Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Agorofobili ya da agorofobisiz panik bozukluk

    Panik bozukluk, yineleyen beklenmedik panik atakların olması ve başka atakların olacağına dair sürekli kaygı duyma, atağın yol açabileceği sonuçlarla ilgili olarak üzüntü duyma (çıldıracağı, kontrolünü kaybedeceği, öleceği gibi) ve ataklarla ilgili olarak belirgin bir davranış değişikliğinin olması ile karakterize bir bozukluktur. DSM-IV tanı ölçütleri, panik atağın ayrı bir korku ve rahatsızlık döneminin olduğunu, 10 dakika içinde en yüksek düzeye ulaştığını ve tanı için 13 somatik veya bilişsel belirtiden 4’ünün karşılanması gerektiğini bildirilir. Somatik belirtiler nefes daralması, kalp hızında artma, göğüs ağrısı, boğulma (soluğun kesilme) hissi, baş dönmesi, uyuşma yada karıncalanma, sıcak/soğuk basmaları, terleme, titreme ve bulantıdır. Bilişsel belirtiler, ölüm, çıldırma ve kontrolünü kaybetme korkularıdır. Panik atak tipik olarak ani başlangıçlıdır ve 10 dakika kadar bir sürede belirtiler yoğunlaşır.

    Panik bozukluğa agorofobi eşlik edebilir ya da etmeyebilir. Agorofobi kişinin, beklenmedik olarak panik atağı çıkabileceği, kaçmanın zor olabileceği ya da yardım alamayacağı yerlerde ya da durumlarda anksiyete duymasıdır. Yalnız başına dışarıda olma, kalabalıkta olma, sırada bekleme, köprü üstleri, otobüs, tren ya da otomobil ile seyahat etme, büyük alış veriş merkezleri, sinemalar agorofobik korkular arasındadır. Agorofobi ile yaygın bir kaçınma davranışı oluşur; ya da yoğun sıkıntıyla bu duruma katlanılır; veya bu duruma katlanmak için eşlik eden birisine gereksinim duyulur.

    TEDAVİ

    Psikoterapi ve ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.

  • Öğrenme bozukluğu nedir?

    Öğrenme bozukluğu, zekası normal veya normalin üstünde olan bir çocuğa, yaşına ve gelişimine uygun okuma, yazma ve aritmetik eğitimi verildiği halde, okuma, yazma ve/veya aritmatik becerilerinin ölçülen standart testler ile daha geri olması durumudur.

    Öğrenme bozukluğu olan çocuklar kelimeleri okuyamayabilirler veya yanlış, yavaş veya daha fazla çaba göstererek okuyabilirler. Okuduğu materyalin anlamını anlamayabilirler. Bir kısmı söz konusu okuma materyalini okusalar da, olayları sıralamada, okunandan çıkarımlar yapmada veya daha derinde yatan mesajlardan anlam çıkarmada güçlük çekebilirler. Hecelemede güçlükleri olabilir (yeni sesler ekleyebilirler veya sesleri eksik söyleyebilirler; ünlüler ile ünsüzleri yer değiştirebilirler).

    Yazma bozukluğu olan çocuklarda yazılı ifade de güçlükleri olur. Yazılarında bir çok gramer hatası, noktalama hatası, paragraf oluşturmayı organize edememe gözlenebilir. Yazılı anlatımlarını anlamak güç olabilir.

    Aritmetik bozukluğunda, rakamların anlamlarını ne ifade ettiklerini anlamaları güçtür. Hesap yapamazlar veya hesap yapmada güçlük çekerler. Rakamların veya sayısal verilerin birbiriyle ilişkisini çözmekte güçlük çekerler. Arkadaşları zihinden hesap yapmaya başladıkları halde, aritmetik bozukluğu olanlar, parmak hesabı yapmaya devam ederler. Bir hesaplamanın ortasında kaybolurlar. Hesaplamadan koparlar ve işlemi değiştirebilirler. Matematiksel çıkarımlarda güçlükleri olur (ör. sayısal problemleri çözerken, matematiksel kavramları, gerçekleri yada işlemleri uygularken güçlükleri olur).

    Öğrenme bozukluğu tanısı, bir çocuk ergen psikiyatristi tarafınca konulmalıdır.

    Öğrenme bozukluklarında tedavisinde, özel eğitim yöntemleri uygulanmaktadır.

  • Özgül fobi nedir?

    Özgül fobi, hayvanlar, kan, kapalı yerler, uçma, yükseklik gibi özgül bir nesne ya da durumla karşılaşma ya da karşılaşma beklentisi olduğunda aşırı anlamsız belirgin ve sürekli bir korkunun ve yoğun anksiyetenin (kaygı ve korku durumunun) yaşanmasıdır. Özgül uyaranla karşılaşma hemen her zaman önemli bir anksiyet yanıtına neden olur ve panik atak şeklini alabilir. Korkular en az 6 ay sürmeli, kişinin günlük yaşantısını, sosyal ilişkilerini ve akademik başarısını etkilemelidir, korkusu olduğu için önemli sıkıntısının olması gereklidir. Fobiler %2.4 ile %3.3 arasında görülmektedir, genellikle kızlarda daha sıktır.

    Özgül fobisi olan çocuklar korku uyandıran uyaranla karşılaşmamak için kaçınma davranışı geliştirebilirler. Bağırma, ağlama, anne babaya yapışma, huysuzluk gösterme, donakalma ve bağlanma figürünün tesellisini arama görülebilir. Çocukların fobik uyaranla ilgili bilişsel görüşleri bu uyaranın kendilerine ya da başkalarına zarar vereceğidir. Fobik çocuklarda ayrıca yoğun beklenti anksiyetesi görülebilir. Panik benzeri fizyolojik belirtiler gözlenebilir: kalp hızında artma, terleme, nefes alıp vermede hızlanma, titreme ve mide rahatsızlığı.

    Genellikle fobilerin başlaması, “normal” çocukluk çağı korkularının başlaması ile aynı döneme denk gelir. Hayvan, böcek, kan, karanlık ve yaralar ile ilgili fobiler genellikle 7 yaşından önce başlar ve travmatik bir olayla bağlantılı değildir. Diğer çocukluk çağı fobilerinin başlaması değişik yaşlarda olabilir, genellikle 10-13 yaşlarında artma görülür.

    TEDAVİ

    Bir çok basit fobide davranışçı teknikler ilk tercihtir.

  • Üniversite sınavı kaygısı

    Milyonlarca genç için hayati bir önemi olan üniversite sınavı; gençler için yoğun bir kaygı nedenidir. Hayatının en önemli kavşaklarından biri olan bu sınav, aynı zamanda gençlerin kaygıya dayanıklılığını ve azmini ölçer. Bu sınavla gelecekteki mesleği yani hayat tarzı belirlenir.

    Aynı zamanda bu sınav kaygısı ailelere de ister istemez bulaşır. Ailelerde bazen sakinliğini koruyamaz. Bazen anne babalar çocuklarının kaygısı karşısında ne yapacaklarını bilemezler.

    Üniversite sınavı kaygısı gencin ders çalışmasını da engelleyebilir. Bu da verimsiz bir çalışmaya neden olur. Verimsiz çalıştığını fark eden genç daha fazla sınav sonucu için kaygılanır. Buda sınavda heyecanlanmasına neden olur.

    Kaygı öğrenilen bir duygudur ve kökeni baş edemeyeceğini düşündüğü bir engele dayanır. Üniversite sınavı önünde bir engeldir ve onunla baş edemeyeceğini düşündüğü için kaygı ve heyecan artar.

    Genç sınav sonucuna odaklanır ve negatif düşünmeye eğilimlidir. Sonuçta başarısız notlar alacaktır ve hayatı kötü olacaktır.

    Gencin bu ön yargılı negatif düşünceleri tedaviyle değiştirilmelidir. Sonuca odaklanmadan daha kısa planlarla çalışmaya odaklanabilen gençler, daha fazla çalışacağından kendini sınava daha çok hazır hissedecek ve kaygısı azalacaktır.

    Yine çocukta sonuç odaklı düşünmeye sevk eden başka kaygı odakları vardır. Bunlar anne babalar ve öğretmenlerdir. Öğretmen ve anne babaların aşırı başarı beklentisi ve çıtayı yüksek tutmaları gencin sınav kaygısını arttırır. Bazen aile ve öğretmen bunu çocuğu motive etmek için yapar fakat bazı gençlerde bu ters teperek kaygıya ve sınav sonucu odaklı negatif düşüncelere neden olur.

    Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi üniversite sınavı için pozitif bir motivasyon; gencin sınava çalışma azmini arttıracak ve kaygısını azaltacaktır. Bu nedenle gence yol gösterilmeli ve kaygısı ile baş etmesi öğretilmelidir.

    Bazı kişilerde ise sınav kaygısı aşırı miktarda hastalık şeklinde olabilir. Bu performans kaygısıdır. Bu durum gencin geçmiş sınavlarında ya da performans gerektiren başka durumlarda ortaya çıkmıştır. Özellikle kalp çarpıntısı, terleme, titreme ve bildiği halde soruları karıştırıp yapamama durumu olur. Bu durumda muhakkak tedavi edilmelidir. Aksi taktirde kişi bildiği halde beklenenden daha az başarı gösterir.

    Aile ve öğretmenlerin sınav kaygısı, heyecanı aşırı olan gençleri fark etmesi bu açıdan çok önemlidir ve fark edilince de danışmanlık için yönlendirmeleri gerekmektedir.

  • Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon

    Bebekler ve okul öncesi çocuklarda depresyon görülür mü?

    Birçok anne baba hatta akıl sağlığı alanında çalışan profesyonel için bir bebekte veya yeni yürüyen bir çocukta depresyon gelişeceğini düşünmek zordur. Bununla birlikte bebeklerde depresyon görülebildiği 1940’lı yıllarda edilmiştir. Rene Spitz (1946), annelerinden ayrılan bebeklerde, üzüntü, endişe, çevreye ilgisizlik, sosyal içe çekilme, gelişimsel gerileme, uyaranlara yanıt ve hareketlerde azalma, melankoli, uykuya meyil, iştahın azalması ve yemeyi reddetme, üzüntü ve endişe dolu bir yüz ifadesi ile etrafa bakınma, ağlama ile karakterize “anakliktik depresyonu” (anaclitic depression) tanımladı. Bu durum, yiyecek ve barınma ihtiyacı karşılandığı halde, bebeğin ölümüne kadar gidebilen ruhsal acıyı içerebiliyordu. Spitz’in çalışması, olasılıkla olağanüstü sosyal durumları ve savaşta annelerini babalarını yitiren çocukları ele aldığından yıllarca önemi kavranamadı. 1960 ve 1970’li yıllarda bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda, bilişsel ve duygusal kapasitelerinde sınırlılıklar, süper ego ve kendilik algısındaki gelişimindeki yetersizlikler nedeniyle, depresyonun görülemeyeceği farz ediliyordu. Bu dönemde depresyon belirtileri görülse de “geçici ve önemsiz” olduğu ileri sürülüyordu. Ancak, Puig-Antic (1978), puberte öncesi çocuklarda depresyonun varlığını gösteren bir çalışma yayınladı. Kreiser (1987), 24 aydan küçük bebeklerde, Freud’un hipotezine dayanarak “yaşam içgüdüsü” (eros dirve) yerine “ölüm içgüdüsü” (thanatos drive) etkisi altında oluştuğunu ileri sürdüğü, depresyon ile birlikte yaşamı tehdit eden yeme bozuklukları ve ölümcül kusma ile karakterize bir klinik tablo bildirdi. Bowlby (1980)’de, bakım verenlerden bebeklerin ayrılmasının ardından depresyona benzeyen bir tablonun oluştuğunu gösterdi. Bowlby, bakım verenden ayrılan bebeklerin tepkilerini üç aşamada verdiğini tespit etti: 1) Ağlama, protesto, anksiyete, uyku ve beslenme sorunları 2) Apati, hareketliliğin azalması ve çevreye ilginin kaybolması ile karakterize tam bir depresif sendrom) bakım verenin dönmesine karşın apatinin süreklilik kazanması. Bowlby’nin “güvenli bağlanmanın ve bakım verenin emosyonel ve fiziksel varlığının” bebeklerde ve çocuklardaki koruyucu etkisini göstermesi bebeklik ve çocukluk çağı depresyonu ile ilgili çalışmalarda köşe taşlarından birisini oluşturdu. Ardından Kovacs ve ark. (1984) ve Luby ve ark. (2003)’de çocuk depresyonunun geçerliliği ile ilgili makaleleri yayımladılar. Bebeklerde ve okul öncesi çocuklarda depresyonun görülebileceği ile ilgili kanı güçlendi. Üstelik okul öncesi depresyonu olan çocuklarda, okul çağı döneminde başka bozukluğu olanlara göre veya sağlıklı gruba göre daha fazla depresyon görüldüğü bildirildi. Bu durum, erken dönemde görülen depresyonun, daha sonraki çocukluk ve ergenlik dönemindekine benzer şekilde, “kronik ve tekralamalar ile” ile devam ettiğinin bir işareti olabilir.

    Okul Öncesi Dönemde Depresyonun Klinik Belirtileri

    Daha önceleri çocukluk depresyonunda ergen ve erişkinlere benzer tipik bir tablonun olmadığı daha çok “maskelenmiş” belirtilerin olduğu bildirilmişti. Bu belirtiler arasında özellikle bedensel belirtiler (ör. karın ağrısı gibi) ve saldırganlık (agresyon) gibi davranış sorunları öne çıkıyordu. Daha sonra yapılan çalışmalarda okul öncesi çocuklarda da erişkinlere benzer depresyon fenomolojisinin

  • Çocuğunuza çocuk ergen psikiyatrisine gideceğinizi nasıl açıklayacaksınız?

    Bazı anne babalar çocuklarına bir çocuk/ergen psikiyatristine gideceklerini çeşitli nedenlerden dolayı açıklamak istemezler; kendileri için gittiklerini, psikiyatristin arkadaşı olduklarını ifade ederler; ya da psikiyatristi başka bir uzmanlık alanı çalışanı gibi göstermeye çalışırlar veya başka üstü kapalı mazeretler bulurlar. Bu durumu çocuk çok kısa sürede fark eder. Çoğu kez öfke, hayal kırıklığı, görüşmeye direnç gelişir. Üstelik anne baba “yalancı” durumuna düşerler ve çocuğun güveni azalır. Bu nedenle, çocuğa açık, yalın ve anlayabileceği şekilde, hangi amaçla çocuk psikiyatristine gidildiği orada neler olacağı anlatılmalıdır.

    Örneğin: “(Şu) sorunumuzu birlikte çözemiyoruz; bu durumdan hepimiz, (şu nedenlerden dolayı), olumsuz etkileniyoruz. Bu sorunumuzu çözmezsek mutsuz olacağız ve daha büyük sorunlar ile (ya da şu sorunlar ile) karşılaşacağız. O nedenle yardıma ihtiyacımız var. Yardım almak için bir çocuk/ergen psikiyatristine gideceğiz. Oradaki doktor seninle ve bizlerle görüşecek; bu bir sohbet gibi olacak; sana orada kötü davranılmayacak. Doktora doğru bir şekilde her şeyi anlatabilirsin. İstersen onunla yalnız da görüşebilirsin. Doktor bizimle görüştükten sonra bir takım tıbbi tetkikler isteyebilir. Daha sonra bunları da değerlendirerek bize bazı önerilerde bulunacak. Biz bu önerileri yerine getirdiğimizde büyük bir ihtimalle sorunlarımız azalacak ya da ortadan kalkacak.”

    Çocuğun ya da ergenin direnç göstermeye çalıştığı durumlarda bu direncin nedenini anlamaya çalışmak gerekir. Bunun için iyi bir gözlem yapılması ve çocuk ile açıkça konuşulması gerekir. Çocuk ya da ergenler çeşitli nedenlerden dolayı psikiyatriste gitmek istemezler:

    “Bana orada iğne yapılacak ya da tedavide iğne verilecek”

    “Bana orada kötü davranılacak, kızılacak, mahçup olacağım”

    “Sırlarım öğrenilecek ve diğer kişilerle paylaşılacak”

    “Herkes bana “deli” diyecek, ben “deli” değilim”

    “Artık isteklerim eskisi kadar olmayacak”

    “Oraya gitmektense oyun oynarım daha iyi”

    “Bana/bize kimse yardımcı olmaz”

    “Arkadaşlarım öğrenecek ve benimle alay edecekler”

  • Ayrılık kaygısı bozukluğu (seperasyon anksiyetesi bozukluğu)

    Ayrılık kaygısı bozukluğu (seperasyon anksiyetesi bozukluğu) evden ya da birinci bağlanma figüründen ayrılmaya bağlı olarak oluşan aşırı korku ve anksiyetedir. Anksiyete çocuğun yaşına ve gelişimsel düzeyine göre uygunsuz olmalı ve en az 4 hafta sürmelidir. Anormal ayrılma kaygısını, 7 ay ile 6 yaş arasında gözlenen yaşa uygun fenomenden ayırt etmek önemlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğu %2.4 ile %5.4 arasında görülmektedir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklar ayrılma durumu ya da ayrılma beklentisi olduğunda sıkıntıya girerler, ayrılma durumlarından kaçınmak isterler. Yaşadıkları sıkıntı “terör” şeklini ya da otonomik uyarılma halini alabilir. Ayrılık kaygısı bozukluğu olan çocuklar, yapışarak, ağlayarak, yalvararak ya da somatik yakınmalarda bulunarak ayrılığa direnç gösterirler. Korkunun altında yatan, bağlanma figürüne ya da kendisine zarar geleceği ve bu şekilde sürekli ayrılığı yaşayacağıdır. Okul reddi ve yoğun somatik şikayetler en sık tedavi arama nedenidir.

    Ayrılık kaygısı bozukluğu en sık ergenlik öncesi çocuklarda bulunur, ancak 18 yaşından önce herhangi bir yaşta tanı konulabilir. Daha önce belirtildiği gibi sıkıntı ya da ayrılıkla ilgili işlevsel bozulma gelişimsel düzeye göre aşırı olmalıdır.

    Tedavi;

    Ayrılık kaygısı bozukluğu tedavisini çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı yapar. Ayrılık kaygısı bozukluğu tedavisinde bireysel, aile ve grup terapisi yararlı olabilir. Anne babaların çocuğun ihtiyaçlarını ve bağımsız davranış isteğini anlamaları için cesaretlendirilmeleri önemlidir. Her bir anne babada ayrılıkla ilgili kendi temaların ele alınması da önemlidir. Ayrılık kaygısı bozukluğunda ilaç tedavisi başarıyla uygulanmaktadır.

  • Tırnak yeme

    Tırnak Yeme Nasıl Bir Davranıştır?

    Tırnak yeme, yaygın bir stres azaltma davranışıdır. Herhangi bir stres, heyecan, sıkkın bir durum veya boş zamanında tırnağınızı ağzınızda bulursunuz. Ayrıca aileden öğrenilerek edinilen bir davranış olarak da başlayabilir. Tırnak yeme davranışı, parmak çıtlatma, burun çekme, saç yolma veya çekme, diş gıcırdatma gibi psikolojik alışkanlıklardandır.

    Tırnak yeme; tırnağı, tırnak etini diş ile koparma ve kemirme eylemidir. Çocuklar genelde kopardıkları tırnağı yemezler.

    Tırnağınızı ne zaman yemeye başladığınızı fark etmezsiniz. Okuma, televizyon seyretme, telefonda konuşma gibi bir aktivite içindeyken bu davranışı düşünmeden tırnak yersiniz. Tırnak yeme davranışı, tırnağın etrafındaki kütikülü ve yumuşak dokuyu ısırmayı da kapsar.

    Kimler Tırnak Yer?

    Her yaştan insan tırnak yer. Yaşları 10-18 arasındaki çocukların yarısı tırnaklarını en az bir kez yemiştir. Tırnak yeme en çok ergenlikte artar.

    18-22 yaşındaki genç erişkinler tırnaklarını yer. 30 yaşında doğru insanların çoğu tırnak yemeyi bırakır, az bir kısmı yetişkinlikte de tırnak yemeye devam eder. 10 yaşından sonra erkekler kızlardan daha fazla tırnak yeme alışkanlığındadır.

    Çocukluk çağında 2-3 yaşından sonra tırnak yeme davranışı başlar. Çok nadir olarak 5 aydan sonraki erken dönemlerde de görülebilir. Bu dönemler bizim oral dönem dediğimiz elini ağzına götürme, parmak emme, tırnak yeme gibi davranışların doğal olarak yaşandığı bir dönemdir. Çocuk çevreyi kendi vücudunu öğrenmeye ve çevreyle etkileşime girerken bazen zorlanır, bazen kendi vücudunun bir bölümünü oyalamak, rahatlık ve güvenlik duyma gereksinimleri ile tırnak yemeye başlayabilir.

    Tırnak Yeme Nasıl Alışkanlık Haline gelir?

    Ailelerin çocuğun davranışlarını düzeltmeye, kontrol etmeye çalıştığı bu yüzden elini ağzına almaması, tırnak yememesi için de uyarıların başladığı bir dönemdir ayrıca da…Uyarılan ve dikkatin bu davranış üzerine yoğunlaştığını hissetmesi üzerine de çocukta tırnak yeme davranışı pekişmeye ve bir alışkanlık haline gelmeye başlayabilir.

    ‘Elini ağzını götürme kızım, pis olursun’

    ‘Ayıp ayıp elini ağzından çek’

    ‘Kötü çocuk olursun karnın ağrır’

    ‘Karnın mikropla dolar’

    ‘Elini ağzından çekersen /tırnak yemezsen sana hediye alıcam’

    Gibi uyarılar maalesef hem kötü mesajlar içermekte, hem davranışın olumsuzluğunu fazla abartarak çocuğunuzdan istediğiniz davranışı anlamamasına neden olmaktadır.

    Yani kısacası bu cümleleri tekrarlıyorsanız maalesef çocuğunuzun tırnak yemesini kesmiyor hatta bu davranışın pekişmesini sağlıyorsunuz.

    — İlk başta uyarılıp sonra serbest kalan çocuklar ilgi çekmek için tırnak yemeye veya elini ağzına almaya devam etmektedir. Yani bazen çocuklar ailelerinin ilgilerini çekmek için bu davranışı devam ettirirler.

    –Bir başka nedeni de çocuğun ve ailenin hayatını etkileyen duygusal olaylar tırnak yeme davranışlarının başlamasına neden olabilir. Mesela; annenin işe başlaması, yeni bir kardeşin olmasıyla ilginin bölünmesi, azalması, sevdiği birinin hastalanması veya kaybı, anne babanın boşanması, evde anne-babanın kavgalarına maruz kalmak, ailenin baskıcı eleştirel tutumu, okula başlamayla birlikte ders başarısızlığı, arkadaşlarına uyum sağlayamama…gibi.

    –Tırnak yeme davranışı ergenliğe geçişle birlikte de başlayabilir. Sosyal, duygusal, fiziksel, içsel birsürü alanda değişimler yaşayan çocuk kendini rahatlatma davranışı olarak tırnak yeme davranışına başlayabilir. Derslerle ilgili kaygıları olması, sınav kaygısı, çekingenlik, akranlarıyla ve ailesiyle sorun yaşayan çocuk bu dönemde tırnak yeme davranışı gösterebilir.

    –Ailede tırnak yenmesi çocuğun bu davranışı rol model olarak alması yönden bu davranışın tetikleyicisi olabilmektedir. Çocuğu tırnak yiyen ailelerin çoğunda anne,baba, dede ,amca kardeşlerde de bu davranışın olduğunu bilmekteyiz. Hatta bazı çalışmalarda bu davranışların genetik olarak da geçtiği hakkında çalışmalar bulunmaktadır.

    Tırnak Yeme Nasıl Azaltılır/Kesilir?

    Erken yaşta başlayan tırnak yemelerde bu davranış üzerine durulmamalı, uyarılmamalıdır. Ailede uyaran varsa uyarmaması yönünden bilgilendirilir.

    Bu davranışın üzerine durmak, çocukla inatlaşmak, azarlamak, ödüllendirmek, eline vurmak ve bu durumdan rahatsız olduğunuzu belli etmek (davranışlarımızla istemeden) gibi tutumlar bırakılmalı.

    Hangi zamanlarda elini ağzını aldığı gözlenerek o vakitlerde çocuğun elini, ağzını oyalayacak başka ilgi veya davranışlar kazandırılabilir. Yatağa yatarken oyuncağa sarılması, televizyon seyrederken meyve yedirmek, sakız çiğnetmek, eline ip vererek oyalatmak, gibi. Ancak yerine koyulan davranışın kazanılması ve eski davranışın bırakılması için zamana ihtiyaç vardır, bunu unutmayın.

    Çocuğunuzun tırnak yemeyle birlikte diğer inatlaşma davranışları yani ebeveyn-çocuk ilişkilerinde problem varsa çocuk psikiyatristi veya psikologlarla başvurularak iletişimin artırılması ve ilişkinin düzenlenmesi adına tavsiyeler veya görüşmeler gerekebilir.

    Tırnak yeme ile birlikte çekingenlik, okulda kendini gösterememe, derslerde problem yaşama, hırçınlıkları, uyku iştah problemleri varsa en yakın çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurup altta yatan durumların tespiti ve tedavisi yapılmalıdır. Çocuğunuz depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, hiperaktivite sendromu, algılama güçlüğü çekiyor olabilir.

    8-10 yaşını geçmiş çocuklarda tırnak yeme davranışı için sadece çocukla birlikte davranışın sıklığı, bu davranışla ilgili düşündükleri, aldığı tepkiler, kendini ifade becerisinin artırılması ve davranışın yerine başka davranışlar koyma şeklinde hem bilişsel hem de davranışsal terapi uygulamaları işe yarayabilir.

    Son aile ve çocuk; tırnak yemenin çocuk için ve kişi için normal bir davranış olduğunu anlaması ve kendisindeki bu davranışın normal olduğunu fark etmesi en önemli tedavi adımıdır.

    Uz.Dr. SELCEN ESENYEL

    Çocuk Ve Ergen Psikiyatristi

  • Ders başarısızlığını anlamak

    Okulların açılması ile birlikte ailelerin çocukları hakkında en çok kaygılandığı konuların başında akademik başarısızlık geliyor. Bu konuda neler yapılabilir?

    Rekabetin ve gelecek kaygısının çok yoğun yaşandığı günümüz koşullarında ailelerin çocuklarının geleceği hakkında kaygılanmaları çok doğal fakat bu kaygıyı doğru yönetmeleri ve çocuklarıyla iyi iletişim için bazı noktalara dikkat etmeleri gerekir.

    Bence ailelerin bu konuda yaptığı en sık hata okul başarısına aşırı odaklanmaktır. Okul dönemindeki bir çocuğa sahip çoğu ailede çocuk hakkında en çok konuşulan konu onun okul başarısıdır. Çocuk sıkça “derslerin nasıl, okul nasıl gidiyor” sorularına maruz kalır. Eğer çocuk okulda başarısız ise hayatta başarısız olacakmış gibi algılanır. Çocukların özgüvenini kırabilecek bu tutum yerine olumlu özelliklere ve çabaya vurgu yapılmalıdır. Örneğin misafir geldiğinde çocuk hakkında konuşulur iken onun ders başarısızlığı yerine çok iyi resim yaptığı ya da çok iyi bir sporcu olduğu konuşulabilir. Bu şekilde aile tarafından başarısızlık damgası çocuğa vurulmamış ve farklı yetenek alanları vurgulanmış olacaktır.

    Peki başarısızlık konuşulmadığında çocuk okulu önemsemez bir tavır takınır ve dersleri hiç düzelmezse geleceği ne olacak?

    Bu konuda vurgulamaya çalıştığım şey aşırı odaklanmak ve çocukla ilişki kurarken ders başarısını en merkeze koymak. Ders başarısına aşırı odaklanan ailelerde çocuklar koşullu bir sevgi hissederler. Derslerinde başarısız olduklarında ailelerin sevgilerini kaybedeceklerinden korkarlar. Bu durumda benim ailelere tavsiyem öncelikli olarak bu duruma sebep olabilecek nedenleri ortaya çıkarmaya çalışmak olacaktır.

    Ne gibi nedenler ders başarısızlığına sebep olabilir?

    Her çocuk için biricik ve kendine has bir neden olabileceğini unutmamak gerekir ama kabaca çocuğa ait, aileye ya da okula ait nedenler olarak sınıflandırılabilir. Çocuğun zekâsı, öğrenme kapasitesi, dikkat süresi, ödev alışkanlıkları, duygudurumu etkili olduğu kadar anne ve baba arasındaki uyum, aile içi sorunlar, öğretmenin yaklaşımı, arkadaş ilişkileri ve buna benzer birçok faktör ders başarısı üzerine etkili olabilir.

    En sık karşılaşılan sebepler nelerdir?

    Ders başarısızlığı nedenleri arasında en sık karşılaştığım nedenlerin başında dikkat sorunları gelmektedir. Bir çocuğun dikkati birçok faktörden etkilense de uzun süren bir dikkat sorunun altında genellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olduğu görülmektedir. Ayrıca bu çocukların dikkat sorunlarının yanında öğrenme sorunları da bulunabilmektedir.

    Diğer sık karşılaşılan durumlardan biride kaygıdır. Özellikle sınav öncesinde belirgileşen kaygı belirtileri konusunda aile bilinçli olmalıdır. Sınavda beklenilenin altında bir performans, sınava yönelik güvensizlik düşünceleri, sınav öncesi uyku ve iştah sorunları ve sınav esnasında titreme, terleme gibi belirtiler bu gurup çocuklarda sıkça görülürler.

    Bazen ise sebep çocuğun mutsuz olması ve kendini kötü hissetmesidir. Mutsuzluk hisseden, yaşamaktan keyif alamayan, karamsar ve umutsuz bir çocuğun ders başarısı hissettiklerinden çok çabuk etkilenebilir.

    Bu ana nedenlerin dışında bazen aile beklentilerinin çok yüksek olması, aile içi sorunlar yaşanması, çocuğun oldukça yüksek bir IQ’ya sahip olması ya da olumsuz arkadaşlıklar başarısızlığın nedeni olarak karşımıza çıkabiliyor.

    Bu sorunu yaşayan ya da yaşamaktan korkan ailelere önerileriniz nedir?

    Öncelikli olarak önerim sorunların, problemlerin birer tecrübe kazanma ve gelişme fırsatı olduğunu hiç unutmamaları. Sorun hangi alanda karşımıza çıkarsa çıksın bu yaşamın doğal ve kaçınılmaz bir sonucudur. Bu çözüm odaklı bakış açısı ile çocuklarının başarısızlıklarını değiştirilemez bir durum olarak algılamamaları kanımca ilk adım olmalıdır.

    Çocuğun ödevler konusunda doğru desteklenmesi de çok önemli. Özellikle ilköğretim döneminde anne ya da baba ödev yapımında çocukla beraber olmalı, uygun ders çalışma koşullarını yaratmalı, dersler konusunda yol gösterici olmalı ama çocuğun yerine yapan bir tutum izlememelidir. Ödev başarısında çocuğun rolünün en önemli olduğu vurgulanmalıdır.

    Okul ve öğretmeler ile çocuklarının durumu hakkında sıkı bir iletişim içinde olmalıdırlar. Okula devamı, arkadaş ilişkileri, derse ilgisi ya da okul kurallarına uyumu konusunda sorunlar erken müdahaleler ile çok daha kolay çözülebilir. Ayrıca ders planına yönelik öğretmen desteği ve yardımı çocuk için çok faydalı olabilir.

    Aile kendi çabalarına rağmen ders başarısızlığının nedenini anlamakta ya da sorunu çözmekte yetersiz kalıyorsa bir uzman yardımı almaktan çekinmemelidir. Erken müdahaleler çocuk ve ailenin yaşam çizgisini değiştirebilir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©

  • Otizm (yaygın gelişimsel bozukluk)

    Otizm nedir?

    Otizm erken yaşlarda belirtiler vermeye başlayan ve çocuğun gelişimini etkileyen bir hastalık şeklinde tanımlanabilir. Otistik özellikler gösteren çocukların sosyal etkileşimi ve iletişim becerileri yaşıtlarından geridedir. Bazı tipik tekrar eden (dönme hareketleri gibi) davranışları gösterebilirler.

    Otizmin erken belirtilerinden Sosyal beceri sorunları nelerdir?

    İnsanların sosyal yönü aslında çok erken yaştan itibaren gözlenebilir. Bir çocuk insan yüzleri, çevresindeki canlı nesneler ile cansız nesnelere oranla daha çok ilgilenme eğilimindedir. Normal gelişim gösteren çocuklar annesinin yüzüne bakar, ona sık sık gülümser, onun ilgisini çekmeye çalışır, insanlara etkileşimden keyif aldığı her halinden bellidir. Otistik çocuklar ise cansız çevreye karşı daha çok ilgilidirler, göz teması pek kurmazlar, daha içe kapanıktırlar, insanların dikkatini çekmek yerine basit davranışları tekrar ederler, sarılmak kucaklanmak gibi temaslardan kaçınabilirler. Taklit yetenekleri kötüdür.

    Otizmde iletişim(konuşma ve mimik?) becerileri nasıldır?

    Otistik özellikler gösteren çocukların bazı iletişim becerilerindeki farklılıklar dikkati çok erken dönemde fark edilebilir. Yaşıtlarına kıyasla geç konuşurlar, söylenileni tekrar etme şeklinde tekrarlayıcı konuşma olabilir. Konuşulanı anlamakta güçlükler görülür, kelimeleri ters kullanabilirler. ‘Ben yaptım’ yerinde ‘o yaptım’ gibi. Konuşmanın hızı, tonlaması ve ritminde bozukluk olabilir. Yeni öğrendikleri kelimeleri unutabilirler.

    Davranışlarında belirgin faklılıkları var mıdır?

    Bazı hareketleri tekrar tekrar yapma eğilimler vardır. Kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce aynı sesleri çıkarma, yüzüne ya da çeşitli yerlerine dokuma gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu davranışların özellikle iletişim kuramadıklarından kendilerini uyarma amaçlı yaptıkları düşünülmektedir.

    Otizmin diğer belirtileri nelerdir?

    Sesten aşırı irkilme, bazı uyarılara aşırı tepki verme ya da hiç vermeme, dönen cisimlere aşırı ilgilenme ve onlarla zaman geçirme. Oyunlar açısından tekrar eden ve basit oyunları seçme gibi özellikleri vardır. Bazı çocukların ise üstün yetenekleri mevcuttur. Ezberlenemesi çok zor şeyleri çok hızlı öğrenme ve hafızada tutma gibi.

    Tüm otistik çocuklar aynı belirtileri gösterir mi?

    Otizm de en kafa karıştırıcı noktalardan birisi belirti şiddetidir. Otistik belirtiler birbirlerinden çok farklı şiddette ve sayıda olabilir. Otistik bozukluk bir spektrum bozukluğudur. Her vakanın bulunduğu nokta ve şiddet çok farklıdır.

    Otizm nedenleri nelerdir?

    Günümüzde birçok nedenin otizm ile ilişkili olduğu söyleniyor. Beslenme şekli, hastalıklar, geçirilen travmalar, bağışıklık sistemi sorunları, hormonal sorunlar ve en önemlisi genetiğin bu süreçte etkisi olduğu düşünülüyor

    Otistik çocuk sayıları giderek artıyor mu?

    Maalesef otizm sıklığı giderek artıyor hatta bazı kaynaklar bu durumu bir salgın olarak değerlendiriyor. Geçmişe kıyasla otistik belirtiler gösteren çocukların sayıları giderek artıyor. Özellikle erkeklerde bu hastalık daha sık rastlanıyor. Bunun günümüzde yaşınılan çevrenin ve toksinlerin rolü olduğu düşünülüyor.

    Otizm belirtileri nasıl erken anlaşılabilir? Aileler neye dikkat etmeli?

    Aileler özellikle konuşmayan ya da az önce bahsettiğim belirtileri gösteren çocukları fark ettiklerinde mutlaka bir uzman yardımına başvurmalılar. Çünkü erken tanı ve erken eğitim programlarına yönlendirme otistik belirtileri çok azaltabilir. Özellikle konuşmayan çocukları nasıl olsa zamanı gelince konuşur diyerek vakit kaybedilmemelidir.

    Saygılarımla

    Bu yazının tüm hakları psikiyatricocuk.com’a aittir. “www.psikiyatricocuk.com” biçiminde açık kaynak gösterilmek kaydıyla yayınlanması için tarafımıza başvurulabilir.

    Açık kaynak göstermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır. ©