Kategori: Çocuk ve Ergen Psikiyatristi

  • Yaz rehavetinden okul disiplinine geçebilmek için öneriler

    Yoğun bir okul döneminin ardından geçirilen yaz tatili çocukların akran ve aile ilişkilerini geliştirebilmeleri, dinlenmeleri, fiziksel etkinliklere katılabilmeleri, oyun oynayabilmeleri ve gezmeleri için bir fırsattır. Ancak, yaz tatilinin sona ermesi ile çocuğun uyku ve beslenme döngüsünün düzene girmesi, derslere katılımının sağlanması, ekran karşısında geçirdiği zamanın kısıtlanması, ev ödevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Okulun açılış günü yaklaşırken ailenin gündemi değişebilir ve çocuklar bir anda değişen sürece uyum sağlamakta zorlanabilir. Doğru bir iletişim ve günlük etkinliklerin okul açılmadan önce yapılandırılmaya başlaması ile çocukların okula uyumu kolaylaşabilir.

    1. Yaz tatilinin bitişi ve çocuğunuzun bu konudaki duyguları hakkında konuşun:

    Yaz tatilinin bitişini ve okulun açılacağı tarihi çocuklara hatırlatmak, onların okula uyumunu kolaylaştıracağı için önemlidir. Ancak bu konuyu ve okul döneminde sorumluluklarının artabileceğini sürekli vurgulamaktan kaçınmak uygun olacaktır. Çocuklarda yaz tatili sonrası okula başlarken gerginlik ve bir miktar kaygı olağandır. Özellikle yeni bir okula başlayacak olan çocuklarda bu endişe daha belirgin olabilir. Hem çocukların hem de onların ailelerinin okul dönemi başlarken bir miktar kaygı yaşamalarının olağan olduğunu bildirmek çocuğunuzu rahatlatabilir. Okul dönemi içerisindeki sorumlulukların yanında, çocuklarla bir sohbet havasında; özledikleri sınıf arkadaşlarından, okulun sosyal ortamından, gezilerden konuşmak, geçmişteki okul yıllarına ait olumlu anılara odaklanmak çocukların kaygılarını azaltabileceği gibi, okula uyumlarını da kolaylaştıracaktır.

    2. Sabahları uyanma ve okula hazırlanma rutini için planlama yapın:

    Yaz tatilinin bitişinin en önemli göstergesi çocukların sabahları daha erken kalkmak, okul için giyinmek ve eşyalarını hazırlamak zorunda kalmalarıdır. Çocuğunuzun bu rutine daha kolay alışabilmesi için okul dönemindeki servis ve ders saatleri ile ilgili olarak ona bilgi vermeniz ve kendisinden beklenen sorumlulukları açıklamanız onun bu rutine alışmasını kolaylaştıracaktır. Sorumlulukları basit ve net yönergeler ile açıklamak, bunları bir liste haline getirip, yatağının baş ucuna asmak sabahları hazırlanmayı kolaylaştırabilir. Daha küçük sınıflarda bu liste resimli ve çıkartmalı olarak hazırlanıp ilgi çekici hale getirilebilir. Sabah rutinleri okul açılmadan önceki hafta bir kaç kere denenebilir. Bu denemelerde eksiklerden çok, çocuğun yapabildiklerine odaklanmak ve yapabildiği şeylerle ilgili övgü ve olumlu geri bildirimler vermek hem motivasyonunu hem de kendine güvenini artıracaktır.

    3. Yaz ödevleri ve ev ödevlerinin tamamlanabilmesi için planlama yapın:

    Çocukların okulda öğrendiklerini pekiştirebilmeleri için yaz ödevlerinin tamamlanması önemlidir. Ancak çoğu çocuk tatildeki seyahatlar ve etkinliklere kapılıp, ödevlerini tamamlamayı ihmal edebilir. Okulun açılışı yaklaştığında bu ödevlerin bir anda hatırlanabilir ve ana babalar kalan sürede ödevlerin bitirilmesi için çocukları zorlayabilir. Ancak, bir haftalık sürede tamamlanacak yaz ödevi hem gerekli pekiştirme işlevini sağlamayacak hem de çocuğun kaygılarını ve ebeveynler ile çatışmalarını artıracaktır. Bunun yerine yaz ödevini bir- iki kere hatırlatmak ve tatilin kalan süresinde yapabildiği kadarını tamamlayabilmesi için yardımcı olmak önerilebilir. Yeni okul yılındaki ev ödevleri için yazılı bir plan hazırlamak, okul sonrası ödevleri biriktirmeyip, düzenli olarak yapmanın önemini vurgulamak çocukların okula uyumunu kolaylaştırabilir. Küçük sınıflardaki çocuklar için hazırlanan planlarda görseller ve çıkartmaların kullanılması çocukların uyumunu artırabilir. Ödevlerin 20- 30 dakikalık küçük parçalara bölünmesi ve tamamlanan her parçadan sonra çocuklara olumlu geri bildirim verilmesi çocukların uyumunu kolaylaştırır ve motivasyonlarını artırabilir.

    4. Uyku düzenini planlayın:

    Hemen her çocuk için yaz tatili, gece geç yatabilmenin, sabahları geç kalkabilmenin, ebeveynlerle birlikte daha fazla zaman geçirmenin olağan olduğu bir dönemdir. Okulların açılması ile birlikte bu düzeni aniden değiştirmekte zorlanabilir ve yatış/ kalkış zamanları ile ilgili olarak ebeveynlerle çatışabilirler. Yaz tatili sona ermeden okul döneminde geceleri ne zaman yatılacağının planlanması, bu planın yazılı hale getirilmesi çocukların uyumunu kolaylaştırabilir. Okullar açılmadan önce çocukların yatış saatlerini her gece 10- 15 dakika kadar erkene çekmek ve ani değişikliklerden kaçınmak uygun olabilir. Uyku düzenini oturtabilmek için gün içi kestirmelerin de engellenmesi gereklidir.

    5. Ekran zamanını düzenleyin:

    Çocuklar yaz tatillerinde televizyon, telefon/ tablet karşısında daha fazla zaman geçirebilir ve bilgisayar/ konsol oyunları ile daha çok oynayabilir. Uyku düzeninde olduğu gibi bu alanda da ani değişikliklerden kaçınmak ve tatilin kalan süresi için ekran karşısında geçirilen zamanı yavaş yavaş azaltmak çocukların okula uyumunu kolaylaştıracaktır. Okul döneminde çocukların televizyon/ telefon/ tablet ve oyunlarla ne kadar zaman geçirebileceği önceden planlanabilir ve planlamaya çocuklar da dahil edilebilir. Çocukların ekran karşısında geçirdiği zamanı ayarlayabilmek için alarm kurulabilir ve bu alarmın kararlaştırılan süreden yarım saat, on beş ve beş dakika önce bir kaç kere çalması sağlanabilir.

    6. Öğünleri düzenleyin:

    Çoğu çocuk, yaz tatillerinde beslenme düzenini de aksatmaktadır. Tatilin sonlanmasından önce bu konuda konuşulması ve planlama yapılması uygun olabilir. Öğünler planlanırken abur cubur yerine sağlıklı beslenmenin önemi vurgulanabilir.

    7. Banyo ve kişisel temizliği düzenleyin:

    Çocuklar yaz tatillerinde diş fırçalamayı, tırnaklarını kesmeyi ve banyo yapmayı aksatabilir. Tatil bitmeden önce kişisel temizliğin önemi konusunda çocuklarla konuşulabilir ve bu konuda bir planlama yapılabilir. Çocukların eksik kaldığı alanlardan çok yapabildiklerine odaklanmak bu konudaki uyumlarını artıracaktır.

    8. Bireysel sorumluluklar verin:

    Okula hazırlığın çocuğun da etkin katılımı ile gerçekleştiğini vurgulayın. Bu nedenle okul için üniforma ve gerekli malzemeleri alırken beraber alışveriş yapın ve onun seçim ve tercihlerini de göz önünde bulundurun.

    9. Okulu sadece sorumluluklar ve dersler temelinde algılamasını engelleyin:

    Özellikle daha küçük sınıflardaki çocuklarda okulun aynı zamanda akran ilişkileri ve oyun için önemini de vurgulayın. Bunun için onu sınıf arkadaşları ile buluşturabilir, veya okul bahçesinde oyun oynamalarını sağlayabilirsiniz. Diğer tüm etkinliklerde olduğu gibi burada da çocuğun istek ve tercihlerini göz önüne alın.

    10. Okul malzemelerini bir gece önceden hazırlayın:

    Özellikle okulun ilk günü sabah yoğunluğunu ve tartışmaları engellemek için okul malzemelerini ve çantasını geceden hazırlayın. Bir gece önceden hazır olmanın önemi ve faydaları hakkında çocuğunuzla konuşun.

    Çoğu çocuk yukarıda sıralanan öneriler ve benzerleri ile okula görece rahat biçimde uyum sağlayabilir. Yine de uzun süren, çocuğun ve ailenin ilişki ve iletişimini bozan okula uyum sorunlarında bir ruh sağlığı çalışanından yardım almaktan çekinmeyin.

  • Çocuğun ruhsal gelişiminde anne-baba tutumlarının etkisi

    Anne babaların ilk görevleri çocuğun bakımını sağlamak, onu korumaktır. Çocuk büyüdükçe ana-babaların işlevi çocuğun davranışı denetleme, yönlendirme, cesaretlendirme etrafında yoğunlaşır. Çocuğun gelişimi, sağlıklı bir insan olabilmesi için duygusal gereksinmelerinin de karşılanması çok önemlidir. Toplumsal gereksinmeler, duygusal gereksinmelerle sıkı sıkıya bağlıdır. Çocukların gerek yaşıtlarıyla gerekse aile içinde bireylerle iyi ilişkiler kurabilmeleri için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi de ana babaların görevidir. Ana babaların işlevi çocuklarına en geniş anlamda bilgi sağlamayı ve beceri kazanmayı öğretmektir. Sonuç olarak denilebilir ki tüm bu gereksinmeleri yeterli olarak karşılanabilirse sağlıklı nesiller yetiştirmek mümkün olacaktır.

    İnsanın en önemli gelişim dönemleri sırasında birlikte olduğu ve sürekli etkileşim içerisinde bulunduğu anne ve babanın tutumlarının önemi kişiliğin sağlıklı oluşmasındaki önemi yadsınamaz. Anne-baba-çocuk ilişkisi, temelde anne ve babanın tutumuna bağlıdır. Tutum doğrudan gözlenebilen bir özellik değil, davranışa hazırlayıcı bir eğilimdir.

    Ancak ana babaların veya onların yerine geçen kişilerin çoğu kez açık olmayan, hatta kendilerinin bile farkında olmadıkları hatalı tutumlar sergiledikleri bilinmektedir. Bu hatalı tutumlar ve ortaya çıkardıkları sorunlar aşağıda özetlenmiştir.

    Aşırı Koruyucu Tutum:

    Koruma ve himaye etme normal bir annelik ve babalık davranışıdır. Ancak koruma ve kollama davranışının çocuğun kendini gerçekleştireceği faliyetleri engelleyecek şekilde yaygınlaştırmak aşırı koruyucu ebeveyn davranışı olarak değerlendirilmektedir. Bu tutumla çocuklara aile içinde devamlı korunmaya muhtaçmış gibi davranılır, ana-baba çok müdahelecidir, çocuğa kendi kararlarını vermesi için yeterli zemin hazırlanmaz. Adler’e göre aşırı korunup şımartılan çocukların hiçbir engelle karşılaşmalarına izin verilmemiş ve yetenekleri gereğince gelişmemiştir. Yetişkin yaşama yeterince hazırlık yapma olanağı bulamamıştır. Aile dışındaki kişilerle ilişki kurmazlar. Bu çocukların bir diğer özelliği de başkalarından çok kendilerini düşünmeleridir ve bu da sosyal duyguların gelişmediğinin belirtisidir. Çocuğa gösterilen sürekli koruyuculuk onun dünyayı düşman bir çevre olarak algılamasına, çocukta her zaman güçlüklerden korkma gibi bir duygu belirmesine, sadece hayatın olumlu yönleriyle karşılaşacak şekilde yetiştirildiğinden güçlükler karşısında beceriksiz tavırlar almasına, herhangi bir işi yalnız başına yapmaları gerektiğinde başarı gösterememelerine, günlük yaşamdaki değişikliklerden kaygı duyup, ilerideki yaşamda sürekli bir koruyucu aramalarına neden olur. Bu çocuklar yetişkin yaşama ulaştıklarında kendilerinin katkıları olmasa da toplumun kendisine bir yaşam sağlamakla yükümlü olduğuna inanırlar. Dolayısıyla toplumun vermediği hakları kendilerine tanımaya kalkışırlar, sonuçta pek çok hatalar ve başarısızlıklar yaşarlar.

    Aşırı Baskılı –Otoriter Tutum :

    Otoriter ana-babalık etme, çocuklarla tartışmadan, anlaşmadan, onların isteklerini hiçbir şekilde kabul etmeksizin ana babalar tarafından kararlaştırılan kural ve emirlerin çok sıkı uygulanmasıdır. Otoriter ailelerde iletişim boyutundaki davranışlara bakıldığında:

    İletişim konuları sınırlıdır, çocuk ebeveynin konuşmalarına katılmaz, babayla iletişimde çoğu kez anne tampon olur, sürpriz/kritik sorulara anne veya baba genellikle kaçamak cevap verir, çocuğun öğretmeni hakkında kötü söz söylemesine izin verilmez, çocuğun anne babaya kızmasına izin verilmez , çocuğa karşı ebeveyn tarafından sıcak hitaplar kullanılır ve fazla yakınlık gösterilirse çocuk haddini aşar veya zayıf karakterli olur diye düşünülür , kararların çocuk tarafından sorgulanmasına izin verilmez. Sosyal ilişkiler boyutunda ise çocuk ebeveynin uygun görmediği bir kimseyle arkadaşlık edemez, çocuk bu ilişkide ısrarcı olursa ceza uygulanır, hiçbir arkadaşının evine gidemez, fazla oyun ve spor çocuğun derslerindeki başarısını etkiler diye düşünür ve bu konuda kısıtlama getirir, çocuğun değil kendisinin uygun gördüğü mesleğe girmesine çalışır, çocuğun nerede olduğunu ve ne yaptığını bilmesi şarttır, çocuğun ne yediği ne kadar yediği ile yakından ilgilenir, çocuğa duygularını her zaman kontrol etmesini öğretir çocuğun ana-babanın bilmediği sırları olmamalıdır diye düşünür, çocuk ‘’ben’’ in uzantısıdır, ‘’ben’’i iyi yansıtmazsa beni karalar inancındadır. Fiziksel ceza en iyi disiplin şeklidir diye düşünür, çocuğa karşı sözel saldırganlığa sık sık ve en ufak bir istenmedik davranış karşısında başvurur, kullandığı ceza türlerinden birisi de sevgisini kısmaktır, en büyük suç büyüklere karşı gelme, onların ısrar ettikleri konuda onlara itaatsizlik diye düşünür azarlama ve negatif eleştirilerin çocuğu daha iyiye götürdüğüne inanır.

    Böyle bir ortamda yetişen çocukta ise otoriteye tam itaat, yabancı olan herşeye karşı güvensizlik, dünyayı ve hayatı tehtid edici olarak görme düşüncede katılık ( siyah-beyaz düşünce ), kudrete aşırı hayranlık ve zayıflığı aşırı hoş görme, kendi bastırılmış dürtülerini başkalarına yansıtma gibi otoriteryen kişilik yapısına uygun özellikler gelişir.

    Aşırı baskı ve sıkı disiplin anlayışıyla yetiştirilen çocuklarda genel olarak üç tür tepki görülür :

    1 . Çocuğun sinmesi , aşırı derecede uysal ve söz dinler görünmesi,

    2. Açıkça karşı koymak ve her türlü otoriteye başkaldırmak ,

    3. Baskı , korku ve tehtidin olduğu yerde tamamen sinmek, kendini rahat hissettiği, kendisine yumuşak ve ılımlı davrananların yanında başkaldırmak .

    Bunun yanında otoriter tutumun fazlaca uygulanmasının, çocukta dışsal denetim odağına neden olarak aşağılık duygusunu arttırdığını, zengin bir toplumsal ilginin gelişmesini engellediğini, çocukta bağımsızca bir girişimde bulunmada kendisine güven duymama hissine sebep olduğu ve bu yüzden olumsuz benlik kavramına yol açtığı bilinmektedir (Maccoby-Martin 1983)

    İhmal Eden Ana –Baba Tutumu :

    İhmal, ana-babanın çocuğa bakma ve koruma yükümlülüklerini gereğince yerine getirmemeleri biçiminde tanımlanabilir. Zuravin ve Grief (1989), geniş ve dar anlamda, aile davranışını içine alacak şekilde ihmal tiplerini sıralamışlardır. Bunlar çocuğun sağlığına önem vermemek, 7 günlük bakımını reddetmek veya geciktirmek, yol göstermemek, terk etmek, uygun bir ev ortamı sağlamamak, evdeki risklerden ve hastalıklardan korumamak, beslenmesine dikkat etmemek, eğitimine önem vermemek, sorun davranışlar gösterdiğinde aldırmamak, duygusal açıdan çocuğun istendiğini, sevildiğini hissettirmemek, bir anlamda onu reddetmek şeklindedir. İhmalin dolaylı ve dolaysız belirtilerinden söz edilebilir. Dolaysız belirtiler pislik ve bakımsızlık şeklinde kendini gösterebilir. Dolaylı belirtiler ise büyüme geriliği. sık hasta olma, beslenme bozukluğu şeklinde ortaya çıkar. Buna fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği de eşlki edebilir. Alen ve Oliver ihmal edilen çocukların dil gelişiminin geri kaldığını bulmuşlar, ihmalin dil gelişiminde çevreye güvensizlikten daha çok rol oynadığı üzerinde durmuşlardır. İhmal edilen çocuklarda alkol ve madde bağımlılığı, agresyon, kendine saygı ve kendini denetim azlığı, kabul edilmez sosyal davranışlarda bulunma yüksek oranlarda gözlenir.

    Aşırı Hoşgörülü Tutum :

    Ana-baba çocuğun isteklerini hiçbir denetim ve sınırlama getirmeksizin daima kabul ederler.

    Baumrind’in bir çalışmasında bu tutumda ebeveynlerin çocuklarının cinsel ve saldırgan dürtülerini de içeren tüm dürtülerine karşı kabul edici ve toleranslı davrandıkları, daha az ceza uyguladıkları, otoritelerini kullanmaları gerektiğinde dahi bundan kaçındıkları, yaşına uygun görevleri konusunda bile çok az istekte bulundukları, çocuklarına bütün durumlarda kendi davranışlarını ayarlama ve kendi kararlarını almada izin verdikleri bulunmuştur. Bu tutumun sürekliliği, çocuğun gereğinde duygu, istek ve dürtülerini denetleyebilme yeteneğinin gelişimini olumsuz etkiler, agresif davranışların artmasına neden olur.

    İkili Çıkmaz:

    Bateson ve ark. İlk kez 1956’da tanımladıkları hatalı ana-baba tutumudur. Burada, ana-babanın aynı anda iki veya daha çok , birbirleriyle çatışan va uyuşmayan mesajlar vermesi ve çocuktan da bu mesajlar doğrultusunda hareket etmesinin beklenmesidir.

    Demokratik Tutum:

    Bu tutuma sahip ana-babalar çocuklarını ayrı bir kişi olarak kbul edip değer vermekte ve bağımsız bir kişilik geliştirmelerini teşvik etmektedirler . hem çocuğun hem de ebeveynin doğruları tanınmaktadır . Bu ailede iletişim konusunda sınır yoktur , çocuk ebeveyninin konuşması sırasında kendi fikrini söyleyebilir , çocuk düşüncelerini evde ebeveynini baskı korkusu olmadan rahatça açabilir , çocuk cinsellikle ilgili, tanrı ile ilgili sorularını , ülke ve okuldaki düzen ile ilgili eleştirilerini evde dile getirebilir . Anne baba çocuğun görüşlerine saygı duyar , onu görüşlerini ifade etmek için teşvik eder , aile için planlar yaparken genellikle çocukların tercihini öğrenir ve bunu göz önünde tutar , çocuk arkadaşlarını kendisi seçer , ebeveynce uygun olmayan bir ilişki söz konusu olduğunda çocukla konuşulur , uygun görülmeyen bir ilişkide çocuk ısrarcı olursa bu ısrarın nedenleri birlikte araştırılır , ebeveyn çocuğun arkadaşlarını tanımaya çalışır , çocuk ve arkadaşlarıyla birlikte faliyette bulunur . çocuk çalışma ve oyun temposunu kendisi belirler . Aile çocuğun kendi eğitimi ile ilgili girişimlerini destekler çocuğa görevler ve aile sorumlulukları verir, başı derde girdiğinde sorunu , yapabildiğince kendisinin çözmesini bekler , meraklı olması , araştırması , soru sorması için teşvik eder , başına gelebilecek kötü şeyler için çocuğu uyararak kontrol eder , çocuk kendisine yakışan konusunda kendisi karar verir, çocuğun birçok kararı kendisinin vermesine izin verir , çocuğun denediği ya da başardığı şeyler için onu taktir ettiğini bilmesini sağlar , iyi olduğu zaman çocuğu ödüllendirmenin , kötü olduğu zaman onu cezalandırmaktan daha iyi olduğunu bilir.

    Hatalı Ana –Baba Tutumlarının Nedenleri :

    Evlilikte Anlaşma:

    Yapılan araştırmalar ;karı-koca ilişkisinin doyuruculuğu ve eşlerin kendi yaşamlarından memnun olup olmamalarının , çocuklarından beklentilerini ve çocuğa dönük davranışlarını etkilediğini göstermektedir Evliliklerinden mutlu olan annelerin , mutsuz olanlara kıyasla çocukları ile daha çok konuştukları , onlara daha aydınlatıcı ve olumlu yanıtlar verdikleri , çocuklarına daha az karıştıkları görülmüştür . Eşler arasında anlaşmazlık varsa bu birlikteliğin ürünü olan çocuğa da olumsuz duyguların beslenmesi olasıdır . Bazen ilişkileri düzene sokmak amacıyla dünyaya getirilen çocuk bunu başaramamışsa düşmanca duygulara hedef olabilir . Çocuğunu reddeden mutsuz anneye sahip bir çocuk en azından ihmal ediliyor demektir . Ayrıca yaşamlarında eşleri çok az yer alan anneler , kocası ile özlediği ilişkiyi çocuğu ile giderme yoluna giderek aşırı koruyucu bir tutum içine girebilirler .

    Anne –Babanın Geçmiş Deneyimleri :

    Çocukluğunda karşılıklı saygı ve sevgi ortamında yetişen ebeveyn bu özellikleri öğrenerek gelecek hayatına taşır .Ana babalar kendi çocukluğunda edindiği tutum,inanç, duygy ve davranışları ,kendi çocuğu ile olan ilişkisine taşır . Bu tutum ve inançlar her ana-babanın kendi çocukluğundaki gelişiminin , aile yapısının , ailesinde nasıl geliştiğinin ve gelişirken kendi uyumsuzluklarının nasıl yorumlandığının sonucudur .

    Steele çalışmasında kendi beklentileri doğrultusunda davranmayan çocuğunu , her davranışında cezalandıran , tutarsız davranışlar gösteren anneleri incelemişler ve bu annelerin çoğunun kendi anneleri tarafından da aynı şekilde muamele gördüklerini dolayısı ile kendine saygısı düşük , hayal kırıklığına uğramış , kızgın bir kişilik geliştirdiklerini bulmuşlardır . Anne geçmişteki olumsuz deneyimlerini hatırlamasa bile , bu deneyimler bilinç altına işleyerek onun bugünkü davranışlarına etkili olabilmektedir . Sevgi ve sıcaklıktan yoksun ailelerde büyüyen bazı anneler ise kendi çocukluklarında yoksun oldukları sevgiyi çocuklarına verirlerken aşırı şekilde davranabilmektedirler .

    Çocuğun Özellikleri :

    Anne babanın nasıl bir çocuk istediklerini konusunda daha doğumdan önce hayali bir çocuk kavramı oluşur . Dünyaya gelen çocuk beklentilere uygun olmadığı taktirde reddetme davranışı gelişebilir . prematüre doğanlar , hasta ve sakat olanlar bu gruba öncelikle girerler . Ayrıca çocuklarının sayı , cinsiyet ve kişilik özelliklerinden memnun olan anne baba daha uygun tavırlar içinde olabilirler . Çocuğun olumlu veya olumsuz davranışlarının annenin tepkilerinde önemli rolü vardır . Her konuda olumsuz davranan , reddeden , ağlayan çocuğun özellikleri bireysel özelliklerinden kaynaklanabilir . Ancak bu durumda annenin olumsuz davranışı çocuğun olumsuz davranışlarını artırır.

    Ayrıca annelerin ilk çocuklarının ölümü , uzun zaman hiç çocuklarının olmaması , çok güç bir doğum , çok güç bir hamilelikten sonra çocuğa sahip olma aşırı hoş görülü ya da koruyucu tutum geliştirlmesine de neden olabilir .

    Dış ve İç Stres Faktörleri :

    Ekonomik yetersizlik, yoksulluk , işsizlik , borçlanma , iyi beslenememe , yetersiz ev koşulları,

    anne babanın sosyal çevreden kopmuş olmaları , erken ana babalık ve duygusal olarak yetişkinliğe ulaşmamış olmak , çiftlerden birinin alkol veya uyuşturucu bağımlısı olması , hapse girmesi , aile fertlerinden birisinin kronik rahatsızlığı veya ölümü aile içinde kriz yaratarak anne babayı aşırı duyarlı hale getirip , dayanıklılığını azaltırlar .

    Toplumun Kültürel Değerleri :

    Çeşitli toplumlarda farklı inanışlar yüzyıllardır ana babanın çocuklarına olan tutumlarını etkilemiştir . Bu açıdan bakıldığında Türkiye’de ataerkil , geniş ve geleneksel aile yapısı yaygındır . Baba diğer aile üyelerini idaresi altına alan ailenin başıdır , ve anne gereğinden fazla koruyucudur . Bu şartlarda erkeğin karar alması yaygındır . Erkek dış dünya ile ilgili iken kadının yeri ev , çocuk bakımı , eve ait işlerdir .Türkiye’de disiplinin yaygın anlamı utandırma iz bırakma , çocuktan doğa üstü olmasını bekleme , dövmedir . Tükiye’de yapılan çalışmalar özellikle geleneksel aile yapılarında fiziksel cezalandırma yöntemlerinin sıklıkla uygulandığını ve bunun toplumun büyük kısmı tarafından geleneksel olarak getirildiğini göstermektedir . fakat diğer taraftan Türk ailesi genellikle çocuğa karşı sıcak ve sevecendir , sevgi ve kontrol birliktedir. Ayrıca son yapılan çeşitli çalışmalarda alt , orta ve üst sınıf ebeveynler arasında fiziksel cezadan kaçınma ve disipline bakışta demokratik eşitlikçi olmaya eğilimin arttığı bulunmuştur .

    Ana-Baba Tutumları ve Çocuğun Ruhsal Sorunları Arasındaki İlişki :

    Model alma gibi öğrenme teorileri davranım bozukluğunun gelişimini ve temelini açıklamada önemli bir ilgi görmüştür . Saldırgan çocukların ana babalarının da saldırgan olduğunun bulunmasıyla bu hipotez kuvvetlenmiştir. Bandura ve Walters antisosyal ergenlerin ailelerinin normal grup ergenlerin ailelerine göre daha çok fiziksel cezayı kullandıklarını ve saldırgan davranışlara daha çok meyilli olduklarını bulmuşlardır . Saldırgan ve antisosyal davranış gösteren ergenlerin kendileri gibi saldırgan ve suçlu kardeşleri ve babaları olduğu saptanmıştır .davranım bozukluğu olan çocukların evlerinde yapılan doğal gözlemlerde bu çocukların ana –babalaının açıklamasız ve belirsiz istemleri tehtitkar ve sinirli bir tavırla ifade ettikleri ve bunun son derece fazla olduğu görülmüştür .davranışlarında tutarlılık da yoktur ayrıca çocukların agresif ve uygunsuz davranışlarına genelde izin verdikleri görülür .Bu ebeveynler normal gruplardan çok daha fazla eleştirici ve negatiftirler .Araştırmaların büyük bir kısmı güç kullanma ve cezalandırıcı ebeveyn tutumu ile çocukta ortalamanın üzerinde bir saldırganlık arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir .Anne babanın hem kendi içlerinde hem de biribirleri arasındaki tutarsızlıkları çocukların sınırlarını tanımamalarına olur . Bu tutarsızlık çocuğun davranışlarına da yansıyarak değer yargılarının sağlıklı oluşumunu güçleştirir.

    Depresif çocukların ailelerinde ise ebeveyn-çocuk çatışması , aile içi çatışma , evliliğe ait çatışma vardır . Depresif çocukları anneleri , çocukları ile ilgili düşük etkileşimleri olduğunu belirtmektedirler . Bu çocukların ebeveynleri dominant ve kontrol edicidirler ve çocuklarına alınan kararlarda daha az söz verirler . Çocuklarına karşı eleştirel ve negatif tarzda bir iletişimde bulunurlar . Depresif çocukların ana-babalarının çocuklarını daha az ödüllendirdiği daha fazla cezalandırdığı ve çocuklarının başarıları için daha yüksek standartlar koydukları belirtilmiştir . Ayrıca depresif ebevynlerin çocukların duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarına daha az dikkatli ,daha negatif duygulu oldukları , çocukları ile daha az aktivitede bulundukları , çocuklarıyla iletişimde güçlük çektikleri ve bunların etkisiyle çocuklarında da depresyon görülme riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur .İntihar eğilimli hemen hemen tüm gençlerde ailede problem olduğu bulunmuştur. Bütün araştırmalar intihar düşüncesi ve girişimi , gerek intiharla ölüm olaylarında en önemli anahtarı en önemli suçluyu aile olarak işaretlemektedirler. Bu gençlerin aileleriyle ilgili olarak üç tutum üzerinde özellikle durulmaktadır .

    Ailede ilişki yokluğu: Bu aile içinde izolasyon, aile bireylerinin birbirleriyle ilişkilerinin kopukluğu veya hiç yokluğu anlamına gelir. Böyle bir ailede yetişen çocuk büyük bir olasılıkla utangaçtır, içine kapanıktır, yalnızdır sonuç olarak da tpoluma uyumsuzdur .

    Ailede olumsuz ilişkiler :Ana baba arasında uzun süreli vurucu kırıcı tahrip edici ilişkilre söz konusudur. Ailede sürekli dayak, dövme, dövüşme, temel eğitim ve iletişim aracıdır. Alkolizm sıktır. Böyle ailelerde yetişen çocuklarda depresyon ve kendine dönen bir saldırganlıkla intihar çok sıktır .

    Ailede krizler: Bazı ailelerde gençlerden yeteneklerinin ve zekalarının üzerinde başarı beklenmesi ve bu gerçekleşmeyince anne baba sevgisinin kaybedildiği korkusu genci intihara itebilir.

    Ana-baba tutumları ile ruhsal sorunlar arasındaki ilişkilerle ilgili bir başka çalışma demokratik-otoriter ve ilgisiz olarak algılanan ana-baba tutumlarının çocuğun kaygı düzeyi ile ilgisinin araştırılmasıdır. Araştırma sonuçlarına göre demokratik ana-baba tutumu i hem durumluk hem de sürekli kaygı durumu arasında olumsuz bir ilişki varken, ilgisiz ana –baba tutumları ile olumlu yönde ilişki vardır. Ayrıca aşırı destek gören bireylerde nevrotik savunma mekanizmalarının daha çok kullanıldığı belirtilmiştir.

    Hatalı ana baba tutumları gencin kendinin ,ailesinin, yakın çevrenin, giderek toplumun ondan beklediklerine tümüyle ters düşen, herkesin kendisine yönelik umutlarını boşa çıkaran karanlık bir geleceğe yönelmesine yani ters kimlik geliştirmesine neden olabilir.

    Ergenlik dönemi yaşanırken bütün gençler temelde şu savaşımı vermektedirler: Kişiliğindeki güçlü ya da sağlıklı yanları ön plana kendisini olabilecek en olumlu biçimde var etmek ve toplum tarafından da öyle tanınmak. Gencin geleceği konusunda büyüklerin fazlasıyla kaygılı ve kuşkulu oldukları bir ev ortamında, gencin de kendi geleceği ve kim olacağı konusunda kuşkuya kapılması beklenir bir şeydir. Böyle ailelerde gence yerli yersiz yöneltilen sert ve giderek acımasız uyarılarsa çok zaman ters teper. Hastalıklı ölçüde hırslı ebeveynlerin gencin önüne koydukları hedeflerin onun gözünde ulaşılmaz olması durumunda da, ayrıca aile içinde tanınmanın, farkedilmenin, özel bir yer edinmenin tek yolunun ters kimlik edinmekten geçiyormuş gibi görünmesi durumunda da böyle bir seçim gündeme gelebilir.

  • Çocuğa olumlu özelliklerin kazandırılması

    Süt çocukluğu döneminde gereksinimlerin sürekli ve yeterli olarak doyurulması, bebekte bir güven duygusu geliştirir. Çocukluk yıllarında ana babanın sevgisi, koruması ve desteğiyle pekişecek olan bu güven duygusuna temel güven duygusu denir. Doğaldır ki, bebeğin yetersiz ve düzensiz doyurulması, çağrıların sürekli olarak karşılıksız kalması, onda karşıt duygunun, güvensizlik duygusunun gelişmesine yol açar.

    İlk aylarda çocuk tam alıcı ve edilgindir. Bebeğin oturması, ellerini kullanması, altıncı aydan sonra dişlerinin çıkmasıyla etkinliğe doğru bir gelişme olur. İlk aylarda kim kucak açarsa ona giden bebek, altınca aydan sonra tanımadığı kişilere gitmez olur. Yabancı korkusu ya da ayrılık bunaltısı denen bu tepki çocuğun anneyi tek güvenilir kimse olarak tanımasının bir sonucudur. Ortak yaşamın iyice belirgin olduğu ilk yıllarda anne ayrılığı, çocuk için en örseleyici olaydır.

    İlk yaşlarda ve genellikle süt çocukluğu çağında sevginin önemini ne denli vurgulasak azdır. Bu sevginin sürekli olması ve en çok bir iki kişiden gelmesi önemlidir. Sevgi veren kişilerin durmadan değişmesi, sevgi yeterli olsa bile, yavru için güven verici olmaz.

    Çocuk ilk duygusal bağlarını kendisini besleyenle kurmaktadır. Bu bakımdan çocuğun yeme alışkanlığı kazanmasında büyüklerin tutumunun önemli bir rolü vardır. Süt çocukluğu döneminde karşılaşılan emme güçlüğü ve yetersiz beslenmenin sebepleri çok değişik olabilir. Çocuktaki ve annedeki biyolojik, psikolojik ve sosyal sorunları çok yönlü ele almak gerekir. Anne emzirmeye isteksiz ise bebek hemen hisseder ve meme emmekten kaçınabilir. Annenin gerginliği hemen bebeğe bulaşır. Bebeğin kesinlikle beğenmediği bir mamaya ısrarla devama ve bebeği zorlamaya gerek yoktur. Miktar olarak da kesin rakamlarda ısrarlı olunmamalıdır. Çocuğun iştahı, uygun miktarın sağlanmasında en iyi ölçüttür.

    Bebeğin meme ya da biberondan kaşıklı beslenmeye geçişi her zaman kolay olmaz. Bebeklerin çoğu mamayı ağızlarında tükürürler ya da çok uzun bir süre ağızlarında tutarlar. Burada çok sabırlı olmak gerekir. Bebekler kesinlikle zorlanmamalıdır. Bebeğin ağzını burnunu kapamakla ya da bağırıp çağırmakla bir sonuç alınamaz. Mamaların biraz tatlandırılması veya sütle karıştırılması bebeğin kaşıkla yemeğe alışmasına genelde yardımcı olur. Bebekler sakıncalı yemek adetlerine kolayca alışırlar. Özellikle yemek saatlerinde başka şeylerle uğraşılmayacağı öğretilmelidir.

    Çocuk yemek yerken arkadaşlık ister, yalnız yemek yemekten hoşlanmaz, devamlı konuşur, sorular sorar. Ailenin bir bireyi olduğunu bilir ve ailesiyle aynı masada oturarak kendisine ait olayları, aktiviteleri anlatmaktan zevk alır. İyi bir dinleyici olmak ve eleştirerek şevkini kırmamak çok önemlidir. Belki yemek masasındaki alışkanlıkları, hareketleri henüz olumlu değildir, ama iştahla yemek yer, kişiliğine verilen önem ve sıcak aile havası onun kendisine olan güvenini artırır.

    Bu dönemde yemek yeme konusunda aşağıdaki problemler olabilir:

    Yemeği reddedebilir.

    Yemek seçebilir.

    Aşırı yeme isteği olabilir.

    Yavaş yiyebilir, yemekle oynayıp sağa sola saçabilir.

    Masadan devamlı kalkıp oynayabilir, masa başında oturamaz.

    Katı gıdaları almıyor olabilir.

    Öfke nöbetleri ve ağlama olabilir.

    Yeme problemleri çocuk-ebeveyn arasındaki ilişki problemini, ilişki problemi de yeme problemini doğurur ve bu kısır bir döngü kazanır. Çocuklar seçmekte serbest bırakılırsa ve onların seçme arzusuna yer verilirse daha iyi bir yemek yeme alışkanlığı kazandırılabilir. İlk başlarda belli saatler ve fazla miktarda yiyecek konusunda ısrar edilmemeli, çocuğun açlık hissi rehber alınmalıdır. Nadiren organik bir neden (mide çıkışındaki bir darlık veya barsak duvarlarının iltihaplanması, bir maddeye karşı allerjik etki oluşması gibi) yeme problemine yol açabilir. Bu dönemde aile sofrasının önemi büyüktür. Yemekteki çocuğun anlayacağı konularda ilginç ve güzel sohbetlerin büyük yararı olur. Bunun tersine ailenin en zor sorunları sofrada anlatılır, alacak ve borçlar masada konuşulursa, bu durum çocukların sinirli, iştahsız, içine dönük olmalarına sebep olur. Yemek saatleri aranılan ve sevilen saatler olmaktan çıkar. Çocukların kötü yeme davranışlarının en önemli sebeplerinden biri annenin ilgisini çekmek içindir. Masadaki uygunsuz davranışlarda çocuğa kızmak veya onunla inatlaşmak yerine, yemekten sonra oyun oynayacaklarını, çarşıya çıkabileceklerini veya çocuğun istediği bir aktiviteyi yapabileceğinizi, ama ilk öncelikle yemeğin yenmesi gerektiğini uygun bir dille anlatmak daha doğrudur.

    Yemek seçme konusunda çocukla inatlaşmamak gerekir. Anne yemeği pişirme ve sofra hazırlama safhalarında çocuğa iştirak etmesini sağlayarak, konuya eğilimini artırmalıdır. Yapılan yiyeceklerde çocuğun arzu ve kararı da göz önüne alınmalıdır. Reddedilen yiyecekler değişik şekillerde hazırlanması, göz ve damak zevkine hitap edecek şekle getirilmesi önemlidir. Elmadan, sosise kadar değişik yiyecekleri vermek için kürdanları kullanarak cazip hale getirebiliriz. Yemedikleri et veya sebzeler ezilip, sandviç içlikleri gibi yayılarak ve bir ekmeğin arasında bunlar verilebilir. Süt içmeyen bir çocuğa sütü sütlaç şeklinde yedirebiliriz.

    Yenilen yiyeceklerin vücuttaki görevleri, ne işe yaradıkları tekrar tekrar çocuğa anlatılmalıdır, bunu büyümesi için gerekli olduğunu bildikten sonra daha rahat yiyebilir. Çocuklar büyükleri taklit ettiklerinden, hiç sevmediğiniz yemekten bile birkaç kaşık yemeniz, çocuğa örnek olacaktır.

    Uzlaşma yoluna gidilerek, sevmediği bir yemek, sevdiği bir yemekle birlikte verilebilir.

    Özellikle küçük çocuklarda üç hafta önce istenmeyen bir yemek, üç hafta sonra aynı tepkiyi almayabilir. Bu nedenle aynı tepkiyi alacağını düşünmemek ve öyle davranmamak gerekir.

    Yeme alışkanlığının kazandırılmasında gerek sofra kuralları, gerekse yeme kuralları hakkında tutarlı ve kararlı davranışlar tüm aile fertleri tarafından uygulanmalıdır. Öğün sayısı ve süresi belirlenmeli ve sofra kurallarının niçin konulduğu çocuğa izah edilmeli ve bu kurallara tüm aile bireylerinin uyması sağlanmalıdır. 15 dakikalık öğün süresince yemeyen bir çocuğa sofra kaldırılıp, yeniden konmamalıdır. Çocuk aç kalabilir. Eğer öğünü yemeden yatarsa, gece aç yatmasında sakınca yoktur.

    Babası geç gelen çocuklarda, anneni katıldığı bir yemek yemek ve daha sonra babanın da bulunduğu sofrada daha hafif (tatlı, meyva, kahvaltı gibi) bir yemek yenebilir.

    Şeker ve çikolata alışkanlığı olan çocuklarda tatlı kutusu hazırlanabilir. Her gün belli miktarda tatlıyı bu kutuya koyup, bundan başka tatlı verilmeyeceğini belirtebiliriz. Böylece çocuk tasarruflu kullanmayı zaman içinde öğrenebilir.

    Okul çağı çocuklarında sabah kahvaltısı en çok önem verilen öğün olmalıdır. Okula götürülecek yiyeceklerde, çocuğun seveceği, fakat çevresindeki arkadaşlarının da rahatlıkla alabileceği, fazla pahalı olmayan yiyecekler tercih edilmelidir. Aksi takdirde çocuğun bulunduğu ortamdan dışlanabileceği unutulmamalıdır. Yemeği paylaşma ve arkadaşları ile birlikte yeme hem paylaşım, hem de sosyal adaptasyonda önemli bir adımdır.

    Tuvalet eğitimi diye bilinen özerklik dönemi ikinci ve üçüncü yaşı içine alır. Her şeyden önce çocuk, yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek, onu süt çocukluğunun güçsüz, edilgin ve bağımlı durumundan çıkarır. Çocuğun ilk öğrendiği sözlerden biri ‘yok‘ kelimesidir. Başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli, tutturan bir çocuk olup çıkmıştır. Annesine görünmez bir iple bağlı, ama ayrı bir kişi, ayrı bir varlık olduğunu bilmenin, yeni yeteneklerini kullanmanın sarhoşluğu içindedir. Kendiliğinden verdiği bir oyuncağı, biraz sonra ağlayarak geri ister. Karşıt duygular arasında gidiş geliş en belirgin olarak tuvalet eğitiminde ortaya çıkar. Anne ister ki çocuk dışkısını, çişini haber versin, kuru kalsın, bezini kirletmesin, oturağa otursun, dışkısını kendi istediği zaman değil, annenin uygun gördüğü zaman yapsın. Çocuk korkutmalar ya da gönül almalarla bir düzene zorlandıkça, özerk tutumuna aykırı düşen bu duruma direnç gösterir. Annenin sabırsız olduğu, baskı kullanarak kısa sürede sonuç almak istediği durumlarda çocuğun direnmesi açıktan baş kaldırmaya dönüşür. Örneğin; Saatlerce oturakta oturmaya zorlanan çocuk, kendini tutar, kaldırılıp bağlandıktan sonra dışkısını boşaltır. Bu dışkılama üzerinde kurduğu egemenliğini anneye bırakmak istemeyişinden ileri gelen bir tutumdur. Dışkısının birikmesi, sonra boşalımından haz duyar. Dışkılama bu dönemde çocuğun ilgi odağı olmaya başlar. Çocuk bununla da kalmaz, dışkısına kendinin bir parçası ve değerli bir nesne gözüyle bakar, erişkin gibi bakmaya yavaş yavaş alışır. Parmağıyla karıştırmaktan, sağa sola bulaştırmaktan zevk alır. Kirlenmesine, dokunmasına arada kazaya kızmamak gerekir. Sözle sakin olarak anlatmak, uygun davranınca sevecen sözle ödüllendirmek doğrudur.

    Özerklik döneminde çocuk, hiç kısıtlanmadan, kendi isteklerine ve eğilimlerine hiç ket vurulmadan yetiştirilirse, engel tanımayan, bencilliği ve saldırganlığı gittikçe artan, isteklerini ne pahasına olursa olsun elde etmek isteyen, öfke nöbetleriyle vurucu, kırıcı bir yaratık olup çıkar. Dışkılama ve işemeyi bir saldırganlık aracı olarak kullanır. Pis ve savruk olur, yatağına işediği gibi, ortalığa da işer. Dışkısını öteye beriye yapar. Bu davranışlarında özerkliği korumayı aşan bir baş kaldırma vardır.

    Anne her zaman yenik düşmez, dayak, korkutma ve ayıplama yöntemleriyle çocuğa aşırı bir baskı uygulayabilir. Bu durumda çocuk doğal eğilimlerini içe bastırarak, annenin istediği davranışları benimsemek zorunda kalır. Saldırganlık yerine aşırı uysallık ve boyun eğme ya da açık saldırganlık yerine inatçılık gelişebilir. Pisleme ve dağıtma eğiliminin yerini, aşırı temizlik, titizlik ve düzenlilik alır. Dışkısını çok düzenli yaparak ya da günlerce tutarak annenin beklediği temizliği ve kuruluğu sağlamaya çalışır. Bu özellikler çok belirgin olursa, çocuk ileride aşırı titiz, düzenli, kılı kırk yaran, kuruntulu bir kişilik geliştirebilir.

    Tuvalet eğitiminin çocukla annesi arasında bir savaşa dönüşmemesi gerekir. Bu amaçla çocuğun kısa sürede temiz ve kuru kalması beklenmemelidir. Kimi annelerin yaptığı gibi çocuğu daha üç aylıkken eğitmeye kalkışmak, çocuk için güç, anne için yorucu olur. Anne ister istemez sabırsızlanır, çocuğu tedirgin eden zorlamaya girişir. Tuvalet eğitimi için en uygun yaşın XII.-XV. aylar olduğu saptanmıştır. Dışkılama ile görevli büzücü kaslar, fizyolojik olarak çocuk yürümeye başlayınca gelişebilmektedir. Ayrıca 1-1.5 yaş arasında başlatılan eğitimin en kısa sürede tamamlandığı da bir gerçektir. Ancak dışkısını düzenli haber verme bakımından, çocuğa iki yaşına kadar süre tanımak gerekir. Tuvalet eğitiminin bir yaşından önce VIII. ayda başlatılmasının da büyük bir sakıncası olmaz. Yeter ki çocuğa baskı yapılmasın, bir-iki ay içinde kuru kalması beklenilmesin. Önemli olan, çocuğun tepkisine ve direncine yol açmayacak kararlı bir tutumla dışkılamayı düzene sokmaktır. Genellikle çocuklar çişlerini 2 yaşlarında haber vermeye başlarlar. Ancak 3-4 yaşına kadar, geceleri yataklarını ıslatmaları olağandır.

    Oyun döneminde (3-6 yaş) özerklik döneminin inatçılığı ve olumsuzluğu gitmiş, onun yerini söz dinlerlik almıştır. Erişkin gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine ve oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oyunu işin karşıtı olarak görür. Oysa, oyun çocukların baş uğraşı ve en önemli işidir. Çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, yetenekleri serpilir, becerisi artar. Oyun çocuğun en güçlü ve en doğal dürtülerinden biri olan saldırganlık dürtüsünün boşalmasına yarar. Çocuğun ikili oyunlarda olsun, üçlü ve toplu oyunlarda olsun, davranış biçimi aile içinde aldığı eğitimi yansıtır. Kendi hakkını korumak, başkalarının hakkını gözetmek, işbirliği ve paylaşma evde değil, ancak oyun ilişkilerinde kazanılan toplumsal özelliklerdir. Oyuna doymamış çocuk okulda öğretime hazır değildir. Oyun çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için sevgiden sonra gelen en önemli ruhsal besinidir.

    Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğun da babayı örnek alması kişiliğinin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk da kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır. Onların doğru, iyi ve uygun gördüğü özellikleri özümsemeye, yanlış, kötü ve beğenilmeyen davranışlarından kaçınmaya çabalar. Kısacası ona yön verecek kuralları ve değerleri benimser. Öte yandan yasaklara uyar, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırmasına yarayan, davranışlarına yön veren bir üstbenlik geliştirir. Cezadan korktuğu için değil, öncelikle ana-baba sevgisini sürdürebilmek amacıyla olumlu özellikleri benimser. Ceza korkusu ikinci derecede bir etkendir. Doğaldır ki özdeşimin yolunda gitmesi için ilk koşul, ana-baba arasında sevgi ve güven bağının bulunmasıdır.

    Çocuğa nasıl ceza verilmelidir: İlk kural davranış ortaya çıkmadan ya da suç işlenmeden çocuğun durdurulmasıdır. Bu kesin bir dille ve kararlılık belirten bir ses tonu ile yapılmalıdır. Soğukkanlı bir tutumla daha iyi sonuç alınır. İkinci etkili yöntem, suçuna karşılık, çocuğu sevdiği şeyden yoksun bırakmaktır. Bu sokağa çıkma yasağı, televizyonu izlememe yasağı, karanlık olmamak kaydıyla odasına kapama cezası olabilir. Ceza hem suçu aşmamalı, hem de uygulanabilir ve gerçekçi olmalıdır. Üçüncü ceza yöntemi, çocuğa yaptığını düzelttirmektir. Bilerek kırdığı arkadaşının oyuncağını ya da bir camı harclığından ödemelidir. Cezanın suça uygunluğu kadar, tutarlılığı da önemlidir. Aynı davranış bir gün hoş görülüyor, ertesi gün cezalandırılıyorsa cezanın eğitici değeri düşer. Önemle üstünde durulması gerekli bir kural da, çocukların duygu, düşünce ve isteklerinden dolayı değil, davranışlarından ötürü cezalandırılmalarıdır. Başka bir deyişle çocuk, içtenlikle dile getirdiği yakınmaları ve açıkladığı olumsuz düşünceleri nedeniyle ceza görmemelidir.

    Çocuğa yaramazlığından, yanılgısından ve söz dinlemeyeşinden dolayı kınamak ve eleştirmek en sık başvurulan eğitim yöntemidir. Burada önemli olan eleştirinin ölçüsüdür. Bir kural olarak çocuğun kişiliği değil yanlış davranışı eleştirilmelidir. Eleştiriyi, ‘Sen aptalın birisin zaten’ diyerek çocuğun kişiliğine yöneltmek yerine, ‘Bu yaptığın çok saçma bir iş! Senden beklemezdim!’ demek daha az örseleyicidir. Çocuğa sorumluluğunu anımsattığımız gibi, ondan daha iyi davranış beklediğimizi de göstermiş oluruz. Bunun gibi, çocuğu överken de ölçüyü kaçırmamakta yarar vardır. Sevilmek ve bu sevgiyi yitirmemek için, hep en uslu, en çalışkan, en başarılı olmak gerekirmiş duygusuna kapılır. Başka bir deyişle, ana-babanın desteklemek amacıyla yaptığı bu övgülerin sık söylenmesi, köstekleyici bir etki yapabilir.

    Disiplinde amaç, çocuğa davranışlarını düzenlemesini sağlayacak kendi kendine yönetme yeteneği kazandırmak olmalıdır. Ana-babası yanındayken, ceza veya dayak korkusuyla sesi kesilen, ana-baba denetimi kalkınca çığrından çıkan çocuk , bu özdenetim yeteneğini kazanmamış, demektir.

    Çocuk eğitiminde babanın yeri çok önemlidir. Çocuklarına verecek zamanı olmayan baba pek azdır. Çocuklara ayrılacak bir yarım saat, kısa bir gezinti, yemekte söyleşmek çocuklar için çok önem taşır. Okunmamış bir gazete çocukların yatışından sonraya da bırakılabilir. Çocuk kitapların yazmadığı, öğretmenlerin öğretmediği pek çok yaşam bilgisini babadan öğrenir. Ergenlik çağına gelmiş genç ise, baba istese de, vakti olsa da, yaşam bilgisini dışarıda aramaya yönelir. O zaman da baba çok geç kalmış olur.

    Erdemlerin kazanılması çocuğun kişilik gelişimi ile sıkı sıkıya ilgilidir. Ana, baba ve çocuk ilişkisi olumlu ise, çocukta onların hoşuna giden davranışı benimseme doğal olarak gelişir.

  • Asperger sendromu hakkında

    Asperger, aşağıdaki belirtileri bu bozukluğun tipik belirtileri olarak sınıflamaktadır. Göz göze temasın az, yüz ifadesinin ve ses tonunun sınırlı olması, sosyal içe çekilme ve yaşıt ilişkilerinde azlık, duyguları anlamada güçlük, stereotipik aktarım ve davranışlar, bilgiçlik taslayan konuşma biçimi, karşılıklı iletişim ve hayali oyunda sınırlılık, zihinsel takıntılarla donatılmış olma, rutinlere esnek olmayan bir biçimde yönelme ve nesnelerin yineleyici kullanımı. Asperger, bu hastalığı ilk tanımladığında kendini çevreden tümüyle izole etme ve kabuğuna çekilme eğilimi içeren bu sendromun daha çok erkek çocuklarda görüldüğünü gözlemlemiştir. Aşırı entellektüalizasyon, normal çocuklarda görülen çevreye karşı gösterilen safça ilgisizliğin ardından çevreyi süzen gözlerin olmaması bu çocuklarda görülmektedir. Ciddi, derin düşünceli, bencil, aşırı içe dönüktürler.

    Zamanından önce olgunlaşmış görünürler. Bakışları boş ve uzaklarda belirsiz bir yere çevrilidir ne işitsel, ne de görsel uyaranlara yönelmez. Buna karşın bu çocuklar çevrelerinde olup biten her şeyin farkındadırlar. Konuşmalarda duygusal ifade bulunmaz ve tek düzedir. Konuşmalar bazen fısıltı halinde, bazen de bağırma biçimde olabilir. Konuşmanın genellikle dikkati çekecek kadar erken oluşu ve süratle düzgün bir konuşma haline gelişi ayırıcı özellikler arasındadır. Bu çocuklar, hantaldırlar. Beden hareketleri uyumsuz ve kabadır.

    Zeka genellikle orta, bazen ortanın üstünde , nadiren de ortanın altındadır. Özel konular üzerine yönelir. Genel bilgiden çok, abartılmış ve belirgin bir konuya yöneltilmiştir. Böylece sıklıkla bilgi deposu, kolleksiyonculuk eğilimi, ezbercilik v.b. gelişir. Bir kısım zekaca geri olan Aspergerliler otomatikleşmiş bellekleriyle dikkat çekerler. Örn, bütün yolcu gemilerinin adlarını sayabilir ya da “takvim çocuğu “ olarak geçmişteki ve gelecekteki bütün önemli tarihleri söyleyebilirler. Okul döneminde zorlanırlar; çünkü kendine özgü sürekliliği olan öğrenme yöntemlerine dikkatlerini veremezler. Aspergerliler sorunlarına kendi açılarından bakarlar, sentez yapamazlar.

  • Öfke, doğal bir duygu mudur?

    Öfke insanın doğasında yer alan temel duygulardan biridir. Kontrol edilebildiği sürece sağlıklıdır. Öfke kontrolden çıkıp yıkıcı hale dönüşürse, kişinin yaşamında önemli sorunlara yol açabilir.

    Öfke durumunda insanda ne gibi fiziksel ve psikolojik değişimler meydana gelir?

    Öfke durumunda kişide baş ağrısı, mide rahatsızlığı, solunum problemi, sinir sistemi rahatsızlıkları gibi fiziksel değişiklikler; kaygı ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar görülebilir.

    Öfkenin dışa vurulmasında tek yol şiddet midir?

    Öfke ve kızgınlık aslında içsel bir duyguyken, saldırganlık gibi yıkıcı davranışlar haline dönüşebilmektedir. Saldırganlık davranışını göstermemek için öfkenin nedenin farkına varmak ideal olandır. Neden öfkelendiğimizi bilmek aslında öfkemizi kontrol edebileceğimiz anlamına gelir.

    Öfke patlaması yaşamadan önce ortadaki sorunlarla nasıl başa çıkılabilir?

    Haksızlığa uğrama, engellenme, duygusal incinme, hayal kırıklığı, tehditler, saldırıya uğrama hayatın içinde olan ve öfkeye yol açan nedenler arasındadır. Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar yaşanabilen bir duygudur. İnsan, temelde var olan bu duyguyu sosyal etmenler ve öğrenme süreci ile kontrol etmeyi öğrenir. Düşüncelerinizi ve bakış açınızı değiştirme duygularınızı da değiştirecektir. Öfke kontrolünde sonunu düşünerek hareket etme, kendinize düşünme zamanı verme, kontrollü davranma, ortamdan uzaklaşma, kafanızı başka bir şey düşünerek dağıtma, öfkenizi daha az sorun yaratacak bir yöntemle boşaltma ve gevşeme egzersizleri yararlı olabilir.

    Öfkenin bastırılması olumsuz sonuçlar doğurur mu?

    Evet, öfkenin bastırılması sonucu çeşitli fiziksel rahatsızlıklar, kaygı ve depresyon görülebilir.

    Öfke patlamaları yaşandığında olaya müdehale edip ortamı yatıştırmayı amaçlaya kişi nasıl davranmalıdır?

    İlk başta sakin olmalı, ortamı güvenli hale getirmeye çalışmalı, öfke patlaması yaşayan kişiyi ortamdan uzaklaştırmalıdır.

    Çocukların iki yaş civarı öfke nöbetlerinin yoğun yaşandığı dönemlerdir. Bu dönemde anne babalar çocuğa nasıl yaklaşmalıdır?

    İki yaş dönemi özerklik dönemidir, çocuk bütün dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanır, kural tanımaz, paylaşmayı bilemez ve inatlaşır. Etrafı bu şekilde algılayan iki yaş çocuğu ile inatlaşmamak, çocuğun dikkatini farklı yöne çekmek ve olayları çocuğa başka birinin üzerinden hikaye şeklinde anlatmak yaşanan öfke nöbetlerini azaltacaktır.

    Öfke patlamalarının sık yaşandığı bir diğer dönem de ergenlik dönemidir. Kendisiyle ve çevresiyle çatışma yaşayan ergene anne ve babaların yaklaşımı nasıl olmalıdır?

    Çocuğun iki yaşındaki öfke nöbetleri bilinçsizken ergende bu dönem farklı bir şekilde kendini gösterir. Ergen; büyüdüğünü çevresine ispat etmek amacıyla arkadaşlarıyla kendisini karşılaştırıp özgürlüğü için inatlaşır. Ergen ile ilişkiyi koparmamak, ona anlayışlı yaklaşmak ve yaptıklarından haberdar olmak çok önemlidir. Onun yanında olduğunuzu hissettirmeniz gerekir. Ergen zaman zaman yalnız kalmak bazen de birileriyle konuşmak ihtiyacı duyabilir. Anne babanın çocukluk dönemindeki yatırımları ve çocukla olan kaliteli ilişkisi, ergenlik döneminde meyvesini verir.

    Okullarda öfke kontrolünü sağlayamadığı için birbiriyle sözlü veya fiziksel düzeyde kavga eden gençleri çok görüyoruz. Anlaşmazlıkların bu boyuta tırmanmaması için gençlere önerileriniz nelerdir?

    Öfke kontrolünde nefes egzersizi önerilen yöntemler arasındadır. Derin derin nefes alıp sakinleştirici durum ve manzaraları zihninizde hayal ederek canlandırmaya çalışabilirsiniz. Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alabilirsiniz, göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.Derin nefes alırken kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunabilirsiniz.Sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünerek gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın. Bu teknikleri her gün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

    Son olarak öfke kontrolüne yönelik ne gibi önerilerde bulunursunuz?

    – Kendi öfkenizi tetikleyen durumları ve öfkenizin biçimini tanımlayın

    – Kendi kendinizi sakinleştirmeye yönelik egzersizleri düzenli olarak yapın

    – Derin nefes alın, nabız atışlarınızı ve nefesinizi kontrol edin

    – Kendinize sizi sakinleştirecek cümleler söyleyin

    – Kendinizi kontrol etme konusunda kararlı olun

    – Şiddete yönelik davranışları asla kabul edilebilir çözümler olarak değerlendirmeyin

    – Öfke duygusuna ‘Evet!’ ancak bu duyguyla davranmaya ‘Hayır!’ deyin. Bağırmayın, vurmayın

    – Çevrenizdekileri niye öfkeli olduğunuz konusunda bilgilendirin

    – Kendinize zaman tanıyın

    – Kendinizi öfkeli olduğunuz ortamdan hemen uzaklaştırın, ancak kontrolü kazandığınızda geri dönün

    – Problemi açıklığa kavuşturmaya çalışın ve çözümü aramaya odaklanın

    – Bol bol gülün ve espri yeteneğinizi kullanın. Olaya yeni bir bakış açısı ve yeni bir çerçeve kazandırın

    – Kişisel saldırılara cevap vermeyin, kişiselleştirmekten kaçının

  • Mavi balina diye birşey…

    Teknolojinin hayatımıza her geçen gün daha çok girmesi ile artık evimiz en güvenli yer olmaktan uzaklaştı. Eskiden çocuğumuz evdeyse içimiz rahattı, şimdi ise çocuğumuz evde internet ile dünyanın her yerine ulaşabilir, her türlü riske açık bir konuma gelmiş oldu.

    Bilgisayar oyunlarının çocukların zamanı iyi kullanma, kriz çözme ve hızlı karar verme gibi olumlu etkileri olmasına rağmen, fazla oynanması sosyal içe kapanma, öğrenme güçlüğü, ders başarısızlığı, şişmanlık, iskelet ve kas sisteminde bozulmalar, görme bozukluğu, epilepsi, anksiyete, depresyon, cinsel kimlik karmaşası, intihara kadar gidebilen psikiyatrik sorunlar gibi olumsuz etkilere neden olabilir.

    Son zamanlarda Mavi Balina Oyunu oynayan gençlerin intihar ederek hayatlarına son verdiklerine şahit oluyoruz. Oyunun adının ağa takılan devasa bir mavi balinadan veya balinaların zaman zaman açıklanamaz bir şekilde karaya vurup intihar eden hayvanlar olmasından geldiği iddia ediliyor.

    Rusya’da geliştirilen ve sosyal medya üzerinden yayılan Mavi Balina oyunu daha çok ergenlik öncesi çocukları ve ergen gençleri hedef alıyor. Bu oyunu düzenleyenler, belli etiketler kullanarak ya da sıkça ziyaret edilen gruplara mesaj atarak gençleri oyuna davet etmeye çalışıyorlar. Oynayanlardan 50 günlük sürede çoğu şiddet içeren 50 talimat yerine getirmesini istiyorlar. Belli bir süre boyunca kimse ile görüşülmemesi, yüksek sesli müzik dinlenmesi, kol ve bacakların kesilmesi gibi aşamalar oyunda yer alıyor. Oyuncu her geçen gün oyundaki rolüne kendini kaptırıyor ve özdeşim kurabiliyor, kendini oyundaki rolü ile aynı kişi gibi değerlendirebiliyor. Oyunun hedef kitlesi olan dokuz ile onaltı yaş arası çocuklar oyundan daha çok etkilenebiliyorlar. 50. günün sonunda oyundaki kişi ile kendini aynı gören oyuncuya son aşama olarak yüksekten atlayarak ve kendini asarak intihar etme komutu veriliyor. İntihar vakaları da bu son aşamada görülüyor.

    Mavi Balina Oyunu için birçok ülkede önlemler alınmış durumda… Bizler de ebeveynler olarak çocuklarımızda aniden olan duygu ve davranış değişikliklerine dikkat etmeli, çocuklarımızın internette ne yaptıklarından, hangi oyunları oynadıklarından, kimlerle irtibat halinde olduklarından haberdar olmalıyız.

    ÇÜNKÜ;

    HABERDAR OLMADIĞIMIZ ŞEYİ KONTROL EDEMEYİZ

    HABERDAR OLMADIĞIMIZ ŞEYE MÜDAHALE EDEMEYİZ

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite hakkında

    1. Belirli bir işe ya da oyuna dikkatini vermekte zorlanır.

    2. Dikkati kolayca dağılır.

    3. Dikkatsizce hatalar yapar.

    4. Başladığı işi bitiremez.

    5. Kendisiyle konuşulurken dinlemiyormuş gibi görünür.

    6. Görev ve etkinlikleri düzenlemekte zorlanır.

    7. Yoğun zihinsel çaba gerektiren işleri yapmaktan kaçınır (ev ödevi, okul aktiviteleri gibi).

    8. Etkinlikler için gereken eşyaları kaybeder.

    9. Günlük etkinliklerde unutkandır.

    Hiperaktivite/Dürtüsellik

    1. Eli ayağı kıpır kıpırdır.

    2. Oturduğu yerde duramaz.

    3. Gereksiz yere sağa sola koşuşturur, eşyalara tırmanır.

    4. Sakince oynamakta zorlanır.

    5. Sürekli hareket eder ya da sanki motor takılmış gibidir.

    6. Çok konuşur.

    7. Sorulan soru tamamlanmadan cevap verir.

    8. Sırasını beklemekte güçlük çeker.

    9. Başkalarının sözünü keser ya da oyunlarında araya girer.

    ÇOCUĞUNUZDA BU BELİRTİLERİN ÇOĞUNU, OKULDA VE EVDE SIK OLARAK GÖRÜYORSANIZ, MUTLAKA BİR ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİ UZMANI İLE GÖRÜŞÜN

  • Çocuk gelişiminde babanın rolü

    Çocuklar ruhsal ve toplumsal açıdan sağlıklı bir şekilde gelişebilmek için her iki cinsiyetten rol modellerine ihtiyaç duyarlar. Bu modeller aile içerisinde biyolojik veya evlat edinen anne ve baba tarafından yerine getirilmektedir. Babayla yaşanan ilişki, çocukların kişilik, özgüven, zeka gelişimi, toplumsal beceriler ve cinsel kimlik gelişiminden hayatlarının gelecek döneminde yer alacakları toplumsal rollere kadar pek çok konuda belirleyici olabilmektedir. Geçmişte babaların çocuklarıyla daha çok zaman geçirebildikleri ve geçirdikleri zamanda fiziksel oyun ve etkinliklere daha çok zaman ayırabildikleri bulunmuştur. Günümüzde ise baba- çocuk ilişki ve iletişiminin daha kısa zaman aralıklarında gerçekleştiği ve televizyon seyretmek veya konsol/ tablet oyunları gibi daha pasif etkinliklere odaklandığı saptanmıştır. Hem geçmişte hem de günümüzde, sağlıklı bir baba- çocuk ilişkisi için babaların çocukları ile ilgilenmesi, çocuklarının gelişimi ve bakımı ile ilgili sorumluluk alması ve çocuklarının ihtiyaç ve sorunlarına yanıt verebilmesi gerektiği bilinmektedir. Bu işlevleri yerine getirebilmek için ise beraber geçirilen zamanın miktarı değil, kalitesi önem taşımaktadır. Babaların çocukları ile geçirdikleri zaman ve iletişimleri açısından en önemli dönem okul öncesi (6 yaş öncesi) olsa da, baba ile etkileşim tüm gelişim dönemleri boyunca önemli rol oynamaktadır.

    1. Sosyal beceri gelişimi

    Çocuk, annenin sevgisi ve bakımı ile sevilebilecek ve değer verilen bir varlık olduğunu ve çevresindekilerin gereksinimlerini karşılayabileceğini öğrenir ancak baba aracılığı ile anne dışında bir bireyin varlığını kabullenmektedir. Anne ve çocuk dışında, babanın varlığı çocuğun sevgiyi ve sahip olduklarını paylaşabilmeyi, karşılaştığı sosyal sorunlara çözüm getirebilmeyi öğrenmesi için önem taşımaktadır. Erken dönem çocuk ve bebek zihninde anne ile kendisini bir tutabilmektedir, diğer bireylerin varlığı ise ancak baba figürünü fark etme ile kabullenilmektedir. Bu üçlü ilişki içerisinde paylaşım, isteklerini erteleyebilme, ihtiyaçlarını ifade edebilme, duyguları tanıma ve ifade etme becerilerinin temeli atılmaktadır.

    2. Cinsel kimlik gelişimi

    Hem erkek, hem kız çocuklarının cinsel gelişimi babaların varlığından etkilenmektedir. Erkek çocuklar, üç yaş civarında baba ile annenin sevgisi için rekabete girebilmekte, bu rekabetin çözümü olarak da babaları ile özdeşleşebilmektedir. Bu özdeşim babanın eşyalarını kullanma, gözlüğünü ve benzeri eşyalarını takma/ kullanma, boya ile kendisine bıyık/ sakal çizme gibi davranışlarla dışa vurulabilir. Sağlıklı bir baba- çocuk ilişkisi ve çocuğun cinsel gelişimi için bu rekabet ve özdeşim davranışlarının gelişimsel olarak olağan olduğunu kabullenmek, öfke ve rekabet duygularını ifade edebilmesini kolaylaştırmak faydalı olabilir. Erkek çocukların rekabet ve özdeşimle ilgili davranışlarına katı bir şekilde yaklaşmak, çocuğun beceri ve yetilerini aşağılamak ise bu gelişim basamağında sorun yaratabilir ve cinsel kimlik ve rolleri olumsuz etkileyebilir. Diğer yandan kız çocuklarının da üç yaşından itibaren babalarına ilgi duymaya başladığı, onlarla daha çok zaman geçirmek ve iletişim kurmak istedikleri bilinmektedir. Kız çocukların babaları ile kurdukları ilişki ve iletişim biçimi ileride karşı cinsle kurdukları ilişkilerin kalitesini ve biçimini etkileyebilmektedir. Babasını kusursuz olarak algılayan, çok yakın bir iletişim kuran kız çocukları ileride karşılaştıkları erkekleri geçmişteki babaları ile karşılaştırıp yetersiz olarak algılayabilmektedir. Diğer yandan baba ile ilişki ve iletişimi kısıtlı olan ve babaları tarafından ihmal edildiklerini düşünen kız çocukları erişkin hayatlarında kendilerinden yaşlı ve olgun erkekler ile ilişki kurmayı tercih edebilmektedir. Ayrıca baba ile ilişki ve iletişiminde sorun yaşayan kız çocukları ileride içe yönelim bozuklukları (depresyon, kaygı ve benzeri) açısından risk altında olabilir.

    3. Zeka gelişimi

    Babanın varlığı ve çocuğa ilgisi, çocuğun çevresindeki fiziksel ve sosyal uyaranları zenginleştirmekte, bu da çocukların zeka gelişimine katkıda bulunmaktadır. Annelerin çocukları ile daha çok sözel ve duygusal becerilere dayalı oyunları oynadıkları, babaların ise çocukları ile daha çok fiziksel becerilere dayalı oyunları oynamayı tercih ettikleri saptanmıştır. Fiziksel becerilere dayalı oyunlar ise çocukların kas gelişimi, görsel- motor organizasyon, görsel dikkat, organizasyon becerileri gibi becerilerini geliştirmektedir. Babaları ile daha çok zaman geçiren ve farklı becerileri geliştiren oyunlar oynayan çocukların gelecekteki akademik ve mesleki başarılarının daha yükske olduğu da gösterilmiştir.

    4. Öz güven gelişimi

    Hem erkek, hem kız çocukları için baba, “dış dünyadaki sorunları çözen”, fiziksel yapısından bağımsız olarak “güçlü” olarak algılanan ebeveyndir. Çocuklar babalarının aile içi ve dışındaki sorunlara yaklaşımını model alır ve özgüvenlerini geliştirirler. Babanın çocuğuna karşılacağı sorunları çözebileceği ile ilgili mesajı da özgüven gelişimine katkı sağlamaktadır.

    5. Kişilik gelişimi

    Ülkemiz ailelerinde kural koyan, cezalandıran ebeveyn olarak daha çok babalar ön plana çıkmaktadır. Babaların disipline yönelik yaklaşımı çocuklarının kişilik gelişimini de etkileyebilmektedir. Sürekli kısıtlayan, cezalandıran, kurallar ve yönergeler konusunda çocuklarının fikirlerine açık olmayan babaların çocukları ya baba ile çatışmaya girmekte ve isyankar bir kişilik örüntüsü geliştirmekte veya kendi istek ve ihtiyaçlarını bastırarak boyun eğmektedir. Diğer yandan aile içi kural ve yönergeler hakkında çocukların da geri bildirimini dikkate alan, kural ve sınırları çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre değiştirebilen babaların çocuklarının daha sağlıklı bir kişilik gelişimi gösterdiği gözlenmektedir.

    6. Ruhsal sağlık

    Sağlıklı bir ruhsal gelişim, paylaşabilme, isteklerini erteleyebilme, ihtiyaçlarını ifade edebilme, duygularını tanıma ve ifade etme, cinsel kimliğini oluşturabilme ve bu kimlikle ilgili rolleri yerine getirebilme, bilişsel becerileri karşılaştığı sorunları çözmek için kullanabilme, karşılaştığı sorunları çözebileceğine yönelik kendine güven duyma gibi becerileri gerektirmektedir. Sayılan bu beceriler, ileride gelişebilecek depresyon, kaygı ve benzeri ruhsal sorunlara karşı da direnç sağlamaktadır. Dolayısıyla, çocuklarda ruh sağlığı için babaların veya baba yerine geçebilecek bireylerin varlığının yaşamsal önemde olduğu belirtilebilir.

    7. Kaynaklar

    7.1. Cabrera N, Fitzgerald HE, Bradley RH, Roggman L. Modeling the dynamics of paternal influences on children over the life course. Appl Developmental Sci. 2007;11(4):185-189
    7.2. Rohner RP, Veneziano RA. The importance of father love: History and contemporary evidence. Rev Gen Psychol 2001; 5 (4): 382-405.
    7.3. Paquette D. Theorizing the father–child relationship: Mechanisms and developmental outcomes. Hum Dev 2004; 47: 193–219.

  • Bebeğiniz sürekli bağırıyor mu?

    “İçeri sesi” ve “Dışarı sesi” yöntemi

    Çığlık atmak ve bağırmak, yürümeye başlayan çocuğunuzun geliştirebileceği daha az sevimli alışkanlıklardan biridir. Hayatındaki her şeyde olduğu gibi, çocuklar sesini de sürekli dener ve sesinin, her şeyi anlatmak için kullanabileceği bir enstrüman olduğunu giderek daha iyi anlar. Dahası bağırdığında ya da çığlık attığında çok daha hızlı dikkat çektiğini de fark eder.

    Bazı çocuklar ebeveynlerini, bağırmalarını engellemek için koşullandırmayı başarır. Anne babalar da bunu genellikle çocuklarının istediğini hemen yerine getirerek yapar. Ancak bu durumda çocuğa bağırmanın çok işe yarayan bir yöntem olduğu mesajı verilmiş olur.

    Çocuğunuzun bağırmasını engellemek için:

    -Çocuğunuza, bağırmanın kulaklara zarar veren bir eylem olduğunu açıklayarak başlayın.

    -Çocuğunuza normal bir ses kullanana kadar cevap veremeyeceğinizi söyleyin.

    -Ancak bunları bağırarak söylememeye dikkat edin.

    -“Bu senin dışarı sesin. Parkta oynarken dışarı sesimizi kullanabiliriz. Ama evde ve diğer kapalı ortamlarda içeri sesimizle konuşmamız gerekir” şeklinde bir açıklamada etkili olacaktır.

    -Çocuğunuza sesiyle yapabileceği, fısıldamak veya şarkı söylemek gibi daha eğlenceli başka yollar gösterin.

    -Fısıldamanın pek çok çocuk tarafından, bağırmaktan çok daha dikkat çekici bulunduğu gözlemlenmiştir.

    -Fısıldamak, aynı zamanda özel ve gizli de geldiği için çocukların bağırmak yerine kullanabilecekleri çok daha iyi bir alternatif olabilir.

    -Hatta onunla, bir şey isterken ya da önemli bir şey söylerken “Fısıldayarak söyleme-isteme oyunu” bile başlatabilirsiniz.

  • Bebeklerin ilginç uyku alışkanlıkları (horlama, aşırı terleme, sallanma, kafa vurma, diş gıcırdatma)

    Bebeğiniz bazen uyurken horluyor veya homurdanma sesi çıkarıyorsa, muhtemelen endişelenecek bir şey yoktur.

    Birçok bebek burun tıkanıklığı olduğunda horlar ve hayatın ilk birkaç haftasında burun tıkanıklığı yaygındır.

    Bebeğinizin nezlesi varsa, nefes almayı daha rahat hale getirmek için bir buharlaştırıcı veya nemlendirici deneyin.

    Ne zaman endişelenmeli: Kalıcı horlama bazen bir sorun olduğunu gösterebilir.

    Ne yapmalı: bebeğinizin doktoruna horlamasından her zaman bahsetmenizi öneririz.

    Bebeğinizi çocuk doktoru kontrol edebilir. Gerekli görmesi durumunda ileri değerlendirme için sizi KBB ya da Göğüs hastalıkları uzmanına yönlendirebilir.

    Bebeğinizin çok terliyorsa

    Bazı bebekler, derin uyku esnasında kıyafetlerini ıslatacak düzeyde bolca terler. Bebeklerin derin uykuda geçirdikleri süre çok uzun olduğundan daha büyük çocuklar ve erişkinlerden daha fazla terlemeleri normaldir.

    Ne zaman endişelenmeli: aşırı terleme çeşitli enfeksiyonlar ve uyku apnesinin yanı sıra – özellikle yemek yerken – konjenital kalp hastalığının bir işareti olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizin uyuduğu oda ılık olmalı ama sıcak olmamalıdır (21-23 derece). Oda sıcaklığını hafif giyinik bir yetişkine göre rahat bir aralığa ayarlayın. Bebeğinizi, örtüsüz rahatça uyuyabileceği kıyafet miktarında giydirin.

    Kural olarak, siz bulunduğunuz odada sıcaktan bunalıyorsanız çocuğunuz da bunalıyordur.

    Ev soğuksa ve bebeğiniz ince giydirdiğiniz halde yine de terliyorsa, doktoruyla konuşun.

    Bebeğiniz sallanıyor ya da kafasını vuruyorsa

    Sallamak pek çok ailenin çocuğunu sakinleştirmek için kullandığı bir yöntem olup sonrasında da bebek sallanmayı kendini sakinleştirmek için kullanabilir. Pek çok bebek dört ayak üzerinde ya da oturduğu yerde kendi kendine sallanır.

    Kafa vurmak da Sallanmak gibi, bazı bebeklerin kendilerini rahatlatmak için kullandıkları ortak bir davranıştır.

    Garip bir şekilde, bebeğiniz kendini ağrı ve acıdan uzaklaştırmak için kafasına vurabilir – örneğin diş çıkaran veya kulak enfeksiyonu olan çocuklar.

    Kafa vurma genellikle bebek 6 aylık olduktan sonra başlar ve birkaç ay hatta yıllar sürebilir, fakat çoğu çocuk 3-4 yaşına kadar bunu bırakır.

    Bu nadiren herhangi bir duygusal veya gelişimsel sorunun işaretidir.

    Ne zaman endişelenmeli: Nadir durumlarda, özellikle bebeğinizin gelişimsel gecikmeleri varsa, bu durum bir sorunu işaret edebilir.

    Ne yapmalı: inatlaşmaya döndürmeyin, dikkatini dağıtmaya çalışın.

    Bebeğiniz dişlerini gıcırdatıyorsa

    Bebeklerin yarısından fazlası, özellikle uyurken dişlerini gıcırdatır.

    Gıcırdatma her yaşta ortaya çıkabilir, ancak ilk dişlerini çıkaran bebeklerde en sıkgörülür (genellikle yaklaşık 6 ay).

    Ses sinir bozucu olsa da, gıcırdatma genellikle bebeğinizin dişlerine zarar vermez.

    Ne zaman endişelenmeli: Bebeklerde diş gıcırdatma nedenleri arasında yeni dişlerin yarattığı his, ağrı (örneğin bir kulak ağrısı veya diş çıkarma) ve burun tıkanıklığı gibi solunum sorunları olabilir.

    Ne yapmalı: Doktorunuz, gıcırdatmanın diş minesindeki etkisini kontrol edebilir, gerek görürse diş hekimine yönlendirebilir.

    Çok az sayıdaki bebeğin dişleri yoğun diş gıcırdatma dolayısıyla zarar görmektedir.

    Soluk alışverişi sırasında duraklamalar oluyorsa

    Muhtemelen bebeğinizin nefes alma ritminin uyurken değişmiş olduğunu fark etmişsinizdir.

    5-10 saniye bekleme sonrası hızlı nefes almaya devam edebilir ya da ilk önce hızlı daha sonra yavaş nefes alabilir.

    Buna “periyodik solunum” diyorlar ve bebeklerde yaklaşık 6 aylık olana kadar yaygın. Bebeğinizin bu düzensiz solunum şekli uykuda kaldığı sürenin yüzde 5’ine kadar çıkabilir.

    Bazı bebeklerde merkezi uyku apnesi görülür ve bu durum 20 saniyeye kadar nefes almalarını durdurabilir.

    Bu bölümler normaldir ve beyin sapında, nefes almayı düzenleyen merkezin olgunlaşmamış olmasına bağlı olabilir.

    Ne zaman endişelenmeli: Ancak duraklamalar 20 saniyeden uzun sürerse, çocuğunuzun doktoru bebeğinizi muayene etmek ve değerlendirme için bir uzmana sevk etmek isteyebilir.

    Çoğu durumda, bebeğin düzensiz solunması endişelenecek bir şey değildir.

    Ayrıca bir yenidoğanın elleri ve ayaklarının zaman zaman mavimsi görünmeside olağandışı değildir – bebeğiniz ağlıyorsa veya öksürüyorsa veya biraz üşürse olabilir.

    Ancak bebeğinizin alnı, dili, tırnakları, dudakları veya gövdesi SÜREKLİ mavi görünüyorsa, yeterince oksijen almakta zorlanıyor olabilir.

    Ne yapmalı: Bebeğinizi sırtüstüyatabilmesi, kolayca nefes almasına yardımcı olmak için yapabileceğiniz en yardımcı tek şeydir.

    Ancak bebeğiniz nefes almayı keserse, cevap verip vermediğini görmek için ona hafifçe dokunun veya dürtün. Cevap vermezse derhal yardıma ihtiyacı var.

    Bebeğiniz nefes almayı keserse ve onu uyandıramıyorsanız, bebek kardiyopulmoner resüsitasyonunu (CPR) hemen vermeye başlayın ve birinden yardım istemek için 112’yi aramasını isteyin. Yalnızsanız, iki dakika CPR’den sonra 112’yi arayın ve yardım gelinceye veya bebeğiniz tekrar nefes almaya başlayana kadar CPR’ye devam edin.