Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Öğrenme bozuklukları

    Öğrenme, insanın doğduğu günden ölünceye kadar devam eden, gelişim düzeyine ve bireysel özelliklerine göre gerçekleşen kapsamlı ve karmaşık süreçler zinciridir.Öğrenme Bozuklukları, normal zihinsel gelişim olmasına karşın, okuma-yazma, aritmetik ve diğer akademik işlevlerde ortaya çıkan yapısal ve gelişimsel sorunları tanımlar. Öğrenme bozukluğu genel bir terimdir ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli zorluklarla kendini gösteren bir bozukluk grubudur. Bu bozukluk grubu için Öğrenme Güçlüğü ya da Özgül ÖğrenmeGüçlüğü gibi adlar da kullanılmaktadır. Literatürdeki çeşitli tanımlardan yola çıkarak öğrenme bozukluğu; “Normal ya da normalin üstünde zekaya sahip olan (IQ>85), primer psişik bir hastalığı, belirgin bir beyin patolojisi, duygusal özrü olmayan fakat dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik becerilerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlükleri olan, kendini ifade etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan, standart eğitime rağmen yaşına ve zekasına uygun başarı gösteremeyen bireylerdeki durum“ olarak tanımlanabilir. Öğrenme bozukluklarını dört başlık altında sınıflandırmaktadır:

    1a. Okuma bozukluğu (disleksi),

    1b. Matematik bozukluğu (diskalkuli),

    1c. Yazılı anlatım bozukluğu (disgrafi)

    1d. Başka türlü adlandırılamayan öğrenme bozukluğu

    Öğrenme bozukluklarının bu türleri bir arada olduğu gibi tek başlarına da görülebilmektedir. Öğrenme bozuklukları içerisinde en sık görülen alt grup ise “disleksi” olarak da adlandırılan “okuma bozukluğu”dur.

    Bu bozuklukların bireyin yapısıyla ilgili olduğu ve merkezi sinir sistemindeki işleyiş bozukluğuna bağlı olduğu üzerinde durulmaktadır. Öğrenme bozukluğu öğrenmeyle ilişkili bir sorun olarak tanıtılmakla birlikte; gördüğümüz, duyduğumuz ya da dokunduğumuz, tanımaya çalıştığımız şeylerin algılanmasıyla ya da işlenmesiyle ilgili bir sorun olarak yaşanmaktadır.Bu durum bir zeka sorunu değildir; çok kapsamlı, heterojen bir gruptur ve gelişimsel bozukluklardan beyin hasarına kadar çeşitli nedenlerden kaynaklanan öğrenme sorunlarını ve akademik başarısızlıkları içinde barındırmaktadır. Her öğrenme güçlüğü gösteren çocuk bir diğerinden farklıdır ve farklı yaklaşım gerektirir.

    Öğrenme bozukluğu tanısı aynı yaş ve zeka düzeyindeki çocuklarla karşılaştırıldığında beklenenin altında okuma, yazma ya da matematik becerilerinin gözlenmesi ile konulur. Zeka düzeyinin normal ya da üzerinde olması gerektiğinden, kapsamlı bir öykü ve ruhsal muayene ardından standart bir zeka testinin uygulanması (WISC-R) tanının başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

    Öğrenme bozukluğu gösteren çocuklar, birbirinden çok farklı klinik özellikler gösterebilmektedirler, ancak tümünde gözlenebilen ortak özelliklerden birisi, çalışma becerilerini kullanma becerilerindeki sınırlılıktır.

    Okuma Bozukluğu: Okuma bozukluğunda, kişinin kronolojik yaşı, zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önüne alındığında okuma başarısı, beklenenin önemli derecede altındadır. Okumayı sökmede gecikirler, okuduklarını anlamakta zorlanırlar. Okumada yanlışlıklar, okuma hızında yavaşlık, sesleri okumakta ve bazı harfleri öğrenmede güçlük, hecelemede ve harflere ayırmada zorluk, yanlış sözcük kullanma ve sözcük-hece atlamaları olmaktadır. Okuma bozukluğu olan çocuklarda şekil-zemin algısında bozukluk olabilir. Bu sorun, bir bütünün önemli olan bir parçasına odaklaşmada zorluklara neden olur. Okuma söz dizilerine odaklaşmayı, soldan sağa ve satır satır izlemeyi gerektirir. Bu alanda sorunu olan çocuklar okumada satır atlama, satır tekrarlama, sözcük atlama türünden hatalar yaparlar.

    Matematik Bozukluğu:

    Matematik bozukluğunda, kişinin kronolojik yaşı, zeka düzeyi ve yaşına göre aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda, matematik becerisi, beklenenin önemli ölçüde altındadır. Matematikte güçlükler, çarpım tablosunu öğrenememe, sembolleri karıştırma, toplamaya soldan başlama şeklinde görülür. Bu çocuklar, işlem yapmakta zorlanırlar, işlem yaparken yavaştırlar, sayı ve sembol kavramını algılamakta sorun yaşarlar. Problemi çözerken bağlantıları kurmakta zorlanırlar. Bu duruma eşlik eden sorunlar olsa bile matematik becerisi sorunları çok daha fazladır.

    Yazılı Anlatım Bozukluğu:

    Yazılı anlatım bozukluğunda ise; yazma becerileri, ölçülen zeka düzeyi, alınan eğitim göz önünde tutularak beklenenin önemli ölçüde altındadır. El yazısı yaşıtlarına oranla okunaksızdır ve yaşıtlarına göre daha yavaş yazdığı görülmektedir. Çocuk gördüğü şeyin şekil ve pozisyonunu algılamada güçlük çekebilir. En çok karıştırılan harfler b-d, z-s, m-n, g-k, l-r-n, g-ğ-y, f-v, d-t ve noktalı harflerdir. Harfleri ters ya da dönmüş olarak algılayabilir. Örneğin; b-p,3-5,6-9,p-b gibi harf ve rakamları ters çevirir. Sözcükleri ters çevirebilir, koç-çok, ev-ve gibi. Bu güçlükler çocuk okula başladığında fark edilir. Okul öncesinde şekil-pozisyon algılama olgunluğu henüz yerleşmemiş olabilir. İkinci sınıfın birinci döneminden itibaren bu sorunların görülmemesi gerekir.

  • Otizm,

    Otizm iletişim, sosyal etkileşim ve davranış alanlarını etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. Otizm tanısı son tanı sınıflama sisteminde Otistik Spektrum Bozuklukları (OSB) olarak adlandırılmaktadır. Bu spektrumun bir ucunda zeka sorunu ve nörolojik hastalıkların da eşlik ettiği ağır olgular varken diğer ucunda dil ve etkileşim becerileri ve farklı davranış özellikleri hafif düzeyde etkilenmiş olgular bulunmaktadır. Otistik spektrum bozukluğunun sıklığına ilişkin çalışmalar giderek artan oranlara işaret etmektedir. Bozukluğu erken tanınması ve ele alınması için farkındalık artırılmasına çalışılmaktadır.

    Otizm tanısının erken konulması gerek bu konu ile çalışan uzmanların artan ilgi ve deneyimleri gerekse ailelerin bilinçlenmesi ile yakından ilgilidir. Erken tanı erken müdahaleyi de sağladığından tedavi sürecini olumlu etkilemektedir. Bu süreç içinde aileye verilen destek ve eğitim de oldukça önemlidir. Küçük çocuklara otizm tanısı koymak çoğu kez zor olmakta ve güvenilir tanı koymak için çocuğun birçok defa değerlendirilmesi gerekmektedir. Erken dönem belirtilerin daha iyi tanınması, bebeğin iletişim düzeyinin ve duygusal bağlılığının gelişimsel olarak yakından izlenmesi prognozu olumlu etkilemektedir. Klinik değerlendirmelerde üç yaş öncesi çocuklarda dil gelişimi, sosyal etkileşim ve davranış alanlarında görülen belirtilerin değerlendirilmesi için bu dönemin gelişimsel özelliklerinin ve bozukluğun erken belirtilenin bilinmesi gerekir. Bu değerlendirme için detaylı öykü alınması ve klinik muayene yanısıra tarama testlerinden de yararlanılmaktadır.

    36. aydan küçük olan çocuklarda otistik özellikleri belirleme listesi

    *Karşılıklı konuşma sesleriyle ritmik etkileşimin olmaması

    *Daha az ses çıkartma

    *Sesli materyalden çok görsel materyalle ilgilenme

    *Akranlarının oynadığı ve/veya ilgi gösterdiği uyaranlardan çok farklı ilgi alanları bulma

    *Sosyal ilişki için gerekli karşılıklı gülümsemenin olmaması

    *Göz göze gelememe ya da yüze bakmaktan kaçınma

    *Uyku ve yeme bozukluğunun olması

    * Selamlaşmanın olmaması

    * Ciddi bir yüz ifadesi

    * Bağlanma örüntüsünün açık olmaması

    * Nesne devamlılığı ya da yabancılama korkusunu akranlarından daha geç edinme

    * Hayali oyun kuramama

    *Ortak dikkatin yokluğu

    *İnce motor becerilerin geri olması

    *Kaba motor gelişimin göreli olarak akranlarıyla eş seyri; ancak, parmak ucunda yürüme, akıcı bir hareketin olmaması, hipotoninin görülmesi en sık görülen erken belirtiler arasında yer almaktadır.

  • Major depresyon!

    Çocukluğun her döneminde depresyon görülse de gelişim dönemine özgün nedenleri, belirtileri ve tedavisi yetişkin depresyonundan farklılıklar göstermektedir. Örneğin, ergenler içinde bulundukları dönemin “değişken” özelliklerine uygun olarak depresyonu uçlarda yaşamakta ve yüksek intihar riski taşımaktadırlar.

    Bebeklik döneminde birincil bakım verenin (çoğunlukla anne) uzun süreli kaybına bağlı olarak depresyon ortaya çıkarken, erken ve oyun dönemi çocukluğunda psikososyal stresörlerin (hastalık, taşınma, bağlandığı kişilerin gerçekte ya da hayalinde kaybı, kardeş doğumu) etyolojideki önemli nedenler olarak bildirilmektedir.

    Okul döneminde yukarıda sayılan stresör etkenlerin yanısıra okul başarısı ile ilgili hayal kırıklıkları, arkadaş ilişkilerindeki sorunlar ile biyolojik etkenlere de rastlanmaktadır.

    Ergenlik döneminde ise arkadaş ilişkilerindeki aksaklıklar, özellikle de karşı cinsle yaşanan düş kırıklıkları, okul başarısındaki aksaklıklar, yakınlarının kaybı, etkinliğini, yaşam hareketliliğini etkileyen önemli tıbbi hastalıklar ile genetik ve biyolojik etkenler nedenler arasında yer almaktadır.

    Bebeklik döneminde gelişme geriliği, apati, uyku, yeme düzensizlikleri, özellikle anne yoksunluğu durumunda depresyonu düşündürmelidir.

    Oyun döneminde ise aşırı huysuzlanma ya da geri çekilme, uyku ve yeme alışkanlıklarındaki bozulmalar, gece korkuları, davranışlarda hırçınlaşma, dilek, düş ve umutlarında azalma ya da fakirleşme belirtileri vardır. Bu dönemde bedensel yakınmalar sık olup, baş ve karın ağrıları biçimindedir.

    Okul döneminde, okul başarısındaki düşüş, arkadaş ilişkilerinde bozulmalar, davranış sorunları, uyku ve iştah bozuklukları (yetişkinlere benzer biçimde) ilgi ve etkinliklerinde azalma, dilek, hayal ve umutlarında fakirleşme ya da üzüldüğü konulara yoğunlaşma, depresif ya da huzursuz duygulanım, ölüm düşünceleri, suçluluk duyguları, evden, okuldan uzaklaşma ya da kaçmalar görülebilir (hatta intihar planları), bedensel yakınmalar olabilir.

    Ergenler, normalde de içinde bulundukları dönemin özelliği olan “instabilite” yani duygu, düşünce ve ilişkilerinde belirgin ve ani değişiklikler yaşarlar. Algılama ve yargılamaları abartılıdır, ani kararlar verirler ve dürtüsel davranırlar. Depresyondaki ergenler bu değişiklikleri daha hızlı ve şiddetli yaşayabildikleri gibi, yetişkinlerde olduğu gibi geri çekilme, ilgi ve etkinliklerde azalma, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okul başarısında düşme, okul ve evden kaçma, madde-alkol kullanma eğilimi, intihar düşünce ve girişimleri görülebilir. Depresif duygulanım, suçluluk duyguları ya da aşırı öfke olabilir.

  • Çocukta konuşma bozukluğu (kekemelik)

    Çocukluk çağında çok görülen kekemelik konuşma ritminde görülen bir hastalıktır. Konuşmanın akıcılığı bozulur. Sesleri uzatır, tekrarlar. Konuşurken hata yapma korkusu endişesi artar. Konuşma ya başlatılamaz yada sesler tekrarlanır uzatılır.

    Genelde 3-5 yaşları arasında başlar. Genelde geçicidir ve bir senede düzelir. Buna geçici kekemelik denir. Düzelmezse kronik kekemelik oluşur. Hastalık süresinde bazen konuşmanın düzeldiği dönemler olur fakat sonra tekrarlama eğilimi vardır. Kekemeliği olan çocuklarda genelde aileler konuşmayı uyararak düzeltmeye çalışırlar. Bu çocuğun konuşurken endişesini arttırır. Bu yüzden konuşmasını sonuna kadar düzeltmeden dinlemek gerekir.

    Çocuk ve genç için çok zor bir süreçtir. Nedensiz başlayabilir veya bazı stresli yaşam olaylarıyla ilişkilidir. Çocuk bir süre sonra konuşmak istemediğinden yaşamını ve ilişkilerini bozabilir. Kekemeliğe bağlı depresyon anksiyete gibi hastalıklar gelişebilir.

    Arkadaşlarıyla ya da sınıf içinde kalkıp soru cevaplamadan kaçınmaya başlar. Çocuk özgüvenini kaybeder. Üç- beş yaşlarında görülen bazı kekemelik türleri gelip geçici olabilir. Fakat bir kısmı uzun sürebilir. Bu durumlarda konuşma terapisi ile birlikte psikiyatrik destekte gereklidir. Kekemelik olan çocukların bazılarının ailelerinde de konuşma bozukluğu görülebilir. Bu çocuklarda okula gitmek istemeyecek kadar etkisi olabilir. Bu çocukların sosyal korkularını azaltıp konuşmasını düzeltmeye çalışmalıdır. Çevrenin eleştirel bakışlarından rahatsız olurlar bu yüzden konuşmasını kesmeden dinleyerek destek olmak önemlidir. Bazen çocuklar için bu durum çok yorucu olabilir. Ailelerde bazen ümitsizliğe kapılırlar. Destekleyici tedaviler bu durumlarda aileye de gerekebilir. Anne baba eğitimi şarttır. Kaygılı çocuklarda ve ya kaygısının artacağı durumlarda kekemelik artar. Bu yüzden evde daha rahat konuşurken sınıf ortamında konuşma daha da bozulabilir.

    Tedavide konuşma terapisi ile beraber eşlik eden anksiyete ve depresyon gibi hastalıklar varsa tedavi edilir. Sosyalleşmesi ve akranlar arasındaki sorunları düzeltilmeye çalışılır.

  • Çocuklarda tik bozuklukları

    Tik istemdışı, hızlı, aralıklı, ritmik olmayan, basmakalıp, tekrarlayıcı şekilde bir grup kasın kasılmasıdır. Tik bozuklukları geçici ya da kalıcı olarak aile yaşamını, sosyal durumu, okul ve iş başarısını etkiler. Tikler motor ve vokal tikler olarak ayrılmaktadır. Basit motor tikler göz kırpma, yüz hareketleri ya da omuz silkme gibi hızlı, kısa süreli hareketlerdir. Kompleks motor tikler daha kalıcı, iyi yönetilen ya da yarı idari hareketlerdir; örnek olarak dokunmak, kendine vurmak, zıplamak ya da durduk yerde küfür hareketleri yapmak gibi hareketlerdir. Basit vokal tikler boğaz temizlemek, öksürmek, burun çekmek ya da sümkürmek gibi seslerden oluşabilir. Kompleks motor tikler bazı kısa deyimleri tekrarlama, kendi sözlerini tekrarlama (palilali), başkalarının sözlerini tekrarlama (ekolali); küfretme ya da durduk yerde kötü sözler söyleme (koprolali) ve ses yüksekliğinde paroksismal değişiklikler şeklinde olabilir. Genelde kısa süreli, nöbetler halinde ve aralıklı olarak ortaya çıkar. Tikler tek başına ya da başka tiklerle beraber görülebilir. Gerginlikle birlikte artış gösterirken, dikkatin bir başka konuya odaklandığı durumlarda ya da kişinin kendisini rahatlamış hissettiği durumlarda azalır, uyku sırasında çoğu zaman kaybolurlar. Çoğunlukla karşı konulamaz bir davranış olarak yaşantılanır ve değişebilen sürelerde baskılanabilir. Tiklerin tarihte çok eskiden beri görüldüğü bahsedilmektedir.

    Tik Bozukluğu ilk kez Fransız nörolog Jean Marc Itard 1825 yılında literatüre sokulmuş, 1885 yılında Gilles de la Tourette tikler, koprolali ve ekolali triadı olarak tanımladığı sendroma kendi ismi verilmiştir. Motor yada vokal tik bozuklukları kültürel ve etnik özelliklerden ve sosyoekonomik durumdan bağımsız olarak tüm dünyada görülebilen bir bozukluktur. Gelip geçici tikler çocuklarda yaygın olarak görülmektedir. Okul çağı çocuklarının %4-24’ünde tiklerin görülebileceği bildirilmektedir. Geçici tikler çocuklar arasında erkeklerde %1-13, kızlarda ise %1-11 oranında görülmektedir. En sık görüldüğü yaş grubu ise 7-1l’dir. Erkek çocuklarda 2 kat fazla görülür. 10-11 yaşlarında sıklık erkeklerde % 5.9, kızlarda ise % 2.9 olarak saptanmıştır. Isveçte 5 bine yakın çocukla yapılan bir araştırmada 7-15 yaş arasında kronik tik binde 7, gelip geçici tik ise %4.5 olarak bulunmuştur. Tik Bozukluğunun etyolojisi tam aydınlatılamamakla birlikte; genetik, çevresel etkenlerin, nörobiyolojik ve nörotransmitterlerin birbiriyle etkileşerek bozukluğu oluşturduğu düşünülmektedir. Genetik geçiş özellikle Tourette sendromunda çok yüksektir. Nörobiyolojik süreçlerde beyinde “niyet” ve “hareket” arasında koordinasyonu sağlayan karmaşık beyin yapılarındaki uyumsuzluktan kaynaklandığı düşünülmektedir.

    Tikler stresli durumlarda artar. Tik Bozukluğu görülen okul çağı çocuklarında, yaşanan duygusal problemlerin ve kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzlukların hastalığın gidişatını olumsuz yönde etkilediği savunulmuştur. Özellikle tikler aile ve öğretmen tarafından yanlış anlaşıldığında çocuk tikleri durdurması konusunda uyarılmakta ya da cezalandırılmakta, bu da tik şiddetinin arttığı bir kısır döngüyü başlatmaktadır. Diğer yandan akranlar tarafından alaya alınma gibi faktörler, yalnızca tik şiddetini arttırmayıp, çocuğun psikososyal işlevselliğini de olumsuz etkilemektedir. En sık tikler, göz kırpma, yüz buruşturma, çene, boyun, omuz ya da ekstremite hareketleri, burun çekme, hırıldama-homurdanma, cıvıldama ya da boğaz temizleme şeklindedir. TS’nin doğal seyrinde motor tikler genellikle 3-8 yaşlarında başlar, vokal tikler birkaç yıl sonra ortaya çıkar. Tikler tipik olarak şiddet, yoğunluk ve sıklık açısından artıp azalan bir seyir izler. Ses tikleri çoğunlukla, hareket tiklerinin başlangıcından birkaç yıl sonra, 8–15 yaş arasında ortaya çıkar. Tiklerin karmaşıklığı da yaş ile artar. Bu karmaşık sesler ve hareketler kişiye özgü karakterdedir. Okul çağı döneminde çocukların yaşadığı ilk geçici hareket tikleri ani, istemsiz ve bilinç dışı hareketlerdir. Çocuk çoğu zaman çevresindekilerin tepkileri ile bu hareketlerin farkına varır. 10–11yaş civarında ise çocukların çoğu, bir sıkıntı veya kaygının eşlik ettiği, ancak tikin yapılmasıyla rahatlama sağlanan, gerginlik veya kaşıntı gibi tariflenen “tik öncesi hisler”den (premonitory urges) bahsederler.

    Tik öncesi hislerle ilgili farkındalık arttıkça hastalar tikler üzerinde istemli bir kontrol sağlamaya başlarlar. Ancak bu istemli kontrol kısa sürelidir ve sıkıntı yaratır. Tiklerin tamamen ya da tama yakın kontrolü sağlandığında “tik öncesi hisler”in yarattığı sıkıntı, kişiyi zihinsel ve bedensel olarak yorar ve bu durum tiklerin kendisinden daha rahatsız edici olabilir. Hastalığın seyri boyunca tiklerin şiddeti inişli çıkışlı bir klinik sergiler. Tik epizodları öbekler halinde olma eğilimindedir. Tikler stres, yorgunluk, ısı değişiklikleri ve dış uyaranlarla şiddetlenebilir. İstemli hareketler, başka aktivitelere odaklanma, tikleri azaltır. Tanı Tanı için hastanın gebelik ve doğum öyküsü, erken gelişim, tıbbi öykü ve aile öyküsünü de içeren kapsamlı bir öykü alınmalıdır. Herhangi bir eştanılı durumun olup olmadığına ilişkin dikkatli olmak gerekmektedir.

    Tik bozukluğu bulunan hastalarda yaygın olarak bir arada görülmeleri nedeniyle DEHB ve OKB semptomları da ayrıntılı olarak gözden geçirilmelidir. Belirtilerin varlığı ve yokluğuna ek olarak, bu sorunların hasta ve aile üzerindeki etkisi de değerlendirilmelidir. Ayrıca akademik ve mesleki başarı, sosyal uyum ve kişilerarası ilişkilerin kalitesiyle gösterilen işlevsellik durumu da gözden geçirilmelidir. Tedavi de ilaç tedavisi yanında psikolojik ve sosyal durumunu içeren bir plan yapılmalıdır. Ilaç tedavisine yanıt vermekle birlikte bu olgular çocukluk çağında tedavi edilmediğinde erişkinlikte semptomların gerilemesi daha zordur. Tik belirtilerinin şiddeti genellikle 8-12 yaşları arasında zirve yapar. Belirtilerin şiddetindeki azalma genellikle 20’li yaşların başında sonlanır..

  • Çocuklarda yeme sorunları

    Bu makalede çocuklar ile aileleri arasında sıklıkla bir savaş alanı haline gelen yemek masasında yeme sorunları ile ilgili olarak yapılması ve yapılmaması gerekenlere ulaşabilirsiniz. Ankara’da bulunan pek çok psikiyatri kliniği gibi bizlerinde sıklıkla karşılaştığımız sorunlardan birisi olan yeme sorunları aslında düşünüldüğünün aksine sık olarak karşılaşılan bir durumdur.

    Başlangıçta yeme sorunları ve psikiyatrik açıdan yeme bozukluklarının ayrımını yapmak gerekecektir. Ankarada pek çok psikiyatri kliniğinde yeme bozukluğundan ziyade çocuklarda yeme sorunlarının ele alındığını söylemek yanlış olmayacaktır. Psikiyatrik açıdan yeme bozuklukları dediğimiz rahatsızlıklar anoreksia nevroza, blumia nervosa, pika (çocuğun yemek olmayan şeyleri yemesi) gibi farklı bozukluklarken, bu makalede bahsedilecek konular yemek yemeyi red etme, iştahsızlık, yemeklerde aşırı seçici davranmak gibi yeme sorunlarıdır.

    Yapılan çalışmalar yeme sorunlarının çocukluk döneminde oldukça sık olarak görüldüğüne işaret etmektedir. Son yıllarda yapılan çalışmalara göre bu oran her üç çocuktan bir tanesini içermektedir. Bu kadar sıklıkla görülen bir sorun olmasına rağmen pek çok aile tarafından yeterli bir şekilde yönetilemeyen bir durum olduğunu da söylemek yanlış olmayacaktır. Sıklıkla bu sorun ile karşılaşıldığında yemek masası artık aile ve çocuğun savaş alanı haline gelecektir.

    Yeme sorunları neden oluşur?

    Çocukların sıklıkla ilk 1 yaşına kadar çevresel farkındalıklarının ve gelişimlerinin göreceli olarak sınırlıdır, en azından aileler açısından. Sıklıkla ailelerin kendi ebeveynliklerinin kalitesini test ettikleri alan ise bakım kaliteleri ile sınırlıdır. Bu süreçte bakım ile ilgili ortaya çıkan aksaklıklarda (yemek yemek, uyku, oyun oynamak vb.) sıklıkla ebeveynler kendi ebeveynliklerin sorgulayarak kendilerini yetersiz hissedebilirler. Bu yaşantılar sonucunda ise zorla uyutmak, zorla yemek yedirmeye çalışmak gibi farklı davranışlar geliştirme eğiliminde olacaktırlar. Diğer yönden çocuğun kendisi ile ilgili nadir kontrol altına alabildiği alan olan yemek yemenin çocuğun ancak istemi ile olabileceği gerçeğinde de giderek uzaklaşırlar. Kendisini ebeveynlerin bir yandan ifade etmeye çalışan çocuk ve kendi yeterliliğini yemek yemek üzerinden ispat etmeye başlayan annenin savaşı bu şekilde başlamış olacaktır.

    Yeme sorunun gerçekçi bir kaygımı ?

    Yapılan bir çalışmada obezite sorunu annelerin sıklıkla çocuklarına daha çok besin verme eğiliminde olduğu gösterilmiştir. Diğer bir deyişle çocuğunuzun az yemek yediğini düşünmeniz sizin algınız olabilir. Çocuklarında yetişkinler gibi günlük kalori ihtiyaçları bellidir. Ortalama bir hesap ile kilo x 100 bir çocuğun ortalama günlük kalori ihtiyacını ortaya koyacakyır (bu konuda net hesaplamalar için diyetisyen desteği alınmasında fayda vardır). Örneğin 10 kg ağırlığında bir bebek 1000 kalori alırsa (bu da yaklaşık 2 tas çorbaya denk gelen bir orandır) kilo kaybı olmayacak ve yeterli gelişimi gösterecektir. Eğer aile 10 kilogramlık bir çocuğa 3 tas çorba verirse Türkiye deki çocukların yüzde 10nundan fazlasında görülen obezite sorunu ile karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle bu kaygılarınızın gerçekçiliği ile ilişkili endişeleriniz varsa bir beslnme uzmanı ile iletişime geçmeniz çok daha sağlıklı olacaktır.

    Yemek Yemeyen Çocukla Mücadele Rehberi

    Değişime izin verin. Yemek masasını bir savaş alanı olmaktan çıkarın. Şimdiye kadar yaptığınız şeyler işe yaramış olsaydı sanırım bu makaleyi okumazdınız. Bu nedenle eski bir sözü hatırlamanızda fayda var “eski kapılar yeni yerlere açılmaz”. Yaşamınızda birşeyleri değiştirmek için davranışlarınızı değiştirerek başlayın.

    Niçin yemeğin yenmediğini aklınızdan çıkarmayın: çocuklar kendilerini ifade etmek ve sizi cezalandırmak amacı ile sıklıkla yemek yemeyi kullanırlar. Bunun anlamı şudur: siz bu konuyu önemsediğiniz sürece sorunlarınız devam edecektir. Yemek sorunlarınızı evin ve kendi merkezinizden uzaklaştırın.

    Yemek yemenin kurallarını unutmayın: pek çok ailenin temelde yaptığı hata yemek yeme kurallarına uyulmamasıdır. Bu kurallar çok nettir ve değiştirilemez, esnetilemez. Bu konuda başlangıçta sizin bir model oluşturmanız fayda gösterecektir.

    Yemek masada yenilir, kanepede ayakta vb gibi yerde değil. Mutlaka bu konuda net olunmalıdır. Farklı bir ortamda yemek yemek konusunda ısrarcı olunması durumunda hiçbir koşulda buna izin verilmemelidir.

    Yemek yenirken mutlaka TV kapalı olmalıdır. Bu sıkla yetişkinler tarafında da yapılan hatalardan birisidir. Yemeklerin TV karşısında yenilmesinin yaratacağı en büyük sorun başlangıçta tüm aile bireylerinin aynı anca bulunabildiği nadir ortamlardan birisi olan yemek masasında sohbet olmamasıdır. Diğer sorun ise kişinin yemek yerken tokluk hissi ile ilgili yaşayacağı sorundur. Bu durum ileri dönemlerde obeziteye neden olabilir.

    Çocuğumun yemeği 1 saate kadar uzuyor ne yapmalıyız? Normal yemek yeme süresi yaklaşık 30 dakikadır. Çocuğunuz her seferinde bunu aşma eğilimindeyse sınır çizmekte fayda vardır. Çocukların zaman algısı tam olarak oluşmadığı için bu sürenin bitimine 10 dakika kala kurulacak basit bir çalar saat çocuğun öngörmesi açısından fayda sağlayabilir.

    Yemeğini yemedi ne yapmalıyım? 30 dakika masada zaman geçirmesine izin verin. Sonrasında masadan yemeği kaldırın. Bir sonraki öğüne kadar ek hiçbir yiyecek maddesi vermeyin.

    Yemek masasında önüne koyduğum yemeği yere fırlattı ne yapmalıyım? Yemek süresinin bitmesini beklemeden yemeği kaldırarak bir sonraki öğüne kadar yemek vermeyiniz.​

    Ben bunu yemem ben makarna istiyorum diyor ne yapmalıyım? Net bir dille bunun mümkün olmadığını, tabağındaki yemeği yiyebileceğini ancak istemezse yemek zorunda olmadığını anlatınız. Yemek yenmemesi durumunda bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda maddesi vermeyiniz.Tabağının yarısını yiyor ne yapmalıyım? Yemeğe devam edip etmeyeceğini sorarak bir sonraki öğüne kadar ek bir gıda vermeyiniz. Hiçbir koşulda çocuğunuzun ne kadar yemek yiyeceğine müdahale etmeyiniz.

    Dr Genco USTA

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

  • Çocuklar depresyona girermi?

    ÇOCUKLAR DEPRESYONA GİRERMİ

    Çoğu kişi çocukların hiçbir derdi olmayacağını, depresyona girmeyeceğini düşünür. Çocukların günlük yaşadığı sorunları şımarıklığa yaramazlığa verebilir. Çocuk Psikiyatrisine gelen vakaların önemli bir kısmı çocukluk depresyonu yaşayan vakalardır. Çocukluk depresyonu yaşayan çocuklar çocuk psikiyatrisine başvurduklarında erişkin insandan farklı belirtiler gösterirler.

    Erişkin bir kişide, depresyonda genelde içe kapanma, halsizlik, yavaşlama şikayetleri olur. Çocukta ise daha fazla huysuzluk, sinirlilik, o güne kadar göstermediği davranışlar, okulda uyumsuzluk, arkadaş ilişkilerinde bozulma, ders başarısında düşme gibi belirtiler olabilir. Bu belirtiler çocuk psikiyatrisine gelen diğer vakalarda da sıklıkla görüldüğü için çocuk depresyonunu iyi ayırmak gerekir. Örneğin okul başarısızlığı ve derslerle ilgilenmeme dikkat eksikliği bozukluğunda da görülür; ama farkı dikkat eksikliğinde eskiden beri ders dinlememe ve ders çalışmama vardır. Çocukluk depresyonun da ise çocukta depresyonun başladığı dönemden sonra bu belirtiler çıkar. Keza davranım bozukluğu olan çocuklarda arkadaş ve toplumla ilişkileri önceden beri bozuktur.

    Çocukluk depresyonunda nedenler çok çeşitli olabilir.

    Çocuk psikiyatrisine gelen vakalarda çocuk depresyonu yapacak nedenler sıklıkla görülebildiği gibi nedensizde olabilir. Çocuklar erişkinlerin etkilenmeyeceği çoğu şeyden etkilenebilir. Akranlarıyla kavga , darılma, evde anne baba sorunları, boşanmalar gibi. Ufak bir oyuncağını kaybetse bile depresif belirtiler görülebilir. Ayrıca neden yokken de biranda çocukluk depresyonu yaşayabilir. Aileler çocuklarında ki davranış değişikliklerini iyi takip etmeli. Özellikle öfke artışı, önceden zevk aldığı oyunlardan zevk almama, uyku değişiklikleri, her zamankinden fazla mızmızlık, kilo alamama durumlarında çocuk psikiyatristlerini ziyaret etmelidirler. Okulda da öğretmen davranış değişikliklerini gözlemeli, ders başarısı düşmelerini ebeveynlere not etmelidir.

    Çocuk depresyonunda ailelerin davranış sorunlarını sert yöntemlerle düzeltmeye çalışması sorunu derinleştirecektir. Çocukta zaten olan özgüven problemlerini ve sevilmiyor algısını arttırıp depresyon seviyesini yükseltecektir. Ailelerin bu konuda uyanık olması gerekir. Çocukluk depresyonu düşündükleri çocuklarını depresyonları artmadan profesyonellere götürmelidirler. Ayrıca her zamankinden daha fazla sevgilerini göstermelilerdir ki çocuğun buna ihtiyacı vardır.

  • Çocuklarda parmak emme ve tırnak yeme davranışı

    Çocuklarda parmak emme ve tırnak yeme davranışı

    PARMAK EMME

    Emmek her bebeğin sahip olduğu bir reflekstir. Aynı zamanda rahatlama ve doyum sağlama aracıdır. Parmak emme bebeklik döneminde doğal bir olaydır. Hemen tüm bebekler acıktığında, huzursuz olduklarında ve uykuları geldiğinde emmek isterler. Ancak bu davranışın yaşamın ilk yıllarında azalmaya başlaması ve 3-4 yaşına geldiğinde kaybolması beklenir.

    Eğer 3-4 yaşından sonra hala devam ediyorsa bu davranışın nedenini araştırmak gerekir. En önemli yapılması gereken bu davranışın yerine başka bir yöne yönlendirmek ve altta yatan korku, kaygı ,ilgisizlik gibi durumlar varsa bunu çözüme ulaştırmak olacaktır. Ceza vermek ,kızmak ,yasaklamak yapılmaması gereken davranışlardır.

    TIRNAK YEME

    Tırnak yeme çocuklarda ve ergenlerde çok sık görülen bir davranış problemidir. Genellikle yoğun kaygı ve stres durumlarında daha çok görülmektedir. Bazen yakın çevrede tırnak yiyen bir büyük ya da ebeveyn de model olabilir. Eğer alta yatan bir ruhsal bozukluk varsa (Kaygı bozukluğu, depresyon vs.)önce bu durum tedavi edilmelidir. Kızmak, uyarmak cezalandırmak doğru değildir. Yapılması gereken bu davranışın hangi zamanlarda görüldüğünü tespit edip çocuğun dikkatini başka yöne çevirmektir.

  • Disleksi nedir?

    Disleksi nedir?

    ~~ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ (DİSLEKSİ)
    Özel öğrenme bozukluğu kişinin gelişimine göre zeka düzeyinin normal olmasına karşın bazı akademik alanlarda beklenenden düşük başarı düzeyi göstermesidir. Sıklıkla beraberinde Dikkat Eksikliği de bulunur.
    Ögrenme Bozukluğu 3 ayrı alanda görülür. Hepsi bir arada görülebileceği gibi ayrı ayrı da görülebilir.
    1-Okuma Bozukluğu
    2-Matematik Bozukluğu
    3- Yazılı Anlatım Bozukluğu
    Belirtileri okul öncesi dönemde başlamasına karşın, sıklıkla akademik yaşantının başlaması ile tanı konur. Bu çocuklar öğrenmede ciddi sıkıntı yaşarlar.
    OKUL ÖNCESİ BELİRTİLER
    Kelimeleri yanlış söyleme( kitap yerine kipat, şeftali-feştali vb) , ayakkabılarını ters giyme, daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama, sağını solunu karıştırma,çabuk sı-Beden eğitiminde başarısız olma (koşma,top tutma),kılma, renkleri öğrenememe, karıştırma, benzerlikleri fark edememe olabilir.
    OKUL DÖNEMİ BELİRTİLERİ
    Okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması,
    Bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olma
    Okuma yazmayı çok geç öğrenme veya hiç öğrenememe,
    Yavaş okuma,
    Bazı harfleri yazarken ve ya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,2-5)
    Okumaya karşı isteksizlik,
    Yazı yazmaktan sıkılma
    Çarpım tablosunu öğrenememe,
    Sık dört işlem hatası yapma,
    Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi mevsimdeyiz denince Mayıs diye yanıt verir).
    Tedavide ise; varsa diğer tıbbi durumların tedavisi ve öğrenme güçlüğü yaşanan alanlarda eğitim almaktır.

  • Çocuklarda dikkat eksiliği ve hiperaktivite

    Çocuklarda dikkat eksiliği ve hiperaktivite

    ~~Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu bireyin akademik başarısı, sosyal yaşantısı, sosyal ilişkileri, aile içi ilişkiler ve benlik saygısı üzerine olumsuz etkileri olan ve çocuk psikiyatrisinde en sık karşılaştığımız bir psikiyatrik bozukluktur.
    Bu bozukluğun 3 temel belirtisi vardır.
    1-Dikkat eksikliği
    2-Hiperaktivite
    3- Dürtüsellik
    Belirtilerin 7 yaşından önce başlamış olması ,birden fazla ortamda görülüyor olması ve kişinin günlük yaşamını etkileyecek düzeyde olması gerekir.
    3 alt tipi vardır.
    1- Dikkat eksikliği önde olan tip
    2- Aşırı hareketlilik önde olan tip
    3- Birleşik tip( hem dikkat eksikliği hem de hareketlilik ve dürtüsellik bir arada)
    Eşlik eden bozukluklar:
    Karşı olma karşı gelme bozukluğu(%35-65)
    Davranım Bozukluğu (%20-45)
    Özel Öğrenme Güçlüğü(%20-35)
    Depresyon(%3-75)
    Anksiyete Bozukluğu(%5-75)
    Tik Bozuklukları (%11)
    Bipolar Bozukluk (%12)
    DEHB tanısı klinik bir tanıdır. Çocuğu değerlendirmek ,anne baba ve öğretmenden bilgi almak ve gerekli durumlarda bazı testler ( Wısc-r veya bazı dikkat testleri) uygulamak gerekli olabilir.
    Tedavide ise ilaç ,davranışçı tedaviler, anne baba eğitimi çok önemli yer tutar. DEHB tedavi edilebilen ve genellikle iyi sonuçlar alınabilen bir bozukluktur.