Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Eliminasyon bozuklukları

    ENÜREZİS

    Enürezis, Yunanca idrar yapmak anlamına gelen ‘enourein’ sözcüğünden gelmektedir Günümüzde enürezis, işeme kontrolünün gelişimsel olarak sağlanması beklenen yaşta istemsiz ve uygunsuz yere idrar boşaltılmasının devam etmesi anlamında kullanılmaktadır. Organik bir nedene bağlı olarak idrar kaçırmaya ‘inkontinans’, gece uykuda idrar kaçırmaya ‘enürezis nokturna’ (EN), gündüz uyanık iken idrar kaçırmaya ‘enürezis diürna’ (ED), hem gece hem de gündüz idrar kaçırmaya ‘enürezis continue’ denmektedir.

    EN başlangıç biçimi ve seyrine göre ikiye ayrılır;

    1.Birincil (primer) EN: Enürezis bebeklikten beri vardır ve arada kuru dönem yoktur.

    2.İkincil (sekonder) EN: En az bir yıllık mesane kontrolü ve kuruluk dönemi sonrasında enürezis başlamıştır. En sık 5-8 yaşlarında görülür. Eğer daha geç örneğin ergenlikte ortaya çıkar ise organik nedenler araştırmalıdır.

    Normal gelişim sürecinde çocuklarda barsak ve mesane kontrolü sıra ile olmaktadır. Bunlar sırası ile;

    1.Nokturnal fekal kontinans

    2.Diürnal fekal kontinans

    3.Diürnal mesane kontrolü

    4.Nokturnal mesane kontrolü.

    Enürezis tanısını koymak için takvim yaşı en az 5 olmalıdır (ya da eşdeğer bir gelişim düzeyi). EN 5 yaşındaki çocuklarda genel olarak %15, 7 yaşındaki çocuklarda %1.5-7.5 oranında görülür. Erişkin dönemde olguların sadece %1’inde enürezis devam etmektedir. Enürezis diürna 5 yaşından küçüklerde ve kızlarda daha sıktır.

    Enürezisin %80-90’ı primerdir.

    Nedenler

    1.Santral sinir sisteminin gelişmesinde gecikme

    Mekanizması tam bilinmemesine karşın primer enürezis nokturnalı çocukların çoğunda santral sinir sistemi gecikmesi ile ilgili bulgular (Örn. Motor gelişim geriliği, dil gelişim geriliği, boy kısalığı, kemik yaşının küçük olması) vardır. Santral sinir sistemindeki maturasyon gecikmesinin enürezisde etkili olabileceği ile ilgili bir açıklamada; erkeklerde maturasyonun kızlardan daha geç olduğu ve bunun da hem eliminasyon ile ilgili sfinkterlerin kontrolünde hem de uyku döngüsünde (işeme sırasında uyanabilmede yetersizlik gibi) yetersizliğe yol açabileceği ve sonunda enürezis için bir faktör olabileceği bildirilmiştir. Mesane ve işeme fonksiyonlarının merkezi olan beyinsapı disfonksiyonunu belirlemek için yapılan bir çalışmada enüretik çocuklarda beyinsapı disfonksiyonunu ve maturasyon gecikmesini destekleyici bulgular elde edilmiştir.

    Çocukta ilerleyen yaş ile arginin vazopressin normal sirkadiyen ritmine göre salınmaya başlayıp, enürezis nokturnanın düzelebileceği, bunun da enürezis nokturnanın gelişimsel gecikmesini açıklayıcı bir bulgu olabileceği düşünülmektedir.

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) enürezis nokturnalı ve diürnalı çocuklarda daha sık görüldüğü bildirilmektedir. DEHB’de da santral sinir sisteminin maturasyon gecikmesi bozukluğun gelişmesinde bir etken olabileceği düşünüldüğünde bu sonuç şaşırtıcı olmamakta, bu birlikteliğin enürezisde de maturasyon gecikmesinin rol oynayabileceğini gösteren bir bulgu olabileceği belirtilmektedir.

    2.Genetik nedenler

    Uzun yıllardan beri enürezisde genetiğin önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Her iki ebeveynde enürezis öyküsü var ise çocuklarda yaklaşık olarak %70-75, bir ebeveynde enürezis var ise çocuklarda %40-50 oranında enürezis görülebileceği bildirilmiştir.

    3.Arginin vasopressin (=antidiüretik hormon=ADH) sirkadiyen ritminde yetersizlik

    Arginin vazopressin böbrekten su atılımını sirkadiyen ritim olarak belirleyen bir hormondur. Bu hormonun düzenli sirkadiyen ritmi sayesinde 24 saatlik idrarın %50’den azı gece atılmaktadır. Bazen enüretik çocuklarda sirkadiyen ritim bozulur, vazopressin gece ve gündüz aynı düzeyde salınır ve sonuçta çocukta enürezis nokturna ortaya çıkabilir.

    4.İlaçlar

    Lityum, valproik asit, klozapin, nöroleptikler (Ör. Tiyoridazin, risperidon), teofilin, gibi ilaçların yan etkisi olarak enürezis görülebilir.

    5.Psikodinamik nedenler

    Literatürde enürezis, bisexüalitenin açıklaması olarak mastürbasyon eşdeğeri gibi değerlendirilmiş ve beden imajındaki bozuklukların somatik (bedensel) açıklaması, kastrasyon anksiyetesinin bir göstergesi, bastırılan cinsel ve agresif duyguların yansıması ve/veya immatür zevk kaynağı olabileceği bildirilmiştir.

    6.Genitoüriner sistem hastalıkları

    Üriner sistemde obstrüksiyon, hidronefroz, tam boşalamayan mesane, anormal mesane duvar kalınlığı, detrüsor instabilitesi, üriner sistem enfeksiyonu, enterebius vermicularis (kılkurdu) enfeksiyonu,… enürezis gelişmesine yol açabilir.

    8.Diabetes mellitus, diabetes insipidus

    9.Psikojenik nedene bağlı aşırı sıvı alım

    10.Nörolojik hastalıklar

    Multipl skleroz, Guillain-Barre sendromu, spinal kord zedelenmeleri, serebral tümörler, spinal kord tümörleri gibi nörolojik hastalıklarda da enürezis görülebilir.

    11.Psikososyal stresler ile ilgili nedenler

    a.Enürezis yenidoğan kardeşe karşı duyulan saldırgan duyguların ifadesi,

    b.Aşırı temiz titiz, düzenli annenin baskılı tuvalet eğitimine karşı pasif agresif bir tepki,

    c.Ailedeki ölüm, boşanma, göç, okul ile ilgili travmalar, hastaneye yatma, çocuk ihmal ve istismarı gibi stres dolu yaşam olayları sonucunda gelişen anksiyete belirtisi,

    d.Aşırı koruyucu ve hoşgörülü ailede yetişen çocukta bebeksi kalma eğilimi,

    e.Olumsuz ve yetersiz anne-çocuk ilişkisi, ebeveynlerde ruhsal bozuklukların olması sonucu gelişen regresif semptomlar olarak çocukta enürezis gelişmesinde rol oynayabilirler. İkincil enürezisde özellikle bir yılda 4 veya daha fazla yaşanan stres dolu yaşam olayı var ise risk daha çok artmaktadır.

    12.Uyku ile ilgili nedenler

    70’li yıllarda enürezisin genellikle uykunun ilk 1/3’lük periyodunda, evre 4 nonREM uykudan REM uykuya geçiş döneminde görüldüğü, narkolepsi, uykuda apne sendromu, derin uykudan uyandırılma güçlüğü gibi spesifik uyku bozuklukları ile ilişkili olabileceği bildirilmiştir. Ancak daha sonra yapılan çalışmalar uyku paternlerinin enüretik çocuklarda enürezis olmayan çocuklardan farklı olmadığını, enürezisin uykunun her döneminde görülebileceğini göstermiştir.

    13.Allerjenik fenomen

    Son yıllarda alerji ile enürezis arasında direk ilişki olmadığı belirlenmesine karşın yetmişli yıllarda gıda alerjisi olanlarda mesane hiperaktivitesinin ortaya çıkabileceği, bunun da mesane kapasitesini azaltabileceği bildirilmiştir.

    14.Diğer nedenler

    Enürezis düşük sosyoekonomik düzeyde, çok çocuklu, kalabalık ailelerde ve kurumlarda yaşayan çocuklarda, düşük doğum ağırlığı öyküsü olanlarda daha sık görülmektedir.

    Birliktelik durumları

    Ruhsal sorunlar enüretik çocukların yaklaşık olarak %20’sinde gözlenir. Daha çok uyum sorunları, davranış problemleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, enkoprezis, okul başarısında düşüklük, zaman içinde özgüvende azalma, sosyal izolasyon ve sosyal uyum sorunları, akranları tarafından dışlanma, umutsuzluk ve karamsar hissetme, ceza ve reddedilme gibi ebeveynler tarafından olumsuz tutum ve davranışlara maruz kalma, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,… görüldüğü bildirilmiştir.

    Öncelikle ne yapılmalı?

    Öncelikle enürezis ile ilgili tedavi yaklaşımlarına geçmeden önce ebeveynlerin büyümekte olan çocukta tuvalet eğitimine doğru zamanda başlamalarının önemli olduğunu söylemek gerekmektedir. Ebeveynler çocuktan aldıkları bazı ipuçları (Örn. Çocuğun istemli olarak sfinkter kontrolüne sahip olmaya, tuvalet alışkanlığını geliştirmek için çaba ve ilgi duymaya, ebeveynlerin davranışlarını taklit etmeye başladığı zamanlar) sonucunda tuvalet eğitimine başlarlar ise ileride yanlış veya erken tuvalet eğitimi sonucunda gelişebilecek eliminasyon bozukluklarını önleyebilirler. Tuvalet eğitimine genelde 1.5-2 yaşında başlanabilir. Tuvalet eğitimine başlamak çoğu zaman kız ve erkekler için benzer sürede olmasına karşın eğitimi genellikle kızlar daha önce tamamlar. Kızlarda tuvalet eğitimi sırasında çevre etkisi ve desteği ön planda iken erkek çocuklarda fizyolojik maturasyon daha ön plandadır. Tuvalet eğitimine başlanacağı dönemde psikososyal stres faktörleri mevcut ise (Örn. Göç, kardeş doğumu, yeni okula başlama, bakıcı değişikliği) eğitim ertelenmeli, çocuğun bunlara uyum sağlaması beklenmelidir.

    Gidiş

    Prognoz genelde iyidir. Enürezis nokturna her yıl %10-20 oranında spontan remisyon gösterir. 5-7 yaş ve 12 yaşından büyüklerde spontan remisyon oranı yüksektir. Çocukta eştanı olarak başka bir ruhsal bozukluk, psikososyal stres faktörleri varlığında prognoz olumsuz etkilenir.

    ENKOPREZİS

    Dışkı kaçırma “soiling” istemsiz olarak dışkının kaçırılmasıdır ve bununla ilgili olarak değişik terimler kullanılmaktadır. Bunlardan inkontinans altta yatan bir hastalık (Örn. Anatomik, organik ya da inflamatuvar, meningomiyelosel, omuriliğe bası yapan kitle, ülseratif kolit) olduğunda kullanılır. Bu durum dışkı kaçıran çocukların %5’ten daha azında sorumludur. Enkoprezis, dışkılama kontrolünün gelişimsel olarak sağlanması beklenen yaşta istemsiz ve uygunsuz yere kakanın boşaltılmasının devam etmesi anlamına gelmektedir. Enkoprezis için takvim yaşının en az 4 olması gerekir.

    Genel olarak 4 yaşını doldurmuş çocukların %95’den fazlası, 5 yaşını bitirmiş olanların ise %99 kadarı barsak kontrolünü kazanmıştır. Primer enkoprezis 7-8 yaşında %1-3 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara göre 4-5 kat daha sıktır. Konstipasyon ile giden enkoprezis ve taşma inkontinansı en sık görülen tiptir (%85-95). Bu çocuklar bazen hiç barsak kontrolünü kazanamaz, bazen de kabızlıktan dolayı taşma olur (genellikle günde 2’den fazla). Konstipasyon ile gitmeyen enkoprezis, defans davranışı ile birliktedir ve öfkenin açıklanması anlamına gelir.

    Nedenler

    Enkoprezisin nedeni araştırıldığında çocukların %95’inden fazlasında bir fizyolojik neden bulunmaz. Kalan %5’inde ise değişik nedenler bulunur.

    1.Yetersiz tuvalet eğitimi

    2.Dışkılamanın farkına varılmaması:

    Normal şartlarda rektum boştur ve rektuma dışkı girmesi dışkılama gereksinimini doğurur. Çocuğun istemli olarak kakasını tutmasından ya da ağrılı defekasyona bağlı ertelemeden dolayı gelişen kronik kabızlıkta çocuklarda rektum genişlemiştir (megarektum) ve dışkı doludur. Bu çocukların rektumu, zamanla gelen dışkıya karşı duyarsızlaşır ve çocukta dışkılama gereksinimi olmaz (desensitizasyon). Böylece çocuk kakasının geldiğinin farkına varmaz ve biriken dışkı anal sfinkterin tutabileceği düzeyden daha fazla basınca ulaştığında, dışkı kendiliğinden iç çamaşırlarını kirletecek şekilde kaçar (taşma inkontinansı).

    3.Anormal anal sfinkter kontraksiyonları

    4.Olumsuz ebeveyn tutumları:

    Ebeveyn ve çocuk arasındaki inatlaşma, yeterli barsak kontrolünü sağlayan çocuklarda bazen feçesi depolamalarına ve uygunsuz yerlere yaşanan streslere karşılık olarak yapmalarına neden olabilir. Annenin çocuğun otonomi kazanmasına karşı geliştirdiği ambivalans tutum, annenin katı mükemmelliyetçiliği, zorlayıcı denemeler önemli faktörler olabilir. Özellikle çocuğu ile yeterli iletişim kuramayan, depresyonu olan ebeveynlerin çocuğu ihmal etmesi çocuklarında anal bölgede self-stimülasyon gelişmesi enkoprezis görülebilir. Tuvalet eğitiminin kültüre özgü olarak erken ya da geç başlatılması da enkoprezise yol açabilir.

    5.Posttravmatik enkoprezis

    Enkoprezis cinsel istismar sonucu oluşabilir.

    6.Konstipasyona neden olan organik durumlar enkoprezise yol açabilir:

    a. Anatomik nedenler (Ör.İmperfore anüs, anal stenoz, anüsün önde yerleşmesi, pelvik kitle; teratom)

    b. Metabolik ve gastrointestinal nedenler (Ör. Hipotiroidizm, hiperkalsemi, hipokalemi, kistik fibrozis, diabetes mellitus, multipl endokrin neoplazi tip 2B, çölyak hastalığı, renal tübüler asidoz)

    c. Nöropatik hastalıklar (Ör. Spinal kord anormallikleri, spinal kord travması, nörofibromatozis, ensefalopati, serebral palsi)

    d. Bağırsak sinir ve kas bozuklukları (Ör. Hirschsprung hastalığı, intestinal nöronal displazi, intestinal psödoobstrüksiyon, visseral miyopatiler, visseral nöropatiler)

    e. Anormal karın kas yapısı (Ör. Prune-Belly sendromu, gastroşizis, down sendromu)

    f. Bağ dokusu hastalıkları (Ör. Skleroderma, sistemik lupus eritematozis, Ehlers-Danlos sendromu)

    g. İlaçlar: Opiyatlar, fenobarbital, sükralfat, antasitler, kodein, antihipertansifler, antikolinerjikler, antidepresanlar, sempatomimetikler gibi.

    h. Diğer: Ağır metal zehirlenmesi (kurşun), Vitamin D zehirlenmesi, Botulizm, İnek sütü protein intoleransı

    ı. Dehidratasyon.

    7.Tuvalet koşulları

    Çocuk, yaşına bağlı olarak oyuncaklarıyla oynama, bilgisayarda oyun oynama gibi çok hoşuna giden aktivitelerde bulunduğunda veya kendi tuvaletini kullanamadığı durumlarda dışkılama gereksinimini ertelemek isteyebilir. Özellikle okul çağında, okul tuvaletlerinin yeterli düzeyde olmaması (Örn. Temizlik, tuvalet sayısı, bazı yerlerde erkek-kız ayrımının olmaması gibi) tuvaletin çocuklar tarafından kullanılmamasına ve bu da kabızlık dahil birçok soruna yol açabilir.

    8.Psikoanalitik model

    Özellikle erkek çocuklarda olması enkoprezisin kastrasyon anksiyetesinin bir göstergesi olabileceğini düşündürmüştür.

    9.Diğer nendeler:

    Diyare, nörolojik hastalıklar (Ör. nöromüsküler hastalıklar, meningomyelosel, Hirschprung’s hastalığı, kronik intestinal psödoobstrüksiyon, spinal kord bozuklukları, serebral palsi/hipotoni, spinal kord hastalıkları; sakral lipom, spinal kord tümörü), anal anomaliler (Örn. Rektal abse, anal fissur, fissürle birlikte olan stenoz/atrezi, anterior yerleşimli anüs, travma ve cerrahi sonrası komplikasyonlar, imperfore anüse eşlik eden rektoperitoneal fistül), pelvik kitle, karın duvarı anomalileri, kistik fibrozis enkoprezise yol açabilir.

    Birliktelik durumları

    Çoğu primer enkopretik çocuklarda altta yatan ciddi bir psikopatoloji yoktur. Ancak sorunun uzaması ile ilgili yaşanan olumsuzluklar (Ör. Cezalandırılma, dışlanma, aşağılanma) çocukta ek olarak psikopatoloji gelişmesine katkıda bulunabilir. Enkoprezis ile birlikte dikkatin kolayca dağılması, kısa dikkat süresi, düşük engellenme eşiği, hiperaktivite ve koordinasyon bozukluğu, özgüvende azalma, akran ilişkilerinde sorunlar görülebilir.

    Sekonder enkoprezisde psikopatoloji gelişme olasılığı daha sıktır. Enürezis gelişmesinde rol oynayabilecek psikososyal faktörler enkoprezis gelişmesinde de görülebilir.

    Gidiş

    Santral sinir sistemi maturasyonu geliştikçe enkopreziste spontan remisyon görülmektedir. Enkoprezisin erkeklerde 6, kızlarda 8 yaşında görülmesi peak yapar. Genel olarak söylenirse olguların yaklaşık 1/3’ü kroniktir. 16 yaşından sonra enkoprezis çok nadir olarak görülmektedir. Gece olan kaçırma var ise gidiş gündüze göre daha kötüdür. Eştanı olarak davranım bozukluğu bulunuyorsa ve enkoprezis agresyon ifadesi oalrak var ise gidiş kötüdür.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (dehb) ve özgül öğrenme güçlüğü (öög) olan çocukların öğretmenlerine öneriler

    1.Öncelikle bütün öğrencilerin kişilik özellikleri ve öğrenme becerilerinin aynı olmadığı kabul edilmeli. Çocukların eğitim ve öğretiminde bireysel farklılıkları her zaman göz önünde tutulmalı.

    2.Öğrencinin zihinsel kapasitesini ortaya koyan ve benlik saygısını geliştiren eğitici çevre yaratılmalı. Sınıfta ve okulda öğrencinin özellikleri ile ilgili uyumlu değişikliklerin yapılması öğrencinin performansını etkiler, olumlu davranışların gelişimine katkıda bulunur.

    3.Her bireye olması gerektiği gibi öğrenciye de saygı duyulmalı, bu anlamda model olunmalı. Saygı duyulduğunu hisseden çocuğun kendisi de saygı duymayı öğrenecek, özgüveni azalmayacak, daha olumlu davranışlarla arkadaş ve toplumda daha çok kabul görmeye başlayacaktır.

    4.Öğrencinin istek, düşünce ve davranışlarına duyarlı olunmalı. Yaptığı davranış ve yorumlara empatik bir şekilde yaklaşılmalı, bu durumlarda diğer öğrencilerin de hem çocuğa hem de birbirlerine empatik olabilmesi sağlanmalı.

    5.Eğer öğrencinin durumu ile ilgili diğer öğrenciler ile paylaşım yapılacak ise öncesinde öğrencinin kendisi ve ailesi ile konuşulmalı, gerekçesi anlatılmalı ve izin alınmalıdır.

    6.Öğrenciye yaptığı ve/veya yapamadığı davranışlarından dolayı benlik değerini azaltacak ‘kötü, aptal, tembel, çılgın, yaramaz’ gibi sözcükler söylenmemeli. Benzer şekilde akranlarının da bu şekilde sözler söylemesine engel olunmalı.

    7.Okul açıldıktan kısa süre sonra çocuklarla bir toplantı yapılarak, okulun kuralları, yapılabilecek ya da yapılmaması gereken davranışları net olarak açıklanmalı, yanlış davranışlarda ne gibi yaptırımlar olabileceğini örneklerle aktarılmalıdır.

    8.Her çocuk için geçerli olan herkesin önünde eleştirmeme kuralı DEHB ve/veya ÖÖG olan çocuklar için de geçerlidir.

    9.Çocuğun yaptığı ödev ya da görevlerindeki eksik ve yanlışlar yargılanmadan, tarafsız, kararlı ve doğru bir şekilde geri bildirim olarak söylenmeli.

    10.Sınıfta iki DEHB’li çocuğun yan yana ya da yakın yerlerde bazen de sınıfın arka sıralarında birlikte oturmalarına izin verilmemeli. Bu çocukların yanında oturacak olan diğer öğrencilerin önemli model oluşturması sağlanmalı ancak arkadaşlarına zarar verecek düzeyde dürtüselliği var ise ya da yanında oturan arkadaşının da dikkatini dağıtıyor ise öğretmene yakın yerde, sırada tek olarak oturmalarına imkan sağlanabilmeli.

    DİKKATSİZLİK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Öğrenci öğretmene yakın sırada oturmalı, özellikle uyaranın veya dikkat dağıtıcı faktörlerin çok olabileceği pencere yakını, arka sıralara, çok resimli duvara yakın oturtulmamalıdır.

    2.Bu çocuklara verilecek yönergeler açık, net ve detaysız olmalı, yönergelerde soyut kavramlar çok kullanılmamalı, daha iyi anlaşılabilmesi için gereğinde yönergelerle ilgili somut örnekler verilmeli.

    3.Çocuğun bir şey yapmasını istediğinizde dikkatini size vermesini sağlayabilmek için daha önce aranızda anlaşabileceğiniz bir el işareti ya da cümle, sözcük kullanılmalı, yönergelere dikkatini verdiğinden emin olunmalı.

    4.Eğer olanak var ise sözel yönergeler görsel materyallerle desteklenmelidir. Bu tür yaklaşım öğrencinin öğretmene daha çabuk odaklanmasını sağlayacaktır.

    5.Çocuğun dikkatini kaybetmemek için verilen uyaranların ilgi çekici olmasına özen göstermeli ya da dikkati sizin üzerinizde tutabilmek için aralara dikkat çekici farklı uyaranlar eklenmeli.

    6.Çocuğun çalışmaları molalar ile birkaç parçaya bölünmeli. Molaların verilmesinden önce yapması beklenen bölümü tamamlaması desteklenmeli.

    7.Verilen görevlerin sırası da önemli. Çok dikkat gerektiren bir bölümü daha az dikkat gerektiren bir bölümün izlemesine özen gösterilmeli.

    8.Gereğinde yer değişikliği ya da hareket edebilecek bir görev vererek dikkatini yeniden toplamaya çalışması sağlanmalı.

    9.Okuma sırasında sıra takibinde sorun yaşıyor ise bir kitap ayıracı, parmakla takip ya da bir kart kullanımına izin verilmeli.

    HAREKETLİLİK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Gün boyunca okul ya da sınıf içinde görevler vererek (kalem açma, sınıf defterini müdüre götürme gibi) enerjisini harcaması sağlanmalı.

    2.Tüm sınıfın fiziksel hareketi için, belli aralıklarla faaliyetlere ara verilmeli (ayağa kalkabilir, belinizi kıvırabilirsiniz gibi)

    3.Öğrenciye sınıfta düzeni bozmayacak şekilde görevlerini yaparken ayağa kalkmasına, ayaklarını –sırasını sallamasına izin verilmeli.

    4.Çocuk için sınıfta iki farklı yer belirlenebilir. Çocuk sıkıldığında ya da hareket ihtiyacı hissettiğinde diğer yere geçebilir.

    5.Zaman zaman çocuğun sınıf içinde ince motor davranışlarına (sırada kağıt parçaları ile oynama, kağıda karalama yapma, elinde küçük objeler ile oynama gibi) izin verilmeli.

    6.Sınıfta interaktif öğrenme yöntemleri kullanılmalı. Hareketli bir etkinlikten daha sakin bir etkinliğe geçerken ek süre verilmeli.

    7.Laboratuvar gibi çeşitli materyallerin olduğu ortamlar öğrencilerin enerjilerini harcamalarına da katkıda bulunur, dikkatlerini arttırır.

    8.Çocuğun kalabalık ortamlarda (kantin gibi) aktivite düzeyleri artabilir. Bu ortamlarda görevlendirilen yakın bir arkadaşı çocuğu yakın takibe alabilir.

    DÜRTÜSELLİK VE AGRESİF DAVRANIŞLAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Çevreye zarar vermeyecek düzeyde olan hafif düzeydeki dürtüsel davranışlar mümkün olduğunca görülmemeli. Böyle bir beklentide çocuğun daha çok dürtüsel davranış gösterme riski olacağı hatırlanmalı.

    2. Öğrenci yanlış davrandığında, davranışın altında yatan nedenler anlaşılmaya çalışılmalı.

    3.Çocuk için kurallar ve beklentiler çok net olmalı ve sıkça değişmemelidir.

    4.Kuralları sıkça hatırlatılmalı.

    5.Kurallara uyduğu zamanlarda pozitif pekiştireç olarak çocuğa geri bildirim verilmeli.

    6.Sınıf kuralları çocukların göz hizasına gelecek yerde ve dikkat çekecek şekilde asılmalı.

    7.Çocuklar sınıf kurallarına uyulmadığında başlarına gelebilecekleri net olarak bilmeli.

    8.Ceza, uygun olmayan davranıştan hemen sonra verilmeli.

    9.Küçük bir hata için büyük ceza verilmemeli.

    10.Aynı yanlış davranış karşısında aynı tepkiyi alacağını bilmeli.

    11.Öğrenci ile tartışılmamalı, güç mücadelesine girilmemeli. Öğretmen olarak suçlama olmaksızın duygularınızı ifade ederek kontrollü davranışınızın model alınması sağlanmalı.

    12.Öğrenci için kontrolünü yeniden sağlayabilmesine destek amaçlı gereğinde emin bir yere gönderilmeli.

    13.Öğrenciye öfkesinin kontrolünü kaybetmeye başladığının işaretlerini anlamasına yardımcı olunmalı (ör.kızgın yüz ifadesi, ses tonunun düşmanca oluşu, aktivite düzeyinde artma, inatçılık, yüz ve kulaklarının kızarması, kalp çarpıntısı)

    14.Kontrolünü kaybetmeden önce, düşünce ve duygularını sözelleştirmek öğretilmeli.

    15.Çocuğun harekete geçmeden önce düşünmesini, durmasını çocuğa hatırlatmak için not defterine ya da sıranın üstüne basit görsel ipuçları verilmeli (kontrolünü sağladığında alacağı ödülün resmi gibi)

    16.Öğrenciye diğer çocukların duruşu, sesi ve ifade ettikleri ile onları tanımayı ve empati kurabilmesini sağlamak için farkındalığını arttıracak çalışmalar yapılmalı.

    17.Öğrenciye bozulan ilişkilerini düzeltmek için cesaret verilmeli.

    18.Sınıfı gereğinde 2-3 dakika önce terk etmesine olanak sağlanmalı (çocuk kalabalık ve çok sesli ortamlarda kontrolünü kaybediyorsa).

    19.Sınıf içinde gerilimi azaltmak için zaman zaman mizahtan yararlanılabilir.

    20.Davranış problemini teşhis etmesi ve sözel olarak belirlemesi öğrenciye öğretilmeli (problem nedir? Arkadaşımın yüzüne tükürdüm)

    21.Problem karşısında daha farklı ve doğru davranarak kendisini ifade edebileceği çocuğa örneklerle açıklanmalı.

    22.Doğru ve farklı davranışlar sergilediğinde gelişen olumlu iletişimi çocukla konuşarak, devamını sağlamasına destek olunmalı.

    ÇALIŞMA ALIŞKANLIKLARINI GELİŞTİRMEK VE BAŞARIYI ARTTIRMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    1.Öğrenciye her çalışma esnasında aklında tutabileceği miktarda bilgi sunulmalı.

    2.Ödevlerin uygunluğu değerlendirilmeli. Öğrenciye engellenme yaratacak (çok zor ve çok uzun) ya da sıkıcı olabilecek (çok kolay, çok tekrarlayıcı) bir görev vermemeye özen gösterilmeli.

    3.Öğrenciye akşam yemeğinden önce ödevini bitirmesi gerektiği söylenmeli.

    4.Ödev kontrolünü mutlaka yapılmalı.

    5.Öğrencinin ödevlerini yapabilmesi için yeterli materyallerini yanına alıp almadığını kontrol edilmeli.

    6.Öğrenci günün başlangıcında canlanamaz, öğleden sonra da dikkat ve enerjisi azalır. Mümkünse akademik dersleri gün ortasına yayılmalı. Diğer saatlere yapmaktan hoşlanabilecekleri ders ve etkinlikleri koyulmalı.

    7.Öğrencinin öğrenme sürecinde farklı öğrenme modaliteleri kullanılmalı (görsel, işitsel, dokunma, motor,…).

    8.Öğrenciye sözel bilgi kısa aralıklarla verilmeli ve tekrar etmesi sağlanmalı.

    9.Çocuk soru sormak için cesaretlendirilmeli.

    10.Öğrencinin başarısı ne kadar küçük olursa olsun ödüllendirilmeli, böylece daha başarılı olması için motivasyonuna destek sağlanmalı.

    11.Başarı sağlamak için sorumluluk üstlenmesinde öğrenciye cesaret verilmeli.

    12.Yanlışların öğrenmede önemli bir yer aldığı anlatılmalı, zaman içinde çalışma motivasyonunun devam etmesi ile doğrularının arttığını görmesi sağlanmalı.

    13.Öğrencinin başarısı için en önemli şey ev ve okul arasındaki iletişimdir. Bu telefonla, küçük notlarla veya yüzyüze görüşmelerle sağlanmalı.

    14.Çocuğun okuma sırasında noktalama işaretlerine dikkat etmesi, okuduğunu daha doğru anlamasını sağlayacağından buna cesaretlendirilmeli, her virgülde kısa soluk, noktalarda da derin soluk alması sağlanmalıdır. Okuma yerlerinde virgül, ünlem, nokta gibi işaretler farklı renklerle belirginleştirilerek çocuğun dikkatini çekilmesi ve doğru okuması sağlanabilir.

    15.Okuma hızını geliştirme ve kontrol etmek için teyp kaydı kullanımı desteklenmeli.

    16.Okuyacağı bölüm ile ilgili bölüm sonu sorular var ise öncelikle soruları okuması sağlanarak konu anlatımı ile ilgili farkındalığı arttırılmalı.

    17.Yeniden okuma aşamasında kolaylık sağlamak için konunun önemli yerlerinin altının çizilmesi ya da sayfada belli yerlere notların yazılmasına izin verilmeli.

    18.Öğrencinin okuduğu bölümü, kitaba bakmadan aklından konunun sırasına dikkat ederek tekrarlamasını öğretilmeli.

    19.Yüksek sesle ders tekrarı desteklenmeli.

    20.Çalışmalarda başlangıç ve son bölümler daha kolay akılda kalır. Bu nedenle orta bölümlere daha fazla çalışılmasını önerilmeli.

    21.Öğrencinin kim, ne, ne zaman, nerede, nasıl ve niçin detaylarına odaklanması sağlanmalı.

    22.Bilgiler arasında ilişki kurmayı sağlaması öğretilmeli.

    23.Öğrendiği bilgiyi nasıl görselleştireciği örneklerle gösterilmeli.

    24.Ödev hazırlarken bilgisayar kullanımına izin verilmeli.

    25.Matematik işlemlerinde parmakların kullanımına izin verilmeli.

    26.Matematikte belli bir gelişim gösterene kadar süre kullanmamalı. Zamanlı testlerin öğrencide stres yaratacağı unutulmamalı.

    27.Çok zorlandığı işlemlerde hesap makinesi kullanımına zaman zaman izin verilmeli.

    28.Karışık işlemlerde problemleri renkli kalemlerle kodlayın (çıkartmayı yeşil gibi).

    29.Öğrenciye işlemin ve sütunlardaki numaraların hizasını kontrol etme alışkanlığını kazandırılmalı.

    30.Matematik problemlerini cevaplamadan önce, problemi defterine yeniden yazdırmayın. Bu stres ve engellenme yaratır.

    31.Yazım hızı çok yavaş ise arkadaşlarının notundan fotokopi almasına izin verilmeli.

    32.Sınavları çoktan seçmeli hazırlamaya özen gösterilmeli.

    33.Öğrencilerin sınavdaki yönergeleri doğru okuması için koyu renk ya da altını çizme yöntemi kullanılmalı.

    34.Test başlamadan önce kısa bir süre öğrencinin testi incelemesine izin verilmeli.

    35.Soruyu hızlıca okuyup hemen yanıtlayan dürtüsel öğrenciler için cevap kısmı kapatılarak soruyu yanıtlamaları önerilmeli.

    36.Yavaş olduklarında test için ek süre verilmeli.

    37.Sorulara verdikleri cevapları gözden geçirmesi için ek süre verilmeli.

    38.Öğrencinin harf hataları, noktalama hataları ya da yazısını değil sınavın içeriği değerlendirilmeli.

    39.Öğrencinin daha çok doğru cevapları ile ilgilenilmeli.

  • Çocuk ve ergenlerde depresyon nedir? Belirtileri nelerdir?

    Çocuk ve ergenlerde depresyon sıklığı gün geçtikçe artmaktadır. Depresyon ergenlik öncesi dönem çocukların %2’sinde, ergenlik döneminde %5-10’unda görülebilmektedir. Çocuk ve ergenlerde depresyon çocukluk döneminde kız ve erkeklerde eşit oranlarda, ergenlik döneminde kızlarda 2 kat daha fazla görülmektedir.

    Çocuk ve ergenlerdeki klinik bulgular her zaman erişkinlerdeki tipik depresyon bulgular gibi olmayabilir. Çocuklardaki ilgi kaybı, uyku-iştah bozuklukları, mutsuzluk, eskiden keyif aldığı aktivitelerden keyif alamama, sosyal faaliyetlere katılmak istememe, kendine olan güvende azalma, dikkat süresinde azalma, karın-baş ağrısı, idrar-kaka kaçırma, okul başarısında düşmenin yanı sıra söz dinlememe, öfke patlamamaları, hiperaktivite gibi dışaatım davranışları da sıklıkla görülebilmektedir. Ergenlik döneminde davranım bozukluğu, sigara, alkol ve bağımlılık yapıcı madde/ilaç kullanımının altında da bir depresyon olabilir.

    Depresyonu olan ergenlerin %50’sinden fazlasında kaygı bozukluğu gibi en az bir tane ek ruhsal bozukluk birlikte bulunabilir.

    Genellikle çocuk ve ergenlerdeki depresyonun risk etmenleri olarak; ailede depresyon öyküsünün olması (özellikle 1. derece akrabalarında), daha önce en az bir kez depresyon atağının geçirilmesi, aile içi ve akran ilişkilerinde yaşanan sorunlar, akademik sorunlar, çocukta kronik bir fiziksel hastalığın olması, cinsel kimlik bocalamasının olması görülür.

    Gelişim dönemlerine göre depresyonun belirti ve bulguları

    Bebeklik dönemi

    Depresyon bebeklik döneminden itibaren görülebilir. Anaklitik depresyon (hospitalizm, yuva hastalığı, marasmus) olarak tanımlanan depresyon bebeklik döneminde (yaşamın ilk yılının ikinci yarısında) anne kaybı/yokluğuna bağlı olarak gelişir. Bebeklik dönemi depresyonunda dindirilemeyen ağlamalar, sustuklarında yüzlerinde yorgun ve küskün ifade (protesto dönemi), zamanla iştahsızlık ve kilo kaybı, psikomotor gelişimde duraksamalar, kusma, ishal görülebilir. Depresyonun ikinci ayından itibaren çocuğun duygusal tepkileri giderek azalır, duygusal küntlük gelişir. Çevreye ve yakınlarına ilgisiz kalır (içe kapanım dönemi). Eğer anne 3 ay içinde geri gelir ise bebek eski haline dönebilir, depresyondan çıkabilir. Ancak ayrılık süreci 3 ayı geçer ise bebeğin depresif dönemden geriye dönüşü çok zor, bazen de imkansız olabilir. Aynı bulgular çocuğun yaşamının ilk yıllarında ailelerinden ayrılıp yurtlara verilen ya da uzun süre hastanede kalan bebeklerde uyarı eksikliğine bağlı olarak gelişebilmektedir. Bu bebeklerde genellikle mutsuz ve apatik bir yüz görünümü, oturulan yerde sallanma, parmak emme, geviş getirme, kafa sallama, vurma hareketleri gibi bedensel haz kaynaklarına baş vurulur. Yürüme, konuşma, tuvalet eğitimleri geriler, boyları ve kiloları kronolojik yaşın altında olur ve kalıcı zihinsel gerilik gelişebilir. Bu çocuklarda hastalanma ve ölüm oranları da çok yüksektir.

    Okul öncesi dönem

    Bu dönemde en önemli stres faktörleri; aileye yeni bebeğin katılması, sevilen birisinin kaybı, ebeveynlerin boşanması, çevre değişikliği gibi çocuğun yaşamındaki ani değişiklikleridir. Depresyon belirti ve bulguları olarak sosyal geri çekilme, ilgi ve etkinlikte azalma, huzursuzluk, apati, regresyon (önceki gelişim dönemlerine geri dönüş; parmak emme, enürezis, enkoprezis gibi), yalnız yatamama, gece korkuları gibi uyku bozuklukları, baş ve karın ağrısı gibi bedensel yakınmalar görülebilir. Tıbbi bir durum ile açıklanamayan gelişim gecikmesi veya gerilemesi durumlarında da depresyon akla gelmelidir.

    Okul dönemi

    Bu dönemde depresyonu olan çocuklarda; üzgün, huzursuz ve/veya depresif duygudurumu, hüzünlü ağlamaklı yüz ifadeleri, hareketlerinde yavaşlama veya hiperaktivite, öfke patlamaları, ses tonlarında tek düzelik, okul başarısında düşme, sosyal faaliyetlere katılmada isteksizlik, baş-karın ve/veya göğüs ağrısı, ayrılık kaygısı gibi kaygı bozuklukları, uykusuzluk, kendine zarar verici davranışlar, özkıyım düşünceleri, düşük benlik saygısı, sanrılar gibi bulgular görülebilir.

    Ergenlik dönemi

    Ergenlik 12-22 yaşlar arasında önemli fiziksel, sosyal ve ruhsal değişikliklerin gerçekleştiği bir gelişme dönemidir. Ergenlerde depresyona sebep olan faktör, genellikle erişkin depresyonlarındaki gibi kayıp yaşantısıdır. Çocukluk dönemindeki depresyon belirti ve bulguları erken ergenlik döneminde de görülebilir. Ergenlik dönemi depresyonunun özellikle erken döneminde fazla uyuma, aşırı yorgunluk hissi, iştah ve kilo artışı gibi tipik olmayan belirti ve bulgular da izlenebilir. Ergenlik döneminde yaş ilerledikçe, depresyonun klinik belirti ve bulguları erişkin dönemdeki depresyonun belirti ve bulgularına benzemeye başlar ve ilgi azlığı, iştahsızlık, sıkıntı, başağrısı gibi depresyonun klasik belirtileri daha sık görülür. Ergenlik döneminde depresyon ile birlikte distimik bozukluk, bağımlılık yapıcı ilaç/madde kullanımı, davranım ve kaygı bozukluğu görülme oranı daha fazladır. Psikotik bulgular depresyonu olan ergenlerin 1/3’ünde meydana gelir, genellikle kendilerini eleştiren sesler şeklinde işitsel varsanılar şeklindedir.

  • Cinsel istismar nedir?

    Çocuk ve ergende cinsel istismar (Cİ) insanlık tarihi kadar eski bir konudur.

    Cİ içinde cinsel birleşme, cinsel birleşmeye teşebbüs, oral-genital temas, genital bölgenin doğrudan ya da giysi üzerinden okşanması, teşhircilik ya da çocuğun erişkin cinsel aktivite ya da pornografiye maruziyeti ve fuhuş ya da pornografide kullanılması gibi travmatik yaşantılar yer alır.

    Cinsel istismar çeşitleri:

    a.Temas içermeyen cinsel istismarlar: Cinsel içerikli konuşma, gösterimcilik, röntgencilik, çocuğa pornografik materyallerin gösterilmesi, cinsel ilişkiye tanık edilme veya çocuğun yanında mastürbasyon yapma gibi davranışlardır.

    b.Cinsel dokunma: İstismarcı kurbana dokunabilir ya da kurbanı kendisine dokunması için zorlayabilir.

    c.Oral-genital seks

    d. İnterfemoral ilişki(Irza tasatti): Penetrasyonun olmadığı, sürtünmenin olduğu istismar şeklidir.

    e.Cinsel penetrasyon (Irza geçme): Genital ilişki, anal ilişki, objelerle penetrasyon ve parmakla penetrasyon şeklinde olabilir.

    f. Cinsel sömürü: Çocuk pornografisi ve çocuk fuhuşunu kapsar.

    Ensest ilişki uzun yıllar boyunca görmezlikten gelinmiştir. İstismar; çocuk ya da ergen ile kan bağı olan ya da ona bakmakla yükümlü birisi tarafından yapılmışsa bu durum ensest olarak adlandırılır.

    Cİ sık rastlanan ve genelde yıllarca süren bir durum olmakla birlikte sıklıkla gizli kalmaktadır. Cİ’nin gizliliği ve genelde tanığının olmaması, istismarcının sıklıkla istismarı red etmesine neden olmaktadır. İstismarın neden olduğu utanç, suçluluk gibi duygulardan dolayı Cİ çoğu kez gizli olarak kalmakta ve sır olarak saklandığı için de gerçek istatistiksel verilere ulaşmak zor olmaktadır.

    Her yaştaki çocuk Cİ’ye maruz kalabilir. İstismara ilk kez maruz kalma ortalama 8–12 yaşları arasında zirve yapmaktadır. İstismarı açıklamaya kadar geçen süreyi değerlendiren çalışmalar ortalama 3-18 yıl gibi bir gecikmenin olduğunu bildirmektedir.

    Cİ için bireye ait başlıca risk etkenleri cinsiyet, yaş ve sakatlıklardır. Kızların erkeklerden 2 ila 5 kat daha fazla risk altında olduğu çeşitli çalışmalar tarafından bildirilmektedir. Çocuk ve gencin zihinsel engelli olması, şizofreni, bipolar bozukluk, dürtü denetim bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) gibi bir ruhsal bozukluğun olması cinsel istismara uğrama riskini arttırmaktadır. Bu gibi durumlarda, çocuklar maruz kaldıkları durumun kötülüğünü değerlendiremeyebilirler ya da değerlendirseler bile kendilerini korumaları daha zor olabilir. Aile içi çatışmaların ve ekonomik sorunların, özellikle annelerde kronik hastalıkların olduğu ailelerden gelen çocuklarda, boşanma, şiddet, alkol ve madde kullanımı olan ailelerde Cİ daha sık görülmektedir. Evde üvey anne/babanın varlığı da riski arttırabilmektedir.

    Cinsel istismar; çocuğun duygusal ve cinsel gelişimini, kişiler arası ilişkilerini, özgüvenini sarsan bir travmadır. Cİ’ye özgü tek bir ruhsal belirti yoktur, belirtiler çocuktan çocuğa değişirken aynı çocukta gelişim ile birlikte zaman içinde de değişimler gösterebilir. Cİ klinik özellikleri ve çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun istismarcı ile olan ilişkisine, istismarın şekline, süresine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına, ruhsal özelliklerine ve travma öncesi psikolojik gelişimine, ailenin destek düzeyine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de klinik görünümde önemli rol oynar.

    0-3 yaş arası çocuklarda; yeme ve uyku bozuklukları, yabancılardan korkma, üzerini giyip çıkarırken sorun çıkarmaya başlama ve yaşına uygun olmayan cinsel oyunda bulunma, huzursuzluk, öfke nöbetleri, ani olarak değişen davranış ve tepkiler görülebilir.

    3-6 yaş arası çocuklarda; regresyon (bebeksi konuşma, parmak emme, anneye daha fazla bağlı olma gibi), içe çekilme, Enürezis Nokturna (EN) (idrar kaçırma), enkoprezis (kaka kaçırma), yeme ve uyku bozuklukları, agresyon, boyun eğme davranışı, devamlı cinsel oyunlar kurma ve sık mastürbasyon yapma davranışları görülebilir.

    6-12 yaş arası çocuklarda; sosyal içe kapanma, evden ve/veya okuldan kaçma, yeme ve uyku bozuklukları, öğrenme bozukluğu, takıntı ve zorlantılar ör.sürekli elini ya da genital bölgesini yıkama, cinsel içerikli soruları yineleyici biçimde sormalar), oto-agresyon, kendinden küçüklere cinsel istismarda bulunma, durup dururken ağlamalar, hassaslaşma, karın ve baş ağrıları, huzursuzluk görülebilir.

    13-18 yaş arasında; bağımlılık yapan maddelere düşkünlük, oto-agresyon, fobi, evden ve/veya okuldan kaçma, başkalarını istismar etme, takıntı ve zorlantılar, duygusal ve fiziksel yakınlıktan kaçma, yeme bozukluğu, sinirlilik, rastgele cinsel ilişkide bulunma, sosyal içe kapanma, psikoz, özkıyım girişimleri görülebilir.

  • Bebeklik ve erken çocukluk döneminde yeme bozuklukları

    Çocuklarda %3-11 oranlarında beslenme sorunu görülür. Her yeme sorununu bozukluk olarak değerlendirmemek gerekir. Çünkü çocuklarda geçici yeme sorunları da sık görülür. Gelişmekte olan ülkelerde beslenme yetersizliği, gelişmiş ülkelerde obesite yaygın yeme bozukluğu olarak görülür.

    Nedenleri

    1.Yapısal anormallikler (%50-60):yarık damak, yemek borusu darlığı.

    2.Nörolojik anormallikler (%70-75):zihinsel yetersizlik, otizm, kas hastalıkları, serebralpalsi.

    3.Davranışsal beslenme güçlükleri (%85): Besleyen-beslenen arasındaki iletişim bozuklukları, inatlaşmalar, uyaran eksiklikleri, çocuklardaki korkular, çocukta ya da bakımverendedepresyon, koşullanmış emosyonel tepkiler.

    4.Dolaşım ve solunum istemi sorunları(%5-10): Beslenme sırasında emme/yutma fonksiyonlarında koordinasyon bozukluğu.

    5.Metabolik sorunlar (%2-5): Fruktozintoleransı.

    Beslenmede bebeğin,

    Açlığını, doygunluğunu, susuzluğunu fark edebilme kapasitesi, daha önceki beslenme sürecinde yaşadığı deneyimler, genel sağlık durumu, duyusal yapı ve motor gelişim özellikleri,…önemlidir. Çevresel faktörler olarak; beslenmeyi gerçekleştiren birey ile bebeğin iletişimi, bağlanma şekli en önemli faktördür.

    Bebek ya da küçük çocukların beslenme ve yeme bozuklukları:

    1.Ruminasyon bozuklukları

    Olağan bir işlevsellik döneminden sonra en az 1 ay süre ile yutulan yiyeceklerin ağıza yineleyerek çıkarılması ve yeniden çiğnenmesidir. Bu davranışı açıklayan herhangi bir biyolojik etken olmamalıdır ve bu durum anoreksiya nervoza ve bulimiya nervozanın gidişi sırasında ortaya çıkmamalıdır.Bu bozuklukta mide asidi ağız mukozasına, diş etlerine ciddi zararlar verebilir ve ağrıya sebep olabilir. Bu durumda tedavi süreci acil olmalıdır.

    2.Pika

    En az 1 ay süre ile yenilebilir olmayan yiyeceklerin sürekli yenmesidir. Bu yenilebilir maddenin o kültürde yenmesi uygun bir madde olarak görülmemesi gerekir. Otizm ve özellikle ağır, orta ve çok ağır düzeydeki zihinsel yetersizliklere eşlik etme olasılığı sıktır. Bu bozukluk çocuğun önemli düzeyde ihmal edilmiş olduğunu da gösterebilir. Parazit enfeksiyonu, kurşun zehirlenmeleri, büyüme gelişmede gerilikler, anemi, barsak tıkanması gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.

    BEBEKLERDE YA DA KÜÇÜK ÇOCUKLARDA BESLENME BOZUKLUKLARINDA TANI AŞAMASINDA NELERE DİKKAT EDİLMESİ GEREKİR?

    *Belirgin bir kilo almama ya da en az 1 ay süre ile belirgin kilo kaybı ile giden sürekli olarak yeterince yemek yememe,

    *Yeme bozukluğu açıklayacak mide barsak sisteminden (gastrointestinalreflü) kaynaklanan bir sorunun olmaması,

    *6 yaşından önce başlamış olması,

    *Başka bir mental bozuklukla ya da yiyecek yoksunluğuna bağlı olarak beslenme bozukluğunun gelişmemiş olması gerekir.

    Doğumdan sonraki ilk aylarda (0-6 ay) bebekte görülen beslenme sorununda; var olan biyolojik sorunlara destek yanında anne-bebek iletişim şekline de odaklanılmalı. Annede depresyon gibi ruhsal bir sorun var ise tedavi edilmeli, annenin bebeğin bakımını sağlayabilmesi açısından kendine güveni sağlanmalı ve bu konudaki kaygıları, yetersizlik düşünceleri giderilmelidir. Bu süreçte bebek ile iletişimi daha uygun olan birey ile yeme saatleri mümkünse sabitlenmelidir.

    6-36 ay bebekler; kendi kendilerine otonomi kazanmaya başlayarak, kendi ellerindeki kaşıkla da yemeye çalışırlar. Bu dönemde de bebekten gelen açlık, doygunluk gibi somatik duyumlar ile öfke, sevgi gibi emosyonların anne-baba ya da öncelikli bakımverenler tarafından anlaşılması önemlidir. Eğer kendi somatik ve emosyonel ihtiyaçları dışında bakımveren kendiemosyon ve düşüncelerine göre beslemeye çalışılır ise yeme alışkanlıklarında sorunlar görülmeye başlar.

    Çocukta travma sonrası da beslenme bozukluğu gelişebilir. Genellikle boğulma deneyimine ya da hastalık/girişimlere bağlı olarak ani başlangıç gösterir. Bu durumda beslenme ağrı ile de ilişkilendirilebilir. Bazen sıvı yiyecekleri alır, katıları rededer. Zamanla ağız motor kaslarda gelişim yavaşlar ve süreçte bakımverenin kaygısı da ek yeme ve davranım bozukluklarının gelişmesine katkıda bulunur.

    Çocuklarda duyusal nedenlerle yiyeceklerden tiksinme yaklaşık 2 yaş civarında gelişir.

  • Çocuk ve ergen psikiyatrisinde acil durumlar

    Çocuk ve ergen psikiyatrisinde acil durum; çocuğun ya da bir başkasının yaşamının tehlikede olduğu ya da çocuğun çok ağır, çok yıkıcı bir travma ile karşılaşma riskinin yüksek olduğu durumdur. Bunlar;

    1.İntihar düşüncesi ya da girişimi,

    2.Taciz (Cinsel, fiziksel, duygusal),
    3.Okul korkusu,
    4.Anoreksiya Nervosa, Bulumiya Nevroza,
    5.Psikotik bozukluk,
    6.Ebeveynlerin boşanması veya ölümü,
    7.Konversiyon bozukluğu,
    8.Diğer acil durumlar.

    İNTİHAR

    Kişinin kendi isteği ile yaşamına son vermesi eylemi ölümle sonuçlandığında ‘İntihar’, ölümle sonuçlanmadığında ‘intihar girişimi’ adlandırması kullanılır.

    İntihar çocuk psikiyatrisinde karşılaşılan en acil durumdur. Tüm dünyada yaklaşık dakikada bir intihar girişimi olmaktadır. Ölümle sonuçlanan her bir intihar olayına karşılık 30 intihar girişimi gerçekleşmektedir. Her yıl 6000 kişiden biri intihar sonucu ölmektedir. Bu sayı tüm dünyadaki ölümlerin %1-2’ sidir. Batılı ülkelerde intihar, trafik kazalarından daha önde gelen bir ölüm nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre (1995) yıllık intihar hızı 16/100.000. Türkiye’de (1997) intihar oranı: 3,3/100.000
    olarak saptanmıştır. İntihar girişimi kızlarda 4 kat, intihar sonucu ölüm erkeklerde 3 kat daha fazladır.

    Her iki cinsiyette de intihar girişimi en sık 15-24 yaşlarında olur. Erkekler genellikle ateşli silahlar ve asıyı, kızlar kimyasal maddeler ve ilaçları tercih ederler.

    İNTİHAR RİSK FAKTÖRLERİ

    İntihar çocukluk çağında özellikle de ergenlikte önemli risk faktörü olmadan da aniden dürtüsel olarak gerçekleşebilir. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda genel olarak kabul görülen risk faktörleri de mevcuttur:

    -Çocukta depresyon,davranım boz., madde bağ. gibi ruhsal boz. bulunması.
    -Çocukta kanser, şeker hastalığı gibi fiziksel hastalığın bulunması.
    -Çocukta önceden intihar girişiminin olması.
    -Ebeveynlerde depresyon, alkol/madde bağımlılığı gibi ruhsal bozukluğun olması.
    -Ebeveynlerde intihar girişimi öyküsü olması.

    -Şiddetli aile içi çatışmaların bulunması.
    -Ebeveynlerin boşanması (risk 2-3 kez fazla), ebeveyn ölümü.
    -Kalabalık ailede yaşama, düşük sosyoekonomik düzey.
    -Yineleyen cinsel, fiziksel, duygusal ihmal ve/veya istismarlar.
    -Deprem, sel gibi doğal afetler.
    -Okul başarısızlığı, öğretmen ve akranlarla sorunlar yaşama.
    -Ateşli silah kullanmanın yaygınlaşması.

    -Medyada intihar girişim/intihar olaylarının manşet haberler olarak yanlış mesajlarla verilmesi.

    -İntihar girişimler sonucunda ailelerin yanlış tutumlar sergilemeleri,…

    İNTİHAR EĞİLİMİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜREN İŞARETLER
    -Çocuk veya ergende ölüm üzerine genel konuşmaların olması,
    -Sürekli ölüm düşüncesi veya ölümü arzulandığına dair tekrarlanan konuşmalar,
    -Çözümsüzlük, umutsuzluk, tükenmişlik duygularının varlığı,
    -İntihar isteğine mantıksal ve filozofik yorumlar getirme,
    -Açık şekilde intihar planından söz edilmesi,…

    İNTİHAR NEDENLERİ
    -Çocuğun veya ergenin kendisine ve başkalarına duyduğu öfke ve cezalandırma isteği.
    -Bir isteğin yerine getirilmesi için baskı yapma çabası.
    -Çocuk veya ergenin çaresizliğini ve acılarını bildirme isteği.
    -Çevrenin ilgi ve sevgisini zorla sağlama; gösterilen yakınlığın içtenliğini sınama isteği,…

    MEDYADA İNTİHARI ÖZENDİREBİLEN YANLIŞ HABERLER NELERDİR?

    –İntihar yöntemlerinin ayrıntılı verilmesi.
    –İntiharın anlaşılmazlığının ve inanılmazlığının vurgulanması.
    –Romantik motivasyonlar bildirilmesi.
    –İntiharın basite indirgenmesi.

    İNTİHAR HABERLERİNİN ÖZENDİRİCİLİĞİNİ AZALTAN HABERLER NELER OLABİLİR?

    –İntihar davranışı dışında alternatif yollar gösterilmesi.
    –Okuyucu/izleyici kitlesinin intihar davranışı konusunda doğru ve yeterli bilgilendirilmesi.
    –İntiharla sonuçlanmayan, baş edilebilmiş kriz durumlarına ilişkin bilgi verilmesi…

    İNTİHARIN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?

    -İntihar araçlarına ulaşım azaltılabilir.
    -Tüm sağlık çalışanlarına eğitimler düzenlenebilir.
    -İntiharın medyadaki görünümü değiştirilebilir.
    -Halkın ruhsal hastalıklar ve tedavisi konusunda bilgilendirilmesi sağlanabilir.
    -Okullarda eğitim verilebilir.
    -Telefonla yardım hatları yaygınlaştırılabilir.
    -İntihar davranışı ile ilişkili ekonomik etkenlerin düzenlenme planları oluşturulabilir.

  • Otistik bozukluk (otizm)

    İlk kez Leo Kanner 1943’de ‘erken infantil otizm’ terimini kullanmıştır. Temel sorunlar;

    -Sosyal iletişimdeki yetersizlik,

    -Konuşmada gecikme ya da hiç konuşmama,

    -İlgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerin olmasıdır.

    Otizmde dil gelişimi:

    -Konuşma olmaz ya da gecikmiştir. Konuşmadaki en belirgin özellik budur.

    -Zamirleri ters çevirme, (ben yerine o demek gibi).

    -Melodik konuşma,

    -Soru sorar tarzda konuşma,

    -Kendi kendine konuşma,

    -Erken ekolali-soruyu tekrar etme,

    -Gecikmiş ekolali,

    -Monoton ya da gürültülü konuşma,… görülebilir.

    Otistik bozukluk olan çocukların zeka düzeyleri oldukça değişken olmakla birlikte zeka düzeyi %21-30’unda ancak 70 üzerindedir.

    Otistik bozuklukta sosyal gelişimdeki sorunlar;

    -Sosyal gelişimde sapma
    -Gülümsemenin gecikmesi ya da yokluğu
    -Taklitte yetersizlik, göz göze gelememe

    -Arkadaşlık kuramama, oyun oynamama
    -Dokunulmaktan hoşlanmama
    -Görmüyormuş gibi bakma
    -Başkalarının duygularına karşı empati yapamama
    -Uygunsuz etkileşim

    Taklit edebilme; öğrenmede önemli bir yeti olduğu için bu çocukların eğitiminde sık sık tekrar etmeler gerekmektedir. Sosyal uyum sağlama ve kabulde empati yeteneğinin olması da diğer önemli yetidir. Başkalarının duygularını, söylemek istediklerini algılayamayan çocuk yeterli ve doğru sosyal iletişim kuramaz.

    Otistik bozukluğu olan çocukta duygulanım;

    -Donuk, künt
    -Cezaya ve ödüle cevapsız,
    -Huzursuz, huysuz,
    -Sebepsiz ağlayıp, gülen,
    -Durum ve olaylarla uygunsuz duygulanımlar,… görülebilir.

    Otistik bozukluğu olan çocukta dikkat;

    Genellikle dikkat dağınıktır. Bazen bazı nesne ya da olaylara olağanüstü fazla dikkat gösterebilir.

    Otistik bozukluğu olan çocuktaki sensorimotor sorunlar;

    -Hipotoni,
    -Yürümede geçikme gibi kaba motor kas gelişiminde sorunlar,
    -Parmak ucunda yürüme,
    -El becerilerinde yetersizlikler, sakarlık gibi ince motor kas gelişiminde sorunlar,
    -Dyspraxia
    -El çırpmalar, dönme hareketi gibi stereotipik (anlamsız yineleyici hareketler) hareketler
    -Sese aşırı tepki veya tepkisizlik… görülebilir.

    Otizimde gidişatı belirleyen ölçütler;

    -5 yaşında halen konuşmanın gelişmemiş olması,
    -Zeka düzeyinin 50’nin altında olması,
    -Tabloya epilepsi gibi organik bir bozukluğun eşlik etmesi,
    -Klinik tablonun şiddetinin ağır olması,
    -Özel eğitime geç başlanması,
    -Olumsuz aile ve diğer çevre koşulları,
    -Anne-çocuk arasındaki duygusal bağın zayıf olması,
    -Geç tanı konulması,… Otizmin gidişatındaki olumsuz faktörlerdir.

  • Çocukların özgüveninin artması için aile ve öğretmenlere öneriler

    Özgüvenli çocuk; demek kendini düşüncelerini ifade etmekten çekinmeyen, alternatif çözüm yolları üretebilen, sınırlarını doğru tanıyabilen, sonsuz sevgiye sahip olduğunu hissedebilen, her zaman daha iyisini yapmak için motivasyonunu kaybetmemiş olan, mutlu bir çocuk demektir.

    1.Özgüvenli bir çocuk yetiştirmek için öncelikle çocuğunuzu doğru ve objektif tanımalı ve beklentileriniz gerçekçi ve çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Örn. Çocuğunuzun 3 yaşında iken dağıttığı oyuncakları toplamasını beklemeyin.

    2.Çocukların yaşlarına göre farklı özellikler gösterdiklerini unutmayın. Örn. 3 yaşından küçük çocuklar oyuncaklarını paylaşamayabilir.

    3.Çocuğunuzu diğer çocuklar ile ya da akranlarla kıyaslamayın. Onlar sizi diğer ebeveynler ile kıyaslar ise sizin hoşunuza gider mi? Düşünün.

    4.Çocukların öğrenme sürecinde bizlerin onlardan neler beklediğimizi tam olarak duyması gerekir. Bu süreçte ayrıntılar ile örnekler verilebilir. Sizlerin de bu konuda birer örnek teşkil ettiğinizi unutmayın. Örn. Tiyatroya gittiğinizde sırasını bekleyeceğini, yüksek sesle konuşmamasının gerektiğini önceden anlatın.

    5.İlk defa karşılaşacağı ortamlarda nelerin çocuğu beklediğini anlatın ki uyumsuzlukları olur ve bilmediğinden eleştiri alır ise toplum içinde kendini yetersiz hissetmesin.

    6.Oyunlar ile çocuğa doğru davranışların denemelerini yapın. Ör. Kalabalık bir yere gittiğinizin hayalini kurup önündeki kişiyi geçmek için itmek yerine ‘izin verir misiniz’ gibi cümleler kurabileceğini gösterin.

    7.Çocuklar belli durumlarda davranışlarını değiştirebilir, kurallara uymakta zorluk yaşayabilirler. Örn. Yorgun, uykusuz, aç olduklarında sabırsız olabilirler. Bu durumlarda bazı davranışlarına hoşgörüyü uygulayın. Çocuğunuza karşı doğru tutum gösterdiğinizde bu kuralları bozacaksınız anlamına gelmeyecektir.

    8.Sabahları sizin işe çocukların okula gitme telaşınızı yaşayıp, çocuğunuzla istemediğiniz şekilde iletişim kurmamak için (örn. Bıktım artık senden, her sabah seni uyandırmak zorunda mıyım?) akşamdan ve çocuklar uyanmadan önce kendi hazırlıklarınızı tamamlayın.

    9.Çocuğunuz küçük ise akşamdan kıyafetlerini ve okul çantasını hazırlamasına yardım edin.

    10.Sabah hazırlanma telaşına ‘yedin-yemedin’ gibi olumsuz çatışmalar eklemeyin. Bu konudaki ihtiyacını diğer öğünlerde telafi etmeye çalışın. Çoğu erişkin bile sabah kahvaltı yapmada isteksizdir unutmayın.

    11.Çocukların kuralları uygulamasında aktif roller ve sorumluluk almasına yardımcı olun.Örn. Sabah uyanması için odasına çalar saat koymak, yemeklerin hepsinin tadına bakmasını istiyorsanız miktarını ayarlamayı çocuğunuza bırakmak.

    12. Koyduğunuz kuralların bir süre sonra siz ve çocuğunuz arasında ‘kurallı iletişim’ şekline dönmemesine dikkat edin. Bazı şeylerin uygun örnek oluşturarak çocukların sizden öğreneceğini ya da kendilerinin yaptığı şeyleri takdir ettiğinde davranışın pekişeceğini unutmayın. Aksi halde herşeyi kural olarak algılayan bir çocuk ile çok yoğun çatışmalar yaşayabilirsiniz. Evde çok kural olan bir çocuk okuldaki kurallara karşı da isyankar olabilir unutmayın.

    13.Çocukların düşüncelerinin sorulması, farklı bakış açısına sahip olduklarının vurgulanması kendilerini daha önemli hissettirecek ve sosyal ortamlarda da kendilerini ifade etmekteki çekingenlikleri azalacaktır.

    14.Çocuklara tercihlerinin de önemli olduğunu hissettirin. Örn. Dinledikleri müzik grubu, giydikleri kıyafet.

    15.Kurallara uyulmadığı zaman neler ile karşılaşacağını çocuklar bilmelidir. Burada uyulmayan davranışa karşı oluşturulacak yaptırımların ertelenmemesine ve genelleme yapılmamasına özen gösterilmelidir. Örn. Bir daha bilgisayarı 2 saatten fazla oynarsan yaza kadar sana bilgisayar yasak demek uygulanması zor ve gerçekçi olmayan bir ceza demektir. Bu şeklideki cezaların hem uygulanması zordur hem de iletişimde inatlaşma olasılığını arttırır. Bunun yerine kısa süreli sınır koymak daha uygun olacaktır.

    16.Öğretmenler açısından okulda ilk haftalarda tüm çocukların okul ve sınıf kurallarını doğru algılaması için çocuklarla toplantılar düzenleyip bilgi vermek önemlidir.

    17.Kurallar sınıfta çocukların görebilecekleri göz hizasına uygun şekilde asılmalıdır.

    18.Çocuklar kurallara uymadıklarında neler olabileceğini önceden bilmelidir.

    19.Koyduğunuz kuralı o an açıklayamayacaksanız ‘ben senin büyüğünüm ve bu kararı vermek benim görevim, seninle şu an tartışamayacağım bir sürü nedeni var’ gibi açıklama yaparak daha sonra nedenini açıklamak için ortam hazırlayın.

    20. Çocuğu fiziksel ve/veya duygusal olarak (örn. Aşağılama, küçümseme, hor görme, sürekli eleştirme, küfür etme) ihmal ve istismar etmeyin.

    21.Çocuklar ile iletişimde ‘bozuk plak tekniği’ kullanılabilir. Benzer uyarıyı peşpeşe yapmak gerekebilir. Uygun ve ikna edici bir dil ile 3 kez tekrar ettikten sonra daha kararlı bir şeklide beklentilerinizi söyleyip davranışa yönelmesini sağlayabilirsiniz. Başlangıçta çocuklar sizin kararlılığınızı sürdürüp sürdürmeyeceğinizi test etmek isterler.

    22.Çocuğunuza bütün özellikleri ile değer verdiğinizi, sevdiğinizi hissettirin. Herkesin olumlu ve olumsuz özellikleri olabilir bunu unutmayın.

    23.Çocuğumuzun davranış ve düşünceleri konusunda sorunlar yaşansa bile sevgi olarak bakıldığında kendisinin aile için özel bir yeri olduğunu bilmesi ve sevildiğini hissetmesi önemlidir.

    24.Çocuğunuzu değil, davranışlarını eleştirin. Örn. ’Sen kötü bir çocuksun, kardeşine vuruyorsun’ yerine ‘kardeşine vurman doğru bir davranış değildir’.

    25.Sınıf içinde çocukları arkadaşlarının önünde kırıcı bir şekilde eleştirmeyin. Bu durumda diğer çocuklar da öğrencinizin negatif özelliklerine daha çok odaklanacak ve O’nu dışlayabileceklerdir.

    26.Suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilme olanağını kendisine tanıyın. Örn. Ödevlerdeki yanlışları çocuğu suçlamadan kendisine iletin ya da farkına varmasını sağlayın. Hataları azaldığı zaman da bunu farkettiğinizi ve başardığını hissettirin.

    27.Çocuğun uygun davranışları için yüreklendirici mesajlar kullanın.Örn. Aferin, bugün çok gayretlisin, odanı çok güzel toplamışsın, öğretmeninle görüştüğümde derslere daha çok katıldığını duymak beni mutlu etti.

    28.Yüreklendirici mesajları kullanırken gülümseme, sarılma, öpme, göz kontağı kurma gibi istenilen bir davranışı güçlendirmede çok etkili olan sosyal ödülleri de kullanmaya özen gösterin. Unutmayın ki zamanla maddi ödüller eski çekiciliğini yitirir.

    29.Çocuklara cesaret kırıcı mesajlar verilmemelidir. Örn. Hep sorun sende, beni hiç dinlemiyorsun. Bu durumlar utanç ya da suçluluk duygularına neden olur, işbirliğini engeller, direnme ve öç alma duygularını harekete geçirir.

    30.Duygu ve düşüncelerinizi açıklarken BEN DİLİ ile konuşun. Örn. ‘sen bunu nasıl yaparsın? Nasıl bir çocuksun’ yerine ‘bunu neden yaptığını anlamıyorum’

    31.Çocuğunuza sınırlandırılmış seçenek sunun. Çocukların söz dinlemeleri ve işbirliği yapmaları için etkili yöntemlerden biridir. Çocuk, seçme şansı kendine verildiği için, kontrolün kendisinde olduğunu düşünür ve seçtiği şeyi yapmaktan da hoşlanır. Çocukta öz-disiplin kazanmasını ve doğru kararlar alma yeteneğini geliştirmesini sağlar.

    32.Çocuğunuz için iyi bir dinleyici olmaya çalışın. ‘ben onun yerinde olsaydım ne düşünürdüm, ne hissederdim?’ diyerek empatiyapmaya çalışın.

    33.Çocuğunuzun duygularını anladığınızı ifade edin.Örn. Sana sebze yemeği yemelisin dediğim için sinirlenmiş gibisin ama…’

    34.Çocuğun problemleri üzerinde düşünmesini ve kendi çözümlerine ulaşmasını sağlamak için yardımcı sorular yöneltin. Örn. Bu problemi nasıl çözmeyi düşünüyorsun?

    35.Küçük çocuklar için olumsuz davranışın yerine yapabileceği alternatif davranışlar gösterin. Örn. Yapma demek yerine neyi yapması gerektiğini söyleyin.

    36.Çocukların bir aktiviteyi bitirmesine yardımcı olmak için, zihinsel olarak bu değişikliğe hazırlanmasını sağlayacak zaman tanıyın. Örn. 3 kez daha sallanınca eve gidiyoruz.

    37.’Eğlenceden önce iş’ prensibini uygulayın. Örn. Oyuncaklarını topladıktan sonra birlikte pasta yapmak.

    38.Notlar, şekiller çocuğunuzun işbirliğini sağlamak için iyi yöntemlerdir. Örn. Yatağını toplamayı unutma notu.

    39.Çocuğunuz olumsuz davranışlar gösteriyorsa, bu davranışın altında yatan nedenleri anlamaya ve önlem almaya çalışın.

    40.Kontrolünüzü yitirmemeye çalışın. Saldırgan tavırların (örn. Dövmek) ve sözlerin (Örn. Aşağılamak)çocuğun davranışlarını düzeltme gücü yoktur.

    41.Tahammülünüzün olmadığı bir gününüzde iseniz ya da kendinize kısa bir zaman dilimi ayırmak istiyorsanız, önceden tedbir alıp çocuğunuza durumu açıklayın. Örn. Bugün çok yorgunum, gürültü etmeden oynamanı istiyorum.

    42.Kendinize düşünmek için zaman tanıyın. Örn. Bu konuyu biraz düşünmeliyim.

    43.Kuralların bozulması durumunda uygulayacağınız sonucun uygun ve doğru yerde kullanılmasına dikkat edin. Örn. Sizden izin almadan sokağa çıkmış ise birkaç gün sokağa çıkması yasaklanabilir.

    44.Yapamayacağınız boş tehditlerden kaçınmaya çalışın ya da uygulamayacağınız bir durumu korku ve baskı aracı olarak kullanmayın. Örn. Seni bir daha oyun parkına getirmeyeceğim.

    45.Mizahı kullanın. Çocuklar kendilerine şaka ile söylenenleri daha rahat kabullenir. Ancak esprinin alaya almamasına dikkat etmek gerekir.

    46.Mümkünse ‘hayır’ kelimesi yerine ‘evet’ kelimesini kullanın. Örn. Evet çikolata yiyebilirsin ama yemekten sonra.

    47.Durumlarla ilgili açıklamada bulunun. Örn. Benim öncelikle yemeğimizi yapmam gerekiyor, beni bekleyeceğini biliyorum.

    48.Mümkünse sonuçları çocuğun da görmesini sağlayın. Örn. Bak kutumuz bomboş, hiç çikolata kalmamış.

    48.Çocuğunuza iyi örnek olun. Çünkü çocuklar anne-babalarının davranışlarını gözler ve davranışlarını tekrar ederler.

    Çocuklarımıza iyi model olarak, izlediklerini denetleyerek, arkadaş seçimlerine yardımcı olarak, uygun başa çıkma yöntemleri geliştirmelerine, davranışlarından sorumlu olmalarına olanak sağlayarak ve ne yaparlarsa yapsınlar hep sevildiklerini hissettirerek büyütelim.

  • Çocuğum kaygılandığın da nasıl tepki vermeliyim?

    Kaygı hepimizin zaman zaman yaşadığı temel bir duygudur. Bizi tehlikelere karşı harekete geçirir. Bazı bireyler bu duyguyu daha yoğun ve yaşam kalitesini etkileyecek şekilde yaşarlar. Yapılan araştırmalar kaygı bozukluklarının çocuklukta başladığını ve oluşum sürecinde genetiğin (biyolojik) ve anne baba davranışlarının (çevre) etkili olduğunu göstermiştir.

    Kaygılı, endişeli çocuklar çevrelerindeki olaylara karşı aşırı hassastırlar. Karşılaştıkları sorunların olumsuz sonuçlanmasından, kötü şeyler yaşanmasından gereğinden fazla endişe duyarlar. Eğer aileler çocuklarının duygu yoğunluğunu fark edemezlerse, sorun karşısında çözüm üretmek yerine ondan uzak durmasını isteyebilirler. Bu şekilde aileler koruma iç güdüsü ile davrandığında bir taraftan çocuklarının öğrenme fırsatlarını elinden alırken bir taraftan da kaygının sürmesine neden olan kaçınmayı pekiştirirler. Örneğin parkta arkadaşlarının ona güldüğünü düşünen ve bu durumdan dolayı kendini dışlanmış hisseden bir çocuk ve aile hayal edelim.

    Eğer aile çocuklarına hemen uzak durmasını ve parka gitmemesini isterse aceleci ve zararlı (kaygıyı arttıran) bir çözüm önermiş olur. Onun yerine ne hissettiğine iyice kulak vermek, yaşadığı duyguya eşlik etmekle (empatik tutum) başlanmalıdır. Dışlanmasına neden olan olayı ve bu durum karşısındaki yorumunu (dışlanıyorum) test etmesini istemek ikinci adım olmalıdır. Zaten kaygısını anlatmış çocuk sakinleştikçe daha gerçekçi düşünebilecektir. Bu durumda arkadaşları ile tekrar oynamayı ve aynı şeylerin yaşayıp yaşamayacağını test etmesini istemek çocuğa öğrenme fırsatı sunacaktır. Unutmayın kaygı kaçındıkça artan bir duygudur. Çocuklarımızın kaygıyla yüzleşmesini, bu duygunun nedenlerini değerlendirmeyi öğretmek ailelerin temel görevlerindendir.

    Kalın sağlıcakla..

  • Çocuklarımızı anlamanın yolu…

    Ailelerin sordukları soruların başında, ‘neden böyle davranıyor, çocuklarımızı nasıl anlarız’ gelir. Aslında temel psikolojik gerçekleri bilmek, doğru iletişimi kurmak için şarttır. Hepimiz yaşadığımız olayları kendi zihinsel merceğimizin arkasından görürüz. Bu merceğin gerçeği kırma derecesi, kişiden kişiye değişir. Gözlük kullanan birisisinin belli bir süre sonra taktığını unutması gibi bizler de olaylar karşısındaki düşüncelerimizin bize ait yorumlar olduğunu, taraflı olduğunu unuturuz. Bu gerçeği unutmak, özellikle ailelerin çocukları ile iletişimde ciddi sorunlara ve neden olur.

    Örneğin çocuğumuzun okulda başarısı düşer, okula gitmek konusunda isteksizleşirse genellikle anne babalar okulda ne olduğuyla ilgili kısa bir soruşturma yaparlar. Çocuktan ya da öğretmenden somut bir neden çıkmaz ise suçlu bulunur. Suçlu tembelliktir (kendi merceklerinde). Çocukları derslerden bıkmıştır, onda okuyacak göz yoktur. Aslında olan biten çocuğun dünyasında neler olduğunun, neden böyle bir tepki verdiğinin, nasıl hissettiğini iyice analiz etmeden aceleci davranmak ve olumsuz etiketlemektir. Bazen bu tip bir isteksizliğin altından korktuğu için anne ve babaya söylenemeyen travmalar, bazen öğrenme sorunları bazen ise kaygılar çıkar. Sadece çocuklarının tepkilerine bakarak hızlı çıkarımlar yapmak birçok sorunu beraberinde getirir. O yüzden çocuklarımızın dünyasına olumlu bir ilgili ile yaklaşmak, onların duygularına eşlik etmek ve iletişim becerilerimizi geliştirmek gerekir. Ben yapılması gerekeni ‘kulakları açmak, ağızları kapamak’ şeklinde özetliyorum.

    Çocuklarımızı ve birbirimizi iyi anlayabilmek dileğiyle.

    Kalın sağlıcakla…