Kategori: Dahiliye – İç Hastalıkları

  • Ürtiker tedavisi nedir ?

    Ürtiker toplumda kurdeşen ya da dabaz adıyla bilinir. Toplumun %10-20’sinde görülebilen bir hastalıktır. Hastalık deride yoğun kaşıntı, kızarıklık ve kabarıklık atakları ile seyreder. Ürtiker yuvarlak, oval görünümdedir. Bazen büyük plaklar şeklinde de olabilir. Hastaların %40’ında dudak, dil, boğaz, göz kapağı, el, ayak ve genital bölgede renksiz çok belirgin şişlikler (anjioödem) görülür. Bu şişlikler asimetrik olur ve kolayca fark edilir. Ürtiker ve anjioödem 24 saat içinde iz bırakmadan iyileşir takip eden günlerde yeniden çıkabilir. Ürtiker genellikle akşamları olmayı tercih eder. Anjioödem bazı hastalarda ürtiker olmaksızın tek başına ortaya çıkabilir. Ürtiker ve anjioödem atak sıklığı hastaya göre değişkenlik gösterir. Akut ve kronik olmak üzere 2 türü vardır. Hastalık 6 haftadan kısa sürerse akut ürtiker, 6 haftadan uzun sürerse kronik ürtiker adı verilir.

    Ürtiker nedenleri: Enfeksiyonlar, ilaçlar, besinler ürtiker nedeni olabileceği gibi, bazı kronik hastalıklar (heapatit, troidit, hipertroidi, romatizmal ve oto-immün hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları) ile de birlikte görülebilir. Özellikle ürtikerin kronik formunda hiçbir neden saptanamaz. Neden saptanamayan ürtikere türüne idiyopatik ürtiker ismi verilir. Antibiyotikler, özellikle anti-romatizmal özellik taşıyan ağrı kesiciler, MR (manyetik rozenans), BT (bilgisayarlı tomoğrafi)’de kullanılan radyokontrast maddeler ürtikere neden olabilir. Stres, anti-romatizmal ağrı kesiciler, enfeksiyonlar ürtiker ataklarını tetikleyebilir. Basınç, terleme, soğuk ve sıcak gibi bazı fiziksel faktörler de ürtikeri tetikleyebilir. Örneğin iç çamaşır ve çorapların sıktığı alanlarda ürtiker ortaya çıkması basınç ile ilişkilidir. Diğer bir örnek soğuk denize girildiğinde yada vücudun ısınması ile başlayan ürtiker soğuk ve sıcak ile ilişkilidir.

    Bilinenin aksine idiyopatik ürtiker ve anjioödem hava yolunu kapatarak hayati tehlikeye yol açmaz ve bulaşıcı bir hastalık değildir. Fakat kaşıntı ve şişlikler yaşam kalitesini çok düşürür. Hastalar tedavi edilmediği sürece sık acil servise başvururlar. Ürtikerin nedenlerini araştırmak için kan tetkikleri ve alerji deri testi (deri prick testi) yapılır. Kan testleri ve alerji testleri normal saptanırsa idiyopatik ürtiker ve/veya anjioödem teşhisi konur. Ürtikerin nedeni besin ya da ilaç alerjisi olursa bu besin ve ilaçlar kesilince hastalık ilaç tedavisine gerek kalmadan tamamen düzelir. Neden saptanamayan durumlarda hastalık bir süre sonra ilaç tedavisi ile düzelir. Ürtiker tedavi süresi hastaya göre değişir. Tedaviye anti-histaminler ile başlanır, ciddi kronik ürtiker ve anjioödem atakları kısa süreli kortizon tedavisi ile baskılanır. Fakat yan etkileri nedeni ile uzun dönemde kortizon tedavisi verilmez. Anti-histaminlere yanıt alınamaz ise 28 günde bir deri altından yapılan Anti-IgE tedavisi uygulanır. Bu tedavilere de yanıt alınmaz ise daha farklı ilaç tedavilerine geçilir.
    Ürtiker ve anjioödem geçmişte tedavisinde güçlükler yaşanan bir hastalık iken günümüzde tedavi edilemez bir hastalık olmaktan çıkmıştır.

    Sağlıklı günler dilerim….

  • Bahar alerjisi ve alerjik astım

    Bahar alerjisinin nedeni polenlerdir. Baharın gelmesi ile birlikte tabiat uyanır ve bitki örtüsü zenginleşir. Bu dönemde çayır otları, bir çok yabani ot, selvi ve zeytin gibi birçok ağaç gözle görülmesi gözle görülmesi mümkün olmayan polenlerini atmosfere salar. Bu polenler havada serbest bir şekilde dolaşır ve rüzgarlar ile çok uzak mesafelere taşınabilirler.

    Bahar alerjisi olan bireyler bu aylarda evden dışarı çıktıklarında, ev veya iş yerindeyken pencerelerini açtığında havada serbestçe dolaşan polenler ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın neticesinde polenler nefes yoluyla hava yollarımıza, gözümüze giderek hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, kulak ve damakta kaşıntı, her iki gözde sulanma, kaşıntı, kızarıklık gibi belirtilere yol açar.

    Ortaya çıkan bu belirtiler bahar alerjisi, polen alerjisi, saman nezlesi, alerjik nezle olarak adlandırılır. Adından da anlaşılacağı üzere hasta nezle olduğunu düşünür. Hastalar yakınmalarını “benim nezle /gribim hiç geçmiyor, yazın bile nezle oluyorum, bütün gün hapşırıyorum, elimde burun akıntımı silmek için bütün gün tuvalet kağıdı ile dolaşıyorum” şeklinde ifade eder. Alerjik nezle çoğu kez sağlık çalışanları ve hastalar tarafından enfeksiyona bağlı nezle ile karıştırılır.

    Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımına ve tanıda gecikmelere yol açar. Talihsiz bir şekilde birçok nezle grip ilacı antihistamin ve dekonjestan denen alerji ilaçları içerdiği için bu ilaçlar alerjik nezle belirtilerini azaltacağı için tanı karmaşası daha da artar. Unutmayınız ki alerjik nezlede etken mikroorganizma olmadığı için ateş görülmez.

    Polen alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde olur ve polen sezonu bitince bütün hastalık belirtileri tamamen düzelir, fakat her yıl benzer mevsimlerde hastalık belirtileri yeniden başlar ve genellikle her geçen yıl alerjik nezle şiddeti artabilir ve/veya süresi uzayabilir. Hastaların üçte birinde alerjik astım gelişebilir. Alerjik astım belirtileri ise öksürük, göğüste hırıltılı solunum, nefes darlığı, göğüste baskı ve beyaz renkli balgam çıkarmadır. Hastalar göğüsteki hırıltı sesini “sanki göğsümde kedi mırıldıyor” şeklinde ifade eder. Bu yakınmalar akşam ve geceleri, sabahın erken saatlerinde artar. Sigara dumanı, deodorant, parfüm, egzersiz , üst solunum yolu enfeksiyonları, gülme ile tetiklenebilir.

    Polen alerjisinin tanısı deri testi (deri prick testi) ile konur. Tedavide hastalar polenler hakkında bildilendirilir ve korunma yöntemleri anlatılır. Alerjisi olanlar ilkbahar ve yaz aylarında kapı ve pencereleri kapalı tutmalıdır. Sabahın erken saatleri ve ikindi vakti polenlerin yoğun olduğu saatlerdir. Yine bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçla seyahat ederken aracın camını açmak yoğun miktarda polen maruziyetine neden olacaktır. Polen alerjisi olanlar, eve geölince saçlarını yıkamadan yatmamalı ve günlük giysilerini değiştirip, giysilerini çamaşır sepetine atmalıdır.

    Tüm bu tedbirlere karşın polenler tabiatın bir parçası olması nedeniyle polenlerden tamamen korunmak mümkün olmadığı için hastanın şikayetleri azalsa da olmaya devam eder. İlaçlar çok etkili olmakla birlikte kullanıldığı sürece işe yarar, ilaçlar bırakıldığında tüm belirtiler geri gelir. Bu nedenle polen mevsimi bitene kadar hastaların ilaçlara ara vermeden kullanmaları önerilir. İlaçlar hastalığı yok edemediği için ya da alerjinin zamanla ilerlemesini ya da astıma dönüşmesini engelleyemediği için elverişli hastalara aşı tedavisi başlanabilir. Aşı tedavisi polen alerjisi ve alerjik astımın şiddetini azaltabilir ya da düzeltebilir ve yeni alerjilerin gelişmesini engelleyebilir. Aşılarda neye alerjiniz var ise o alerjen yer alır. Alerjiniz olan alerjen cilt altına ya da dil altına belirli ve düzenli aralıklarla ve küçük küçük artan dozlarda verilirse o alerjenle doğal yollarla karşılaştığınızda ya daha az tepki verir ya da hiç tepki vermezsiniz.

    Günümüzde cilt altı ve dil altı olmak üzere iki tür aşı vardır. Cilt altı aşılar ilk 2-4 ay haftada bir gün, daha sonra 4 haftada bir koldan insülin enjektörü ile uygulanır. Dil altı aşılar ise dil altına her gün konur. Her iki aşı yönteminde tedavi süresi 3-5 yıldır. Aşıların etkisi geç başlar, etkinin başlaması haftalar ve aylar sürebilir. Aşılar kesildikten sonra aşıların koruyuculuğu uzun yıllar devam eder. Tedavi süresi uzadıkça, aşıların kesildikten sonraki koruyuculuk süresi o kadar uzar. Her iki aşılama yöntemi etkili olmakla birlikte daha eski bir aşı yöntemi olan cilt altı aşılar daha etkilidir. Bu nedenle enjeksiyon korkusu olmayan çocuk ve yetişkinlerde cilt altı aşı tedavisi daha elverişlidir. İğne korkusu olan kişilerde dil altı aşı tedavisi öncelikli tercih edilebilir. Aşı tedavisinde tedaviden alınacak yanıtlar kişiye ve alerjisi olan alerjen sayısına göre değişir.

    Aşı tedavisi Dünya Sağlık Örgütü’nün onayladığı birçok Avrupa ülkesi ve Amerika’da uygulanan eski bir tedavi yöntemidir. Aşılar kortizon içermez ve hamile kalan hastalarda aşı tedavisi kesilmeden devam edilir. Aşıların alerjik reaksiyon dışında hiçbir yan etkisi yoktur. Alerjik reaksiyon gözlenirse aşı dozu değiştirilerek bu etki ortadan kaldırılabilir. Eğer alerjik reaksiyon düzeltilemez ise tedavi sonlandırılır.

    Özetle başarılı bir tedavi için alerjinizi öğrenmeli, elinizden geldiğince polenlerden kaçınmalı, ilaç tedavisi beraberinde uygun bulunursanız aşı tedavisi yaptırmalısınız . Aşılardan yarar gören hastalarda ilaç sayısı ve/veya dozları azaltılabilir ya da kesilebilir. Bahar alerjiniz olduğunu düşünüyorsanız hastalığınızı küçümsemeyiniz ve mutlaka alerji uzmanına başvurunuz. Çünkü hastalık belirtileri başlangıçta hafif olabilir, kronik seyirlidir zamanla ilerleyebilir ve alerjik astıma dönüşebilir.

    Sağlıklı günler dilerim…

  • Sedef hastalığı ve sedef romatizması

    Sedefi deri ve cilt hastalığı deyip geçmeyin bu aslında bir Bağışıklık Sistemi hastalığıdır!!!

    Tam nedeni bilinmemekle birlikte bağışıklık (immüm), genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etki ettiklerinde şüphe edilen sedef hastalığı dünyadan yaklaşık 125 milyon kişiyi etkilemektedir. Vücutta sistematik etkileri olan, deriyle sınırlı olmayan aslında ihmal edilmemesi gereken bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Herhangi bir hastalığın belirtilerinden şüphelenildiğinde hemen bir uzmana danışılmalıdır. Unutulmamalıdır ki bir hastalığın tedavisinde en önemli etmenlerden birisi de erken teşhistir.

    Psöriazis halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir, deride kızarıklık, soyulma ve beyaz pullamaları olan döküntülerle karakterize edilir, ancak sedef sadece bir kozmetik sorun olan bir cilt hastalığı değildir. Sedef hastalığı vücudun kendi bağışıklık (immüm) sistemi tarafında deriyi hedef alarak saldırılmasından kaynaklanır, bu yüzden de bir bağışıklık sistemi (ototimmün) hastalığı olarak tanımlanır. Sedef hastalığı, genetik arka planı alan kronik ve karmaşık bir deri hastalığıdır. Sedef hastalığı vücudun kendi bağışıklık sistemi tarafından deriye hedef alarak saldırmasından kaynaklanır bu yüzden bağışıklık sistemi hastalığı olaraktan tanımlanır. Sedefte derinin yanı sıra eklemler omurga da bağışıklık sistemin saldırısına uğrayabilir ve ortaya eklemler omurga iltihaplı romatizmasının gelişmesine neden olabilir. Bu iltihaplı romatizma, Sedef Romatizması olarak bilinir, beş tipi vardır ve neredeyse vücudun herhangi bir eklemini tutabilir, psöriyatik arteritin tedavisi başlangıçta kortizon içermeyen ilaçlardan ibarettir, fakat artrit bu birinci basamak ilaçlara yanıt vermezse, kas iskelet sistemi aynı zamanda İç Hastalıkları ve Bağışıklık Sistemi uzmanı olan romatologlar, hastalığın daha uzun süre kontrol altına alınması için ve vücutta daha fazla immüm hasarının gelişmemesi için bağışıklık sistemini manipüle eden romatizma ve biyolojik adlı ilaçları kullanırlar.

    Cilt ve eklemlerin ötesinde, sedef hastalıkları sistematik olan hastalıklara olan bağıntısı son 10 senede birçok bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır. Kardiyovasküler risk faktörü bir aradan toplanmasıyla ortaya çıkan ve Metobolik Sendromumu olarak tanımlanan, sedef hastalarında genel topluma nazaran iki kat daha sıklıkla görünmektedir. Dolayısıyla, kolesterol yüksekliği, tansiyon hastalığı, kandaki yağ oranı ( trigliserid) fazlalığı, şeker hastalığı ve diyabet öncesi ( insülin direnci) gibi rahatsızlıkların sedef hastalığında görülme sıklığı daha fazladır. Sedef hastalığıyla görünen bu risk faktörlerin her biri kalp hastalığı gelişmesine risk arttırmasıyla birlikte, birçok çalışmada sedef hastalığın yarattığı kronik enflamasyon ve iltihabi durum da ayrıca bu risk faktörlerin birbiriyle sinerjik etki yaratarak Koroner Arter/ Kalp Damar hastalığın gelişmesine 2.5 kat arttırmaktadır. Bilimsel çalışmalarda sistematik tedavi yöntemleri özellikle romatolog tarafından romatizma için verilen bazı “ iltihap giderici” ilaçlar, kalp krizin ve koroner kalp hastalığı oranlarının istatiksel açıdan anlamlı bir şekilde azalttığı da kanıtlanmıştır.

    Ayrıca sedef hastalarında iltihaplı barsak hastalığı, kanser, karaciğer yağlanması ve depresyon gibi sağlık sorunları da daha fazla görülmektedir. Ruh sağlığını en çok olumsuz etkileyen hastalıkları olarak bilinir; sedef hastalığı Amerika’da yapılan çalışmalarda sedef hastaların % 96’sının görüntüsünden rahatsız olduğu, %36’sı eşlik eden uyku bozukluğu olduğu, % 40 toplumdan izole yaşadığı görünmüştür. En önemlisi bulgu da sedef hastalarının %20’si intihar düşüncesi içinde olması dikkat çekmiştir.

    TEDAVİDE YENİ YAKLAŞIM

    Bütün bu sebeplerden dolayı, tüm dünyada artık trend olan sedef hastalığının gittikçe bir deri hastalığın ötesinde olduğu ve olası sistematik tutumlardan dolayı bütün tedavi sadece bir dermatoloji ( cildiye) uzmanına yüklenmesi doğru olmadığı düşünülmektedir. Dünyada tıp camiası ve sağlık kuruluşları artık ekip çalışması ve “multidisipliner” yaklaşımla sedefin ( Deri romatizma ve diğer sistemik tutulumları) daha iyi tedavi edilebileceği düşünülmüştür. Eskiden sedefin “ cilt lezyonlarına bir dermatolog “ ve “romatizmasına bir Ramotolog “ bakılmasından ibaretti, ancak çalışmalara göre tedavi yöntemlerinde sedef hastaların dörtte üçünün tedavilerinden memnun olmadığı ve üçte birinin tedavilerinde etki bulamadığı belirlenmiştir. Artık tedavi yöntemlerin ve sistemik hastalıkların risk değerlenmesinde farklı branşlarla birlikte ( örneğin kardiyolog, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı, aile hekimi, diyetisyen gibi uzmanlar) kontrol altına alınması hastaya en iyi sonuç getireceği düşülmektedir. Sedef hastasına doğru zamanda en uygun ( klasik ve en yeni) tedavilerin verilmesi konusunda bir Ramotolog uzmanıyla önemi gittikçe artmaktadır, çünkü artık orta- şiddetli sedef ve sedef romatizma hastalarında olay cilt ve eklem tutumundan çıkmış olup öncelikle temeldeki bağışıklık sistemi bozukluğu doğru tedavisiyle “ kaynaktan kontrolü” söz konusudur. Romatem uzman doktor kadrolarını, teknolojik ekipmanı ve Kaplıca bölgesindeki konumunu göz önünde bulundurursak , çok yakında Bursa Romatem Hastanesi sağlık turizm çerçevesinde dirençli Sedef ve sedef romatizmaları için tedavi paketleri planlamaktadır.

    Özel Bursa Romatem Hastanesi bu konuda sedef cilt ve sedef romatizmasının multidisipliner yaklaşımıyla işbirliği yapabilecek Türkiye’nin nadir merkezlerinden biridir. Kendi hekim kadrosunda tam zamanlı uzman Ramotolog, Fizik Tedavi ve Diyetisyen doktorları bir arada bulundurmakla beraber modern ve yeni tedavi yöntemlerini ilaçlı veya ilaçsız tamamlayıcı tıp yöntemlerini özellikle Balneo- Fototerapi ve termal tedaviyle birlikte bağdaştırıp, doğru yapabilen dünyanın sayılı sağlık kuruluşlarından biri olmaktadır. Özel Bursa Romatem Hastanesi, etkili ekip çalışmasını ve sunabileceği farklı ve başarılı tedavi yöntemlerini bir an önce dünyaya bildirip Bölgesel Sedef Tedavi merkezi olma yolundadır ve özel Sağlık Turizm paketleri çalışmalarına başlamıştır.

  • Enflamatuar bel ağrıları

    Tüm dünyada bel ağrısı oldukça yaygın bir problemdir. Bel ağrılarının onlarca sebebi vardır.

    Bel ağrıların büyük bir kısmı yapısal bozukluklar, disk kayması ve bel fıtığı gibi “mekanik” nedenlerle ortaya çıkar. Bu tip mekanik ağrıların büyük bir kısmı bel bölgesini zorlamakla, örneğin ağır bir şey kaldırmak veya aşırı hareket etmek gibi faktörlerle tetiklenmektedir. Yine bu mekanik ağrıların büyük kısmı istirahat etmekle de azalır.

    Oysa Enflamatuar bel ağrıları, hiç zorlanma veya travma olmaksızın sinsi bir şekilde ortaya çıkar. Enflamatuar bel ağrılarının en belirgin özelliği; istirahat ile kötüleşmesi ve hareket ile azalmasıdır. Mekanik bel ağrılarının neredeyse tam tersidir. Enflamatuar bel ağrısı aynı zamanda tıp dilinde iltihaplı bel ağrısı olarak bilinmektedir. Enflamatuar bel ağrılarındaki söz edilen iltihap, enfeksiyon veya abse gibi mikrobik iltihaplı durumlardan farklıdır. Enflamatuar bel ağrılarında “mikrop içermeyen” vücudun kendi ürettiği “mikropsuz” iltihap söz konusudur. Bu yüzden enflamatuar bel ağrılarının büyük kısmı halk arasında “iltihaplı bel romatizması” veya “omurga iltihabı” hastalığı olarak bilinen Spondiloartropati olarak adlandırılan iltihaplı romatizma grubu altında tanımlanır. Bu Spondiloartropati grubu hastalıklarında Ankilozan Spondilit (Suna Pekuysalîn hastalığı), Psöriatik Artrit (sedef romatizması), İltihaplı Barsak Hastalığına bağlı Reaktif Artrit gibi hastalıklar bulunmaktadır. Bu arada her enflamatuar bel ağrısı kesin Ankilozan Spondilit anlamına da gelmez.

    Enflamatuar bel ağrıları kesinlikle dikkate alınması gereken durumlardır. Özellikle 40 yaşından genç olan hastalarda 3 aydan fazla sabah tutukluğu ve bel ağrıları yaşanıyorsa, istirahat ile bel ağrısı kötüleşip hareket ettikçe azalıyorsa, bu belirtiler yüksek olasılıkla enflamatuar (iltihaplı) bel ağrısından kaynaklanıyordur. Romatoloji Uzmanları özellikle sabah tutukluğuna dikkat ederler. Sabahları en azından 30 dakika gibi süren hareket kısıtlığı, bel bölgesinde enflamatuar bel rahatsızlığının önemli bir habercisidir. Birçok hasta, sabah uyandığında sadece gözlerini açmanın sabaha hazır olmak için yeterli olmadığını söyler. Hasta sabah kalktığında kişisel bakımında ve kıyafet giymekte zorlanır. Çoğu ancak işe vardıktan 2 saat sonra bellinde tutukluk hissinin açıldığını tarif eder. Bu hastalarda gecenin ikinci yarısında, sabaha karşı özellikle saat 03:00 – 05:00 arası, şiddetli ağrı veya bel tutukluğu olur. İhtiyacı için uyanırsa, banyoya giderken farkına varabilir ancak ağrı çok şiddetliyse ağrı sebebi ile de uyanabilir. Enflamatuar bel ağrılarının özelliği gün içersinde azalma ve birçok insanda tamamen kaybolmasıdır. Hareket ve egzersizlerle rahatlaması ve birçok hasta “sanki gün içinde başka insanım, ağrılarım veya tutukluğum tamamen kayboluyor ama sabah kalkığımda 90 yaşında birisi gibi oluyorum” gibi benzer tarifler verir.

    Enflamatuar bel ağrıların başka bir özelliği NSAII olarak tanımladığımız anti-enflamatuar ilaçlara yanıt vermesidir. Enflamatuar bel ağrıları kontrol altına alınmadığı taktirde ilerleyici bir hastalık haline gelir, çünkü sinsi bir tarzda ilerleyebilir. Bu yüzden Ankilozan Spondilit gibi enflamatuar bel ağrısı ile bilinen “iltihaplı romatizma” hastalığı biz Romatoloji uzmanlarının bir an evvel doğru ve kesin teşhisini koymaya çalıştığımız bir hastalıktır. Enflamatuar bel ağrıları zamanında tedavi edilmezse omurgada birbirine kaynaşmaya yol açabilir. Ankilozan Spondilit sadece bir enflamatuar bel romatizması değildir. Yıllarca topuk ağrılarıyla gezebilir, yıllarca boyun ağrısı bazen de kalça veya kaburga ağrıları da eşlik edebilir. Uzun süre bel ağrısı olduğu sanılan hastalar, hala bel ağrıları devam ediyorsa mutlaka bir Romatolog tarafından gözden geçirilmesi gerekir.

    Senelerdir “mekanik” ağrıları olan hastada aslında enflamatuar bel ağrısı ile bilinen bir Spondiloartropati çıkabilir. Maalesef ülkemizde Ankilozan Spondilit tanısı almış hastaların büyük kısmı yıllarca “mekanik” bel fıtığı tanısıyla gezmiş ve kimisi bel ameliyatı olmuş ama fayda görmemiş hastalardır. Bu yüzden özellikle gençlerde ortaya çıkan bel ağrısını dikkate alıp önemsemeli ve Enflamatuar olup olmadığının teşhisini bir an evvel koymalıyız.

  • Antiaging (sağlıklı yaş alma)

    UZAYAN ORTALAMA YAŞAM ÖMRÜ İLE BİRLİKTE SAĞLIKLI YAŞ ALMA UYGULAMALARI OLDUKÇA YAYGIN HALE GELMEKTEDİR. ANTI-AGING UYGULAMALARI YAŞLANMAYI MÜMKÜN OLDUĞU KADAR YAVAŞLATMA VE BİREYİ BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİREREK ORANTILI VE SAĞLIKLI YAŞLANMASINI SAĞLAMAK AMACI İLE YAPILAN UYGULAMALARDIR. İNSANIN YAŞLANMASIYLA BİRLİKTE ORTAYA ÇIKAN FONKSİYON BOZUKLUKLARNIN GİDERİLMESİ , TEDAVİSİ,İÇİN TÜM TIBBİ İMKANLAR KULLANILIR.

    SAĞLIKLI YAŞ ALMA UYGULAMALARINDAKİ İLK AMACIMIZ KİŞİLERİN HASTALANMAMASINI SAĞLAMAKTIR. KLİNİĞİMİZ ÖNCELİKLE KORUYUCU HEKİMLİK FELSEFESİNİ BENİMSEMİŞ OLUP TÜM DANIŞANLARIMIZ SAĞLIKLI BESLENME, GEREKLİ FİZİKSEL AKTİVİTE VE YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİNİN ÖNEMİ KONUSUNDA BİLGİLENDİRİLMEKTEDİR.

  • Ozontedavisi

    OZON TEDAVİSİ: OZON ÜÇ OKSİJEN ATOMUNDAN OLUŞAN GAZ HALİNDE BİR MOLEKÜLDÜR. KENDİSİ OKSİDAN BİR MOLEKÜL O3 DAMAR İÇİ, KAS İÇİ, REKTAL,VAJİNAL , TOPİKAL UYGULAMALARLA VÜCUDA VERİLDİĞİNDE HÜCRELERİ İHTİYACI OLAN OKSİJENE KAVUŞTURUR VE VÜCUDUN KENDİ İYİLEŞTİRİCİ ANTİ OKSİDAN SİSİTEMİNİ AKTİVE EDEREK İYİLEŞME SAĞLAMAKTADIR.

  • Endoskopik kilo verdirme programları

    Endoskopik kilo verdirme programı mideye kilo verdirici ilaç enjeksiyonu (Mide botoksu) veya mideye balon yerleştirilmesi uygulamasını da içeren sağlıklı kilonun devam ettirilebilmesi için gerekli yaklaşımların bütünüdür.

    PROGRAM NASIL İŞLEMEKTEDİR

    Her hasta deneyimli gastroenterolog ve diyetisyen tarafından gerekli zaman ayrılarak birebir değerlendirilmektedir. Vücut kitle indeksi 27.5 ve 40 arasında olan ve yaklaşık 20 kg civarı kilo kaybı hedefleyen kadın ve erkekler için uygun bir programlardır. Daha yüksek vücut kitle indeksine sahip kişilerde de uygulanabilmektedir.

    Endoskopik kilo verdirme programıyla uzun süreli kilo kaybının sağlanması yanı sıra bu program kişilere kısa sürede hızlı ve güvenilir kilo kaybı olanağı sunmaktadır. Endoskopik yöntemle hızlı kilo verdirilmesi sağlanıyor ve diyetisyen, yaşam tarzı değişikliği gibi destek yaklaşımlarıyla da kalıcı kilo kaybı hastada sağlanmış oluyor.

    Endoskopik kilo verdirme programları aşağıdaki yaklaşımları içermektedir.

    1-Endoskopik tedavi yaklaşımları konusunda deneyimli gastroenterolog tarafından değerlendirme

    2-Diyetisyen kontrolünde diyet düzenlenmesi

    3-Mide enjeksiyon (ilaç-mide botoksu) uygulaması

    4-Mide Balon uygulaması

    BAŞLANGIÇ DEĞERLENDİRMESİ

    İlk basamak olarak konusunda deneyimli bir gastroenterolog tarafından değerlendirileceksiniz. Muayenenizle birlikte hastalıklarınızı ve aile hikayenizide içeren geçmiş medikal hikayeniz, kilo verme hedefleriniz doktorunuzla birlikte değerlendirilecektir. Kilo verdirme programının ayrıntılarını ve sormak istediğiniz soruları doktorunuzla paylaşabileceksiniz. Size uygun olan uygulanacak programı doktorunuz ile değerlendireceksiniz.

    DİYETİSYEN KONSULTASYONU

    Konusunda deneyimli diyetisyenimiz ile yaklaşık 1 saati bulan bir diyet değerlendirmesi yapacaksınız. Bu görüşme esnasında yeme alışkanlıklarınız ve sağlıklı bir diyet yaklaşımını hayatınıza yerleştirilmesi için değerlendirmelerde bulunacaksınız. Diyetisyenimizin size ayrıca özel gıdalar, beslenme ürünleri ve yaşam tarzı değişiklikleri konusunda önerileri olacaktır.

    AYAKTAN ENDOSKOPİK İŞLEMLER İLE KİLO VERME PROGRAMI

    Belirli miktarda, ameliyat olmadan, hızlı ve güvenilir kilo verme isteğiniz varsa deneyimli gastroenteroloğumuz basit, ağrısız endoskopi ile mide enjeksiyonu veya mide balonu uygulamalarını yapmaktadır. Bu uygulamalar ile mide kasına ilaç-toksin enjeksiyonu veya mideye yumuşak yer kaplayıcı balon yerleştirilmesi yapılmaktadır. Bu işlemler ile midede uzamış tokluk hissi ile 3-6 ay gibi bir sürede kilo kaybı sağlanmış olmaktadır.

    PROGRAM ÜCRETLERİ VE RANDEVU

    Kilo verdirici program ücretleri hasta tarafından karşılanmaktadır. Sigorta kabul edilmemektedir.

  • Yetişkinde demir eksikliği anemisi (kansızlık) sorunları ve nedenleri

    ANEMİ, YANİ HALK ARASINDA BİLİNEN KANSIZLIĞIN EN YAYGIN NEDENİ DEMİR EKSİKLİĞİDİR. DÜZEYİ NE OLURSA OLSUN BİR KİŞİDE DEMİR EKSİKLİĞİ SAPTANIRSA TEDAVİDEN ÖNCE MUTLAKA BUNA NEDEN OLABİLECEK SEBEBLER ARASTIRILMALIDIR.

    DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİNİN SEBEBLERİ:

    KAN KAYBI: KADINLARDA ERGENLİK DÖNEMİNDEN MENAPOZA KADAR OLAN DONEMDE AŞIRI VE VEYA UZUN YADA DUZENSIZ ADET KANAMALARI EN ÖNEMLİ SEBEBTİR. UYGUN DEMİR TEDAVİSİ İLE BİRLİKTE JINEKOLOJIK MUAYENE ŞARTTIR. ÇÜNKÜ BİZ HASTALARIMIZA DEMİR TEDAVİSİ VEREREK KANSIZLIĞINI DUZELTEBILSEK BİLE BU BAHSETTİĞİM ADET PROBLEMİ NEDENI ILE HASTA KAN KAYBI YASAMAYA DEVAM EDECEGI ICIN BİR MÜDDET SONRA TEKRAR KANSIZLIK GELİŞECEKTİR.

    ERKEKLERDE VE MENAPOZ SONRASI BAYANLARDA İSE DURUM DAHA FARKLIDIR. BU GRUPTA DEMİR EKSIKLIGININ ARASTIRILMASI BÜYÜK ONEM ARZ EDER. OZELLIKLE MİDE BAĞIRSAK SISTEMINDEN KAN KAYIPLARI; GİZLİ MİDE VE BAĞIRSAK KANAMALARI ( ÖZELLIKLE SIK VE GEREKSIZ AĞRI KESICI KULLANANLAR) MİDE VE BAĞIRSAK ULSERİ, KOLİTLER, HEMOROIDLER, MİDE VE BAĞIRSAK TÜMÖRLERİ GİBİ SEBEBLER DISKIDA GIZLI KANAMA TESTI VE DAHA ILERI BASAMAK ENDOSKOPI VE KOLONOSKOPI ILE ARASTIRILMALIDIR.

    YETERSIZ DEMİR ALIMI: VEJETERYANLAR VE YASLILAR

    DEMİRİN VÜCÜDA GERI EMILIMINDE PROBLEM: İSHAL VE VEYA SIK SIK KARIN AĞRISI ATAKLARI OLAN KİŞİLERDE ÖZELLIKLE COLIAK HASTALIĞI DEDIĞIMIZ BUGDAYDAKI GLUTENE KARSI GELISEN ALLERJIK REAKSİYON SONUCU ORTAYA CIKAN HASTALIK ARASTIRILMALIDIR. ( 3 HAFTADAN FAZLA SÜREN)

    ARTMIS DEMİR GEREKSINIMI: GEBELİK, LOHUSALIK, GELİŞME ÇAĞI

    DEMİR EKSİKLİĞİ NİN BELİRTİLERİ NELERDİR? NASIL ŞÜPHELENEBİLİRİZ?

    HALSİZLİK, ESKİYE GÖRE CABUK YORULMA, SÜREKLİ KENDİNİ YORGUN HİSSETME, UYKU HALİ, KONSANTRASYON BOZUKLUĞU ( OZELLIKLE OKUL ÇAĞLARINDAKİ COCUKLARDA DERS BASARISINDA AZALMA) BULANTI, İŞTAH AZALMASI VE TAT ALMADA AZALMA, DEPRESYONA EĞİLİM, ÇARPINTI, ANİ TANSİYON DÜŞMESİ YADA YÜKSELMESİ, SİNİRLİLİK, GECMEYEN BAŞ AĞRILARI , NEFES DARLIĞI, SAÇ DÖKÜLMESİ, TIRNAKLARDA KOLAY KIRILMA, AĞIZ İÇİNDE YARALAR, SIK SIK UCUK CIKMASI GİBİ BİR COK BELİRTİ OLABİLİR.

  • Kışa girerken d vitamini eksikliği

    D vitamini; yağda eriyen vitaminler arasında yer almakta olup aynı zamanda VÜCUTTA SENTEZLENİP DEPOLANABILEN BİR HORMONDUR.

    Kaynakları bakımından farklı, fakat yapı ve oluşumları bakımından birbirine benzeyen 2 türlü D vitamini vardır. Bitkiler içinde bulunan, bir ön vitamin olan VE ciltte toplanan D2 VİTAMİNİ VE Vücutta sentezlenen Hayvansal kaynaklı besinler içinde de alınabilen ( BALIKLAR; ÖZELLIKLE SOMON BALIĞI, SARDALYA VE YUMURTA SARISI, DANA KARACİĞERİ) D3 VİTAMİNİDİR. SANILANIN AKSİNE Süt D vitamini içeriği yönünden zengin değildir

    Son yıllarda, D vitamini eksikliği ve yetersizliğinin, yaygın kanserler, KALP VE DAMAR HASTALIKLARI, OBEZİTE, , ENFEKSİYONLARA EĞİLİMİN ARTMASI,SIK GRİP VE BENZERİ SOLUNUM YOLU HASTALIĞINA YAKALANILMASI, OTOIMMUN DEDİĞİMİZ VÜCUDUN KENDİ KENDİNE YARATTIĞI İLTİHABİ HASTALIKLAR dahil olduğu bir çok kronik hastalıklar İLE İLİŞKİLİİ OLDUGU bulunmuştur. Aynı zamanda D vitamini eksikliği osteoporoz, ( KEMİK ERİMESİ) düşme ve kırıklar için bir risk faktörüdür.

    D VİTAMİNİ İÇİN EN ÖNEMLİ KAYNAK GÜNEŞ IŞIGIDIR. Haftada en az 2 kez saat 10:00 ile 15:00 arasında yüz , kolların VE AYAK BİLEĞİNDEN DİZLERE KADAR BACAKLARIN güneş koruyucu sürülmeden 20-30 dakika direkt (arada cam,tül olmadan) gün ışığına maruz bırakılması vücut için en önemli d vitamini kaynağıdır.

    D vitamini eksikliğinin BELİRTİLERİ: Halsizlik, Yorgunluk, saç dökülmesi, Depresyon eğilimi, Vücutta kramplar, YAYGIN KEMİK VE EKLEM AĞRILARI, TERLEME (ÖZELLİKLE BAŞ VE ENSEDE) VÜCUTTA UYUŞMA ve karıncalanma hissi , kilo alma, yüksek tansiyon, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, kabızlık veya ishal gibi sindirim SİSTEMİ sorunlarI GİBİ birçok şikayete yol açabilir.

    Peki kimler d vitamini eksliği için risk grubundadır;

    yaşlılar, 0-24 ay çocuklar, doğurganlık çağındaki kadınlar, gebe ve emziren kadınlar , Koyu renk cilt rengine sahip olanlar ve yetersiz güneş ışığı alan erişkinler, Yaz aylarında güneş koruyucularını sık kullanan kişiler, kronik karaciğer ve böbrek rahatsızlığı olanlar, barsaklarda emilim kusuru olan hastalar ( sık sık uzun süreli ishal olanlar, çöliak hastalığı olanlar) obezite tedavisinde uygulanan gastrik- bypass ameliyatları sonrasında ve obezite tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, , Mide veya barsakların bir kısmı alınan kişilerr, uzun süre kortizon kullananan kişi,ler, epilepsi (sara hastalığı) tedavisi nde kullanılan bazı ilaçlar, Düşme öyküsü olan yaşlı yetişkinler ve huzurevlerinde kalan yaşlılar, herhangi bir travma olmadan kırık öyküsü olan yaşlı yetişkinler RİSK GRUBUNDADIR.

  • Nedir bu hashimoto?

    Son yıllarda adını sıkça duymaya başladığımız, değişen ekolojik denge, artan iş ve yaşam stresi, yine sıkça adını duyduğumuz doğal olmayan beslenme ( katkı maddeli ürünler) biçimi, hayatımıza giren ve özellikle gençlerimizde adeta bir yaşam biçimine dönüşen ileri teknolojinin ( cep telefonu, bilgisayar, radyasyon, FM radyo dalgaları, mikrodalgalar, x ışınları vs) kullanılması ile GENÇ KUŞAKTA daha da artacağı aşikar olan VE KADINLARDA görülme sıklığı daha fazla bu rahatsızlığı biraz inceleyelim.

    Hashimoto hastalığı; tiroid bezinin iltihabıdır. Bu iltihap; bildiğimiz basit bir boğaz iltihabı, bir üst solunum yolu enfeksiyonu sinüzit rahatsızlığı gibi , yada bir alt solunum yolu ve veya idrar yolu enfeksiyonu gibi genelde bakteriler ile oluşan ve anbiyotik tedavisi ile iyileşen bir iltihap değildir. Bu iltihab dediğimiz durum, kendi Vücudumuzun tiroid bezimize saldırması (otoimmun ) sonucu ortaya çıkan tiroid bezinin kısmen ve veya tamamen işlevini yitirmesi sonucu hormon salgıyamaması durumudur. İşte bu vücudumuzun kendi kendine yaptığı otoimmun dediğimiz bu durum yukarda saydığım faktörlerden dolayı giderek artmakta ve korkulan o ki artarak ta devam edecek.

    NE GİBİ BELİRTİLER İLE KENDİNİ GÖSTERİR?

    BELİRTİLER KİŞİDEN KİŞİYE DEĞİŞEBİLİR. HASTALIĞIN ŞİDDETİ VE TANI ANINDAKİ DURUM’a ( ERKEN TANI ERKEN BAŞVURU, GEÇ TANI, GEÇ BASVURU GİBİ) GÖRE FARKLILIK GÖSTEREBİLİR.

    Halsizlik, Yorgunluk, Çabuk yorulma, çarpıntı, terleme, Sabah yorgun kalkma, uyku kalitesinde bozulma , saç dökülmesi, Yüzde ödem, , Göz altlarında şişlik, Ciltte kuruma, çatlama, pullanma, El ve ayaklarda ödem, bacaklarda şişme Soğuğa ve veya sıcağa tahammülsüzlük, çok üşüme, sıcakta bile sıkı giyinme, Kilo alma ve veya kilo verme , Kabızlık, yaygın vücut ağrıları, kas ağrıları Depresyon ve huzursuzluk, çabuk sinirlenme , kavgacı ruh hali, Hafıza zayıflaması, unutkanlık, Konsantrasyon güçlüğü, Adet düzensizliği, tekrarlayan gebeLİKLerde düşük yapma , kısırlık, İmpotans, Cinsel istekte azalma, gibi çok geniş bir yelpaze de belirti VE BULGULARI olabilir.

    HASHİMOTO NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

    YUKARDAKİ BELİRTİLERDE BAHSETTİĞİM GİBİ KİŞİNİN YAŞAM KALİTESİNİ CİDDİ ORANDA BOZAN YAKINMALAR İLE BİRLİKTE, BERABERİNDE BİRTAKIM DİĞER OTOIMMUN HASTALIKLARIN DA HASHIMATO RAHATSIZLIĞI OLANLARDA DAHA SIK GÖZÜKMESİ (Şeker hastalığı , böbrek üstü bezi rahatsızlıkları, Testis ve yumurtalık iltihabı, Paratiroid hormon azlığı, Hipofiz bezi iltihabı, B12 vitamin eksikliğine bağlı kansızlık, Vitiligo (ciltte beyaz alanlar olması) Romatoit Artrit (küçük eklem iltihabı) Trombosit isimli kan hücre azlığı, Myastenia gravis vb. (kaslarda ağrı ve güçsüzlük yapan bir kas hastalığı) ÖNEMİ Nİ DAHADA ARTTIRMAKTADIR.

    TANI VE TEDAVİ:

    AÇ KARINA SABAH ALINAN KAN ÖRNEĞİ İLE TİROİD BEZİNİN HORMON SALGIYAMAMASI SONUCU OLUŞAN EKSIKLIĞİN DERECESİ SAPTANIR VE UYGUN DOZLARDA HORMON TEDAVİSİ AĞIZ YOLU İLE VERİLİR. BELİRLİ ARALIKLAR İLE VERDİĞİMİZ İLAÇ DOZUNUN YETERLİLİĞİ, YİNE KAN TESTİ İLE TESPİT EDİLİR.