Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda sinüzit olur mu ? Nasıl tanınır ?

    Çocuklarda sinüzit olur mu ? Nasıl tanınır ?

    Uzun yıllar halk arasında çocuklarda sinüzit olmaz düşüncesi hakim oldu. Ancak sanılanın aksine sinüzit yeni doğan döneminden itibaren görülebilen bir enfeksiyon hastalığıdır. Sinüzit tanısı tamamen şikayetlerin geçmiş seyri üzerine öykü ile konulan bir tanıdır. Water’s filmi diye adlandırılan sinüs filmi akut sinüzit tanısı koydurmaz; çünkü, basit bir soğuk algınlığında da Water’s filminde sinüsler dolu görülür.

    Sinüzit tanısı hastalığın öyküsü ile konur. Basit bir soğuk algınlığında gerek burun şikayetleri gerekse öksürük yavaş yavaş azalarak 10 günde geçer. Bazı olgularda 15 güne kadar uzayabilir. Ancak eğer 15 günden uzun süre devam eden burun tıkanıklığı + sarı-yeşil renkte iltihaplı burun veya geniz akıntısı tablosu varsa bu durum akut sinüzit olarak kabul edilip antibiyotikle tedavi edilmelidir.

    15 gün bekleme süresi ateşsiz ve 1 hafta içinde şikayetlerin azalma sürecine girdiği durumlar için geçerlidir. 1 haftanın sonunda şikayetlerde azalma değil artma varsa; örneğin burun tıkanıklığı daha da artmış ve balgamlı öksürüğe dönmüşse ve öksürük şiddetini artırıyorsa veya duruma sonradan ateş eklenmişse akut sinüzit tanısının daha da erken konup uygun tedavinin verilmesi gerekir.

  • Çocukluk çağında astımda alerji aşı tedavisi ( immünoterapi )

    Çocukluk çağında astımda alerji aşı tedavisi ( immünoterapi )

    Çocuklarda astım %80 alerjik kökenlidir. Çoğunlukla bu hastalarda alerjik astıma alerjik nezle de eşlik eder. Alerjik nezle ve alerjik astım aynı anda tedavi edilmelidir. Havayolu üstte burun ve altta akciğerlerin yer aldığı bir bütün oluşturur. Bu bütünün herhangi bir yerinde yolunda gitmeyen bir durum olduğunda hastalık tam anlamıyla tedavi olamaz. Bu durum “TEK HAVAYOLU, TEK HASTALIK” diye tanımlanır.

    Alerjik astım ya da alerjik nezle tedavisinde hastalığı kontrol altında tutmaya yönelik kortizon esaslı sprey ilaçlar şikayetleri baskılar ve geçici bir iyilik tablosu oluşturur. Ancak altta yatan alerji tedavi edilmedikçe bu spreyler kesildiğinde hastalık bulguları yeniden ortaya çıkar.

    Ayrıca; alerjik astımın büyüdükçe geçtiği bilgisi doğru değildir. Alerji aşı tedavisi uygulanmadığı sürece geçmez. Astımlı her iki çocuktan birisi ergenlikte bu hastalığı atlatamaz. Atlattığı düşünülenlerin de bir çoğunda hayatın ilerideki evrelerinde ortam ve yaşam tarzındaki değişikliklerle alerjik astım belirtileri yeniden ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocukluk döneminde astıma neden olan alerjinin aşı tedavisi ile düzeltilmesi gerekir.

    Aşı tedavisi yavaş bir süreçtir. En az 3 enfazla 5 yıl süreyle uygulanır. Dilaltından artan dozlarda damla veya tablet şeklinde uygulanan bu tedavi sonucunda hasta alerjik olduğu maddeyle temasta bulunsa bile reaksiyon gelişmez. Uzun vadede kortizonlu spreylerin kesilmesi ve kesildiğinde de çocuğun iyi kalması sağlanır.

  • Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Dilaltı damla/tablet aşı tedavisi (sublingual immünoterapi )

    Aşı tedavisi yaklaşık yüzyıldır uygulanan geçmişi oldukça eskiye dayanan bir yöntemdir. Bu dönemlerde aşı iğne ile doktorların kendi uyguladıkları solüsyonların koldan uygulanması ile yapılıyordu. Daha sonra el değmeden standard olarak hazırlanan solüsyonlar kullanılmaya başlandı.

    Ancak her iki durumda da iğne aşı tedavisi uygulaması sırasında hayatı tehdit edici alerjik reaksiyonlar (anafilaksi) görülmeye başlandı. Bu nedenle uygulamaların doktor kontrolünde acil müdahale yapılabilecek bir ortamda yapılması önerildi. Buna rağmen hem bu yan etki potansiyeli hem de çocukların her hafta ya da her ay aşı olmak istememesi gerek doktorlar gerekse hasta sahipleri tarafından bu uygulamanın tercih edilmemesine neden oldu.

    Bir süre aşı tedavisi alerjik astımda önerilmemeye başlandı, ancak altta yatan alerjinin tedavisi konusu eksik kalınca bu ihtiyaçtan hareketle dil altı damla aşılar geliştirildi. Son 20 yıldır alerjinin güncel tedavisi haline gelen dilaltı damla aşılarla çok iyi başarı elde edildi. Şu an iğne aşı ile etkinlik açısından bir farkı olmadığı hatta evde ailelerin kullanımına uygun güvenli bir tedavi olmasından dolayı iğne aşıdan üstün olduğu kanıtlandı.

    Son dönemde tüm Avrupa’da yapılan alerji aşı tedavilerinin % 60-70 oranında damla aşı şeklinde yapıldığı gözlenmektedir. Bu konuda son gelişmeler ışığında Avrupa’da alerji aşılarının tablet formlarının geliştirildiğini biliyoruz. Yakın zamanda ülkemizde de uygulanmaya başlayacağımız bu aşılar özellikle bahar aylarında polenlere maruz kalınması sonucu gelişen mevsimsel alerjik nezle ve alerjik astım tedavisinde yerini almaya başlamıştır. Kısa zaman sonra ev tozu akarlarına yönelik de dilaltı tablet formda aşı geliştirilmesi beklenmektedir.

  • Kızamık vakaları ve aşı uygulaması

    Kızamık vakaları ve aşı uygulaması

    Soğukkanlı davranın, panik olmayın, tedbiri elden bırakmayın)

    İstanbul ilinde Ocak 2011’den beri bu yazının hazırlandığı tarihe kadar ihbar edilmiş kesin tanılı 20 civarı kızamık vakası saptanmış. Bu nedenle kızamık hastalığının salgın hale gelmesini önlemek amacıyla İl sağlık Müdürlüğü tarafından aşı uygulaması ve özel tedbirler alınması şeklinde uygulamalara başlanmıştır.

    Bu durum, medyada geniş yer tuttu. Hem televizyonlarda “şok, şok, şok” haberleri hem de yazılı medyada çıkan haberlerin üzerine şaşkına dönen aileler, bir de bağlı bulundukları sağlık ocaklarından gelen telefonlarla iyice endişelendi. Ve tabii telefona sarılıp doktorlarına danışmaya başladı. Bu yazıyı bundan dolayı hazırladık.

    Olay nedir?

    Kızamık bulaşıcı bir hastalık. Aşı dışında korunma olanağı yok. Ülkemizde hatırlarsınız, ard arda birkaç sene üst üste yapılan kızamık aşı kampanyalarıyla hastalık oldukça geriletilmişti. Ancak yurt dışından gelen kişilerin, oradaki kızamık virüsünü (hasta olarak veya olmadan, solunum yoluyla) taşımaları sonunda İstanbul’da kızamık vakaları görülmeye ve doğal olarak yayılmaya başladı. Bunun üzerine kızamık aşısının rutin uygulama yaşı 2007’den beri 12 ay olmasına rağmen 9 aydan büyük çocuklara aşı uygulanmasına başlandı. Bu kadar basit. Kızamık aşısının uygulanabileceği en alt yaş 9 aydır. İstanbul’da yaşayan ve 9 ay 12 ay arasındaki tüm çocukların aşı yapılması gerekir. (9 ayı bitirip 10. aydan gün almış olması gerek) Yapılmakta olan aşı tekli kızamık aşısı değil kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısıdır.

    Ne yapmalıyız?

    Önemli 2 nokta şu:

    1) Bebeğinizin yaşı yukarıdaki tanıma uyuyorsa aşısını yaptırın.

    2) Çevrenizde (çocuğunuzun okulu, komşunuz vs) kızamıklı olduğunu bildiğiniz kişi varsa yaş kaç olursa olsun (9 ay altı hariç) temas sonrası korunma amaçlı aşısı yapılmalısınız. (mesela 7 yaşındaki çocuğunuzun sınıfında kızamıklı varsa tüm sınıf aşılanır; komşunuz kızamıklıysa ve son 3-4 günde onlara gidip geldiyseniz sizler anne baba olarak da aşılanmalısınız)

    3) Bebek 6-9 ay arasındaysa sadece kızamık aşısı olmalı. Tekli kızamık aşısı yoksa standart immun globülin yapılmalı. (koruyucu serum)(Bu serum sadece Eczacılar odası tarafından sağlanmaktadır ve o günkü Eczacılar Odasıyla anlaşmalı eczaneden temin edilebilir)

    Kızamıklı vakalar ne yapmalı?

    Hastanın izolasyonu ve çevredekilerin aşılanması vs sağlanmalı.

    İzolasyon:

    Evde İzolasyon şöyle yapılır:

    Ev halkı aşılanır, hasta kişi 5 gün dışarı çıkmaz. Ev halkından okul yaşında olanlar da 1 hafta okula gönderilmez ve dışarı çıkarılmaz. Hasta kişinin odası ayrılıp mümkünse odaya giriş çıkışlar kısıtlanır.

    Sağlık kuruluşunda izolasyon, o kurum doktorlarının sorumluluğundadır.

  • Yenidoğan tarama testleri

    Yenidoğan tarama testleri yenidoğanın sağlıklı büyüyüp gelişimi için oldukça önem taşımaktadır. Hayatın son derece önemli ve dinamik olan bu döneminde yenidoğanlara yapılacak müdahaleler son derece değerlidir.

    Sağlıklı bir yenidoğan normal doğumuda 24 saat sonra, sezaryen doğumda ise en az 48 saat sonra taburcu edilmelidir.24 saatten önce yapılan taburculuk işlemleri erken taburculuk olarak nitelendirilmektedir.

    Bu sebeple bebeklerin optimum zamanda taburculuğu yenidoğan ve anne sağlığı açıdından da oldukça önem taşımaktadır.

    Genellikle zamanında doğmuş sağlıklı yenidoğanın 3 gün sonra doktor kontrolüne götürülmesi ve bu sırada fizik muayenesinin yapılarak tarama testinin alınması önerilmektedir.bU TEST İLE BEBEKLERDE FENİLKETONÜRİ, BİOTİNİDAZ EKSİKLİĞİ VE HİPOTİROİDİ taranmaktadır.

    Bazı kliniklerde genişletilmiş yendioğan taraması TANDEM MASS yapılmakta ve birçok metabolik hastalık taranmaktadır.

    Ayrıca bebeğin taburculuk öncesi ve ilk muayene sırasında tartılarak tartı kaybının değerlendirilmesi ve emzirmenin ve sarılığın sdeğerlendirilmesi gerekmektedir. Bu günlerde D vitaminin 15 günü beklemeden de günlük 400 IU verilebileceği Amerikan pediatri akademisi tarafından bildirilmektedir.

    Taburculuk sonrası annenin psikolojik durumunun da değerlendirilmesi çocuk hekimlerine düşmektedir. Doğum sonrası depresyonun ilk belirtileri çocuk hekimi tarafından değerlendirilerek gerekirse anne psikiatrik destek için yönlendirilebilir.

    Bebek anne bağının kurulduğu ilk günler çok değerlidir. Bu günlerde anne tarafından sık sorulan sorular bebeğin göbek bakımı, beslenme aralıkları, su verilmesi, uyku düzeni, gaz sancıları,pişik bakımı,vitamin desteği gibi konulardır.Doktor bu konuda rahatlatıcı öneriler sunmalıdır.

    İşitme testi, doğumsal kalça çıkığı muayenesi ve göz muayenesi yenidoğan muayenesinin parçası olmalıdır.

    Sıklıkla ilk ayde yapılan OAE testi (otoakustik emisyon testi) işitme için değerlidir.Bu test bebek uyanıkken dahi saniyeler içinde birçok devlet hastanesinde dahi yapılabilmektedir.

    Göz muayenesi oftalmoskop ile çocuk hekimi tarafından yapılabilir.

    Kalça muayenesi normal olsa bile 1 aydan sonra kalça USG nin yapılması faydalıdır.

    Tarama testleri erken taburcu olan bebeklerde (24 saatten önce) alınmış ise mutlaka tekrar edilmelidir.Patolojik durum varlığında haber verildiğinde mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmaldıır.

  • Yenidoğan enfeksiyonları

    Tanım ve önemi: Sepsis yenidoğan döneminde tedavi açısından ciddi problemler oluşturabilen ve yüksek mortaliteye neden olan bir sorundur. Ölüm oranı 1960’larda % 100 iken, günümüzde erken tanı ve tedavi ile ölüm oranı azalmıştır. Ancak sepsisi, halen çocuklarda ölüm nedenleri arasında ilk on neden içinde yeralmaktadır.

    Klinik bulgular:

    Yenidoğan sepsisinde klinik bulgu ve semptomlar sıklıkla özgün değildir.Vücut ısı değişikliği, emmede azalma, huzursuzluk, hızlı nefes alıp verme, inleme, solunumun geçici duraklaması, morarma, sarılık, karında gerginlik, kusma, havale,dolaşım bozukluğu,ciltte kanama odakları başlıca bulgulardır. Menenjitli bebeklerin % 40’ında havale, % 30’unda bıngıldakta bombelik saptanır. Sepsisli yenidoğan bebeklerde sellülit, impetigo, fronkuloz, papüler lezyonlar, vasküler lezyonlar ve eksfolyatif dermatit gibi deri bulguları görülmektedir.

    Korunma ve uyarılar: Yenidoğan dönemi hayatın en önemli ve dinamik dönemidir. Bu nedenle bu dönemde bebeğinizde saptayacağınız size göre normal olmayan her bulgu hekim için bir işaret olabilir. Bu sebeple ilk 1 aylık dönemde bebeklerin hekime başvurusu geciktirilmemelidir. El yıkama asgari korunmada önlemidir. Bebeklerinizle temastan önce ellerinizi yıkamanız ve enfeksiyonlu kişilerin bebeğe temasının engellenmesi önemlidir.

    Geleneksel olarak bebeğin kırkı çıkmadan ev dışına ziyaretlerin engellenmesi fazla koruyucu olmakla birlikte haklı yanları da bulunmaktadır.Bu sebeple bu dinamik döneme azami dikkat edilmesi bebeğin yaşayabileceği sorunların önlenebilmesi açısından değer taşımaktadır. Ancak bebek ne olursa olsun doktor kontrollerine zamanında gitmeli ve aşı takvimi gecikmemelidir.

    Kaynaklar:

    1.Arnon S, Litmanovitz I, Regev RH, Bauer S, Shainkin- Kestenbaum R, Dolfin T: Serum amyloid A: an early and accurate marker of neonatal earlyonset sepsis, J Perinatol 2007;27(5):297-302.

    2. Edwards MS, Baker CJ: Sepsis in the newborn, “Gershon AA, Hotez PJ, Katz SL (eds): Krugman’s Infectious Diseases of Children, 11. bask›” kitab›nda s.545-61, Mosby Co., St Louis (2004).

    3. Gerdes JS: Diagnosis and management of bacterial infections in the neonate, Pediatr Clin North Am 2004;51(4):939-59.

    4. Saez-Llorens X, McCracken GH: Perinatal bacterial diseases, “Feigin RD, Cherry JD, Demmler GJ et al (eds): Text Book of Pediatric Infectious Diseases, 5. bask›” kitab›nda s.929-66, WB Saunders Company, Philadelphia (2004).

  • Çocuk sağlığında genel istatistiksel veriler

    Çocuk sağlığında genel istatistiksel veriler

    • 2009 yılında UNICEF ve WHO tarafından yürütülen Lot Quality araştırması Türkiye’de anne ve neonatal tetanosun (MNT) ortadan kaldırıldığını doğrulamıştır. Böylece, Türkiye’nin bu hastalığı ortadan kaldırmasıyla birlikte hastalık, WHO Avrupa Bölgesi’nin tümünde ortadan kalkmıştır.
    • Çocuk felcinden arınmışlık durumu korunmuştur .
    • UNICEF Temel Yenidoğan Bakımı eğitim paketinin hazırlanmasında Sağlık Bakanlığı’na destek olunmuştur.
    • 2008 TNSA 6 aylıktan küçük çocukların yüzde 40’ının sadece anne sütüyle beslendiğini bildirmektedir.
    • 2008 TNSA hanelerin yüzde 85’inin iyotlu tuz kullandığını (ülkenin doğusunda yüzde 65) bildirmektedir. Bu oranın 1995’te yüzde 18, 2003’te ise yüzde 69.6 olduğu düşünülürse önemli bir ilerleme sağlanmıştır.
    • TNSA bulgularına göre 2004-2008 döneminde bebek ölüm oranı 1000 canlı doğumda 17’dir. Bir önceki dönemde ise bu sayı 29 idi.
    • Neonatal ölümler 1000 canlı doğumda 13’tür.
    • 2008 yılında 1000 canlı doğumda 37 olan beş yaşından küçükler ölüm hızı bugün 24 olarak belirtilmektedir.
    • Bodurluk oranı bugün yüzde 10.3 ile 2003 yılına göre iki puan azalmayla 10.3 olmuştur. Ancak bu oran kırsal alanlarda yüzde 17.4, doğuda ise yüzde 21’dir.
    • 15-26 aylık çocuklarda tam bağışıklama oranı yüzde 75 iken doğuda yüzde 64’tür.

  • Prematüre bebekler

    • Prematüre bebekler gebelik haftasına göre <37 hafta altında doğan bebeklerdir.
    • Term(>37 hafta-42 hafta) bebeklerden farklı özellikler taşırlar.
    • Her preterm bebek kendine özgüdür.
    • Gebelik haftası küçüldükçe bir takım sorunların görülme yüzdesi artabilmektedir.
    • Yardımcı üreme tekniklerinin son yıllarda gelişimi prematüre bebek sayısnı artırmaktadır.
    • Yenidoğan yoğun bakımlarda izlenen bebeklerin %80 i prematüre bebeklerdir.
    • Prematüre bebeğin bakımı ,beslenmesi,problemleri ve ihtiyaçları farklılıklar gösterebilmektedir.
    • Günümüzde 24-37 hafta kadar farklı haftalarda bulunabilirler.
    • En büyük riskler kafa içi kanama(IVK), prematüre bebeğin retinopatisi (ROP), işitme kaybı, kronik akciğer hastalığı(BPD),sarılık ve serebral plasy dir.
    • Ancak premetüre bebeklerin bir çoğu modern va uygun bakım ile sorunsuz taburcu olabilmektedir.
    • Bebek ölümlerinin %76'sı yenidoğan döneminde olmaktadır.
    • Ülkemizde 2008 verilerine göre yenidoğan ölüm oranı 13/1000'dir.,
    • Amaç ilk aşamada bu oranların 10/1000 altına düşürülmesidir.

  • Yenidoğan sarılığı

    Yenidoğan sarılığı

    Yenidoğanda sarılık ilk 24 saatte ise mutlaka patolojiktir ve acilen doktor değerlendirmesi gerekmektedir.

    Temel olarak tüm yenidoğanlar sararma eğiliminde iken bu durum bazı yenidoğanlar için patolojik düzeylere varabilmekte bu durumda tedavi gerekebilmektedir.

    Anne kan grubu 0 ise veya anne ve baba arasında Rh grup uygunsuzluğu var ise bu durumda daha dikkatli olmak ve yakın kontrol altında bulunmak gerekmektedir.

    Bebeğin sarılığına karar vermek için göz ile yapılan değerlendirme sıklıkla yanıltıcıdır ve bu sebeple laboratuvarda kan testi ile sarılık düzeylerine bakılması gerekmektedir.İdeali her bebeğin taburcu olmadan önce sarılığına bakılarak risk durumunun değerlendirilmesi ve kontrol zamanının belirlenmesidir.

    Erken dönemde yapılan ışın tedavisi son yıllarda bebekler için kullanılan kan değişimi girişimini alt düzeylere indirmiştir.

    Ancak akraba evlilliği ülkemizde oldukça sık gözlemlendiğ için özellikle bu durumlarda olabilecek sarılıklar bazı metabolik hastalık adını verdiğimiz doğumsal bazı rahatsızlıklar ile beraber görülebilmketedir.

    Bu sebeple bir yenidoğanda ailenin özellikle göz aklarında tespit ettiği andan itibaren sarılık acildir ve mutlaka hekim görgüsü gerektirmektedir.

  • Yenidoğan bebek için güncel öneriler

    Sevgili anne ve babalar,

    Yenidoğan kendine has özellikleri olan bir dönmedir ve ilk 28günlük süreyi kapsamaktadır.Bu süre içinde bebeğinizle ilgili temel konular şunlar olmalıdır.

    1.Bebeğin anneyi en kısa sürede emmesi.

    2.Annenin beslenmesine ve uykuna dikkat etmesi

    3.Bebeğin gazının beslenme öncesi ve sonrası çıkarılması

    4.Göbeğin temiz olarak bezi dışında tutulması

    5.İlk aşısı ve K vitaminin yapıldığının teyidi.

    6.Tarama testinin alındığının teyidi

    7.İişitme testi

    8.Çocuk doktoru tarafından yapılan göz muayenesi

    9.Bez bölgesi bakımı

    10.Anne sütünün saklanma koşulları

    11.Formül mama (bebek maması9 kullanma endikasyonları

    12.doğumdan 3 gün sonra yapılan genel kontrol

    13.Tartı alımı takibi

    14.Sarılık takibi