Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Anoreksiya nervosa

    Anoreksiya nervosa

    Günümüzde TV’nin, dergilerin, kozmetik dünyasının zayıflığı birçok değerden daha fazla öne çıkarmalarıyla birlikte, gençler çok erken yaşlardan itibaren diyet yapmaya başladılar. Bununla birlikte yeme bozuklukları özellikle batı toplumlarında eskisinden daha sık karşılaşılan bir sorun olarak karşımıza çıkmaya başladı. Bu sorun sadece üst sosyoekonomik sınıfta değil her kesimden gençte de görülmekte ve başlangıç yaşı da giderek azalmaktadır.

    Gençlerde yeme bozuklukları içinde en sık görülenleri anoreksiya nevroza ve bulimia nervosa dediğimiz iki durumdur.

    Kişiyi zayıf olma adına ölesiye açlık sınırına getiren çok ciddi bir bozukluktur. Bu hastalıkta kişi beden ağırlığı olması gereken sınırın altında olmasına rağmen kilo almaktan veya şişman biri olmaktan aşırı derecede korkar. Burada kişinin kendi vücut ağırlığı veya biçimini algılamasında ciddi bir bozukluk vardır. Hastalık erken dönemde tedavi edilmediği takdirde hastaneye yatmayı gerektirebilecek düzeyde tehlikeli ve ölümcül bir durumdur.

    Kız cinsiyette erkeklere nazaran 10 ile 20 kat daha fazladır. En sık ergenlik yıllarının ortalarında başlamakla birlikte erken yirmili yaşlarda da başlayabilir. 13 yaşından sonra hastalığın sıklığı hızla artar. Görülme sıklığı % 0,5 ile 1 arasında değişmektedir.

    Bu hastalığa sahip gençler kilo alma kaygısıyla iki çeşit davranış gösterebilirler. Bir grubu önce tıkınırcasına yer daha sonra kusarlar veya idrar söktürücü, barsak boşalımını hızlandırıcı ilaçlar kullanabilirler. Diğer grup ise yiyeceklerini kısıtlarlar, mümkün olan en az kaloriyi alırlar. Her iki tip de aşırı egzersiz yapabilirler. Bu hastaların iştahları eğer bir depresyon eşlik etmiyorsa ve hastalığın ileri dönemlerinde değilse genellikle normaldir. Bu hastalar yiyecekleri saklama, ceplerinde yiyecek taşıma, tabaklarındaki yemekleri düzenleme, yiyecek çalma gibi davranışlar gösterebilirler. Zihinleri sürekli yemeklerle meşgul olabilir ve yemek tarifleri alır, özenli sofralar hazırlarlar.

    Bu kişiler genellikle katı ve mükemmeliyetçi bir kişilik yapısına sahiptirler. Sıklıkla içe dönük ve sinirlidirler. Okul hayatlarındaki başarı hastalığın geç dönemlerine kadar genellikle iyidir.

    Hastalar semptomlarını kendini özel yapan şeyin temeli olarak görürler. Genellikle tedaviyi reddederler. Hastalıkla birlikte takıntılı davranışlar, depresyon ve kaygı bozuklukluğu sık görülür.

    Ergenlik öncesi başlayan olgular çocukta kilo artışının beklenen düzeyde olmaması ve çocuğun puberteye girmesinde gecikme ile kendini gösterebilir.

    Hafif vakalar ayaktan takip edilebilirken ağır kilo kaybı olanların hastane yatışı gerekir. Kilo kaybının ağırlaşmasıyla birlikte vücut sıcaklığında düşme, ödem, sıvı dengesinde bozulma, kalp atımında yavaşlama, kalpte ritm bozuklukları, kıllanma, hormonal düzensizlik, adet düzensizlikleri, kısırlık, kemik erimesi, kıllanma artışı, midede genişleme görülebilir.

    Tedavisi psikoterapi, aile terapisi, ilaç tedavisi ve gereğinde hastane yatışı ile yapılır.

    Uzm. Dr. Gökçe Küçükyazıcı

    Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Yatakta misafir var

    Yatakta misafir var

    Yaşamın ilk 1 yılı, çocukta “temel güven duygusu” nun geliştiği dönemdir. Çocuk hayatının bu ilk yılında annesinin yanında olmasına, sevgi gösterilmesine, bakım verilmesine çok ihtiyaç duyar. Çocuğun gereksinimlerini ifade etme, dış dünyayı tanıması ve beslenmesinde en önemli aracı bu dönemde ağız ve dudaklardır. Bu nedenle emzirmenin de sadece çocuğun beslenmesi açısından değil, hem anneyle tensel bir temas sağlaması , hem de gerginliklerinin giderilmesi açısından önemi büyüktür. Bu dönemde annenin çocuğun ulaşabileceği en yakın yerde olması, çocuğun bu gereksinimlerinin sağlanmasında önemlidir. Annesi ihtiyaç duyduğunda yanında olmayan bir bebek ciddi bir kaygı ve gerginlik yaşamakta, annesi yanına geldiğinde rahatlama olmaktadır.

    Çocukta ‘temel güven duygusu’nun oluşabilmesi için özellikle hayatın ilk bir yılında ayrılık dönemlerinin kısa süreli olduğunu ve annesi yanında olmasa bile bir süre sonra geleceğinin ve ayrılıkların geri dönüşümlü olduğunu öğrenmesi gerekir. Bu öğrenildikten sonra çocukta güven ve umut duygusu gelişir. Bundan sonraki dönemde çocuk için ayrılıklar daha az kaygı verici bir hal almaya başlar ve çocukta yarattığı gerginlik eskiye göre çok daha kolay katlanılabilecek düzeylere iner. Çeşitli nedenlerde hayatın bu ilk yılı uzun süreli ayrılıklar ve ilgisizlik ile geçerse çocuk ileriki yıllarda yakın ilişkilerinde güvensiz, sıcak ilişki kuramayan ,kaçıngan, içe dönük veya empatiden yoksun bir yapı sergileme eğiliminde olur.

    İşte tüm bu nedenlerle ve ayrıca çocuğun uyku uyanıklık alışkanlığı, beslenme alışkanlığının oluşturulması ve annenin buna uyum sağlamayı öğrenebilmesi için hayatın özellikle ilk bir yılında birlikte yatılmasına ihtiyaç vardır.

    Bu yaştan sonra çocuk artık anne baba ayrı odada olsa da , kendisine kolayca ulaşabildikleri takdirde ayrı kalabilmeye alışabilmektedir. Kısaca şunu söylebiliriz ki eğer imkanlar elveriyorsa çocuk 1 yaşından sonra artık anne babadan ayrılmaya hazır hale gelebilmektedir.

    Temelde çocuk için ayrı odada yatabilme becerisinin gelişmesi, tıpkı yürümek, koşmak, kaşık tutabilmek gibi çok keyif verici, bağımsızlaşmayı ve bireyselleşmeyi gösteren ve özgüveni arttırıcı gelişmelerdir. Çocuğun ayrı bir odada yatabilmesi özellikle kreşe ve okula başlama süreçlerinin rahat geçirilmesini sağlamaktadır. Başlangıçta çocuk için kaygı yaratabilecek ‘kendi odasında yatma deneyimi’ zaman geçtikte ve tekrarladıkça kaygının giderek azalmasıyla birlikte gurur verici bir eyleme dönüşecektir.

    Bu geçiş dönemlerinde anne babaya düşen görev çocuğun yaşayabileceği endişeyi anlayabilmek, destekleyici ve cesaretlendirici olmaktır. Çocuğun herhangi bir başarısız deneyiminden sonra ebeveynin de kaygılanması ve katı davrandıkları düşüncesiyle suçluluk duygusuna kapılması, çocuğun bir sonraki girişimi için cesaret kırıcı olacaktır. Örn. Kendi odasında yatmaya başlamış bir çocuğu herhangi bir korkulu rüya sonrasında tekrar ebeveyn odasına geri almak yanlış bir davranıştır. Bunu yerine bir süreliğine yatağının yanında oturularak ve çocuk başı okşanıp rahatlatıldıktan sonra uyumasını sağlamak daha doğru davranış olacaktır. Ayrıca çocuğun odasının ayrılmaması, çocuk , anne ve babanın yatış saatlerinde değişikliklere neden olacak, ebeveynler ayrı odalarda yatmak durumunda kalabilecek, bu da anne baba ilişkisini olumsuz etkileyecektir.

    Çocukların yalnız yatmak istememesinin çok çeşitli nedenleri vardır. Bunların bir kısmı çocuğun gelişimsel dönemiyle ilgili olabileceği gibi bir kısmı da ebeveyn tutumları ve yaşam olaylarıyla ilişkilidir.

    3 -5 yaş arası çocuklar psikoseksüel gelişim dönemine uygun olarak cinsiyet farklılıkları ve cinsellikle ilişkili konular üzerine daha ilgilidirler. Bu dönemde kız çocuklar babaya daha düşkün, erkek çocuklar anneye daha düşkün tavırlar sergileyebilir. Anneye babaya dokunmak, onların farklılıklarını gözlemek gibi davranışlarda bulunabilirler. Bu yaşta çocuk kendi cinsiyetinden ebeveyniyle özdeşleşme gösterir. Onların aralarında yatmak isteyebilir. Tüm bunlar normal gelişimin bir parçasıdır.

    Korkular: Çocuklarda belli yaşlarda belli korkulara daha fazla rastlarız. Özellikle 3-4 yaşlarda karanlık, canavar, dolaptan yaratık çıkacağı, hırsız gibi korkulara sıkça rastlanır. Bu durum çocuklarda yalnız yatmayı reddetme davranışına neden olabilir. Burada anneye veya bakımveren kişiye düşen görev çocuğun uykuya dalışını kolaylaştırmak için yardımcı olmaktır. Çocuğa odasında masal okuma, ninni söyleme, saçını okşamak, sevdiği bir oyuncağını yanına koymak gibi yaklaşımlar çocuğa rahatlık ve ve güvende olduğu hissini verirler.

    Altı yaş sonrası korkularda tekrar bir artış gözlenir. Çocukların çevrede anlatılan öykülerin, filmlerin vs. çok fazla etkisinde kaldıkları görülür. Soyut düşünce tam gelişmediği için ölüm korkuları, ebeveynin yaşlanacağı vs. gibi korkular çocuklarda ebeveynden ayrılma kaygısını ortaya çıkarabilirler. Çocukların bu konuyla ilgili kaygıları üzerinde anlayacakları bir dille fazla ayrıntı içermeyen ancak tatmin edici bir açıklama yapılmalı ve güven verici bir tavır sergilenmelidir. Örn. çocuğun ölüm ile ilgili sorduğu bir soruya, “ölüm uykuya dalıp uyanmamaktır” gibi verilebilecek yanlış bir cevap çocukta uyumak istememe, anneye yapışma vs. gibi ters sonuçlar doğurabilecektir.

    Sıklıkla bu tür korkular normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilir ve eğer çocuğun yaşam kalitesini bozacak düzeyde değilse ek bir destek almadan kendiliğinden ve doğru yaklaşımlarla düzelme eğilimindedir.

    Yaşam olayları:
    Çocukların yaşamlarında karşılaştıkları, bir kardeşin doğması, taşınma, ebeveynin boşanması, ölümler, kreşe veya okula başlama gibi her yeni durum tıpkı erişkinlerde olduğu gibi kaygı verici olmaktadır. Bu gibi durumlarda çocuklar kazanmış oldukları yalnız yatabilme, tuvalet becerileri vs. gibi becerilerini kaybedebilmekte, yaşından daha düşük tavırlar sergileme, uyku iştah değişiklikleri , parmak emme ve tırnak yeme davranışları gösterebilmektedir. Bu gibi süreçlerde çocuğun bu tip davranışları anlaşılmaya çalışılmalı, yaşanan sürecin zorluğuna göre sabırlı davranılmalı ve çocuğun eski becerilerini tekrar sergileyebilmesi için yüreklendirici olunmalıdır. Özellikle hem ebeveyn hem çocuk için ciddi derecede stres yaratan durumlarda aile bireyleri uzman desteği almaktan kaçınmamalıdır.

    Ebeynlerin tutum hataları:

    Kaygılı, evhamlı ve aşırı koruyucu kollayıcı anne babaların çocuklarında yalnız yatamama sorununu daha fazla görmekteyiz. Burada anne çocuğa bağımlı bir tavır sergilemekte ve davranışıyla çocuk annenin bu davranışını aynı şekilde model olmaktadır. Özellikle küçüklüğünden itibaren sık solunum yolu enfeksiyonu geçiren, alerjisi olan, veya başka bir sağlık sorunu olan çocukların anneleri tarafından sıklıkla yanlarından ayırılmadıkları, bu davranışın da iyi niyetle de olsa anne-çocuk arasındaki bağımlılığı pekiştirdiği, çocuğun bireyselleşmesini ve güven duygusu gelişimini olumsuz etkilediği bilinmektedir. Ayrıca bu çocuklarda kreşe ve okula başlamakta sıklıkla zorluk da yaşanabilmekte, ciddi ayrılma kaygısı yaşayabildikleri görülmektedir.

    Anne-babaların yaptıkları bir başka tutum hatası da çocukların korkularını farkında olmadan tetiklemektir. Burada yapılan hata sıklıkla uyumaya direnen çocukların korkutulması şeklindedir “Uyumazsan öcüler gelir seni alır” gibi söylemler kesinlikle kullanılmamalıdır.

    Bir diğer hatalı ebeveyn tutumunu da sıklıkla boşanmış veya çalışan anne babalar sergilemektedir. Her iki durumda da ebeveyn çocuklarına yeterince zaman ve ilgi göstermediklerini veya birlikte kaliteli vakit geçiremediklerini düşünerek bir çeşit suçluluk duygusuyla çocuklarını yanlarında yatırmakta ve bu şekilde farkında olmadan çocuğun bireyselleşmesini engellemektedirler.
    Ebeveyn burada şunu bilmelidir ki, çocukla akşam eve geldiklerinde geçirdikleri kaliteli birkaç saat veya boşanmış bir çiftse hafta sonları birlikte olacakları süreci sağlıklı geçirmek çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgi, ilgi ve güven duygusunu sağlamak için yeterli olacaktır.

  • Çocuklar ve ölüm

    Çocuklar ve ölüm

    Biz büyükler her zaman çocuğumuzun ölümü anlaması için çok küçük olduğunu düşünürüz. Çocuğumuzu hep ölüm gerçeğine karşı korumaya çalışırız. Aslında çocuklar yetişkinlerde göre ölümün gerçekliğini çok daha iyi bir şekilde anlarlar. Yaş gruplarına göre ölüm ve yaşam hakkında farklı değerlendirmeleri vardır.

    Çocuklara bu konuda yardım edebilmek ve onları anlayabilmek için biz yetişkinlerin bu konuyla kendimizin ilgilenmesi ve çocukların her yaş grubunda ölümü değişik algıladıklarını bilmemiz gereklidir.

    İlk beş yaş dönemi

    Çocukların ölüm ile ilgili düşünceleri çok erken dönemlerde başlar. Bu düşüncelerin çocuğun gelişimine, sosyalleşmesine ve dinsel duyguların gelişimi üzerinde çok büyük etkileri vardır.

    İlk yaşlarda çocuk canlı ve cansız kavramları hakkında bilgi sahibidir. Bitkilerin ve canlıların ölümünü gözlemler, bunları uyku, ayrılma, alışılmışın bırakılması ( emzik gibi),ve zorunlu ihtiyaç gibi kavramlarla birleştirmeye çalışır. Ünlü çocuk gelişiminin babası olan Jean Piaget çocukların yaşam kavramları ile bağdaştırdıklarını anlamak için bir dizi araştırmalar yapmıştır. Sonuçları dört evrede incelemiştir. İlk evrede ( 3.yaş -6.yaş arası) tüm canlı olarak değerlendirilen olaylar bir şekilde aktif ve gerekli olan kavramlardır. Örneğin bir mum yandığı zaman ve ışık verdiği zaman canlıdır. İkinci evrede ( 6.yaş-8.yaş) yaşam ve canlılık sadece hareketler üzerinden tanımlanır. Örneğin deniz her zaman dalgalı değildir, bu nedenle her zaman canlı değildir. Üçüncü dönemde (8.yaş-12.yaşarası) çocuk kendiliğinden harekete geçen canlı olarak değerlendirir. Dördüncü dönemde ise çocuk sadece bitkileri, hayvanları ve insanları canlı olarak değerlendirir.

    5 yaşın altındaki birçok çocuk için ölüm sonsuzluk anlamına gelmez. Ölümü geri dönülen bir yolculuk veya tekrar kalkılan bir uyku olarak değerlendirirler. Çocuklar için anne veya babanın işe gitmesi de ölüm ile eşdeğer bir durum olabilir. Ölümün ve ayrılığın eşdeğerli olarak görülmesi çoğu zaman dayanılamayacak acı ve üzüntü duygularına yol açar. Küçük çocuklar için ölüm önemli bir kişiden ayrılık olarak duygusal anlamda hissedilir. Ebeveynleri tarafından terk edilmekten aşırı bir korku duyarlar. Bu kaybetme korkusu 1.yaşta başlar ve 8.yaşa kadar devam eder. Aile içinde veya çevredeki bir ölüm olayından sonra anne ve babalarına aşırı düşkünlük gösterirler ve yalnız kalmak istemezler. Ayrı kaldıklarında ailelerine bir şey olmasından korkarlar.

    Bu yaş çocuklarda zaman kavramı çok sınırlıdır. Ölümün sonsuz olduğunu kabullenemez ve geçici bir durum olarak kabul eder. Çocuklar dört yaşın başında aşağı yukarı ölümü algılamaya başlarlar.Ölümün farklı bir şey olduğunu çözerler ama duygusal boyutu yoktur.Karınca veya çekirge öldürmek, ölmüş oyunlarını oynamak bu yaş grubunda sık görülür.

    5 yaş sonrası dönem

    Ölüm hakkında gerçekçi algılama ilkokul çağı ile başlar. Bu gelişme çağında çocuk ölümü duyguları ile bağdaştırmaya çalışır. Yani durumu hissedebilir ve yas duygularını paylaşabilir. Ama buna rağmen kendilerinin bundan etkilenmediklerini düşünür. Ölümün her yaşta olabileceği kavramı henüz gelişmemiştir. Ölümü kişileştirirler. Şeytan, melek figürleri gibi.Sosyal çevre ve dini inanış da bu konuda etkisini gösterir.

    5 yaşındaki bir çocuk önceden var olmadığını ve ileride de var olmayacağını kabullenemez. Bu yaş çocuklarında sadece ‘şimdi’ kavramı vardır.

    6 yaşında çocuklar ölümden sonra neler olacağı ile ilgilenmeye başlarlar. Bir yandan ölüm sonrası için kesin düşünceleri vardır ( ölünce tabuta konulacak, ölü nefes alamaz gibi). Ama bu düşüncelerle birlikte fazla duygu bağdaştırması yoktur. Yaşlılık dışında kaza , hastalık gibi diğer ölüm sebeplerinin varlığını kabul ederler ve bilirler. Bu grup çocukta öfke sonucu anne-babaya karşı veya kardeşe karşı ölüm isteklerini dile getirirler.

    Yedi yaşından itibaren zaman kavramı zenginleşir ve çeşitlilik gösterir. Olaylar ve olayların zaman ilşkisi daha iyi algılanır. Ölüm ile ilgili kavramlar olan tabut, mezar, cenaze töreni çok fazla ilgi çekmeye başlar. 8 yaşındaki çocuklar artık kendi dahil herkesin birgün öleceğini kabullenir.9 yaştan itibaren ise ölüm doğal bir olay olarak kabullenir. Ölümün her canlı için geçerli olduğunu kabul eder. Nabzın ve kalbin durduğunda ölürsün! gibi saptamalarda bulunurlar.

    Sosyoekonomik akımdan orta ve alt tabakaya ait çocuklarda ölüm anlayışı farklıdır.Onlar ölümü şiddetin, kazanın ve intiharın sonucu olarak algılarlar.

    Ergenlikte ölüm anlayışı

    Duygusal iç ayarlar benlik yapısı ve psikolojik yapı ile her ergende farklılık gösterir.Kendi kimliğini arama çabaları yaşamın anlamı ve sonsuzluk kavramlarını sorgular. Benlik bulma yeni kimlik bulma sorunları çoğu zaman korku ve güvensizlik ile bağlantılıdır.

    Bu duygular hormonal –fiziksel gelişim ve artan cinsellik ile birlikte şiddetlenir. Bunun sonucu olarak intihar fantezileri ortaya çıkar.

    Ölümcül hastalığı olan çocuklar ve gençlerin sağlıklı olan yaşıtlarına göre daha farklı bir ölüm anlayışı vardır. Ergenler genelde ölüm üzerine konuşmaktan hoşlanmazlar.

    Çocuklarda ve ergenlerde yas tutma

    Yetişkinler kadar çocuk v e ergenler için ölen kişilerin arkasından yas tutma süreci, ruhsal açıdan en zor işlevdir. Yas tutma doğuştan var olan ve ruh ve bedenin ayrılma ve kayba karşı verdiği bir cevaptır. Yas tutma sadece ölümle ilişkili değildir. Neredeyse her gün bir şeylerle vedalaşmamız gerekir. Örneğin, anne sütü emen bir çocuğun sütten kesilmesi, okulun bitirilmesi, işyerinin değiştirilmesi, taşınma, gençlikten yaşlılığa geçiş veya erişkin çocukların evi terk etmesi gibi. Tüm bu olaylar sindirilmesi ve kabullenilmesi gerekmektedir. Bu da ancak yas tutarak gerçekleşebilmektedir.

    Yas tutma şekilleri kişilere göre çeşitlilik gösterir. Bağırma, çağırma, inleme, şiddet ,hırçınlık, suçluluk duyguları, inat ve umutsuzluk şeklinde ortaya çıkar.Burada önemli olan bu duyguları farkında olarak yaşamaktır. Yas döneminde bedenimizde bazı reaksiyonlar gösterir. Vücut ağrıları, baş ağrıları, yorgunluk, iştahsızlık ve uyku bozuklukları bu sürece eşlik edebilir.

    Yas sürecinde çocukları daha zor dönemler bekler: Sözel olarak duygularını bildirme ve biliçsel olarak ölümü anlama yetileri azdır. Çocuklar aynı anda hem sevdikleri insanı kaybederler, hemde uzun süreli ailelerinin ilgisinden yoksun kalırlar. Çok az anne ve baba yas döneminde çocuklarının korkularına, sorularına ve suçluluk duygularına karşılık verebilirler. Oysa ki yas döneminde çocuklar çok fazla ilgiye ihtiyaç duyarlar. Böylece yaşamlarının bir döneminde bu yas deneyimini tekrar uygulayabilirler.

    Çocuklarla ölen kişinin ölüm nedeni hakkında açıkça konuşmak çok önemlidir. Buyaparken ölüm nedeninin çocuğun davranışalrıyla hiçbir bağlantısı olmadığını her zaman vurgulamak gerekir.

    Hangi durumlarda destek alınmalıdır

    *Anne veya babasını kaybeden çocuk 4 yaşından küçük ise,

    *Taşınma söz konusu ise,

    *Maddi sıkıntı var ise,

    *Ani ve beklenmeyen ölümlerde ,

    *6 aydan uzun süren hastalık dönemi sonrası ölümlerde,

    *Doğum esnasında annesini kaybeden veya rahim, meme kanseri sonrası gerçekleşen ölümlerde özellikle kız çocukları,

    * Ergenlikte babasını kaybeden erkek çocukları,

    Kardeşlerini kaybettiklerinde çocuklar çok etkilenir. Çünkü ebeveynler kendi yas döneminde olduğundan diğer çocuklarına gereken ilgiliyi gösteremezler.

    Bir kişi öldüğünde çocuk etrafındakilerle çocuk etrafındakilerle acısını ve yasını paylaşabilmelidir. Bu durumda çocukları izole etmektense onlarla iletişim kurmak gereklidir.Kendilerini daha güvenli hissederler. Bu yas döneminin sonuçları gelecekteki kuracakları ilişkilerde olumlu veya olumsuz olarak ortaya çıkabilmektedir.

  • Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Oyuncaklar ve çocuk gelişimi

    Birçok anne baba çocuklarını yaşama nasıl hazırlayacaklarının kaygısını yaşarlar. Günümüzdeki medya ve teknoloji olanakları bu olayı güçleştirmektedir.Çocuğumu nasıl eğitebilirim?, hangi aktiviteleri ona sunmam gerekiyor?, nasıl oyuncaklar almalıyım? gibi sorularla günlük olarak karşılaşmaktayız. Beynin gelişimini araştıranların dile getirdiği çocukların beyinleri şekillendirilebilir ve her zaman bilgiye açıktır. Eğer küçük yaşta buna yönelik eğitimler verilebilirse ileriki yaşlarda büyük bir hazineye sahip olacaklardır. Araştırmacılara göre insan beyni yeni bilgileri eskileriyle bağlantı kurarak daha kolay öğrenir.Örneğin; çocuklar kaba motor hareketler geliştikten sonra ince motor hareketleri yapabilirler. Bu nedenle önemli olan çocukların yaşlarına göre uğraşlarının ve oyuncaklarının seçilmesidir. Böylece dünyayı daha iyi öğrenirler ve zekaları güçlenir.

    Çocuklar inanılmaz derecede meraklıdırlar. Bu merakları erişkinler tarafından olumlu karşılanırsa ,olumlu duygulara sahip bir çocuk erişkin hayatında da araştırmacı ruha sahip olur. Bu onlarda genetik olarak programlanmıştır. Çocuğun araştırmacı ruhu erişkinler tarafından engellenirse çocuk yaşantıyı sıkıcı, başarısız ve mutsuz olarak algılar.

    Peki çocuklarımız için uygun olan nedir?

    Birçok erişkin çocuğun şu andaki durumunu değil, geleceğini düşünür. Ama önemli olan çocuğun doğasında olan özellikleri ile algılamaktır. Çocukların hepsi birer ufak araştırmacıdır. Anne babalar biraz geri çekilip çocuklarının neler yapabileceklerini zevkle gözlemlemelidirler.

    Oyuncaklar bu araştırmacı miniklere sosyal, ruhsal ve fiziksel gelişimlerinde yardımcı olacak araçlardır. Bu araçların ebeveynler tarafından yaşlarına uygun bir şekilde belirlenmeleri gerekmektedir.

    Çocuğum ne zaman, hangi oyuncağa ihtiyaç duyar?

    6ay-12ay arası

    Dokunma kitapları, toplar, plastik bardaklar, kutular, bezden zarlar, ses çıkaran hayvanlar

    12-18ay

    İlk puzzlelar, ahşap arabalar, resimli kitaplar, toplar

    18-24ay

    Küçük kutular, puzzlelar, ksilofon, kil yuğurma, soyup giydirebileceği bebekler

    2-3 yaş

    Resimli ktaplar, Legolar, kil hamuru, kalın boya kalemleri, çocuk işçi malzemeleri

    3-4yaş

    Boyama kitapları, ilk beraber oyunlar- eşini bul gibi-, oyuncak mutfak, kuklalar,

    Oyuncak alınırken çocuğun yaşına ve becerilerine uygun olanı seçmek gereklidir. Çok fazla oyuncak alınmamalıdır. Çocuk oynamak için en fazla 3 tane alternatife ihtiyaç duyar. Bundan fazlası çocukta isteksizliğe yol açar.

    Oyun ve oyuncak çocukların gelişimine nasıl etki eder?

    1-Güven: Daha ilk aylarında bebek kendisine gülen, onunla oynayan annesine gülümser. Eğer bu dönemde ebevynler bebeklerinin verdikleri sinyallere doğru karşılık verebilirlerse bebekleri ile kendi aralarında ilk güven ortamını sağlamış olurlar. Ben bu dünyada etkili birisiyim duygusu ,ile birlikte özgüvenin ilk tohumları atılmış olur. Raht ve mutlu bir bebek dünyaya açık olur ve bir sonraki yetileri öğrenmeye açık olur.

    2-Heyecan: Çocuklar kendilerini meşgul edecek, ilginç oyunlar isterler. Hayvanat bahçesinde, yüzme havuzunda, veya oyun alanlarında yenilikler keşfederler.Bu onlara aşırı bir heyecan verir. Burada önemli olan isteğin çocuktan gelmesidir. Çocuğa devamlı yeni önerilerde bulunmak doğru değildir. Çünkü çocuk bununla ilgili olaral strese girer ve öğrenme heyecanı kalmaz.

    3-Aktivite: Çocuklar kendi hayatlarına kendileri yön vermek isterler. Önemli olan çocuğa bazı aktivitelere katılma izni vermek, bu konuda desteklemek, ve sorunlarını kendileri çözmelerine yardımcı olmak gereklidir. Yani yağmurda dışarıda oynamak, solucanları gözlemlemek, resim yapmak, veya kumdan kaleler yapmak onların hakkıdır. Aktif çocuklar etkili olduklarını düşünürler ve bu onları güçlü yapar.

    4-Sorumluluk: Oynamak, gülmek, ağlamak, kavga etmek , sorumluluk almak , duygularını göstermek gelişim psikolojisi açısından önemli bir yetidir. Bu nedenle yaşam deneyimleri kitaptan okunan bilgilerden çok daha önemlidir. Duygusal zekası gelişen bireyler düşünmeyi ve duyguları bir araya getirebilirler ve öğrenme hevesi gösterirler.

    Çocuğun tüm oyun dönemlerinde anne ve babası ile huzurlu ve mutlu bir ortamı paylaşması çok önemlidir. Bu arada çocukların alışkanlıklara ihtiyaçları olduğu unutulmamalıdır.Örneğin her gece yatmadan önce kitap okunması gibi.

  • Zaman ve zamane çocuklarımız

    Zaman ve zamane çocuklarımız

    Çocukları ve saatleri her zaman kurmamak gerekir.Bazen kendi hallerine bırakmak gerekli diyen şair ve pedagog Jean Paul 200 yıl önce sanki günümüzden haber verir gibiydi.Günümüzdeki çocuklar randevularla ve sorumluluklarla zincirlenmiş şekilde yaşamaktalar.Öğleden sonra okul sonrasında konulan etüt saatleri hafta sonları kurslar hep bir açığı kapatmaya yönelik çocukların zamanlarını büyük ölçüde kapsamakta.Bir çok çocuğun randevu defteri tamamiyle bu tür etkinliklerle doldurulmuş.

    Her çocuk fantezileri için oyun için planlanmamış zamana ihtiyaç duyar.Yıllar önce Down Shifting denilen kendine kendine yavaşlatma tamını Amerikalı araştırmacılar yaşama geçirmişlerdi.Onlara göre bir kişiden devamlı beklentiniz olursa her zamankinden daha az başarıya ulaşır çünkü kendi kaynaklarını ve gücünü ekonomik olarak kullanamaz.Günümüzdeki bilinç tamamen değişmiştir.Burn-out sendromları veya strese bağlı mide ağrıları başarının bir parçası olarak görülmemektedir.Günümüzde başarılı insan kendi güçlerine dikkatli kullanma yetisine sahip kişi olarak tanımlanmaktadır.

    Erişkinler için geçerli olan çocuklar için de geçerlidir.Bir çok çocuğun migren hastası olması veya mide ağrısı çekmesi nedensiz değildir.Bu tür semptomlar vücudun ve ruhun yardım çağrıları olabilir:Daha fazla sakinliğe ihtiyacım var.Biz ebeveynlere düşen görev çocuklarımıza gerekli sakinliği,huzuru ve rahatlamayı sunabilmektir ve bunu başarmak için hayatta gerekli teknikleri onlara öğretmektir.Gerçekçi yapılan bir zaman yönetimi günlük yaşamda rahatlama ve huzur dönemlerini içerir.

    Öncelikler Nerede?

    Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önceliklerin nerede olduğunu bulmak gerekir.Okulun yanı sıra ne önemli? Keman dersi mi ? Ananeyi ziyaret mi? Yoksa futbol mu? Çocuğun yanınıza oturun ve çocuğunuzun zamanını geçirdiği tüm aktiviteleri alt alta yazın daha sonra bunları önemlilik sırasına göre sıralayın.En önemlisi en başa gelir ve önemsizler daha sonra sıralanır.Bu sıralamada sadece sizin değil çocuğunuzun da bakış açısına önem verin.Neyi severek yapar? Ne onun için önemlidir? Bazen fikir ayrılıkları olabilir.

    Yukarda ki listede yer alan aktiviteler çocuğunuzun günlük yaşantısında önemli yer tutar.Bu nedenle bu aktiviteler için bir zaman ayarlamanız gerekmektedir.En sona sıralanan aktiviteler ve dikkat etmek gerekir.Bunlardan hangileri azaltılabilir,hangileri iptal etmemiz gerekli? Cesaretli olun ve listeden gereksiz her şeyi silin.Tabi burada çocuğunuzun yapısı çok önemli kıpır kıpır yerinde duramayan hareketli bir çocuk mu? Dışarıdan uyarımlara fazla ihtiyacı olan bir çocuk mu? Yoksa sakin,içine kapanık bir çocuk mu? Eğer hareketli,meraklı bir çocuk ise daha çok sakin aktivitelere ihtiyacı vardır.Siz çocuğunuzu en iyi tanıyan kişisiniz ve neye ihtiyacı olduğunu,neyin ona zarar verebileceğini bilebilirsiniz.

    Çocuğunuzun randevu defterinde boşluklar keşfedebildiniz mi? Harika! Böylece çocuğunuza çok önemli bir hediye verdiniz:Kendisi için zaman.

    Günlük Yaşantının İdaresi

    Çocuğunuz hayaller dünyasında yaşayan yavaş bir çocuk mu? Bu tür çocuklar anne babalarını çok sinirlendirebilirler çünkü verilen ödevleri hemen başaramazlar.Bir işe başlarlar sonra biraz hayal dünyasına dalarlar ve daha sonra yeniden başka bir şeye başlarlar.Ana okulunda şapkalarını,eldivenlerini,terliklerini kaybederler ve saatlerce onları ararlar.Diğer çocuklar çantaları ellerinde anne babalarını beklerlerken siz o çocukları kıskanırsınız.Kendi çocuğunuz dışarı fırlar ve kaybettiklerini bulmaya çalışır.Ana okulunda dağınık profesör olarak yaşayan çocuğunuz beklide herkesin sevdiği bir bireydir.Belki ana okulunda çok fazla ciddiye alınmayan bu durum okulda sorun haline gelebilir.

    Okul Çocuğu İçin Zaman Yönetimi

    Yukarıda anlatılan tipteki çocuklar zaman kavramı ile gerçekçi bir şekilde başa çıkamazlar.Ev ödevleri saatlerce sürer çünkü arada ya karınları acıkır ya da tuvalete gitmeleri gerekir.Kalemin ucunu açmak gereklidir sonra telefon çalar tabi ki tüm dikkat dağılır.Yazı yazmak yerine lego evleri yapmak veya bir kitabın sayfalarını çevirmek daha ilginçtir.İki saat sonunda ev ödevleri hala bitmemiştir ve çocuk doğal olarak sıkıntıya girer çünkü daha yapması gereken çok fazla ödev vardır.Oyun için gerekli olan boş zaman yan etkinliklerle harcanmıştır.Böyle bir çocuğun ebeveyninin yardımına ihtiyacı vardır.

    Çocuğunuzun ev ödevlerini ciddiye alın.Ona önemli bir şey yaptığı ve ona güvendiğiniz hissini verin.Eğer ev ödevlerini sıkıcı,gereksiz etkinlikler olduğu hissini verirsek çocuk nasıl ciddiye alabilir.Kendi işinde önemli olduğunu hisseden kişi ancak güçlerini o iş için kullanır.Çocuklarda durum erişkinlerdekiyle aynıdır.
    Önceden ev ödevleri için hazırlık yapın defterler hazır masada olmalı,kalemlerin uçları açık olmalı ve ödeve başlamadan önce çocuk ne yapması gerektiğini bilmelidir.Ödevini anlamayan bir çocuk devamlı anne veya babasına koşup soru sorar bu da çocuğun ve ailenin hem zamanını hem de gücünü çalar.
    Çocuğunuza dikkatini toplayabilmesi için yardımcı olun.Çocuğun ders çalıştığı çalışma atmosferi az uyaranın olduğu huzurlu bir ortam olmalıdır.Çocuğunuz sabahtan akşama kadar dışarıda bir çok uyaranın etkisi altındadır.Bu yüzden ders çalışırken sakinlik önemli bir dinlendirici unsurdur.Küçük kardeşler ödev zamanlarında abilerin,ablaların odasına giremezler ve diğer kişiler ders çalışan çocukla değil sadece anne ile konuşabilirler.Televizyon kapalı olmalıdır ve telefon görüşmeleri daha ileriki bir zamana aktarılmalıdır.Eğer çocuk dış ilişkilerin ileriki zamana ötelendiğini fark ederse her şeyi kaçırıyorum hissine kapılmazlar.
    İlk zamanlarda gerekirse ödevler bitene kadar çocuğunuzun yanında kalın,sosyal denetim mekanizması bazen harikalar yaratabilir.Sadece odada bulunup örgü örseniz veya bir makale okusanız bile çocuğunuzun dikkatini toplamasına yardımcı olursunuz.Bu arada çocuğun dikkati dağıtma isteklerini kulak asamamanız gerekmektedir.”Anne şimdi televizyonda çok güzel bir film var.” Hiç cevap vermeyin ödevler bittikten sonra televizyon programı tekrar tartışılabilir.Çocuğunuzun belirli bir çalışma disiplinini benimsediğine inandığınız zaman kendinizi bu işlevden ayırabilirsiniz.
    Çocuğunuzu belirli bir düzende olması için destekleyin.Bir çok kullanılmış kağıt,kitaplar,defterler,kalemler ver arasında da ezik bir muz…Hiçbir çocuk düzen hayranı olarak dünyaya gelmez ve çoğu zaman gereklilikler karşısında zorlanır.Akşamları her zaman belirli saatte beraber odasını toplayın çünkü çocuklar alışkanlıklar sayesinde bazı şeyleri öğrenirler.Yarın derste ne lazım,ne evde kalabilir,ne çöpe atılabilir?Ertesi gün hakkında fikir yürüten çocuk gereksiz zaman harcamaz.
    Çocuğunuzun odasında sadeliğe özen gösterin.Kesin dış sınırlar insan kişiliğine yön verir.Eğer çocuğunuz nerede,hangi, oyunu ve hangi kitabı bulacağını bilirse çok fazla aramak zorunda kalmaz.Çocuğunuzla birlikte oyun şeklinde başarı baskısı yapmadan odasını toplayın.Akşamları bebekler yataklarına yataklar arabalar garaja girer ve kitaplar raflara kaldırılır.
    Sabahları belirli alışkanlıklara alışmasını sağlayın.Her gün aynı şekilde okula hazırlanan bir çocuk birkaç zaman sonra önemli rutinleri oluşturur:Uyanmak,banyoya gitmek,kahvaltı etmek sonra okula gitmek.Çocuklar kesin alışkanlılara ihtiyaç duyarlar.

    Çocuklar İçin “Boş Zaman” Ne Demektir?

    En aktif çocuk bile kendisi için boş zamana ihtiyaç duyar.Örneğin;odasında oturup çizgi roman okumak veya bir kitap karıştırmak için veya televizyonda bir çizgi film seyretmek için.Gerçek yaratıcılık devamlı uyarılmakla değil yaşanılanı işlemekle gelişir.Çok ufak bir çocuk bu işlemin nasıl gerçekleştiğini bize çok güzel gösterir bir şey yaşar öğrenir öğrendiğini yapana kadar uygulamaya çalışır.Örneğin;her seferinde ayaklarının üzerinde durmaya çalışır belki on defa yere düşer ama yeniden kalkar çünkü doğa ona yapabilene kadar deneme özelliğini vermiştir.Bu durum büyük çocuklarda neden farklı olsun? Yalnızca yeterli zamanı olan çocuklar yaşamdan aldıkları etkileşimleri benimserler,kesinleştirirler ve bunları öğrenirler.Çocuklar ihtiyaç duydukları yetileri kendileri geliştirirler ve en yoğun kendi ilgilerini çeken olaylarla zamanlarını geçirirler ve öğrenirler.Bunun için tamamen doldurulmuş bir randevu defteri yerine etkili zamana ihtiyaçları vardır.Bu zaman süreci onar dakikalık randevuların arasına sıkıştırılmış bir zaman olmamalıdır.Çocuklarımızın plansız ve kontrolsüz zamanı olan ihtiyaçlarını ciddiye alın.Bu zaman kaybedilmiş bir zaman değiş gerekli boş zamandır.

    “Anne Canım Çok Sıkılıyor”

    Eğer çocuğunuz boş zamanını kendisi geçiremiyorsa? Hep bir plana göre hareket etmeyi ve dışarıdan uyarılmayı bekliyorsa böyle bir durumda anne hemen kalkar bir aktivite önerisinde bulunur,kalemleri,kitapları getirir veya çocuğun arkadaşlarını arar.Böyle bir durumda yaşayan bir çocuk kendi başına kendi zamanını planlamasını nasıl öğrenir?

    Çocukların canı sıkılmalıdır ama her çocuk kendi kendine zaman geçirecek yetidedir. Bu can sıkıntısından yeni fikirler ortaya çıkar ve çocuk zamanı ve mekanı unutabilir.Böyle bir durumda çocuk planlanmamış zamanında huzur ve mutluluk getirebileceğini öğrenebilir.

  • Alt ıslatma  (enürezis)

    Alt ıslatma (enürezis)

    Klinik pratikte enürezis (enourin: Yunancada idrar yapmak) olarak da tanımlanan alt ıslatma; çocuğun gündüz ya da gece saatlerinde üzerini ya da yatağını ıslatması olarak tanımlanır. En az üç ay boyunca haftada en az iki defa olması ya da alt ıslatmanın çocukta ve ailede ciddi sıkıntı yaratması tedavi koşulu olarak kabul edilebilir.

    Sadece gece saatlerinde olabilir, hem gece hem gündüz olabilir, sadece gündüz saatlerinde olabilir. Çocuğun tuvalet kontrolünü hiç başaramadığı durumlar primer (birincil) tip olarak kabul edilir. Eğer çocuk altı ay, bir yıl gibi bir süre tuvalet kontrolünü başarmış ve sonradan alt ıslatması başlamışsa sekonder (ikincil) tip olarak kabul edilir.

    Primer tipte idrar kesesi (mesane) kontrolü hiçbir zaman kazanılmaz, bütün olguların yüzde seksenini oluşturur, genellikle geceleri yaşanır, çoklukla da genetik, biyolojik ve gelişimsel nedenlere bağlanır.
    Sekonder tipte mesane kontrolü kazanılır ancak sonradan kaybedilir, bütün olguların yüzde yirmisini oluşturur, genellikle organik ve psikolojik nedenlere bağlanır.

    Erkek çocuklarda kız çocuklardan iki kat daha fazla görülür. Beş yaşındaki çocukların beşte birinde, altı yaşındakilerin sekizde birinde, yedi yaşındakilerin onda birinde, on yaşındakilerin de yirmide birinde görülür.

    NEDENLERİ

    Alt ıslatmanın nedenleri çeşitlidir

    – Genetik yatkınlık: Çocuğun birinci dereceden akrabalarının da çocukluğunda alt ıslatma (enürezis) öyküsü sıktır. Yapılan bazı araştırmalarda 12, 13 ve 22. kromozomlarda anormallikler saptanmıştır. Kesin genetik odak bulunmamışa da, enürezisli çocukların kabaca yüzde sekseninde aile öyküsü saptanır. Anne ve babadan bir tanesinde varsa çocuk için olasılık yüzde eli, ikisinde de varsa yüzde yetmiştir.

    – Uyku ile ilgisi araştırılmıştır. Alt ıslatma en sık uykunun ilk üçte birlik diliminde ve derin uyku evresinde ortaya çıkar. Alt ıslatması olan çocukların uykudan uyanmalarının daha zor olduğunu, mesane dolgunluğunu hissetmediklerini ileri süren araştırma sonuçları ortaya konulmuştur. Adenoid hipertrofisi (geniz eti şişkinliği) uyku apnesine ve idrar kaçırmaya neden olabilir.

    – İdrar yolları ve kesesi (mesane) yapısında anatomik ve fizyolojik problemler araştırılmış ve bu çocuklarda fonksiyonel mesane kapasitesinin (boşalma anındaki hacim) düştüğü, ayrıca mesanede detrusor kasının fonksiyonunda tutarsızlıklar olabildiği gösterilmiştir.

    – Bazı durumlarda antidiüretik hormonun günlük salınım sürecinde anormallikler, idrar sodyum ve potasyum atılımında gün içi anormallikler, endojen arjinin vazopressin üretimi olabileceği öne sürülmüştür.

    – Psikiyatrik etkenlerin rolü sekonder tip enüreziste daha fazladır ama primer tipte de çok görülür. Sosyoekonomik düzeyi düşük toplumlarda ve kalabalık ailelerde, travma geçmişi olan çocuklarda enürezis sıklığı daha fazladır. Enürezis; çocuklarda görülebilecek depresyon, sosyal fobi, obsesif kompülsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalığın belirtilerinden bir tanesi olabilir. Tuvalet eğitiminin yetersiz olması, disiplinsizlik vb davranış problemleri de enürezis sıklığını arttırabilir.

    – Diabetes mellitus ve insipidus, orak hücreli anemi, epilepsi, alkol, kahve, kola, aşırı soğuk hava, aşırı sıvı alımı, idrar yolunun bakteriyel ve mantar enfeksiyonları (sekonder tipin yüzde otuz nedeni), böbrek yetmezliği, nörojenik mesane, myelomeningosel, spinal kord tümörleri de enürezis nedenleri arasında sayılabilir.

    TANI KOYMA

    Öncelikle ayrıntılı bir anamnez (hasta öyküsü) alınır. Enürezisin primer veya sekonder tip mi olduğu, sıklığı ve yoğunluğu, kuru kalma periyodu, alınan sıvı miktarı, işeme pratikleri ve şekli, ayrıca beslenme rejimi, idrarda acıma, yanma, koku, sık idrara çıkma vb yakınmalar, başka davranış problemleri eşlik edip etmediği, genel ruhsal durumu, fizyolojik bir hastalığı olup olmadığı ve uygulanan tedaviler, çocuğun tuvalet eğitimi, ailenin probleme yaklaşımı öğrenilir.

    Enürezisli çocukların fizik muayeneleri genellikle normaldir. Ancak kuşkulu durumlarda karın, kasık bölgesinin, genital organların ayrıntılı muayenesi ve nörolojik muayene yapılmalıdır.

    Daha ileri incelemeler gerektiğinde bazı laboratuar taramaları yapılabilir. İdrar analizi, idrar kültürü, fonksiyonel mesane kapasitesi ölçümü, gaytada parazit incelemesi, lumbosakral grafi, ürodinamik değerlendirme, ultrasonografi, voiding sistoüretrogram, intravenöz pyelogram vb birçok inceleme yönteminden yararlanılabilir.

    AYIRICI TANI

    Enürezis genellikle monosemptomatiktir, yani tek başına görülür. Ama enürezise neden olabilecek bütün hastalıklar akla gelmeli ve gereken tanı araçlarına başvurulmalıdır.

    Enürezis nedeni olabilecek fizyolojik hastalıklar ekarte edildikten sonra psikiyatrik açından da ayrıntılı değerlendirilmelidir.

    Enürezis; çocuğun özgüveninin yıkan, gün boyu huzursuz eden, kaygı uyandıran bir durumdur. Seyrek olarak da çocuğun farkındalığı zayıf olur, çok umurunda olmaz. Enürezis genellikle tek başına görülür ancak depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, zeka geriliği, sosyal fobi, selektif mutizm, özgül fobi (yalnız yatamama, kapalı alan korkusu vs) gibi birçok durumda da hastalığa eşlik eden belirtilerden birisi olarak görünebilir.

    TEDAVİ

    Enürezisin nedeni diabet, böbrek hastalığı vb fizyolojik hastalıklardan kaynaklanıyor ise, o hastalığa uygun tedavi ilgili branş hekimlerince yapılır.

    Psikiyatri kliniklerinde enürezis tedavisi çok yönlüdür.

    Öncelikli tedavi yaklaşımı davranışçı terapi teknikleri ile çocuğun ve ebeveynin motivasyonu ile tedavi işbirliğini arttırmaktır. Anne babalara; rencide etmeden, kararlı ve tutarlı bir yaklaşımla çocuğu kuru kalmaya özendirmeleri öğretilir. Çocuğun günlük su alımı, tuvalet eğitimi düzenlenir. Sıvı alımının kısıtlanmasının mutlak yararı gösterilmemiştir ancak günlük sıvı ihtiyacının büyük kısmı gündüz saatlerine aktarılarak gece işemeleri azaltılabilir. Islatma saatinden kısa bir süre önce tuvalete kaldırılarak, çocuğun kuru kalkması, kuru kalktığı günlerin ödüllendirilmesiyle de alt ıslatmadan kalktığı günlerin arttırılması sağlanabilir.

    Enürezis tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar vardır ve yararlılığı çok yüksektir. En sık kullanılan imipramin adlı ilacın etki mekanizması bilinmez, sodyum ve potasyum atılımını azaltarak idrar çıkışını ve ozmolal klirensi azalttığına inanılır ve etkinliği yüksektir. Sık kullanılan diğer bir ilaç desmopressin olarak bilinir, gece idrar miktarını azaltır. Daha az sıklıkta olmak üzere prostoglandin sentez inhibitörleri, mesterolone, antikolinerjik kalsiyum antagonisti, karbamazepin, oksibutirin hidroklorid gibi ilaçlar da sınırlı yararları ile kullanılmıştır.

    Çocuğun; idrar kesesini (mesanesini) daha iyi kontrol etmesini öğretmek amacıyla çeşitli egzersizler önerilmektedir. Gündüz saatlerinde idrar yapmanın olabildiğince geciktirilmesi, idrar yapılırken mesanenin birkaç defada boşaltılması gibi davranışlar öğretilir.

    Çocuk altını ıslattığında alarma vererek uyandıran alarm cihazları, yararlılığı yüksek olmasına rağmen çok yaygınlaşmayan tedavilerden bir tanesidir.

    Hipnoz, akupunktur gibi bazı tedaviler de sınırlı yararlanılma kullanılagelmiştir.

    Uzm Dr Ahmet Çevikaslan

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatr

  • Asparger bozukluğu / sendromu

    Tanım, Sıklık

    Anglo-Sakson ekolüne göre Yaygın Gelişimsel Bozukluklar başlığı altında, Avrupa ekolüne göre de Otistik Bozukluklar Spektrumu başlığı altında incelenen Asperger Bozukluğu ya da Asperger Sendromu; otistik özelliklerin nispeten geri planda ya da hafif olduğu, en temel problemin sosyal iletişimde beceriksizlik olduğu, normal ya da normalin üzeri zekası olan çocuklarda gözlenen nöropsikiyatrik bir problemdir.

    Sıklığı tam olarak bilinmemektedir ancak İsveç’te 1993 tarihinde yapılan bir araştırma çocuklar için binde 3.6 gibi bir oran belirlemiştir. Kuşkulu olgularla bu oranın yüzde 7.1’e çıkabileceği de ileri sürülmüştür. Erkek çocuklarda, kız çocuklardan dört kat daha fazla olduğu düşünülmektedir. Alan araştırması yapan kimi uzmanlarca on binde iki gibi tahmini bir oran da ileri sürülmüştür.

    1944 yılında Avusturyalı çocuk doktoru Hans Asperger tarafından; normal zekada ancak sözel olmayan iletişimi zayıf, em pati yoksunu, sabit ilgi alanlarına odaklı, koordinasyon sorunları olan, konuşma şekli tuhaf ve sosyal izolasyonla tipik dört çocuk “otistik nöropati” terimi ile tanımlanmıştır. .

    1981 yılında Lorna Wing adlı bir İngiliz doktorun; “empati yoksunu, motor koordinasyon problemleri, iletişim sorunları olan” belirli bir çocuk grubunun varlığını ortaya koyması ile aynı klinik tablo uzun yıllar sonra yeniden gündeme gelmiş ve keşfeden hekime atfen Asperger Sendromu olarak adlandırılmış, sırasıyla da 1992 ve 1994 yıllarında ICD-10 ve DSM-4 içindeki yerini almıştır.

    Nedenleri

    Yapılan araştırmalar Asperger Sendromu’nun tam nedenlerini ortaya koyamamıştır ancak yapılan genetik ve beyin görüntüleme çalışmaları; doğumla başlayan, genlerle gelen ve çevresel etkenlerle de pekişen bir nöropsikiyatrik bozulma olduğunu düşündürmektedir. Fetus gelişimi sürecinde embriyon hücrelerinin migrasyonunda (taşınmasında) ortaya çıkan anormalliklerin beyin gelişiminde aksamalara neden olabileceği düşünülmüştür.

    Klinik Özellikler

    Asperger Sendromu genellikle toplumsal ilişkilerdeki davranış bozuklukları ile kendisini gösterir.

    Bu çocuklardaki en önemli sorun sosyal iletişim becerilerindeki yetersizlikleridir. İkili ilişkilerdeki ve grup ortamındaki karmaşık kuralları anlamakta ve takip etmekte zorluk yaşarlar. “Akıl körlüğü” olarak da tariflenir kimi kaynaklarca. Fazla benmerkezci oldukları için grup ortamında bile genellikle kendileri ile meşguldürler, grupta merkezi konumda değil, periferde yer alırlar, yani takipçidirler. İkili ilişkiler de sosyal ve duygusal karşılıklılıklarının zayıf olması sağlıklı iletişime girmelerini güçleştirir. Ortak konudan sapabilirler. Sözel olmayan iletişimde sorunlar yaşarlar. Beden dilini anlamazlar, bakışlardaki ve tavırlardaki ipuçlarını, jestleri ve mimikleri anlamazlar ve kendileri de bu yetileri verimli kullanamazlar. İlişkilerinde sınır sorunları vardır. Grup içinde bir konu başlatmakta, sürdürmekte, karşılıklı tartışmakta beceriksizlikleri olabilir. Grup içi aktivitelerdeki saplantı derecesinde aşırı kuralcılığı, detaycılığı, kontrol duygusu, telaşı, performans kaygısı, tekrarcılığı sorun çıkarır. İnsani ilişkilerde esnek olamamaları nedeniyle çatışmalar, ruhsal gerginlikler yaşayabilirler.

    Dilin motor gelişimi iyidir, zamanında konuşurlar ancak pragmatik beceriler dediğimiz, amaca yönelik pratik kullanımda sorunlar vardır. Belirli konular üzerinde; yorumlar ve duygular yerine entellektüel bilgilerden söz etmek daha kolay gelir. Dilin semantik, yani anlamına yönelik kullanımında da sorunlar olabilir. Kelimeleri soyut anlamları ile değil de düz, yalın anlamları ile kavrarlar. Mecaz, metafor, özdeyiş vb ifadeleri net kavrama sorunları vardır. Konuşmada vurgu, tonlama, ritm vs zayıftır, kulağa tekdüze gelebilir. Dili işlemede, yani dille gelen enformasyonu analiz edip işlemekte sorunları vardır, kelimelerin arkasındaki soyut anlamları kavrayamazlar, yani “alt metinleri” okuyamazlar. Bütün bu gerekçelerle Asperger’li çocukların belirli konular üzerine karşılıklı diyalogda zorlukları olur.

    Bu çocuklarda; hep aynı şekilde yaptıkları törensel davranışlar, katı prensipler veya değişmez takıntılar gözlenebilir. Bunun da nedeni “aynılıkta ısrarcılık” diyebileceğimiz durumdur. Değişimler, sürprizler rahatsız edebilir, huzursuzluk yaratabilir. Gündelik rutinlere ve törensel davranışlara katılık derecesinde sadıktır, mükemmeliyetçilik derecesinde kuralcı, ısrarcı ve ayrıntıcıdır.
    Asperger Bozukluğu olan çocukların aynılıkta ısrarcılığı, onları belli aktiviteler ya da ilgi alanlarına uzmanlık derecesinde yoğunlaşmaya yönlendirir, belli aralarla da, örneğin yıldan yıla değişebilir bu ilgi alanları.

    Motor koordinasyonda beceriksizlikler sorun yaratabilir. Kaba motor becerilerdeki sorunlara bağlı olarak denge problemleri, sakarlıklar, beden dili gerektiren çocuk oyunlarında yetersizlikler, ayakkabı bağlama, bisiklet sürme gibi kas koordinasyonu gerektiren eylemlerde problemler gözlenebilir. İnce motor beceri sorunları nedeniyle elle yazma, boyama, kesme gibi, kapak açma evb ylemlerde sorunlar gözlenebilir.

    Asperger Bozukluğu olan çocuklarda dikkat, konsantrasyon sorunları sıktır. Zihinleri kolay dağılabilir, sezgisel yönlerinin güçlü olması nedeniyle grup içinde bile dalgınlaşıp kendi karmaşık düşünce örüntülerine dönebilirler.

    Bütün bu özellikler yanında Asperger Bozukluğu olan çocuk ve ergenler; yüksek zeka düzeyleri, özel yetenekleri, konuşkanlıkları ve genç görünümleri ile de dikkat çekerler.

    Tanı Süreci

    Asperger Sendromu, tanısı zor konulan bir hastalıktır. En temel özellikler ileri yaşlarda görüldüğü için sıklıkla okul çağlarında daha iyi tanınırlar ancak küçük yaşlardaki bazı problemler de tanıya işaret edebilir.

    Öncelikle çocuk psikiyatri uzmanları tarafından değerlendirilir, kapsamlı bir öykü alma ve gelişim değerlendirmesi süreci ile tanı konulmaya çalışılır. Tanıyı destekleyici veya eşlik eden başka tanıları ayırt edici nöropsikolojik değerlendirmeler de yapılabilir.

    Çocuğun zeka düzeyi, psikomotor işlevselliği, sözel ve sözel olmayan iletişim becerileri, öğrenme stilleri, bağımsız yaşam ve sosyal iletişim becerileri, dil yeteneği, motor koordinasyonu ve grup içi etkileşimi araştırılmalı, kapsamlı bir genetik ve nörolojik değerlendirme ile tanı güçlendirilmelidir.

    Günümüzde en geçerli sistem olan psikiyatrik tanı sistemi DSM-4’e göre Asperger Bozukluğu’nun tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

    A. Aşağıdakilerden en az ikisinin varlığı ile kendini gösteren toplumsal etkileşimde nitel bozulma:

    1. Toplumsal etkileşim sağlamak için yapılan el kol hareketleri, alınan vücut konumu, takınılan yüz ifadesi, göz göze gelme gibi birçok sözel olmayan davranışta belirgin bir bozulmanın olması.
    2. Yaşıtlarıyla gelişimsel düzeyine uygun ilişkiler geliştirememe.
    3. Diğer insanlarla eğlenme, ilgilerini ya da başarılarını kendiliğinden paylaşma arayışı içinde olmama (örn. ilgilendiği nesneleri göstermeme, getirmeme ya da belirtmeme)
    4. Toplumsal ya da duygusal karşılıklar vermeme

    B. Aşağıdakilerden en az birinin varlığı ile kendini gösteren davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici davranış örüntülerin olması:

    1. İlgilenme düzeyi yada üzerinde odaklanma açısından olağandışı, bir ya da birden fazla basmakalıp ve sınırlı ilgi örüntüsü çerçevesinde kapanıp kalma
    2. Özgül, işlevsel olmayan, alışageldiği üzere yapılan gündelik işlere ya da törensel davranış biçimlerine hiç esneklik göstermeksizin sıkı sıkıya uyma
    3. Basmakalıp ve yineleyici motor mannerizmler (örn. parmak şıklatma, el çırpma ya da burma ya da karmaşık tüm vücut hareketleri)
    4. Eşyaların parçalarıyla sürekli uğraşıp durma

    C. Bu bozukluk, toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında klinik olarak belirgin bir sıkıntıya neden olur.

    D. Dil gelişiminde klinik açıdan önemli genel bir gecikme yoktur (örn. 2 yaşına gelindiğinde tek tek sözcükler, 3 yaşına gelindiğinde iletişim kurmaya yönelik cümleler kullanılmaktadır).

    E. Bilişsel gelişmede ya da yaşına uygun kendi kendine yetme becerilerinin gelişiminde, uyumsal davranışta (toplumsal etkileşim dışında) ve çocuklukta çevreyle ilgilenme konusunda klinik açıdan belirgin bir gecikme yoktur.

    F. Başka özgül bir Yaygın Gelişimsel Bozukluk ya da Şizofreni için Tanı Ölçütleri karşılanmamaktadır.

    Ayırıcı Tanı

    Asperger bozukluğu; klinik özellikleri itibarı ile birçok psikiyatrik hastalıkla karışabilir ve ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmelidir.
    Bunlar arasında Otistik Bozukluk, Tepkisel Bağlanma Bozukluğu, Bazı Kişilik Bozuklukları (şizoidal veya şizotipal, narsistik, obsesif kompülsif, kaçıngan), Sosyal Fobi, Uyum Bozukluğu, Sınır Zeka, Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü, Aşırı Özgüven Eksikliği vb durumlar sayılabilir.

    Otistik bozukluk; asperger ile aynı grupta değerlendirilen ve ortak noktaları da çok olan bir gelişim bozukluğudur. Özellikle “yüksek işlevli otistikler” denilen bir grup vardır ki bunların zeka düzeyleri başka otistiklere göre normal ya da yüksektir. Yüksek işlevli otistiklerde de yaşıtları ile uyumsuzluk, dilin pragmatik kullanımında ve motor gelişimde beceriksizlikler gözlenir. Yüksek işlevli otistikler; asperger’liler gibi yaşıtları ile aynı ortamda yaşayabilirler. Bu konuda sağlıklı gelişen çocuklarla karşılaştırma yapılırken söylenen şudur: Otistikler bizim dünyamızda değil, kendi dünyalarında yaşarlar, halbuki asperger’liler bizim dünyamızda, kendi bildikleri gibi ancak uyum sağlamaya da çalışarak yaşarlar (Van Krevelen, 1991)

    Çocuklarda; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu dediğimiz, otizme çok benzeyen bir tablo vardır ki asperger bozuluğu ile de çok karışabilir. İstenmeyen gebelikler sonucu doğan, aile ortamında veya bebeklikte belirgin ruhsal travmalar yaşayan, kimsesiz ve kurum bakımı altında olan, kötü bakılan, doğum sonrası depresyon yaşayan annelerden doğan ve çevreyle sevgi ilişkisini engelleyebilecek fiziksel hastalığı olan çocuklarda anne ile çocuk arasında bağlanma ilişkisi sağlıklı gelişmez. Böyle çocuklarda; göz kontağı kurmama, gelişme geriliği, sosyal ortamda huzursuzluk, dokunma vb sevgi yaklaşımlarından rahatsızlık gösterebilirler. Büyüdüklerinde ise aşırı kontrolcü, soğuk, az konuşan, birebir ilişkilerde zorlanan ve kaçınan çocuklar olarak görünebilirler. Bütün bu özellikler asperger’li çocuklarda da görülür. Ancak; Tepkisel Bağlanma Bozukluğu olan çocukların dil gelişimi (geç konuşmamışlarsa) normaldir, sosyal ilişkilerde daha beceriklidirler, tedaviye daha iyi yanıt verirler.

    Kişilik bozukluğu tanımı çocuklar için pek kullanılmaz ancak çocuklar, bazı kişilik bozukluklarına özgü davranış sorunları sergileyebilirler ve bu durum da ergenlikteki sorunlarını arttırabilir.
    Örneğin; Şizotipal kişilik bozukluğu adayı çocuklar yabancıların yanında aşırı rahatsızlık yaşayabilirler ve birebir ilişkiden kaçınabilirler, yaşıtlarına göre daha ileri ve garip derecelerde fantastik tavırları, kuşkuculuğu ve alınganlığı olabilir, sözel olmayan iletişim becerileri, yani jest, mimik, beden dili kullanma çok zayıftır, stres altında kaygı, telaş artar, konuşma içeriğinde tuhaflıklar olabilir. Şizotipal özellik gösteren çocuklar dış dünyanın farkındadırlar ama kendi yetersizlikleri konusunda iç görüleri zayıftır ve iletişimden kaçınırlar.

    Narsistik Kişilik Bozukluğu adayı ergenlerin de asperger ile karışan yönleri olabilir. Narsistik bireyler de çok fazla benmerkezcidirler veya kendileri ile meşguldürler, bu durum sosyal ve mesleki ilişkilerinin çok sınırlı ve tutarsız olması sonucunu doğurabilir. Narsistik bireyler de aşırı otokontrol nedeniyle beden dillerini fazla kullanmayabilirler, sözel iletişimleri dahi sınırlı olabilir. Narsistik bireyler ilişkilerinde aşırı seçici oldukları ve daha aşağı gördükleri bireylerle ilgilenmedikleri için soğuk görünebilirler ve uyumsuz olabilirler, oysa asperger’li çocuklarda herkese karşı genel bir sosyal yetersizlik söz konusudur. Narsistik birey kendisini iyi hissettiği ya da benlik saygısının yükseldiği durumlarda aşırı sosyal görünecektir, halbuki böyle durumlarda asperger’li çocukların daha fazla kaygı yaşama olasılıkları vardır. Narsistik çocuk; benlik saygısını korumak için başkalarını değersizleştirir, yok sayar, halbuki asperger’li çocuk kendisini geri çeker ve çevresini sınırlar. Narsistik bireyin dil yeteneği genellikle iyi gelişmiştir, üstünlük silahı bile olabilir, oysa asperger’li çocuğun sözel iletişimi güçsüzdür.

    Obsesif kompülsif kişilik bozukluğu olanların belirli kişilik özellikleri ile asperger’li çocukların bazı kişilik özellikleri örtüşebilir. Ayrıntıcı ve kuralcı olmaları, esnek olamamaları, nispeten kontrollü ve soğuk görünümleri, kararsızlıkları, törensel takıntıları ortak noktalarıdır.

    Kaçıngan Kişilik Bozukluğu; genellikle erişkinlerde konulan bir tanıdır. Bu tür özellikleri erken yaşta gösteren çocuklar da yakın ilişkiler kuramazlar, hatta kaçınırlar. Eleştiriye, küçük düşürülmeye karşı aşırı hassastırlar. Asperger’li çocuklar sosyal ilişkiden kaçmazlar, yetersizdirler ya da örselenmemek için uzak dururlar.

    Sosyal Fobi ile Asperger Bozukluğu arasında benzerlikler çok fazladır. Sosyal fobi adayı çocuklar çok erken yaşlardan itibaren utangaç, ikili ilişkilerden kaçan, aşırı kontrollü ve soğuk, sosyal ortamda silik bir görünüm sergileyebilirler. Ancak Asperger’li çocuklarda görülebilecek motor koordinasyon sorunları sosyal fobide olmaz, ayrıca dil gelişimi de normaldir. Sosyal fobisi olan çocuk “nasıl yapılacağını” bilir ancak hata yapma korkusu nedeniyle sosyal ilişkide beceriksizdir, oysa Asperger’li çocuk nasıl yapılacağını pek bilemez.

    Bunlar dışında; bazı özellikleri asperger bozukluğu ile benzeşen ve tanı sürecinde klinisyeni yanıltabilecek durumlar da vardır. Örneğin; anksiyete ağırlıklı uyum bozukluğu yaşayan, sınır zeka özellikleri taşıyan, gelişimsel koordinasyon sorunu yaşayan, travma öyküsü olan, özel öğrenme güçlüğü olan, aşırı güvensiz olan çocukların belli başlı özellikleri Asperger’li çocuklarla karışabilir ve ayırıcı tanıda göz ardı edilmemelidir.

    Komorbidite (Birlikte Görülebilecek Hastalıklar)

    Asperger bozukluğu olan çocuklarda kaygı bozukluğu, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk, dikkat eksikliği ve hiperaktivite Bozukluğu, iki uçlu mizaç bozukluğu, uyum bozukluğu, sosyal fobi genel ortalamadan daha fazla görülür.

    Tedavi

    Asperger Bozukluğu’nun tedavisi denildiğinde; çocuğun yaşam kalitesinin arttırılması ve eşlik edebilecek ruhsal problemlerin tedavisi anlaşılmalıdır.

    Tedaviye ne kadar erken yaşta başlanırsa başarı şansı da o kadar yüksektir. Tedavide temel zorluklar hedeflenir, yani sosyal iletişim becerilerini, dilin pragmatik kullanımını, motor beceriksizlikleri, katı törensel davranışları merkeze koyan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi en önemli tedavi yaklaşımıdır.

    Tedavi yapılandırmasının içeriğini başlıklar halinde özetleyecek olur isek:

    -Grup içinde sosyal beceri eğitimi ile akran uyumu çalışılır.

    -Bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile uygun davranış modelleri öğretilir.

    -Ruhsal durumu gerektirdiğinde ilaç tedavileri verilebilir.

    -Uğraş terapisi ile çocuğun öznel ilgi alanları daha rafine verimli hale getirilir.

    -Motor beceriksizliklere karşı aralıklı fizyoterapi de uygulanabilir.

    -Konuşma ve iletişim terapisi tedavinin en önemli parçasıdır.

    -Aile danışmanlığı ile çocuğun güncel zorlukları ve gelecekteki seyri konusunda anne baba bilgilendirmelidir.

    -Çocuğun sosyal uyumunu destekleyici okul ve sınıf içi yardımcı düzenlemeler yapılmalıdır.

    -Akran destek sisteminden yararlanılmalı; çocuğun günah keçisi ya da maskot rolü oynaması önlenmeli, akran istismarından korunmalıdır.

    -Olumlu özellikleri öne çıkarmalıdır; güçlü belleğinden, konuşkan olmasından, özel yeteneklerinden yararlanılmalıdır.

    -Sosyal davranış repertuarı olumlu noktalarda desteklenmeli ve zenginleştirilmeli, çift yönlü iletişim teknikleri öğretilmelidir.

    -Öğrenmede duyguları ya da sezgileri yerine entellektüel özelliklerinden, zekaların dan daha çok yararlanılmalıdır.

    -Yakın bir arkadaşının ya da arkadaş grubunun rehberliğinden yararlanmak düşünülebilir.

    -Zaman zaman izole kalma ihtiyaçlarına da-abartılı olmamak koşulu ile, saygı gösterilmeli ancak çoklukla grup aktivitelerine katılmaya özendirilmeldir.

    -Tahmin edilebilir, rutin ve güvenilir bir çevre sağlanmalıdır.

    -Yaşamsal değişimlere önceden hazırlanmalı, beklenmedik sürprizlere karşı desteklenmelidir.

    -Özel ilgi alanları ve yeteneklerinden; çevresini sıkmayacak ve hatta onu sosyal ortamlara katacak şekilde yararlanılmalıdır ancak bütün yaşam alanını kapsamamalıdır.

    -Esnek olamamaları göz önünde tutularak; yarı yapılandırılmış bir yaşam stili oluşturulmalıdır.

    -Verilecek sorumluluklarda; motor koordinasyon sorunları ve konsantrasyon sorunları olabileceği hesaba katılmalıdır.

    -Akademik program; kişiselleştirilmiş ve yalın olmalıdır.

    -Ergenlik döneminde çocuğun farkındalığı artacağı ve kendi zayıflıklarından daha çok yakınacağı için olası ruhsal problemlere karşı daha dikkatli olunmalıdır.

    Prognoz (Uzun Süreli Seyir)

    Asperger Bozukluğu olan çocukların erişkinliği de zor olabilir. Çünkü; yukarda sayılan problemler ileri yaşlarda da sürecek, üstelik yaşı büyüdükçe farkındalığı artan ergen ya da erişkinin ikincil ruhsal problemleri de eklenecektir tabloya. Ancak çocukluk çağında başlayacak ve erişkinlikte de devam ettirilecek olan destekleyici ve yeniden yapılandırıcı psikoterapi uygulaması bütün Asperger’li çocukların yaşam kalitesini arttıracak, yaşıtları gibi normal bir yaşam sürdürmesini sağlayacaktır.

    Uzm. Dr Ahmet ÇEVİKASLAN

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatr

  • Çocuklar ve tikler

    Çocuklar ve tikler

    Tikler; ani, istemsiz, tekrarlayıcı hareket, ifade veya jestlerdir. Dört grupta tanımlanabilirler:

    –Basit motor tikler (göz kırpma, yüz buruşturma, boyun çevirme, ağız germe vs),

    –Basit vokal tikler (boğaz temizleme, burun çekme, hırıltı sesi vs)

    –Karmaşık motor tikler (dokunma, koklama, üzerine çeki düzen verme vs)

    –Karmaşık vokal tikler (belirli ifadeleri/kelimeleri sık yineleme, işitilen en son sesleri/ifadeleri tekrarlama vs)

    Sıklığı ve şiddeti aynı kişide dahi farklı bir seyir gösterebilir. Aynı tikin sıklığı ve şiddeti zaman içinde azalabilir veya artabilir, birinin yerini bazen bir başkası alabilir ve önce göz kırpma, sonra burun çekme ve boyun çevirme gibi birden fazlası peş peşe görülebilir.

    Klinik pratikte farklı görünümlerde karşımıza çıkar. Geçici Tik Bozukluğu bir veya daha fazla basit motor ve/veya motor tikten oluşur, sıklığı ve şiddeti ne olursa olsun bir aydan fazla ve bir yıldan daha az sürer. Kronik Motor Veya Vokal Tik Bozukluğu bir veya birden fazla motor ve/veya vokal tikin bir yıldan fazla görülmesidir ancak motor ve vokal tikler aynı anda bulunmaz ve tik görülmeyen üç aylık bir dönem yoktur. Tourette Bozukluğu olarak adlandırılan türünde ise bir veya birden fazla motor ve vokal tik aynı anda ve bir yıldan fazla süre görülür ve yine tiksiz geçen üç aylık bir dönem yoktur.

    Nedeni tam olarak ortaya konamamıştır ancak birçok teori ileri sürülmektedir. Akrabalarında tik öyküsü olanlarda daha sık görülmesi beklenebilir, otozomal dominan geçişli genetik yatkınlık, hastalığın görülme sıklığını arttıran bir etkendir. Bazı beyin görüntüleme çalışmalarında bu hastaların hastalık ve iyileşme dönemleri arasında bazal ganglion vb beyin bölgelerinde yapısal farklılıklar görülmesi, ilgili bölgelerdeki anatomik değişimlerle tikler arasında ilişki kurulmasına yol açmıştır. Bu bulgular yanında, tedavide bazı ilaçlara olumlu yanıt alınması; beyin-davranış ilişkisinde rolü olan dopamin, serotonin vb nörotransmitterlerin biyokimyasındaki değişimlerin tik gelişimindeki rollerini desteklemektedir. Yaşla ortaya çıkan hormonal değişimler, perinatal (doğuma yakın) problemler, psikolojik (stres kaynağı) etkenler de ileri sürülen başka teorilerdir.

    Erkeklerde 1.5-3 kat daha sıktır. Çocuklarla yapılan bazı araştırmalar erkek çocukların % 1-13’ünde, kız çocukların % 11’inde tik veya tik benzeri davranışların yaşamlarının bir döneminde görüldüğünü göstermiştir. Başlangıç yaşı en sık 7-11 yaşlar arasıdır.

    Kısa sürelidir, nadiren bir saniyeyi geçer. İstemsiz yapılır ancak kısa süreli de olsa baskılanabilir veya ertelenebilir. En sık yüz boyun bölgesinden başlar ve en fazla görüleni göz kırpma şeklindedir. Genellikle normal davranışı andırır görünümdedir ancak bazen tuhaf veya çirkin görünümde olabilir, çocuğun kendisine veya çevreye zarar verici bir görünüme bürünebilir. Stres altında sıklaşabilir. Kimi durumlarda başka aktivitelerin dahi önüne geçerek yaşam kalitesini bozabilir. Çocuğun özgüvenini azaltır, aile içinde ve sosyal ortamlardaki girişkenliğini bozar. Tiklere eşlik eden kaygılı durum ve klinik tablo sonucu görülen depresyon hali de önemli yaşamsal güçlükler olarak karşımıza çıkar . Başka davranış sorunları ile birlikteliği de sıktır. Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu ve Obsesif Kompülsif Bozukluk’ta tikler sık görülür. Tiklerle başvuran bir hastada detaylı bir nörolojik muayene de yapılmalıdır; çünkü tiklerin ve tik benzeri davranışların görülebileceği nörolojik hastalıklar olduğu gibi, tik ile karışabilen koreiform ve atetoid hareketler, myoklonus, hemiballismus gibi hareket bozuklukları da önemli nörolojik hastalıklara işaret edebilir.

    Tiklerin tedavisine başlamadan önce detaylı bir öykü alınarak tam bir tanı konur, tiklerin sıklığı ve şiddeti değerlendirilir, eşlik eden diğer psikiyatrik sorunlar ayırt edilir. Tiklerin stres dönemlerinde arttığı bilindiği için, tedavide ilk yapılması gereken, bu stres etkenlerinin neler olduğunun ortaya konması, ortadan kaldırılmaya çalışılması veya çocuğun kaygı ile başa çıkma becerisinin arttırılmasıdır (stres yönetimi). Basit tiklerin tedavisinde bazen bu kadarı bile yeterli olabilir. Karmaşık tiklerin varlığında ve çocuğun yaşam kalitesinin bozulduğu noktada ilaç tedavileri, davranışçı tedaviler, ailenin çocuğa olumlu tutumlar sergilemesini hedefleyen aile eğitimi de diğer yaygın tedavi yöntemleridir. Ayrıca bazı beyin bölgelerine odaklı cerrahi operasyonlar da son yıllarda üzerinde durulan alternatif tedavi yöntemleri olarak önem kazanmaktadır.

  • Çocukta depresyon

    Çocukta depresyon

    Depresyon çocuklarda sık görülen, ciddi,tekrarlayıcı, çocuğun sosyal ilişkilerini ve okul performansını ciddi ölçüde azaltan, ancak tedaviye iyi yanıt veren,tedavi edilmediği takdirde kronikleşebilen ya da intiharla sonuçlanabilen bir hastalıktır. Son 30 yılda çocuklarda ve gençlerde intihar girişimlerinin artması ilginin bu yaş gruplarına yönelmesinde etken rol oynamıştır. Depresyon çocuk ve gençlerde oldukça sık görülen bir bozukluktur. Okul öncesi her yüz çocuktan birinde, okul çağı çocuklarında her yüz çocuktan ikisine, ergenlik döneminde her yüz çocuktan 8’inde görülmektedir. Yani her sınıfta ortalama 1-2 çocuk depresyon riski altında demektir.

    Çocuklukta başlayan depresyonların birçoğunun çocukluk ve erişkinlik dönemlerinde de sürdüğü gözlenmiştir. Bu bozukluk ne kadar erken başlarsa kalıtımsal etkenlerin o kadar etkin olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hastalık ne kadar erken yaşta başlarsa gelişimi o kadar olumsuz yönde etkileyeceği ve kişinin hastalıkla geçireceği yıllar artacağı için olumsuz etkilerin daha fazla olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle bu hastalığın erken fark edilmesi açısında anne-baba ve öğretmenlere büyük görevler düşmektedir. Daha önce psikiyatrik bozukluğu olmayan bir çocukta belirtiler aniden başlarsa bunu fark etmek daha kolay olabilir ancak belirtiler sinsi başlarsa bu durum gözden kaçabilir.

    Çocuklardaki depresyonlarda erişkindekilerden faklı olarak baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı, halsizlik gibi bedensel yakınmalar daha fazla görülür.

    Çocukta depresyonda görülen yakınmalar genellikle şunlardır;

    -Konsantrasyon ve dikkat bozukluğu

    -Öğrenme güçlüğü

    -Değersizlik düşünceleri

    -Kendine güvende azalma

    -Heyecan

    -Çabuk ve sık ağlama

    -Alınganlık

    -Çevreye ilgide azalma

    -Yalnızlık hissi

    -Sevilmediği düşüncesi

    -Ders başarısında düşme

    -Uyku bozuklukları

    -Mutsuz yüz ifadesi

    -İştah değişiklikleri

    -Düşünmede yavaşlama

    -Karar vermede zorluk

    -Eskiden zevk aldığı şeylerse mutlu olamama

    -Gelecekle ilgili karamsarlık veya beklentisinin olmaması

    -Oyun oynamada azalma

    -Konuşmada azalma

    -Can sıkıntısı

    -Çabuk yorulma

    -Merak duygusunda azalma

    -Kendine kızma

    -Kendini beğenmeme

    -Kolay sinirlenme

    -Gece korkuları

    -Alt ıslatma

    -Sık hastalanma (bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle)

    Eğer öğretmenler öğrencilerinde bu belitilerin birkaçını bile görüyorlarsa aileyi uyarmalıdırlar.

    Çocuklarda depresyonu başlatan nedenler genellikle sevilen bir kişinin kaybı,anne-baba boşanması, geçimsizliği, alışık olduğu bölgeden taşınma gibi önemli değişiklikler, hastane yatışı, kronik bir hastalığının varlığı,ailenin uygunsuz yaklaşım tarzları (ilgisiz, çocuktan beklentisi yüksek, aşırı eleştirici ve aşırı kollayıcı ailelerin çocuklarında daha sık depresyon görülür) olabilir.

    Özellikle birinin kaybı, anne yoksunluğu, anne-babadan ayrılma sonucu ortaya çıkan yas kolaylıkla depresyona dönüşebilmektedir.

    Daha 13 yaşına gelmeden babaları ölen çocuklarda depresyonun daha çok ortaya çıktığı görülmektedir. Anne babada ciddi depresyon olan çocuklarda da model alma yoluyla öğrenme ve anne babanın yetersizliğine bağlı depresyonlara sık rastlanmaktadır.

    Ayrıca dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü, alt ıslatma, konuşma güçlüğü, kaygı bozukluğu gibi sorunları olan çocuklar da yetersizlik duyguları nedeniyle depresyona adaydırlar. Arkadaşları tarafından örneğin konuşması nedeniyle alay edilen veya yaramaz olduğu için dışlanan, öğrenme sorunları nedeniyle tembel olarak nitelendirilen çocuklar zamanla özgüvenlerini kaybederek depresyona sürüklenebilirler. Bu nedenle öğretmenlerin bu tip çocukları gözlemlemeleri, sınıf içinde çocuklar arasındaki ilişkileri izlemeleri, çocukları birbirlerini dışlamamaları konusunda eğitmeleri, yardımlaşmaya paylaşmaya özendirmeleri zorlanan çocukların uyumunu kolaylaştıracaktır. Ayrıca çocukların olumlu yanlarını ön plana çıkaracak ortamlar yaratmaları, üstesinden gelebilecekleri sorumluluklar vererek başardıklarında onore etmeleri çocukların özgüveninin artmasında faydalı olacaktır. Çocuklarla birebir görüşerek kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar yaratmak, yardım alabilmeleri için rehber öğretmenle iletişim kurmalarını sağlamak, aileleri bilgilendirmek ve gerekirse rehber öğretmenle işbirliği yaparak aileyi ve çocuğu bir uzmana yönlendirmek gereklidir. Bilinmelidir ki depresyondaki çocuğun tedavisi dört ayaklıdır; doktorun yapacakları, ailenin yapacakları, öğretmenin ve rehber öğretmenin yapacakları ve çocuğun kendisinin yapacakları. Depresyon tedavisinin mümkün olması ve ele alınmadığı takdirde çocuğun hem sosyal hem akademik hem fiziksel açıdan olumsuz etkilenmesine neden olarak yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle mutlaka düzeltilmesi gereken bir durumdur.

  • Çocuklarda takıntılar (obsesif-kompulsif bozukluk)

    Çocuklarda takıntılar (obsesif-kompulsif bozukluk)

    Obsesif-Kompulsif Bozukluğun (OKB) çocuk ve ergenlerde sıklığı %0.3 –0.9 olarak bildirilmekle birlikta daha sık olabileceği düşünülmektedir.. En sık ortaya çıktığı yaş 7, ortalama başlangıç yaşı 10’dur. Ancak literatürde ve klinik pratikte çok daha küçük yaşlarda başlayan (2 yaşa kadar) olgulara rastlanmaktadır. Ortaya çıkışıyla ilgili birçok psikolojik kuram ortaya atılmışsa da artık OKB’nin biyolojik temelleri olan nöropsikiyatrik bir hastalık olduğu kabul edilmektedir.

    Hastalık tipik olarak obsesyon ve kompulsiyolarla kendini gösterir.

    Halk arasında ‘takıntı’ veya ‘vesvese’ olarak adlandırılan durumun tıbbi terim olarak karşılığı ‘obsesyon‘ dur. Obsesyon, istenmeden gelen, uygunuz olarak yaşanan ve belirgin sıkıntıya neden olan, yineleyici düşünce, dürtü veya düşlemlerdir. Kişi bu düşünce, dürtü veya düşlemlere önem vermemeye, bunları baskılamaya veya başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır. Kişi bu düşünce, dürtü ve düşlemlerin kendi beyninin bir ürünü olduğunun farkındadır. Ancak çocuklar bunu tam olarak ifade edemeyebilirler.

    Kişinin obsesyonlara tepki olarak yaptığı tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlere de tıp dilinde ‘kompulsiyon‘ adı verilmektedir.

    Örnek olarak bir kişinin ellerinin temiz olduğu bilmesine rağmen pis olduğunu düşünmesi ‘obsesyon’, bu düşünceden kurtulmak için gereksiz yere ellerini yıkaması ise ‘kompulsiyon’ dur.

    Obsesyonlar ve kompulsiyonlar az oranda herkeste görülebilir, ancak bunlar kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini bozuyor ve ciddi zaman kayıplarına neden oluyorsa hastalık kabul edilir ve tedavisi gerekir.

    Yapılan çalışmalarda çocuklarda en çok görülen obsesyonların; ‘

    Kirlilik ,

    Hastalık bulaşacağı düşüncesi,

    Kötü bir şey olacak düşüncesi,

    Birinin öleceği veya hastalanacağı korkusu,

    Simetri,

    Cinsel içerikli düşünceler,

    Yasak veya şiddet içeren düşünceler,

    Anlatma, sorma onaylatma ihtiyacı‘ olduğu göze çarpmaktadır.

    Sık rastlanılan kompulsiyonlar ise;

    Yıkama,

    Kontrol etme,

    Düzenleme,

    Sıralama,

    Sayma,

    Dokunma,

    Tekrarlama,

    Biriktirme,

    Tekrar tekrar düşünme olarak sıralanmaktadır.

    Yapılan nörokimyasal çalışmalar, beyin görüntüleme çalışmaları ve nöropsikolojik değerlendirmeler hastalığa beynin bazal ganglionlar ve frontal bölgelerindeki birtakım işlev bozukluklarının sebep olduğu, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin düzeylerinin de hastalığın ortaya çıkışıyla ilgili olduğunu göstermektedir. Hastalığın genetik olarak geçişiyle ilgili de güçlü kanıtlar vardır. Yine çalışmalar göstermiştir ki bazı OKB vakaları Tik bozukluğu ve Tourette sendromu ile birliktelik gösterebilmektedir ve bu da bu vakaların benzer genetik orjinden kaynaklanabileceklerini düşündürmektedir.

    OKB’nin çocuklarda sanılandan çok daha fazla görüldüğü, ancak çocukların sıklıkla ayıplanacakları ve yanlış anlaşılacakları gibi düşünceler nedeniyle sıkıntılarının gizleme eğiliminde oldukları bilinmektedir. Anne-baba veya öğretmenler çocuklara yaklaşımlarında güven verici davranır, çocukların yanlarında rahat ve açık davranmalarını sağlayabilirlerse, çocuklar da sıkıntılarını söyleme konusunda rahat davranacaklardır.

    Peki çocuklar takıntılarını nasıl dile getirirler? Sıklıkla konudan bahsederken sıkıntılı oldukları göze çarpar. Kendileri aslında bu şekilde düşünmek veya davranmak istemedikleri halde içlerinden bir sesin (bazen kendi düşüncesi olduğunu söylerler, bazılarıysa başka birisinin sesi olarak tanımlayabilir) belli davranış ve düşüncelere yol açtığını dile getirirler. Örn:içinden herhangi bir şeye küfür etmek gelmesi, rahatsız edici cinsel içerikli görüntülerin göz önüne gelmesi, bir şeyi iki kez yapmazsa kötü bir şey olacağı veya kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen sanki kilitlemediğini düşünmesi ve tekrar tekrar kontrol etmek zorunda kalması gibi.

    Bazen düşünceler eşlik etmeden sadece tekrar eden davranışlar (kompulsiyonlar) ortaya çıkabilir ve bunlar dışardan rahatlıkla gözlemlenebilir.

    Tedavi: OKB’de en başarılı tedavi ilaç + davranışçı kognitif terapidir. Genellikle tedaviye iyi yanıt veren bir hastalıktır. Tedavisiz kalan olgularda depresyon sıklıkla tabloya eklenebilir. Çocuğun işlevselliğini giderek daha fazla bozar, okul ve ev hayatını çekilmez hale getirebilir. Çevresi için de ciddi zorluklar yaratmaya başlar.

    Bazen çocukluk çağı psikozları OKB şeklinde başlayabilir. Bu nedenle çocuğun bir hekim tarafından tedavi edilmesi büyük önem taşır.