Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda sinüzit

    Çocuklarda sinüzit

    Sinüzit paranazal sinüslerin viral,allerjik ve bakteriyel nedenlere bağlı iltahaplanmasıdır.

    Viral üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE), allerjik rinit ve sinüzit çocuk hekimlerinin polikliniklerde gördüğü hastaların büyük çoğunluğunu oluşturur ve bu hastalıkların üçünde de burun tıkanıklığı,burun akıntısı ve öksürük belirtileri vermektedir.

    Akut sinüzit viral ÜSYE’unu takiben meydana gelen akut bakteriyel bir enfeksiyondur.Viral ÜSYE’ları genellikle 5-7 gün süren hafif veya orta şiddette belirtilerle seyreder.Belirtiler 10 gün sonra tam olarak kaybolur veya büyük ölçüde düzelir.Belirtilerin ısrarla devam etmesi veya şiddetlenmesi çocuklarda akut sinüziti düşündürmelidir.Belirtilerin 10 günden daha fazla ve 30 günden daha az sürmesi “akut sinüzit” ,bir ay ile 2-3 ay arası süreyle devam etmesi “subakut sinüzit” ve 2-3 aydan daha uzun sürmesi “kronik sinüzit” olarak kabul edilmektedir.

    Adolesan dönemde ve erişkinlerde en sık görülen sinüzit belirtileri yüz ağrısı,baş ağrısı ve ateştir.Çocukluk döneminde görülen belirtiler genellikle belirgin değildir.Bu nedenle viral ÜSYE olan çocukların takibinde dikkatli olunmalıdır.Akut sinüzitte nazal akıntı seröz,mukoid veya pürülan olabilir,Gün boyu olabilen fakat özellikle geceleri şiddetlenen yaş veya kuru vasıflı bir öksürük vardır.
    Çocuğun nefesi kötü kokar.Baş ve yüz ağrısı nadirdir fakat hastanın öyküsünde sabahları görülen ağrılı periorbital şişliğin olduğu öğrenilebilir. Bazen sinüzite bağlı yüz ağrısı,diş ağrısı şeklindede kendini gösterebilir.Akut sinüzitli çocuklarda ateş genellikle düşüktür ve önemli bir hasta görünümleri yoktur.
    Çocuklarda nadir olmakla beraber bazen 39*C nin üstünde bir ateş,pürülan nazal akıntı,periorbital şişme ve yüz ağrısı ile seyreden şiddetli sinüzitler görülebilir. Üst ve alt dudakta şişme ile birlikte olabilen periorbital şişlik özellikle sabah uykudan uyanınca belirgin olur.

    Genellikle on yaşından küçük çocuklarda fizik muayenede sinüzit tablosunu değerlendirmek zor olabilmektedir.Muayenede,burun ve nazofarinkste mukopürülan bir akıntı saptanabilir.Burun mukozası kızarık ve farinks normaldir.Servikal lenf nodları hafif büyümüş ve hassas olabilir.Bu özelliklerde sinüziti rinitten ayırt edebilmek mümkün değildir.Periorbital şişliğin görülmesi ve paranazal sinüslerin üzerine bastırmak veya perküte etmekle ağrı olması sinüziti düşündürmelidir.Ağız hijyeni iyi olan,farejit veya burunda yabancı cisim olmayan hastalarda nefesin kötü kokması muhtemel bir sinüziti akla getirmelidir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonlarının sinüzit gelişimi için kolaylaştırıcı bir faktör olabileceği,ayrıca adenoid hipertrofisi,nazal polip,allerjik rinit,immun yetmezlik ve immotil silia sendromu gibi hastalıkların sinütizi eğilimi arttırabileceği bilinmektedir.

    Çocuklarda akut maksiller sinüzit etkenleri erişkinlerdekine benzerdir.En sık görülen etkenler sıklık sırasına göre S. pneumonia, H. Influenzae ve M. catarhalis bakterileridir.Kronik sinüzitlerde anaerop bakteriler söz konusu olabilmektedir,Sinüzite neden olan ajan patojen sinüs kavitesinden alınan örneklerden üretilebilse de bu oldukça zor ve invaziv bir yöntemdir,Boğaz kültürü çalışmalarının ise sinüzitin etkeninin saptanmasında yararlı olmadığı gösterilmiştir.

    Çocukluk yaş grubunda sık görülen sinüzitler,belirtilerin değişken ve çoğu zaman belirsiz olması,hemde birçok hekimin paranazal sinüslerin yeterince gelişmemiş olduğu şeklindeki düşünceleri nedeniyle kolaylıkla gözden kaçabilmektedir.Kronik akciğer hastalığı ve immun yetmezliği olan hastalarda hastalığın tablosu ağır seyredebilmektedir.Tedavisinde, serum fizyolojikle yıkayarak nazal hijyeni sağlamak gibi basit yöntemlerden faydalanılabildiği gibi antibiyotik tedavisi ve cerrahi işlemlere kadar değişen tedavi yöntemleri söz konusu olabilmektedir.

  • Obezite,

    Obezite,

    ABD’de erişkinlerin 1/3’ü ;6-19 yaş arası her 6 çocuktan biri obez olarak değerlendirilmektedir.Bugün sigaranın yaptığı tıbbi komplikasyonlardan fazlasını obezitenin sebep olduğu; insüline bağlı olmayan ( Tip 2 Diabet),hipertansiyon, kan yağı bozukluklarına neden olduğu görülmektedir.Bu yaygın durumun biolojik, psikososyal, çevresel, ve sosyal faktörlerden kaynaklandığı bilinmektedir.

    TANI:

    Vücut Kitle İndeksi (BMİ ) obezite tanımlamasında kullanılmaktadır.Erişkinlerde BMI >25 olanlar fazla kilolu ;BMI >30 olanlar obez kabul edilmektedir. Çocuklar için yaşa ve cinse göre Vücut Kitle Endeksi 85 -95.persantiller arasında olan grup obezite veya fazla kilolu için risk grubunu;95.persantilin üzerinde olanlar obez grubunu oluşturmaktadır.Obez ergenlerin %60’ı erişkin yaşa obez olarak devam etmektedir.

    NEDENLERİ:

    Ebebeyn obezitesi önemli bir belirleyici faktördür.Fazla kilolu 10-14 yaş arası ergenlerin %80’i ebebeynlerden biri bile obez olduğunda erişkin yaşta obez olmaktadır.Burada kalıtım faktörü önemli olsa bile,son 20 yılda obezitenin hızlı artışı,hayat tarzı ve sosyal etkilerin de anlamlı rolü olduğunu göstermektedir.

    Çocuk yaşlarda Vücut Kitle İndeksi doğumda yüksekken ,ilk aylarda yine hafifçe yükselmekte;ardından 5-6 yaşa dek düşmekte kademeli olarak erişkin yaşlara dek artmaktadır.5-6 yaş öncesi kilo artışı çocukluk çağı obezitesi ile yakından ilgilidir.Ergenlik ise vücut yağ dağılımının değiştiği önemli bir büyüme dönemidir.Kız çocuklarında bu dönemde vücut yağı %40 artarken erkek çocuklarda %40 azalmaktadır.Bu da obez kız ergenlerde erişkin yaşta ki obezite riskini arttırmaktadır.

    Yemek alışkanlıkları erken (2-3 yaş )yaşlarda yerleştiğinden ailenin etkisi büyüktür.Besin değeri olan gıdaların seçilmesi ve çocuğun iştahı oranında beslenmesi burada belirleyici olmaktadır.Bebeğin anne rahminde ve sonrasında yetersiz beslenmesi ileri yaşta obezite nedenidir.Bir hipoteze göre bu tip çocuklar açlık -toklukla ilgili hormanlara aşırı duyarlılık geliştirmekte,yaşamın erken döneminde ki stres vücutta yağ depolanmasına neden olmaktadır.

    Şehirleşme ile beraber fiziksel aktivitenin azalması,kalori değeri yüksek olan besinlere kolay ulaşabilme,çocukların okul dışında ki vakitlerinin çoğunu evde televizyon ve bilgisayar karşısında geçirmeleri çevresel faktörleri oluşturmaktadır.Kalorisi yüksek içecek ve besinlerin alımı ( hamburger ,şekerli içecekler ..) de önemli bir risk faktörüdür. Birçok okul kantininde serbestçe verilen yağ oranı yüksek besinler dikkat çekicidir.

    NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR:

    Obezite ,Tip 2 Diyabet (insüline bağlı olmayan ) gibi ancak erişkin yaşta görülebilen hastalıklara neden olmaktadır. Hipertansiyon ise obez çocuklarda diğerlerine göre

    3 kat fazla görülmektedir.Obezite, çocuk ve erişkinlerde artmış kan yağları ( trigliserid ) ,azalmış HDL- kolesterol ( yüksek yoğunluklu kolesterol ) ,düzeylerine neden olmaktadır.Ebebeylerinin kan yağları (trigliserd ) yüksek obez çocuklarda kan yağları yüksek olması kalp-damar hastalıklarına yatkınlık oluşturmaktadır. Bu çocuklarda total kolesterol ve LDL kolesterol ( düşük yoğunluklu kolesterol ) düzeyleri yüksek olduğunda müdahale edilmelidir.Bu çocuklarda yağ ve kalori alımı kısıtlanmalı ve artmış fiziksel aktivite önerilmelidir.

    Bunlar yetersiz kaldığında da ilaç tedavisi düşünülmelidir.

    Ailesinde Tip 2 Dİyabet ebebeynler olan obez gençlerde glükoz tolerans bozukluğu ve insülin direnci daha sık görülmektedir.İnsülin direnci kalp- damar hastalıkları için önemli bir risk faktörüdür.Tip 2 Diyabet böbrek,göz ve damar hastalıklarına da neden olmaktadır.

    Yine obezitenin neden olduğu hastalıklardan Metabolik Sendrom ise kalp-damar hastalığına ve artmış ölüm riskine neden olan bir hastalık grubudur Bugün Metabolik Sendrom erişkinlerde yüksek kan basıncı,yüksek kan yağ düzeyleri (trigliserid ) ,düşük HDL-kolesterol ( yüksek yoğunluklu kolesterol ) ,yüksek tokluk kan şekeri, obezite gibi patolojik özelliklerden 3 tanesine sahip bireylerde tanımlanmaktadır.ABD’de 12-19 yaş arası ergenlerin % 30’unda bulunmaktadır.

    TEDAVİ:

    Koruyucu tedavide yaşamın ilk aylarında anne sütü almanın önemi büyüktür.Aileler meyva ,sebze ve tahıl ağırlıklı beslenme üzerinde durmalı,süt ve et miktarları abartılmamalıdır. 2 yaş sonrasında düşük yağ oranlı sütler önerilmektedir.Şekerli, asitli içecekler,hatta gerekirse meyve suları bile kısıtlanmalıdır.Çocuklar beslenme tercihlerini erken yaşta yapmakta,açlık -tokluk alışkanlıklarını erken yaşta edinmektedir.

    Çocukların fiziksel aktivitesi haftanın en az 3 günü düzenli spor ile arttırılmalıdır. Televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri zaman kısıtlanmalıdır.

    Ebebeynler beslenme ve aktivite alışkanlıklarıyla çocuklarına örnek olmalıdır.

  • Grip nedir? Nasıl korunabiliriz?

    Grip nedir? Nasıl korunabiliriz?

    Grip Solunum yollarına yerleşen influenza A,B,C, virüslerinin neden olduğu yüksek ateş yaygın kas ağrıları ve kırgınlık ile seyreden toplumda aynı anda bir çok kişiyi hastalandırıp çok sayıda ölümlere yol açan kolay yayılabildiğinden, bilhassa kış mevsimin de salgınlar yapan bulaşıcı bir hastalıktır.

    Benzer yakınmalarla kendini belli eden, ancak hastalığın daha hafif seyrettiği ve genellikle ayakta atlatılan nezle ve soğuk algınlığından farklı olarak grip Dünya çapında büyük salgınlara, toplu ölümlere, büyük oranda iş gücü kayıplarına yol açabilen ağır bir hastalıktır.

    Grip virüsü taşıyan hasta kişilerin, solunum yolu sekresyonlarıyla ve bunlarla bunlarla bulaşmış eşyalar vasıtası ile yayılmaktadır. Özellikle okullar, yurtlar, kışlalar, kahvehaneler gibi kalabalık ve topluca yaşanan ortamlar hastalığın yayılmasında önemli rol oynar. Salgınlar genellikle 5-7 hafta dolaylarında kendiliğinden sonlanmaktadır.

    16.yüzyıldan bu yana 10 dan fazla pandemi yaşanmış; 1918 pandemisi sırasında 25 milyon kişi ölmüştür.

    Hastalık bulaşmaya takiben 1-3 günde üşüme, titreme, ateş, halsizlik, kırgınlık, iştahsızlık boğaz ve baş ağrısı ,kas eklemleri ağrıları, bulantı, gözlerde yanma görülebilir.

    Yukarıda sayılan belirtiler, ortaya çıktığında öncelikle bunlar gribe mi bağlı olduğunun anlaşılabilmesi için, hastanın bir hekim tarafından değerlendirilmesi uygun olur. Bilhassa ateşin çok yüksek olduğu ve hastanın genel durumunun bozuk 3-4 günlük istirate rağmen değişmediği yada, düştükten 1-2 gün sonra tekrar yükseldiği durumlarda hekime mutlaka başvurulmalıdır.

    Grip için Antibiyotik kullanılmaz ve faydasızdır. Ancak gribe ikincil gelişen zatürre, kulak iltihabı, bademcik iltihabı gibi durumlarda antibiyotik kullanılmalıdır.

    Gripte koruyucu Antibiyotik tedavisin de yeri yoktur. Grip tedavisinde istirahat çok önemlidir. Bu hem hastalığın kısa zamanda iyileşmesini, hem de etrafına hastalığın yayılmamasını önler. Ayrıca bol sıvı alınması, ağrı kesici , ateş düşürücüler ve solunum yoku sekresyonlarının ve irritasyonunu giderici ilaçları kullanılması ile yakınmaların kontrolü mümkündür.

    Grip hastaların da sıklıkla kullanılan ilaçlar hastalığı tedavi etmek amacıyla değil hastanın yakınmalarını düzeltip, onu rahatlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Doğrudan grip virüsüne karşı etkili ilaçlarda vardır, ancak yarar zarar hesabı yapıldığında bunların her grip geçiren kişiye uygulanması yerine, gribe bağlı komplikasyonların görülme ihtimali fazla olan risk grubu hastalara verilmesi daha doğrudur.

    Gribin en korkulan komplikasyonu hastalığa ikincil olarak zatürre gelişmesidir.

    Gripten korunmak için düzenli yaşamak, uyku ve dengeli beslenmemizi ihmal etmemek ve aşı olmaktır.

    Grip aşısı her yıl sonbahar aylarında piyasaya çıkarılmakta ve formülü her yıl yenilenmektedir. Aşı bir önceki yılın en çok salgın yapan üç virüs suşunu içerir.Grip aşısı grip olmayı önlemesi bile hastalıktan dolayı, hastaneye yatışı zatürre ve ölüm gibi komplikasyonların sıklığını azaltır. Yumurta 6 aydan küçük çocuklara grip aşısı uygulanmamalıdır.

    Yumurta alerjisi olanlara aşı uygulanmamalıdır.

    Aşıya takiben 2-8 haftada yeterli korunma gelişmektedir.

  • Boğaz ağrısı olan çocuğa yaklaşım

    Boğaz ağrısı olan çocuğa yaklaşım

    Boğaz ağrısı, farenks(yutak borusu) ve onu çevreleyen dokularda ağrının olmasıdır.Boğaz ağrısı her zaman farenksi tutan bir klinik tablo olmayıp sistemik bir hastalığında belirtisi olabilir.Ailenin boğaz ağrısını önemsemesi ve hekimin hastayı dikkatlice incelemesi gerekir.


    Boğaz ağrısına yol açan nedenler 4 grup altında incelenebilir.

    Yaşamı tehdit eden boğaz ağrısı nedenleri

    Epiglotit(Solunum yolu başlangıçındaki kıkırdağın enfeksiyonu)
    Retrofarenjeyal apse(Farenks arka duvarında apse)
    Peritonsiller apse(Bademcikler etrafında apse)
    Enfeksiyöz Mononükleoz (EBV)(Öpücük hastalığı)
    Difteri (Kuş plazı)

    Sıklıkla boğaz ağrısına neden olan klinik tablolar


    Viral farenjit
    Streptokok farenjiti
    Enfeksiyoz mononükleoz

    Nadiren boğaz ağrısına yol açan klinik tablolar


    Difteri
    Gonore
    Farenksteki yabancı cisim (Örneğin balık kılçığı batması)
    Herpetik stomatit
    İrritatif farenjit

    Sistemik hastalıkların seyrinde de boğaz ağrısı görülebilir ve genellikle boğaz ağrısı başlangıç bulgusunu teşkil eder.

    Kawasaki hastalığı
    Behçet sendromu bu duruma örnek gösterilebilir.

    Yansıyan ağrılar çoğu zaman boğaz ağrısı olarak yorumlanabilir.Diş ve kulak ağrıları yansıyan ağrıların en önemlileridir. Psikojenik nedenler Bunun dışında hiçbir nedene bağlı olmayan ve psikolojik nedenlere bağlı boğaz ağrılarıda olabilir.Bağışıklık sistemi bozulmuş çocuklarda özellikle mantar enfeksiyonları (örneğin kandida) sonucu gelişen boğaz ağrıları gelişebilir.

    Yukarda belirttiğim birbirinden farklı bütün bu tablolar boğaz ağrısına neden olabilir.Bunun dışında nadir görülen bazı hastalıklarında ilk bulgu olarak boğaz ağrısı şikayetinin olduğu hatırlanmalıdır.

    Boğaz ağrısını değerlendirirken hastanın öyküsü dikkatle incelenmelidir.Öyküdeki bazı parametreler önemle değerlendirilmelidir.

    Boğaz ağrısını değerlendirirken bazı ipuçlarını gözden geçirmek gerekir . Örneğin hastada boğaz ağrısı ve solunum sıkıntısı mevcutsa… Epiglotit,retrofarenjeyal,apse,peritonsiller apse, enfeksiyöz mononükleoz ve nadiren difteri düşünülmelidir.

    Ani başlangıç varsa farenjit veya epiglotit akla gelmelidir.

    Halsizliğin olduğu hastalarda ise enfeksiyöz mononükleoz düşünülebilir.Hastada zorlu nefes alma ,salya akması veya solunum sıkıntısı varsa solunum yollarınında tıkanıklık olduğunun gösterirki ilk akla gelecek tanı retrofarenjeyal apse veya epiglotitdir.

    Tonsiller ve ağız mukozasında veziküllerin bulunuşu herpetik stomatit ve Behçet sendromu düşündürebilir.

    Ateşli bir hastada ağız mukozasındaki kızarıklık kawasaki hastalığının Tonsil asimetrisi peritonsiller sellülit veya apseyi Lenf bezleri ile birlikte tonsil üzerindeki kalın membran difteri Servikal lenf bezleri dışında, yaygın lenf bezi büyümesi ve hepatosplenomegali EBV virus enfeksiyonunu Ateş ,eksudatif farenjit,damakta peteşi ve servikal lenf bezlerinde büyüme streptokoksik farenjiti düşündürmelidir.

    Boğaz ağrısı yapan diğer nedenler örneğin boğazda yabancı cisim,irritatif boğaz ağrısı ve psikojenik boğaz ağrısında fizik muayene bulgularında kayda değer bir özellik mevcut değildir.

    Yukarda belirttiğim gibi boğaz ağrısının nedeni basit bir klinik tablodan komplike bir klinik tabloya kadar değişebilmektedir.Boğaz ağrısı şikayetinin önemli olduğu düşünülmeli ve hasta dikkatlice incelenmelidir.

    Tanıda labratuvar incelemeleri yardımcı olmaktadır.
    *Boğaz ağrısı olan bir hastada öncelikli olarak Strep test ve boğaz kültürü yapılmalıdır.
    *Viral farenjit düşünülen vakalarda gerekirse viral inceleme yapılabilir.
    *Hastada EBV enfeksiyonu düşünülüyorsa
    Paul –Bunnel,EBV serolojisi
    EBV avidite test istenmelidir.
    *Radyolojik incelemeler sınırlı sayıda hastada başvurulan bir yöntemdir.
    Retroforengeal apse vakalarında
    *Yumuşak dokunun radyolojik incelemesi ve gereken
    vakalarda CT yapılması önerilmektedir.

    Boğaz ağrısında tedavi sebebe göre medikal veya gereken vakalarda cerrahi tedavi şeklinde planlanabilir.
    Sonuçta boğaz ağrısı ailenin ve hekimin dikkatle izlemesi gereken ve bazen çok ciddi hastalıklara yol açabilen önemli bir klinik tablodur.

  • Çocuklarda bir uyku bozukluğu çeşidi :uyurgezerlik

    Uyku bozuklukları bebeklik döneminde daha fazla olmak üzere çocukluk yaş grubunun en sık şikayet konularından birisidir.

    Çocukların % 20-30’unda aileler tarafından belirtilen ve doktora başvurulan uyku bozukluklarının bir kısmı uykuyu başlatma bir kısmı ise uykuyu devam ettirme sorunudur.

    Görülme sıklığını söylemek mümkün değil ancak uyku sorunları içinde % 1-5 arasında yer alıyor. Giderek daha fazla görüldüğüne dair bir tespitim yok

    Genellikle çocukluk dönemi uyku bozukluğu ola uyurgezerlik sıklıkla 4-8 yaş arasında ortaya çıkar ve engeç 15 yaşa kadar tamamen kaybolur. Erkek çocuklarda daha fazla görülür. Erkek çocuklarda neden daha fazla görülüyor belli değil. Bazı çalışmalarda ailede anne veya babada çok derin uyuduklarına ilişkin bilgi alınabilir.

    Uyurgezerlik bir hastalık değildir. Uyku başladıktan sonraki ilk saatler içinde yani uykunun ilk evresinde ortaya çıkan uyanma sorunudur. Rüya görülmeyen derin bir uykudan uyanma problemidir. Yani uyanma istenmekte ancak başarılımamaktadır.

    Çocuk yatağından kalkar, anlamsız hareketler, tekrarlayıcı hareketler yapar, dolaşmaya başlar. Gözler sabit bakar, konuşmalara cevap vermez, engelleri aşarak dolaşmaya devam eder. Yatağına geri döner. Ancak kaza ile de sonuçlanabilir. Gerçek uyanmadan sonra yaşadıklarını kesinlikle hatırlamaz.

    Birkaç dakika ila 1 saat ancak genellikle 5-15 dk sürer.

    Çok sık yaşanması, ergenlikte devamı durumunda araştırmalar yapılmalı, örneğin uyku epilepsileri ve psikolojik stres faktörleri incelenmelidir.

    Yapılması gerekenler; çocuğun yattığı ve dolaştığı alanlarda tehlikeli olabilecek objeleri kaldırmak, kapı-pencereleri kapamak kilitlemektir.

    Çocuğunuzu uyurgezer durumda gördüğünüzde sakin davranın, yüksek sesle uyarmak ve bağırmak ya da sarsmak kesinlikle yanlıştır. Uyandırmayın ve yavaşça yatağına götürün.

    Tedavi kararı verildiyse psikolojik stres faktörleri belirlemeye çalışmak ve bu konuda destek vermek, çok sık tekrarlaması durumunda mutlaka uykunun elektrofizyolojik değerlendirmeleri yapılmalıdır. Gerekirse ilaç tedaviside önerilebilir

  • Çocuklarda ateş ve tedavisi

    Çocuklarda ateş ve tedavisi

    Çocuk hekimlerine en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Çocuk muayeneleri ve acil servis başvurularının %10 ile %20 sinde esas yakınma nedeni ateştir.

    Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş beyinde(hipotalamus)ki bir bölge tarafından kontrol edilmektedir.Vücut ısısı gün içerisinde değişim gösterirsede, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır.Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi yine aynı bölge tarafından kontrol edilmekte ve vücuttan ısı kaybını sağlayan deri ve akciğerler aynı mekanizma ile düzenlenmektedir.

    Vücut ısısında yükselme olarak tanımlanan ateş 3 değişik mekanizma ile ortaya çıkmaktadır.Enfeksiyon,malignensi ve kollagen vasküler hastalıklarda santral sinir sistemindeki hipotalamik bölgedeki ateş merkezinde ısı yükselmesi olmaktadır.Bu tip ateşlerde ateş düşürücüler ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.İkinci tip ateşte örneğin salisilat zehirlenmesi,hipertroidizm ve çevre ısısının arttığı durumlarda ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konuşudur .Üçüncü tip ateş’de ısı kaybında sorun vardır. Bu duruma örnek olarak sıçak çarpması,bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler verilebilir.Ateş düşürücüler ikinci ve üçüncü tip ateşlerde etkili değildir.

    Ateşin ortaya çıkması oldukça karışık bir mekanizma ile oluşmaktadır.Eksojen pirojenler (Bakteri,virüs,mantar enfeksiyonları ve bazı ilaçlar)fagositik hücreleri uyarmakta ve endojen pirojenlerin salınımına yol açmaktadır.Bu maddeler prostaglandin E2 uyarmakta ve prostaglandin E2’nin hipotalamusu uyarması sonucunda ateş ortaya çıkmaktadır. Özette ateş oluşum mekanizması son derecede karışık bir sistemdir.Burada kısaltılarak verilmeye çalışılmıştır ve bazı ayrıntılar atlanmıştır.

    Yukarıda oluşumun özetlemeye çalıştığım ateş klinikte bazı belirtilerle ortaya çıkmaktadır.Vücut ısısı yükselince başlıca dört evreden bahsedilebilir

    1.Evre-Prodromal dönem
    Hasta kendini iyi hissetmez. Vücut ısısı normaldir.

    2.Evre-Titreme dönemi
    Hasta üşür ve kendini soğuk hisseder vücut ısısı yüksektir.

    3.Evre-Kızarma dönemi
    Hasta kendini daha iyi hisseder ,deri sıcak ve kurudur.

    4.Evre-Terleme dönemi
    Bu evrede ise deri ıslak olup,vücut ısısı düşmeye başlamıştır.

    Ateşin tanımı oldukça zordur.Vücudun çeşitli bölgelerinde ölçülen değerler farklı olduğu gibi,gün içindeki değerlerde de farklılıklar vardır.
    Rektal(Anus) 38 ° C

    Ağız 37,5 ° C

    Koltuk Altı 37,2 ° C

    Kulak 38 ° C

    Çocuklardaki ateşin başlıca nedeni enfeksiyonlardır.

    Viral ve bakteriyel enfeksiyonlar

    Üst solunum yolu enfeksiyonları

    Mide-bağırsak enfeksiyonları

    Kulak enfeksiyonu

    Krup,bronşiolit ve diğer alt solunum yolu enfeksiyonları

    İdrar yolu enfeksiyonları başlıca ateş nedenlerini oluşturmaktadır.

    Enfeksiyonların dışında aşı uygulamalarından sonrada ateş görülebilir.Aşılama sonrası gelişen ateş oluşumu ve görülme zamanı aşının tipine göre değişmektedir.

    Fazla giydirilen çocuklarda da ateş yüksek bulunabilir. Çocuğun giysilerinin hafifletilmesi ile ateşin düştüğü görülür.Diş çıkarma döneminde görülen ateş tartışılan bir konudur Genellikle diş çıkarmaya bağlı ateş yüksek bir ateş olmayıp kendiliğinden düzelmektedir.

    Ateşli çocuğun tedavisi konusunda tartışmalar mevcuttur.Ateşin bir savunma mekanizması olduğu görüşü yanısıra ateş tedavisinin önemli olduğunu vurgulayan çalışmalarda vardır. Ateşli çocuklar genellikle başlangıçta aileler tarafından önemsenmez ve evde tedavi edilmek istenirse de ateşli çocuğun değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin hekim tarafından yapılması son derece önemlidir.

    -Eğer bebek üç aydan küçük ve ateşi 38° C ise

    -Üç aydan büyük bir çocukta ateş 38° C veya daha yüksek ve çocuğun görünümü iyi değilse

    -Üç ay-otuz altı ay arasındaki bebek çocuklarda ateş 38,9° C ve üstünde ise

    -Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40° C ve üzeri ise

    -Çocuğun öyküsüne ateşli havale mevcutsa

    -Ateşle birlikte döküntüleri mevcutsa

    -Çocukta kronik hastalıklar örneğin;kalp hastalığı,kanser,lupus ve orak hücreli anemi tanısı ile takip ediliyorsa bu durumda çocuğun mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.

    Ateşli çocukta yapılacak öncelikle yaklaşım ateşin düşürülmesidr.Bu durumda;

    -Çocuğun giysileri çıkarınız veya azaltınız

    -Çocuğun bulunduğu odayı serinletiniz

    -Sıvı almasını artırınız

    -Ilık suyla banyo yapmasını sağlayınız.

    Oda ısısının 22-23 °C ve banyo su ısısının 29.4 °C ve 32.2° C arasında olmasına dikkat ediniz.Ateş yukarda belirttiğim işlemlerde düzelmez ve ateş yükselmeye devam ederse bu durumda Dr ile görüşünüz ve ateş düşürücülere başlayınız.Çocuğunuzun dinlenmesini sağlayınız.

    Ateş düşürücüler(antipiretik)ajanlar ne şekilde etki etmektedir yan etkileri söz konusumudur ve veriliş yolları
    (Tablo 1ve Tablo 2) de özetlenmiştir.

    Tablo1:Ateş düşürücü ajanların etkileri.
    Ateş düşürücü Ağrı kesici Ödem çözücü
    etki etki etki
    (Antipretik) (Analgezik) (Antinflamatuvar)
    üüSalisilatlar : ++ + +

    Parasetomol : + + sınırlı

    İbuprofen : ++ + +

    Ketoprofen : + + +

    Nimesulid : ++ + +

    Tablo2:Ateş düşürücü ajanların toksik etki,yan etki ve veriliş yolları.

    Toksik etki Yan etki Veriliş Yolu

    Salisilatlar : Reye sendromu Mide-barsak kanama Tablet

    Parasetomol : Karaciğer ve böbrek _ Şurup
    Tablet

    İbuprofen : Akut böbrek yetmezliği Az Şurup
    Tablet

    Ketoprofen : Akut böbrek yetmezliği ? veya az Şurup
    Tablet

    Nimesulid : Akut karaciğer ve + Şurup
    böbrek yetmezliği Tablet

    *Aspirin 18 yaşından küçük çocuklarda verilmesi;nadir ve ciddi bir komplikasyon olan Reye sendromu nedeniyle önerilmemektedir.

    *Ülkemizde çocuklarda Nimesulid kullanımına 2002 yılından sonra kısıtlama getirilmiştir.

    Çocuklarda ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Ailelerin ateş düşürme konusunda eğitilmelidir. Ateş bir savunma mekanizması olmakla beraber ateşin oluşturduğu yan etkiler önemlidir.

    Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki febril konvülziyon diye adlandırdığımız ateşli havalenin oluşumudur.Febril konvülziyon vücut ısısının artması ile ortaya çıkar. Çocuklarda görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık görülme aralığı 6 ay -5 yaş olup 18.ayda pik yapmaktadır.Basit,Komplike Epileptik formda febril konvülziyonlar görülebilir.Önemle üzerinde durulması gereken bir nokta febril konvülziyon ile epileptik nöbetlerin karıştırılmamasıdır.

    Febril konvülziyonlu çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır. 6ay-5 yaş arasındaki hastaların öykülerinde bir veya birden fazla febril konvülziyon öyküsü mevcut olsa bile,tedavide antikonvülzan ilaçların önerilmesi söz konusu değildir.

    Ateşli çocukta ateşin düşürülmesi son derece önemlidir.Yukarıda belirttiğim ateşin düşürülmesi metodların yanı sıra ateş düşürücüler de bu amaçla kullanılmaktadır.Ateş düşürücü ilaçlar arasında en çok kullanılan parasetamol ve ibuprofendir. Ancak bir çok hastada bu ilaçların tek başlarına kullanılmalarının yeterli olmadığı görülmektedir. Bu durumda ardışık antipiretik tedavi gündeme gelmektedir. Ardışık antipiretik tedavisi konusunda bazı tereddütler olduğu şüphesizdir.Sonuçta oldukça karışık bir mekanizma ile ortaya çıkan ateşte ateşin düşürülmesi ve ateş nedeninin saptanması için hekime müracaatın en doğru yaklaşım olduğu unutulmamalıdır.

  • Güçlü bir bağışıklık sistemi için günde 500 ml. Anne ya da devam sütü

    Güçlü bir bağışıklık sistemi için günde 500 ml. Anne ya da devam sütü

    1- Bebek beslenmesinde anne sütünün önemi:


    Bebek beslenmesinde anne sütünün önemi sayılamayacak kadar çoktur. Fakat sacayağı dediğimiz bir üçleme vardır. Bunlar:

    a) Anne sütü hijyeniktir, yani mikrop barındırmaz buna karşılık tüm mikrop çeşitlerine karşı koruma özelliği vardır. İçinde canlı olarak koruyucu hücreler bulunur. Hastalıklara karşı antikorlar içerir. Bağırsakta bulunan faydalı bakteriler anne sütü ile beslenip çoğalırlar ve bebeği korurlar.

    b) Ekonomiktir, hiçbir masrafı yoktur, son derece besleyicidir, 6 ay boyunca başka hiç bir şey verilmeksizin (su dahil) bebeği besleme özelliği vardır.

    c) Psikolojik yararları çoktur. Anne sütü alan bebekler ileride sosyal ve psikolojik olarak daha dengeli olurlar. Daha mutludurlar. Annesini göğsünde iken ten teması onu yaşamı boyunca daha mutlu yapar. Annesi ile göz teması sayesinde otizm, hiperaktivite ve konsantrasyon bozuklukları daha az görülür.

    2- Anne sütü hangi etkenlerle azalır? Anne sütünü artırmak için ne yapmalıyız?
    Anne sütünü azaltan en büyük neden psikolojik sorunlardır. Bu nedenle anne sütü verirken anneler mutlaka huzurlu ve mutlu bir ortamda bulunmalı ve ailenin tüm fertleri ve diğer yakınları tarafından süt verme yönünde desteklenmelidir. Anne sütünün tam bir gıda olduğu, bebeği tam beslediği vurgulanmalıdır.

    Bazen de ateşli hastalıklar, organlara ait bozukluklarda süt azaltabilir. Bu durumlara daha nadir rastlanır. Sütü artırmanın en önemli yolu daha hamilelikten itibaren anne adayını süt verme yönünde desteklemektir. Ayrıca bol sıvı ve süt artırıcı çayları vermekte yarar sağlayabilir.

    3- Anne sütü olmadığı ya da yetersiz olduğu durumlarda anneler nasıl bir yöntem izlemelidir ve bebeklerini ne ile beslenmelidir?
    Anne sütünün yetersizliğine az rastlanır. Bunu anlamanın en önemli yolu bebeği yakından izlemektir. Anneyi süt verme yönünde desteklemek, süt verme yolu ve tekniklerini göstermek, çocuğun düzenli kilo aldığını tartarak izlemek önemlidir. Ender olarak sütün az geldiği durumlarda (kilo alamama, devamlı göğüste kalma isteği gibi) anne sütüne uyumlu ek formül mamalar verilebilir.

    4- Sütün bebeklerin bağışıklık sisteminin gelişmesindeki rolü:
    Anne sütünde bebeklerin bağışıklığını artıran ve sürdürülebilir olmasını sağlayan birçok hücre ve madde mevcuttur. Bunlar arasında lenfosit dediğimiz hücreler, birçok antikor ve enzimler, prebiyotik dediğimiz bebeklerin bağırsağında bulunan faydalı bakterileri besleyen maddeler sayılabilir.

    5- Bebeklerin günlük süt ihtiyacı ne kadardır? İdeal ölçü nedir?
    Bebeklerin günlük süt gereksinimi onların kilolarına göre hesaplanır. Bebeğin kilosu 150 ile çarpılırsa 24 saatteki süt ihtiyacı bulunmuş olur. Diğer bir deyimle ilk 6 ayda bebekler kilo başına 150 cc. süte gereksinim duyarlar. Örneğin 5 kilo gelen bir bebek günde 750 cc. civarında süt alırsa bu onu yeterince beslemiş olur.

    6- 6. aydan sonra ek gıdaya başlanıyor bu durumda günlük süt ihtiyacı miktarı değişir mi?
    Bebekler 4-6 ay arasında ek gıda alırlar. Bebeğin ayına göre başlangıç mamaları, devam mamaları ve veya devam sütleri verilebilir. Bu mama ve sütler anne sütüne yakın olmalı, bebeğin bağışıklığını destekleyen maddeler (prebiyotik, nükleotid gibi) içermeli ve bebeğe yeterli miktarda verilmelidir. (Örneğin günde 500-750 cc. gibi).

    7- 6. Aydan itibaren ek gıdalara başlandığında bebeklerde günlük süt ihtiyacını karşılayabilmek için nasıl bir beslenme yöntemi izlenmelidir?
    6. aydan itibaren bebeklere iyi bir beslenme programı hazırlamak gerekir. Aylık izlenimlerle bebeğin boy, kilo, baş çevresi, fiziksel, nörolojik ve psikolojik gelişmeleri kaydedilmelidir. Yeterli kalori, protein, mineral ve vitamin alımı çok önemlidir. Bunlar adapte ve formül mamalarda, kaşık mamaları ve kavanoz mamalarında yeteri kadar vardır.

    8- Anneler, bebeklerine yeterli süt verip vermediklerini nasıl anlayabilirler?
    Bebeklerin yeterli süt alıp alamadıkları fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişmeleri ile anlaşılır. Boy, kilo ve baş çevresi aylık kaydedilmeli ve çocuklar iyi bir şekilde izlenmelidir.

    9- İştahsız ya da süte direnç gösteren bebekler için anneler ne tür beslenme yöntemleriyle günlük süt ihtiyacını tamamlayabilirler?
    İştahsızlık bebeklerde göreceli bir kavramdır. Gelişmesi normal olan bir çocukta iştahsızlık yok denebilir. İştahsız bebekler için geliştirilmiş bazı mama ve devam sütleri kullanılabilir. Günlük süt gereksinimini alan bir bebekte iştahsızlık yok denebilir.

    10- Bebek beslenmesinde 6.aydan sonra da yeterli süt tüketiminin önemiyle ilgili eklemek istedikleriniz….
    Bebek beslenmesi onların tüm yaşamını etkilediği için, bilinçli, düzenli, sürdürülebilir olmalı, anne- babalar bu yönde desteklenmeli ve cesaretlendirilmelidir. Anne sütü, ona yakın gıdalar, devam mamaları ve devam sütleri hakkında ebeveynlerin bilgilendirilmesi vazgeçilmez yaklaşım olmalıdır.

    Tüm dünya çocuklarına sağlık ve mutluluklar…

    Bebeğinizin günlük anne ya da devam sütüne ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyor musunuz? www.sutumyeterlimi.com

  • Çocuklarda ateş nedir ? Nasıl ölçülür ?

    Çocuklarda ateş nedir ? Nasıl ölçülür ?

    Vücut ısısının normal değerlerinin üzerine çıkması ateş olarak tanımlanır.Vücut ısısı gün içerisinde değişim göstermektedir.Normal ısı koltuk altından 36,4°-36,7°C Ağızdan ölçülen ısı ise 36,6°- 37° C dir.

    Ateş ölçümü için farklı vücut bölgeleri kullanılmakta ve ısı ölçerler (termometre)ile ateş ölçümü yapılmak tadır.Ölçümün yapıldığı bölgeye göre değerler değişebil mektedir.Ölçümde ateş olarak değerlendirdiğimiz kriterler aşağıda belirtilmiştir.

    Koltuk altı 37,2°C
    Kulak 37,5°C
    Ağızdan 37,5°C

    Rektal ölçümde 38°C nin üzerindeki ölçümler ateş olarak kabul edilmektedir.

    Koltuk altı (Aksiller) ölçüm: Bu ölçümün güvenilir olması için çocuğun koltuk altının kuru olması gerekir, Ölçüm için gereken süre civalı cam termometre ile 5 dakika olarak belirlenmiştir.

    Kulak (Timpanik) ölçümü: Altı aylıkken küçük bebeklerde kullanımı zordur.Ölçüm yapacak şahsın aleti kulağa yerleştirmeden önce kulak kepçesini geriye doğru çekmesi ve ateş ölçeri daha sonra yerleştirmesi gerekir.Kısa sürede 2 saniyede sonuç alınır uygulanması kolay ve hijyeniktir.Eğer çocuk soğuk bir günde dışardan geliyorsa ölçüm yapmak için 15 dakika beklemek gerekir.Kulak tüpleri ve kulak enfeksiyonları ölçümde hataya neden olmaz.

    Ağız içinden (Oral) ölçüm: Ağız içinden yapılan ölçümün sağlıklı olabilmesi hastanın kooperasyon uyumuna bağlı olduğu için 4 veya 5 yaşından büyük çocuklarda ateşin bu yolla ölçümü önerilmektedir.

    Termometre su ve sabunla yıkandıktan sonra ağızdan ölçüme hazır hale gelmektedir.Ağız içinden yapılan ölçümün sağlıklı olabilmesi için çocuğun en az ölçüm den 30 dakika önce soğuk veya sıcak herhangi bir gıda almaması gerekmektedir. Ölçüm için gerekli süre civalı termometre ile 3 dakika digital termometre için 1 dakikadır.

    Rektal (Anus) ölçüm: Vital bulgular stabil seyreden hastalarda tercih edilmektedir.Digital termometre ile 1 dakika civalı termometre ile 3 dakikada sonuç alınmak tadır.Rektal ölçüm yenidoğan ve süt çocuklarında perforasyon riski taşımaktadır.Gerek komplikasyon gerekse psikososyal nedenlerle son yıllarda az kullanılmaktadır.

    Ateş ölçümü için önerilen en uygun ölçme şekli aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğan – 3 ay Rektal

    3 ay – 3 yaş Rektal
    Koltuk Altı
    Kulak (6 aydan sonra)

    4 – 5 yaş Rektal, Koltuk altı, Ağız

    5 Y Ağız, Koltuk altı

    En güvenilir ateş ölçüm bölgesi rektal bölgedir.Ağız içinden (oral) yapılan ölçümün güvenilir olduğu bilinmektedir.

    Ateş günlük aktivite ve yaş ile değişiklik gösterir. Gün içinde ateş değişimi vardır.En yüksek ateş öğleden sonra ve akşam ölçülürken,sabah ve gece yarısı ateş ölçümü en düşüktür.Günlük ateşteki değişim sabah akşam 0,5°c olarak değişmektedir.Ateşli bir hastalık geçiren çocuklarda ise sabah akşam değişimi 1°c civarındadır ve bu durum bir süre sonra kendiliğinden düzelir.Genellikle bebeklerde ve erken çocukluk döneminde vücut ısısı büyük çocuk ve erişkinlere kıyasla daha yüksek olabilmektedir.Bu durumun bebek ve çocuklardaki yüksek metabolik aktiviteye bağlı olduğu düşünülmektedir.

    Ateş tek başına bir hastalık değildir.Hastalığın bir işareti veya bulgusudur.Vücudun enfeksiyonlara karşı bir savaş mekanizmasıdır.Ateş savunma mekanizma larını uyararak enfeksiyonlara karşı korunmayı sağlamaktadır.Ateşle birlikte metabolizmada hızlanma başlar,oksijen kullanımı ve karbon dioksit oluşumu artar.Bütün bu değişiklikler sonucunda solunum ve dolaşım sistemi etkilenir.Ateşli çocuklarda solunum sayısı ve kalp atışları hızlanır,çocukların huzursuz olduğu görülür.Ateşin arzu edilmeyen bir diğer yan etkisi de özellikle 6 ay-5 yaş arasındaki çocuklarda görülen ateşli havale (febril konvülziyon) dur.

    Ateş bebek ve çocuklarda acil servise başvurma nedenlerinin başında yer almaktadır.Özellikle 3 yaş altı çocuklarda ateş genellikle ilk belirti olarak ortaya çıkmaktadır.Yaş gruplarına göre değişmekler birlikte çocuklarda sıklıkla solunum yolu enfeksiyonları,idrar yolları ve gastroentestinal enfeksiyonlar ateşe yol açmaktadır.Bakteriyel enfeksiyonların yanı sıra birçok viral ajan ateşe neden olmaktadır.Ateşli hastalarda her zaman ateş nedenini saptamak mümkün olmaz ve çoğunlukla ateş düşürüldükten ve nedene yönelik tedavi planlandıktan sonra klinik tablo düzelmektedir.

  • Gebelikte, yenidoğan ve çocuklarda toksoplazma enfeksiyonları

    Gebelikte, yenidoğan ve çocuklarda toksoplazma enfeksiyonları

    Toksoplazma gondii’nin neden olduğu bir parazit hastalığıdır.Dünyadaki en yaygın enfeksiyonlardan biri olup ülkemizde yapılan çalışmalarda toplumun %20-60’nın bu parazit ile enfekte olduğu bildirilmektedir.ABD bu oran 12 yaş ve üstündeki yaş grubunda %22.5’dir.Enfeksiyon özellikle sıcak ve rutubetli iklim ve düşük rakımlarda yüksek olup bazı toplumlarda enfekte olma oranı %95’e ulaşmaktadır.

    Toksoplazma enfeksiyonunda bulaşım yiyecekler veya kontamine su ile olmaktadır.İyi pişmemiş veya çiğ yenilen et,yıkanmadan yenilen sebze ve meyveler ile enfeksiyon bulaşmaktadır.Enfeksiyonun insandan insana bulaşımı bazı özel durumlarda olmaktadır.

    -Gebelikte enfeksiyonun anneden bebeğe geçişi
    -Kan transfüzyonu
    -Organ transplantasyonunda enfeksiyon direk geçiş göstermektedir.

    Enfeksiyonun yayılmasında en önemli rol kedilerdir. Enfekte hayvanların etlerini yiyen kedilerin ince bağırsaklarında kistler çoğalmakta ve enfeksiyonunun alınmasından 3 hafta sonra kedilerin dışkısı ile atılmaya başlamaktadır.Kist ile enfekte olan gıdaların yenmesi veya kist içeren herhangi toprak ve bahçe materyali ile temas sonrası ellerin yıkanmadan ağza götürülmesi sonucu enfeksiyon yayılabilmektedir.Şehir suyu şebekesinin kontamine olmasına bağlı salgınlar bilinmektedir.

    Diğer bir geçiş yolu anneden çocuğa enfeksiyonun geçişidir.Gebelik esnasında enfekte olan anne enfeksiyonu bebeğe geçirebilir.Bu vakalarda annede bir belirti yokken bebek enfekte doğabilir,biz bu bebekleri kongenital enfeksiyonlu bebekler olarak tanımlıyoruz.

    Enfeksiyonun kuluçka süresi 4-21 gün olup ortalama 7 gündür.Sağlıklı bireyler toksoplazma ile enfekte olduklarında her zaman belirti vermezler.Bağışıklık sistemi iyi ise parazit hastalığa yol açmayabilir.Hastalık oluşursa belirtiler spesifik değildir.Halsizlik,ateş,boğaz ağrısı,kas ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme görülebilir.Birkaç hafta süren bu tablo kendiliğinden düzelir.Enfekte olan şahıslarda parazit inaktif şekilde vücutta kalmakta ve bağışıklık sisteminin bozulduğu durumlarda enfeksiyon reaktivasyon göstermektedir.

    Anne adayı gebe kalmadan önce enfeksiyonu geçirirse bebekte sorun söz konusu değildir ve annede bağışıklık sisteminin yeterli oluşu bebeği enfeksiyondan korumaktadır. Gebe bir kadının enfekte olması halinde anne enfeksiyonu bebeğine geçirebilir(Kongenital Enfeksiyon).Bu bebeklerde ciddi problemler ortaya çıkar.

    -Gebelik düşükle sonuçlanabilir.
    -Ölü doğum olabilir.
    -Toksoplazmazisli bebek doğabilir.

    Bu bebeklerde; Hidrosefali veya Mikrosefali
    Yaygın döküntü
    Hepato/splenomegali
    Sarılık
    Trombositopeni
    Korioretinit
    Konvülziyon görülebilir.

    Doğumdan önce enfekte olan bebeklerin bir kısmında doğumda belirti görülmeyebilir,daha sonraki yaşamlarında görme kaybı,mental yetersizlik ve nöbetler görülebilir. Toksoplazmasisli annelerin çocuklarının belirli aralıklarla takip edilmesi önerilmektedir.

    Toksoplazma enfeksiyonunda göz tutulumu da önemlidir.Sık olarak doğumsal enfeksiyon sonucu gelişir. Vakaların %20-80’inde doğumsal enfeksiyona bağlı göz bulguları başlangıçta saptanmazken erişkin yaşlarda ortaya çıkabilir.Sıklıkla görülen göz bulgusu korioretinittir.Göz bulguları yıllar sonra aktive olabilir.

    Bağışıklık sistemi bozulmuş şahıslarda ise geçirilen toksoplazma enfeksiyonunun aktive olabileceği unutulmamalıdır.

    Tanı serolojik testler
    doku incelenmesi
    moleküler testler yardımı ile yapılmaktadır.

    Tedavi: Sağlıklı bireylerde özgül antimikrobiyal tedaviye gereksinim yoktur.
    Gebelikte yenidoğan ve bebeklerde tedaviye başlanmalıdır.

    Önerilen tedavi: pyrimethamine,sulfadiazin ve folik asit’dir.Spiromisin,leukovorin tedavisinin de periodik olarak verilmesi vurgulanmaktadır.
    Korunmada eğitim önemlidir.

    -Etlerin iyi pişmesi
    -Meyve ve sebzelerin yıkanması ve kabukları soyularak yenilmesi
    -Bahçeyle uğraştıktan ve ellerin toprağa değmesinden sonra iyice yıkanması
    -Evde kedi besleniyor ve gebelik söz konusu ise kedinin dışkısını temizlerken eldiven giyilmesi önerilmektedir.

  • Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

    Kabakulak nasıl bulaşır ? Klinik bulgu ve yan etkileri

    Kabakulak paramyxovirus’ların neden olduğu vücuttaki bezler ve sinir sistemini tutan bulaşıcı bir hastalıktır.
    Virus solunum yoluyla ve doğrudan temas sonrası bulaşır.Çocukluk döneminde herhangi bir yaşta ortaya çıkan bu hastalık,erişkinlerde daha ağır seyretmektedir.

    Kuluçka süresi ortalama 16-18 gündür.bu süreç 12-25 gün arasında değişebilir.En bulaştırıcı dönem tükürük bezinin şişmesinden 1-2 gün önce başlamakta ve bezin şişmesinden 5 gün sonrasına kadar devam etmektedir.

    Hastalık ateş,baş ağrısı ,iştahsızlık,halsizlik ve kulak ağrısı ile başlar.Çiğneme hareketleri ağrılıdır.Parotis bezinde şişlik görülür.Ateş 1-6 gün sürer ateşin düşmesi ile birlikte genellikle şişlik kaybolur.Bezdeki şişlik başlangıçta tek taraflıdır.Aynı anda her iki parotis bezinde şişlik görülebilir.Diğer tükürük bezlerinde şişlik olabilir.Orşit,Meningoensefalit pankreatit görülebilir.

    Orşit (erkek çocuklarında yumurtaların (testis) iltihabı) kabakulakta tükürük bezi iltihabından sonra en sık görülen klinik tablodur.Tek veya iki taraflı olabilir.Özellikle ergenlik döneminde geçirilen kabakulak enfeksiyonlarında görülür. Genellikle ilk haftada ortaya çıkar. Ateş, titreme, bulantı,kusma,baş ağrısı ve karnın alt kısmında ağrı vardır.Testisler ağrılı ve şiştir.Ateş klinik tabloya eşlik eder.Testis atrofisi görülebilir.Kabakulağa bağlı korkulan bir komplikasyon olan orşit,empotans ve sterilite nadiren yol açar.

    Her kabakulak vakasında hastalık klasik bulguları göstermeyebilir.Vakaların yaklaşık %30-40 da enfeksiyon belirtisiz enfeksiyon şeklinde görülebilir.

    Tanı serolojik testler ve virusun izolasyonu ile konur.Her vakada laboratuvar testinin yapılması önerilmez.Hastanın öyküsünde kabakulakla temas varsa tükürük bezlerinde tutulum ve aseptik menenjit bulguları gözleniyorsa tanı klinik olarak konulmaktadır.Bu durumda laboratuvar testlerinin yapılması önerilmez.Eğer enfeksiyon belirsiz enfeksiyon şeklinde seyrederse laboratuvar tanısına başvurulur.Virus izolasyonu,serolojik testler,kan amilaz düzeyi değerlendirilebilir.

    Korunmada aşılama önemlidir.Tek doz aşılama ile tam bir korunma sağlanamaz.Hastalık salgınlara neden olabilir. Ergenlik dönemindeki gençlerde özellikle kabakulak geçirme öyküsü mevcut değil ve aşılama güvenilir değilse,bağışıklama önerilmektedir.
    Unutulmaması gereken en önemli nokta tükürük bezlerindeki her şişme kabakulak virusuna bağlı değildir.Enteroviruslar ve sitomegalovirus aynı klinik tabloya yol açar.Diğer taraftan Parotis bezinin tek taraflı şiştiği durumlarda,tükürük bezi kanalında tıkanma,tümör veya bazı bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonla düşünülmelidir.