Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Otizm (otistik spektrum bozuklukları) (osb)

    Otizm (otistik spektrum bozuklukları) (osb)

    Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler yada kısıtlılıklar,tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur. Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

    OSB nörogelişimsel bir bozukluktur.Belirtiler erken çocukluk çağında başlamaktadır. Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir.Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalılığının artması da rol oynamaktadır.

    OSB da etyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir. Tek bir nedeni yoktur. Genetik, çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur. Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob, sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir.Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

    OSB Tanı

    Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur.Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir. Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır. Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir. 2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir. 1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

    OSB Belirtileri:

    Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür.Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

    1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:

    Bıgıldama yada ses çeşitliliği azdır,

    Kendisiyle ilgilenen yada konuşana ilgisizlik vardır,

    Bakım verenin gitmesi yada seslenmesine tepkisizdir,

    Uyku sorunları,anormal seste ağlamalar,

    Beslenmeye direnç yada emzirirken iletişim kurulamamsı gibi belirtiler görülebilir.

    GENEL OLARAK BELİRTİLER:

    Göz kontağında kısıtlılık,

    Adını seslendiğinizde bakamama,

    Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,

    Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,

    Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,

    Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,

    Kendine ait bir dil geliştirme,

    Monoton bir dil,

    Empati eksikliği,

    Duyguları anlama ve yorumla da yetersizlikler,

    İsteneni gösterememe,kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,

    Duygu paylaşımı yada sevdiği nesne paylaşımının olmaması,

    Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme,el burma,bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),

    Kısıtlı ilgi alanları (arabalar,haritalar,tv,klipler gibi),

    Gevşek hipotonik olabilir,

    Motor gelişimde gerilik görülebilir,

    Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,

    Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,

    Taklit becerileri yoktur.

    OSB da erken tanı çok önemlidir. Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profösyonel bir destek almanız uygundur. Çevrenin size ‘daha küçük, büyüyecek,babası da böyleydi’ gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim. Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

    TEDAVİ:

    Öncelikle aile,bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.

    Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir. Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.

    2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.

    Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.

    Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği, Anksiyete bulguları, Davranış Sorunları, Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

    Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi, zihinsel gelişimi, ifade dilinde kelime kullanımı, sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir. Kimi çocukta 1-2 yıl, kimisinde daha uzun sürebilir.

    Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler. Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir. Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri, cinsel davranış sorunları, fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

    Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli. Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

    Alternatif diye sunulan diyet tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi, ağır metalden arındırma tedavisi, nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.

  • Çocuklarda alt ıslatma sorunu

    Tıbbi olarak ENÜREZİS, halk arasında ‘yatağı ıslatma’ ‘alt ıslatma’ olarak bilinen bu durum çocuklarda sık görülen bir sağlık sorunudur.

    Normal gelişimi olan çocuklarda gündüz mesane kaslarını kontrol etme 2-3 yaş civarında gelişir.4-5 yaş aralığında gece mesane kontrolünde gelişmesi beklenmektedir.Eğer çocuk 5 yaşından sonra halen gündüz ve/veya gece altını ıslatıyorsa bu durum araştırılmalıdır.

    Alt ıslatma tıbbi nedenlerden mi yoksa psikolojik nedenlerden mi kaynaklanıyor tespit etmek önemlidir.

    TIBBİ NEDENLİ ALT ISLATMA

    Diabet (şeker hastalığı),

    Böbrek fonksiyon bozuklukları,

    Mesane ve boşaltım sistemi bozuklukları ve

    Çeşitli parazitlerden dolayı oluşuyor olabilir.

    Bu durumlarda tıbbi müdahale ile tedavi edilmesi gereklidir.

    Eğer böyle bir neden yok ise psikolojik kaynaklı olduğu düşünülür.Özellikle tuvalet alışkanlığını kazandıktan bir süre sonra alt ıslatmaya başlayan çocuklarda yaşamsal değişiklikler mutlaka değerlendirilmelidir.

    PSİKOLOJİK NEDENLİ ALT ISLATMA

    Aile tutumlarında: sorunlar sert,katı cezalandırıcı,eleştirici,sevgisiz tutumlar veya aşırı rahat,bireyselleşmesine izin verilmeyen çocuklarda görülebilir.

    Yaşam içinde stres yaratan değişimler: kardeş olması,anne baba ayrılığı,anne-baba yada sevilen birinin kaybı,arkadaş zorbalığı,öğretmen sıkıntıları gibi nedenlerden kaynaklanabilir.

    GENETİK NEDEN

    Ailede diğer kardeşte,anne veya babada bulunması çocukta alt ıslatma sorunu olmasının bir nedenidir.

    DERİN UYKU SORUNU

    Derin uykusu olan çocuklarda mesane dolsa da beyne giden sinyalleri algılayamadıkları için alt ıslatma sorunu oluşmaktadır.

    PİSİKOLOJİK NEDENLİ ALT ISLATMA SORUNUNDA TEDAVİ

    Öncelikli olarak aileye çocuğun bunu bilinçli olarak yapmadığı açıklanmalıdır.Suçlayıcı,aşağılayıcı,cezalandırıcı tutumların daha büyük stres kaynağı olduğu belirtilmelidir.Çocuklarını bu sorunun aşılabileceği konusunda motive etmeleri ve nasıl davranacakları belirtilmelidir.Bu davranış değişikliği ve tuvalet hijyen çalışmalarıyla hasta takibe alınmalıdır.Eğer bu yöntemler ile sorun çözülemezse ilaç tedavisi düşünülebilir.

  • Çocukluk çağı depresyonu

    Çocukluk çağı depresyonu

    Adını duyunca bile çocuklara yakıştıramadığımız bir psikiyatrik durum DEPRESYON. Yetişkinlik döneminde belli özellikleriyle çok net anlaşılabilirken çocuklarda durum biraz daha farklı görülmektedir.Küçücük bedenler için kocaman bir durum.

    Klinik tecrübelerime göre günümüz aile yapısı,yaşamsal durumlar, eğitim sistemi düzensizlikleri,sosyal yaşam içindeki güvensizlikler, toplumdaki hızlı değişen siyasi,kültürel ekonomik dalgalanmalar,medya yoluyla maruz kalınan olumsuz durumlar, aile içi şiddet vs gibi olaylar çocukları sandığımızdan daha fazla etkilemektedir.

    DEPRESYONDA RİSK FAKTÖRLERİNİ gözden geçirecek olursak:

    Anne baba tutumları,olumsuz, eleştirici ,aşırı katı tutumlar,

    Anne baba ayrılığı,

    Anne baba kaybı,

    Aile içi şiddet,

    Okula başlama,okul içi olumsuz davranışlara maruz kalma,

    Sevilen bir yakının kaybı,

    Kardeş olması,

    Anne yada baba da psikiyatrik bozukluk öyküsü,

    Ciddi bir hastalık öyküsü,

    Taşınma,yer değişiklikleri,

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,davranış bozukluğu,tik bozuklukları,konuşma sorunları gibi psikiyatrik sorunlarda çocukta depresyon gelişme riskini arttırmaktadır.

    DEPRESYON BELİRTİLERİ:

    Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre farklılık göstermektedir. Yetişkinler durumlarını kendileri fark edebildikleri için sorun daha hızlı anlaşılmaktadır. Fakat çocuklarda duygulanım ve davranışlarda ki değişiklik çevresindeki büyükler tarafından fak edileceği için yardım arayışı da gecikebilmektedir.Aşağıda belirtilen bulgulardan birkaçı çocuğunuz yada öğrencinizde var ve 1 aydan fazladır devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurmanızda fayda vardır.

    Özellikle bebeklik döneminde bakım verenin ayrılığı sonucu çocukta ilgisizlik, aşırı ağlama,huzursuzluk,uyku sorunları görülebilir.Eğer bakım veren (anne) kısa sürede dönerse problem olmaz fakat bu durum uzun sürerse kalıcı bir duygu durum bozukluğu oluşabilir.

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE:

    Huzursuzluk,

    Hırçınlık,

    Korkular,

    Mutsuz yüz ifadesi,

    Halisünasyonlar,

    Yaşıtlarıyla oynamayı reddetme,

    Oyuncaklara ve yaşıtlarına zarar verme,

    Büyüklere öfkeli davranma,

    Kazanılmış beceri olan tuvalet alışkanlığında gerilemeler,alt ıslatma,kaka kaçırma gibi,

    Mutsuzluk,

    Çabuk sıkılma,

    İsteksizlik,

    Uyku ve yeme alışkanlıklarında değişiklik,kilo kaybı olmasa da yaşına uygun kilo boy gelişiminde sorun olabilir,

    Bazı fiziksel belirtiler baş ağrısı,karın ağrısı gibi eşlik edebilir.

    Okul öncesi dönemde genelde bilgi aileden alınır.Okul çağı çocuklarda ve ergenlerde kendileriyle duygu durumları ve bu durumda ki olumsuz düşünceleri konuşulabilir.Depresyonda intihar düşüncesi mutlaka sorgulanmalıdır.İntihar düşüncesi yaşla artsa da çocuklarda olacağı ihtimali göz ardı edilmemelidir.

    OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA:

    Yukardakilere ek olarak

    Okula gitmek istememe,

    Başarısız olma kaygısı,

    Sevilmediğini düşünme,

    Okul performansında düşüş,

    İçine kapanma,

    Kendini beğenmeme,

    Konsantrasyon sorunları,

    İntihar düşünceleri görülebilir.

    Tabii ki ergenlikte de Depresyon vardır. Ve yetişkin depresyon bulgularına benzer bulgular görülmektedir.

    Bu bulguları siz fark ettiğiniz ya da çocuğunuz size mutsuz,isteksiz olduğunu söylüyor ise geçer diye beklemek doğru yol değildir.Bu belirtilerden bazıları bir olay sonucunda oldu ve kısa sürede geçtiyse sorun yoktur.Ama başladı ve artarak çocuğun günlük yaşantısını bozarak devam ediyorsa lütfen dikkatli olun.

    TEDAVİ

    Depresyon tanısını için iyi bir öykü almak önemlidir.Risk faktörleri varmı, tetikleyici bir olay var mı,ailenin duruma yaklaşımını öğrenmek çok önemlidir.Fiziksel belirtiler var ise ve kilo alışı vs bozuk ise bu anlamda gerekli laboratuar incelemelerini ve gerekli konsültasyonları istemek uygun olacaktır.

    Tedavide öncelikli olarak aileyi bilgilendirmek ve onların iş birliğini sağlamak şarttır.Çocuğa yaşadığı durumu anlayacağı bir dilde anlatmak ve yapılacakları onunla da konuşmak ve uyumu arttırmak önemlidir.Çocukla psikoterapi çalışmaları çocuğun gelişim düzeyine göre ayarlanmalıdır. Ve uygun ilaç tedavisi başlanarak takibe alınmalıdır.

  • Tik bozuklukları

    Tik bozuklukları


    Tikler bazen aileler tarafından çok önemsenmeye bilir.Fakat tik bozukluklarının çocukların sosyal,psikolojik hatta öğrenme becerilerini bile olumsuz etkileyebileceğini unutmamakta fayda vardır.Tikler motor ve/veya vokal kasların istemsiz,ani,tekrarlayıcı ve ritmik olmayan şekilde kasılmaları sonucunda oluşmaktadır.Tikler genelde 7-12 yaş aralığında görülse de daha erken başlangıçlı yada geç başlangıçlı olan örneklerde mevcuttur.

    TİKLER Motor ve Vokal tikler olarak görülebilir.Motor tikler tek başına,vokal tikler tek başına yada ikisinin bir arada görüldüğü durumlar olarak izlenebilir.

    Motor Tikler: göz kırpma,boyun germe,ağız açma,parmak şıklatma,karnı içine çekme,bacak kol esnetme gibi basitten karmaşığa doğru gitmektedir.

    Vokal tikler: Boğaz temizleme,anlamsız sesler çıkarma,psikojenik öksürük olmayan öksürme,hıçkırma,koprolali tarzında küfür etme olarak yine basitten karmaşığa doğru görülmektedir.

    Basit gelip geçici tikler: Bir veya daha fazla motor veya vokal tiklerin olduğu,en kısa 4 hafta ve en fazla bir yıldan uzun sürmeyen,zaman zaman azalan veya artan tiklerdir.

    Kronik tikler: Bir veya daha fazla motor ve vokal tiklerin olduğu,zaman zaman vokal ve motor tiklerin birlikte görüldüğü bir durumdur.Tikler 1 yıldan daha uzun süre devam etmektedir.Ve tiklerin olmadığı sürenin 3 aydan fazla olmadığı bilinmelidir.

    Tourette Sendromu: Vokal ve motor tiklerin birlikte görüldüğü ve tik çeşitliliğinin fazla olduğu bir kronik bozukluktur.Bu bozuklukta da tikler zaman zaman azalıp artabilirler.

    TİKLERİN NEDENLERİ:

    Basit gelip geçici tiklerde genelde çevresel ve stres faktörleri rol oynamaktadır.Ani korkular,kayıplar,taklit yoluyla öğrenmeler,katı aile tutumları,cezalar gibi nedenler sayılabilir.

    Fakat kronik yani uzun süreli motor tiklerde ve motor ve vokal tiklerin bir arada göründüğü Tourette Sendromunda genetik geçiş,yani ailede tik bozukluğu öyküsü bulunması,beyinde özellikle bazal ganglion bölgesinde bozukluklar olabileceği,beyinde dopamin,seratonin salınımıyla ilgili problemlerden kaynaklanacağı çalışmalar ile gösterilmiştir.

    Tik bozukluklarında aniden başlayan ve herhangi bir neden bulunamayan durumlarda nörolojik değerlendirme,tıbbi değerlendirme uygun olabilir.Aynı zamanda Tik Bozukluklarında Kaygı bozuklukları,Konuşma sorunları,Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu, Takıntı bozukluğu belirtileri de gözden geçirilmelidir.

    TEDAVİ:

    Tedavide her çocukla ilgili psikiyatrik sorunda olduğu gibi öncelikli olarak aileye durumun bir bozukluk olduğu,çocuğun kontrolünde olmadığı,zaman zaman uyarılarla bir süre konrtol etse de sonrasında bunun daha stres yaratacağı ve tiklerin artacağı belirtilmelidir.Çocuğun belli bir şeye odaklandığında Tv izleme,bilgisayarda oynama vs gibi tiklerin artabileceği de belirtilmelidir.Aileye uyarıcı ve katı tutumların işe yaramayacağı açıklanmalıdır.

    Tedavide ailenin sakin ve destekleyici davranması,çocukla da gevşeme egzersizleri ve davranışı dönüştürme gibi tekniklerle durumu kontrol etme becerileri üzerine çalışmakta fayda vardır.Tik bozuklukları okulda,sosyal yaşamda ve aile içinde sıkıntılara yol açabilir.Ve bu durum çocukta ciddi kaygı,güvensizlik,,duygu durum değişiklikleri yaratabilir.Ve yöntemler ile kontrol mümkün olmuyorsa ilaç tedavisi değerlendirilebilir.

  • İnternet bağımlılığı nedir, nasıl atlatılır ?

    Ülkemizde yeni yeni fark edilen bu bağımlılık, gelişmiş ülkelerde ciddi bir sorun ve bununla ilgili araştırmalar ve merkezler açılmaya devam etmektedir.

    Sigara, alkol, esrar, kokain gibi madde bağımlılıklarının yanında davranışsal bağımlılık olan patolojik kumar, aşırı alışveriş, seks, aşırı tv izleme gibi bağımlılıklarda söz konusudur. İnternet bağımlılığı da teknolojik gelişimle ortaya çıkan davranışsal bir bağımlılık türüdür. Kişinin patolojik düzeyde internet kullanımı,ve bunu engelleyememesi, engellendiğinde öfke, saldırganlık gelişmesi ve bu durumun kişinin sosyal, akademik, aile yaşantısı gibi bir çok alanı olumsuz etkilemesi olarak tanımlayabiliriz.

    Her bağımlılıkta olduğu gibi İnternet Bağımlılığında psikolojik ve fiziksel süreçleri vardır. Ve genelde kendini ifadede zorlanan, endişeli, eleştiriden çekinen kişilikler gibi bireyler daha yatkın değerlendirilmiştir. Ailenin yasaklayıcı, kısıtlayıcı tutumları çok işe yaramamaktadır.

    Eğer çocuğunuzda böyle bir durum var ise mutlaka psikiyatrik değerlendirme şarttır. Neden olan altta yatan başka bir sebep olup olmadığı araştırılmalıdır. Ev içi değişiklikler, aile tutumları konuşulmalıdır. Ve internet kullanımı için gerekli davranışçı destekler verilmelidir. Bağımlılık kontrol altına alınamıyor ve işlevsellik ciddi bozuk ise ilaç tedavileri bile düşünülmelidir.

  • Çocukluklarda yeme sorunları ve bozuklukları

    Çocukluklarda yeme sorunları ve bozuklukları

    Beslenme çocukta anneyi emmekle başlayan bir durumdur. Bu beslenmek dışında anne ile kurulan bağın da göstergesidir.

    Emme döneminde çocukla kurulan sıcak temas ,tensel etkileşim çocuğun beslenmesi ile oluşan fiziksel gelişimi kadar psikolojik gelişimi için de önem taşımaktadır. Annenin bebekten aldığı sinyalleri iyi okuması önemlidir. Beslenme esnasında aceleci olmama, doyduğu halde ısrarcı olmama gibi.

    Genelde aile çocuğun memeden kesilme döneminde yaşanan sorunlar ya da sonrasında yemek yemede ki sorunları için başvurmaktadır. Memeden kesme olayında annelerin dikkat etmesi gerek bazı durumlar vardır. Çocuk memeyi bırakmak istemeyebilir. Şöyle ki artık anne sütü yetersiz ve çocuk doymuyorsa, annenin emzirmesine engel bir durum varsa, işe başlaması gerekiyorsa, en önemlisi çocuğun artık memeden kesilme dönemi geldiyse bu konuda annelere iş düşmektedir.

    Anne sütü ile beslenme bazı otörler tarafından 24 ay diye belirtilmektedir. Şartlar uygun ise 12 aydan sonra ek gıdalarla bu devam edebilir. Fakat şartlar uygun değilse memeden kesme söz konusudur.

    Memeden kesmede birden memeyi bıraktırmak çok mümkün olmayabilir. Bu nedenle meme uf oldu gibi söylemler, ya da memeye acı, tadı kötü şeyler sürerek memeden kesmeye çalışmak doğru değildir. Memeden aşamalı olarak kesmek en uygun yoldur. Emme sıklığını ve süresini kısaltarak başlamak uygun olacaktır. Özellikle gece emzirmelerini en son aşamada kesmek , her istediğinde memeyi vermemek, dikkatini dağıtmak, beslenmede babaya da görevler vermek, emme yerini sabitlemek, her yerde her şekilde emzirme eyleminden vazgeçmek uygun yollardır.

    Ek gıdalara geçildikten sonra aile çocuğum yemiyor diye gelebilir. Yeme ile ilgili fizyolojik bir sorun varsa yutma bölgesinde sorunlar, mide bağırsak sorunları bunlar emzirme döneminde ortaya çıkmış durumlardır ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Böyle bir tıbbi sorun yokken çocuk gıdalara tepki göteriyorsa tutumsal olarak sorunlar olabilir.

    Çocuk beslenmeye tepki gösterebilir. Bu onun bireyselleşme çabası olabilir. Ya da beslenmeyi size bir takım isteklerini yaptırmak için kullanmayı öğrenmiş olabilir.Bu durumları inatlaşma olarak algılayıp direnç göstermek çözüm olmayacaktır.

    Unutmayalım ki gelişim sürecinde çocuklarda bir çok alanda davranış değişiklikleri olabilir. Bazı tatları sevme, bazı tatları sevmeme ayrıntıları oluşabilir. Ve gelişim sürecinde büyüme oranına göre aldıkları gıda miktarlarında artma azalma olabilir.

    Öncelikli olarak çocuğumuzun bireyselleşmesine izin vermeyi kendimize öğretmeliyiz. Yemek yeme ile ilgili net tutumları belirleyip ev içinde var olan tüm büyükler olarak duruma aynı mesafede durmakta fayda vardır.

    DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR:

    Yemek saatlerini belirlemek,

    Çocuğun tabağına yiyeceği kadar yemek koymak, hatta kendi alabilecek yaşta ise kendisinin almasına izin vermek,

    Yemek yerken bazı kurallar koymak, masada herkesle oturarak yeme, ağızda lokma varken konuşmama, televizyon açmama gibi. Çünkü elimizde kaşık peşinden koşarak beslemek doğru bir yöntem değildir.

    Ara öğünlerde tıkayıcı iştah kesici abur cuburlardan kaçınmak, özellikle süt vermek doğru bir yöntem değildir,

    Beslenmede örnek teşkil etmek, uygun davranışları görerek öğrenmelerinin daha kolay olduğunu vurgulamak isterim,

    Bunu yersen şunu alırım gibi rüşvet anlaşmalarından uzak durmak,

    Yemek alışverişinde çocuğunuza da söz hakkı verin, nasıl sağlıklı gıda alışverişi yapılır öğretin,

    Yemek hazırlama sürecinde çocuğunuza sorumluluklar vermek sofraya oturmayı keyifli hale getirebilir,

    Çocuğunuz kendi çatal, kaşığını kendisi kullanmalı, dökerekte olsa o bireyselliği desteklemekte olumlu bir tutum olacaktır.

    Bunlara rağmen çocukta yeme sorunu devam ediyor ve fiziksel gelişimini engelleyecek düzeyde sorun oluyorsa, gerekli tıbbi incelemeler yapılabilir. Eğer tıbbi bir sorun yok ise çocuğun yemeğe karşı direnci psikolojik açıdan bir uzman tarafından değerlendirilmelidir.

    En belirgin yeme bozuklukları olan BULİMİA ve ANOREKSİYA NERVOZA genelde 16-20 yaş aralığında ve kız çocuklarında daha sık görülse de bazı yayınlarda daha küçük yaşlarda da tanı konulduğu bilinmelidir. Bu bozuklukların gelişiminde de sosyokültürel, sosyoekonomik durumlar, aile tutumları, genetik yatkınlıklar, altta yatan başka psikiyatrik sebepler rol oynayabilir.

    ANOREKSİYA NERVOZA:

    Kişi ne kadar zayıf olsa da kendini obez hisseder,

    Kilo almaktan çok korkar,

    Gerekli vücut ağırlığını koruyamaz, ağırlık beklenen ağırlıktan %15 eksik düzeydedir,

    Hastanın kilo kaybını açıklayacak herhangi bir malabsorbsiyon, diabet, guatr, ilaç kullanımı, malignite vs yoktur.

    BULİMİA:

    Kişinin bir obezite öyküsü olabilir ve kilo almaktan aşırı bir korku,

    Gün içinde yemek yeme eylemi ile ilgili çok uğraşılar olur,

    Tıkanırcasına yeme,

    Yedikten sonra suçluluk, pişmanlık sonrasında kendini kusturma, laksatif kullanımı gibi durumlar izlenebilir.

    Her iki durumda da tıbbi değerlendirmeler yapılmalıdır. Bu iki yeme bozukluğunda belirtiler zaman zaman iç içe geçebilir.

    Laboratuar sonuçlarında kansızlık, kan hücrelerinde azalma, elektrolit denge bozuklukları gibi sonuçlar görülür.

    YEME BOZUKLUKLARINDA SOMATİK BELİRTİLER:

    Menstrüasyon kesilmesi,

    Cilt altı yağlanmada azalma,

    Metabolizma sorunları, kabızlık, kanama vs,

    El ve ayaklarda solukluk ve soğukluk,

    Cilt renginde değişimler,

    Bulimiklerde kusmaya bağlı yemek borusunda tahrişler, dişlerde bozulmalar gibi belirtiler izlenmektedir.

    Bu yeme bozukluklarında genelde genç kendisi yardım aramaz, çünkü yaptığı şeyin doğru olduğu inancı baskındır. Yeme bozukluğu sinsi başlayabilir ani kilo kaybı, günlük yaşantıda değişim, işlevsellikte bozukluklar ve fiziksel enerjide değişimler olmadığı için ailelerde fark edemeyebilir.

    Yeme bozukluklarında iyi bir tıbbi değerlendirme, yaşamsal durumları öncelikle düzenleme ve aile ergen işbirliğini sağlayarak çeşitli terapi yöntemleri uygulanmaktadır.Gerekli durumlarda ilaç tedavisi de kullanılmaktadır.

  • Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı) hakkında

    Obsesif kompulsif bozukluk (takıntı hastalığı) hakkında

    Çocuklara yakıştıramadığımız bir hastalık grubu da psikiyatrik hastalıklardır. Oysa günümüzde çocukların da psikiyatrik sorunlarının olduğu ve tedavilere ihtiyaçlarının olduğu gittikçe artan Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları alanında uzman ihtiyacının artışıyla da değerlendirilebilir.

    Düzenli, kontrolcü,her şeyi sırasıyla yapan, kesin kuralları olan, yaşından daha olgun gibi davranan çocuklar aileler için mutluluk verici olabilir. Çocuklukta bazı törensel alışkanlıklar vardı, yatma saatinde hazırlık, okul saatinde hazırlık,ders çalışmaya hazırlık, yemek için hazırlık vs gibi. Bunlar belli bir ölçüye kadar normal olan durumlar olarak kabul edilebilir. Fakat bu rutinlerde aksamalar, düzeninde değişiklikler olduğunda gerginlik, kaygı, huzursuzluk, hırçınlık gibi şeyler yaşıyorsa çocuk, bu dikkate alınmalıdır.

    Bir çoğumuzun günlük rutinleri yani sıralı yaptıkları eylemleri vardır. (evden çıkmadan kapı,ocak kontrolü, kapıyı kilitlemede kontroller, çantanın içini birkaç kez kontrol etme vs gibi). Bu normal, işlevselliği yani hayatın akışını bozmayan bir durumdur. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu aynı sırayla yapılmaya başlar ve olmadığında yoğun endişe, kötü bir şey olacağı düşüncesi, gidilecek yere geç kalma, kontrollerde artmalar yaşanırsa artık takıntılı davranış olduğu düşünülebilir.

    Akla gelen, akıldan uzaklaştırmak mümkün olmayan olumsuz düşünceler veya düşlemlere obsessif yani takıntılı düşünce denir (anne babaya kötü bir şey olacak, annem beni okulda unutacak, ben kötü bir çocuğum vs gibi).

    Bu düşüncelerden kurtulmak için yapılan tekrarlayıcı takıntılı davranışlara da kompülsyon yani takıntılı davranış denir. (sık el yıkama, aynı soruyu defalarca sorma, belli bir yere sayarak dokunma, sık sık kontrol vs gibi). Bunlar Tik ya da Tekrarlayıcı Davranış değildir. Yapılmadığında kişide endişe, korku, sıkıntı yaratan davranışlardır.

    ”9 yaşında erkek çocuk, 5 aylık kız kardeşini sürekli rüyasında yatağından düşmüş görüyor. Bunun için de uyanıp kardeşini sürekli kontrol ediyor. Zamanla okuldayken bile kardeşine bir şey olacak kaygısıyla evi aratıyor ya da annesinin kardeşiyle okula gelmesini istiyor” İşte bu durum çocuğun günlük yaşamını artık olumsuz etkilemeye başlamıştır. Uyku, beslenme, okul devamı, ders çalışma, arkadaşlarıyla vakit geçirme gibi işlevsellikleri belirgin bozulmuştur.

    ”7 yaşında kız çocuğu, boğazına sürekli bir şeylerin takılacağı ve nefes alamayacağı kaygısıyla annesine yutamazsam ölmem değil mi gibi sık sık onaylatıcı sorular sormakta.Bu durum onaylandığı halde su bile içerken boğulacağım korkusuyla, yemek içmek gibi eylemlerde bozulmalar ve nefes almakta zorlanmalar yaşamaktadır.”Bu durum aile içi ve okulda belirgin sıkıntılar ve hatta çocuğun tüm yaşam alanını olumsuz etkilemektedir.

    Bunun gibi birçok takıntılı düşünce ve davranış örneği verilebilir. Bu durumda iyi bir hastalık öyküsü,aile öyküsü, duruma karşı aile tutumları değerlendirmesi yapmak önemlidir. Çünkü OKB uzun soluklu ve özellikle çocuklarda sinsi başlangıçlı bir bozukluktur. Takıntılı, kontrolcü, kaygılı aile tutumları tetikleyici olabilmektedir. Bunun yanında eşlik eden Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu,Tik Bozuklukları,Davranış Bozuklukları gibi başka psikiyatrik sorunlar olabileceği de akılda bulundurulmalıdır.

    OKB tedavisi yetişkinlerde olduğu gibi değerlendirilip tedavi edilmektedir. Erken başlangıçlı takıntılı durumlar tedavi edilmediği takdirde yetişkinlik döneminde belirgin sorunlara yol açabilmektedir.Öncelikle hastalık hakkında çocuğa va aileye bilgi verilmesi, tedavinin uzun soluklu olacağı, zaman zaman belirtilerde alevlenmeler olabileceği, aile tutumlarının önemi anlatılmalıdır. İlaç tedavisi ve davranışçı terapi yöntemleriyle tedavinin ayrıntıları konuşulmalıdır.

    Çözüm işbirliğine dayanmaktadır. Hekim, çocuk,aile ve yakın çevre bireylerinin işbirliği yapmasının önemi mutlaka konuşulmalıdır.

  • Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk ergen ruh sağlığı hastalıkları

    Çocuk Psikiyatrisi dünyada 1930’larda ve ülkemizde 1955’lerde adından söz ettirmeye başlamıştır. Ülkemizde Prof.Dr.İhsan Şükrü AKSEL’in girişimiyle ”Çocuk Psikiyatrisi Enstitüsü” kurulmuştur. 1990 yılında ayrı bir uzmanlık dalı olarak kabul edilmiştir. 1997 yılında ”Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı” adı altında anabilim dalı statüsü kazanmıştır.

    Çocuk Psikiyatrisi, tıp fakültesi mezunu ve sonrasında 5 yıl uzmanlık eğitimi ile tamamlanan bir tıp doktorluğu branşıdır. ” Çocukluk çağı bilişsel ve duygusal bozuklukların tanı ve tedavisi ve önlenmesinde uzmanlaşmış doktor” olarak tanımlanmaktadır.

    Ruh sağlığı çevresinde psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve işlevleri konusunda çeşitli tartışmalar yaşanmakla birlikte günümüzde mesleki sınırlar daha netleşmiş durumdadır.Fakat halen halk arasında psikiyatrist ve psikolog ayrımı ve yaptığı iş konusunda ciddi karmaşalar mevcuttur.

    ” İlaç yazan doktor psikiyatrsit,konuşan doktor psikolog” gibi genel bir kanı vardır.

    Çocuk Ruh Sağlığı va Hastalıkları uzmanları çocukta gelişim süreçleri, bu süreçlerde ortaya çıkan çevresel, fizyolojik,tutumsal sorunları belirleme ve gerekli destekleri verme yetisine sahip kişilerdir.

    Çocukta bilişsel ve duygusal gelişimin normal ilerlemesi için aile destekleri, çevresel ve sosyal düzenlemeler için aile görüşmeleri ve çocuk ve ergenle görüşmeleri ve uygun olan psikoterapi tekniklerini kullanmaktadır. Bunun yanında gerekli tanılarda çocuğun yaşına uygun ilaç tedavisi uygulamaları da kullanılmaktadır.

    Psikiyatrik ilaçlar hakkındaki toplumsal olarak bazı yanlış inanışlar çocuklarda ilaç tedavisi başlanmasında sorunlar oluşturabilir. Fakat Çocuk Psikşiyatri Uzmanları olarak ailelerin bu konudaki olumsuz düşüncelerinin nedeni konuşulup ve tedavinin gerekliliği, etki ve yan etki durumları açık ve net olarak anlatılmalıdır. Çocukta tespit edilen bilişsel, duygusal gelişimsel sorunlarda durumun fizyolojik olduğu durumları belirleme ve gerekli uzmanlık alanına yönlendirme gibi çok önemli bir durum söz konusudur.

    Ülkemizde Çocuk Psikiyatrisine talep her geçen gün artmaktadır. Bu durum diğer branş hekimlerinin, ailelerin,öğretmenlerin ve hatta çocuk veya gencin kendisinin farkındalılığının arttığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu uzmanlık alanında uzmanlık veren tıp fakültelerinin sayısı artmış olsa da halen ülkemizde nüfusa yeterli olacak Çocuk Psikiyatri Uzmanı maalesef yoktur.

    Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanları:

    1- FİZYOLOJİK OLMAYAN DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI: Yani konuşma organlarının anatomik bozukluğu, işitme sorunu, epilepsi, hidrosefali gibi durumlardan kaynaklanmayan bir dil ve konuşma sorunu ise psikiyatrik değerlendirme, aile öyküsü ve psikometrik değerlendirmeler ile tanı ve tedavi süreci belirlenir.

    2- OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARI (OTİM VE DİĞERLERİ): Çocukta gelişim düzeyine uygun sosyal etkileşim kısıtlı, göz kontağı yetersiz, sözel iletişimde gerilik, ilgisizlik, duygusal sinyalleri almada sorunlar, tekrarlayıcı davranışlar, yaşıt ilişkilerinde sınırlılık vs gibi belirtiler var ise psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır. Tedavinin düzenlenmesi ve tedavi takibi konuşulmalıdır.

    3-DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU: Dikkatsizlik, hareketlilik, dürtüsellik ana belirtileriyle aile, okul ve sosyal yaşamda olumsuz etkiler yaratan bu bozuklukta tanı ve tedavi düzenlemesi çocuk psikiyatristi tarafından yapılmalıdır.

    4-ÖZGÜL ÖĞRENME BOZUKLUĞU: Çocukta yaş ve gelişim düzeyine uygun kavramları öğrenme, harfleri ve rakamları öğrenmede sorunlar, yön, zaman gelişiminde problemler var ise psikiyatrik değerlendirme, psikometrik değerlendirme ile tanı konulur ve tedavi düzenlenir ve takibe alınır.

    5-DEPRESYON: Çocukta 1 aydan fazla süreyle mutsuzluk, üzgün yüz ifadesi, öfke, davranış değişiklikleri, gerginlik, isteksizlik, yorgunluk gibi belirtiler var ise değerlendirmeler, görüşmeler yapılır. Mutlaka fizyolojik nedenler ekarte edilir. Tanılama ve tedavi takibi yapılır.

    6-KAYGI BOZUKLUKLARI: Ayrılık kaygısı, yaygın kaygı bozukluğu, panik bozukluk gibi farklı belirtiler ile karşımıza çıkan bu durumlar çocuklarda da görülmektedir. Ani duygu değişimleri, endişeli hal, korkular, uyku değişiklikleri, okula gitmek istememe, yalnız kalmaktan korkma gibi belirtiler izlenebilir. Mutlaka psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır ve uygun tedavi seçenekleri konuşulmalıdır.

    7-TİK BOZUKLULARI: Çocuklarda ani,tekrarlayıcı,ritmik olmayan motor ve/veya vokal kasların istem dışı kasılmasıdır. Bu tip durumlarda tiklerin gelip geçicimi yoksa kronik mi olduğu psikiyatrik değerlendirme ve takiplerle belirlenmektedir. Tedavi seçenekleri aile ve çocukla gözden geçirilebilir. Tedavi edilmediği takdirde sosyal, akademik alanlarda ve kişinin kendilik algısında sorunlara neden olabilir.

    8-YEME SORUNLARI: Küçük çocuklarda annelerin özellikle temel sorunlarından biridir. Doğru beslenme alışkanlığı ve bu konuda anne tutumları hakkında psikiyatrik değerlendirmeden sonra destekler verilmektedir.

    Beslenme ile ilgili sorun başka fizyolojik bir sorun kaynaklı ise gerekli uzmanlara yönlendirmeler yapılmaktadır. Daha ileriki yaşlarda beden algısıyla ilgili kaygıların, aile ve akran çatışmaları vs gibi nedenlerle genelde 16-20 yaş aralığında ve çoğunlukla kızlarda BULİ MİA ve ANOREKSİYA NERVOZA gibi yeme bozuklukları da görülebilir. Kapsamlı tıbbi bir değerlendirme yapıldıktan sonra uygun tedavi ile takibe alınmalıdır.

    9-YIKICI DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI: Yetişkinlerle tartışma, öfkeli olma, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, toplum kurallarına uymada sıkıntılar,bilerek insan veya hayvanlara zarar vermek,hırsızlık,yalan söylemek gibi bir çok belirtisi bulunan davranım sorunları doğru tanı ve tedavi desteği almadığında aile,sosyal ve akademik ortamda belirgin problemler yaşanacaktır.

    10-UYKU BOZUKLUKLARI: Özellikle gelişimsel gerilik sorunu olan çocuklarda uykuya dalma ve sürdürme,uyku süresinin yetersiz olması konusunda tedaviler düzenlenir. Normal uyku ritim bozuklukları, kabus bozukluğu, gece terörü, diş gıcırdatma ve uykuda gezme gibi durumlarda psikiyatrik ve gerekirse fizyolojik olarak değerlendirilip uygun tedavi belirlenir.

    11-ZEKA GERİLİKLERİ: Zeka geriliklerinin bir çok nedeni vardır. Zeka gerilikleri, öğrenme, duygulanım, davranışları organize etme, dikkat gibi alanlarda sorunlar yaşanmasına neden olur. Zeka geriliğini tedavi etmiyoruz. Bu sorun nedeniyle oluşan problemler için gerekli tedavileri uyguluyoruz.

    12-OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK: Çocukta normal düzenlilik, kontroller, sıralı yapılan eylemler olabilir. Bunlar günlük yaşam akışını olumsuz etkilemez. Ne zaman ki bu rutinler zorunlu yapılmaya ve yapılmadığında endişe, korku, heyecan gibi duygulanımlar yaratır ve bunlardan kurtulmak için tekrarlayıcı takıntılı davranışları daha sık yapma ihtiyacı doğarsa bu durum bir TAKINTI BOZUKLUĞU olarak değerlendirilebilir.

    Bu durumda Çocuk Psikiyatrisinden destek almak tanı ve tedavi için önemlidir. Özellikle erken başlayan bu tip durumlar erken tanı konulup tedavi edilmez ise yetişkinlik döneminde daha belirgin sorunlara yol açacaktır.

    13-ERGENLİK DÖNEMİ SORUNLARI: Ergenlik gelişim sürecinde normal bir dönemdir.Fakat bazen bu dönemde yaşanan yoğun kaygı,yaşam şartlarının getirdiği gelecek kaygıları,arkadaş çevresiyle ilgili sorunlar,aile ile iletişimde sorunlar,madde kullanım problemleri gibi ailenin ve ergenin baş etmekte zorlandığı durumlarda destekleyici tedaviler faydalı olmaktadır.

    14:SINAV KAYGISI: Aslında kaygı bozukluklarında bu konuda belirtilmektedir fakat yine değişen eğitim ve sınav sistemi çocuklarda ve ailelerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Bu konuda da destekleyici ve kaygı ile baş etme ve gerekirse ilaç tedavileri uygulanmaktadır.

    Daha bir çok psikiyatrik durum değerlendirmesi yapılmakla birlikte ana, daha belirgin olanları yukarda belirtmek istedim. Aynı zamanda normal gelişim sürecinde çocukların tuvalet alışkanlığı, uyku alışkanlığı, yeme alışkanlığı, anne baba boşanma durumları, kardeş olması ve kardeş kıskançlığı gibi bir çok durumda psikiyatrik bozukluk düzeyinde belirtiler ile bir bozukluk olmasa da sadece baş etme de sorun yaşayan aileler ve çocuklar için görüşmeler ve bunlara yönelik danışmanlıklar verilmektedir.

  • Çocuk ve ergenlerde depresyon nasıl ortaya çıkar ?

    Depresyon, çökkün duygudurum, düşünce – konuşma-fizyolojik işlevlerde yavaşlama, benlik saysında düşme, değersizlik-yetersizlik duyguları, güçsüzlük, isteksizlik, karamsarlık ve umutsuzluk ile karakterize bir durumdur.

    Çocuk ve ergenlikte depresyonun açık belirtileri nadiren gözlenir. Buna karşın depresyonun eş belirtileri olan kızgınlık, huzursuzluk, davranış sorunları, gerileme davranışları( alt ıslatma, kaka kaçırma vb), uyku bozuklukları, okul başarısızlığı, bedensel yakınmalar gözlenir. Çocuğun hangi belirtileri gösterdiği, belirtilerin şiddeti, stres faktörlerinin özelliğine, çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine göre değişiklikler gösterir.

    Bunları bilmek mevcut depresyonu gözden kaçırmamak adına çok önemlidir. Depresyon bebeklikten itibaren görülebilir. Tedavinin planlanması yaş dönemine göre farklılıklar gösterir.

    Okul öncesi dönemde oyun tedavisi, okul döneminde oyun tedavisi+ ilaçlar, ergenlik çağında psikoterapinin + ilaç tedavisi oldukça etkilidir.

  • Hayatımız sınav mı?

    Yaşamımız boyunca, bizi strese ya da sıkıntıya sokan pek çok olayla karşılaşırız. Sınavlar da bunun en güzel örneklerinden. Okula başladığımızdan beri sınavlar hayatımızın ayrılmaz parçası.

    Sınavlar neyi ne kadar öğrendiğimizin aynasıdır aslında ve bizim eksik olan bilgilerimizi tamamlamamız için bir fırsat sağlar. Ancak uzun yıllardır ne yazık ki sınavlar bu işlevlerinden oldukça uzak anlamlar taşımakta bireyler için. Başarılı -başarısız, değerli -değersiz, zeki ya da değil vb pek çok sıfatı içinde barındırarak her yaştan kişiyi etiketlemek için kullanılır durumda. Sınavlar bizim genel olarak nasıl olduğumuzu göstermez sadece öğrendiğimiz ya da çalıştığımız konu ile ilgili bilgi verir. Yani sınav sonuçları biz değilizdir.

    Bazen sınavlar sonucunda elde ettiğimiz notlar o kadar önemli hale gelir ki sanki sınavların sonuçları biz oluruz. Bu da sınavlara gereğinden fazla anlam yüklememize ve kendi üzerimizde baskı yaratmamıza sebep olur. Bu baskı bazen öylesine artar ki sınavda yapabilecekken bile yapamaz duruma getirir, ruhsal ve fiziksel iyilik halimizi hatta aile ilişkilerimizi etkiler hale gelir. Sınavla ile ilgili düşüncelerimiz onu canavara dönüştürür.. Örneğin, sınava hazırlanırken ne kadar çalışırsanız çalışın yeterli olmayacağını düşünüyorsanız, bu sizin çalışmanızı ve sonuçta da başarınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Olumsuz duygu ve davranışlara yol açan sınavın kendisi değil, bizim sınavla ilgili oluşturduğumuz olumsuz ya da yararsız diyebileceğimiz düşüncelerimizdir

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısı, sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır. Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin enerjisini verimli bir biçimde kullanmasını, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesini engeller. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve beklenen başarıyı gösteremez.

    Bu düşünceleri kontrol edebilir miyiz? Edebilirsek sonucu değiştirebilir miyiz?

    Kaygıyı yok etmek mi kontrol altında tutabilmek mi?

    Tüm duygularımız gibi “kaygı” da hepimizin günlük yaşamda sıkça karşılaştığı bir duygu. Her ne kadar bu duyguyu yaşamaktan hoşlanmasak da aslında bizim için oldukça hayati bir görevi var kaygının. Kaygı, orta düzeyde yaşandığında kişiye enerji verir ve onu mücadele etmek için olumlu yönde uyararak motive eder. Yani aslında sınav sebebiyle yaşamakta olduğumuz orta düzeyde kaygı bizi başarılı olmaya motive edecektir. Ancak, bu dozu iyi ayarlamak gerekir. Temel amaç, kaygıyı tamamen yok etmek değil, onu istenilen düzeyde tutabilmektir.

    Acaba siz de sınav kaygısı yaşıyor musunuz?

    Şimdi, bahsettiğimiz sınav kaygısının sizde de olup olmadığına bir bakalım…

    • Sınav yaklaştıkça bir boşluk yaşıyor ve tüm bildiklerinizi unuttuğunuzu düşünüyorsanız,

    • Sınavla ilgili yoğun düşünceler ders çalışmanızı ve konsantrasyonunuzu düşürüyorsa,

    • Sınavla ilgili olarak zihninizde aniden olumsuz düşünceler beliriyor ve çalışmalarınızı olumsuz etkiliyorsa,

    • Sınavdan bir önceki gece uyuyamıyorsanız,

    • Sınavda heyecanlanıp çok iyi çalışmış olduğunuz ve bildiğiniz halde başarılı olamıyorsanız,

    • Sınav sırasında midenizde, karın bölgenizde gerilme ya da rahatsızlık oluyorsa,

    • Sınav sırasında soğuk terleme ve baş ağrıları çekiyorsanız,

    • Sınav sırasında zihninizin donduğunu bulanıklaştığını ve tam olarak düşünemediğinizi hissediyorsanız,

    • Sınav sırasında bildiklerinizi de unutuyorsanız,

    • Soruları olduğundan daha zor gibi algılıyor ve aslında basit olan cevapları kaçırıyorsanız,

    • Dikkatsizlik yüzünden çok sayıda hata yapıyorsanız,

    • Hiç beklemediğiniz halde sınavdan çok kötü bir not aldıysanız,

    • Çalışmanıza rağmen kötü notlar alıyor ve kendinize olan güveninizi yitiriyorsanız,

    • Sınav zamanları size zulüm gibi geliyorsa…