Obezitenin yaygınlaşması ile birlikte zayıflamaya yönelik teknikler daha çok duyulur ve araştırılır hale geliyor. Mide balonu da uzun yıllardır güvenle kullanılan tekniklerden birisi… Bence zayıflamaya yönelik tekniklerden daha da önemli olan hastanın bu durumun farkında olup buna çözüm bulmaya çalışması ve bu konuda çaba sarfetmesi…
Diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı düzenlemeleri sonrası yardımcı teknikler kilo kaybını kolaylaştırır ve uyumu artırır. Mide balonu tekniğinde öncelikli olarak endoskopi ile yemek borusu ve mide değerlendirilir.
Mide balonu yerleştirmeye engel bir problem yoksa midenin uygun yerine mide balonu yerleştirilip şişirilir. Mide balonunun midede kaldığı dönemde mide hacmi küçüldüğü için tüketilen gıda miktarı azalmakta bunun yanında sindirim sistemi tarafından salgılanan hormon düzeylerinde değişiklikler de bu süreçte kilo kaybına yardımcı olacaktır. Geri döndürülebilir bir yöntem olması nedeniyle cerrahi yöntemlere göre mide balonunu daha avantajlı bir hale getirmektedir. Morbid obezlerde (VKI>50 ) cerrahi öncesinde, ameliyat sırasında gelişebilecek komplikasyonları azaltmak için de kullanılmaktadır.
Yemek borusundaki oluşumlar (cepçikler, kanser vb.), kasların çalışmasını bozan nörolojik problemler yemek yerken yiyeceklerin boğazımıza takılmasına neden olur.Ayrıca bazı romatizmal hastalıklarda da yemek borusu rahatsızlıkları riski artmıştır. Bu rahatsızlıklara yönelik yapılan tetkiklerde radyolojik değerlendirme, endoskopik değerlendirme çok büyük önemlidir. Böyle bir probleminiz varsa mutlaka bir gastroenteroloğa başvurmalısınız.
Son dönemde probiyotik ve prebiyotik özellikli tedavi yöntemleri tıbbın her bölümünde popüler olmaya başladı. Peki gerçekten prebiyotik ve probiyotik her şey mi? Her toplumun kendine özgü bir bağırsak florası vardır. Yaşadığımız ortam beslenme şeklimiz bağırsak florasının oluşmasında büyük etkiye sahiptir. Zamanla toplumun beslenme alışkanlıklarının değişmesi ile birlikte bağırsak florasındaki üyelerin hakimiyeti de değişmektedir. Bununla birlikte birtakım hastalıkların daha sık görülmesi, tıbbı literatürde bağırsak florası ile daha fazla araştırma yapılması, bağırsak florası ile hastalıklar arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermektedir. Ancak bizim bağırsak florasımızı istediğimiz kompozisyona getirecek (!) kadar çok probiyotik ürün bulunmamaktadır. Ayrıca hastalıkların oluşmasında sadece çevresel faktörler ve diyet alışkanlıklarımız yoktur. Bu yüzden lütfen sadece probiyotik kullanarak hastalıklarımdan kurtulacağım algısını en azından mevcut tıbbi bilgiler ışığında aklımızdan silelim. Sağlıklı beslenelim, besin öğelerimiz arasında mutlaka probiyotik içerikli gıdalar olsun ama tanı konmuş hastalıkların çözümünü sadece probiyotiklerde aramayalım.
Endoskopi genel bir ifade olup ucunda ışık ve kamera olan silindirik bir cihaz ile organların iç duvarlarının ve lümeninin incelenmesi işlemidir. Üst gastrointestinal sistem incelenmesi halk arasında endoskopi olarak adlandırılır. Üst gastrointestinal işlem endoskopisi; ağız yolu ile girilerek sırasıyla yutak, yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağının incelenmesi işlemidir. İşlem esnasında organların iç duvarları dikkatli bir şekilde incelenir, doku değişiklikleri, ülser odakları ya da normal görünüşün dışında farklı bir görüntüye sahip olan yerlerden özel aletler ile biyopsi dediğimiz doku parçaları alınır. Bu bölgelerde ufak kanamalar görülebilir. Bu geçici bir durum olup kanama- pıhtılaşma sistemi ile ilgili bir sorunu olmayan bireylerde hiçbir probleme neden olmaz. Biyopsi alınan kısımdaki doku çok hızlı bir şekilde kendini yenilemektedir. Halk arasındaki bazı inanışların aksine kanser düşünülen dokudan endoskopik biyopsi alınması onun yayılmasına neden olmamaktadır. Üst gastrointestinal sistem endoskopisi öncesinde hastalar 8-12 saat öncesinden yemek yemeyi kesmelidir. İşlemden önceki 4 saate kadar az miktarda su içebilir. Boğaz bölgesine o bölgenin uyuşmasını sağlayan bir sprey sıkılması ile işleme başlanır. Endoskopi işlemi ağrı verici bir işlem değildir. İç organlarda hava verilerek ilerlendiği için gerginlik hissi olabilir. İşlem konforu açısından damardan ilaç verilip bir uyku hali oluşturularak da işlem yapılabilir. Soluk borusu yemek borusundan ayrı olarak ilerlediği için hastanın soluk alıp vermekle ilgili bir problemi olmaz. Genel olarak tolere edilebilen bir işlem olmasına rağmen öğürme refleksi kuvvetli olan bireylerde ve işlemden korkan bireylerde anestezi uzmanından destek alınabilir. Hastaya işlem esnasında anestezi uzmanı tarafından uygun dozda ilaç verilir ve işlem yapılır. Bu ilaçların etki süresi çok kısa olduğu için ilaç verilmesi kesildikten çok kısa bir süre sonra hasta uyanır. Kullanılan ilacın artık etkileri nedeniyle işlem sonrası hastanın araç kullanmak gibi dikkat gerektiren işleri yapmaması, bu yüzden yanında ona refakat edebilecek biri ile gelmesi önerilir. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte endoskopi yapılan yeni model cihazlarda HD görüntü sistemleri kullanılmakta olup bu sayede çok küçük ayrıntılar bile daha net görülebilmekte, ayrıca FICE,NBI ve I-scan gibi yüksek teknolojik görüntülemeler sayesinde lezyonlar çok hızlı bir şekilde normal dokudan ayırt edilebilmektedir. Teknolojik olarak yeniliklere ayak uyduran merkezlerde konusunda deneyimli uzman hekimlerin yaptığı endoskopik işlemler erken teşhislere olanak sağlayarak hayat kalitesini artırmakta ve çoğu zaman hayat kurtarmaktadır. Endoskopi işlemleri genel cerrahlar ve gastroenterologlar tarafından yapılmaktadır. genel cerrahlar bu işlemi daha çok hastanın operasyon ihtiyacı olup olmadığı açısından değerlendirirken gastroenteroloji uzmanları bu konuda daha ayrıntılı bir eğitim alıp lezyonları tanıma, gerektiğinde endoskopik müdahaleler, takip etme protokolleri, cerrahi gereksinim olup olmaması açısından değerlendirmektedir. bazen cerrahi öncesi klavuzluk işlemi için ameliyatın gerekli olduğu yerlere özel boyalar şırınga edilerek cerrahların işlerini kolaylaştırmaktadırlar.
Kolonoskopi kalın bağırsağın ucunda ışık ve kamerası olan özel bir aletle kısmen ya da tamamen incelenmesi işlemidir. Bu sırada işlem öncesinde açılan bir damar yolundan hastanın rahatlamasını sağlayan bağırsak kaslarını gevşeten ve ağrıyı önleyen birtakım ilaçlar verilir.
Dünya genelinde hasta açısından daha konforlu olduğu için kısa süreli sedasyon ile işlem yapılmaktadır. Hastaya işlem esnasında anestezi uzmanı tarafından uygun dozda ilaç verilir ve işlem yapılır. Bu ilaçların etki süresi çok kısa olduğu için ilaç verilmesi kesildikten çok kısa bir süre sonra hasta uyanır. Kullanılan ilacın artık etkileri nedeniyle işlem sonrası hastanın araç kullanmak gibi dikkat gerektiren işleri yapmaması, bu yüzden yanında ona refakat edebilecek biri ile gelmesi önerilir.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte endoskopi yapılan yeni model cihazlarda HD görüntü sistemleri kullanılmakta olup bu sayede çok küçük ayrıntılar bile daha net görülebilmekte, ayrıca FICE,NBI ve I-scan gibi yüksek teknolojik görüntülemeler sayesinde lezyonlar çok hızlı bir şekilde normal dokudan ayırt edilebilmektedir. Teknolojik olarak yeniliklere ayak uyduran merkezlerde konusunda deneyimli uzman hekimlerin yaptığı endoskopik işlemler erken teşhislere olanak sağlayarak hayat kalitesini artırmakta ve çoğu zaman hayat kurtarmaktadır. Gastroenteroloji uzmanları bu işlemlerin daha ayrıntılı bir şekilde yapılması üzerine 3 yıl süreyle ayrıntılı bir eğitim sürecinden geçmektedir.
Kolonoskopi kalın bağırsağın ucunda ışık ve kamerası olan özel bir aletle kısmen ya da tamamen incelenmesi işlemidir. Bu sırada işlem öncesinde açılan bir damar yolundan hastanın rahatlamasını sağlayan bağırsak kaslarını gevşeten ve ağrıyı önleyen birtakım ilaçlar verilir.
Dünya genelinde hasta açısından daha konforlu olduğu için kısa süreli sedasyon ile işlem yapılmaktadır. Hastaya işlem esnasında anestezi uzmanı tarafından uygun dozda ilaç verilir ve işlem yapılır. Bu ilaçların etki süresi çok kısa olduğu için ilaç verilmesi kesildikten çok kısa bir süre sonra hasta uyanır. Kullanılan ilacın artık etkileri nedeniyle işlem sonrası hastanın araç kullanmak gibi dikkat gerektiren işleri yapmaması, bu yüzden yanında ona refakat edebilecek biri ile gelmesi önerilir.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte endoskopi yapılan yeni model cihazlarda HD görüntü sistemleri kullanılmakta olup bu sayede çok küçük ayrıntılar bile daha net görülebilmekte, ayrıca FICE,NBI ve I-scan gibi yüksek teknolojik görüntülemeler sayesinde lezyonlar çok hızlı bir şekilde normal dokudan ayırt edilebilmektedir. Teknolojik olarak yeniliklere ayak uyduran merkezlerde konusunda deneyimli uzman hekimlerin yaptığı endoskopik işlemler erken teşhislere olanak sağlayarak hayat kalitesini artırmakta ve çoğu zaman hayat kurtarmaktadır. Gastroenteroloji uzmanları bu işlemlerin daha ayrıntılı bir şekilde yapılması üzerine 3 yıl süreyle ayrıntılı bir eğitim sürecinden geçmektedir.
Karın üst bölgesinden başlayan çeşitli yerlere yayılan ağrılar genellikle mide problemlerinden kaynaklanmaktadır. Bu yakınmaya zaman zaman bulantı, kusma, midede ekşime eşlik edebilir. Bazen o kadar şiddetli olur ki kalp krizi ağrısı ile bile katılabilir.Nedenlerine bakacak olursak mide ile ilgili hastalıklar, diyet düzensizlikleri, alkol ve sigara kullanımı gelmektedir. Mide ile ilgili hastalıkların çoğunda mide ağrısı görülmektedir. Ancak mide ağrısının süresi ve yayılımı hastalığa göre değişiklik göstermektedir. Uzun süren mide ağrısı şikayeti mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.
Dispepsi halk arasında karnın üst kısımında belirgin, dolgunluk, sişkinlik, erken doygunluk, hazımsızlık, bulantı kısacası rahatsızlık hissi şeklinde ifade edilen bulguların tümünü içeren tıbbi bir terimdir. Bu belirtiler stresli zamanlarda artabilir. Dispepsiyle birlikte göğüs alt bölgesinde bir yanma şikayeti de oldukça sık görülmektedir. Kadın ve erkeklerde her yaş grubunda görülebilir.Aşırı alkol kullanımı, aspirin gibi mideyi tahriş eden ilaçlar, sindirim kanalında ülser gibi bozukluklar ve endişe hali ya da depresyon gibi duygusal sorunlar riski artıran faktörlerdir.
Dispepsi erişkin nüfus arasında %25 sıklıkla görülür ve doktora başvurunun önemli sebeplerinden biridir. Dispeptik yakınmaların çok çeşitli nedenleri vardır. Olguların %50’sinde bu nedenlerin hiçbiri olmadan da dispepsi görülebilir. İşte altta yatan organik bir hastalığa bağlı olmadan hissedilen bu şikayetlerin ortak adı ‘’fonksiyonel dispepsi veya non-ülser dispepsidir”.
Ülser benzeri dispepsi: İyi lokalizasyon gösteren ,sıklıkla açlıkla artan ve gıda veya antasit alımı ile hafifleyen üst batın ağrısı
Dismotilite benzeri dispepsi: Hastanın mide barsak hareketlerinde koordinasyon bozukluğu vardır. Zayıf lokalizasyon gösteren, yemeklerle artan, şişkinlik, erken doyma, bulantı ve kusma ile hissedilebilen rahatsızlık hissi
Reflu benzeri dispepsi: Çok belirgin olmayan heartburn (yanma) ve/ veya regürjitasyon(ağza acı su gelmesi) ile birlikte görülen üst batında rahatsızlık veya ağrı hissi
Sınıflandırılamayan dispepsi
Ne yazık ki bu subgruplama ile fonksiyonel dispepsi ile organik dispepsi ayırımı güvenilir bir şekilde yapılamamaktadır. Dispepsili hastaların üst GİS değerlendirilmesinde altın standart tanı yöntemi endoskopidir.
Dispepsi nedenleri:
1- İlaçlar (Aspirin, ağrı kesici ilaçlar, antibiyotikler, teofilin, digital, demir içeren ilaçlar, anti-aritmik özelliği olan bazı kalp ilaçları- kinidin gibi-, bazı tansiyon düşürücü ilaçlar, doğum kontrol ilaçları)
2- Alkol
3- Mide barsak sistemi ile ilgili hastalıklar (Mide-duedenum ülseri, reflü hastalığı, çeşitli paraziter hastalıklar, mide kanseri, gastroparezi, kronik barsak iskemisi)
4- Safra yolları ve karaciğer ile ilgili hastalıklar (Taşlı keseye bağlı biliyer kolik ağrıları, akut kolesistit, koledok taşı, hepatitler, hepatobiliyer kanserler)
6- Sistemik hastalıklar (Diabetes mellitus, tiroid hastalıkları, kronik renal yetmezlik, iskemik kalp hastalıkları, karın içi çeşitli kanserler)
7- Hamilelik
8- Nadir görülen diğer bazı hastalıklar (Ailevi Akdeniz ateşi, porfiriler gibi)
Fonksiyonel dispepside yukarıda sayılan nedenlerin hiç biri olmamasına rağmenolgularda
bulantı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma gibi şikayetler vardır.
Dispepsi belirtileri nelerdir:
– Mide yanması – Karın ağrısı – Şişkinlik – Geğirme ve gaz – Bulantı ve kusma – Ağızda acımsı veya asitli tat
Nasıl tanı konur?
Dispepsi şikayetleriniz varsa daha ciddi bir durumun varlığını ekarte etmek için mutlaka doktorunuza gidin. Çünkü dispepsi geniş bir kavramdır, altında çeşitli hastalıklar gizlenebilir. Doktorunuz altta yatan başka hastalıkları araştıracaktır. Bu amaçla birçok kan testi yapabilir, görüntüleme tetkikleri isteyebilir. Yemek borusunu, mideyi ve bağırsakları daha iyi incelemek için endoskopi isteyebilir.
Tedavi:
Dispepsiye neden olan yemekleri saptamak için bir yemek günlüğü tutulması da çok faydalı olacaktır. Bazen kalp krizleri de dispepsiye benzeyen belirtilere yol açabilir. Bu şikayetler aniden başladıysa ve sizin için olağan dışıysa ve ayrıca nefes darlığı, terleme veya çeneye, boyuna, kola yayılan ağrıyla birlikteyse derhal doktora başvurmak gerekir. Genelde en önemli husus hasta ve hekim ilişkisinin iyi olmasıdır. Hastanın güven duyacağı bir ortam oluşturulmalıdır.
Hastaya güven vermesi bakımından semptomların patofizyolojisi hakkında bilgi verilmelidir. Kronik semptomu olan hastalarda başvurma sebebi, hastanın korkuları (kanser fobisi vb.) yaşam stresi (iş, aile, kişisel ilişkiler, okul vb.), diyetteki değişiklikler, kullanılan ilaçlar ve hastanın psikolojik durumu sorgulanmalıdır. Yaşam şeklindeki değişiklikler: Aşırı alkol ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır. Küçük porsiyonlu öğünler postprandiyal semptomları azaltabilir. Hastalara stres azaltıcı önlemler (egzersiz, yemeklerin düzenli olması, uyku düzeni vb.) ve uğraşlar (meditasyon, relakzasyon kürleri vb.) önerilebilir.
– Bir oturuşta çok fazla yemek yemeyin. – Baharatlı yemeklerden kaçının. – Turunçgiller ve domates gibi yüksek miktarda asit içeren gıdaları tüketmeyin. – Sigarayı bırakın. – Alkollü içeceklerden uzak durun. – Kafeinli ve gazlı içecekleri tüketmeyin. -Karnınızı sıkan dar giysilerden kaçının. Bunlar mideye baskı yaparak içindekilerin yemek borusuna geçmesine neden olur. -Yedikten hemen sonra yatmayın veya uzanmayın. -Son yediğiniz yemekle yatma saatiniz arasında 2-3 saat olsun. -Yatağın baş ucu ayak ucundan en az 15 cm. yüksekte olsun. (Yüksek yastık değil, yatağın başucunu altına kitap gibi bir şeyler koyarak yükseltin veya özel reflü yastıkları kullanın) Böylece yatarken yediklerinizin yemek borusu yerine, bağırsaklara doğru akışı sağlanır.
İlaç tedavisi:
Antisekretuar ilaçlar: H2 reseptör antagonistlerinin kullanımı plasebo ile karşılaştırıldığında ancak %20 oranında daha fazla fayda sağlamaktadır. Proton pompa inhibitörleri (PPI) ile tedaviye yanıt veren hastalarn çoğunlukla reflü tipi dispepsi ve predominant olarak epigastrik ağrı yakınması olanlardır. PPI ile %50 semptomatik düzelme elde edilmektedir. Yanıt veren olgular aralıklı olarak, semptomatik dönemlerde 2-4 hafta tedavi edilmelidir.
Prokinetik ajanlar: Güvenli olmamaları nedeniyle fonksiyonel dispepside kullanımı tartışmalı konuma gelmiştir. Sisaprid üretici firma tarafından kalbde QT uzaması ve kardiyak aritmilere neden olabilmesi nedeniyle piyasadan çekilmiştir. Domperidon bir çok ülkede kolaylıkla temin edilebilmesine rağmen ABD’de kullanılmamaktadır. Bulantı şikayeti belirgin olanlarda ve postprandiyal şikayetleri olan hastalarda tercih edilebilir. ABD’de metokolopramide kullanılan tek ajandır. Ancak yüksek MSS yan etkileri ve ektrapiramidal yan etkileri nedeniyle kronik kullanımı önerilmemektedir.
Diğer ajanlar: Antispazmodikler(buskopan vb.), antimeteorizan ajanlar(meteospasmly vb.) sucralfate, pankreatik enzim preparatlar(pankreoflat vb.). Bunlar spazm çözücü gaz giderici ilaçlardır.
Antidepresanlar: Bu ajanların etkileri psikiyatrik etkilerinden bağımsız olarak uykuyu düzeltmeleri, viseral duyarlılığı azaltmaları sonucunda olmaktadır.
İlaç tedavisi, semptomlar yaşam tarzındaki değişikler düzeltildikten sonra da devam ediyorsa uygulanmalıdır. İlaç kombinasyonları denenebilir. Tedavi intermittant olarak semptomların arttığı dönemlerde uygulanabilir. Refrakter dispepside psikiyatrik destek önerilebilir.
Hepatit B ve C karaciğer sirozu ve karaciğer kanserinin en önemli nedenleri arasında olmasına rağmen binlerce kişi hastalığından habersiz yaşamaktadır;fakat basit bir kan testi ile tanı konulup tedavi etmek günümüzde mümkün hale gelmiştir.
Sinsice ilerleyen hepatit nedir?
Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?
En basit tanımıyla karaciğer iltihabı olan hepatitlerin en önemli nedenleri viralenfeksiyonlardır.
Viral hepatitler içerisinde yer alan Hepatit A’yı çoğumuz çocukluk döneminde geçirmişizdir ve vücut buna karşı antikor üretmiş, bağışıklık kazanmıştır. Oysa hepatit B ve hepatit C’nin yol açtığı kronik enfeksiyon, karaciğer sirozunun ve karaciğer kanserinin yaklaşık %70-80’ninin sebebidir.
Genelde mikrop vücuda alındıktan sonra sessiz ve sinsi bir şekilde ilerler.
İlk enfeksiyon hastaların %20 sinde belirgin sarılığa neden olur. %80 hastada ise sessiz ve sinsi sarılık olmadan geçirilir. Bazen halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık görülebilir.
Genellikle tanı konulamayan, sessiz ilk enfeksiyon sonrası oluşan kronikviral enfeksiyon 10 – 30 yıl arası gibi uzun bir belirtisiz dönemden sonra siroz ve kansere sebep olabilir.
Klinik belirtiler ancak hastalık ilerlediği zaman ortaya çıkar. Siroza bağlı karaciğer yetersizliği ve kanser en sık ölüm nedenidir.
Yeni doğanlar, bebekler, ilköğretim çağındaki öğrencilerin tamamı ve erişkin yaştaki risk gruplarında yer alanlar mutlaka aşılanmalıdır. Aşılar son derece güvenlidir. Halk arasındaki yanlış bilgilere itibar edilmemelidir.
Virüs İnaktif Olabilir
Kronikinfeksiyon,klinik seyri açısından ikiye ayrılır. Çoğu kişide virüs vücutta olmasına rağmen, çoğalma yeteneği çok sınırlıdır ve karaciğer hasarı yapamayacak düzeydedir. Bu kişilerde durum, ‘inaktif taşıyıcılık’ veya ‘inaktif kronik HBVinfeksiyonu’ olarak adlandırılır. İnaktif taşıyıcılık, inatçı ve genelde ömür boyu süren, selim bir haldir.
Hastaların uzun süreli takibinde,çok azında ciddi karaciğer hastalığı meydana gelebilir. Yine düşük bir oranda kendiliğinden HBsAg kaybı ve antikorun (anti-HBs) ortaya çıkması söz konusudur.Bunu önceden kestirmek mümkün değildir. Her ne kadar selim seyirli bir durum olarak tanınsa da, inaktif taşıyıcıların en az yılda bir kez kontrolü gerekir.
Kronik HBV infeksiyonu olanların daha az bir kısmında virüs aktiftir, çoğalarak karaciğerde kronik iltihaba yol açar. HBV, DNA’nın belli bir düzeyin üzerinde pozitifliği ve karaciğer enzimlerinde yükseklikle karakterize durum ‘kronik B hepatiti’ olarak tanımlanır.
Hastalık bulaşıcı mıdır?
Kronik hepatit B ve C hastalarının %80’ninin tanı konulmamış hastalığından habersiz normal yaşamını sürdürüyor olması aslında en önemli ve endişe verici gerçeklerden biridir.
Bugün dünyada yaklaşık 300 milyon kronik hepatit B’Lİ ve 100 milyon kronik hepatitC’lihasta bulunmaktadır.
Ülkemizde ise 3 milyon kronik hepatit B ve 500 bin civarında kronik hepatit C enfeksiyonluhasta vardır.
Hastalığın bulaşmasında kimler risk altındadır:
– Kan transfüzyonu yapılanlar
– Alkolizm ve uyuşturucu madde bağımlısı olanlar
– Damardan uyuşturucu madde kullananlar ortak enjektörün kullanılması nedeniyle bulaştırırlar.
– Cerrahi ameliyat geçirenler
– Diş tedavisi yaptıranlar
– Hastanın kan ve vücut salgılarıyla temasta olanlar
– Seksüel temas (çok eşli cinsel yaşam)
– Enfekte kişilerin aile bireyleri
– Erkek homoseksüeller
– Dövme, “piercing” vb. uygulamaları yaptıranlar
– Hemodiyaliz hastaları
Bu durumda binlerce kişi hem karaciğer sirozu hem de karaciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara maruz kalma riski altındadır. Ailesinde hepatit B ve C mikrobunu taşıyanlar ve hasta olanlar mutlaka kendilerine ve ailenin diğer bireylerine kan testi yaptırmaları önerilmektedir.
Dünya hepatit birliğinin” Kayıp insanlar” olarak tanımladığı kişilere son derece basit ve kolay uygulanan her hastane ve laboratuvarda genelde rutin yapılan hepatit B ve hepatit C testleriyle teşhis etmek mümkündür.
Hepatit B’lihastalar hepatit D(Delta) yönünden de mutlaka araştırılmaları gerekir. Çünkü hepatit D tek başına değil hepatit B ile birlikte görülür. Hepatit B ve D birlikte olduğu zaman tedavisi daha zorlu bir sürece girer ve daha çok önem kazanır.
Tedavide Başarı Oran Nedir?
Günümüzde hepatit B ve Hepatit C’nin tedavisi son yıllarda uygulamaya giren son derece etkili ve kolay alınan ilaçlarla iyileşme ve kür sağlama aşamasına gelmiştir.
Özellikle hepatit C’de virüsü tamamen yok eden küratiftedavininbaşarı oranı %98’in üzerine çıkmıştır. Hepatit B ve C’de erken tedavi şarttır. Sessiz ve sinsi ilerlemesi dolayısıyla gerekli tarama testleri zamanında yaptırılmazsa hasta direkt olarak karşımıza karaciğer kanseri ve karaciğer sirozu olarak gelebilir.
Halk arasında yaygın olan “eş, dost” tavsiyesiyle iyi geldiği söylenen birçok sözde bitkisel kökenli aktarlarda gelişigüzel; doktor kontrolü olmadan satılan ürünlere kesinlikle itibar edilmemelidir. Bunların çoğu karaciğere toksiktir. Klinikteki tecrübelerimizde bunları kullanan ve karaciğer nakline kadar giden hastalarımızın olduğunu belirtmek isterim.
Hepatit B’deki ilaçla tedavi başarı oranları da son derece yüksek olup %80-90’lara gelmiştir.
Tedavide nadir vakalar dışında artık enjeksiyon yerine ağızdan kolay alınan haplarla başarılar sonuçlar alınmaktadır.
Siroz ve karaciğer kanseri gelişmiş hastalarda tedaviye rağmen istenen iyileşme tam olarak sağlanamazsa bu hastaların bazılarına karaciğer nakli gerekebilir. Karaciğer naklinde de ülkemizde dünyanın en iyi merkezleriyle yarışan sonuçlar alınmaktadır.
Sonuç olarak kronik hepatit B ve C günümüzde erken teşhis edilir ve takibe alınırsa tedavisi son derece başarılı ve yüz güldürücüdür. Hastalık sessiz ve sinsi ilerlediği için zamanında gerekli tedbirler alınmazsa karaciğer sirozu ve kanseri kaçınılmaz hale gelir.
Karın üst bölgesinden başlayan çeşitli yerlere yayılan ağrılar genellikle mide problemlerinden kaynaklanmaktadır. Bu yakınmaya zaman zaman bulantı, kusma, midede ekşime eşlik edebilir. Bazen o kadar şiddetli olur ki kalp krizi ağrısı ile bile karışabilir.Nedenlerine bakacak olursak mide ile ilgili hastalıklar, diyet düzensizlikleri, alkol ve sigara kullanımı gelmektedir. Mide ile ilgili hastalıkların çoğunda mide ağrısı görülmektedir. Ancak mide ağrısının süresi ve yayılımı hastalığa göre değişiklik göstermektedir. Uzun süren mide ağrısı şikayeti mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.