Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Çocuk ve gençlerde yürütücü işlevler nelerdir? Bilmemiz gerekenler ve öneriler

    İşe Başlama:

    Bunun için işi düşünmek, işe başlayınca ve bitirince nasıl hissedeceğini imgelemek, işi bitirmek için kendine motivasyon konuşması yapmak, işi yapmazsan neler olacağını düşünmek, işin aşamalarını planlamak, işi yapmak için en uygun zamanı seçmek, o sırada yapmakta olduğun işi durdurmak, gerekli malzemeyi toplamak ve işe başlamak gerekir.

    Bazı çocukların dışarıdan gelen ipuçlarına (ör. anababanın ya da öğretmenin işin adımlarını sözel olarak anımsatmasına ya da yaparak göstermesine) daha fazla gereksinimleri vardır. Bazı çocuklar ise işi yapmanın olumlu sonuçlarını ya da yapmamanın olumsuz sonuçlarını düşünemezler.

    1-4 Yaş Çocukları:

    Önce yaptıkları işi durdurmaları gerekir. Bunun için kısa bir süre öncesinden sözel anımsatıcılar gerekir: “ İki dakika içinde oyuncaklarını kaldırıp banyoya giriyorsun.” İşin hemen öncesinde yeniden işaret verilir: “Tamam, iki dakika doldu. Banyo zamanı.” “Biliyorum, eğlenirken oyunu bitirmek zor ama banyoda oyun oynamaya devam edebilirsin.”

    Görsel anımsatıcılar da kullanılmalıdır: Mutfak zamanlayıcısı ya da telefon alarmı kullanılabilir.

    En iyi yöntemlerden birisi yaptığı işi bitirip, toplamakla ilgili bir şarkı kullanmaktır. Her seferinde aynı şarkı kullanılmalıdır.

    Çocuklar konuşmayı öğrenmeden önce geçişleri anlayabilir ve akıllarında tutabilirler. Buna “sözel dışı işlev bellek” denir. Zihinlerinde bir geçişten önce ve sonra neler yapıldığı ile ilgili bir imge oluşur ve olayların sırasını akıllarında tutabilirler.

    “Önce – sonra” kavramını bu yaş çocukları öğrenebilirler: “Önce gömlek, sonra pantolon”. Çocuklar büyüdükçe aşmaların sayısı artabilir: Önce oyuncaklarını topluyoruz, sonra banyo eşyamızı hazırlıyoruz, daha sonra da banyoya giriyoruz.” “Öğle yemeğinden önce resim yapacağız”, “Yemekten sonra oyun oynayacaksın.” Pekiştirmek önemlidir:“Uykudan sonra baban eve gelecek”; “Gördün mü? Uykudan sonra baban eve geldi.”

    Yürütücü işlev bozuklukları olan çocuklar bir işe başlamayı imgeleyemezler. Bu tıpkı kapağındaki resme bakmadan bir yap-bozun parçalarını bir araya getirmeye çalışmaya benzer. Bu nedenle görsel destekler önemlidir: Yapılacak işi elinizle işaret ederek gösterebilirsiniz, işin temsili bir resmini gösterebilirsiniz ya da işi yaparken çocuğun fotoğrafını çekip kolay görebileceği bir yere asabilirsiniz.

    Övgüyle pekiştirmek çok önemlidir: “Aferin!” “İyi iş çıkardın.” “Nasıl yaptığını çok beğendim.” “Vazgeçmeden uğraştığın için seninle gurur duydum.” “Sen çok iyi topluyorsun. Ben de legoları kaldırarak sana yardım edeyim.” Bazı işler için ödüller ya da kutlamalar gerekebilir: “Yemekten sonra parka gidebiliriz.” İş tamamlanınca en kısa zamanda ödülü vermek gerekir. Yapılması gereken bir işi engellemedikleri sürece, daha önce verilmiş ödülleri geri almamak gerekir. Başlangıçta başarının tadını alabilmesi amacıyla, ödül için aşılması gereken çıtayı çok yükseğe koymamak gerekir.

    5-12 Yaş Çocukları:

    Anasınıfı ve ikinci sınıf arasında ödevlerin tamamlanması için yakından rehberlik edilmesi gerekir. Üçüncü sınıftan itibaren, bağımsız öğrenme becerilerinin gelişmesi amacıyla öğretmenler desteklerini aşamalı olarak geri çekerler. Çocukların bu dönemde bir sonraki işi kendilerine söylenmeden bilmeyi, planlamayı ve başlatmayı öğrenmeleri gerekir.

    Çocuklar sevdikleri bir işi yapabilmek için önce daha zevksiz bir işi yapmayı öğrenebilirler. Oyun oynamak için önce ödevleri bitirmek gibi. Yürütücü işlev sorunları olan çocuklar, işi bitirmenin keyfine değil, yaparken ne kadar sıkılacaklarına odaklandıkları için bu kurala karşı koyarlar. Böyle bir durumda, işi bitirmekten ne kadar hoşnut olacaklarını, oyun oynarken içlerinin ne kadar rahat olacağını ve anne babalarının nasıl güler yüzlü olacaklarını düşünmeye yönlendirmek gerekir.

    Bir işe başlamadan önce çocuğun o işi nasıl yapacağını bildiğinden emin olmak gerekir. Bilmiyorsa, iş küçük aşamalara bölünerek basamak basamak öğretilmelidir.

    Yapılacak birden fazla iş varsa çocuğa öncelikleri belirlemesi ve hangi işten başlayacağını seçmesi de öğretilmelidir. İşler zorluk sırasına dizilip hangisinden başlayacağını seçmesi de istenebilir.

    Hedef planlama: Temel yürütücü işlevlerden birisidir. İlkokul çocukları geleceğe dönük planlama yapmayı öğrenmek amacıyla iş listesi yapmayı becerebilirler. Her bir iş için gerekli süreyi hesaplamayı öğrenebilirler. Bunun için takvimlere yapılacak işi gösteren resimler yapıştırılabilir. Her iş yapıldığında takvime işaret konulabilir. Böylece çocuk ertelemek yerine başardığı işleri arşivlemiş olur.

    Ev ödevi rutini oluşturma: 1. Ödev yapma yeri belirleme. Bu mekânda ekranlar olmamalıdır. Mekân yeterince geniş ve iyi ışıklandırılmış olmalıdır. 2. Ödev zamanı saptama. Her çocuğa göre değişir ama eve gelince kısa bir beslenme ve dinlenme molası sonrası başlamak genellikle en uygunu olmaktadır. Rutinde tutarlı ve kararlı olunmalıdır.

    13 Yaş ve Üstü:

    Ergenlerin genellikle okul dışı etkinlikleri daha fazla olmaktadır. Buna rağmen bir akşam rutini oturtmaya çalışmakta yarar vardır. Bazı ergenler gecenin ilerleyen saatlerine dek ertelemezlerse, ödev baskısını içlerinde hissetmezler. Bu da gece geç saatlere dek ödev bitirmeye çalışmakla sonuçlanır. Ergenlerin ortalama 9,5 saat uykuya gereksinimleri vardır. Buna karşılık ergenlik dönemiyle birlikte uykuya dalma zamanı da daha ileri saatlere kayar. Bu nedenle ergenlerin akşam rutini ve uyku hijyeni öğrenmeleri önemlidir.

    Erteleme Canavarı: Ergenin zamanıyla beslenir. Özellikle de erteleme sonrası kısa süre çalışmaya karşın bir sınavda başarılı olan ergen kendine “Çok az çalıştım ama başardım” der. Başarısız olursa da “Son dakikaya kadar çalışmadığım için böyle oldu” der. Bazı gençler çalışıp da başarısız olmaktan korktukları ve ellerinde çalışmamış olma mazeretini tutabilmek istedikleri için ertelerler. Bu durumda risk almak gerektiği konuşulabilir.

    Yapacakları işi gözünde büyüten ergenlere işi küçük parçalara bölmek öğretilebilir. Önce giriş cümlesi yazmak, yapılacak işin ana hatlarını çıkarmak, kısa süre çalışıp mola vermek gibi.

    Erteleme dikkati çelen uyaranlarla da tetiklenir (internet, telefon, bilgisayar oyunları vs.). Ancak araştırmalar bu tür çeldiricilerin öğrenmeyi ve belleği bozduğunu göstermektedir. Ergenin ne zaman erteleme eğilimine girdiği saptanmalıdır: sıkılınca mı, bir aşamada zorlanınca mı? Erteleme tetikleyicilerini saptamak ve bunlara karşı koymayı öğrenmek önemlidir.

    Başarısızlıktan kaçınma tuzakları: Başarısızlık korkusu, ertelemeyi mazeret olarak kullanmayı sağlayarak pekiştirir. Bu durumda başarısızlığı normalleştirmek gerekir. Ana babanın başarıya giden yolun başarısızlıklardan geçtiğini örneklerle öğretmeleri ve çabanın, kararlılığın, etkin davranmanın, destek istemenin ve başarısızlığa dayanıklılık geliştirmenin önemini anlatmaları çok önemlidir.

    Motivasyon (istek, “hırs”) çocuğun karakter özelliği değil, durumsal bir özelliktir. Herkes bazı şeyleri yapmaya daha isteklidir. Ergenin kendini isteksiz ve tembel bir kimse olarak görmemesini sağlamak için kendisine ne söylediği önemlidir: “matematikte iyi olduğum için problem çözmeyi seviyorum. Buna karşılık kompozisyon yazmak en sevdiğim iş değil, bu nedenle de desteğe gereksinim duyuyorum” “ödevimi bitirince içim rahatlamış olarak arkadaşlarımla konuşacağım” “ödevimi zamanında teslim edince öğretmenimin takdirini toplayacağım”

    İnternet ve medya konusunda tümüyle yasaklamak genellikle çözüm sağlamaz. Bunun yerine ergenle anlaşarak bir saat sınırlaması yapmak, internet ulaşımı sağlayan bilgisayarın anababanın oturduğu odada kalmasını sağlamak, yalnızca sosyal medyayı engelleyen program yüklemek işe yarayabilir. Baştan çok katı kurallarla başlamaktansa ergenle anlaşma yapmak ve anlaşma maddeleri delinirse kuralları sıkılaştırmak daha uygundur. Ergenin kendi kendine belirli sürelerle sosyal medya engeli koyabileceği programlar vardır.www.mytomatoes.com ya da www.anti-social.ccbunlardan ikisidir. Bunlar işe yaramadığında evde bir “teknolojisiz bölge” oluşturulabilir ve ergen burada çalışmaya yönlendirilebilir.

    Tepki Önleme:

    Dürtü denetimidir. Çocukların zaman ufku çok yakın olduğu için yalnızca şimdi ve buradayı düşünebilirler. Ancak olgunlaştıkça, daha önemli bir hedef uğruna şimdi yapmak istedikleri şeylerden vazgeçebilirler. Örneğin, sınava çalışmak için telefonlarını kapatabilirler. Ancak yürütücü işlev bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin tepki önleme becerilerinin gelişimi gecikir. Tepki önleme kendini tehlikelerden korumak, arkadaş ilişkilerini sürdürebilmek, çeşitli durumlara duygusal ve bazen saldırgan tepkiler vermemek, sorunları sakin ve etkin biçimde çözebilmek, ders sırasında sınıf kurallarına uyabilmek için gereklidir. Tepki önlemekte zorluk çeken çocuklar ayrıca fazla dokunarak iletişim kurarlar, okurken sözcüklerin ya da tümcelerin son kısımlarını tahmin ederler (kabaca okuma) ve bu nedenle okuduklarını anlamakta zorlanırlar.

    “Tilki tilki saat kaç”, müzikli sandalyeler, “don”, saklambaç gibi hareketli oyunlar ve kutu oyunları tepki önleme becerisini arttırır.

    Öngörme: Dürtüsel davranan çocuklar davranmadan önce bazı uyarı işaretleri verirler. Örneğin sinirlenir ya da aşırı heyecanlanırlar. Bu duygularla bakışları, yüz ifadeleri değişebilir ya da yumruklarını sıkabilirler. Uyarı işaretini gördüğünüzde bir komutla çocuğu bulunduğu durumdan çıkartmaya çalışabilir ya da önceden öğrendiği sakinleşme yöntemlerini uygulamaya teşvik edebilirsiniz. Hissettiklerini sözel olarak ifade etmesini isteyebilirsiniz. Amacınız kendi belirtilerini tanımayı ve davranışını dizginlemeyi öğrenmesidir. Bunu sağlamak için müdahale ederken açıklama yapmalısınız. Örneğin, “Sıkıldığını fark ediyorum. Şu anda aklından ne geçiyor?” diye sorabilirsiniz. Böyle anlarda sözel müdahaleyi kısa cümlelerle yapmak gerekir.

    Dürtüsel davranmak yerine ne yapması gerektiğini öğretme: Örneğin, “Şimdi bir daha deneyelim. Eşyamı almadan önce benden izin isteyebilir misin?” İzin isterse, istediği nesneyi vermek gerekir. Veremeyecekseniz seçenek sunmalısınız. Örneğin, “Benim makasım sivri ve tehlikeli. Gel birlikte bir kağıt makası bulalım.” “Konuşmamın bitmesini beklersen seni dinleyeceğim. Sözümü kesmeden parmağını kaldırarak ya da bir kez “affedersin anne” diyerek beklemeni istiyorum”.

    Dürtüsünü denetlediği zamanları mutlaka fark etmek ve geri bildirmek: “Ben telefonla konuşurken sözümü kesmediğin için teşekkür ederim.”

    Dikkatsizlik hataları yapan çocuklar için: Önce bir örüntü aramak yani, ne tür hataları daha çok yaptığını keşfetmek gerekir. Daha sonra, hata yaptığı işi sistematik olarak nasıl gözden geçirip hatasını fark edeceği ve düzelteceği öğretilebilir. Örneğin, matematik problemi çözerken soruyu dikkatsizce okuyan çocuğa yüksek sesle okuması, sorudaki anahtar sözcükleri işaretlemesi, problemin çözümünün adımlarını belirlemesi, çözmesi ve en son olarak sonucu kontrol etmesi ya da sağlama yapması adımları öğretilebilir.

    Çocuğun kendisini bekleyen durumu ve atacağı adımları bilmesi ve kendini hazırlaması önemlidir. Başlangıçta karşılaşacağı durumları ve yapması gerekenleri siz açıklayabilirsiniz ancak asıl amaç kendisinin öngörmeyi ve planlamayı öğrenmesidir.

    Görsel ayrıntıları işaretlemek: Öğrenmesi gereken bilginin içindeki anahtar sözcükleri renkli kalemlerle işaretlemeyi öğrenmesi işe yarayabilir.

    Odaklanma:

    Normalde dikkati bölünmeden sürdürebilme süresi çocuklarda 20, ergenlerde ise 45 dakikaya kadardır. Yürütücü işlev bozukluğu olan çocuklarda bu süre çok daha kısa olup daha sık aralıklarla dikkatlerini “yeniden başlatmak” (reset) ihtiyacı duyarlar.

    Kendini izlemeyi öğrenmek: Çocuğun öncelikle odaklanıp odaklanamadığını ayırt edebilmeyi öğrenmesi gerekir. Bu becerinin okul başarısında artış sağlayacağı ve ders çalışma süresinin kısalacağı anlatılarak çocuk isteklendirilebilir. Alıştırma amacıyla bir zamanlayıcı ya da alarm kullanılabilir. Alarm 5 dakika aralıklarla çaldırılıp çocuğun odaklanıp odaklanmadığını kontrol etmesi işe yarar.

    Beynin aynı bölgesini ilgilendiren işlerde çoklu işlev yapmak mümkün değildir. Örneğin, aynı anda hem ders çalışıp hem telefonla iletişim olamaz ya da televizyon izlenemez. Bu tür çalışma zihinsel enerjinin çabucak tüketilmesine ve zihinsel yorgunluğa neden olacağı gibi öğrenmeyi de engeller. Araştırmalar ders çalışırken telefon ya da televizyonla ilgilenen çocukların not ortalamalarının daha düşük olduğunu göstermiştir. Bu nedenle çalışırken telefonu ve televizyonu kapatmak, önceleri 15 dakika aralıklarla mola vererek telefonda sosyal medyaya göz atmak ve bu süreyi giderek uzatmaya çalışmak yararlı olur. Anababanın bu beceriyi kendileri de uygulayarak örnek olmaları gerekir.

    Ders çalışırken televizyon, video ya da internetten herhangi bir görsel izlemek, hatta sesini duymak söz konusu olmamalıdır.

    Ders çalışırken müzik dinlemek de konsantrasyonu bozabilir. Müzik duygu durumu iyileştirdiği ve çalışmayı daha az sıkıcı hale getirdiği için istenebilir. Dinlenen müziğin türü ve çalışılan dersin niteliği önemlidir. Özellikle karmaşık bir şey öğrenirken ya da ezber sırasında müziğin bozucu etkisi olacaktır. Mutlaka dinlemek isterse sözlü değil enstrümantal müziği tercih etmelidir.

    Yargısız Farkındalık (mindfulness): Zihinsel yoga olarak düşünülebilir. Dikkat sorunu olan çocukların aklından hızla birçok farklı düşünce geçebilir ve dikkati dağıtabilir. Çocuğun kendine “yavaşla” demesi, nefes almaya odaklanması ya da zihninde sakin bir imge oluşturması işe yarayabilir.

    Zaman Yönetimi

    Evden Çıkarken:

    “Hazır” ne demektir, görmeli. Hazır olmak için neler gerektiğini zihninde görselleştirebilmeli. Bunun için “tam hazır” ve kapıdan çıkmak üzere olduğu anın fotoğrafını çekip kapının yanına yapıştırmak ve altına gerekli işlerin listesini yazmak yararlı olabilir.

    İşler listesini kategoriler biçiminde düzenlemek akılda tutmayı kolaylaştırabilir:

    Kişisel hijyen: giyinme, yüzünü yıkamak, saçını taramak, dişlerini fırçalamak, ayakkabı giymek

    Yiyecekler: Sandviç, içecek vs.

    Okul malzemeleri: Sırt çantası, ev ödevi, okul kitapları, kalem kutusu, izin kağıdı, proje.

    Kişisel eşya: Anahtar, cüzdan, telefon, kimlik, para.

    Okul sonrası: eşofman, ekipman, ayakkabı.

    Yemek Zamanı Kuralları:

    Sofrada oyuncak ya da elektronik olmaması,

    Kahvaltıyı reddediyorsa yiyebileceği şeylerin verilmesi ve kuşluk zamanı atıştırmalık verilmesi,

    Ödev Zamanı:

    Ortamın dikkat dağıtıcı uyaranlardan arındırılması; temiz, düzenli ve sessiz ortam sağlanması.

    Ödevlerin ne zaman ve nasıl yapılacağı konusundaki kararların birlikte verilmesi.

    Ödevin bitmiş halini zihninde canlandırabilmesi. Kendini nasıl hissedeceğini de hayal etmesi.

    Ortamda analog saatlerin bulundurulması. Saatin hangi kolu nereye geldiğinde çalışmasının bitmiş olması gerektiğinin saat üzerine yapıştırılacak bir magnet ya da kağıtla işaretlenmesi. Molaların da benzer biçimde işaretlenmesi.

    Zamanlayıcı kullanımı

    Öğrenme Etkinliklerinin Planlanması:

    Ajanda ve takvim kullanımının öğretilmesi ve özendirilmesi. İşlendiğinin günlük olarak izlenmesi. Her dersin ayrı renklerde işaretlenmesi.

    Aile takvimi de tutulması

  • Çocuklarda kaygı bozuklukları

    ANKSİYETE “Kaygı”: Organizma için tanımlanabilir ya da tanımlanamaz herhangi bir durum karşısında yaşantılanan gerginlik, kaçınma, kaçma, saldırma gibi duygu ve düşüncelere yol açan ve kişi tarafından nahoş bir duygu olarak tanımlanır. Gerçek bir tehlike durumunda anksiyete uygun bir tepki olurken, yanlış algılama ve yorumlamayla ortaya çıkan anksiyete uygunsuz ve sorun yaratıcıdır.

    Risk Etmenleri-1

    Yapısal huy özellikleri

    Genetik etki (%40’ın altında)

    CO2’e aşırı duyarlılık (Solunum düzensizliği)

    Anababada ruhsal bozuklular: Kaygı Bozukluğu, Depresyon.

    Anababa yetiştirme tutumları: aşırı koruma-kollama, örseleme, otonomi gelişimini engelleme, kaygıyı yatıştıramama.

    Çocuklarda, erişkinlerde tanınan tüm Kaygı Bozuklukları görülebilmektedir.

    Erişkinlerde tanısı olmayan Ayrılma Kaygısı Bozukluğu çocuklarda sıktır.

    Klinik tablolarda çocuğun gelişim dönemine özgü farklar vardır.

    Sıklık: % 5 -10

    Çocukların Kaygı Bozuklukları Tipleri

    Fobik Bozukluk

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Sosyal Fobi

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Panik Bozukluğu

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Obsesif Kompulsif Bozukluk

    Fobik Bozukluk

    Bir nesne ya da duruma karşı mantıksız korku duyma

    Hayvanlar

    Yükseklik

    Kan fobisi

    Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

    Çocukluk dönemine özgüdür.

    Çocuğun bağlandığı kişilerden ya da evden ayrılması söz konusu olduğunda gösterdiği aşırı kaygı tepkisidir.

    Çocuğun yaşına uygun günlük işlevlerini bozar.

    Sosyal Fobi

    İncelenme, alay edilme, aşağılanma ya da utandırılma korkuları nedeniyle sosyal ortamlarda yoğun kaygı yaşama.

    İyi tanıdıkları kimselerin yanında olmaz.

    Yaygın formunda her türlü sosyal ortamdan kaçınılır.

    Yaygın Kaygı Bozukluğu

    Yaşamın bir çok alanına ilişkin kaygıların bir arada olması ve işlevselliği bozması (Dış görünüş, Okul ödevleri, Parasal durum, Gelecek vb.)

    BELİRSİZLİĞE TAHAMMÜLSÜZLÜK: Net olmayan olay ve durumlarda duygusal, bilişsel ve davranışsal olarak olumsuz tepki verme eğilimidir. YAB olan kişiler belirsizliği sıkıntı verici ve olumsuz bulur ve ne pahasına olursa olsun kaçınmaya çalışırlar.

    Sıklıkla başka ruhsal bozukluklarla eş zamanlıdır.

    Panik Bozukluğu

    Bir felaketin eşiğine gelmiş olmaktan duyulan yoğun korku.

    Fizyolojik belirtileri: Taşikardi, nefes darlığı, boğulma duygusu, terleme, bedene veya çevreye yabancılaşma hissi

    Herhangi bir uyarana bağlı olmaksızın kendiliğinden başlar.

    Başlangıcı genelde ergenlik döneminde olur.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Gerçek bir olay nedeniyle başlaması ve geçmişteki olayın yeniden yaşanması nedeniyle diğer kaygı bozukluklarından ayrılmaktadır.

    Oluşumunda kendisinin ya da başkasının bedensel bütünlüğünü tehdit eden şiddetli zorlayıcı yaşantılar etkilidir.

    Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    En az biri:

    Travmayı canlandıran, yineleyici, kompulsif, kaygıyı yatıştıramayan, içeriği yoksul oyun oynama.

    Travmaya ilişkin yineleyici, dalıcı düşünceler (anlatımlar, sorular vb.)

    Yineleyici korkulu rüyalar

    Travmayı anımsatan uyaranlara karşı fizyolojik kaygı tepkileri verme

    Yineleyici geri-dönüşler (flashbacks) ya da disosiyasyonlar (donakalma, bakakalma)

    Tepkisellikte azalma ve gelişiminde ketlenme: sosyal içe dönme, duygulanımda kısıtlılık, ilgi azalması, kaçınma, ani yeni korkular

    Uyarılmada artış: konsantrasyon güçlüğü, irkilme, tetikte olma, sinirlilik ve öfke nöbetleri.

    Eş-hastalanma

    Anksiyete sadece anksiyete bozukluklarında görülen bir belirti değildir. Duygudurum bozukluklarından psikotik bozukluklara kadar pek çok klinik tabloda anksiyete bir belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Diğer bir Kaygı Bozukluğu

    Depresyon

    Madde kötüye kullanımı

    Davranım Bozukluğu

    DEHB (dikkat eksiliği hiperaktivite bozukluğu)

    Tedavi-￿ Psikoterapi, Psikoterapi ve Farmakoterapi (İlaç tedavisi)

    Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler

    Aile Terapileri

  • Teknolojinin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri!

    Çağımızın teknoloji çağı olduğu muhakkak. Televizyon, tablet, bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik aletlerin kullanımı da buna bağlı olarak oldukça artmış durumda. Birçok anlamda hayatımızı kolaylaştırdığı, özellikle bilgi edinme amaçlı kullanıldığında öğrenmeyi daha eğlenceli kıldığı, görsellerle desteklendiği için öğrenilenlerin daha kalıcı olduğu elbette göz ardı edilemez.

    Olumlu etkilerinin yanı sıra elektronik aletlerin aşırı kullanımında çocukların bilişsel, sosyal-duygusal, dil gelişimi hatta fiziksel gelişimlerine olumsuz etkileri de bulunmaktadır.

    Sevgili anne babalar, tüm elektronik aletleri doğru şekilde ve kontrollü kullanmak mümkün.

    Anne-baba olarak çocuğun kullanımını denetlemek, izlediği programların, çizgi filmlerin, oynadığı oyunların içeriğini bilmek ve daha çok eğitsel programlara yönlendirmek sizin sorumluğunuzdadır. Nasıl ki çocuğunuzu yabancı birisiyle bir odada baş başa bırakmıyorsanız, elektronik bir aletle de baş başa bırakmamalısınız.

    Zaman zaman çocuğu televizyonun başında bırakıp işlerini halletmeyi, dinlenmeyi tercih eden ya da “Ben tableti elinden alamıyorum ne yapayım?” diyerek çocukların kendi otokontrolünü sağlamalarını bekleyen ebeveynlere de sıklıkla rastlanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki okul öncesi dönemdeki çocuklar kendi kendilerini denetleyebilme, sınırlama getirme yeterliliğine sahip değillerdir.

    Teknolojinin Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

    Ebeveynleri ile interaktif olarak daha çok vakit geçirmesi gerekirken pasif bir etkinlik olan çizgi film izlemeyi tercih eden çocuklar dış dünya ile fazla etkileşime geçmemektedir. Bu durum aile içi iletişimi de olumsuz yönde etkilemektedir.

    Yaratıcı etkinliklerden uzaklaşmasına, hayal gücünün sınırlandırılmasına neden olabilmektedir.

    Şiddeti normalize etme görülmekte ve şiddete eğilimi arttırmaktadır. Çocuklar özdeşim kurdukları karakterlerin davranışlarını günlük yaşamlarına ve doğal olarak oyunlarına yansıtırlar. Bunun sonucunda oyunlarında arkadaşlarına zarar verici veya rahatsız edici davranışları olan çocuklara sıklıkla rastlanmaktadır. Unutulmamalıdır ki, hiçbir çocuk kendisine zarar veren başka bir çocukla oyun oynamak istemeyecektir.

    Bilişsel fonksiyonlarına bağlı olarak dikkat ve konsantrasyon sorunları yaşamasına neden olabilmektedir. Ekrandaki görseller çok hızlı olduğu için yaptığı etkinliklerde, çalışmalarda sınırlı televizyon ve tablet kullanımı olan çocuklara göre daha çabuk sıkılmakta ve ilgisizleşebilmektedir çünkü gündelik hayat hızlı hareket eden bir görselliğe sahip değildir.

    Yorumlama ve düşünme yetisini kullanmayı da olumsuz yönde etkilemektedir.

    Var olan gelişimsel korkularına ek olarak izlediklerinden, oynadığı oyunlardan etkilenen çocukların korkulu rüyalar, kâbuslar görmesine, uyumakta zorlanmasına neden olabilmektedir.

    Okul öncesi dönemdeki çocuk hayal ve gerçeği henüz ayırt edemediği için çizgi filmlerde veya oyunlardaki karakterlerden, şiddet ve saldırganlık içeren sahnelerden daha çok etkilenmektedir. Ayrıca bazı karakterlerin gerçek dışı özelliklerini de kendi yaşamında deneyimlemek istemesi, kendisini o karakter zannetmesi de çocuk için ciddi riskler içermektedir.

    Özellikle küçük çocukların dil gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Televizyon, tablet başında uzun süre geçiren çocukların konuşmasında gecikme görülebilmekte veya kelime dağarcığının zenginleşmesi engellenmektedir.

    Ailelere Öneriler

    Evde televizyon sürekli açık olmamalıdır. Hem aile içi iletişimin güçlenmesi, hem de yenilen yemeğin farkında olunması için özelikle yemek esnasında televizyon kapatılmalıdır.

    3 yaşından önce çocuklara sınırlı süreyle bile olsa televizyon izletilmemelidir.

    Çocuğun yemek yemesi, sakince oturması için televizyon veya tablet araç olarak kullanılmamalıdır.

    Özellikle küçük yaştaki çocukların kaslarını geliştirmeleri, enerjilerini atabilmeleri için ekran başında hareketsiz oturmaya değil, bol bol fiziksel aktiviteye ihtiyaç duydukları unutulmamalıdır.

    Çocuğun televizyon izleyeceği zamanlarda eğitsel televizyon programları tercih edilmelidir. Eğitsel olsa dahi süre kısıtlaması olmalıdır.

    Çocukların odalarına televizyon ve bilgisayar koyulmamalıdır. Bu elektronik aletlerin kullanımı ortak alanda sağlanmalıdır.

    Mutlaka ama mutlaka süre sınırı getirilmelidir ve bu süre sınırı okul öncesi dönemde tablet, bilgisayar kullanımı için 15 dakika, televizyon için 30 dakika veya maksimum 1 saati geçmemelidir. Çocuk saatlerce televizyon önünde bırakılmamalıdır.

    Çocuğun izlediği çizgi filmlerde, tablette/bilgisayarda oynadığı oyunlarda mümkünse yanında bir yetişkin olmalıdır. Böylece olumsuz sahneler olsa dahi çocukla o andaki olumsuz sahne ile ilgili konuşulabilir ve çocuk televizyondan aldığı bilgiyi direkt doğru olarak kabul etmez, iyi-kötü, doğru-yanlış kavramlarını doğru şekilde kurgulayabilir. Ancak çocuğu bir yetişkin olmadan ekranın başında bıraktığınızda tam olarak neye maruz kaldığını asla bilemezsiniz.

    Çocuğa boş vakitlerinde ilgileneceği başka bir uğraş bulması konusunda yardımcı, yol gösterici olunmalıdır. Fiziksel oyunlar, yap-boz oynamak, yapı-inşa oyunları, çeşitli masa başı etkinlikleri (resim yapmak, oyun hamuru ile oynamak vb.), mutfakta ebeveynlerine yardımcı olması, yaşına göre verilecek küçük sorumluluklar, aile içinde herkesin gününün nasıl geçtiğiyle ilgili sohbet ortamı oluşturmak, kitap okumak boş vakitleri değerlendirmek için ideal uğraşlardır.

    Çocuğun neleri seyredebileceği ve neleri seyredemeyeceği, hangi oyunları oynayabileceği önceden konuşulmalı ve bu konuda kararlı olunmalıdır. İzlediği çizgi filmlerin, oynadığı oyunların içeriği ile ilgili anne- babanın bilgi sahibi olması büyük önem taşımaktadır.

    Uyumadan en az bir saat önce televizyon kapatılmalıdır.

    Ebeveynlerin de doğru model olması adına her daim televizyon seyretmemeleri, sürekli tabletle, bilgisayarla ilgilenmemeleri de kuşkusuz çocuk için yararlı olacaktır.

    Mutlaka Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı doktoruna başvurmak bu önemli sorunu ortadan kaldırmak için atılabilecek en büyük adımın başlangıcı olacaktır.

  • Enürezis nedir ?

    Çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen işeme bozukluğudur. Uyku sırasında idrar kesesinin fonksiyonel kapasitesi dolduğunda ortaya çıkan kendini boşaltma ihtiyacı nedeniyle çocuk uyanamaz ve yatağına işerse “enürezis” olarak adlandırılır.

    Enürezis, çocukluk çağının en sık karşılaşılan sorunlarından biridir. Çocuğu, ailesini ve çevresini etkileyen önemli bir problemdir. Çocuğun kendine güvenini azaltmakta, utanç duymasına ve psikolojik sorunlara neden olabilmektedir.

    Enürezis idrar kontrolünün beklendiği yaştan sonra (5 yaş) gece ya da gündüz, yatağına ya da giysilerine istemli ya da iradedışı olarak yenileyen (haftada en az 2 kez) idrar kaçırması olarak tanımlanır. Enürezis başlangıcı ve seyrine göre primer veya sekonder olabilir. Uykuda işeme bazı çocuklarda doğuştan beri arada hiç kuru kalma dönemi olmadan sürer gider buna birincil tip (primer enürezis) denir; bazılarında ise bir süre (en az 6 ay) tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamıştır. Buna da ikincil tip (sekonder enürezis) adı verilir.

    Enürezis nokturnal ve diurnal olabilir. Gece uykuda işeme durumuna nokturnal enurezis, gündüz uyanıkken işeme ise diurnal enürezis olarak isimlendirilmektedir. Gece veya gündüz yalnızca uykuda işeyen çocuklarda bundan başka bir yakınma yoksa buna tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik enürezis nokturna) denilmektedir. Nokturnal enürezis için yatak ıslatma veya uykuda altını ıslatma şeklindeki ifadeler suçlayıcı bir tanımlamlar olduğu için kullanılmamalı, bunların yerine “uykuda işeme” terimi tercih edilmelidir.

    Öncelikle bir doktora baş vurarak organik sebepler doğuştan bozukluklar ya da idrar yollarında iltihap gibi bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır. Eğer araştırma sonucu herhangi bir hastalık bulunamazsa, şunlar çocuğun altını ıslatma nedeni olabilir:

    Zamanından önce veya çok baskılı tuvalet eğitimi verilmesi, enüresis oluşumunun en sık rastlanan nedenidir.

    Aşırı temiz, titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı çocuğun tepkisini gösterir.

    Hiç tuvalet eğitimi verilmemesi de enüresise yol açabilir. Annenin aşırı koruyuculuğu, çocuğu uzun süre kendisine bağımlı tutumu, bilinçaltı isteği de çocuğu bebeksi kılar.

    Yeni bir kardeşin doğması, çocuğun ilgiyi tekrar üzerinde toplayabilmek için kardeşine özenerek altını ıslatmasına neden olabilir.

    Ailede, ölüm, ayrılık, geçimsizlik, hastalık okul başarısızlığı gibi yaşam olaylarının yarattığı kaygılar, çocukların davranışlarına enüresis şeklinde yansıyabilir.

    Beş yaşındaki çocukların yaklaşık %15’inde Enürezis noktürna görülmektedir. Çeşitli ülkelerden %5-%15 gibi oranlar bildirilmektedir. Erkek çocuklarda daha sıktır. Kendi kendine de düzelebilen Enürezis noktürnanın sıklığı yaş ilerledikçe azalmakta, erişkin yaşlarda %1 oranında devam etmektedir. Ayrıca enüreziste komorbid durumların oranı oldukça yüksek oranda saptanmaktadır.

    Çocuğun altını ıslatması ve dışkısını kaçırmasında anne ve babaların tutumu çok önemlidir. Aile öfke ve utanç duyabilir, çocuğu cezalandırır, kardeşleri ile kıyaslayabilir. Bazı aileler ise tam aksine çocuğa bez bağlamak, bezini değiştirirken onu öpüp sevmek gibi enüresisi bilmeden destekler tutumdadır. Her iki tutumun da zararlı olduğu, yani cezanın da, sevecen davranışla ödüllendirmenin de doğru olmayacağı bilinmelidir.

    Öncelikle çocuğa destek gerekir. Azarlama, utandırma ya da cezalandırma doğru değildir.

    Gece tuvalete kalkmak sorunu çözebilir. Özellikle çocuk uykudan 1,5 saat sonra uyandırılmalıdır. Çünkü altını ıslatmalar en çok uykunun bu döneminde olmaktadır. Çocuk uyandırılarak idrarı yaptırılır. Yarı uyur durumda idrar yapması ile yatağında uyurken yapması arasında eğitim bakımından pek fark yoktur.

    Farklı tedavi yöntemleri vardır. Bunlar davranış modifikasyonu (motivasyon tedavisi, kondüsyon-alarm tedavisi, mesane retansiyonu eğitimi), hipnoterapi ve ilaç tedavisi (antikolinerjikler, trisiklik antidepresanlar, vasopressin) yöntemleridir.

    Hipnoterapi ve/veya psikoterapi yüksek başarı oranları, yan etki açısından güvenirliliği ve uygulama kolaylığı açısından enürezisli çocuklarda yüksek oranda tam ve sürdürülen kuruluk sağlayabildiği tercih olarak uygulanabilmektedir. Ana nedeninin saptanması ve ortadan kaldırılması, ayrıca egonun güçlendirilmesi sebebiyle ikincil kazanç olarak olası başka semptomların ortaya çıkmaması ve olası başka psikosomatik durumlarla başa çıkabilme yeteneğinin geliştirilmesi bu yöntemleri cazip kılmaktadır.

  • Özgül/özel ögrenme güçlüğü nedir?

    Öğrenmeyi bilgi kazanmak olarak tanımlarsak, öğrenme güçlükleri, bilgi kazanma aşamasında karşılaşılan güçlükler olarak ifade edilebilir. Normal veya normalin üzerinde zekâya sahip olmasına rağmen çocuğun dinleme, sözel ve yazılı ifade etme, okuma, yazma, matematik alanlarının birinde veya birkaçında güçlük çekmesidir.

    Normal veya normalin üzerinde zekâya sahip, Birincil olarak başka bir psikolojik sorunu bulunmayan, Belirgin bir beyin patolojisi olmayan, Duyusal sorunu (görme, işitme) olmayan Dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme, matematik becerilerin kazanılmasında ve kullanılmasında yoğun güçlük yaşayan, Kendini organize etme, sosyal algılama ve etkileşim sorunları olan, Yaşına ve zekâsına uygun eğitim başarısı gösteremeyen çocuklarda saptanır.

    ÖÖG sıklığını araştıran çalışmalarda Okul çağı çocuklarında %5 oranında olduğu, ancak genel olarak oldukça farklı sonuçlar (%1-33) bildirildiği görülmektedir. Erkeklerde 2 kat daha sık göründüğünü bildiren çalışmalar mevcuttur.

    Nedenleri olarak suçlanan etmenler, Beyin hasarı, Genetik – Kalıtımsal Etmenler, Nörolojik İşlevlerde Bozukluk (Belleğe bilgi girişi, işlenmesi, depolanması ve veri olarak çıkışı aşamalarında meydana gelen bozukluk) olarak sıralanır.

    Beynin sağ ve sol hemisferleri arasında iletişim sorunları, Fonolojik işlevlerde bozukluk. Algısal bozukluklar (görsel, işitsel, dokunsal, mekânsal) eşlik edebilir zaman zaman da bu tablo ile karışabilir.

    Öğrenme bozukluğu olan çocuklarda gözlenen sorunlar:

    Görsel sembolleri karıştırma(b-d; m-n; ı-i; o-ö; 6-9), Sözcüğü ters çevirme(ev-ve; çok-koç; 12-21), Okurken satır atlamak, yerini kaybetmek. Harflerin sırasını karıştırma(için-çini). Okuduğunu anlayamama, yavaş ve hatalı okuma. Sözlü yönergeleri dinleme ve izlemede güçlük. Sağ- sol ve yön karıştırma. Zaman ve mekân sorunları. Matematik güçlükler( çarpım tablosunu ezberleyememe, işlemlerde sembol karıştırma vs.). İkincil davranış sorunları eşlik edebilir.

    Sözlü-yazılı ifade güçlüğü. Dikkat ve konsantrasyon güçlüğü. İşitsel algı güçlüğü (harflerin seslerini karıştırmak) tabloyla karışır bazen de eşlik eder.

    Ağırlıklı olarak yazım hataları olarak karşımıza çıkmaktadır. “p, b, d, m, n” sıklıkla karıştırılan harflerdir. Görsel uyaranları algılamakta da güçlükleri olduğu için yazılanları tersinden okuyup yazma sıklıkla görülmektedir. Örneğin “koy” yerine “yok” yazmak gibi. Sayıları sıklıkla karıştırırlar. Ardıl olarak saymak kolay bir görevdir. Ancak eşleme yaparak ya da kategorileme yaparak sayı saymak ve dört işlemi “örneğin 5 yerine 2, 6 yerine 9 yazma” karıştırdıkları görülmektedir. Yön ve zaman kavramları yoktur. Noktalama işaretlerini kullanmama, okurken yazıları takip edememe, eksik okuma ve ters yazma gibi belirtiler bozukluğun işaretleridir.

    Öğrenme güçlüğü teşhisi, çok eksenli sınıflandırma sistemi yardımıyla konulmalıdır. ÖÖG ön tanılı çocukların okulda okuma ve heceleme becerilerini kazanma yeteneklerini arttırdığı tespit edilen anaokulunda başlanılan önleme programları mevcuttur ve önerilir.

    Dünyayı sağ beyinle görmektir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar sol beyinlerini yeterince kullanamazlar.

    ÖÖG: Zekâ sorunu olmamasına rağmen öğrenememektir. Örneğin; Okumayı Yazmayı Çarpım tablosunu İşlem yapmayı ayları, günleri, ritmik Saymayı, giyinip soyunmayı, planlı olmayı, zamanı, top yakalamayı gibi

    Yapısaldır, Beynin işleyiş bozukluğundan kaynaklanır.

    Ömür boyu sürme eğilimi olsada belirtiler tedavi ile birlikte silikleşebilir. • Sosyal etkileşim sorunları da eşlik eder. Okumada, yazmada ve aritmetikte sorunlar vardır. Farklı düşünme yolları vardır. Özgüvenleri düşüktür. Dahi yönlerini fark etmezler.

    ÖÖG’li bir çocuk

    Dersinin Başına oturmama, • Dikkatini vermeme, • Yavaş yapma, • Ödevlerin çok uzun sürmesi, • Hep başkasına onaylatma ihtiyacı, • Hep yardım alma ihtiyacı, • Hiç ödev yapmama, • Yalan söyleme sorunları yaşarlar.

    Peki ÖÖG li çocuklar Nasıl Öğrenir?

    Sağ beyini kullanarak öğrenirler.

    Görsel materyal çok kullanarak,

    Sık tekrar yaparak,

    Kendi düşünce sistemlerini geliştirerek,

    Yaratıcı yöntemlerle öğrenirler.

    Çok iyi düşünürler ama ezberleyemezler.

    Öğrenmesi için zaman tanıyın, acele etmeyin. Destekleyin Yardım edin. Kolaylaştırın Gelişmesi için itekleyin. En önemlisi mutlaka bir uzmana gidin. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzmanı tanı, tedavi, eşlik edebilmesi muhtemel ek durumları saptayabilme ve baş edebilme açısından çocuğunuz ve sizle birlikte yol haritanızı çizecektir

  • Çocuklarda en sık görülen psikiyatrik durum: dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb)

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuklarda en sık görülen psikiyatrik durumlardan biridir. Etiyoloji, klinik, tedavi ve seyir hakkındaki bilimsel bilgilerin araştırmalarla artması, DEHB’nin klinikte izlemini yıllar içinde değişmiştir. DEHB’nin son yıllarda yaşam boyu bir durum olarak kabul edilmesine ve değerlendirme, tedavi ve idame için uluslararası protokoller olmasına rağmen hala birçok genç, yetişkin hayata tanı konmamış DEHB ile başlamaktadır. Bu da çocukluk çağında tanının gözden kaçırıldığı ya da yanlış tanı konulduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu gençlerin, yaşadıkları belirtiler ve ilişkili sorunları için en uygun tedaviyi almadıkları anlamına da gelmektedir. Birçoğu sahip oldukları potansiyele ulaşamamakta, bazıları da bu yüzden belirsiz bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İyi haber, DEHB için geliştirilmiş olan müdahalelerin tedavi etkinliklerinin geniş olması ve DEHB’ye her yaşta müdahale edilebilmesidir. Ancak DEHB’si olan çocukların psikolojik olarak sağlıklı ve yaşam kalitesi yüksek, kendine güvenli bireyler olarak yetişkinliğe erişmelerini istiyorsak, mümkün olduğunca erken teşhis ve müdahale edilmelidir.

    Bazı bireylerde yaşla birlikte belirtiler azalır (en sık hiperaktivite ve dürtüsellik belirtileri), bazı bireylerde ise belirtiler ısrarcıdır ve yetişkin dönemde belirtilere bağlı bozulmalar görülür. DEHB’nin görülme sıklığı çocuklarda %5, yetişkinlerde %2.5 olarak saptanmıştır. Çocukluk çağında kızlara oranla 4 kat daha fazla erkek DEHB tanısı alırken, yetişkinlikte kadınların tanı alma oranları erkeklerle hemen hemen aynıdır. Bu durum, erkek çocuklarının kızlara oranla daha fazla hiperaktivite göstermesi ve böylece fark edilme ve değerlendirmeye yönlendirilme olasılıklarının daha yüksek olmasından kaynaklanıyor olabilir.

    Çocuklarda okul öncesi dönemde var olan ancak bir şekilde idare edilen bazı sorunlar bu dönemde gün yüzüne çıkabiliyor. Bunlardan birincisi öğrenmeyle ilişkili problemler; özellikle dikkat, derse adaptasyon, konsantrasyon ve öğrenme ile ilgili sorunlar çocukların akademik başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Sınıf içerisinde oturmakta, sınıf kurallarına uyumda sorun yaşama ile kendini gösteren hiperaktivite ve dürtüsel davranışlar ise davranış bozukluğu ile kendini gösterebilir. Bu tarz davranış ve sorunlar sadece çocuğun akademik yönden olumsuz etkilenmesine yol açmaz, bunun yanında arkadaşları tarafından dışlanmasına ve etiketlenmesine ve bu etki yoluyla özgüven sorunları ve depresyona neden olabilir.

    Bu çocuklarda görülen belirtiler; dikkat eksikliği, derse odaklanma ve dikkatin sürdürülmesinde problem, unutkanlık, eşya kaybetme, dış uyaranlarla (gürültü, kalabalık gibi) dikkatin çabuk dağılması, kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünme, dikkatsiz hatalar yapma, ders sırasında konuşma, sınıfta oturmakta güçlük çekme, sürekli yerinden kalkma isteği, sonucunu düşünmeden yapılan hareketler, sabırsızlık ve lafa dalma olarak sıralanabilir.
    DEHB tanısı alan bir çocukta bu belirtilerin hepsinin bir arada bulunmayabileceğini, “Bu hastalık için alt tipler tanımlanmıştır. Birinci grupta ‘sadece dikkat eksikliği’ görülmektedir. Bu çocuklar sessiz ve sakin oldukları için genellikle okuldan hiç şikâyet gelmez. Ancak dalgın olduklarından okuldan akademik bir kazanç sağlayamazlar ve genellikle hiperaktif olan gruba göre daha geç tanı alırlar. İkinci grup ‘hiperaktivitesi olan ancak dikkatte bozulma görülmeyen grup’tur. Üçüncüsü ise ‘hem dikkat eksikliği hem de hiperaktivitenin bir arada görüldüğü mixt tip çocukların oluşturduğu gruptur. Tanı için, DEHB ile ilişkili davranış ve zorlukların kişinin işlevselliğini önemli ölçüde etkiliyor olması gerekir.

    Öncelikle bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından mutlaka çocuk ve gencin DEHB olup olmadığı belirlenmelidir. Tedavi çocuğu hayati risk taşıyabilecek kazalardan koruyabilmek, gerçek akademik performansını ortaya koyma şansını sunmak, aşırı hareketlilik ve dürtüselliğinin kontrol altına alınması, tedavi edilmediğinde oluşabilecek riskli durumlardan korumak için gereklidir.

  • Otizm spektrum bozukluğu ve otizmli çocuğu olan ailelere öneriler

    Otizm bireylerin sosyalleşmesini, sözlü ve sözsüz iletişim becerilerini olumsuz etkileyen bir bozukluktur. Bunlarla beraber otizmli bireylerde sıklıkla tekrarlayıcı davranışlar ve ilgilerini çeken konuların çok az olduğunu görüyoruz. Daha önce Otizm başlığı altında bu bulguların görüldüğü değişik tanılar sınıflandırılırken, şimdi bütün tanılar Otizm Spektrum Bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Burada spektrum ile bulguların ve bu bulguların şiddetinin bireyden bireye değişiklik gösterdiği kastedilmektedir.

    Otizm beyin gelişimi ile ilgili bir bozukluk olup nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Otizmin gen çevre etkileşimi ile ortaya çıktığı düşünülüyor. Otizmde kanıtlanmış tek etken ileri baba yaşı. Aşılar ile ilgili yapılan geniş çaplı araştırmalar sonucu, otizmin aşılama ile ilgisinin olmadığı kanıtlanmış.

    Otizm (autism) kelimesi içe dönük olmak demektir ve yunanca autos (kendi, ben) kelimesinden gelmektedir. Otizmli bireyleri değerlendirdiğimizde en önemli bulgunun sosyalleşememek olduğunu görürüz. Bunun nedeni otizmin en temel bulgusu olan “sosyal-iletişimsel” yetersizliklerdir. Otizmli bireyler iletişim becerilerini ve sosyal ipuçlarını zamanında kazanamadıklarından insanlarla ilişki kurma güçlüğü yaşarlar. Erken dönem belirtileri arasında ismine dönmeme, göz göze gelmeme, parmağı ile işaret etmeme, kelime söylememe, gülümsendiğinde karşılık olarak gülümsememe ön plana çıkar. Bunların 1.5 yaş civarında olmaması durumunda otizmden şüphelenmek gerekebilir. Sosyal-iletişimsel yetersizliklerin yanında bir diğer bulgu tekrarlayıcı davranışlar ve kısıtlı ilgi alanıdır. Genelde otizmli bireylerde tekrarlayıcı motor hareketler, aynı şeyleri yapmakta ısrar ve bazı takıntılar eşlik edebilmektedir.

    Otizm tanısının son yıllarda daha sık konulduğu, bunun en belirgin nedeninin otizm ile ilgili farkındalığın artması olduğu düşünülmektedir. Çocuklarda ilk 3 yaşta aşırı ekran maruziyetinin iletişim becerilerini geciktirmesi bu duruma katkıda bulunan bir faktör olabilir. Ayrıca ileri ebeveyn yaşı gibi faktörler de bu durumu etkileyebilir. Otizm tanısı klinik değerlendirme ve gözlem ile konulur. 2 Yaş civarı konulan tanının güvenirliği yüksektir.

    Otizmde klinik gidişi etkileyen faktörler; bireyin zeka durumu, belirtilerinin şiddeti, dil becerileri, eşlik eden bozukluklar ve eğitsel faktörlere erken yaşta başlama olarak gösterilmiştir.

    Otizm tanısı konulduktan sonra yapılacak ilk iş, otizm belirtilerine ve çocuğun davranışlarına yönelik özel eğitime başlamaktır. Ailenin detaylı bilgilendirilmesi ve desteklenmesi çok önemlidir. Devletin karşıladığı eğitim saatleri yetersiz olduğu için ailelerin, ev içerisinde eğitimi sürdürmeleri gerekir. Otizm tedavisinde ilaç tedavisi, davranış sorunlarını azaltmak ve çocuğun eğitimden daha iyi fayda görebilmesi için düzenlenir.

    Otizm tedavisinde; diyet, ağır metallerden arındırma, nörofeedback, duyu bütünleme gibi etkinliklerin otizmin temel belirtileri olan sosyal-iletişimsel yetersizlikler ve tekrarlayıcı davranışlar üzerinde bir etkisi gösterilememiştir.

    Otizmde Aile Desteği

    Tanı koyulduktan sonra ailelere büyük görev düşmektedir. Çocuklarına otizm tanısı konulan anne ve babalar büyük üzüntü yaşayabilir, bu durumdan ruhsal olarak etkilenebilir. Ancak ailelerin öncelikle kendi beden ve ruh sağlıklarını korumaları gerekir. Otizmli çocuğun hayata kazandırılmasında en büyük destek ailesi olacaktır. Aileler gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanından yardım almalılar.

    Ailelerin çocuğun eğitime başlamasını, gelişimini takip etmesi gerekir. Çocuklarının takibi, yapılması gerekenleri ve ortaya çıkacak sorun ile ilgili bilgileri uzman kişilerden ve güvenilir kaynaklardan alımalıdır. Bu sebeplerle, bir çocuk psikiyatristinin takibinde olmaları ve adım adım eğitim hedeflerini belirlemeleri önerilir.

    Otizmli çocuğu olan diğer ailelerin bulunduğu destek grupları ile irtibat halinde olmak her zaman fayda sağlayabilir. Çocuğun eğitim sürecinin iyi bir takip altına alınması gerekmektedir, aileler sürekli bu sürece dâhil olmalı ve çocuğun zihinsel gelişiminin önünü açmalıdır.

    Ailenin eğitim programının içinde olması, çocuğun sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine katkıda bulunması ve sorunlu davranışlarının değiştirilmesi açısından çok önemlidir.

    Ailenin şunun farkında olması gerekir; çocuk ancak haftada iki kez özel eğitim merkezine gidiyor, zamanının çoğunu ailesi ile birlikte geçiriyor. Bu nedenle özel eğitimde yapılanları evde tekrarlamaları gerekir.

    Ailelerin evde yapmaları gereken aktiviteler:

    -Çocuğu uzun süre kendi haline bırakmadan, televizyon izletmeden, oyun oynamak, aktiviteler yapmak ve sürekli konuşarak iletişim kurmak,

    -Çocuğunuza sürekli ismiyle seslenin, eğilip göz hizasına inip seslenmeye çalışın, bazen elinizde ses çıkaran bir nesne olsun, bu nesneyi göz hizasına getirerek, ismi ile seslenin, baktığında alkışlayın, sevdiği bir yiyecek verin,

    -Basit komutları öğretmeye çalışın; ismiyle seslenin, baktıktan sonra “gel” deyin. Yanınıza gelirse “Aferin, çok güzel geldin” deyip sevdiği yiyecekten küçük bir parça verin, alkışlayın, gülümseyin, eğer yanınıza gelmezse elinizle gel işareti yaparken “gel” deyin. Yanınıza gelirse yine aynı şekilde ödüllendirin. İşaretle gösterdiğiniz halde de gelmezse, yanına gidin, “gel” diyerek çocuğun elinden tutun ve bulunduğunuz yere getirin. Yine ödüllendirmeyi unutmayın. Çocuğun yavaş ilerleyeceğini unutmayın ve sabırlı olun.

    -Çocuk bir komutu öğrendikten sonra başka bir komutun öğretim aşamasına geçin (gel, tut, al vb.).

    -Çocukla gün içinde sık sık oyun oynayın. Basit oyunlar oynamaya çalışın. Oyun oynarken abartılı sesler ve abartılı yüz ifadeleri kullanın. Örneğin arabaları çarpıştırırken yüksek şekilde araba sesi çıkartın ya da top oynarken çocuk topu size atarsa “yaşasın” diye sevincinizi çok belli eden ifadeler kullanın.

    Top oynama, lego yapma, araba sürme gibi oyunlar ile başlayabilirsiniz.

    Oyunlara nesnelerin isimlerini söyleyerek başlayın, sonra oyunu kurmaya ve çocuğunuzu katmaya uğraşın.

    Top oynarken;

    -Çocukla karşılıklı oturun. Eşiniz de destek için çocuğun hemen yanına oturabilir.

    -Topu yerden yuvarlayarak çocuğa atın. “Oley” ya da “yaşasın” gibi ifadeler kullanın. Çocuğun da topu size atması için teşvik edin. Eğer çocuk tepki vermezse eşiniz çocuğun ellerinden destekleyerek topu atmasını sağlasın ve yine “Aferin, topu çok güzel attın” diyerek ödüllendirin. Alkışlayabilir veya sevdiği yiyecekten verebilirsiniz.

    -Çocuğun dikkatini çekebilmek için topla abartılı hareketler yapın. Topu havaya atıp tutun. Topu havadan çocuğa atın. Eşinizin yardımıyla yakalamasını sağlayın. Ödüllendirmeyi unutmayın.

    Araba sürerken,

    -Arabayı elinize alın ve çocuğun ismini söyleyerek “bak araba” deyip çocuğa gösterin.

    -Arabayı ses çıkararak sürün. Çocuğun da sürmesi için teşvik edin. Yapmıyorsa elinin üzerinden destek vererek sürmesini sağlayın. Yaptığı zaman “Aferin çok güzel sürdün” deyin, alkışlayın veya sevdiği yiyecekten bir parça verebilirsiniz.

    -Çocuk arabayı eline aldığında tekerleğini çevirmeye çalışabilir ya da hiçbir şey yapmadan bakabilir. Bu durumda hemen müdahale edip arabayı yere koyarak sürmesi için teşvik edin.

    -Siz arabalardan birini sürerken eşiniz de çocuğu eliyle desteklesin ve o da diğer arabayı sürsün. Karşılıklı ses çıkararak arabalara yarış yaptırın ya da çarpıştırın.

    Legolarla oynarken,

    -Küpleri üst üste koyarak kule yapın. Çocuğun da küpleri koyması için teşvik edin. Küp koyarsa alkışlayın ve ödüllendirin.

    -Üst üste koyduğunuz küpleri abartılı sesler çıkararak elinizle veya topla devirin. Gülümseyin ve alkışlayın.

    -Tüm oyunları benzer şekilde basit ve işlevine göre oynamaya çalışın. Her seferinde ismini söyleme ve göz temasını sağlamaya çalışmak ve ödüllendirmek iyi olur.

    -Çocuğunuz günlük işlerinizde yanınızda olsun, yaptığınız şeyleri anlatın, nesnelerin ismini söyleyin, nesneyi söylerken ağzınıza yakın tutun ve çocuğunuzun ağzınızın hareketlerini de görmesini sağlamaya çalışın.

    -Konuşamayan çocuklarda, nefes egzersizleri ve ağız hareketleri yaptırmaya çalışın. Balon şişirme, bir şeye üfleme, mum söndürme, sakız çiğneme, pipetle içecek içme, ağız kenarı yalama gibi hareketleri karşılıklı yapabilirsiniz.

    -Beraber hayvan sesleri çıkarmak hem dil gelişimi hem de taklit yeteneği açısından çok faydalıdır. Hayvan sesleri çıkaran bir oyuncak veya resimleri gösterip, önce ismini söyleyip sonra ses çıkarmak yararlı olur. Öncelikle köpek, kedi, kuzu, inek gibi kolay sesleri çıkaran hayvanlardan başlayın. Her seferinde hem hayvanı gösterin hem sesini çıkartın. Ağzınıza dikkat etmesini teşvik edin. Çocuk bir sesi çıkarmayı başardıktan sonra diğer sese geçin.

    -Çocuğunuzla hayali oyunlar oynamaya çalışın, bir nesneyi alıp telefonla konuşuyor gibi yapabilir, bir kaptan yemek yiyor gibi yapabilirsiniz.

    -Çocukların kelime kullanımını arttırmak için mümkün olduğunca çok kelime tanımaları gerekmektedir. Bunun için nesneleri, hayvanları, renkleri şekiller ile göstermek, “Ali bak bu elma, Ali bak bu kırmızı, Ali bak bu bir at” şeklinde söylemek, sonra söylediğimiz nesneyi, rengi, hayvanı bir kutu içine atmasını istemek; her seferinde gülerek alkışlamak, ödüllendirmek iyi olur. Örneğin, yüz organlarını tanıma çalışması yaparken. “Ali, burun nerede?” diye sorun. Elinizle burnunuzu gösterin, sonra onun elini tutarak, onun burnuna dokunun, “işte burun” deyin ve alkışlayın. Bunları sık sık yapın.

    -Otizmli çocuklar zamir kullanma konusunda sorun yaşayabiliyorlar. Bunu desteklemek için, çocuğunuz bir hareket yaptıktan sonra “kim yaptı” diye sorun. “Ben” demesini teşvik edin. Sonrasında eli ile kendisini gösterip “ben” demesini sağlamaya çalışın. Aynı şekilde, “bu kimin kazağı” diye sorun. “Benim” demesini teşvik edin. Söylemediğinde, siz yaparak destek olun.

    -Çocuğunuza evet-hayır kullanımını öğretmek için, bir nesne gösterin ve soru sorun. Örneğin, “Ali, bu top mu?”, çocuğunuzun evet, demesini teşvik edin; ya da aynı nesneye “bu elma mı” diye sorun. Hayır demesini teşvik edin. Sonra alkışlayıp, ödüllendirin.

    -Çocuğunuza var-yok kavramını öğretmek, bir şeyin bulunmadığını söylediğinizde öfke nöbetlerinin azaltılması açısından çok önemlidir. Resimli kartlar kullanarak; bak elma, bak araba diyerek ilgisini çekin. Sonrasında “elma var mı” diye sorun, “var” diyerek cevap verin; “köpek var mı” diye sorun, “yok” diyerek cevap verin. Gülerek ve alkışlayarak onun da cevap vermesi için teşvik etmeye çalışın.

    Öfke Nöbetleri ve Saldırganlık

    Otizmli çocukların öfke nöbetleri ve saldırgan davranışları, genellikle istedikleri bir şey yapılmadığında, kafalarındaki düzen bozulduğunda, kendilerini baskı altında hissettiklerinde, bazen de nedenini yetişkinlerin bilemediği ya da anlamadığı zamanlarda ortaya çıkabilmektedir. Öfke nöbetleri ve saldırganlığın, otizmli çocukların çevrelerinde olup biteni anlayamamalarından dolayı yaşadıkları gerilimin bir sonucu olduğuna da inanılmaktadır. Böylesi bir gerilimin çocukların ilişkilerini bozması, çevresindekileri çaresiz bırakması hatta korkutması da kaçınılmazdır. Ayrıca bu davranışlar otizmli çocuğun öğrenme yaşantısını da olumsuz etkileyecektir.

    Böyle durumlarda:

    -Öfke nöbetine sebep olan etmenler varsa bulunmalı ve mümkünse ortadan kaldırılmalıdır.

    -Çocuğun davranışları karşısındakileri asla korkutmamalıdır.

    -Çocuğun bunu başkalarına zarar vermek için yapmadığı, bunun kendini ifade etme biçimlerinden biri olduğu anlaşılmalıdır.

    -Çocuğa kendini ifade edecek doğru kanallar öğretilmelidir (konuşamayan bir çocuğa, istek ve ihtiyaçlarının resimlerinin olduğu bir defter hazırlanması gibi)

    -Öfke nöbeti bitince, 2-3 saniye sessiz kaldıktan sonra çocuğun bu davranışı dikkate alınmalı ve övülmelidir (aferin, şimdi sakin oturuyorsun gibi).

    -Yani çocuk öfke nöbeti yaşadığı için cezalandırılmamalı, öfke nöbeti bitince sakinleştiği için ödüllendirilmelidir.

    -Değiştiremeyeceğiniz davranışları kabul etme, eğer çocuğu olumlu etkiliyorsa, zararsız rutine binmiş davranışlara müsaade etmek ve bunlara uyumlu hareket etmek fayda sağlar.

    -Otizmli çocuklarda, tekrarlayıcı davranışlar, değişime direnç gösterme, takıntıların huzursuzluklarını azaltmaya yardımcı olduğu düşünülmektedir.

    -Otizmli bireyle dışarı çıkma, arabaya binme, market alışverisi yapma sırasında da böyle öfke nöbetleri yaşanabilmektedir. Unutmamalıyız ki otizmli bireylerin duyuları çok hassastır, ışıktan, sesten, kokulardan aşırı etkilenebilmektedirler. Böyle bir durumda sakin bir yere almaya çalışmak, gürültülü, ışıklı ortamdan uzaklaşmak, basit kelimeler ile onu anladığımızı söylemek gerekir.

    -Çocuğunuzun otizmden kaynaklı motivasyon eksikliği ve çabuk sıkılmaları olacağının farkında olarak öğrenmeyi eğlenceli faaliyetlerle ve ödüllendirmelerle geliştirmeye çalışın. Dikkat dağınıklığı, aşırı hareketli olma, davranış sorunları, öfke nöbetleri, uyum bozucu takıntıların varlığında çocuk psikiyatristinizden yardım isteyin.

  • Yarıyıl tatili ; ders çıkarmak, doğru ve yanlışları görmek için fırsat

    Sömestr tatilinin başladığı bu günlerde , çocuklarımızın karne heyecanı ebeveynleri de sarmış durumda. Bu tatlı heyecanı çocuklarımız için fırsata çevirmek de mümkün . Yarı yıl tatili dersler çıkarmak, doğru ve yanlışları görmek için önemli bir ara dönem. Kötü karne, tatil yok demeden önce; ebeveynlerin bazı dersler çıkaracakları alanları şöyle sıralayabiliriz;

    Ders çıkarmalıyız;

    Çünkü çocuğumuzun karnesi bir yerde ebeveynin yansıması ve ebeveynin karnesidir

    Çünkü işler iyi gitmemiş ise buradaki nedensellikle ilgili anne-babanın yeterince farkındalığı, ilgisi ve çözüm odaklı çabası yeterince olmamıştır, olamamıştır.

    Çünkü çocuğu tanıma ve tanımlama, güçlü ve daha az güçlü taraflarını belirleme, planlı-organize, keyifli ve ilgi duyduğu şekilde bir eğitim programı sunmada yetersiz kalınmıştır.

    Çünkü bunları yapmak yerine, çocuğun çıkmazları ve yetenekleri göz ardı edilerek moda haline gelmiş klişe bir yaklaşım olan ‘’kuru bir yüksek başarı beklentisi’’ içine girilmiştir.

    Çünkü karşılığı olmayan yüksek başarı beklentisinin olması için yeterli ders çalışma olmadığında ve başarı düzeyi yakalanamadığında ‘’sen tembelsin, çalışmıyorsun, kafan çalışmıyor’’ gibi itham edici, yargılayıcı, sorgulayıcı ve suçlayıcı bir tutum ve yaklaşım tarzı sergilenmiştir.

    Çünkü bunun yerine çocuğun yetenekleri ölçüsünde, koşullandırmayan bir yaklaşımda bulunulmamıştır ve kendisiyle ilgili her durumda birlikte karar vermeyi ‘’biriciklik’ kabul eden düşünce ve duygu paylaşımı yapılmamıştır.

    Yapılması doğru, çocuğa fayda sağlayacak konular;

    YAPILAN DOĞRUDUR;

    Çocuk ya da ergenin planlı programlı ders çalışması yönünde motivasyonu sağlanırsa ve bunun için uygun rol model arkadaşlara entegre edilirse,

    Eksik ya da yetersiz olduğu alanlar belirlenip bu yönde desteklenirse, ilgi duyduğu, haz ve keyif aldığı eğitim programı uygulanırsa,

    Çocuğun zor anladığı, hemen unuttuğu, bu nedenle çalışma motivasyonunun ve verim ortaya koymada becerisinin düşük olduğu dersler ve konular belirlenip bireysel eğitim desteği sağlanırsa,

    Tek bir hedef ya da seçeneğe koşullanıp plan yapmak yerine farklı ve yeteneğine uygun seçenekler öngörülürse

    Akademik başarısı yanında sosyal baş etme ve iletişim kurma becerisinin istenilen düzeye gelmesi için uygun çevresel ve okul destek sistemleri oluşturulursa ve yapılandırılıp sunulursa,

    Birinci dönem akademik başarısının daha iyi olmasını engelleyen çocuğun kendi çıkmazları ve bunu telafi edecek eğitsel desteğin eksikliği yönünde yeterince farkındalık ve düzeltilmesi için karalılık varsa,

    Bunun için çocukla birlikte karar verilip gösterdiği her çabayı ve verim olarak ortaya koyduğu her sonucu ödüllendiren, verimsiz ve olumsuz sonuçları gerekirse görmezden gelen bir yaklaşım benimsenirse; YAPILAN DOĞRUDUR..

    Ebeveynlerin yanlış yaklaşımlarının çocuğa zarar verecektir.

    YAPILAN YANLIŞTIR;

    Gösterdiği çabayı takdir etmek ve ödüllendirmek yerine sadece elde edilen başarıyı benimseyen ve önemseyen bir yaklaşım sergilenirse,

    Özellikle internet ya da sosyal medya bağımlılığı olan çocuklarda suçlamaya, kısır döngüye giren tartışmaya ve Dikkat eksikliği-Hiperaktivite bozukluğu belirtilerine yönelik danışmanlık ve değerlendirme gereksinimi düşünülmediyse,

    Ders çalışmayı önemsemeyen, umursamaz davrananan ve sorumluluğu olmayan çocuklarımız için ‘‘acaba biz onları sırf kendi oldukları için yeterince önemsedik mi ya da önemsiyor muyuz’’ sorusu dolu dolu karşılık bulmuyorsa,

    Birinci dönemde yetersizlik ya da olumsuzlukların (hem çocuk hem ebeveynde) nedenlerine yönelik çocukla birlikte değerlendirme yapılıp yeni yaklaşım tarzı ve olası destek sistemleri halen belirlenemediyse,

    Yetersiz ya da eksik olan durumların tespit edilip klinik ve/veya eğitsel destekleri hedefleyen bir öngörü ve buna yönelik plan yeterince yoksa,

    Çocuklara en büyük ve güzel karne hediyesi ‘’anne-baba ile geçirilen kayifli zamanlardır’’ prensibine uygun bir şekilde karne tatilini birlikte geçirerek zaman ve duygu paylaşımı yapılmıyorsa ya da yapılmadıysa,

    Çocuğun karne sonucunu sorgulamaktansa bununla ilgili fikirleri öğrenilmediyse ve ne düşündüğünü söylemesine fırsat verilmediyse; YAPILAN YANLIŞTIR

    UZMAN KİŞİ-EĞİTİMCİ-AİLE DÖNGÜSÜ ÖNEMLİ

    Sürekli ve planlı bir şekilde çalışıp didinmesine karşın hedeflenen başarıyı yakalamayan çocuklarımızın kendilerinin çabasının takdir edilmesine ve başarıyı engelleyen nedenlerin farkında olunmasına gereksinimleri vardır. Bu amaçla nedenlerin belirlenmesinde muhatabı olan gerçek uzmanından danışmanlık almak, okuldaki eğitimcilerin gözlemlerinden yararlanmak, ‘’uzman kişi-eğitimci-aile’’ şeklinde iletişim ve bilgi paylaşımı ağını oluşturmak gerekebilecektir. Algılama düzeyi ve hızı yetersiz olan ve hemen unutan bir çocukta ‘Özel Öğrenme Güçlüğü’, plan-program yapmada ve odaklanmakta zorlanan, ödevlerini erteleyen ve ders başarısını hiç önemsemeyen bir öğrencide ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’ bozukluğu, normal zamanda iyi yapan ve iyi düzeyde bilgiye sahip olmasına karşın sınavda başarısız olan çocukta ‘Performans ya da Sınav Kaygısı’ ve okula gitmede isteksizlik-okuldan kaçma davranışı sergileyen bir çocukta onu zorlayan bir derse karşı ‘Özgül Fobi’ ya da ‘Sosyal Fobi’ gibi nedenleri ortaya koymada ve nedenleri ortadan kaldırmada bu ‘üçlü iletişim ve bilgi paylaşım ağı’ olmazsa olmazdır

  • Çocuklarda aşırı internet kullanımı

    Tatilde kullanımı çok artan nesnelerin başında ne yazık ki cep telefonu, bilgisayar ve tablet üzerinden internet gelmektedir. Eğitim döneminden sonra tatil dönemi internet kullanımına uygun her türlü kolaylığı ve ortamı sağladığı için, çocuklar tatilde zaten kullandıkları internetin müptelası olmaktadırlar. Tatilde eğlenmek, dinlenmek ve doyasıya tadını çıkarmak tabi ki onların hakkı. Ancak tatil sadece bu değildir, aynı zamanda sosyal etkinliklerle ve düzenli eğitim programlarıyla eksikleri tamamlama ve var olan sosyal-akademik becerilerin üzerine koymak için de kaçınılmaz bir fırsattır. Kontrollü ve amaca uygun olan internet kullanımın eğitim desteği, bilgi edinme ve iletişim üzerinde ki etkisi yadsınamaz elbette.

    Aşırı internet kullanımında ebeveyn maalesef rol model

    Asıl sorun birlikte olunan uygun olmayan rol model arkadaşlarca tetiklenen, amacı aşan, denetim ve otokontrolden bağımsız, sürekli ve bağımlılık haline gelen internet kullanımdır, destek verilmesi ve çıkış bulunması gereken budur. Bu duruma ebeveynlerin katkısı maalesef var, dahası bilerek ya da farkında olmayarak çocuklarının internet kullanımına neden olmaktadırlar. Çocuklar gördüğünü yapar, özellikle cep telefonundan sosyal medyayı ya da bu anlamda interneti kullanan ebeveyn sayısı, kullanım sıklığı ve süresi çığ gibi artmaktadır. Daha hazin olanı ebeveynin internet ve sosyal medya kullanımından aldığı keyif ve haz, çocukları ve eşine ayırdığı zaman diliminden ve birlikte yaptıkları sohbetten aldıkları keyiften daha fazla olması.Göz bebeği çocuklarımızdan ve onlarla paylaşılan bir dakikadan bile daha değerli olamaz cep telefonu, sosyal medya ve internet kullanımı.İnterneti yaşam biçimi haline getirmiş ve bu bakımdan uygun rol model olmayan bir anne-babayı somut olarak gören ve ayrıca kazanım sağlayacakları ve mutlu olacakları birlikte geçirilen ortak paylaşım fırsatı bulamayan çocuk doğal olarak ne yapar sizce?.Tabi ki o da aynısını yapar, büyüğünün izinden gider ve internet tutkunu olur….

    Ayrıca rol model olma dışında çocuklar internete kolay ulaşıyorlar, anne-babanın başarı ödülü olarak cep telefonu ve tablet sunması da işin tuzu biberi…..İnternet kullanımını kolaylaştırıyor ve rahat ulaşılmasını sağlıyoruz, kendimiz internet kullanarak ön ayak oluyoruz, daha sonra kendimizin yapamadığı şeyi yapmasını, yani o harika ve sürükleyici dünyayı bırakmasını ve zorunlu olduğu derslerini yapmasını istiyoruz….bu ne kadar sahici sizce?…..

    İnternet fiziksel aktivite kısıtlılığı sonucu sosyal uyumu ve verimliliği bozar

    Gittikçe yaygınlaşan bilgisayar ve internet teknolojisi, en fazla bilgi alışverişi ve eğitim sürecinde kullanılmaktadır. Bireylerin öğrenme alışkanlıklarını ve bilgi edinmelerini sağlamayı hedefleyen bu araçlar, hem öğrenme becerilerini geliştirmekte hem de öğrencilerin sosyal davranışlarını etkileyerek aile başta olmak üzere, yakın akraba ve arkadaş gruplarıyla olan ilişkileri olumsuz yönde etkilemektedir. Araştırmalar internet kullanımının çocuk ve ergenlerde teknolojik bağımlılık oluşturduğu, bu nedenle öğrencilerin çevreleriyle uyum sağlamada problemler yaşadığını ve sosyal beceri kazanma şansını azalttığını göstermektedir.

    Öğrenme, dikkat ve davranış kontrolü süreçlerinde etkili dopamin, mutluluk ve rahatlık duygusu veren serotonin ve keyif-haz oluşturan endorfin beyin düzeylerini artırarak daha mutlu, kontrollü, planlı ve yüksek hayat standardı sunan fiziksel aktivite ya da etkinliklerle yüzleşmeyi ve bunların hayatımızın bir parçası olmasını engeller internet kullanımı,ya da çocuk ya da ergenin hak ettiği hayatı yaşamamasına neden olarak sosyal ve akademik verimliliği düşürür internet-bilgisayar kullanımı….

    İnternet Bağımlılığı

    İnternet bağımlılığı; internetin aşırı kullanılmasına yönelik isteğin önüne geçi­lememesi, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında aşırı sinirlilik hâli ve saldırganlık ortaya çıkması ve kişinin iş, okul, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulması olarak tanımlanmaktadır.

    Amacı aşan internet kullanımı ve internetin kötüye kullanımı gençlerde;

    1) İnternet kullanımı ile ilgili zihinsel meşguliyet,

    2) internet kullanımını sınırlama ve kontrol etme ile ilgili yineleyici düşünceler,

    3) erişim isteğini durduramama, işlevselliğin çeşitli düzeylerde bozulmasına rağmen internet kullanmayısürdürme,

    4) internette zaman geçirmede her defasında sürenin giderek artması

    5) kullanma olanağı bulunamadığında arama ve aşerme dav­ranışları görülmektedir.

    Bu durum sosyal olmayı, planlı programlı ders çalışmayı (ders plan ve programı yapılsa bile), odaklanmayı ve dikkati sürdürebilmeyi önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir. Ayrıca farklı bir şey yapılması istendiğinde aşırı direnç ve tepki gösterme, anne baba yönlendirmesine tahammülsüzlük, kolay kızma, tartışma ve saldırganlık eğilimleri gibi evde, okulda ve yaşıtlarının olduğu sosyal ortamlarda işlevselliği bozan davranış sorunları ortaya çıkmaktadır.

    Ayrıca İnternet bağımlılığı ile ilgili ya­pılan gözlemler sonucu, oluşturulan tanı ölçütlerinin daha çok madde bağımlı­lığına benzer özellikler gösterdiği görülmüştür. İnternet, tıpkı kumar gibi, bağım­lılık yapmaktadır ve bu açıdan bir dürtü kontrol bozukluğu türü olarak düşünülebilir. Diğer taraftan genç kendi içindeki sıkıntılardan ve olumsuz düşüncelerden kurtulmak için interneti sürekli el yıkama gibi bir dengeleyici ve rahatlatıcı davranış (kompulsif davranış) olarak da kullanabilir. Yine genç interneti sorunlardan kaçmak veya olumsuz duygulardan (örneğin, çaresizlik, suçluluk, çökkünlük, kaygı) uzaklaşmada çıkış için bir enstrüman olarak görebilir.

    İnternet düşkünü çocuklarda yapısal yatkınlık ortaya konulmalı

    İnternet tıpki sigara, alkol, madde gibi beyindeki ödül merkezini doyurmak için kullanılan somut ve kolay olan şeylerden bir tanesidir. Çocuk ve genç sorumluluk duygusunun gereği amaca uygun ve zorunlu olduğu görev ve işleri yaparak beyin ödül merkezini doyurmalı, bu şekilde haz ve keyif alma yolunu seçmelidir. Ancak görevlerinin önemine yönelik farkındalık azlığı ya da bunu yeterince idrak edememe bu yolu kapattığı için genç, ödül merkezini belirtildiği gibi daha kolay bir şekilde doyurma yolunu seçerek telafi etmeye etmeye çalışacaktır. Bu daha çok Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve dürtüselliği olan bireylerde olmaktadır. Yani interneti amacına aşan şekilde ya da amacına uygun olmadan kullanan çocuk ve gençler DEHB ve dürtüsellik yönünden değerlendirilmeli ve yapısal yatkınlık belirlenmelidir.

    Ülkemizde İnternet Kullanımı Fazla

    Ülkemizde 6–15 yaş grubundaki çocuklarla internet ve bilgisayar kullanımı üzerine yaptığı araştırmada çocukların internet kullan­maya başlama yaşı ortalama 9’dur. 06–15 yaş grubundaki çocukların bilgisayar, internet ve cep telefonu kullanım oranları sırasıyla %60,5, %50,8 ve %24,3’tür. 06–15 yaş grubunda internet kullanan çocukların %38,2’si interneti iki saate kadar, %47,4’ü üç ila on saat arasında, %11,8’i 11 ila 24 saat arasında, %2,6’sı ise 24 saatin üzerinde haftalık ortalama internet kullanmaktadır. Sevgili aileler ne yazık ki son dönemlerde 6-15 yaş arası çocuk ve gençlerimizde internet kullanımı %70 leri aşmış durumdadır, yani 10 çocuğumuzdan 7’si internet kullanmaktadır.

  • Otizm (otistik spektrum bozuklukları)

    Otizm (otistik spektrum bozuklukları)

    Belirtileri 3 yaş öncesinde başlayan sosyal ve iletişim alanında yetersizlikler yada kısıtlılıklar,tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanları belirtileriyle kendisini gösteren bir bozukluktur.Genel olarak Otizm olarak bilinse de aslında geniş bir yelpazeye yayılmış bir spektrumdur.

    OSB nörogelişimsel bir bozukluktur.Belirtiler erken çocukluk çağında başlamaktadır.Daha önceleri nadir olduğu belirtilse de günümüzde son çalışmalar daha yaygın olduğunu göstermektedir.Prevalansın yani yaygınlığın artışında bozukluk hakkında çocuk psikiyatrisi dışında diğer branş hekimlerinin ve ailelerin farkındalılığının artması da rol oynamaktadır.

    OSB da etyoloji yani neden oluştuğuna yönelik halen yoğun çalışmalar sürmektedir.Tek bir nedeni yoktur.Genetik,çevresel faktörleriler, anne yaşı ve bazı vitamin eksikliklerinin neden olabileceği yönünde araştırmalar mevcuttur.Beyin gelişimine yönelik araştırmalarda özellikle dikkat ve yürütücü işlevlerden sorumlu frontal lob,sosyal davranış ve duygulanımla ilgili amigdala ve dil gelişimi ile ilgili temporal lob üzerine detaylı araştırmalarda devam etmektedir.Onun için OSB tek bir sebepten oluşmadığı için bir yaygın gelişimsel bozukluktur.

    OSB Tanı

    Tanı da biyolojik bir tanılama markırı yoktur.Tanı klinik değerlendirme ve davranışsal özelliklerin takibiyle konulmaktadır. Uygun çocuklarda psikometrik incelemeler yapılabilir.Evde veya sosyal ortamda çekilen videolar tanılamada işe yarmaktadır.Gerekli görülürse işitme testi ve nörolojik inceleme uygun olabilir.2 yaş altındaki çocuklarda pek çok belirti görülebilir ve değerlendirilebilir.1 yaştan küçük çocuklarda klinik gözlem ile sosyal iletişim yetersizliği izlenebilir ve bu çocuklar RİSKLİ ÇOCUK olarak kayıt altına alınmalıdır.

    OSB Belirtileri:

    Büyük bir kısmında belirtiler 13-14 aylık iken görülür.Bir kısmında gelişim normal iken 1-2 yaş aralığında gerilemeler başlamaktadır.

    1 YAŞINA KADAR OLAN GRUPTA:

    Bıgıldama yada ses çeşitliliği azdır,

    Kendisiyle ilgilenen yada konuşana ilgisizlik vardır,

    Bakım verenin gitmesi yada seslenmesine tepkisizdir,

    Uyku sorunları,anormal seste ağlamalar,

    Beslenmeye direnç yada emzirirken iletişim kurulamamsı gibi belirtiler görülebilir.

    GENEL OLARAK BELİRTİLER:

    Göz kontağında kısıtlılık,

    Adını seslendiğinizde bakamama,

    Konuştuğunuzda yüzünüze bakmaz etkileşime girmez,

    Sosyal olarak tepki verme gülümseme olmayışı,

    Oyuncaklarla amaca yönelik oynamama,

    Yaşı düzeyinde ifade ve alıcı dilde gerilikler,

    Kendine ait bir dil geliştirme,

    Monoton bir dil,

    Empati eksikliği,

    Duyguları anlama ve yorumla da yetersizlikler,

    İsteneni gösterememe,kendi isteklerini ebeveyni götürüp onun eliyle gösterme,

    Duygu paylaşımı yada sevdiği nesne paylaşımının olmaması,

    Tekrarlayıcı davranışlar(stereotipiler) (kendi etrafında dönme,el burma,bir nesneyle saatlerce uğraşma gibi),

    Kısıtlı ilgi alanları (arabalar,haritalar,tv,klipler gibi),

    Gevşek hipotonik olabilir,

    Motor gelişimde gerilik görülebilir,

    Dokunma gibi uyaranlara yanıtsızlık olabilir,

    Uyku ve beslenme sorunları gelişebilir,

    Taklit becerileri yoktur.

    OSB da erken tanı çok önemlidir.Bu belirtilerden bir kaçı çocuğunuzda var ise mutlaka profösyonel bir destek almanız uygundur.Çevrenin size ‘daha küçük,büyüyecek,babası da böyleydi’ gibi söylemlerini çok önemsememenizi tavsiye ederim.Durumu kabullenmek kolay olmasa da erken tanı ve tedavi çok önemli.

    TEDAVİ:

    Öncelikle aile,bakım verenler OSB hakkında ve tedavide ki rolleri hakkında iyi bilgilendirilmeleri gereklidir.

    Temel tedavi seçeneği özel eğitimdir.Özel eğitimi bu konuda eğitimi olan eğitimcilerden almaları gerektiği belirtilmelidir.

    2 yaş altında çocuklarda daha çok ebeveyn eğitimi ve sosyal-duygusal gelişim eğitimi uygundur.

    Daha büyük yaşta eğitim içeriği çocuğun yaş ve bilişsel gelişimine göre düzenlenmelidir.

    Zaman zaman ek tanılar için Dikkat Eksikliği,Anksiyete bulguları,Davranış Sorunları,Uyku sorunları için ilaç tedavisi önerilebilir.

    Tedavi de zihinsel performansı iyi olan çocuklar daha hızlı yol kat etmektedir. Tedavinin ne kadar süreceği çocuğun öğrenme kapasitesi,zihinsel gelişimi,ifade dilinde kelime kullanımı,sosyal ve aile desteğinin iyi olmasıyla ilgilidir.Kimi çocukta 1-2 yıl,kimisinde daha uzun sürebilir.

    Ergenlik döneminde zihinsel becerisi iyi olan OSB lu çocuklar durumlarını farklılıklarını görebildikleri için çeşitli sorunlar yaşayabilirler.Bu dönemde tıbbi destek gerekli olabilir.Performansı iyi olmayan çocuklarda ergenlik döneminde yoğun öfke nöbetleri,cinsel davranış sorunları,fiziksel zarar verme gibi problemler daha belirgin olabilir.

    Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla düzenlenmeli.Takip eden doktor ile belirli aralıklarda çocuğun gelişimi ve sorun olan alanlar gözden geçirilmelidir.

    Alternatif diye sunulan diyet tedavileri,hiperbarik oksijen tedavisi,ağır metalden arındırma tedavisi,nörofeedback gibi tedavilerin OSB da etkin olduğunu gösteren bilimsel çalışmalar olmadığını da özellikle belirtmek isterim.