Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde altın kural!!!

    Tedavinin aslında en önemli bölümünü bu bozukluk hakkında aile ve çocuğu bilgilendirmek almaktadır. Birçok yerden DEHB’nun klinik belirtilerinin ne olduğu konusunda bilgi edinilmektedir. Fakat ailelerin tedavi konusunda ki kafa karışıklığı maalesef ki halen oldukça yaygındır. Bu nedenle, DEHB ile ilgili yanlış bilgileri ve önyargıları öncelikle konuşmak gerekmektedir. Bozukluğun belirtileri, seyri ve tedavisi hakkında aile ve çocuğunda anlayacağı şekilde gerekli aydınlatmalar yapılmalıdır.

    DEHB nöropsikiyatrik bir bozukluktur ve bu bozukluğun ortaya çıkardığı davranışsal sorunlar beyin kimyası ile ve yapısı ile ilgilidir. Anlaşılır düzeyde beyin çalışmalarından bahsedilmesi ve durumu beynin yapısal ve kimyasal durumunun oluşturduğu güzelce açıklanmalı, bu durumu anne-baba tutumlarının oluşturmadığı belirtilmelidir. Tabi ki de, yanlış ebeveyn tutumları belirtilerin şiddetini arttırmaktadır ve bu durumda ailenin bozukluk hakkında eğitimi çok önemlidir.

    Tedavi konusunda, çocuğun davranışlarını değiştirme eğitimi, anne ve baba eğitimi, tutumsal değişiklikler, aile terapisi, çocuğun yetersizlik alanlarına göre bireysel özellikleri göz önüne alınarak gerekli sosyal beceri ve akademik eğitimler, çocukla bireysel psikoterapi, uygunsuz, amaçsız hareketleri kontrol etmeye yönelik fiziksel aktiviteler gibi müdahaleler göz ardı edilmemelidir. Fakat, bunların hiç birisi tek başına DEHB’nun çekirdek belirtilerinin düzelmesinde etkili değildir. Çekirdek klinik belirtiler için ilaç tedavisi etkisi yadsınmayacak düzeyde fazladır.

    Stimulan ilaç tedavileri, şu an dünyada DEHB’nun tedavisinde birinci sıradadır. Bu ilaçlar ile ilgili çok uzun yıllardır, etkinlikleri ve yan etkileri konusunda ciddi bilimsel çalışmalar vardır ve halende devam etmektedir. Fakat, ilaç seçiminde ilk tercih edilecek ilaç şudur şeklinde net veriler yoktur. Bu konuda ki karar klinik değerlendirmeyi yapan uzman hekimin tecrübesine bağlıdır. Eğer klinik olarak bir stimulandan fayda sağlanmaz ise ikinci tercih yine başka bir stimulan olmalıdır. Çünkü DEHB olan bireylerin yaklaşık %25 i bir stimulana cevap vermezken diğerinden gayet olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Ve bu stimulan ilaçların kısa sürede etkin oldukları birçok defa gösterilmiştir. Yapılan son zamanlarda ki çalışmalar özellikle uygun doz ve sürede kullanımda tedavi edici etkilerini de göstermektedir. Takip çalışmalarında bağımlılık yapıcı özellikleri olmadığı tespit edilmiştir.

    İleriye dönük yapılan çalışmalarda, DEHB tanısı almış çocukların yaklaşık %75-80’nin belirtileri ergenlik döneminde de devam ettiği belirlenmiştir. Özellikle tedavi almamış olan çocukların, ergenlik döneminde daha belirgin olarak davran bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, bilişsel ve akademik sorunlar, cinsel aktivitelerde erken yaş girişimleri, bağımlılık yapıcı maddelere yatkınlık, kanunlar ile başının derde girmesi gibi durumlar daha sık görülmektedir. Yani stimulanlar ile tedaviler madde bağımlılığına yatkınlığı arttırmaz, aksine bağımlılık yapıcı maddelere yatkınlığı kontrol etmektedir.

    DEHB başka diğer psikiyatrik, nöropsikiyatrik bozukluklar ile sık görülen bir bozukluktur. Örneğin Özgül Öğrenme Bozukluğu, Zeka Geriliği olan bir çocuk sadece ilaç ile tedavi edilemez. Bu yetersizlik alanlarına göre bireysel akademik destekler mutlaka şarttır. Çocuğun depresyon, anksiyete, obsesif kompulsif bozukluk, tik bozukluğu gibi herhangi başka bir ek psikiyatrik durumu varsa mutlaka bu durumlara yönelik gerekli psikiyatrik yaklaşımlar, oyun terapisi, dürtü kontrol çalışmaları, bireysel destekler ve ek ilaç tedavileri de tedaviye eklenmelidir. Epilepsi, konuşma bozukluğu gibi başka durumlar da eşlik ediyorsa, ilgili uzmanlık alanlarına yönlendirilmesi ve gerekli tedavileri alması sağlanmalıdır.

    DEHB kalıtsal özellikleri belirgin bir bozukluk olduğu için, anne, baba, kardeş vs de de DEHB bulguları olabilir. Bu gibi durumlar çocuğa yaklaşımları, onun durumu için ortak çalışmaları olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ev içinde başka DEHB olan birey var ise onların tedavileri konusunda da destek verilmesi ilerlemeler için çok önemlidir.

    Görüldüğü üzere, DEHB tedavisi olan bir bozukluktur. Tedaviye başlamak için altın dönem okul öncesi ve okul başlangıç yıllarıdır. Çünkü tedavi alma süreci ne kadar uzarsa, çocuğun ya da gencin yapısal zorluklardan kaynaklanan davranış sorunları, akademik gerilikleri, sosyal uyum sorunları gibi durumların şiddeti artacaktır. Ve bu durum, çocuğun ya da gencin çevreden sürekli olumsuz tepkiler almasıyla birlikte kendilik algısında bozulmalara yol açacaktır. Durum böyle olduğunda, kişi öfkeli, gergin, ya da içe dönük, yetersizlik hissi gibi olumsuz duygular ile boğuşmak zorunda kalacaktır. Açıkcası, tedavide geç kalınması bireyin ikincil psikiyatrik durumlara maruz kalmasında rol oynayan temel bir durumdur. Böyle olunca bireyin ilerde ki iş hayatı, aile hayatı, sosyal yaşamı da olumsuz etkilenecektir.

    DEHB’nun tedavisin de ki başarı sadece hekime ve ilaca bağlı değildir. Tedavinin olumlu sonuçlar vermesinde aileye ve öğretmenlere de önemli görevler düşmektedir. Tedavinin temel amacı, çocuğun yaşam kalitesini arttırmaktır. Ve bu konuda tabi ki de ilaç tedavileri tek başlarına yeterli olmayacaktır. Gerekli değerlendirmeler sonrasında ilaç tedavisi almasına karar verilen bireylerin kendileri, aileleri ve öğretmenleri ile de işbirliği yapılması altın kurallar içinde değerlendirilmektedir.

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaygınlaşıyor!

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) iki farklı bozukluk ve her zaman, bir arada görülmüyor. Ancak bir arada görülen çocuklarda da bazen hiperaktivite bazen de dikkat eksikliği ön plana çıkabiliyor. Üstelik cinsiyete göre de değişebiliyor; DEHB tanısı almış çocuklar arasında dikkat eksikliği kızlarda, hiperaktivite ve dürtüsellik ise daha çok erkeklerde görülüyor.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; çocuğun akademik, iş, sosyal ve özel hayatında sorunlara yol açabilirken, ileride depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, sınıfta kalma, okulu terk etme, iş hayatında düşük başarı, sık iş değiştirme, tehlikeli araba kullanma ve madde kullanımı gibi ek sorunlar da eklenebiiyor.

    KİŞİLİĞİNİ DEĞİL, HATASINI ELEŞTİRİN

    Bu çocuklar sık düşebilir, evdeki eşyalara zarar verebilir ve oyun oynarken yaralanabilir. Böyle bir durumda kişiliğini değil yaptığı hatayı eleştirin. Örneğin; bir vazoyu kırdığında “Seni doğuracağıma taş doğursaydım, elin ayağın durmuyor” demek kişiliğini yaralar. Onun yerine “Salondaki vazoyla oynarken kırmışsın. Bu hareketin yanlış ve bu yüzden seni on dakikalığına odana yollayacağım” diyerek hatasının farkına varmasını sağlayabilirsiniz.

    KISA VE NET YÖNERGELER VERİN, TEKRARLATIN

    Anlattıklarınızı sonuna kadar dinlemeyebilirler. “Anladım” dese de aslında ne anlattığınızı ve kendisinden ne istediğinizi tam olarak anlamamıştır hatta sadece ilk ve son cümleniz aklında kalacaktır. O nedenle, çocuğunuzla göz teması kurup, net ve kısa mesaj vermeniz, sonra da tekrarlatmanız yönergelerinizin etkinliğini artırır.

    EV KURALLARINI YAPILANDIRIN

    Görevlerini düzenleyebilmek için görsel, somut hatırlatıcılar ve sabit kurallara ihtiyaç duyarlar. Örneğin; akşam yemeğinin 19:00’da yeneceğini, ardından sofranın toplanmasına yardım edileceğini, sonra da ödevlerini yapması gerektiğini söyleseniz de o sırada başka bir şeyle meşgulse söylediklerinizi unutacaktır. O nedenle evin kurallarını ortak bir kararla belirleyip liste haline getirin ve çocuğunuzun çalışma masasına asın. Sürekli göz önünde olacak kurallar, sözden daha etkili olacaktır.

    ÖVGÜDEN KAÇINMAYIN

    Çocuğunuzun beğendiğiniz hareket ve davranışlarını zaman kaybetmeden, hemen övün. “Otobüste yer vermeni çok beğendim” gibi. Sözel pekiştireçler istenilen davranışların tekrarlanma olasılığını artırır. Birkaç kez sözel olarak pekiştirdiğiniz ve övdüğünüz davranışının zamanla çocuğunuz için bir alışkanlık haline geldiğini göreceksiniz.

    UZUN UZUN ELEŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun istemediğiniz davranışlarını uzun uzadıya eleştirmeyin. Çok ve sık eleştirilen davranışlar dikkat çekme ve iletişimin bir yolu haline gelebilir.

    EVDE EŞYALARININ YERİNİ DEĞİŞTİRMEYİN

    Çocuğunuzun odasında eşyalarının yerleri net ve sabit olsun. Oyuncaklar, çoraplar, iç çamaşırları, kitaplar ve defterlerin yerlerini renkli etiketlerle belirtebilirsiniz. Zamanla çocuğunuzun etiketlere alışarak, odasını daha düzenli hale getirmeye başladığını göreceksiniz.

    ÖĞRETMENİYLE İLETİŞİMDE OLUN

    Öğretmenleriyle iletişimde olun. Onların gözlemleri tanı ve tedavide çok önemli. DEHB tanılı çocukların öğretmenleri bu çocukların yerlerinde kıpır kıpır kıpırdandıklarını veya arkadaşlarına laf yetiştirdiklerini fark ettiklerinde çocuğun adını söylemek veya önüne dön vb. şeklinde uyarılar yapmak yerine çocukla önceden kararlaştırdıkları bir davranışı yapabilirler (Örneğin yanından geçerken kalemle sırasına vurmak gibi). Bu davranış hem çocuk için bir uyarı görevi görür hem de çocuğun arkadaşları içerisinde öne çıkmasını engeller.

    SPOR ETKİNLİKLERİNE BAŞLATIN

    Çocuğunuzu spor etkinliklerine başlatın. Belli bir düzen içerisinde yapılan sporlar davranış sorunlarını azaltabiliyor. Antrenör/ koç ve benzeri yetişkinler çocuğunuz için rol modelleri olarak görev yapabilir. Takım oyunları çocuğunuzun sosyal becerilerini destekler ve arkadaş çevresini model almasını sağlayabilir.

    KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuğunuzla çok daha fazla ilgilenmeniz gerektiğinden çoğu zaman kendinizi tükenmiş, yorgun ve halsiz hissedebilirsiniz. Haftada en az bir saat kendinize vakit ayırın. Bunun için kendinizi suçlu hissetmeyin. Çünkü kendinize zaman ayırarak, günlük hayatınız ve ebeveynlik becerileriniz için gereken enerjiyi sağlamada da büyük fayda göreceksiniz.

    TEDAVİDE FARKLI YÖNTEMLER UYGULANIYOR

    İlköğretim öncesinde ve hafif semptomlarda öncelikle davranışçı terapiler uygulanıyor, ebeveynler doğru yaklaşım konusunda bilgilendiriliyor. Orta-ağır derecede semptomlarda, ilköğretim çağındaki ve daha büyük çocuklarda ilaç tedavisi birinci seçenek olarak öneriliyor.

    İlaç tedavisi bireysel ve aile psikoterapisi ile birlikte yürütülmeli ve bir –iki yıllık tedaviden sonra tercihen okul dönemi içerisinde ilaca bir- iki ay ara verilerek tedavi gerekip gerekmediği tekrar değerlendirilmelidir. Kullanılan ilaçlar ve terapiler ise geçici olarak belirtileri kontrol etmekte ve ek bozukluklar ve sorunların gelişmesini önlemektedir. Bu yararların gözlenmesi için ebeveynlerin çocuklarının öğretmenleri ile iletişimde olması, ders başarısızlığı, dikkatsizlik, aşırı hareketlilik gibi belirtiler özellikle altı aydır sürüyorsa çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurması önerilir.

  • Oyun oynamanın çocuğun gelişimine olan katkıları

    Çocukların hayal dünyaları yetişkinlere oranla oldukça geniştir. Çocuklar, çoğu zaman duygu ve düşüncelerini kelimeler ile ifade etmeyi tercih etmez. Çünkü anlatmak istediği, düşündüğü şeyleri sembolize ederek kendini daha iyi ifade edeceğini düşünür. Oyun da çocukların dünyasında oldukça önemli bir yer kaplar. Oyun, çocuk ile ebeveyn arasında duygusal yakınlığın ve bağ kurmanın gerçekleşmesini sağlamaktadır. Oyunun bağ kurmak, duygusal yakınlık dışında birçok yararı daha vardır. Bunlarda biri de oyunun iyileştirici gücüdür.

    Oyunun İşlevleri

    Oyunun iyileştirici gücü, özellikle travmatik yaşantılar geçiren ve travmatik yaşantılara maruz kalmak zorunda bırakılan çocuklarda “mucizevi” nitelikte olumlu sonuçlar göstermektedir.

    Oyunun bir diğer işlevi ise; çocuğa, gerçek yaşamda karşılaşabileceği olumsuz durum ve yaşantıları kontrollü şekilde ve çocuğun eğlendiği bir ortam olan oyun ortamında sunarak çocuğun olumsuz durum ve yaşantıları deneyimlemesini sağlamaktır. Böylece çocuk, yaşadığı olumsuz durumları kontrol etme ve başa çıkabilme becerisi kazanmış olacaktır.

    Oyun oynamak çocuğun yaratıcılığı destekler. Hayal dünyasını zenginleştirir.

    Oyun oynamak, çocuğun özgüvenini destekler. Çocuk, oyun oynayarak kendini daha iyi ifade etmeyi öğrenir.

    Oyun oynayan çocuk, oyun esnasında ihtiyaçlarının farkına varır. Çocuğun oyunda kurduğu senaryo ile ihtiyaçlarını dile getirebilir ya da oyuncaklar ile sembolize edebilir.

    Çocuğun hayatında oyun önemli bir yer kaplamaktadır. Çocuklarla oyunlarla öğrenir, oyunlarla büyür.

    Oyun oynamak, çocuğun çok yönlü gelişimini desteklemektedir.

    Oyunun, Sosyal Gelişime Katkıları

    Arkadaşlık kurma ve arkadaşlığı sürdürme

    Toplum kurallarına uyma, kuralları içselleştirme

    İç denetim geliştirme

    Oyunun Duygusal Gelişime Katkıları

    Oyun oynamak çocuğa kendi duygularını tanıma fırsatı sağlar.

    Oyun oynayan çocuk, duygularını uygun şekilde ifade etmeyi öğrenir.

    Oyun oynan çocuk başkalarının duygularını da dikkate almaya başlar.

    Oyunun Bedensel Gelişime Katkıları

    Oyun oynamak, çocuğun vücut, hareket gelişimini olumlu yönde destekler.

    Oyun oynayan çocuğun el becerileri gelişir.

    Hareket yetkinliği artar.

    Oyunun Zihinsel Gelişime Katkıları

    Çocuk, oyun oynayarak kavramların ve nesnelerin özelliklerini öğrenir.

    Çocuğun oyun oynaması dilini etkin şekilde kullanmasına yardımcı olur.

    Oyun, çocuğun problem çözme becerisinin gelişmesine yardımcı olur.

  • Çocuk ve ergenlere uygulanan psikolojik test ve ölçekler nelerdir?

    Psikolojik test ve ölçekler kullanılarak kesin tanı konulamaz. Ancak bu test ve ölçekler aracılığıyla bazı sonuçların elde edilmesi kolaylaşmakta ve bu testlerin sonuçlarına dayanarak tedavi planı oluşturulabilmektedir. Her yaş grubuna uygulanan test ve ölçekler farklıdır. Ancak bazı test ve ölçekler her yaş grubundan bireye uygulanabilmektedir. Danışana hangi test ve ölçeklerin uygulanacağına psikiyatrist veya psikolog bireyin sorunlarına göre karar vermektedir. Test ve ölçeklerin yorumlanması da uzmanlık gerektirmektedir. Test sonuçlarının doğru yorumlanabilmesi tedavinin gidişatı açısından son derece önem teşkil etmektedir.

    Çocuk ve Ergenlere Uygulanan Bazı Psikolojik Test ve Ölçekler ve Kullanım Amaçları

    WİSC-R ZEKÂ Testi: 1939 senesinde David Wescler tarafından hazırlanan bir testtir. Önceleri sadece yetişkinlerde zekâ düzeyini belirlemek amacıyla kullanılan bu test daha sonra çocuklara uygun şekilde yeniden düzenlenmiştir. Testin hem çocuk ve ergenler için hem de yetişkinler için kullanılan versiyonları mevcuttur. 6-16 yaş aralığında bulunan çocuk ve ergenlere uygulanmaktadır. Uzman eşliğinde uygulanan bu testin uygulama süresi 1 ile 1,5 saat aralığındadır. WİSC-R Zekâ Testi, kendi içerisinde iki ana bölüme ayrılmaktadır. Her iki ana bölümde de 6’şar adet test mevcuttur. Bu testin kullanılma amacı; Bireylerin zihinsel performans seviyelerini belirlemektir.

    Tematik Algı Testi (TAT): TAT testi, 20 adet farklı resmin yer aldığı kartlardan oluşan, kadın ve erkek danışanlara farklı kartların gösterildiği bir testtir. Test, 10 yaş ve üzeri her bireye uygulanabilir. TAT testinin kullanım amacı; bireyin, temel ihtiyaçlarını, savunma mekanizmalarını, otorite figürleriyle olan ilişkisini, yaşamına hâkim duygularını, kaygılarını ve kişilik özelliklerinideğerlendirebilmektir.

    Luısa Düss Psikanalitik Öykü Tamamlama Testi: Çocukların anlayabileceği nitelikte 10 adet öykünün yer aldığı projektif bir testtir. Testin uygulandığı çocuğun bu on adet öyküyü aklına ilk geldiği şekilde tamamlaması istenir. Çocuğun öyküyü tamamlaması istenir. Çocuğun öyküleri tamamlarken verdiği cevaplardan çocuğun yaşadığı kompleksler testi uygulayan uzman tarafından saptanmaya çalışılır.

    Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE): AGTE ölçeği 0-6 yaş aralığında bulunan çocukların gelişimsel süreçlerini değerlendirmek amacıyla çocuğun bakımından sorumlu kişiye uygulanan bir ölçektir. Ölçek sonucunda çocuğun; Kaba Motor, İnce Motor, Sosyal Beceri ve Öz Bakım ve Dil Gelişimi açısından gelişim süreçlerinin normal olup olmadığı değerlendirilir.

    Beier Cümle Tamamlama Testi: Testin, A ve B şeklinde iki formu bulunmaktadır. Beier Cümle Tamamlama Testi A Formu, 8-16 yaş aralığında bulunan bireylere uygulanmaktadır. 56 eksik cümlenin tamamlanmasını içeren bu testte amaç; danışanın eksik cümleleri tamamlarken kullandığı cümlelerden kişinin geleceğe ilşkin tutum ve beklentilerini, aile bireylerine karşı tutumunu, kişinin kaygılarını ve beklentileri hakkında bilgi almaktır.

  • Çocuklar için olumlu disiplin yöntemleri ve ailede disiplini sağlama yolları

    Disiplin; düzenli bir yaşamla eş anlamlıdır. Çocuğun yeterlik, benlik kontrolü ve empati kazanabilmesini sağlayacak öğretim ve bakım anlamında kullanılmaktadır. Disiplin düzenlenmiş, kuralları belirlenmiş bir yaşam biçimidir. Disiplinin amacı; aile içi ilişkilerin, çocukta istendik davranış kazandırılmasında büyük önemi vardır. Çocukların olumlu davranış kazanmalarında ve sağlıklı birer birey olarak gelişmelerinde önemli etkenlerden biri ebeveyn disiplin uygulamalarıdır.

    Disiplinin amacı, çocuğa dünyada yaşamını sürdürebilmek için uyulması gerekli temel kuralların değerini zaman içinde öğretmektir. Öyle ki anne-baba yanında olmadığında da birey aynı kurallara uymayı sürdürecektir. Bu olumlu niteliklere karşın disiplin ebeveynlerin yerine getirmek zorunda olduğu en zor görevlerden birisidir.

    Ebeveynlerin Disiplin Uygulaması Nelerden Etkilenir?

    Çocuğun davranışları

    Çocuğun yaşı ve cinsiyeti

    Anne babanın yaşı, öğrenim seviyesi

    Anne babanın, çocukken maruz kaldığı disiplin uygulamaları

    İçinde yaşanılan toplumun kültürü

    Sosyal çevre

    Ebeveynleri Disiplin Uygulamaları

    Olumlu Yaklaşım: Çocukta istendik davranışların tekrarı ve pekiştirilmesi için uygulanan yöntemler “olumlu yaklaşım” olarak ifade edilir. Ancak bu yaklaşım biçimi kısa vadede sonuç vermez, tutarlı ve sabırlı olmayı gerektirir.

    Olumsuz Yaklaşım: Çocukta istenmeyen davranış karşısında uygulanan disiplin yöntemlerini ifade eder. Bu yöntemler arasında; cezalandırma, eleştirme, rüşvet verme gibi olumsuz tepkiler kısa vadede etkili gibi görünse de bu ceza yöntemlerinin sonuçları, çocuğun benlik saygısını zedeleyebilir ve çocukta istenmeyen davranışa dikkat çekerek olumsuz davranışların pekiştirilmesine ve ortaya çıkmasına neden olabilir. Olumsuz ebeveyn yaklaşımları, çocuklarda, güvensizlik, sorumsuzluk, düşmanca hissetme gibi negatif duygular yaratmakla birlikte, çocukların otoritenin olmadığı zamanlarda olumsuz davranmalarına neden olmaktadır.

    “Disiplin” ve “cezalandırma” kavramları çoğu kez benzer şekilde algılanmaktadır. Ancak; disiplin, davranış değişikliği oluşturmak için kullanılan yöntemlerin tümünü ifade etmektedir. Sözel, fiziksel ve psikolojik cezalar şiddet içeren disiplin tekniklerini oluşturmaktadır. Disiplin bilgi ve beceri öğretir, bu anlamda cezadan çok farklıdır. Anne-babalar çocuklarına fiziksel ceza uyguladıklarında büyük olasılıkla kontrollerini yitirmişlerdir. Aslında fiziksel cezanın istenmeyen davranışı ortadan kaldırmadığını söylemek mümkün değildir. Bu davranışsal koşullanmanın bir biçimidir ama son derece acı veren ve olumsuz duygulara yol açan bir tekniktir. Eğer amaç çocuğa kimin daha güçlü olduğunu göstermek ve davranışı yapmasına engel olmaksa bu yöntem çalışacaktır. Ancak amaç, çocuğun doğruyu yanlıştan ayırmasını öğretmekse bu yöntem hiçbir işe yaramamaktadır.

    Kimi zaman ebeveynler her yolu denese de çocuğun olumsuz ve uyumsuz davranışları devam eder. Bu gibi durumlar çocuğunuzda gelişimsel, biyolojik ya da psikolojik nedenlerden kaynaklı bir sorun olduğuna işaret edebilir.

    Bu sorunların ayırt edilebilmesi ve saptanabilmesi adına bir uzmanın, psikiyatristin desteğiyle uzman tarafından çocuk ile ya da anneyle bire bir uygulanabilen güvenirliği yüksek testlerle çocuğun sorununa yardımcı olunabilmektedir.

  • Çocuklarda artikülasyon bozukluğu (konuşma bozukluğu)

    Çocuğun, konuşma seslerini çıkarmaya çalışırken bazı sesleri atlaması, sesleri çarpıtması veya seslerin yerine başka sesler koyması Artikülasyon Bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Çocuğun konuşma ve sesleri çıkarma açısından yeterli gelişimsel düzeyde bulunmasına rağmen sesleri çıkarmada zorluk yaşaması ve yanlışlar yapması durumudur. Çocuğa Artikülasyon Bozukluğu tanısı konulurken gelişimsel düzeyi ve yaşı dikkate alınmalıdır.

    Ses Atlama: Çocuğun kapı yerine “apı” demesi örneği verilebilir.

    Sesin Yerine Başka Ses Koyma: Çocuğun şeker yerine “çeker” demesi örneği verilebilir.

    Sesler Çarpıtma: Çocuğun konuşma dilinde olmayan bir kelime söylemesi. Örneğin; duvar yerine “tubar” demesi.

    Ses Ekleme: Ses eklemeye örnek olarak; çocuğun ezber kelimesi yerine “ bezber” demesi.

    Çocuklar, genellikle “r,s,z,ş,t,k,ç” harflerini söylemede zorluk yaşamaktadırlar.

    Artikülasyon Bozukluğunun görülme sıklığı; okul öncesi dönemindeki çocuklarda %3 oranındadır.

    6-7 yaş aralığındaki çocuklarda görülme sıklığı % 2

    Ergenlik dönemindeki bireylerde görülme sıklığı ise; %0. 5 oranındadır.

    Erkeklerde görülme sıklığı kız çocuklarına oranla birkaç kat daha yüksektir.

    Çocuklarda Artikülasyon Bozukluğunun (Konuşma Bozukluğu) Nedenleri Nelerdir?

    Çocukta işitme kaybının olması

    Çocukta zekâ geriliğinin olması

    Çocuğun dil kaslarının normal işlememesi

    Burunda et olması

    Çene kaslarında problem olması

    Aile içi sorunların olması

    Evde çok dilli bir ortamın olmasından dolayı çocuğun bir dilde yeterince ses duyamaması

    Çocuğun utangaç ve çekingen kişilikte olması

    Ses belleği ve ses ayrımında zorluk yaşaması

    Çocuğun diş ve damak yapısında bozukluğun olması

    Psikososyal nedenler

    Çocuklarda Artikülasyon Bozukluğunun (Konuşma Bozukluğu) Tedavisi Nedir?

    Çocuğun yaşadığı Artikülasyon Bozukluğunun nedeni; damak ve ağız yapısından kaynaklanan yapısal sorunlar ise; tedavide öncelikle bu yapısal sorunlar tedavi edilir.

    Bozukluğun tedavisinde çocuğun probleminin farkına varılması sağlanır. Böylece çocuk, yanlış telafuz ettiği kelimenin doğrusunu öğrenerek, doğru ile yanlışı karşılaştırarak farkındalık kazanır. Doğrusunu öğrendiği kelimeyi cümle içinde kullanması da tedavinin bir diğer basamağıdır.

    Çocuk, her doğru telafuzunda motive edilmelidir. Artikülasyon Bozukluğunun tedavisinde ebeveynlerin çocuklarına destek olması oldukça önemlidir ve tedavide olumlu gelişmelerin yaşanmasını sağlamaktadır.

    Bazı çocuklarda yaşanan bu Artikülasyon Bozukluğu zamanla kendiliğinden düzelirken bazı çocuklarda kalıcı hasarlara neden olabilmektedir. Bu yüzden ebeveynlerin çocuğu öncelikle bir Dil ve Konuşma Terapistine götürmesi ve tedavi etmesi ve tadvi süresince sabırla çocuklarına destek olması gerekmektedir.

    Artikülasyon Bozukluğunun nedeni psikolojik bir durum ise, çocuğun mutlaka Çocuk-Ergen Psikiyatristine yönlendirilerek uzman desteği alması gerekmektedir.

  • Çocuklarda mental retardasyon ( zekâ geriliği)

    Çocuklarda Mental Retardasyon, yani halk arasında bilinen adıyla zekâ geriliği, çocuğun bulunduğu yaşa uygun bilişsel düzeyde olmaması anlamına gelmektedir. Yani; çocuğun, yaşının getirdiği normal bilişsel işlevleri yerine getirememesi durumunu ifade etmektedir. Bireylerin sahip oldukları zekâ düzeyini belirmek için uzmanlar tarafından uygulanan testler bulunmaktadır. Zekâ geriliği, klinik muayene ve çeşitli zekâ testleri kullanılarak teşhisi konulan bir durumdur. Farklı zekâ türleri bulunmakla birlikte IQ, (sayısal zekâ) çocuğun gelişimsel düzeyine göre yapılan testler aracılığıyla bulunabilir. IQ’nun yani sayısal zekânın 70 puanının altında çıkması zekâ geriliğinin olduğunu göstermektedir.

    Yapılan araştırmalara göre zeka geriliğinin toplumda görülme sıklığı %1 ile %3 aralığındadır. Mental Retardasyon tanııs genellikle çocukluk döneminde konulmakla birlikte sosyal işlevselliği ve sosyal uyum kapasitesi yüksek olan çocuklarda daha ileri ki dönemlerde, ergenlik döneminde teşhis konulabilmektedir.

    Zekâ Geriliğinin (Mental Retardasyon) Nedenleri Nelerdir?

    Zekâ geriliğinin en önemli nedenlerinden biri; annenin hamileliğinde, doğum esnasında ve doğum sonrasında yaşadığı çeşitli hastalık, travmatikve enfeksiyonel durumlardan kaynaklanmaktadır.

    Kalıtsal hastalıklar da çocuklarda zekâ geriliğinin en önemli nedenlerinden biridir.

    Annenin gebelik döneminde alkol, uyuşturucu ve ilaç gibi maddeler kullanmış olması.

    Doğum esnasında; bebeğin oksijensiz kalması, kordon dolanması gibi olumsuz durumların yaşanması.

    Mental Retardasyonun, sosyal, psikolojik, biyolojik ve genetik kaynaklı nedenlerin birleşiminden kaynaklı bir bozukluk olduğu uzamanlar tarafından dile getirilmektedir.

    Zekâ Geriliğinin Çeşitleri Nelerdir?

    Uzmanlar tarafından yapılan zekâ testleri kullanılarak, bu testlerden alınan puanlar sonucunda Zekâ Geriliğinin 4 alt çeşiditanımlanmıştır.

    Hafif Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 50-55 ile 70 arası
    Orta Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 35-40 ile 50-55 arası
    Ağır Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 20-25 ile 35-40 arası
    İleri Derecede Zekâ Geriliği IQ Puanı= 20-25 in altında

    Mental Retardasyon Tanısı Nasıl Konulur?

    Zekâ Geriliği tanısı, psikiyatrist ve psikoloğun ortak çalışması sonucu konulmaktadır. Çocuk, çocuk psikiyatristi tarafından yapılacak olan klinik ve psikiyatrik muayene sonucunda zekâ geriliğinin belirti ve bulgularını taşıyor ise ve aynı zamanda uzman psikolog tarafından yapaılacak olan çeşitli zekâ testleri sonucunda düşük IQ puanı durumu ortaya çıktığında tanı konulmuş olur. Türkiyede sıklıkla uygulanan zekâ testleri; Standford-Binet Zekâ Ölçeği, Weschler Çocuklar İçin Zeaka Ölçeği ( WISC-R) dir. Bu testler dışında ayrıca çocuklar için gelişimsel testler de tanı konulmasında kullanılmaktadır. Bu testler dışında ayrıca çocuklar için gelişimsel testler de tanı konulmasında kullanılmaktadır.

    Mental Retardasyonun Tedavisi Nedir?

    Zekâ Geriliğinin ortaya çıkma nedeni başka bir hastalığın varlığı ise, öncelikle hastalığa ilişkin tedavilerin yapılması gerekmektedir.

    Zekâ Geriğinde temel tedavi “Eğitim” Eğitim teknik ve yöntemleri kullanılarak çocuğun sosyal işleveselliğini sağlayarak, çocuğu yeniden topluma kazandırmak gerekmektedir.

    Çocuğa letişim becerileri kazandıracak eğitimler uygulayarak çocuğun yaşam kalitesi arttırılabilir.

    Çocuğuna “Zekâ Geriliği” tanısı konan ebeveynler, “Aile Terapisi” alarak bu durumla baş etme yolunda uzman desteği alabilirler.

  • Çocuklarda saldırganlığın nedenleri ve belirtileri nelerdir?

    Saldırganlık; Freud’a göre “insanın kendine yönelik olan yıkıcı eğilimlerinin dış dünyadaki nesnelere çevrilmesi” dir. Saldırganlık; Kişinin fiziksel ve psikolojik açıdan hem kendisine hem de çevresindeki bireylere, nesnelere zarar verme davranışı olarak ifade edilebilir.

    Çocukların Okulda Gösterdikleri Saldırganlık Türleri

    1-Düşük düzeyde Saldırganlık: Kötü sözler, itmek, dürtmek, kabalık, olumsuz sözler içeren duvar yazıları yazmak.

    2-Taşınmaz mala karşı saldırganlık (Vandalizm): Halkın kullandığı malı tahrip etme ve kundaklama: okulda kullanılan mallara zarar verme, yangın çıkarma olarak ifade edilebilir.

    3-Tehditler: (Sözlü Saldırganlık) Öğrencinin diğer bir öğrenciyi acık bir şekilde tehdit etmesi durumunu içerir. Öğretmenlerden elde edilen bilgilere göre okullarda çok fazla yaşanan durumlardan bir tanesidir.

    4-Fiziksel Saldırganlık: Okulda yaşanan saldırganlık durumlarından bir tanesidir. Öğretmene karşı olan saldırganlık, alay etme, zorbalık, cinsel saldırı ve tecavüz, tartışma kavga etme, silah taşıma ve kullanma tehdidi, çocuk kaçırma, rehin alma, bombalama, bıçaklama fiziksel saldırganlık biçimleridir.

    Saldırgan davranışlarını hiçbir zaman denetim altına alamayan çocukların uzaman desteği alması gerekmektedir. Önemli olan çocuklara hiçbir zaman saldırmamayı öğretmemek değil, saldırganlığın ne zaman uygun olup ne zaman uygun olmadığını öğretmektir. Önemli bir diğer noktada çocuklara düşmanca saldırganlığın, toplum tarafından onaylanmayan saldırganlığın öğretilmemesidir.

    Saldırganlığa Neden Olan Faktörler

    Ailesel Faktörler

    Çevresel Faktörler

    Akran İlişkileri

    Çocuklarda Saldırganlığa Dair Tehlike İşaretleri

    1-Okul Öncesi Dönemi

    Gün içerisinde çok sık ortaya çıkan ve sakinleştirilemeyen öfke nöbetleri geçirirler. Çocuğun aşırı aktif, kontrolsüz ya da korkusuz olması, yetişkinleri ve kuralları hiçe sayması, televizyonda sıklıkla şiddet içeren programlar izlemesi, sürekli şiddet temalı oyunlar oynaması.

    2-Okul Dönemi

    Dikkat ve konsantrasyon sorunları, sınıf aktivitelerinde “oyunbozan” davranışlarda bulunma, okulda diğer çocuklarla sık sık kavga etmesi, çok az arkadaşının olması, ev ya da sokak hayvanlarına yönelik fiziksel şiddet eğiliminde olması.

    3-Ergenlik Dönemi

    Otoriteye karşı gelmesi, problemlerin çözümünde fiziksel şiddete ya da tehditlere başvurması, hiçbir neden yokken okula gitmemesi, okulda sürekli ceza alması, çetelere, kavgalara katılması.

    0-6 yaş fiziksel saldırganlığın sözel saldırganlığa nazaran daha net izlenebildiği dönemdir. 6 yaş sonrası okul dönemiyle birlikte, sözel saldırganlığın yükselişe geçtiği dönem başlar. Kız ve erkek ayrımını yapabildiğimiz ilköğretim yılları sonuna doğru erkeklerin kızlara nazaran daha saldırgan olduklarını görebilmek mümkündür. Ebeveynler, çocuklarının saldırgan davranışları ile baş edemediğinde çocuk-ergen psikiyatristinden, psikologtan uzman desteği almaları saldırganlıkla mücadelede oldukça olumlu sonuçlar yaratacaktır.

  • Ebeveyn tutumlarının çocuğun davranışlarına etkisi

    Uzmanlar, çocuklarda davranış sorunlarına yol açan faktörlerin genellikle biyolojik etmenler ve psiko-sosyal etmenler şeklinde ele alındığını ifade etmektedir.

    Biyolojik etmenler; genetik yapı, hormonlar, sinir sisteminde işlev bozuklukları, doğum öncesinde toksine maruz kalma gibi faktörleri içermektedir.

    Psiko-sosyal etmenler ise; ebeveynlik uygulamaları ve aile içi çatışma ve şiddet ortamı, akran ilişkileri ile geniş sosyal çevre ve sosyo-ekonomik durum gibi faktörleri içermektedir

    Çocuğun Davranışlarında Tutumların Etkisi

    Annenin, olumsuz -baskıcı tutumları, aşırı gevşek tutum ve saldırgan tutuma oranla daha olumsuz bir etkisi olduğunu söylemek mümkündür. Konuyla ilgili yapılan ir araştırmanın sonuçlarına göre, annelerin otoriter, yetkeci ve izin verici tutumları ile 5-6 yaşındaki çocuklarının sosyal beceri ve okula uyum düzeyleri arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu araştırma sonuçlarına yansımıştır.

    Otoriter ve izin verici tutumlar, sosyal beceri ve okula uyum değişkenleri ile olumsuz yönde anlamlı ilişki içindeyken; demokratik tutum ise sosyal beceri ve okula uyum düzeyleri ile olumlu yönde anlamlı ilişki içindedir.

    Tutum Türleri

    Otoriter Tutum: Otoriter tutumda, ebeveynler çocuk üzerinde kontrol sahibi olmaya, sözünü dinletmeye önem verirler. Otoritenin, kuralların kabulü, saygının her şekilde gösterilmesi gereklidir. Çocuğa karşı gösterilen ilgi az iken ona yönelik beklentiler üst düzeydedir. Otoriter tutum sonucunda, çocukların saldırgan, baskıcı olabildiği, akran ilişkilerinde şiddete, zorbalığa başvurabildikleri, düşük düzeyde empati, düşük düzeyde yardımlaşma ve düşük düzeyde işbirliği gösterdikleri görülmektedir. Otoriter tutum, çocukların utangaçlık, çekingenlik gibi tavırların yanı sıra saldırganlık, baskıcı davranışlar sergilemesine yol açabilmektedir. Bu çocukların sosyal açıdan daha az uyumlu, düşük öz-güven sahibi olabildikleri dikkat çekmektedir. Anne-babaların, duygularını uygun olmayan şekillerde göstermelerinin, çocuklarının öfke, kızgınlık gibi durumlarda akranlarına sert tepkiler gösterebildikleri belirtilmektedir. Benzer şekilde ebeveynlerin çocuklarına yönelik genel olarak olumlu duygularını ifade etmeleri onları da sosyal ilişkilerinde duygusal kontrole sahip olabildiklerini ortaya koymaktadır.

    Demokratik Tutum: Demokrasi, saygı, mantık ile şekillenmektedir. Çocuğun bireyselliği kabul edilir ve buna saygı duyulur. Bireyselliğin kabulü, evle ilgili kararlarda onun da fikrinin alınmasını beraberinde getirmektedir. Anne-baba-çocuk arasında karşılıklı ve açık iletişim kurulur. Demokratik tutumla yetiştirilen çocukların, otoriter ve izin verici tutumlarla yetişenlere göre daha sosyal açıdan uyumlu, sorumluluk sahibi, yaratıcı, bağımsız, okulda başarılı, arkadaş canlısı, yetişkinler ve akranlarıyla işbirliği yapabilen ve genellikle mutlu çocuklar oldukları görülmektedir.

    İzin Verici Tutum: Yüksek düzeyde çocuk bakımı, açık iletişim, düşük düzeyde kontrol söz konusudur. Kurallar ve sınırlar net olmamakla birlikte son derece esnektir. Çocuktan olgun davranışa yönelik beklentiler düşük düzeydedir. Saldırganlık gibi olumsuz unsurlar içerse dahi çocuğun davranışlarına yönelik yüksek hoşgörü içeren tutumlar sergilenir. İzin verici tutumda da kuralların, sınırların net olmayışı ve/veya çok esnek oluşu çocukların sosyal becerileri öğrenmesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle çocuklar akran gruplarında ve genel olarak okul düzeninde, evde olduğu gibi kurallara uyma, uygun biçimde davranma, sosyal ilişkileri başarılı biçimde devam ettirme konusunda beklenilen özeni göstermekte güçlük çekmektedir.

  • Özel öğrenme güçlüğü – diskalkuli (matematiksel düşünme güçlüğü)

    Okul yaşamının başlamasıyla birlikte çoğu öğrenci zaman zaman derslerinde sorunlar yaşayabilmektedir. Yaşanan bu sorunlar kimi zaman geçici nitelikte olurken kimi zaman ise; tüm eğitim yaşantısı boyunca sorun olarak bireyin karşısına çıkmaktadır. Bireyin, zihinsel gelişiminde herhangi bir sorun olmamasına rağmen halen okul yaşamında akademik anlamda başarısızlık devam ediyorsa bu durum başaka sorunların olduğun işarettir. Okul yaşamındaki sorunların nedeni; psikolojik, bağlamsal, ekonomik, fizyolojik ve ailesel kaynaklı olabilir.

    Özel öğrenme güçlüğü çeşitlerinden biri olan Diskalkuli; bireyin herhangi bir zihinsel problemi olmamasına rağmen sayı ve sembolleri kavrama, matematiksel işlemleri gerçekleştirme ve matematiksel problemleri birbiriyle ilişkilendirmede güçlük yaratan özel öğrenme bozukluğudur. Erken tanı tedavi için oldukça önemlidir. Çocuğunuzda diskalkuli belirtileri gördüğünüzde çocuk-ergen psikiyatristinden uzman desteği almanız tedavi için ilerleme kaydetmenizi sağlayacaktır.

    Matematiksel Öğrenme Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

    Matematiksel sembolleri birbiriyle karşılaştırma

    Sağ- sol ayrımını yapmada sürekli hata yapma ve zorlanma

    Çok basit hesap hataları yapma

    Çarpım tablosunu ezberleyememe, ezberlese bile çok çabuk unutma

    Temel matematik işlemlerini yapmada zorluk yaşama (toplama, çıkarma, çarpma ve bölme)

    Basit geometrik şekilleri öğrenememe

    Gündelik ayarında para verme ve para üstü alma gibi durumlarda sürekli hata yapma

    Dikkat bozukluğu sorunu yaşama

    Strateji kurmada zorluk yaşama

    Matematiksel Öğrenme Bozukluğunda Tedavi

    Çocuk-ergen psikiyatristinden destek alınması gerekir.

    Psikiyatrist tarafından matematiksel öğrenme güçlüğü ile ilgili testler yapılabilir. Test sonuçlarına göre; bir tedavi planı hazırlanır.

    Diskalkuliyi tetikleyen, çocuğun öğrenme bozukluğu yaşamasına neden olan başka bozukluklar varsa bunlar açığa çıkartılarak tedavi edilebilir.

    Diskalkulinin tedavisinde kullanılan belirgin bir ilaç yoktur. Tedavide daha çok “eğitim teknikleri” kullanılmaktadır.

    Diskalkulik çocukların matematiksel işlem ve sembolleri sevebilmeleri için çocuklara, işemleri sevdirecek ve işleemlerle pratik yapmalarını sağlayacak eğitici kitaplar almak gerekir.

    Diskalkulinin tedavisinde ebeveynlere de oldukça sorumluluk düşmektedir. Ebeveynlerin, bu öğrenme bozukluğunun farkında ve bilincinde olması ve çocuklarının bu durumunu göz önünde bulundururarak davranmaları tedavinin olumlu sonuçlanmasında belirleyici etkiye sahiptir.

    Aile ve okul tarafından çocuğun yeteneklerinin açığa çıkarılması ve bu yeteneklerin desteklenmesi gerekir.