Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Sosyal fobi nedir? (sosyal anksiyete bozukluğu)

    Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler; tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli korku duyarlar. Çocuk/ergen, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtileri gösterir). Sosyal fobi tanısı koyabilmek için çocuklarda bu kaygı yaşıtlarıyla karşılaştıkları ortamlarda da görülmelidir. Çocuklardaki sosyal fobi; anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da tanıdık olmayan insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak dışavurulabilir. Çocuk ve ergenler küçük yaşta çok görülmemekle birlikte genellikle korkularının aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınırlar ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla buna katlanırlar. Sosyal fobi tanısını koyabilmek için bulguların en az 6 aydır devam ediyor olması gerekir. Bireydeki kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlarda sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki ve/veya eğitim işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin sıkıntıya yol açar.

    Sosyal fobisi olan çocukların yakın akrabalarında da sosyal fobi görülme sıklığı 3 kat daha fazladır. Kronik aile içi çatışmalar, ayrılıklar, kayıplar, öğrenme ve okul başarısındaki güçlükler, çocuklara karşı aşırı koruyucu tutum, devamlı olarak uyumlu davranılması konusunda çocuğa uyarıda bulunma, çocuğun her davranışının onanması (eleştirel yönlendirme ile karşılaşmama), sosyal ortamlarla başa çıkmanın öğretilememesi de sosyal fobi için önemli risk oluşturmaktadır.

    Sosyal fobi yaygınlığı çocuklarda %1, ergenlerde 5-10’dur. Kızlarda erkeklerden 2 kat daha sık görülür. Ortaya çıkma dönemi genelde ilk-orta ergenliktir .

    Sosyal ortamlarda; kızarma, ürperme, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, terleme, baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı, karın ağrısı, bulantı ve miksiyon ihtiyacı gibi vejetatif semptomlar görülebilir. Kaçınma ve kaçma ihtiyacı kişiyi etkisine alır. Yeterli göz kontağı kuramazlar ya da kurmaktan çekinirler. Sosyal ortamlarda konuşamaz, ketlenirler. Sosyal fobi, çocuklarda erişkinlerde faklı olarak öfke nöbeti şeklinde de ortaya çıkabilir.

    Sosyal fobinin %45’inde kronik gidiş görülür. Erişkin sosyal fobisi olanların çocukluğunu değerlendirildiğinde yaklaşık %50’sinde sosyal fobi öyküsü olduğu saptanmıştır. Tedavi olmaz ise okul başarısında düşüş, okul fobisi, yaşa özgü sosyal aktivitelerden kaçınma, sosyal ortamlarda kendini yetersiz hissetme, özgüven eksikliği, somatoform bozukluk semptomları, depresyon ve intihar girişimleri görülebilir. Sosyal fobinin erken başlaması, birlikte depresyon gibi diğer duygudurum bozuklukları, anksiyete bozuklukları ve alkol/madde bağımlılığının olması gidiş için olumsuz faktörlerdendir.

    Sosyal fobinin tedavisinde;

    1. Psikofarmakolojik destek

    2. Çocuğa sosyal becerilerin kazandırılması

    3. Çocuk ve ergende bilişsel yeniden yapılanmanın sağlanması

    4. Anksiyete ile başa çıkabilme becerilerinin kazandırılması

    5. Aile içinde anksiyete arttırıcı tutumların ele alınması

    6.Çocuk ve ergenin büyütülmesinde çok koruyucu tutum uygulanmaması

    7.Anksiyete bozukluğu olan ebeveynlerin de destek alması sağlanması.,,, önemlidir.

  • Yaygın anksiyete bozukluğu (yab)

    DSM IV Tanı ölçütleri:

    1. En az 6 ay süre ile hergün ortaya çıkan, birçok olay ya da etkinlik hakkında (iş ya da okulda başarı gibi) aşırı anksiyete ve üzüntü (endişeli beklentiler) duyma.

    2. Kişi, üzüntüsünü kontrol etmeyi zor bulur.

    3. Anksiyete ve üzüntü, aşağıdaki 6 semptomdan üçüne (ya da fazlasına) eşlik eder (son 6 ay boyunca hemen her zaman en azından bazı semptomlar bulunur). Not: Çocuklarda sadece bir maddenin bulunması yeterlidir.

    a) Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe

    b) Kolay yorulma

    c) Düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk çekme ya da zihnin durmuş olması

    d) İrritabilite

    e) Kas gerginliği

    f) Uyku bozukluğu (uykuya dalma ya da sürdürmede güçlük çekme ya da huzursuz ve dindirilemeyen uyku)

    YAB olan çocuklar ve ergenler; gelecekleri, sağlıkları, güvenlikleri, performansları ile ilişkili devamlı, kalıcı ve baş edebilmesi güç kaygı yaşarlar. Bu gruptaki çocuk ve ergenlerin yapısında genellikle mükemmelliyetçilik vardır. Kendi davranışlarında mükemmeli yapamadıklarını düşündüklerinde kaygıları tetiklenmektedir. Dışarıdan sürekli yaptıklarına karşı onay ve beğenilme bekler, eleştirilmeye dayanamazlar. Genellikle toplum kurallarına uyar, kural dışı davranışlardan son derece rahatsız olurlar. YAB olan bireylerde bağımlı kişilik özellikleri de sık bulunur. Bireyler genellikle huzursuz ve tedirgindirler.

    Bu çocuk ve ergenlerde kaygı durumlarına somatik yakınmalar da eklenebilir.

    YAB hemen her yaş grubunda yaygın olarak görülebilen (%3-8) bir ruhsal bozukluktur. Başlangıç genellikle 20 yaşından öncedir. Çocuk ve ergenlerdeki YAB’a diğer kaygı bozuklukları, alkol ve madde kötüye kullanımı, depresyon sıklıkla eşlik edebilir. YAB, kızlarda erkeklerden daha sık olarak görülür. Bireyler genellikle çok tedirgin görünürler. Sorulan sorular sırasında dahi yanlış söyleme kaygısı, ses tonlarında tedirginlik olabilir ve huzursuz oldukları hissedilebilir. Olayların sonucundaki olumsuzluklara daha çok odaklanırlar. Konuya konsantre olmakta zorluk yaşayabilirler, birlikte uyku düzensizlikleri görülebilir.

    Çocuk ve ergenlerdeki yaygın anksiyete bozukluğu; genellikle kronik giden, sürecinde artış ve azalmaların olabildiği, tedavi desteği olmadan düzelmenin genellikle görülemediği bir kaygı bozukluğudur. Stresle karşılaştıkça alevlenmeler sıklaşır.

    YAB’de görülen fizyolojik bulgular (çarpıntı, terleme gibi) nedeni ile kalp hastalıkları, troid hastalıkları gibi diğer bedensel hastalıkların ayırımı yapılmalıdır.

  • Çocuk ve ergenlerde sosyal fobi

    Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün önünde olabileceği toplumsal durumlarda bir eylemi gerçekleştirirken belirgin ve sürekli korku duymadır. Korkulan sosyal duruma maruz kalma anksiyete meydana getirir, utanma korkusu vardır ve sıklıkla panik atak görülebilir. Toplum önünde konuşma, sosyal toplantılara katılma, toplum içinde gösteri yapma, yabancılarla konuşma ve otorite figürüyle karşılaşma en sık görülen sosyal korkulardır. Çocuk ve ergenlerde anksiyete oluşturan durumlardan kaçınma görülebilir ve bu durum süregen bir sıkıntıya yol açabilir. Ayrıca çocuk ve ergenler korkularının mantıksız ya da yoğun olduğunun farkına varmayabilirler.

    Sosyal fobi yaklaşık çocuk ve ergenlerde %1 görülür. Yaşça büyük olan kesimde daha sıktır ve erişkinlerde en sık rastlanan anksieyete bozukluklarından birisidir. Çocuk ve ergenlerde sosyal fobinin tanınmadığı ve az tanın konulduğu, daha çok bu çocukların “utangaç” olarak geçiştirildiği bildirilmektedir. Klinik örneklemde %14.9 gözlenir. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler, başkalarının kendilerini aptal, garip, itici bulacağından ya da utanılacak aptalca bir şey yapacaklarından ya da söyleyeceklerinden korkarlar. Somatik belirtiler sıktır; kalp hızında artma, terleme, kızarma, titreme, mide bağırsak sistemi rahatsızlıkları ve davranışlar üzerinde kontrolün azalması görülebilir. Sosyal fobisi olanlarda olumsuz biliş daha çok utanma, olumsuz değerlendirilme ve reddedilmeye yönelik yoğun kaygılara odaklanmıştır.

    TEDAVİ

    Bilişsel davranışçı yöntemler sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir. Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin, bilişsel davranışçı yöntemler ile kombine edilmesi önemlidir. Sosyal fobinin ilaç ile başarılı bir tedavisi vardır.

  • Seçici konuşmazlık

    Çocuğun konuşuyor olmasına karşın, konuşması beklenen belli sosyal durumlarda konuşmamasıdır. Bunun sosyal fobinin bir varyantı olduğu düşünülmektedir. Seçici konuşmazlığı olan çocuklarda utangaçlık, utanma korkusu ve sosyal çekilme sıklıkla görülür. Bu çocukların hemen hepsi sosyal fobi ya da çekingen bozukluk tanısını almaktadır. Daha önceki bildirimlerin tersine, bu çocukların çoğunda erken dönemde travma ya da inatlaşma görülmemiştir. Çocuklarda ve ergenlerde görünüm farklı olabilir. Küçük çocuklarda sıklıkla öfke nöbetleri ya da anne babaya “yapışma” gözlenebilir. Okuldaki aktivitelere katılmayı reddedebilirler. Büyük çocuklar aile ya da sosyal toplantılarına katılmaktan uzak kalabilirler arkadaş ilişkilerine giremezler.

    TEDAVİ

    Bilişsel davranışçı yöntemler sosyal fobide başarı ile uygulanabilmektedir. Sosyal beceri geliştirme ve anksiyete azaltıcı tekniklerin, bilişsel davranışçı yöntemler ile kombine edilmesi önemlidir. Seçici konuşmazlığın tedavisinde ilaçlar da kullanılmaktadır.

  • Panik bozukluk nedir? Tanısı nasıldır?

    Panik bozuklukta görülen panik ataklar; bazen agorafobi ile birlikte bazen de agorafobisiz meydana gelebilir. Agorafobi bazen panik atak olmaksızın da meydana gelebilir.

    DSM IV Panik atak tanı ölçütü:

    Aşağıdaki semptomlardan dördünün birden başladığı ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma olmasıdır ve 13 fizyolojik ya da bilişsel belirtinin 4’ü olmalıdır:

    1.Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

    2.Terleme

    3.Titreme ya da sarsılma

    4.Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

    5.Soluğun kesilmesi

    6.Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

    7.Bulantı ya da karın ağrısı

    8.Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

    9.Derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

    10.Kontrolünü kaybetme ya da çıldıracağı korkusu

    11.Ölüm korkusu

    12.Paresteziler (uyuşma ya da karıncalanma duyumları)

    13.Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

    Agorafobi: Beklenmedik bir biçimde ortaya çıkabilecek ya da durumsal olarak yatkınlık gösteren bir panik atağın ya da panik benzeri semptomların çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği ( ya da sıkıntı doğurabileceği) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma. Agorafobik korkular arasında özel birtakım belirli durumlar vardır ki bunlar arasında tek başına evin dışında olma, kalabalık bir ortamda bulunma ya da sırada bekleme, köprü üzerinde olma ve otobüs, tren ya da otomobille geziye çıkma sayılabilir.

    Panik bozukluğun temel belirtisi panik ataklardır ve diğer anksiyete bozukluklarına göre çocuk ve ergende daha nadir olarak görülür. Aslında panik ataklar öncesinde herhangi bir gerçek tehdit ya da tehlike yoktur. Panik atak sırasındaki bulgular bireylerde kalp krizi geçiriyor olma, bayılabileceği, boğulabileceği, boğazının tıkanabileceği ya da yutkunamayabileceği gibi duygu ve düşünceler oluşturduğundan birey ölüm korkusu, çıldırma ya da kontrolünü kaybetme, delireceği gibi korkular yaşayabilir. Panik ataklar beklenmedik şekilde ani oalrak ortaya çıkar, 10 dakika içinde en üst düzeye ulaşır, daha sonra yavaşça azalarak yok olur. Çocuklar bazen belirtilerini dıştan gelen olaylara bağlayabilirler (arkadaşımla kavga ettiğim için kalbim hızlı çarpıyor gibi). Çocuk ve ergenlerde bilişsel belirtiler daha az olarak bildirilir. En sık kalabalık yerlerden kaçınma davranışları bildirilir (sinema, doğum günü kutlamaları gibi).

    Panik atak özellikle geç ergenlik dönemi ve 30’lu yaşlarda ortaya çıkar. Genel olarak yaygınlığı %1.5-3 arasındadır. Panik bozukluğu olan ergen ve erişkinlerin çocukluk döneminde de çeşitli kaygı bozuklukları yaşaması muhtemeldir (ayrılık kaygısı, sosyal kaygı,…). Panik bozukluk kızlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sık olarak ortaya çıkar.

    Panik bozukluğu olan bireylerin ailelerinde de panik bozukluk daha sık olarak görülmektedir. Panik bozukluğu her ne kadar ani olarak ortaya çıksa da araştırmalar başlangıç öncesinde stresli yaşam olaylarının olduğunu göstermiştir. Aile içi stresler, ana-baba ayrılığı, cinsel istismar gibi travmatik yaşantılar öncesinde daha sıktır.

    Panik bozukluğu olan çocuk ergenlerin %90’ında ayrılma anksiyetesi bozukluğu, sosyal fobi, yaygın anksiyete, depresyon gibi ruhsal bozukluklar birlikte bulunmaktadır.

    Tedaviye iyi yanıt vermekle birlikte nüksler ve kronik seyirler çok sık olarak görülür.

  • Travma sonrası stres bozukluğu (tssb)

    Gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kişinin fizik bütünlüğüne, bir tehdit olayını yaşama ya da başka bir kişinin ölümüne ya da ölüm tehdidi altında kalmasına yaralanmasına ya da fizik bütünlüğüne bir tehdit oluşturan bir olaya tanıklık etme ya da ailesinden birinin ya da bir yakınının beklenmedik ölümü ya da şiddete maruz kalarak öldürülmesi, ağır yaralanması, ölüm ya da yaralanma tehdidi altında kaldığını öğrenmesi gibi kişinin doğrudan yaşadığı aşırı travmatik bir stres kaynağının ardından birtakım özgül semptomların gelişmesidir.

    Kişi söz konusu olaya tepki olarak aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme, aşırı bir travmayla karşılaşma sonucu ortaya çıkan özgül semptomlar arasında travmatik olayı sürekli olarak yeniden yaşama, travmaya eşlik etmiş olan uyaranlardan sürekli olarak kaçınma, genel tepki gösterme düzeyinde azalma ve artmış uyarılmışlık semptomlarının sürekli bulunması gibi semptomlar vardır. Tanı semptom görünümü en az 1 aydır bulunuyor olmalıdır.

    Çocukluklarda cinsel yönden travmatik olaylar, gerçek bir şiddete başvurma ve yaralanma ya da şiddete başvurma ve yaralanma tehdidi olmayan gelişimsel olarak uygunsuz cinsel yaşantıları kapsayabilir. Travmatik olay çeşitli yollarla yeniden yaşanabilir. Kişi sıklıkla bu olayı elinde olmadan tekrar tekrar anımsar, olayın yeniden yaşandığı sıkıntı veren rüyalar görür. Nadir bazı durumlarda, kişi bir kaç saniyeden bir kaç saate dek, hatta günlerce sürebilen disosiyatif durumlarda olayın bazı öğeleri yeniden yaşayabilir ve kişi o sırada yine o olayı yaşıyormuş gibi davranabilir. Genellikle flashback’ ler olarak nitelenen bu epizodlarlar, tipik olarak kısadır, ama uzamış stres ve artmış uyarılma ile ilintili olabilir.

    Kişi travmaya eşlik eden uyaranlardan sürekli kaçınır. Kişi sıklıkla travmatik olayla ilgili düşüncelerden, duygulardan, konuşmaktan kaçınmak için özel bir çaba içinde olur. Psişik uyuşma ya da duygusal anestezi, olarak adlandırılan, dış dünyaya tepki verme düzeyinde azalma, genellikle travmatik olaydan hemen sonra başlar. Kişi bir geleceği kalmadığı duygusuna kapılabilir.

    Kişide travma öncesinde bulunmayan sürekli anksiyete ya da artmış uyarılmışlık semptomları gelişir.

    Bu semptomlar arasında;

    Travmatik olayın yeniden yaşandığı yineleyen kabus görmelere bağlı olabilen uykuya dalmakta güçlük,

    Hipervijilans,,

    Aşırı irkilme tepkisi gösterme sayılabilir.

    Bazı kişiler irritabilite ya da öfke patlamaları gösterdiklerini ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmakta ya da işlerini bitirmekte zorluk çektiklerini bildirirler.

    PTSB’ye yatkınlığı arttıran nedenler:

    1-Genetik yüklülük,

    2-Gelişim sorunlarının varlığı,

    3-Psikolojik olgunluğa kavuşamamış olma,

    4-Kültürel beklentiler,

    5-Mental retardasyon,

    6-Ailede psikotik bozukluk ve kişilik bozukluk varlığı,

    7-Negativistik tutum sergileyen yapıya sahip olma,

    8-Çocukluk döneminde fiziksel ve cinsel istismar öyküsü,

    9-Travmanın niteliği, şiddeti, sürekliliği,

    10-Olaya yüklenen anlamlar,

    11-Olay ardından yaşanan olaylar,…

    TSSB’ UNDA BELİRTİ VE BULGULAR

    1.Travmaya normal tepkiler arasında anksiyete, depresyon ve psikosomatik belirtiler vardır.

    2.Duygusal labilite ve olayların rüyalara konu olması sıktır

    3.Travma konusunu sürekli düşünme ve baskılanması arasında sürekli gelgitler yaşanır.

    4.Travmanın ağırlığına göre başa çıkma süresi 2 yıla dek uzayabilir

    Bir travmanın ardından yaşanan süreçler:

    1-Ağıt dönemi:

    Olaya bağlı olarak değişik derecelerde bir yas dönemi yaşanır.

    2-Yadsıma dönemi:

    ilk şokun ardından haftalar, aylar arasında değişen bir süre olay yadsınır. Bu dönemde amneziler, uyku bozuklukları, somatik belirtiler, aşırı hareketlilik, geri çekilme gibi belirtiler vardır.

    3-Dalıcı(intrusive dönem):

    Bu dönemde kişilerde irkilme yanıtının artması, dalıcı düşünceler kurma, değişken duygulanım, süregen aşırı uyanıklık, uyku rüya bozuklukları ortaya çıkar. Yoğun anksiyete ve delirme korkusu olabilir. Olgulara bu durumun geçici olduğu anlatılmalıdır.

    4-işleme fazı:

    Bu dönemde kişi travmanın anlamını, bununla ilgili anılarını düşünür, kaybının yasını tutar, gelecekle ilgili plan yapar.

    5-Tamamlama fazı:

    Tamamlama fazına gelecekle ilgili olumlu planlar yapılması ve eski etkinlikler dönülmesi ile ulaşılmış olur.

    TSSB’UNDA GİDİŞ

    Semptomlar genellikle travmadan sonraki ilk 3 ayda başlarsa da semptomlar başlamadan önce aylar, hatta yıllar geçtiğinde olabilir. Söz konusu bozukluğun semptomları ve yeniden yaşama, kaçınma ve aşırı uyarılmışlık semptomlarındaki baskınlık zamanla değişebilir. Semptomların süresi de değişir, olguların yaklaşık yarısında 3 ay içinde tam düzelme olur, birçoğunda semptomlar travmadan sonra 12 aydan daha uzun sürer. Travmatik olayın şiddeti, süresi ve kişinin olaya yakınlığı böyle bir bozukluk geliştirmeyi belirleyen en önemli etmendir. Postravmatik stres bozukluğunun aktarılmasında kalıtsal bir bileşke olduğuna ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bunun yanında, 1.derece akrabalarında depresyon öyküsü olması, PTSB geliştirmeye karşı artmış bir duyarlılık ile ilişkilidir.

  • Çocuk ve ergende şizofreni

    Şizofreni terimi ilk defa Eugen Bleuler (1911) tarafından kullanılmıştır. Şizofreni sosyal ve akademik hayatta ciddi sorunlara yol açtığı için erken tedavi ve destek verilmesi oldukça önemlidir.

    Çocuk ve ergenlik döneminde şizofreni genellikle sinsi (%80-85) başlar. Bozukluk öncesi genellikle tuhaf, eksantrik, çekingen, kaygılı, yalnız çocuklar olarak tanımlanırlar.

    Şizofreni yaygınlığı genel olarak %0.6-1’dir. En sık 20-30 yaşları (20-21 yaşlarında peak yapar) arasında başlangıç gösterir. Şizofreni 18 yaşından önce başlarsa erken başlangıçlı, 13 yaşından önce başlarsa çok erken başlangıçlı olarak adlandırılır. Ancak 13 yaşından önce çıkması çok nadirdir, tüm şizofreni hastalarının %10-15’inin başlangıcı 15 yaşın altındadır.

    Çocuğun yaşı ne kadar büyük ise şizofrenideki bulgular erişkine o kadar çok benzer. Genellikle 6 yaşından önce pozitif psikotik belirtilerin görülmediği kabul edilir. Sanrılar genellikle 6 yaşından sonra, varsanılar ise genellikle 9 yaşından sonra ortaya çıkar. Çocuklardaki psikotik belirtiler genellikle benliğe yabancı değildir. Çocuklar duygularının tümünü kolayca ifade edemedikleri için çocuklardaki sanrılar erişkinlere göre daha basittir. Çocukların yaklaşık olarak %50’sinde sanrı olur ve perseküsyon, somatik uğraşlar, referans fikirler, grandiosite ya da dinsel nitelik taşır. Çocuklardaki varsanıların çoğu (yaklaşık olarak %80’i) işitseldir. Genellikle suçlayıcı ya da emir verici, karşılıklı konuşma, çocukla ilgili yorum içeren seslerdir.

    Erkeklerde kızlara göre 1.5-2 kat daha sık görülür.

    Şizofreninin 5 tipi vardır:

    1.Paranoid tip

    2.Dezorganize tip

    3.Katatonik tip

    4.Rezidüel tip

    5.Farkılaşmamış tip

    Çocuklarda genellikle paranoid ve ayrışmamış (farklılaşmamış) tip görülür.

    Şizofreni için belirlenen farklı tanı ölçütleri vardır.

    DSM-IV-TR tanı ölçütlerine göre şizofreni:

    A-Karakteristik Semptomlar: Bir aylık bir süre boyunca 5 tanı ölçütünden en az 2 tane veya daha fazlasının devam etmesi (Bizar sanrı var ise 1 semptom yeterli; varsanılar kişinin düşünce ve davranışları üzerine konuşan sesler var ise 1 semptom yeterli )

    1- Sanrı,

    2- Varsanı,

    3- Dezorganize ya da enkoheran konuşma,

    4- Dezorganize ya da katatonik davranış,

    5- Negatif semptomlar (afekt sığlığı, konuşma fakirliği, apati),

    B- Toplumsal/Mesleki işlev bozukluğu olmalı

    C- Belirtiler en az 6 ay sürmeli (6 ayın en az 1 ayı A tanı ölçütlerini kapsamalı)

    Schneider şizofreni tanı ölçütleri

    1.İşitsel varsanılar (kendi düşüncelerinin işitilebilmesi, tartışan ve kendisi hakkında yorum yapan sesler)

    2.Bedensel edilgenlik (bedeninin dış güçler tarafından etkilenmesi)

    3.Düşünce bozuklukları (düşünce çalınması, sokulması, okunması, yayınlanması)

    4.Sanrısal algılama (sanrılara bağlı algı bozuklukları)

    5.Davranışlarının başkalarının etkisi altında olduğu duygusu.

    ŞİZOFRENİ BOZUKLUĞUNDA İYİ/KÖTÜ GİDİŞİ GÖSTEREN KRİTERLER:

    1.Geç başlangıç iyi gidişi gösterir. Özellikle 12 yaş altındaki başlangıçlarda gidişat daha kötü ve kronik seyreder.

    2.Akut ve ani başlangıç gizli ve yavaş başlangıca göre daha iyi gidişatı gösterir.

    3.Başlangıçta belirgin bir stres faktörü var ise iyi gidişatı gösterir.

    4.Bozukluk öncesi sosyal, toplumsal, akademik uyum ne kadar iyi ise gidişat da o kadar iyi olur.

    5.Birlikte depresyon, OKB gibi ek bir ruhsal bozukluğun olması kötü gidişatı gösterir.

    6.İyi bir çevre, aile, eğitim desteğinin olması iyi gidişatı gösterir.

    7.Hastada pozitif semptomların olması (sanrı, varsanı, …) iyi gidişatı gösterir.

    8. Erken tanı konulma ve erken tedavi yaklaşımı iyi gidişatı gösterir.

    9.Ailede şizofreni, duygudurum bozuklukları gibi ruhsal bozukluk öyküsünün olması kötü gidişatı gösterir.

    10. Hastalığın başlangıcından sonraki 3 yıl içinde iyileşmenin olmaması ve klinik bulgularda alevlenmelerin olması kötü gidişi gösterir.

    AYIRICI TANI

    1.Yaygın gelişimsel bozukluklar (otizm, asperger sendromu,…)

    2.Kişilik bozuklukları (şizotipal, borderline, şizoid, paranoid)

    3.Şizofreniform bozukluk

    4.Kısa psikotik bozukluk

    5.Duygudurum bozuklukları

    6.Organik sendromlar,…

  • Çocuklarda tik bozuklukları

    Tikler ani, tekrarlayıcı, ritmik olmayan, basmakalıp hareket, mimik ya da ses çıkarma davranışlarıdır. Tikler çocukluk çağının en sık görülen hareket bozukluğudur. Okul çağı çocuklarında motor ve/veya vokal tik görülme oranı %5-20 arasında değişmektedir. Motor tikler genellikle 3-8 yaşlarında (2-18 yaş) göz kırpmalar ya da diğer yüz tikleri şeklinde ortaya çıkar. Motor tikler genellikle yüz, baş ve boyun bölgesinde yerleşmiştir. Vokal tikler genellikle motor tiklerden birkaç yıl sonra (ortalama 9-10 yaşlarında) burun çekme ya da boğaz temizleme atakları şeklinde ortaya çıkarlar. Tiklerin tanım olarak 18 yaşından önce başlamış olması kabul edilmektedir.

    Motor ve vokal tikler genellikle kaygı, gerginlik, heyecan, stres, bazı ilaçların kullanımı, enfeksiyonlar, sıcak hava ve yorgunluk… ile artarken, uyku sırasında, sevilen bir işe yoğunlaşıldığında ya da kişinin kendini rahatlamış hissettiği durumlarda… azalır ve/veya kaybolurlar. Yoğun emosyonel uyarılmalar ve heyecan yaratan olaylar, okulun başlaması, doğum günleri, yaklaşan tatiller gibi durumlarda da tiklerin yoğunluğu ve şiddeti artabilir. Tiklerin dalgalı seyri genellikle 10-12 yaşlarında en hızlı düzeydedir. Bu düzey ergenlik dönemi sonrasında 20’li yaşlarla birlikte azalma gösterir. Gidişi kötüleştiren etkenler arasında birlikte görülen gelişimsel ve ruhsal bozukluklar, zayıf aile desteği, kokain gibi madde kullanımı, kronik hastalıklar,… sayılabilir.

    Gelip geçici tik bozukluğu

    Tekil ya da çoğul motor ve/veya vokal tikler en az dört hafta süreyle hemen hergün günde birçok kez ortaya çıkar ve bu tikler bir yıldan daha uzun süre devam etmez.

    Kronik vokal ya da motor tik bozukluğu

    Tekil ya da çoğul motor ve/veya vokal tikler bir yıldan uzun süredir devam etmekte, ardışık 3 aydan daha uzun süre tiklerin olmadığı dönem bulunmamaktadır.

    Tourette Sendromu (TS)

    Bir yıldan daha uzun bir dönem boyunca çoğul motor ve bir ya da birden fazla vokal tikin bulunması, ardışık 3 aydan daha uzun süre tiklerin olmadığı dönemin bulunmaması olarak tanımlanmaktadır. Erkeklerde kızlardan daha sık (3-4/1) görülmektedir. Başlangıç yaşı ortalama 6-7’dir.

    Başlangıçta hastaların yaklaşık olarak %80’inde motor tik, %20’sinde vokal tik vardır. En sık görülen başlangıç tikleri göz ve diğer baş ve boyun motor tikleridir. Vokal tikler, genellikle motor tiklerden bir-iki yıl sonra ortaya çıkar. TS’de vokal tik olarak görülebilen koprolali (küfürlü konuşma) ortama 13-14 yaşlarında başlar. TS’de ekolali (duyulan ses ve sözcüklerin taklidi), ekopraksi (başkalarının hareketlerinin taklit edilmesi), kopropraksi (istem dışı, açık saçık hareket ve işaretler yapma), palilali (kendisinin söylediği son hece veya kelimenin taklidi) de nadiren karmaşık vokal tikler olarak görülebilmektedir.

    TS ile birlikte %50-90 sıklığında karşıt olma karşı gelme bozukluğu, davranım bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve/veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu görülür. Özel öğrenme güçlüğü de TS olgularının %15-25’inde birlikte görülebilir.

  • Zeka geriliği (mental retardasyon) (mr)

    Zeka geriliği; güncel kullanımlarda; zihinsel gelişme geriliği, zeka yetersizliği, zeka özrü, normal altı zeka, oligofreni, gelişimsel engellilik, gelişimsel gecikme olarak da adlandırılır.

    Zeka geriliği, klinik muayene bulgularına göre ya da yapılan IQ (zeka testi) testine göre zeka düzeyinin 70 ya da altında olması olarak tanımlanabilir. Zeka geriliği sıklığı, çeşitli toplumlarda %2-3 olarak verilmektedir. Erkeklerde daha sıktır. Zeka geriliği olan çocuklar genellikle konuşmada gecikme yakınması ile getirilirler. MR olan bireylerin %10’unda ciddi düzeyde ek psikiyatrik bozukluk bulunur. Zeka düzeyi düştükçe birlikte bulunan organik bozukluk ve epilepsi riski artmaktadır.

    Zeka düzeyleri

    Hafif düzeyde MR

    IQ düzeyi 50-55 ile yaklaşık 70 arası.

    Orta derecede MR

    IQ düzeyi 35-40 ile 50-55 arası

    Ağır derecede MR

    IQ düzeyi 20-25 ile 35-40 arası

    İleri derecede ağır MR

    IQ düzeyi 20-25’in altında

    MR, şiddeti belirlenmemiş

    IQ testleri ile düzey ölçülemez, ancak MR olduğuna dair güçlü kanıt var

    Nedenler

    MR’un pek çok nedeni bulunmaktadır. Doğum öncesi döneme ait (prenatal nedenler) %50-55’ini, Perinatal nedenler (doğum sürecine bağlı) %10-15’ini, Postnatal nedenler (doğum sonrası nedenler) %8-10’unu oluşturur.

    Prenatal Nedenler

    Genetik bozukluklar: Down sendromu, tuberoskleroz, frajil X sendromu, fenilketonüri, prader willi sendromu, Angelman sendromu, amimoasit metabozlizma bozuklukları,…-Annenin geçirdiği enfeksiyonlar: CMV, HIV, toksoplazma, HSV…
    -Toksinler: Sigara, alkol, bağımlılık yapıcı diğer maddelerin kullanımı,…
    -Plasental yetmezlik, gebelik toksemisi, annedeki metabolik bozukluklar (hipotroidi, şeker hastalığı…),…

    Perinatal nedenler:

    -Enfeksiyonlar (ensefalit, menenjit,…)
    -Doğum sürecine bağlı asfiksi
    -Hiperbilirubinemi
    -Havaleler…

    Postnatal nedenler:

    -Enfeksiyonlar (ensefalit, menenjit)
    -Toksinler (kurşun, civa,…)
    -Psikososyal yoksunluk
    -Sinir sistemi travmaları
    -Sinir sistemi tümörleri
    -Metabolik hastalıklar,…

    IQ değeri 50-70 aralığında olanlar ‘eğitilebilir’, 50’nin altında olanlar ‘öğretilebilir’ kabul edilmektedir.

    Eğitilebilir terimi, çocukların okuma, yazma, matematik gibi temel akademik becerileri öğrenebileceklerini açıklamaktadır. Zeka geriliklerinin %85’i bu gruptadır (hafif düzeyde MR). Genellikle okula başlamadan önce zihinsel yetersizlikleri anne-baba veya çevre tarafından fark edilmez. Genellikle motor gelişimleri normaldir, bir miktar konuşma gecikmesi görülebilir. Günlük hayattaki çoğu gereksinimlerini kendileri karşılarlar. Büyük kısmı ilköğretimi destekle tamamlar. Çoğunlukla erişkin hayatlarında kendi başlarına yaşayabilirler. Hafif düzeydeki MR olan olgular ilköğretim 6. sınıf düzeyinde akademik başarı elde edebilirler.

    Öğretilebilir terimi, temel akademik becerilerde eğitilemezler ancak günlük yaşamın gerektirdiği sosyal uyum, pratik iletişim ve özbakım becerileri öğretilebilir. Zeka geriliklerinin %10’u orta düzeyde zeka geriliğidir. Anlama ve dil yetisi, kendine bakma işlevleri ve motor becerilerde gerilikler vardır. Orta düzeyde MR olan olguların bazıları ilkokul 1. sınıf düzeyine ulaşabilir, ancak eğitimleri genellikle günlük yaşam becerileri ve özbakımın sağlanması ile sınırlıdır.

    Ağır, ileri derecede ağır ve zeka düzeyi belirlenemeyen olguların sürekli gözetim altında tutulmaları gerekir ve her türlü bakımları diğer kişiler tarafından saptanmalıdır. Bu gruptaki çocuklara çok erken yaşlarda tanı konulur, belirgin motor gerilikleri vardır ve konuşma yetilerini ya geç ya da çok az kazanırlar ya da kazanamazlar.

    Mental retardasyonu olan çocukların eğitim ve öğretiminde birlikte bulunan sebepler de önemli yer almaktadır. Bazı bozukluklar kronik ve progresif (gittikçe kötüleşebilen) gidiş gösterir. Bu durumlarda da çocukların kazanabileceği becerilerde sınırlılıklar ortaya çıkar.

    Gidiş
    Mental retardasyon terimi damgalayıcı olsa da her zaman yaşam boyu sürmeyebilir. Çocuklardaki MR’nin şiddeti, birlikte başka bir organik bozukluğun olup olmaması, zamanında ve uygun özel/genel eğitimlerin sağlanabilmesi, ek psikiyatrik bozuklukların (otizm gibi) bulunup bulunmaması gibi faktörler gidişatta belirleyici olabilir. Özellikle okul öncesi dönemde başlanan ve zihinsel yeteneklerin çeşitli alanlarını içeren eğitim, sorunları çözebilme, soyut düşünebilme, akademik olarak ilerleme sağlamada etkin olabilir.

  • Çocuklarda obsesif kompulsif bozukluk (okb)

    OKB, bireyin sosyal, mesleki işlevselliği ve toplumsal etkinlikleri üzerinde önemli ölçüde bozulmaya neden olan, obsesyon (saplantı) ve kompulsiyonlarla (zorlantı) karakterize, süregen bir hastalıktır. Obsesyonlar, kişinin iradesi dışında oluşan, bastırılamayan iç sıkıntısına yol açan, yineleyici bir biçimde kendini gösteren düşünceler, dürtüler ya da düşlemler olarak tanımlanır.

    Kompulsiyonlar ise, rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak ya da korkulan sonuçlardan korunmak veya kaçınmak için yapılan tekrarlayıcı davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Kişi bu düşünceleri, dürtüleri ve eylemleri normal yaşantısıyla örtüştürmez, mantığına, inançlarına, ahlak anlayışına ters bir durum olarak algılar.

    OKB’nin yaygınlığı çocuk ve ergenlerde %0.2-4 arasında değişmektedir. OKB’nin başlangıç yaşı, en sık 7, ortalama 10’dur. Ancak yaşamın ilk yıllarında dahi klinik olarak tedavi gerektirebilen OKB olguları bulunmaktadır. OKB ne kadar erken yaşta başlarsa gidişatı o kadar kötü olmaktadır. Bilimsel araştırmalar OKB olan erişkinlerin %80’inin belirtilerinin 18 yaşından önce başladığını göstermiştir.

    OKB’nin başlangıcı genellikle çocukluk ya da ergenlik çağında ve sinsi olmaktadır. Erkek çocuklarda OKB daha ağır seyretmekte, kızlara göre birlikte ek ruhsal bozukluk daha sık bulunmaktadır.

    OKB’nin genellikle başlaması ile tanı konulması arasında geçen süre 2-3 yıl olmaktadır. Hastalığın bu kadar geç tanı almasının sebepleri arasında, çocukların kaygısının, tekrar tekrar sormalarının azalacağı düşüncesiyle ailelerin de obsesyon ve kompulsiyonlara eşlik etmesi, ailelerin ve çocukların belirtileri gizlemeleri, subklinik obsesyon ve kompulsiyonları olan ebeveynlerin çocuklarının semptomlarını fark etmemeleri, çocukların kendi obsesyonlarını ve kompulsiyonlarını iç görülerinin zayıf olması nedeniyle normal algılamaları, özellikle ergenlerin düşünce ve davranışlarındaki anormallikleri başkalarının öğrenmesi sonucunda damgalanacaklarını düşünmeleri, OKB’nin çocuk ve ergen sağlığı ile ilgilenen tıbbi personel ve doktorlarca iyi bilinmemesi, sayılabilir.

    OKB olan çocuklarda zeka düzeyi normal toplum normlarındadır.

    Tüm yaş gruplarında en sık görülen obsesyon bulaşma ile ilgili yineleyen düşüncelerdir. Kompulsiyonlar yineleyici davranışlar (ör.el yıkama, sıraya koyma, kontrol etme) ya da zihinsel eylemlerdir (dua etme, sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yineleme). Kompulsiyonların amacı anksiyeteden korunmak ya da bunları azaltmaktır. En sık görülen kompulsiyonlar yıkanma ve temizlenmedir.

    Olguların %95’inde obsesyonlar ve kompulsiyonlar bir aradadır.

    NORMAL ÇOCUKLARDA GÖRÜLEBİLEN RİTÜELLER

    Ritüel

    Yaş

    Yatma ve yeme ritüelleri

    Küçük çocuklarda (6 yaşına dek sürebilir)

    Günlük eylemlerde değişime direnç

    Küçük çocuklarda (2-4 yaş)

    Çizgilere basmama

    Küçük çocuklarda

    Kontrol etme/denetleme

    Küçük ve büyük çocuklarda

    Sayma ve şans numaraları

    Büyük çocuklarda

    Dokunma

    Büyük çocuklarda (oyun oynarken)

    Yıkanma

    Okul öncesi çocuklarda (hafif şekilde), bazen ergenlerde

    Kirlenme/mikrop kapma korkusu

    Küçük ve büyük çocuklarda (hafif şekilde)

    ÇOCUKLARDA OKB’YE EŞLİK EDEN RUHSAL BOZUKLUKLAR

    OKB’de eştanı yaygınlığı %40-50’dir. Majör depresif bozukluğun OKB’si olan çocuk ve ergenlerde yaşam boyu görülme oranı %65-80 gibi oldukça yüksek oranlarda bildirilmektedir. Anksiyete bozukluklarının (yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, …) biri ya da birkaçının OKB ile birlikte görülme oranı da %50’lerdedir. Bunun yanı sıra tik bozuklukları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, davranım bozukluğu gibi diğer ruhsal bozukluklar da sıklıkla çocuk ve ergendeki OKB’ye eşlik edebilir.