Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Boşanma ve çocuğunuz

    Boşanma

    Boşanmalar çeşitli ekonomik ve sosyal nedenlerden dünyada ve Türkiye’de giderek daha artan sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Boşanma sonrasında genellikle en çok etkilenenler en hassas ve savunmasız olan çocuklardır.

    Çocukların etkilenmemesi için mutsuz evliliklerin sürdürülmesi doğru mu?

    Boşanma kararını almak anne ve baba açısından yaşanılan suçluluk hissi, maddi konular ve sosyal nedenler gibi çeşitli nedenlerden dolayı oldukça zor bir adımdır. Birçok mutsuz çift mevcut zorluklar ve çocukların mutsuz olmaması için boşanma kararını erteler. Boşanmanın ertelenmesi anne ve baba arasındaki sorunları gidermediğinden ‘sadece çocuklar için’ yürüyen evliliklerde kavgalar ve sorunlar devam eder. Yapılan çalışmalar ve klinik gözlemlerle sadece çocukların iyiliği için yürüyen evliliklerin çok az işe yaradığını göstermektedir.

    Çocukların boşanma sürecince daha az etkilenmesi için yapılabilecekler var mı?

    Boşanma kararının alınması, bu kararın açıklaması ve boşanma sonrası dönemde çocukların iyiliği için atılabilecek birçok adım var aslında ama boşanma çocuk için zor bir dönemdir bu dönemde mutlaka çocuk az ya da çok etkilenir. Doğru ve sağlıklı adımlar atılıp gereğinde aile içindeki herkes için uzman yardımı alınırsa uzun dönemli sonuçlar çok daha iyi olacaktır.

    Doğru adımlar neler olabilir?

    Aile içerisinde gerginlik ve mutsuzluk yaşanıyor ise çocuk bir şeylerin ters gittiğini çoğunlukla hissedecektir. Eğer anne ve baba çift olarak boşanma kararını kesin olarak vermiş ise mutlaka çocuğa bu kararlarını doğru bir şekilde açıklamalıdır?

    Boşanma kararı çocuğa nerede anlatılmalıdır?

    Bazen boşanma kararı almış hatta ayrı yaşamaya başlamış aileler bu kararlarını kendileri söyleyemediklerinden bir uzmanın söylemesi için başvuruda bulunmaktadır. En doğru olanı çocuğun alıştığı ve kendini güvende hissettikleri ev ortamında, her iki ebeveyn tarafından birlikte açıklanmasıdır. Bu şekilde çocuk boşanma kararının hissettiklerini daha rahat ifade eder ve aklına gelensorular sorabilir ayrıca anne ve babanın farklı hikâyeleri anlatma olasılığı azalır. Eğer birden çok çocuk var ise tüm ailenin birlikte olması güveni ve desteği artırdığından topluca konuşulmalıdır.

    Söylenmesi için doğru zaman var mıdır?

    Anne ve baba boşanma kararlarını kesinleştirdiğinde açıklama yapılmalıdır. Anne ya da babanın evden ayrılmasından bir iki hafta önce kararı açıklamak çocuğun bu duruma hazırlanmasına imkân verir. Bu süre içerisinde hissettiklerini rahatça ifade etmesine, sorular sormasına ve ilk tepkilerini göstermesine izin verilmeli ona destek olunmalıdır. Çocuklara kararın açıklanması gecikir ve bu karardan kaçılır ise çocuğun duyduğunda yaşayacağı şok artar.

    Nasıl söylenmelidir?

    Çocukların yaşına uygun, kısa, net ve gerekirse benzetmeler kullanılarak onun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocukların belirsizliklerden korunması için boşanmadan sonra kiminle yaşayacağı, diğer ebeveyn ile ne sıklıkla görüşeceği gibi boşanma sonraki dönemdeki planlar anlatılmalıdır. Ayrı yaşayarak anne ve baba olarak daha mutlu olacaklarını düşündüklerini, bu kararın çocuk nedeniyle alınmadığı açık açık ifade edilmelidir. Eşlerin ayrıldığını ama anne ve baba olarak çocuklardan ayrılmanın söz konusu olmadığı ve onu çok sevdikleri, sevecekleri vurgulanmalıdır.

    Başka dikkat edilecek noktalar nelerdir?

    Çocukların boşanmanın dışında birden çok değişikliği birden yaşamamaları için kreş, okul, yaşanılan yer gibi değişiklikleri kademe kademe yaşamaları için gayret edilmelidir. Çocukların birlikte yaşayacakları ebeveyn ile eski yaşam alanları olan çevrede kalmalarında yarar vardır.

    Boşanma sonrası evden uzakta olan eş mutlaka sürekli ve düzenli bir şekilde çocuğunu görmeli ve onun bakım, sorumluğunu paylaşmaya devam etmelidir. Eşler çocuğun hala anne ve babası olarak kaldıklarını zaman ayırarak ve sorumlukları paylaşarak göstermelidir. Bu ilgiyi ve sorumluluğu paylaşır iken iletişim kurarak mutlaka ortak hareket etmelidirler.

    Boşanma sonrasında çiftler arasında sorun olan maddi konular ve anlaşmalıklar mümkün olduğunda hissettirilmemeli ve konuşulmamalıdır.

    Boşanma sonrası çocuğun çevresinde bulunan anne ve baba dışındaki bireyler çok dikkat etmeli ve uzakta olan ebeveyn konusunda olumsuz şeyler konuşulmamalıdır. Bu konuşulan olumsuzluklar çocuklarda suçluluk hissi, öfke ve arada kalmışlık hissini körükler.

    Ayrıca boşanmış bir ailenin çocuğu olmak ektra taviz verileceği anlamına da gelmez. Çocuğun üzülememesi için fazladan ve gereksiz ödüllendirmeler yapmak ve şımartmak bu süreçte yaşanılan zorluğu azaltmaz aksine ek sorunlar getirir.

    Boşanma sonrası çocukta ne gibi şeyler yaşanabilir?

    Her çocuğun yaşına, geçmiş deneyimlerine, kişiliğine ve sorunlarla baş etme yeteneklerine bağlı olarak yaşacakları ve verecekleri tepkiler değişir. Çocuk genellikle haberi ilk aldığında şaşırır, bunun ne anlama geldiğini çözmeye çalışır, öfkenir, kendisini ve çevresini suçlamaya davranışları gösterir. Özellikle okul öncesi çocuklar boşanmanın nedenini kendileri olarak düşünme eğilimindedir. Ergenlik döneminde ise sıklıkla yoğun öfke, kural dışı davranışlar ve isyan görülür. Yaş ne olursa olsun mutlaka boşanma çocukta bir iz bırakır ve bu sürecin sağlıklı yönetilmesi kişinin gelecekte mutlu bir yaşam yaşaması için kritiktir.

    Yeniden bir evlilik kararı verildiğinde nelere dikkat etmek gerekir?

    Boşanmış çiftler yeninden evlilik kararı aldıklarında bu durumu çocuklara önceden net bir şekilde anlatmalı ve hazırlanmaları için süre vermelidirler. Boşanma sonrası yeniden evliliği alışma süreci çocukların mizaçlarına, yaşlarına ve biyolojik ebeveyne karşı hissetikleri gibi çokça faktörden etkilenir ve standart bir uygun zaman yoktur. Bu nedenle çocukların yeni yuvalarına alışıncaya kadar yeni partnere anne ya da baba demeleri konusunda baskı yapılmamalıdır. Yeni evlilikler sırasında çocuklarına kıyaslamalar ve karşılaştırmalar yapılmamalıdır. Her ilişki bir öncekinin gölgesinden uzak ve ayrı yaşanmalıdır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Ergenlik dönemi özellikleri

    Ergenlik sürecinde işe yarayabilecek öneriler.

    Ergenlik kişinin ne çocuk ne de yetişkin olduğu ara bir evredir. Bu süreç hem genç hem de anne babalar için zorluklar ile doludur. Bu dönemde doğru yaklaşımları kullanmak yaşanan sorunları azaltmakta işe yarayabilir.

    Değişim ve gelişime açık olun.

    Günümüzde birçok alanda hızlı ve köklü değişimler yaşanmakta. Gençler bu değişimlere doğaları gereği çok daha hızlı ayak uydurabilir iken ebeveynlerin davranışları daha eski yıllara ait. Eğer ergenlik dönemindeki çocuklarımız ile daha az sorun yaşamak, onları daha iyi anlamak istiyorsak değişimi yakalamamız ve onlara karşı olan tutumlarımızı geliştirmeyi kabul etmemiz şart.

    Saygı duyun.

    Ergenlik dönemindeki çocuklarımıza değeri hak eden ve büyüyebilen insanlar olarak bakmalıyız. Onlara karşı saygılı yaklaştığımız sürece bir etkimiz olabilir. Ailelerin çoğu zaten bizde bunu yapıyoruz diyebilirler ama genelde yapılan şey onlara çocuk gibi davranmak ve sadece yapmaları gerekenleri söylemektir. Onların tutum ve davranışları ile ilgili sorunların olduğunu düşündüğümüzde öncelikle bunun arkasında var olan düşünce ve duygularını anlamaya çalışmak gereklidir. Onların duygu ve düşüncelerini anlamadan yapılacak müdahaleler ‘beni anlamıyorsunuz’ tepkisine ya da suskunluğa sebep olacaktır. Siz ona saygı duyarsanız size karşı olan saygısı da gelişecektir.

    ‘HATA’ bu dönemin en belirgin özelliğidir.

    Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri ‘hata’ yapılmasıdır. Aileler çocuklarının hataları ile yüzleştiklerinde geleceklerinin etkileneceğinden ve zarar göreceklerinden korkmaya başlarlar. Bu korkular çok kısa sürede felaket senaryolarına dönüşür. Korkmaya ve zarar göreceğinden endişe etmeye başlayan aileler ise kontrol ve katı kurallara başvurur. Belki bu koruyucu ebeveyn tutumları kısa vadede işe yarayabilir fakat hata ve tecrübe fırsatı kaçırılmış olur. Bu tutumlar ile yaşamdaki problemi genç değil anne ve baba çözmüştür fakat yaşam sınavı ebeveynlerin değil ergenindir. Çocukların sorunlarla baş edebileceğine inanmak ve onlara güvenmek en temel davranış şeklimiz olmalıdır. Ailelerin hedefi mükemmel çocuklar değil ‘hata yapan, tecrübe kazanan ve GELİŞEN’ bireyler yetiştirmek olmalıdır.

    Küçük sorunları tartışma alanı haline getirmeyin.

    Ergenlik süresince farklı roller ve farklı davranışlar denenir. Bu tür denemeler çoğunlukla onların büyüme sürecinin bir parçasıdır ve kalıcı değildir. Farklı müzikler, garip saç kesimleri, tuhaf kıyafetler ve benimsemediğiniz arkadaşlar seçilmiş olabilir. Gençlerin kimliklerini oluşturma sürecindeki bu tür denemelere karşı çıkmak yaşanılan gerginliği gereksiz yere artırır ve ergenle iletişim şansı kaçırılmış olur.

    Denemek hiç yapmamaktan iyidir.

    Bu dönemindeki gencin hayalleri, arzuları vardır ve çok şey başarmak ister. Bu isteği hisseden çocuğunuz hiç beğenmediğiniz, hoşunuza gitmeyen bir denemeye kalkışsa bile bu girişimini destekleyin. Bu denemelerinde yaşayacakları başarısızlar onlara çok şey öğretecektir. Size göre yanlış olan bu davranışlar sonucunda hiç denememesinden çok daha fazla şey öğretir. Özgüvenin temelleri bu denemeler ile atılır. Ayrıca bu şekilde onun takdir edilme ihtiyaçları da karşılanmış olur. Bu ihtiyacını aile içinde gideremeyen ergen, farklı arkadaş gruplarına daha kolay yönelebilir.

    Onlara KOŞULSUZ sevgi verin.

    Ergenler tipik olarak anne ve babalarının ne dediklerini umursamaz bir tutum içerisinde olabilirler ve çoğunlukla ailelerini hayal kırıklığına uğratırlar. Çok hata yapan ve kuralları umursamayan, vurdumduymaz davranışları olan ergenleri bu sorunlu davranışlarına rağmen sevmek aileler için zor olabilir. Gençlerimizi sigara içseler de, suça karışsalar da ve çok ciddi hatalarda yapsalar da onları sevdiğimizi ve bu sevgimizin koşulsuz olduğunu ve yardıma ihtiyacı olduklarında yanlarında olduğunuzu belirtmeliyiz.

    Asla Kıyaslamayın.

    Ergenlik dönemi gibi zor bir süreçte sorunlar yaşayan ve bu sorunlarla baş etmeye çalışan çocuklarımızı asla kıyaslamayın. Başkalarını örnek göstermek, başkalarıyla karşılaştırmak da yalnızca ergenin tepki duymasına sebep olur. Bu tutum olumlu yanlarını görememelerine ve karşılaştırdığınız kişiye karşı kötü şeyler hissetmesine sebep olabilir.

    Dalgalanan ruhsal hallerini görmezden gelin.

    Çocuğunuzun duyguları daha yoğun ve değişken olamaya başlar. Ayrıca davranışları da geçmişten farklıdır, hoşgörülü ve uyumlu çocuğunuzun yerini daha saldırgan, umursamaz ve öfkeli birisi alabilir. Bu tip değişimlere karşı anlayışlı olun hemen tepki vermemeye çalışın. Sizin inadınıza ya da size karşı yapılan davranışlar olarak görüp alıngan olmayın.

    Kişiliklerini değil davranışlarını eleştirin.

    Anne-babalar çoğu zaman çocuğun davranışlarından hoşlanmazlarken bu durumu sanki çocuğun kendisinden hoşlanmıyormuş gibi ifade ederler. Amaç her zaman olumsuz davranışı dikkatli cümleler ile yorumlamak olmalıdır. Ders çalışama konusunda değişmesini istediğiniz çocuğunuza ‘tembelsin’ demek kişiliğine bu sıfatı takmak anlamında olacaktır. Bu tutum değişimi değil direnci ya da alınmayı doğurur.

    İzin almadan onların hayatına müdahale etmeyin.

    Onların artık birer yetişkin adayı olduğunu unutmadan izin almadan özel alanlarına müdale etmeyin. İzinsiz cep telefonlarını karıştırmak, odalarına baskın yapmak ve arkadaşları ile ne konuştuğunu takip etmek gibi davranışlar çocuğunuzun sizden gizli davranışlarda bulunmasına ve yalan söylemesine neden olacaktır.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Sınav kaygısı (stresi)

    Sınav Kaygısı

    Sınav kaygısının belirtileri nelerdir?

    Temel belirti başarıyı etkileyecek kadar yoğun yaşanan ‘KAYGI’ dır. Sınavlarda da başarılı olmak için belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır. Bu gerekli düzeyde yaşanılan kaygı kişiyi çalışmaya, planlar yapmaya iter ve yararlıdır. Fakat bu kaygı düzeyi çok yükselip genci tabiri caizse ‘boğmaya’ başladığında, yaşanılan kaygı sınav puanlarını ve yazılı notlarını düşürmeye ve çalışma süreci olumsuz etkilenmeye başlar.

    Kaygı sürecin tetikleyen ana faktör ise olumsuz ve gerçekçi olmayan düşüncelerdir. ‘Başarısız olacağım, rezil olacağım, yapamayacağım’ şeklinde zihinde dönüp duran düşünceler gencin unutkanlık yaşayarak çalıştıklarını hatırlayamamasına, dikkatini sınava verememesine, okuduğunu anlayamamasına neden olabilir. Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, hızlı nefes alıp verme, yüzün kızarması, kaslarda gerginlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve mide bulantısı şeklinde fizyolojik belirtiler görülebilir. Gerginlik, ağlama, sinirlilik gibi duygusal semptomlar sıklıkla eşlik eder. Fakat şunu unutmamak gerekir çocuktan çocuğa bu belirtilerin sayısı ve şiddeti değişiklik gösterir.

    Peki sınav kaygısının sebepleri nelerdir?

    Tüm psikiyatrik hastalıklarda olduğu gibi sınav stresi de bir ya da birden çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Gencin kişilik yapısı ve düşünme şekli, ailenin tutumu, ülkemizin sınav sitemi, sınava hazırlık süreci, okul ve dershane yaşamı ve arkadaş ilişkileri başlıca faktörlerdir.

    Sınav kaygısı yaşayan kişiler çoğunlukla sınavda yaşamaktan korktuğu ‘akademik’ başarısızlığı genelleyerek bunu ‘kişiliğinin başarısızlığı’ olarak algılarlar. Bu kişiler çalışma sürecinde ‘BAŞARISIZLIĞA’ odaklanmışlardır. Gerçekçi olmayan düşünce ve inançlarla başlayan bu süreç sonrasında duygulara ve davranışlara yansır ve giderek kötüleşir. Bu nedenle özellikle sınava yönelik olumsuz düşünceler sorunun temelinde yer alırlar.

    Çocuklarını doğru motive etmeye çalışan aileler de maalesef bilmeden bu süreci daha da kötüye götürecek hataları sıklıkla yaparlar. “Senin için o kadar masraf yaptık, kazanamazsan paralar çöpe gidecek” şeklindeki konuşmalar, arkadaşları ile kıyaslamalar, çalışma programındaki eksiklere yönelik ‘“az ders çalışıyorsun, herkes kazanacak sen kazanamayacaksın” şeklindeki yaklaşımlar sıklıkla yaşanır. Aşırı kontrol, çocuklarının koydukları kurallara koşulsuz uymasını beklemek gibi katı tutumlar da oldukça fazladır. Bu şekilde aile kaygısını çocuğa yansıtmış olur.

    Sınav kaygısını azaltmanın yolları

    Gençler sınav kaygısı ile başa çıkmak için neler yapabilirler?

    Öncelikle çoğumuzun kabul edeceği nokta sınav maratonun çok yoğun ve yorucu yaşandığı bir eğitim sistemimiz var. Sınav sistemi ya da ülkenin eğitim koşulları değişinceye kadar öncelikli olarak gençlere ve ailelere düşen görev bu sınav süreci sevmeseler bile ‘gereğini’ yapmaları. Ülkemiz koşulları içerisinde eğer bir sınav sistemi uygulanmasa da idi oluşacak tablo şu anki tablodan çok daha karmaşık ve adaletsiz olacaktı. “En güzel günlerinde ders çalışmak zorunda mıyım?” şeklindeki düşünceler çalışma sürecinden kişiyi soğutabilir. Bu nedenle daha mutlu, daha özgür ve daha saygın bir gelecek sınav sürecini ‘kabullenmekle’ başlamalıyız. Yaşam kuralları maalesef hem gençler hem de yetişkinler için bir takım ertelemeleri zaman zaman zorunlu kılar.

    Diğer önemli adım ise çalışma sürecini planlamaktır. Çoğu öğrenci doğru ders çalışma yöntemlerini ve planlı çalışmanın önemini maalesef bilmiyor. Doğru ve esnek bir çalışma programı kısa sürede ‘verimli’ çalışmanın anahtarıdır. Bu programın içerisinde mutlaka sosyal faliyetler yer almalıdır. Bu konuda rehberlik servislerinde doğru desteği mutlaka gençler ve aileler almalılar.

    Daha öncede bahsettiğimiz olumsuz düşünceleri olumlularla değiştirmek işe yarayacaktır. ‘Başarısız olacağım’ yerinde ‘elimden geleni yapacağım’, ‘Herkes benden daha kötü alacak yerine ‘hak ettiğimi alacağıma inanıyorum’ şeklinde olumlu düşünceler kötüye gidecek süreci engelleyebilir.

    Ailelere neler önerilebilir?

    Ailelerin bakış açılarında değişim yaratmak ve çocuklarıyla ilgili beklentileri ‘gerçekçi’ sınırlara indirmek çoğunlukla gereklidir. Aileler sınırlarının farkında olmalıdırlar. Güven ve sorumluluk vermeli, önemsemeli, eleştiride bulunurken mutlaka çocuğun olumlu yönlerini de vurgulamalıdırlar. Onların içinde bulundukları durumu ve hissettiklerini anlamaya çalışmak yani ‘empati’ yapmak çok önemlidir.

    Sınavı ölüm kalım meselesi haline getirmeme, onlara sınav sonucu ne olursa olsun ‘biricik ve değerli’ olduklarını hissettirme, sonuca bakmaksızın onlara sevgi vermeleri gerekir. Bu desteği verirken içi boş ‘kazanamazsan da sağlık olsun’ yerinde davranışlarla desteklen içten bir mesaj olması önemlidir. Çocuklarımızın bizim gerçekte neyi beklediğimizi ve neyi kast ettiğimizi hissettiklerini akıllarından çıkarmamalılar. Ayrıca asla kıyaslama yapmamalıdırlar. Bu şekilde çocuklarının omuzlarındaki yükü bir miktar azaltabilirler.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Okul fobisi olan çocuğunuza yardım

    Okul Korkusu (fobisi):

    Çocuklar neden okul ortamında kaygı hissederler? Okulda korkacak ne var ki?

    Yaşamında belki de ilk defa uzun bir süre anne ve babasından ayrı kalacak bir çocuğun gözünden hem ayrılık süreci hem de okul ortamı bilinmezler ile doludur.

    Çocukların okulda yaşadığı bilinmezler ve zorluklar nelerdir?

    – Öncelikle okulu mekân olarak tanımaya ve alışmaya çalışacaktır,

    – Evden uzakta, anneden ayrı uzun bir süre kalma becerisi geliştirmeye çabalayacaktır,

    – Öğretmenine alışacak ve onun gözüne girmek için rekabet edecektir,

    – Belki de ilk defa tek başına yeni arkadaşlıklar kuracak, sürdürecek ve bir grupta istenir bir birey olacaktır.

    – Okuma ve yazma gibi zor zihinsel görevleri üstlenecektir.

    – Okul kurallarına uymayı ve paylaşmayı öğrenecektir.

    – Temel ihtiyaçlarını kendi başına giderecektir (Tuvaletini kendi başına yapacak ya da yemeğini kendi başına yemesi gerekecektir).

    Biz yetişkinler için çok kolay sayılabilecek bu görevler çocuğun gözünden baş edilemeyecek kadar ağır algılanabilirler. Bu kadar çok belirsizlikle karşı karşıya olan çocuğun olumsuz düşünceleri başlar. Hayal gücü ile oluşturduğu bu olumsuz düşünceler duyguları ve davranışlar etkileyerek semptomlar oluştur (Kaygı bozukluğu nedir isimli konumda detaylar verilmiştir.Link).

    Okul Fobisi olan çocukların olumsuz düşünceleri nelerdir?

    Çocuk anneyi ‘gözünün önünde’ görmediği zaman ona bir şey olacağına ya da kendi başına bir şey geleceğini düşünür. Ebeveynlerinin onu terk etmiş olabileceği, anne gittikten sonra oradaki insanların ona kötü davranmaya başlayacağını hayal eder.

    Rahat değildir. Çevreyi korkutucu algılar. Beklenmedik tehlikeler için tetiktedirler.

    Nasıl duygular ve davranışlar görülür?

    Okul ismini duyduğunda ya da okula yaklaştığında kaygı hisseder. Gerginlik içindedirler, ağlamaklı olabilirler. Bazen gitmemek için kaçınma davranışları sergilerler. Anne okula onu bırakıp gitmeye çalıştığında ciddi öfke atakları ve direnme tepkileri verebilirler. Bazı vakalarda daha kronik ve sinsi belirtiler görülür. Çocuk okula gittiğinde kendini rahat hissetmez ve kendini ifade etmekte zorlanılır. Bazen ise vücuda ait (somatik) belirtiler görülür.

    Okul Fobisinde gördüğümüz somatik belirtiler nelerdir?

    – Karın ağrısı,

    – Baş ağrısı,

    – Bulantı,

    – Kusma,

    – Nefes almada güçlük,

    – Çarpıntı,

    – Yüzünde soluklaşma ya da kızarma,

    – Terleme, titreme gibi belirtiler görülür. Bu belirtiler okul ile ilişkilidir. Hafta sonlarında azalma eğilimindedirler.

    Okul fobisinin neden çoğu çocukta görülmez iken bazı çocuklar bu kaygı belirtilerini yaşarlar?

    Bu konuda 2 farklı görüş mevcuttur.

    Biyolojik görüş:

    Son yıllarda yapılan çalışmalarda biyolojik görüş ağırlık kazanmaktadır. Özetle bu görüşe göre genetik olarak aktarılan ve diğer kaygı bozuklukları gelişimini de tetikleyen bir BİYOLOJİK RUHSAL yapının en önemli neden olduğunu ileri sürülmektedir.Bu modele göre çevreden gelen korku uyarlarını değerlendiren korku merkezlerinin (amigdala gibi) daha aktif çalıştığı gösterilmiştir.

    Çevreşel görüş: (çocuğun yetiştirildiği çevrenin tutumları)

    Koruyucu Kollayıcı Aile Modeli:

    Çocuğunu çok aşırı koruyan, çok ilgilenen, çok seven, çocuğunu asla yalnız bırakmayan, çocuğun tek başına hareket etmesine izin vermeyen ailelerin çocuklarında kaygı bozukluklarına daha sık rastlanılmaktadır. Bu ailede yapısında çocuğun bağımsızlaşması engellenir. Aile çocuklarının taleplerini yerine getirmezler ise çocuğun kötü etkileneceğinden çok endişelenir ve çok fedakârlık yapar. Deneyimden ve gelişme fırsatlarından yeterince tecrübe kazanamayan çocuklar dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılar ve korkutucu durumla baş edemeyeceklerini düşünürler.

    Bazen ise aile, okul ya da arkadaş çevresinde yaşanılan olumsuz bir deneyim okul kaygısını tetikler. Nedir bu tetikleyiciler?

    – Okuldan uzak kalma (En sık)

    – Aile içi gerginlik (Hastalık, ölüm, kavgalar)

    – Okulda arkadaş ilişkilerinde sorun (dışlanma, özellikle büyük çocuklar !!)

    – Okul ya da öğretmen değişikliği

    – Kardeşin dünyaya gelişi

    – Okul için travmatik deneyim (dayak, aşağılayıcı sözler)

    – Cinsel ya da fiziksel taciz

    gibi olumsuz deneyimler okul korkusunun tetikleyicileri olarak karışımıza çıkabilirler. Bu deneyimler genellikle kaygıya yatkınlığı olan çocuklarda kaygı bozukluğunu başlatan tetikleyiciler olurlar.

    Özetle okul fobisi çocuğun düşünce, duygu ve davranışlarını etkileyen eğitim hayatını etkileyebilecek sık karşılaşılan önemli bir ruhsal sorundur.

    Bu sorunla baş etmek için aile ve okulun yapması gerekenler nelerdir?

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu hakkında bilip bilmediklerimiz

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu yaygın bir sorunmudur?

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sanıldığından daha sık görülen psikiyatrik bozukluktur. Bozukluğun okul çağı çocuklarında %5-6 ya yakın oranında görüldüğü bilinmektedir. 25-30 kişilik bir sınıf düşündüğümüzde en az 1-2 çocuğa Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu tanısı konulabilmektedir.

    Hiperaktivite olmasa da Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı konulabilir mi?

    “Hiperaktivite”, aşırı hareketlilik anlamına gelmektedir; fakat özellikle kız çocuklarında hiperaktivite belirtileri olmadan da Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu görülebilmektedir. Bu grupta en belirgin bulgular dikkat sorunları ve hatta az hareketlilik (hipoaktivite) olabilir.

    Dikkat eksikliği (dağınıklığı) nasıl anlaşılır?

    DEHB’li çocuklar sıkıcı buldukları ödev ya da görev gibi faaliyetlere karşı isteksizlik, dikkat verememe, çabuk sıkılma, sık hata yapma ve unutkanlık gibi belirtiler yaşarlar ama zevk aldıkları bilgisayar, televizyon veya oyun gibi faaliyetlerde dikkatleri oldukça iyi olabilir. Daha doğru bir ifade ile çocukların (gençlerin) sevdikleri alanlarda dikkatleri iyi, ödev, görev sorumluluk içeren sevmedikleri alanlarda dikkat becerileri kötüdür. Dikkati yönetme sorunu mevcuttur.

    Başka ne gibi belirtiler olur?

    Hiperaktivite ve dikkat sorunları kadar önemli diğer bir belirti dürtüselliktir. Dürtüsellik kişinin içinden gelen istekleri bastırmaması ve sonucunu düşünmeden hareket edilmesi olarak tanımlanabilir. Sabırsızlık, sırasını beklemede güçlük, yönergeleri takip edememe, araya girme gibi belirtiler bu grupta sayılabilir. Sonuçta kendileri ve çevreleri için zararlı olabilecek davranışlar gösterirler. Halk arasında bu tip davranışlar yanlış bir şekilde üstün zekâlı olma, şımarıklık, terbiyesizlik, tembellik ve huysuzluk gibi nitelendirilebilir.

    Nedenleri nelerdir?

    Ailelerin kafasını kurcalayan sorunlardan en büyüklerinden biri hastalığa kendi davranışlarının neden olup olmadığıdır. Yapılan birçok bilimsel çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun ev ortamı veya yetiştirme biçiminden değil genetik yatkınlık ve olumsuz çevresel etkenler (özellikle anne karnında iken yaşanan sorunlar) ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu durum aile tutumlarının önemli olmadığı anlamına da gelmemelidir. Özellikle olumsuz aile tutumları mevcut şikâyetlerin artmasına ya da başka psikiyatrik hastalıkların eklenmesine neden olabilir.

    Tanı için ne yapılmalıdır?

    Tanı çocuk ve ailesi ile yapılan görüşme sonrasında konulan bir bozukluktur. Tanıya yardımcı testler olmakla birlikte karşın hiçbir test kesin tanı koydurucu değildir. Yapılan görüşme dışında aile ve öğretmenden doldurması istenen formlar tanıya yardımcı olmaktadır.

    Yaşla beraber düzelir mi?

    Çocuk büyüdükçe aşırı hareketlilik ile ilişkili belirtiler azalır ancak dikkat ile ilişkili sorunlar devam etme eğilimindedir. Belirtilerin şiddeti azalabilir ya da kişiler bu yaşadıkları ile baş etmeyi daha iyi öğrenebilirler ama büyük kısmında sorunlar ileri yaşlara taşınmaktadır.

    Tedavi nasıl yapılır?

    Tedavide temelini ilaç tedavileri oluşturmakla birlikte aile, okul ve hekimin iş birliği yapması çok önemlidir. Bazı durumlarda dikkat testlerine başvurulabilir. Anne, babanın ve öğretmenin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Birçok aile yeterince hastalık hakkında bilgi sahibi olmamaları ve çevreden duydukları bilimsel olmayan duyumlar nedeni ile tedaviden uzak kalmaktadır.

    İlaçlar bağımlılık yapar mı?

    İlaçlar uzun yıllardır kullanımda olmalarına rağmen bağımlılık yaptıkları ile ilgili bir veri yoktur. Ayrıca uzun dönemde ilaç kulanmış çocukların kullanmamış olanlara göre daha az psikiyatrik sorun yaşadığı ve bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının daha az olduğu bildirilmiştir. Bir başka ifade ile tedavi ileride yaşanabilecek bağımlılık riskini azaltmaktadır.

    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavi yapılmaz ise ne olur?

    Hastalığın tedavisiz kalması uzun dönemde aile, arkadaş ilişkileri, okul ve iş yaşamına yönelik sorun yaşama ihtimalini artırır. Ailelerin psikiyatriye karşı ön yargılarından ve korkularından kurtulması, bilimsel bilgi için çabalamaları, kendilerinin ve çocuklarının geleceğini olumsuz etkileyebilecek bu soruna karşı duyarlı olmaları gerekmektedir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliği nedenleri

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun nedenleri bilmek hem bu sorunu yaşayan bireyleri anlamak hem de dikkat eksikliği tedavisini doğru yönetmek açısından kritiktir.

    Aileler dikkat eksikliğini genellikle bir irade sorunu ya da isteksizlik olarak görürler. Çünkü çocukları istediğinde, eğlenceli faaliyetler olduğunda ya da bol ödül aldığında hiç dikkat sorunu yaşamamaktadır. Dikkatini, enerjisini ve hafızasını bu faaliyetler sırasında çok iyi kullanabilmektedir. Bir başka deyişle oyunlara, televizyona ya da bilgisayara dikkatini hiç olmadığı kadar iyi verebilir. Örneğin bilgisayar oyunlarında çok zor görevleri yerine getirebilir, tüm detayları fark edebilir oyunda çok yüksek puanlara ulaşabilirler.

    Fakat aynı çocuk ödev, görev, sorumluluk ya da tekrarlayan rutin işler söz konusu olduğunda değişir. O çocuk gitmiş başka bir çocuk gelmiş gibidir. Ödeve başlamayı erteler, başladığında çabuk sıkılır, isteksizdir, dikkatsizdir, bahaneler bulur, çabuk unutur. Az önce tüm yeteneklerini kullanan çocuk yeteneklerini ve kapasitesini kullanmakta ciddi güçlük yaşar.

    Tabi bu iki farklı durumunu dışarıdan değerlendiren aileler ‘istese yapar, canı isteyince çok güzel yapıyor, ödevleri sevmiyor ya da inadına yapmıyor gibi’ değerlendirmelerde bulunurlar. Ama yapılan çalışmalar aslında bunun dışarıdan görülenden çokta farklı olduğunu göstermiştir. Çok basitçe anlatmak gerekirse bilimsel çalışmalar aslında dikkat eksikliğinin beynin otomatik olarak işleyen fonksiyonlarının yetersizliğinden kaynaklandığını saptamışlardır. Bu otomatik fonksiyonlar (yönetici fonksiyonlar) bizim kontrolümüz dışında çalışırlar. Bu yönetici fonksiyonlar son derece karmaşık süreçlerdir ve çok az bir kısmı bilincin erişimine açıktır.Bu nedenle yapması gerektiği bilincine sahip olsalar da bununu uygulamaya koyamazlar. Başka bir deyişle dikkat eksikliğinde istememe durumu değil ‘yapamama’ durumu söz konusudur. Dikkat eksikliği olan çocuklar ders çalışması gerektiğini bilir hatta yapacağı konusunda sözler verebilir ama bu sıra ders çalışmaya geldiğinde verimli çalışmakta çok zorlanırlar. Bir uçağın otomatik pilot programının arızalı olmasında benzetebilir. Otomatik pilota aldığında uçak düşüşe geçecektir. Kaptan otomatik pilot olmadan uçağı uçurmak için sürekli emek ve dikkat harcamak zorunda kalacaktır ve çok yorucu olacaktır. Ayrıca bir otomatik program kadar kusursuz bir uçuş olmayacaktır. Otomatik sistemler bize sürekli yaptığımız faaliyeteler sırasında zaman kazandırır, az emek harcamamıza ve yaptığımız işlerde uzmanlaşmamızı sağlarlar. Bu süreç bisikleti ilk öğrenirken yaşadığımız güçlük ve sonrasında yaşadığımız kolaylığa benzetilebilir.

    Dikkat eksikliğine neden olan bu otomatik fonksiyonlar neden iyi çalışmazlar?

    Çalışmalar sonucunda en sık nedenin genetik olduğu gösterilmiştir. Ayrıca daha az olarak gebelik ya da doğum sürecinde yaşanan çeşitli hastalıklarında dikkat eksikliğine neden olabileceği saptanmıştır.

    Dikkat eksikliği oluşmuş kişilerde beyin fonksiyonları yeterince verimli çalışmadığı nasıl saptanmıştır?

    Dikkat eksikliği olan kişilerin beyin fonksiyonları çeşitli görüntüleme teknikleri ile sağlıklı bireylere kıyasla çeşitli beyin bölgelerinin daha az çalıştığı gösterilmiştir. Özellikle beynin ön bölgesinin (frontal bölge) daha az aktif olduğu (verimli çalışmadığı) gösterilmiştir. Bu bölgelerde çeşitli maddelerin (Dopamin ve Noradrenalin gibi) yeterince salınması ve üretilmesinde sorunlar saptanmıştır.
    Aşağıdaki fotoğraf beyin haritalama yöntemleri ile yapılmış bir çalışmadan alınmıştır. Soldaki fotoğrafta normal bir bireyin sağlıklı çalışan beyin bölgeleri yeşil ile, solda ise dikkat eksikliği olan bir beynin yetersiz fonksiyon gösteren kısımları kırmızı ile gösterilmiştir.

    Peki bu bilgiler bize neleri gösterir?

    1. Dikkat Eksikliği beynin sinir hücrelerinin yeterince çalışmaması sonucu oluşan bir nörokimyasal (beyin kimyasına ilişkin) bir bozukluktur.

    2. Dikkat eksikliğinin nedenleri biyololojik olduğundan ve çoğunlukla otomatik süreçleri ilgilendirdiğinden ana tedavi bu otomatik süreçlerin düzenleyecek olan ilaçtır. Diğer dikkat eksikliği tedavileri bu ana temel üzerine inşa edilmelidir.

    3. Dikkat eksikliği olan bir bireyle yapılacak etkili bir konuşma süreci kalıcı olarak düzeltmez, sadece kısa süreli toparlanmalara neden olabilir, terapi süreci kişinin sorunu çözmesine yetmez.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü (1) odaklanma-dikkat

    Dikkat Eksikliği Sendromunun 6 yönü:(Odaklanma-dikkat):

    Dikkat Eksikliği şeklinde isimlendirilmiş olmasına karşın bu tanımlama biraz kafa karıştırıcıdır. Dikkat eksikliği olan bireylerde ana sorunun sadece dikkat alanında olmadığı dikkati de yöneten karmaşık beyin fonksiyonlarında (yönetici işlevler) sorunlar olduğu gösterilmiştir. Bu yönetici beyin fonksiyonları günlük hayatta birçok işlevden sorumludur. Beynimizin patron bölgesi gibi düşünülebilir ve birçok süreci yönetir. Dikkat eksikliği olan bireylerin bu yönetici işlevlerden 6’sında sıklıkla sorun yaşadığı gösterilmiştir.
    1.Odaklanma (dikkat),
    2.Plan yapma,
    3.İstek (motivasyon),
    4.Öfke kontrolü,
    5. Hafıza
    6. Organizasyon
    Bu sorun alanları her bireyde faklı şiddette görülebilir.

    1. Odaklanma sorunları (dikkat eksikliği):

    ‘Dikkat’ farklı beyin bölgeleri tarafından son derece karmaşık sinir ağları ile yönetilen bir fonksiyondur. Bu nedenle birçok şekilde insanlar dikkat sorunları yaşarlar fakat Dikkat Eksikliği tanısı koyabilmek için bu sorunun sık yaşanması, uzun süredir olması ve yaşam kalitesine etki edecek boyutta görülmesi gerekir.
    DEHB’li çocuklar özellikle kendi istedikleri değil de onlara verilmiş görevleri yerine getirirken yoğun dikkat sorunları yaşarlar. Örneğin dikkat eksikliği olan bir öğrenci ödev yapması istendiğinde okuduğuna kendini veremez. Çoğunlukla okuduğu kelimeleri seslendirebilir fakat cümlenin ya da paragrafın ne anlama geldiği çözmekte zorlanır.

    Okuduğuna kelime kodlarını çözecek kadar zihin odaklanmıştır fakat bu kelimeleri bir eski okudukları ile ilişkilendirmek, cümlenin ya da paragrafın ne anlama geldiğini çözmeye yetecek kadar dikkati (enerjiyi) tahsis etmemiştir. Aslında bunu yapabilecek yeteneği vardır. Eğer okuduğu yada yaptığı iş ilgisini çeken bir konu üzerine olursa dikkati fazlası ile verir ve okuduğunun tamamını hatta ince detaylarını bile çözebilirler. Bazen dikkat eksikliği olmayan bireylerde ‘dalgın okuyabilirler’ birkaç satır sonra okuduklarından bir şey anlamadıklarını fark edip geri dönerler. Bu durum yoğun ve sık yaşanması durumda dikkat eksikliği bir bozukluk olarak değerlendirilebilir.

    Dikkatin çabuk dağılması:

    Bu çocuklarda görülen diğer sorun ise dikkatin çabuk dağılabilmesidir. Özellikle isteksizce yaptığı bir faaliyet sırasında kafalarından geçen bir başka düşünce, çevreden gelen ses herhangi bir uyaranla dikkatleri çabucak kayar. Derste öğretmenini dinlemeye çabalıyorken arkadaşının kalemini düşürmesi, dışarıda gördüğü bir nesne ya da akşam izlediği filmle ilgili düşünceleri araya girebilir. Bu şekilde sık sık kopmalar ve geri gelmeler yaşanır.

    Basit bir örnekle anlatılmak gerekirse dikkat bir tiyatro sahnesini aydınlatan ‘spot ışığına’ benzetilebilir. Dikkat eksikliği olmayan kişilerde kişi spot ışığı(dikkat) iyi çalışır. Bir noktaya odaklandıklarında çevreden gelen uyaranlar baskılanır (ışık odaklandığı yerde yoğundur ve çevre karanlıktır). Dikkat eksikliği olan bireylerde bu spot ışığı görevler sırasında az yoğun, sık yer değiştiren (seyirciler arasında bir ses geldiğinde sahneden seyircilere gider) şekilde fonksiyon görür.

    Sabit odak (dikkatin yer değiştirememesi):

    Bazen Dikkat eksikliği olan bireyler dikkat dağınıklığından değil çok aşırı odaklandıklarını, dikkatini başka şeylere vermek isteyip veremediklerinden şikâyet ederler. Özelliklede sevdikleri TV ya da bilgisayar gibi işlerin başında kalkamazlar, sürenin nasıl geçtiğinin farkına varmazlar. Bilgisayar başından kalkıp dikkatlerini bir türlü yapmaları gereken işlere veremezler.


    Özetle DİKKAT EKSİKLİĞİ yoğun ve kronik şekilde ‘dikkatin kötü yönetilmesi’ olarak tanımlanabilir. Yeterince derin odaklanamama, dikkatin çabuk dağılması ve bazen tersi şekilde aşırı odaklanma sorunu yaşarlar.
    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (2) planlama

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden bir önceki yazımızda bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 2. sorun alanı olan planlama becerilerine değinilecektir.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliği Sendromunda Planlama Becerileri:

    Yapacağımız görevleri öncelik sırasına koymak, yeterince zaman ayırmak, gerekli sürede görevi yetiştirmek gelişmiş planlama becerilerine bağlıdır. Günlük yaşamınızda 2 sınırlılığımız olan zamanı ve parayı bu becerilerimizle yönetmek zorundayız.

    Dikkat eksikliği sendromunda planlama becerilerinde sorunlar sıkça çocuklar ve yetişkinler tarafından bildirilir. Ödevlerini veya işlerini zamanında bitirememe, bir yerlere zamanında yetişmeme ya da paralarını verimli kullanamama sorunlarını sıklıkla yaşarlar. Bazen ise gerçekçi planlar yapmazlar. Bir günde yapabileceklerinden çok daha fazlasını uygulamaya çalışırlar ama oluşturdukları planların çok az kısmını gerçekleştirirler.

    Eğlenceli keyif veren faaliyetlere (Oyun, Tv ya da bilgisayar gibi) gereğinden fazla zaman ayırırken, görevleri hep en sona ertelerler. Ödevlerin yapılması gerektiğini bilirler ama durum aciliyet kazanıncaya kadar harekete geçmezler. Bu durum özellikle sevmediği işlerde daha sık gözlenir. Doğru planlama yapmadığını sınavlardan düşük aldığını dönemlerde yeni planlar yaparlar. Bu planları uygulayacakları konusunda sözler verirler ama yapamazlar (yapmazlar değil). Okula, dershaneye ya da servise sık sık geç kalmaktan yakınırlar.

    Genç bir hastam ödevlerini planlayamamasının sonuçlarını şu şekilde paylaştı;

    ‘Geçen sene içerisinde sınavlarım için yaptığım ders çalışma planlarının çoğunu eğlenceli şeylere ayırdığım vakitler nedeni ile uygulayamadım. Çoğu zaman arkadaşlarımın eğlenceli önerilerine uyup çalışamadan sınavlara girdim. Arkadaşlarımın neredeyse tamamı sınıfı geçerken ben Eylül ayı bütünlemelerine kaldım. Sınıfta kalmaktan çok korktum. Bütün bir yılın konularını çalışmak zorunda kaldığımdan oldukça zorlandım. Aynı derslere zamanında çalışsa idim nerdeyse 10’da 1’i gayretle sınavlarımı geçebilirdim. Çok pişmanım.’

    Zaman planlaması konusundaki sorunlara benzer sorunlar para kullanımı konusunda da yaşanır. Dikkat eksikliği olan bireyler elindeki paraları sevdikleri şeylere hızlıca harcama eğilimindedirler. Yetişkin dikkat eksikliği olan bireyler ise kredi kartı harcamalarını abartılı yaptıklarından sık sık borç ve faiz sorunu yaşarlar.

    Peki planlama becerilerindeki sorunun kaynağı nedir?

    Bu konuda yapılan çalışmalar planlamanın beynin yönetici işlevlerinden biri olduğunu göstermiştir. Bu fonksiyonlar beynin ön bölgesi (frontal) tarafından yönetilirler. Kabaca bu bölgenin verimli fonksiyon göstermemesinin sorunun kaynağı olduğu düşünülmektedir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (3) motivasyon (isteğin, gayretin sürdürülmesi)

    Motivasyon (İsteğin, gayretin sürdürülmesi)

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 3. sorun alanı olarak gruplanan motivasyon sorunlarından bahsetmeye çalışacağız.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliği Sendromunda Motivasyon sorunları:

    Uyuya Kalma sorunları!!

    Dikkat eksikliği olan pek çok kişi ilgilerini çekmeyen konuları dinlemekte zorlandıklarını, sessiz ve uyaran olmayan şekilde rutin işleri sürdürürken sıklıkla dalıp gittiklerinden şikayet ederler. İlgilerini çekmeyen bir konuda konuşulduğunda, bir dersi ya da toplantıyı dinlemek zorunda olduklarında, ilgisini çekmeyen bir kitaba başladığında çok çabuk yorgun hissetmeye ve uyuklamaya başlarlar.

    Konu ilgilerini çekiyorsa, aktif durumda ise (konuşuyor yada etkinliğe katılıyor) uyuya kalma sorunu ortaya çıkmaz. Tam tersi çok konuşan ve katılımcı bir tavır sergileyebilirler. Diğer bir ifade ile beyne fazla uyaran gönderildiği durumda aktif, istekli ve canlı bir tavır gösterebilirler.

    Bazen ise canlılıklarını sürdürebilmek için sesli okudukları, okurken çeşitli aktiviteler yaparak aktif olmaya çalıştıkları görülebilir. Kendi kendilerine ve motivasyonlarını korumaya çabalarlar.

    Motivasyonun korunması:

    Dikkat eksikliği olan bireyler uzun sürede sonuç verecek işlerde çok zorlandıklarını tarifler. Bu durum çocuklarda da sıklıkla görülür. Eğer ödüle hemen ulaşacaksa, yapacağı faaliyet kısa sürecekse bu durumda istekli ve motive şekilde çalışabilir ama ödüle uzun vadede ulaşacaksa çok çabuk isteğini kaybeder.

    Örneğin, Tv izlemek gibi hemen ödüllendirecek bir eğlenceli bir seçenek yerine ders çalışmak gibi uzun sürede yarar sağlayacak bir işi seçmezler. Uzun süreli zihinsel çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. Çok istekli başlasalar bile bu gayretlerini uzun süreli çalışmalarda kaybederler. Çok iyi ve yetenekli olabildikleri halde sürekli ve stabil bir çizgi izleyemediklerinden sonuçta sabırlı ve çalışkanlar tarafından geçilebilirler.

    Uykuya Dalma ve Uykudan Uyanma sorunları.

    Dikkat eksiliği olan bireyler uygunsuz durumlarda uyuya kalmaktan şikâyet etmelerinin tam tersine bazen ise uykuları gelip yatağa gittiklerinde uyuyamazlar. Uyuduklarında sanki bir şeyleri kaçıracakmış gibi hissettiklerinden bahsederler. Uyumak için müzik dinlemeyi tercih edebilirler. Bu çocukluğun erken dönemlerinde bile görülebilir. Aileler çocuklarının geç yattıklarından, uykuya dalmakta çok zorlandıklarından ve dalma sırasında çok huysuzlaştıklarından şikâyet ederler. (Dikkati yoğunlaştırma esnasında aktif olması gereken sistem, dikkatin tam tersi uyuma sırasında ise geri çekilmesi gerekir. Bu ortak sorun hem dikkat hemde uykuya dalma sorunları şeklinde karşımıza gelir)

    Uykuya geçitken sonra ise çok derin uyurlar. Ölü gibi uyuduklarını tanımlarlar. Genç bir öğrencinin yaşadığı uyku sorunu ile ilgili bir örnek:

    ‘Geceleri gece kuşuna dönüşüyorum, sabah okula erken gitmem gerektiğini bildiğimden olabildiğinde yatağıma erken gitmeye çalışıyorum. Uykuya dalamayınca kalkıp ya televizyonu açıyorum yada bilgisayar başında gereksiz yere saatler geçiriyorum. Sabah erken kalmak için telefonlarımı ve saatleri kuruyorum ama nafile.Hatırlamadığım şekilde gidip telefonu kapatıyorum. Ailem beni uyandırmaya çalışmaktan bıktı onlarla sabahları sürekli kavga ediyoruz. Bazen annemin beni uyandırmak için komşulardan yardım istediği bile oluyor.’

    Özetle Dikkat eksikliği sendromun da gerekli ritm, enerji, motivasyon ve uyku düzenlemede sorunların sık görüldüğünü bir tablodur.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

    Uzm. Dr. Ahmet ŞENSES

    Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

  • Dikkat eksikliğinin 6 yönü- (4) öfke kontrolü (duyguların yönetilmesi)

    Öfke kontrolü (Duyguların yönetilmesi)

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar ve yetişkinler üzerine yapılan çalışmalarda sorunun sadece dikkat alanında bulunmadığı, sıklıkla sorunların 6 grupta görüldüğünden önceki yazılarımızda bahsetmiştik. Bu yazımızda dikkat eksikliğinin 4. sorun alanı olarak gruplanan öfke sorunlarına değinmeye çalışacağız.

    1.Odaklanma (dikkat),

    2.Planlama,

    3.İstek (motivasyon),

    4.Öfke kontrolü,

    5. Hafıza

    6. Organizasyon becerileri.

    Dikkat Eksikliğinde Duygu Yönetim Sorunları:

    Duygularımızı yönetmek günlük yaşamımızda önemli ve kritik bir zihinsel işlevdir. Davranışlarımız gibi duygularımızı da bir ön denetimden geçirerek, geciktirerek sergileriz. Duygu yönetiminde sorunlar dikkat eksikliği tanı kriterleri arasında yer almamasına rağmen pratikte en sık karşılaşılan sorunlar arasındadır.

    Yapılan çalışmalarda duygu yönetimi alanında daha çok 2 tip sorun yaşadıkları gösterilmiştir.

    Düşük tepki eşiği

    Küçük bir sorun ya da durum karşısında orantısal olarak çok daha BÜYÜK bir tepki verme.

    Dikkat eksikliği olan bireyler karşılaştıkları küçük sorunlara hemen duygusal tepki verme eğilimdedirler (düşük tepki eşiği) ve verdikleri tepkiler soruna oranla sıklıkla yoğun ve şiddetli olmaktadır. Günlük hayatımızda hepimiz birçok sorun ve problemle karşılaşırız. Enerjimizi ve mutluluğumuzu koruyabilmek için küçük birçok sorunu görmezden gelmeye ve duygularımızı yönetmeye çalışırız. Her şeyin üst üste geldiği bazı anlar haricinde bunu başarırız. DEHB’li bireyler ise sorunlara düşünce sistemlerinde yoğunlaşırlar, çoğunlukla anlık ve kısa süreli duygusal gerginlik ve huzursuzluk hissederler. Sorun anına kilitlenmiş gibilerdir. O ‘anı’ sanki hiç bir şey düşünemiyormuş ya da kendilerini kontrol edemiyorlarmış şeklinde tanımlarlar. Bazen bu gerginlik halleri davranışlarına da yansıtabilirler. Düşünmeksizin refleks olarak duygusal tepki veriyormuş gibi davranırlar. Örneğin günlük hayatta sık ağız dalaşına girerler, kardeşleri ile sık sık küçük sorunlar nedeni ile çatışırlar. Arkadaş ilişkilerinde sosyal uyum sağlamak yerine çabuk küsme, oyun bozma gibi tepkileri çok sergilerler. Çoğunlukla da kısa sürede yatışır ve bu yaptıklarından dolayı özür dilerler.

    DEHB’li bireylerin bir grubunda ise duygu yönetim sorunları çabuk sinirlenme ya da öfkelenme yerine sürekli boşluk hissetme, sıkılma şeklinde kendini gösterir. Bu sorunu yaşayan bireyler sürekli bir boşluk içinde gibilerdir sadece eğlenceli ya da heyecanlı faaliyetler sırasında olumsuz duygularından kurtulurlar. Ruh hallerinde arkadaşları ya da sevdikleri ile etkileşime geçtiklerinde iyileşme görülür (Depresyon gelişme riski bu gurupta daha fazladır).

    Ayrıca duygu yönetim sorunları birbirleri ile yakından ilişkili motivasyon ve uyarılma sistemlerini de olumsuz etkiler. Bazen yaşadığımız sorunlar ya da uğradığımız haksızlıklar nedeni ile hissettiğimiz duygular bizim motive olmamamızı sağlarlar. Anlık tepkiler vermenin zararlı olacağını ve durumu değiştirmeyeceğini anladığımız zamanlarda sorunla baş edebilmek için uzun vadede harekete geçmeyi, motive olmayı seçeriz. Bu şekilde sorunların yarattığı olumsuz duyguyu gelişme, ilerleme için kullanırız. Bu tepkimiz hedefe yönelik davranışlar başlatma ve sürdürme yeteneğimizi destekler. Kimse çok mutlu olduğu bir dünyada bir şeylerin değişmesine ve gelişmesine çabalamayacaktır.

    Sonuç olarak DEHB’li bireylerde dikkat ve davranış yönetim alanlarında sorunlar benzer şekilde duygu yönetim sorunları daha sık ve yoğun olarak yaşanır. Ancak şunu unutmamak gerekir her öfke sorunu ya da moral bozukluğu yaşayan çocuk ya da yetişkin için sorunun tek kaynağı dikkat eksikliği değildir.

    Saygılarımla

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna ilişkin diğer yazılara ulaşabilmek için tıklayınız.

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvuru yapılabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©