borusunun hemen önünde yer alan ortalama 20-30 gr ağırlığında sağ ve sol lobdan oluşan kelebek şeklinde bir salgı bezidir. Yutkumakla hareket eder ve kadınlarda erkeklere göre biraz daha büyük olabilir.

    Tiroid bezi metabolizmamızı düzenleyen T3 ve T4 isminde hormonları üretir. Bu hormonların üretimi beynimizde hipofiz bezimizden salgılanan TSH isminde başka bir hormon ile kontrol edilir.

    Çeşitli sebeplere bağlı olarak tiroid hormon miktarımızda azalma olmasına HİPOTİROİDİ , artış olmasına ise HİPERTİROİDİ denilir.

    HİPOTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ :

    Tanım : TSH yüksek iken sT4 ve,veya sT3 düşüktür.

    Semptomlar: Hastalığın derecesine göre değişmek ile birlikte Halsizlik, yorgunluk , kilo artışı, unutkanlık, konsantrasyon düşüklüğü, cilt kuruluğu, kabızlık, saçlarda dökülme, üşüme, seste kalınlaşma, düzensiz ve yoğun adet kanamaları, kısırlık, depresyon, ödem ve kas ağrısı gibi bir çok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Kronik otoimmün tiroidit (Hashimoto Hastalığı) (En Sık Neden)

    İyot Eksikliği

    Tiroiditler

    Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi

    Başka hastalıklar için kullanılan ilaçlar

    Kalıtımsal

    Yaşlanmaya bağlı.

    Sekonder Hipotiroidi (Hipofiz bezi Hastalıkları)

    Teşhis: Hastanın öyküsü ve kullandığı ilaçlar sorgulandıktan sonra mutlaka elle tiroid muayenesi yapılır. Daha sonra kandan tiroid hormonları (sT3,sT4,TSH) , Tiroid otoantikorları (Anti TPO ve Anti TG), gerekli olan vakalarda idrar iyot düzeyi ve Tiroid Ultrasonografi testi istenir.

    Tedavi: Hormon düşüklüğü tesbit edilenlere ihtiyaç duyulan dozda Tiroid hormon replasmanı başlanır. Levotiron, Euthyrox ve Tefor bu amaçla kullanılan ve içinde levotiroksin (T4) dediğimiz tiroid hormonunu içeren haplardır . Hastaların ilaçlarını düzenli olarak kahvaltıdan en az yarım saat önce aç karnına almaları gerekmektedir. Uygun olan hastalara Selenyum takviyesi ve iyotsuz tuz (himalaya tuzu) da önerilmektedir.

    Takip: Hormon replasman tedavisi başlanan hastaların doktorunun uygun gördüğü aralıklarda hormon düzeyi ölçtürmesi ve gerekiyorsa ilaç düzeyinin ayarlanması önerilmektedir.

    HİPERTİROİDİ TANI VE TEDAVİSİ:

    Tanım: TSH düşük iken sT4 ve/veya sT3 hormonunun yüksek olmasıdır.

    Semptomlar: Halsizlik , sinirlilik, çarpıntı, nefes darlığı, Kilo kaybı, sıcağa karşı tahammüzsüzlük, kalabalığa karşı tahammülsüzlük, anksiyete, iştah artışı, adet kanamalarının azalması, terleme, ellerde titreme, ishal , göz bulguları (Graves Hastalığına özel) gibi birçok farklı semptoma yol açabilir.

    Nedenleri:

    Graves Hastalığı

    Toksik nodüler guatr

    Gebelik hipertiroidisi

    Yüksek dozda iyot alımına bağlı

    Tiroiditler

    TSHOMA (Hipofiz Adenomu)

    Diğer hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar.

    Refetoff Sendromu (Tiroid Hormon direnci)

    Teşhis: Klinik semptomları olan bir kişide ilk olarak Tiroid hormonlarına bakılır. TSH düşüklüğü ile birlikte sT4 ve sT3 hormonlarınında yüksek olması hipertiroidi tanısını koydurur . ikinci aşamada hipertiroidinin sebebine yönelik olarak testler yapılır. Bu amaçla TSH reseptör antikoru, Tiroid Ultrasonografisi, Tiroid otoantikorları(Anti TPO ve TG) ve gerekli olan vakalarda Tiroid sintigrafi ve Uptake testleri istenir ve bu testlerin sonucuna göre hipertiroidinin sebebi bulunup sebebe yönelik olarak tedavi tercihi yapılır.

    Tedavi: Hipertiroidi tedavisinde Anti tiroid ilaçlar (Propycil , Thyromazol) ve semptomatik ilaçlar (beta blokerler) , Radyoaktif iyot tedavisi ve Cerrahi tedavi kullanılmaktadır. Bu tedavilerden hangisinin uygulanacağına ise hipertiroidiye yol açan sebebe göre karar verilmektedir. Örneğin Graves Hastalığında öncelikli olarak ilaç tedavisi tercih edilirken, Toksik nodülü olanlarda Radyoaktif iyot veya cerrahi tedavi tercih edilmektekdir. Bazı durumlarda bu tedaviler bir aradada verilebilmektedir.

    Takip: Tedavi amaçlı Anti tiroid ilaç başlanan vakalarda tedavi ortalama 12-24 ay kadar sürdürülür. Bu süreç içinde ortalama 1-2 ay içinde ilaçların yan etki ve etkinlik değerlendirmesi için çeşitli testler bakılarak hastalar kontrol altında tutulur. Tedavi amaçlı Radyoaktif iyot verilen vakalarda ise tedavi sonrası hipotiroidi gelişebileceğinden dolayı belirli aralıklarla hormon kontrolleri yapılması gerekir. Yine Cerrahi tedavi uygulanan hastalardada uygulanan cerrahinin türüne göre operasyon sonrası çeşitli düzeylerde hipotiroidi gelişebilir ve bu durumda ömür boyu tiroid hormon replasmanı gerekir.

    TİROİDİTLER :

    Tanım: Tiroid bezinin inflamasyunu (iltihabi durum) veya inflamasyon benzeri tablo ile seyreden bir grup hastalığna verilen isimdir.

    Tipleri:

    Akut (süpüratif) tiroidit (Enfektif )

    Subakut Tiroidit : 1- Subakut granülomatöz Tiroidit (Ağrılı)

    2- Postpartum (gebelik sonrası) Tiroidit (Ağrısız)

    3- Subakut Lenfositik tiroidit (ağrısız)

    Kronik Tiroidit (Hashimoto hastalığı)

    Fibröz Tiroidit (Reidel Tiroidit)

    Radyasyon Tiroiditi

    İlaca Bağlı Tiroidit

    Semptomlar: En sık sebep olan Hashimoto hastalığı genellikle çok ilerlemedikçe semptom vermez. hahimoto ya bağlı hipotiroidi geliştiğinde hastalar tiroid hormon düşüklüğüne bağlı semptomlar ile başvururlar. daha nadir olarak tiroid bezinin büyümesi (Guatr) ile başvuran hastalarda olmaktadır.

    Subakut Granülomatöz Tiroidit ise genelikle geçirilen bir viral enfeksiyondan günler sonra ortaya çıkar. Boyunda tiroid bezinin olduğu bölgede şiddetli ağrı, Tiroid bezinde şişlik, çarpıntı , terleme ve titreme şikayetine yol açar.

    Genellikle Tiroid bezinin bakteriler veya mantarlar tarafından enfekte edilmesi ile ortaya çıkan Akut Tiroidit ise boyunda ağrı, tiroid bezi üzerinde şişlik, kızarıklık, ateş ,halsizlik ve boyunda lenf nodu gibi bulgular ortaya çıkar.

    Postpartum Tiroidit ise gebelikten sonraki ilk bir yıl içinde bayanlarda görülen ağrı yapmayan ve çeşitli düzeylerde tiroid hormon bozukluğu ve bununla ilişkili klinik semptomlara yol açan bir tablodur. Bu hastalığın seyrinde hem hipertiroidi hemde hipotiroidi safhaları vardır ve buna göre klinik semptomlarda değişkenlik gösterir.

    Fibröz Tiroidit oldukça nadir görülür. Tiroit bezinde fibrozis gelişir. Buna bağlı bez çok sert bir kıvama gelir ve boyundaki çevre dokulara basarak nefes darlığı , yutma güçlüğü gibi semptomlara yol açabilir.

    Çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan İnterferon alfa, İnterlökin-6 ve amiodoran gibi ilaçlar ve boyun bölgesine uygulanan radyoterapi veya radyoaktif iyot tedavisi sonrasında tiroid bezinde yıkım ve buna bağlı ağrı, tiroid hormon bozukluğu semptomları ortaya çıkabilir.

    Tanı: Şikayeti olan hastalarda şüphelenilen nedene yönelik olarak Tiroid Hormonları, Tiroid otoantikorları(Antitpo ve TG), Tiroglobülin, sedimantasyon, CRP, Hemogram, Tiroid Ultrason ve gerekli vakalarda tiroid bezi sintigrafisi ve Uptake testlerinden uygun olanları istenir ve sonuçlara göre tedavi planlanır.

    Tedavi: Genel olarak tiroiditlere gelişen geçici hipertiroidi safhasında antiroid ilaç tedavisi verilmez. Bu dönemde hipertiroidinin semptomlarını bastırmak için beta bloker tedavi, iyotsuz diet gibi yöntemler kullanılır. Tiroidite bağlı gelişen hipotiroidi safhasında ise ihtiyaç duyulan süre ve dozda tiroid hormon replasmanı verilir.

    Ağrılı tiroidit ( Subakut granülomatöz) de ise ağrı kontrolü için öncelikle NSAİİ grubu ilaçlar verilir , bu tedaviye yanıt alınamaz ise oral Steroid tedavisi başlanır .

    Akut enfektif tiroiditte ise Antibiotik ve antifungal tedaviler kullanılır.

    Takip : Kronik tiroidit dışındaki Tiroiditler genellikle uygun tedavi ile birkaç ay içinde tamamen düzelirler. Hastalığın aktif olduğu dönemde tedavi etki ve yan etkisi açısından uygun aralıklar ile kontroller yapılır.

  • Tiroid nodüllerinde lazer ablasyon tedavisi

    Tiroid nodüllerinde lazer ablasyon tedavisi

    TİROİD NODÜLLERİNDE AMELİYATSIZ TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Perkutanöz Alkol Enjeksiyonları (PEE)

    Radyofrekans ablasyon

    Perkutan Lazer Ablasyon Tedavisi (PLA)

    Yüksek Yoğunlukta Odaklanmış Ultrasonik Ses Dalgası Tedavisi (HIFU)

    Perkutan Alkol enjeksiyon tedavisi Kistik nodüllerin tedavisinde cerrahiye alternatif efektif bir işlemdir. İşlem Ultrason eşliğinde polikilinik şartlarında uygulanabilmektedir. Öncelikle Kistik nodüldeki sıvı boşaltıldıktan sonra nodül içine uygun olan miktarda saf alkol enjekte edilmektedir. kistik nodülerde oldukça başarılı ve kolay bir tedavi yöntemidir. işlem sonrası nodüllerin hacmi % 50 ve üzerinde küçülmektedir.

    Radyofrekanf Ablasyon tedavisi solid noüdllerde hacim küçültme amacı ile kullanılmaktadır. USG eşliğinde nodül içine yerleştirilen kataterler vasıtası ile Radyofrekans enerji transferi yapılmakta ve bu sayede nodül volümü azaltılmaktadır.

    Tiroid Lazer Ablasyon Tedavisinde ise yine ultrason eşliğinde nodülün merkezine uygun boyutta Tiroid biyopsi iğnesi ile girilmekte ve bu yoldan ince Lazer fiberleri nodül içine yerleştirilmektedir.Ardından bu fiberler ile lazer enerjisi nodül içine iletilmektedir. Lazer enerjisinin ortaya çıkardığı ısı ile Tiroid noüdllerinde termal Ablasyon sağlanmaktadır. Bu yöntem ile tedavi edilen hastalarda bir yıllık takip sonrasında nodül hacminde %50-%80 arasında küçülme olmaktadır. işlem poliklinik şartlarında uygulanabilen kısa süreli bir işlemdir. Ciddi bir komplikasyon içermemektedir.

  • Tiroid nodüler guatr

    TİROİD NODÜLLERİ (NODÜLER GUATR ) :

    Tanım: Tiroid bezinden köken alan, radyolojik ve patolojik olarak bezden farklı karaktere sahip olan lezyonlara tiroid nodülü denilir. Kadınlarda daha sık görülür ve her iki cinsiyette yaşlanma ile görülme sıklığı artar. Ultrasonografik olarak toplumda %60 lara varan oranda bir nodül sıklığı bulunmaktadır. Yani oldukça yaygın olan bir sağlık problemidir.

    Semptom: Tiroid nodülleri genellikle semptom vermezler bu nedenlede çoğunlukla başka bir sebeple yapılan baş boyun görüntülemesinde (USG, CT, MRI) veya doktor muayenesi sırasında tesadüfi olarak tesbit edilirler. Bunun yanında özellikle büyük boyutlu nodüller boyun ön bölgesinde şişlik, ses kısıklığı , yutma güçlüğü, nefes darlığı gibi bası semptomlarınada yol açabilirler. Yine hormon üreten nodüller (sıcak nodül) hipertiroidiye (tiroid hormon fazlalığı) yol açarak çarpıntı, terleme, titreme, sinirlilik, kilo kaybı gibi semptomlarada yol açabilirler.

    Nodüllere Yaklaşım: Şüphelenilen kişilerde ilk yapılması gereken Tiroid bezi muayenesi ile ele gelen nodül olup olmadığına bakmaktır. Nodül saptanan kişilerde mutlaka TSH düzeyine ve Tiroid Ultrasonografi testine bakılmalıdır. Şayet TSH baskılı(düşük) gelirse nodülün hormon üretip üretmediğini (sıcak/soğuk nodül) anlayabilmek için mutlaka Tiroid bezi Sintigrafi testi yapılmalıdır. Yine nodül tesbit edilen hastalarda Ailevi Tiroid kanseri ( Medüller Ca) riskini ekarte edebilmek için bir kereye mahsus Kalsitonin düzeyide bakılmalıdır. Bu testlerden sonra gerekli görülen vakalarda diğer Tiroid kanserleri riski açısından Tiroid İnce İğne biyopsisi planlanmalıdır.

    Tedavi: Tiroid nodüllerinde genel olarak Cerrahi ve Radyoktif iyot (Atom) tedavisi olmak üzere iki farklı tedavi yöntemi vardır. Yapılan testler sonucunda : .

    Malign (Tiroid kanseri içeren) veya Malinite şüphesi olan nodül : Cerrahi tedavi önerilir

    Sıcak nodül (hormon üreten ) : Hastanın diğer özellikleride göz önüne alınarak Cerrahi veya Radyoaktif iyot tedavisi önerilir.

    Soğuk (hormon üretmeyen) ve Bening (iyi huylu) karakterde olmasına rağmen yutma güçlüğü, ses kısıklığı,nefes darlığı gibi bası semptomu yapan nodüller: Cerrahi tedavi önerilir.

    Hormon üretmeyen, Bening karakterli ve Bası semptomu yapmayan nodüller: Herhangi bir işlem yapmadan uygun aralıklarda takip önerilir.

    Takip: Nodülün Ultrasonografide görülen özelliklerine göre takip eden Endokrinoloğunuzun uygun gördüğü aralıklarda yeniden değerlendirmesi yapılır. Bu değerlendirmelerde nodülün büyümesi, kanlanması , fonksiyonu gibi özelliklerine bakılır. Şüpheli bir değişim farkedilen nodüllerden Tiroid biyopsisi yapılır.

    Nodül Nedeni ile Cerrahi veya radyoaktif iyot tedavisi uygulanan hastalara tedavi sonrası genellikle Tiroid hormon tedavisi başlanır ve uygun aralıklarda hormon düzeylerinin kontrol edilmesi gerekir.

  • Tiroid tümörleri

    Tiroid tümörleri

    TİROİD TÜMÖRLERİ

    Tanım: Vücudumuzdaki tüm organlar gibi tiroid Bezinde de iyi (Bening) veya Kötü (Malign) karakterli tümörler ortaya çıkabilmektedir. Tiroid kanseri genellikle Tiroid nodüllerinden köken alır ve tedavi edildiğinde oldukça iyi prognoza sahiptir. Kadınlarda Erkeklere oranla daha sık görülür. Tüm Tiroid nodülerinde ortalama kanser riski %5′ dir. Nadir olarak bazı Ailevi Genetik Sendromların seyri sırasında da görülebilen tiroid kanser türleride vardır.

    Türleri: Tiroid kanserleri için çok detaylı sınıflama şemaları olmakla birlikte toplumda en sık görülen tiroid kanser türleri aşağıdaki gibidir.

    Papiller Tiroid Kanseri (En sık görülen Tip)(İyi diferansiye)

    Foliküler Tiroid Kanseri ( ikinci sıklıkta görülen tip)(İyi diferansiye)

    Medüller Tiroid Kanseri (Ailevi olabilen Form)

    Anaplastik Tiroid Kanseri (En az görülen Fakat Çok kötü Seyri olan Tip)

    Tiroid Bezi Lenfoması

    Diğer kanserlerin (Meme, Akciğer vb) Tiroide metastaz yapması.

    Semptomları: Tiroid kanserleri genelikle tiroid Nodüllerinden köken aldıkları için kilnik olarak Tipik tiroid nodül semptomları ile bulgu verirler (Tiroid Nodülleri Bölümünden Bakabilirsiniz). Tipik nodüllerden farklı olarak Çok hızlı büyüyen nodüller, Ses kısıklığına yol açan nodüller ve muayenede aşırı sert karakterde olan nodüllerde malinite ihtimali diğer nodüllere göre daha fazladır.

    Teşhis: Tiroid Bezinde nodül tesbit edilen kişilerde öncelikle Ultrasonografik olarak nodül incelenir. Daha sonra şüpheli görülen nodüllerden TİİAB (Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsi) yapılır. Biyopsi örneklerinin patolog tarafından incelenmesi ile kesin tanı konulur. Aiesinde tiroid kanser öyküsü olanlar ve daha önce boyun bölgesinden Radyoterapi tedavisi görmüş olanlar Tiroid kanseri açısından ektra riske sahip olduklarından bu kişilerde tesbit edilecek Tiroid nodüllerinin mutlaka biyopsi ile değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

    Tedavi ve Takip: Yapılan Tiroid biyopsisi sonucunda Tiroid kanseri yada kanser şüphesi çıkan kişiler vakit kaybetmeden ameliyata gönderilir. Yapılacak Ameliyatın Türüne (total yada parsiyel Tiroidektomi) Hastanın klinik verilerine göre karar verilir. Ameliyat sonrası çıkan patoloji raporuna göre hastaların risk derecelendirmesi (düşük- orta- yüksek) yapılır. Bu derecelendirme sonrası orta-yüksek riskli grupta yer alan papiller veya foliküler tiroid kanserli hastalara Radyoaktif İyot Ablasyon Tedavisi ve sonrasında tüm vücut tarama testi yapılır. Daha sonra hastalara yine risk gruplarına göre uygun olan dozda Tiroid Hormon tedavisi başlanır. Tedaviler sonrasında ek şikayeti olmayan hastalar ortalama 6-12 ay aralığında kontrol muayeneleri ile değerlendirilir. Bu muayeneler sırasında Tümör Markerı (Tiroglobülin,AntiTG,Kalsitonin), Boyun Usg, Tiroid Hormonları bakılır. Şüpheli durumlarda daha ileri tetkikler (Tüm vücut I131 Tarama, PET CT, MRI vb) gibi işlemlerde yapılabilir.

    Tiroid Kanserleri diğer kanserlerden farklı olarak Anaplastik tiroid kanseri dışında özellikle papiler ve foliküler tiroid kanserleri uygun tedavi verildiğinde oldukça iyi bir seyre sahiptirler .

    Tiroid Ultrasonografide Malinite Açısından Anlamlı Bulgular:

    Nodülün Hipoekoik (siyah renkli) görülmesi

    Nodül içerisinde Mikrokalsifikasyonların görülmesi

    Nodülün sınırlarının düzensiz olması

    Nodül etrafında halo olmaması

    Nodül içinde Kanlanma artışı olması

    Nodül Uzunluğunun>genişlik olması

    USG de bu bulgulardan bir yada birkaçının bir arada olması nodülün mlign olma ihtimalini artırır ve bu özelliklere sahip nodüllerde mutlaka tiroid biyopsi incelemesi yapılması önerilir.

  • Bel kalça ağrılarım var romatizma hastası olabilir miyim ?

    Bel ağrıları hemen herkesin ömründe en az bir defa yaşayabileceği bir ağrı tipidir. Kimi bu ağrıyı çok şiddetli yaşarken kimimiz de bu ağrıları daha düşük şiddette yaşamaktadır. Aklımızda bulunması gereken bir bilgi bu tür ağrıların özellikle omurgayı ve kalçanın içerisindeki eklemleri tutabilen bir romatizmanın bulgusu olabileceğidir. Bu tür ağrılar sıklıkla kalça üzerinde olmasına rağmen aşağı bel bölgesinde zamanla da tüm omurga ve boyun bölgesinde de olabilmektedir. Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği Ankilozan Spondilit (AS) hastalığıdır.

    Romatizma Kaynaklı Bel Ağrılarının Özellikleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının özellikleri toplumda sık görülen özellikle fıtıklar kaynaklı mekanik olarak adlandırılan ağrılardır. Romatizma kaynaklı ağrılar genellikle 20 li yaşlarda orta çıkar fakat 40 yaşına kadar da görülebilir. Romatizma dışı ağrılar ise çoğunlukla 40 lı yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Romatizma kaynaklı ağrılar uzun sürelidir. Genel olarak 3 ayı geçen ağrıları daha çok romatizma kaynaklı olarak yorumlamaktayız. Mekanik ağrılar ise sıklıkla başladıktan 1 ay içerisinde azalıp geçmektedir. Romatizma kaynaklı ağrılar sıklıkla geceleri hasta uyuduktan sonra artış gösterip hastalar sıklıkla sabahları ağrılı uyanmaktadır. Bu ağrılar hasta güne başlayıp, yürüdükçe azalmaktadır. Ancak mekanik olarak yorumladığımız fıtık türü ağrılar sıklıkla hasta hareket ettiği ya da günlük işlerine başladığı zaman ortaya çıkmaktadır. Mekanik ağrılar hasta dinlendikçe azalır. Bu iki tür ağrıyı ayırmanın en önemli ip ucudur.

    Romatizma Nedenli Bel Ağrılarının Ayırımında Kan Tetkiki Var mıdır?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarında hastaları dinlediğimiz zaman bu tür ağrıları düşünebilmekteyiz. Ancak bunu kanıtlamamız yani düşündüklerimizi doğrulamamız gerekmektedir. Bunun için kan tetkiklerinden sıklıkla yardım almaktayız. Romatizmal kaynaklı bel ağrılarının büyük çoğunluğunda kandaki iltihap testleri yükselmektedir. Ayrıca gerek duyulan hastalarda HLA B27 olarak bilinen genetik test tanıya yardımcı olabilmektedir. Ancak bu genetik testi herkese uygulamamaktayız. Mekanik kaynaklı ağrılarda kan testleri tamamen normal olarak bulunmaktadır.

    Romatizma kaynaklı ağrılarda kan tetkikleri bize yardımcı olsada asıl olarak tanıyı net olarak görüntüleme yöntemleri ile koymaktayız. Uzun süren hastalıkta tanıyı basit bir röntgen ile koyabilmemize rağmen, yakınması yeni başlayan ya da erken dönem hastalarda tanı için sıklıkla Manyetik Rezonans (MR) desteği almamız gerekmektedir. Hastalık için tipik görüntüler olduğu için tanıyı çok rahatlıkla koyabilmekteyiz. Mekanik kaynaklı ağrılarda da MR yöntemine başvurabiliyoruz ancak onlardaki bulgular çok farklı olmaktadır.

    Romatizmal Kaynaklı Bel Ağrılarında Tedavi Yöntemleri Nelerdir ?

    Romatizma kaynaklı bel ağrılarının tipik örneği olan AS hastalığının tedavisinde NSAİ olarak adlandırılan ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar ilk seçenek ilaçlardır. Bu ilaçların tekli ya da bir arada kullanımlarına karşı hasta yakınmalarında değişiklik olmaması durumunda hastanın klinik durumu ve hastalığın şiddeti de göz önünde bulundurularak biyolojik tedaviler başlanabilmektedir.

  • Ailesel akdeniz ateşi hakkında güncel bilgiler

    Ailesel Akdeniz Ateşi ülkemizin sık görülen romatizmal hastalıklarından biridir. FMF ismi hastalığın ingilizce baş harflerinin kısaltmasıdır (Familial Mediterranean Fever).

    Peki FMF hastalığının şikayetleri hangi yaşlarda başlar ?

    FMF hastaların önemli çoğunda 20 yaşına kadar bulgularını gösterir. Ancak şikayetlerin çok belirgin olmayan hastalarda 20 yaşından sonrada hastalık ortaya çıkabilir.

    Hastalığın şikayetleri nelerdir ?

    FMF hastalığının en sık bulgusu tekrarlayan karın ağrısıdır. Ancak bu karın ağrısı diğer ağrılarından farklıdır. Bu karın ağrısı giderek şiddetlenen ve aralıksız 24-72 saat sürmektedir. Ayrıca karın ağrısına ateş eşlik eder. Hastayı yatıracak kadar şiddetli bir ağrıdır. Şüphesiz ki bu ağrının en önemli diğer özelliği ağrıların tekrar etmesidir. Hasta atak bittikten sonra hiç bir şey yokmuş gibi normal hayatına devam eder.

    Karın ağrısının yanında tekrar eden göğüs ağrıları bir diğer sık görülen bulgudur. Hastaların göğüs tek tarafında batma tarzında ağrı yakınması olur. Bu yakınması 3-5 gün arasında değişir. Batıcı karakterdedir ve hastanın nefes almasını dahi etkiler.

    Eklemlerde tekrar eden ağrı şişlikler yani eklem iltihabına neden olur ve genellikle diz eklemi bundan etkilenir. Ayak bileklerinde tekrar eden kızarıklık ve ağrı ile kendini gösterebilir. Bu bulguların hepsi tekrar edici özelliğe sahiptir.

    Bu bulguların dışındaki bulgular daha nadir olarak görülen bulgulardır. Örneğin hastaların tek bulgusu tekrar eden ateş olabilir. Hastaların ateşleri ataklar halinde yükselip 2-3 gün yüksek kalabilir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur ?

    Hastalığın tanısı için hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve atak halinde bakılabilecek bazı kan tetkikleri ile tanı konur. Yani hastalığın tanısı ağırlıklı olarak klinik yani yakınmaları ile konur. Çok nadir vakalarda FMF gen testleri istenebilir. Ancak bu gen testi şikayetleri belirgin olan hastalarda kesinlikle istenmez. Ayrıca ailede biri FMF hastasıysa diğer şikayeti olmayanlarda da bu testi istemenin hiç bir anlamı yoktur.

    FMF Tedavisi nasıl olur ?

    FMF için olmazsa olmaz ilaç çiğdem çiçeği kökünden elde edilen kolşisin adlı ilaçtır. Bu ilacı hastaların sürekli kullanması gerekmektedir. Çünkü ilacı kullanmayı bıraktıklarında hastalık tekrardan başlamaktadır. Kolşisin adlı ilacı hastaların ömür boyu kullanması gerekir. Genel olarak hastaların büyük kısmı kolşisine iyi yanıt vermektedir. İyi yanıt vermeyen hastalar içinse son yıllarda özellikle kullanılmaya başlanan anakinra ve canakimumab adlı biyolojik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlara yanıt özellikle kolşisine yanıt vermeyen hastalarda çok iyi olmaktadır.

    FMF hastalığı tedavi edilmediğinde yada hastalar takipsiz kaldığında ise amiloidoz olarak bilinen rahatsızlık gelişir. Hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan bazı iltihabi maddelerin iç organlarda birikmesi sonucu gelişen bir tablodur. Özellikle de böbreklerde birikim yaparak böbrek yetmezliğine neden olabilmektedir.

  • Behçet hastalığı hakkında güncel bilgiler

    Behçet hastalığı, Türk dermatoloji doktoru Ordinaryus Profesör Hulusi Behçet tarafından ilk olarak tanımlanan romatizmal bir hastalıktır. Cilt, göz, eklem, damar gibi bir çok organ sistemini etkilemektedir. Hastalık çoğunlukla 20 li yaşlardaki erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Erkek kadın cinsiyet arasında belirgin bir fark olmamasına rağmen erkeklerde hastalık daha ağır olarak seyretmektedir.

    Hastalığın Bulguları Nelerdir ?

    Behçet Hastalığı yakınmaları ağırlıklı olarak 20-30 lu yaşlarda ilk olarak ortaya çıkmaktadır. En sık görülen bulgu ağız içerisinde tekrar eden yaralardır. Bu yaralar tekrar edici vasıfta, ağrılı yaralardır. Yaraların tekrar etme sıklığı hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Burada bir açıklama getirmek gerekir çünkü ağız içi tekrar eden yaralar bir çok kişide görülebilmektedir. Bu kişilerinde önemli bir kısmında hiç bir hastalık bulunmamaktadır. Behçet hastalığı tanısı almak için hastada diğer şikayetlerinde bulunması gerekmektedir.

    Genital bölgede tekrar eden ağrılı yaralarda hastalığın sık görülen bulgularındandır. Bu yaralar 3-5 gün kadar sürüp kişinin hayatını olumsuz olarak etkileyecek özelliktedir. Oral ve genital ülserlerin dışında ciltte sivilce benzeri lezyonlar, özellikle bacaklarda ağrılı kızarık lezyonlarda Behçet hastalığının sık görülen bulgularındandır.

    Behçet hastalığının tutuğu önemli yerlerden biriside gözdür. Gözde Üveit olarak adlandırılan tekrar edici vasıfta iltihabi durumlara yol açabilmektedir. Üveit gözde ağrı, bulanık görme kızarıklık ve görme kaybı gibi durumlara yol açabilmektedir. Tekrar eden üveit atakları tedavi edilmediği takdirde görme kaybına yol açmaktadır.

    Bu sık görülen bulguların dışında hastalık eklemlerde ağrı, şişme yani iltihabi durumlara yol açabilmektedir. Damarlarda tıkanıklık yada genişleme durumları oluşturarak ölümcül olabilmektedir. Ayrıca beyin, bagırsak gibi organlarda tutulum yapabilmektedir.

    Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır ?

    Hastalıkların birçoğunda olduğu gibi Behçet hastalığında da hastanın şikayetlerinin, kendi ve aile özgeçmişlerinin dinlenmesi ile tanı konulur. Çoğu hastada tanı koymak için ek bir teste gerek kalmaz. Ancak hastaların bir kısmında gerek kan tahlilleri, gerekse görüntüleme yöntemleri ve daha az olarak da genetik testler istenebilir.

    Behçet Hastalığının Tedavisi Nasıldır ?

    Behçet hastalığı genç erkek hastalarda ağır seyredebilmektedir. Bu hastaların takibi bu yüzden büyük önem taşımaktadır. Her hastaya aynı ilaçları vermiyoruz. Hastalardaki tutulum yerlerine göre ilaç tercihinde bulunuyoruz. Damar tutulumu yada göz tutulumu olan bir hastayla, sadece ağız içinde yaraları, cilt yaraları olan hastalara aynı tedaviyi vermiyoruz. Kolşisin, kortizon ve immunsupresif olarak adlandırdığımız ilaçları çoğunlukla tercih etmekteyiz. Bu ilaçların ne kadar süre ve ne kadar dozda kullanılacağı hastadan hastaya değişiklik göstermektedir.

    Son olarak bir kez daha vurgulamak istiyorum. Behçet hastalığı ölümcül olabilen bir hastalıktır. Her hastanın takibi büyük önem taşımaktadır. Takibi düzgün yapılan hastaların sonuçları çoğunlukla çok iyi olmaktadır.