Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Serebral palsi beyin felci

    Serebral palsi beyin felci

    Gelişmekte olan beynin maruz kaldığı bir lezyon ve defekte bağlı olarak ilerleyici olmayan postür ve hareket bozukluğu ve güçsüzlüğü olarak tanımlanır. Toplumumuzdaki sıklığı 1000’de 4’tür. Genellikle bu duruma epilepsi ve zeka gerilikleri, işitme ve görme sorunları da eşlik eder. İki yaş öncesi dönemde intrauterin, doğum esnası ve doğum sonrası değişik nedenlere bağlı olarak gelişebilmektedir. Spastik, diskinetik, ataksik ve mikst tip olarak sınıflandirılmaktadir. Spastik tipte iki yanlı (kuadriparezi, diparezi) veya tek yanlı (hemiparezi) şeklinde görülebilir. Diskinetik tip ise koreoatetoik ve distonik olarak ikiye ayrılır. Ataksik tip en az görülenidir. Mikst tipte ise iki klinik tip bir arada gözlenir. Erken tanınması ve rehabilitasyonu için tüm riskli bebeklerin nörolojik yönden yakın izlemi önem taşımaktadır.

    Prematüre bebeklerde en sık rastlanan spastik diparezi tipidir. Yüksek sarılık nedeniyle kan değişimi geçiren bebeklerde (kernikterus tablosu) diskinetik tip görülmektedir. En ağır prognoz spastik kuadriparezik tiptedir. Doğumda oksijensiz kalma bu duruma yol açan nedenlerin başında gelmektedir. Spastik hemiparezi tablosuna doğuştan gelen beyin gelişim bozuklukları, vasküler nedenler, kanama yol açmaktadır. Serebral palsi tanısında beyin görüntülemeden (BT,MRG) yararlanılır. Epilepsisi olan hastalarda EEG tetkiki de gereklidir. Tedavide kasılmalara yönelik ilaçlar, fizyoterapi, botulinum toksini, kalıcı kontraktürlere yönelik ortopedik girişimler yer almaktadır. Özellikle ağır vakalarda eşlik edebilen yutma disfonksiyonuna bağlı beslenme güçlüğü, yatağa bağımlı hastalarda solunum problemleri, orta ve ağır zeka gerliği olan hastalarda davranış sorunları, işitme ve görme kusurları nedeniyle bu hastalara multidisipliner yaklaşım şarttır.

  • Çok bilinmeyenli bir denklem:     ek gıda dönemi

    Çok bilinmeyenli bir denklem: ek gıda dönemi

    Bebeğiniz doğdu. Gayet güzel emzirdiniz. Anne sütü bebeğinizin gelişimini sağladı, onu hastalıklardan korudu. Aylar geçti. Artık elinizdeki her besine neredeyse saldıran, her şeyin tadına bakmak isteyen bir minikle baş etmeye çalışıyorsunuz. Bir yandan karpuzun ucunu iştahla emmesi hoşunuza gidiyor, bir yandan da “ acaba hata mı yapıyorum?” düşüncesi hiç peşinizi bırakmıyor. Ek gıda dönemini, bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı zaman dilimi olduğunu öğrenmek sizi daha da korkutuyor. O zaman önce “ek gıda dönemi”ne demek? Ne zaman başlar? Ne zaman biter? Öğrenelim.

    Süt çocuğu büyüme ve gelişmesine uygunluk gösteren iç içe girmiş üç beslenme döneminden geçer. Bunlar;

    • sadece anne sütü dönemi
    • anne sütü ve ek gıda dönemi
    • erişkin diyeti

    Bebeğiniz elinizdeki her besinden tatmak istiyor. Gayet güzel çiğneme ve yutmasını gerçekleştiriyor. Sonrasında da hiçbir sorun olmadı. Bizimle aynı yemeği yesin mi artık?

    Hayır.

    Bebeğiniz şu anda yürüyemiyor. Çünkü sinir ve kas sistemleri yeterli olgunlukta değil. Konuşamıyor. Çünkü dil kasları da beyin gibi gelişimine devam ediyor. Gastrointestinal yani mide-bağırsak sistemi de, kanı temizleyen böbrekler de gelişimine devam ediyor.

    Anne sütünden ek gıdalara geçişte asıl önemli noktalar; ne zaman, nasıl ve hangi gıdalarla başlanması gerektiğidir.

    Erken ek gıdalara başlanması sindirim sisteminin tam gelişmemiş olması nedeni ile ishal ve besin allerjilerinde artmaya neden olabilir. Emmede azalmaya bağlı anne sütü yapımının azalması, ishalli hastalıklar, doğru ve yeterli besinlerin verilmemesi nedenleri ile de gelişme problemleri olabilir.

    Genellikle annenin erken ek gıdaya başlamasının en önemli nedenleri, annenin sütünün artık bebeğine yetmediğini düşünmesi, annenin yanlış bilgilendirilmesi, bebeğin büyüme izleminin yapılmamasıdır.

    Ek gıdalara geç başlanması ise anne sütünün yetersiz kalması ile büyümede yavaşlama, bağışıklıkta zayıflama ve kilo alım problemlerine neden olabilir. Uygunsuz besin seçimi protein enerji malnütrisyonuna denilen ciddi gelişim bozuklukluğu ve eser element eksikliği ile sonuçlanabilir.

    Çok erken
    Artmış ishal ve allerjik hastalıklar (bağırsak immatürasyonuna bağlı)
    Anne sütünde azalma (ek gıdalar nedeni ile çocuğun emme isteği azalmakta)
    Malnütrisyon (ishalli hastalıklara bağlı)

    Uygun dönem
    Uygun zamanda (4-6. Aylar arasında)
    Besin içeriği yeterli (Kalori, protein, demir, çinko, vitamin A ve vitamin D içeriği yeterli)
    Hijyen koşullarına uyularak
    Toplumun kültürel yapısına uygun yiyecekler ile (o ülkede mevcut olan ve toplumca kabul edilebilen)
    Geç
    Büyüme geriliği (Anne sütü tek başına kalorik olarak yetersiz hale gelmektedir)
    İmmün yetmezlik (Yetersiz enerji ve protein alımı sonucu)
    İshalli hastalıklarda artma (İmmün sistemde yetersizlik sonucu)
    Malnütrisyon (Yetersiz kalori alımı ve ishalli hastalıklara bağlı)
    Mikronütrient eksikliği (Yetersiz alım ve enfeksiyonlarda artma sonucu)

    Ne zaman ek gıdalara başlayalım?

    Ek gıdalara başlanmasında, her bebek için geçerli olan kesin bir yaş yoktur. Ek gıdalara başlanmasını belirleyen en önemli faktör çocuğun gelişim basamağı, böbrek fonksiyonlarının daha etkin hale gelmesi ve sindirim sisteminin olgunlaşmasıdır. Bu da 4-6 ay arasında, her çocuk için farklı bir zamanda olmaktadır. Ancak kilo alması ve gelişimi normal, yaşına uygun seyreden bir çocuk için 5,5 ay idealdir. Daha erken başlanması belirtilen dezavantajları taşır, daha geç başlanması ise her geçen gün kişiliği oturan ve “hayır”ın gücünü öğrenen bebeğin ek besini reddetme riskini arttırır.

    Anne sütü dönemi: Yeterli kalori ve protein oranına sahip olması ve yüksek biyolojik yararlanırlılığı nedeni ile anne sütü ilk 4-6 ay tek başına yeterlidir. Anne sütü düşük böbrek solit yüküne sahip olması nedeni ile bu dönemde en ideal besindir. Yenidoğan bebeklerin mide kapasiteleri küçük (7 ml) ve bağırsak geçiş zamanları kısa olması nedeni ile az miktarda ve sık beslenmeleri gerekir. Zamanında doğan bebekte bağırsak enzimleri yeterli düzeydedir. Sindirim sisteminin yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması tam gelişmemiştir. Anne sütü, bu mekanizmanın gelişmesini sağlarken yabancı protein ve patojenlerle çocuğun karşılaşmasını engeller. Bu sürede yutma refleksi zayıftır ve kaşıkla verileni ağızdan çıkartma eğilimindedirler. İlk dört-altı ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu sürede bebek kaşıkla verileni yeterli yutamaz ve ağzından geri çıkartmaya eğilimlidir.

    Anne sütü ve ek gıda dönemi: Altıncı aydan başlayarak hayatın ikinci yılına kadar baş kontrolü, ince ve kaba motor basamaklarında ilerleme ile fizyolojik ve nörolojik olgunlaşma devam eder. Ek gıdalara geçiş ile kaşıkla beslenme, çiğneme, parmakları ile besinleri tutarak kendini besleyebilme, kaptan bağımsız beslenme ve kaşık-çatal kullanabilme çocuğun beslenme basamaklarını oluşturur. Emme refleksi 30-34 gebelik haftasındaki bebekte vardır. Bu dönemde bebekte yutmada gelişir. Bununla birlikte dil ile çıkarma refleksi 5-7. aylarda kaybolur ve kaşıkla verileni alabilir. Sekizinci ayda yardımsız oturabilir ve dil hareketleri daha da gelişir; böylece daha katı yiyecekleri yiyebilir. Onuncu ayda çiğnemeye başlar ve elindeki yumuşak besinleri ısırabilir. Bir yaşında tüm besin maddelerinden yiyebilir ve iki elini kullanarak kaptan sıvı gıda içebilir. İkinci yaşın sonunda yiyecekleri diğer maddelerden ayırabilir.

    Sonuç olarak artık bebeğe ek besin başlanabileceğinin belirtileri;

    – Baş-boyun kontrolünün tamamlanması (Bebeğin başını dik tutması),

    – Oturabilmesi,

    – El ve göz koordinasyonunun gelişmesi, oyuncaklarını ağzına götürmesi,

    – Dil çıkartma refleksinin kaybolması, kaşıktan yiyecekleri alabilmesi,

    – Ağzını açma, yutma ve çiğneme koordinasyonun gelişmesi.

    Ek besin verilirken dikkat edilecek noktalar

    – Her yeni gıdaya tek tek başlanmalı ve çok az miktarda (bir-iki tatlı kaşığı) verilmelidir. Bebeğin alımına uygun olarak 3-4 gün içinde miktarı artırılmalıdır. Yeni bir gıdaya bu üç günün sonunda başlanmalıdır. Böylece çocuğun bir besin maddesine olan allerjisi varsa, tespit edilebilir.

    – İlk kez verilecek besinler bebek aç-keyifli ve uykusunu almışken denenmelidir ki genellikle bu öğleden sonra saatlerine denk gelir.

    – Bebek istemediği bir besini alması için zorlanmamalı bir süre ara verip iki-üç hafta sonra tekrar denenmelidir.

    – Ek gıdalar tek öğün olarak başlanır. Bebek altı aylık olduğunda anne sütüne ek olarak günde 2-4 öğün ek gıda alabilir.

    – Ek gıdalara geçerken önce tekli besin grubu (tatlı sebze, yoğurt, meyve püreleri) kullanılır daha sonra çoklu karışımlara (sebze çorbası, kabak dolması) geçilir.

    – Bebeğe verilecek ek besinlerin protein, demir, çinko, vitamin D ve vitamin A'dan zengin olmasına dikkat edilmelidir.

    – Bebeklere doğal ve taze hazırlanmış besinler verilmelidir. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler bebeğe verilmemelidir.

    – Bebek için hazırlanan besinler iki saat içinde tüketilmelidir. İki saatten uzun süre oda ısında bekletilen yiyecekler kullanılmamalıdır. Uygun saklama koşulları yoksa (buzdolabı gibi) beslenme sonrası artan miktarlar atılmalıdır.

    Besinler hazırlanmadan ve bebek beslenmeden önce eller mutlaka yıkanmalıdır. Bebeğe verilecek besinler hazırlanırken gıda hijyenine uyulmalıdır.

    – Besinlerin hazırlanmasında kaynatılmış su kullanılmalıdır.

    – Tüm besinler sadece kaşık ile verilmelidir. Ek gıdaların verilmesinde biberon kullanılmamalıdır. Koyu kıvamlı besinler emzikten emilirken boğulmaya neden olabilir. Aynı zamanda biberon ile ek gıdaların verilmesi uygun olmayan beslenme alışkanlıklarının gelişmesine neden olur ve kaşıkla beslenme alışkanlığının gelişmesine olanak vermez.

    – Bebeği beslemek için kullanılacak kaplar ve kaşıklar temiz olmalıdır. Kullanılan kapların gıda artıklarının kalmasının önlenmesi ve kolay temizlenmesi için köşesiz olması gerekmektedir. Bu malzemeler bir tencere içinde ağzı kapatılmış olarak en az beş dakika süre ile kaynatılmalı ve ağzı kapalı olarak soğutulmaya bırakılmalıdır. Böylece sıcak buhardan da faydalanılır. Kaynatılamayacağı ve kolay temizlenemeyeceği için plastik kaplar ve biberonlar kullanılmamalıdır.

    – Meyve ve sebze pürelerini hazırlarken vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalıdır.

    – Beslenme saatleri hem anne hem de çocuk için mutlu geçen anlar olmalıdır. Beslenme saatlerinde anne rahat olmalı ve acele etmemelidir. Çocuk çok hızlı ya da çok fazla beslenmiş ise kusabilir. Gerekli temizlik yapıldıktan sonra beslenmeye devam edilmelidir.

    Bebekler zaten tatlı olduklarından meyveye kolay bir şekilde alışırlar. Sağlıklı beslenme için gerekli ve asıl alışması gereken gıdalar ise sebzelerdir. O zamana kadar sadce anne sütü ile beslenmiş olan bir bebek tüm tatlara açıktır. Bu nedenle ilk aldığı gıdaların tatlarına çok daha kolay alışır. Sebzelerle ek gıdaya başlarken de sarı-tatlı sebzeler kullanılır.havuç, patates,kabak gibi.. (taze – kabukları kalın soyulup kaynatılır – yumuşayınca çatalla ezilir – kıvamı koyu ise tercihan anne sütü/kaynatılmış ılıtılmış su / biberon maması ile cıvıklaştırılabilir) Tek tek tatlarına alışan bebeğe artık bu sebzelerle çorba yapabilirsiniz.

    Bu aşamadan sonra ek gıdalardan tadı anne sütüne en yakın olan yoğurt başlanmalıdır. Ardından elma, armut, muz ile meyveler başlanabilir.

    Her yeni gıdaya 3 gün aralarla başlanmış olduğunu düşünürsek, bebeğiniz artık 1 ay daha büyümüş olmalı. Zeytinyağı ile hazırladığınız sebze çorbalarının içine bir küçük soğan, bir baş brokoli, bir baş karnabahar, bir küçük domates, bir avuç “çift çekilmiş yağsız dana kıyma” koyabilirsiniz. Kıymanın bebeğe verilmeden önce çok iyi piştiğinden emin olmalısınız. Bunun için öncesinde 30 dk pişirip ardından sebzelerle tekrar pişirebilirsiniz.

    8.ayda bebeğinize yumurta sarısı vermeye başlayabilirsiniz. Yumurta alerjisi olup olmadığını anlamak için önce bir yumurta sarısının 1/8 i ile başlayın. Daha sonra 8-10 günde arttırarak tam yumurta sarısına çıkabilirsiniz. Yumurtanın beyazını ise 1 yaşından sonra verebilirsiniz.

    9. ayda balık levrek – sardunya – somon gibi balıklar ile bebeğinizi tanıştırın.

    Bebeklerin 1 yaşına kadar yemeklerine baharat, tuz, salça katılmamalıdır. Bu nedenle bizimle aynı gıdaları almamalıdırlar. Ancak ailelerin bir araya geldiği zaman dilimleri olan yemek saatlerinde bebek de aileyle birlikte sofraya oturtulmalı ve eline kaşığı verilmelidir. Bebek kaşığı ile beslenemese de, kafasında kaşık-yemek ilişkisini kuracaktır.

  • yenidoğan ve gebelikte grup b streptokok enfeksiyonu

    yenidoğan ve gebelikte grup b streptokok enfeksiyonu

    Grup B streptokoklar

    Yenidoğan bebek

    Gebeler

    Yaşlılar

    Diabet veya karaciğer hastalığı olan erişkinlerde hastalığa yol açmaktadır.

    Yenidoğan sepsis ve menenjitinin en sık nedeni grup B streptokok enfeksiyonlarıdır.Bu bakteriler sıklıkla yenidoğan pnömonisine neden olmaktadır.Yenidoğan bebeklerde sık görülmektedir.A.B.D 2001 yılında 1700 yenidoğan bu enfeksiyona yakalandığı bildirilmiştir.Ülkemize ait veriler bilinmemektedir.

    Hastalık belirtileri çoğunlukla doğumu takip eden saatlerde ve genellikle ilk hafta içinde ortaya çıkmaktadır. Sepsis, pnömoni ve menenjit en sık görülen klinik tablolardır. Özellikle prematüre bebekler yüksek risk grubunu oluşturmaktadır.Geç başlangıçlı hastalık tablosunda ise enfeksiyon bir haftadan sonra başlar ve ilk aylarda görülebilir. Menenjit en sık rastlanılan klinik tablo olup, enfeksiyonun oluşumunda esas olarak grup B streptokok taşıyıcı olan annelerin rolü üzerinde durulmaktadır.

    Yenidoğan bebekte ateş

    beslenme zorluğu

    uykuya meyil veya

    uyarana karşı hassasiyet görülebilir

    Annenin öyküsü bu vakalarda son derecede önemlidir. Annede grup B streptokok öyküsü var ve doğum sırasında antibiotik alıyorsa bebek yakından izlenmeli,tanı koydurucu testlere başvurmalı veya tedavi başlanmalıdır.

    Hastalığın önlenmesinde grup B streptokok taşıyıcısı olan anneye doğum sırasında (İV) yolla antibiotik verilmesi son derece önemlidir.Anne hamilelik sırasında grup B streptokok taşıyıcısı ise, doğum sırasında veya annenin sularının geldiği zaman (erken membran rüptürü) antibiotik başlanması önerilmektedir.

    GEBELİK VE GRUP B STREPTOKOK ENFEKSİYONU

    Birçok anne adayı Grup B streptokok taşıyıcısı olmasına karşın herhangi bir belirti göstermez.Kadınların %25’i bu enfeksiyonu yaşamının herhangi bir zamanında taşıyabilirler. Annenin taşıyıcı olması hastalık anlamına gelmez,yalnız taşıyıcı annelerden doğan bebeklerde enfeksiyon olasılığı yüksektir.

    Gebelik esnasında annede bu enfeksiyon olup olmadığını anlamak için,gebeliğin 35 ile 37 haftalarında vajina ve rektumdan örnek alınarak test yapılması en doğru yaklaşımdır.Eğer anne Grup B streptokok’u yönünden incelenmemiş ve doğum eylemi başlamışsa,aşağıda belirtilen durumlarda anneye antibiotik başlanmalıdır:

    – 37 gebelik haftasından önce doğum eylemi başlamışsa

    – Erken membran rüpturu var ise (doğumdan 18 saat önce suların gelme durumu)

    – Doğum sırasında annenin ateşi varsa.

    Anneye antibiotik uygulanmasının bebek üzerinde bir yan etkisinin olmadığı vurgulanmakta,aksine antibiotik uygulanmayan bebeklerde enfeksiyon riskinin 20 kez daha fazla olacağına dikkat çekilmektedir.

    Streptokok B taşıyıcısı olan annelerin bebeği emzirmesinde bir sakınca olmadığı aksine bebek ve anne için faydalı olduğu belirtilmektedir.Grup B streptokokların aşısı mevcut değildir.

    Boğaz enfeksiyonuna neden olan streptokoklar (A grubu beta hemolitik streptokok) ile B grubu streptokokların farklı türler olduğu unutulmamalıdır.

    ANAHTAR KELİMELER:

    Yenidoğanda Grup B streptokok Enfeksiyonu.

    Gebelikte Grup B Streptokok Enfeksiyonu.

  • Enfeksiyonlardan korunmak için en etkili yol: anne sütü

    Enfeksiyonlardan Korunmak İçin En Etkili Yol: Anne Sütü

    Gastrointestinal Hastalıklar:Anne sütünün gelişmekte olan ülkelerde ishalden koruduğu ve ishalin şiddetini azalttığı gösterilmiş; rotavirus, G. Lamblia, Shigella spp., Campylobacter spp. ve enterotoksijenik E. Coli gibi spesifik enterik patojenlere karşı koruyucu özelliği kanıtlanmıştır.

    Diyareal hastalıkların prospektif kohort çalışmalarında tek başına anne sütü, tek başına formula ve anne sütü ile beraber formula alan bebekler karşılaştırıldığında anne sütü ile beslenen gruplarda diyareal hastalığın insidansının daha az olduğu saptanmıştır.

    Solunum Yolu Hastalıkları:Yapılan çalışmalar arasında anne sütünün solunum yolu hastalıklarından koruyucu özelliğinin olduğunu gösteren çalışmalar varken anne sütünün önemli bir etkisinin olmadığını belirten çalışmalar da mevcuttur.

    Otitis Media: Çeşitli prospektif çalışmalar anne sütünün otitis media riskinden koruyucu özelliğinin olduğunu göstermiştir. Daha az çalışma bunun tersi yönünde sonuçlar bildirmiştir. Hatta bir çalışmada tek başına 6 ay anne sütü alanlar arasında rekürren OM sıklığının 4 aydan daha az anne sütü alanlara göre daha düşük sıklıkta olduğunu göstermiştir.

    İdrar Yolu Enfeksiyonu:İki vaka kontrollü çalışmada idrar yolu enfeksiyonları anne sütü alanlara kıyasla formüla ile beslenenlerde daha yaygın görülmekteydi. Başka bir çalışmada tek başına formüla ile beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenen bebeklere göre idrar yolu enfeksiyonu riski 5 kat daha fazla bulunmuştur.

    İdrar yolu enfeksiyonundan koruyucu mekanizmanın oligosakkaridler ve sIgA aracılığıyla patojenlerin üroepitelyal hücrelere adezyonunun engellenmesi olduğu düşünülmektedir. Anne sütü ile beslenme aynı zamanda sütteki antimikrobiyal komponent olan laktoferrinin idrar seviyelerini arttırdığını göstermiştir.

    İnfantil Botulizm: Çalışmalarda formüla ile beslenenlerde infantil botulizmin daha erken yaşta olduğu ve daha ciddi seyrettiği gösterilmiştir. Anne sütü ile beslenen ve formüla ile beslenen bebekler arasında intestinal flora farklıdır; anne sütü ile beslenenlerde intestinal pH düşüktür, bu da C. Botulinum’um çoğalmasını engeller.

    Diğer Enfeksiyonlar:H. Influenzae’nın infantlarda sepsis ve menenjit etkeni olduğu gösterilmiştir. Çalışmalar anne sütü ile beslenenler arasında formüla ile beslenenlere göre sepsis ve menenjit riskinin daha düşük olduğunu göstermiştir.

    Ayrıca anne sütü ile beslenme bebekte hem güven duygusu yaratarak hem de endorfin salgısını arttırarak ağrı kesici ve ağlama miktarını azaltıcı etki gösterir. Anne ile bebek arasında derin bir duygusal bağ oluşturur. Emziren annelerin bebeklerini terk etme, şiddet uygulama gibi olumsuz davranışları emzirmeyen annelere göre çok daha az görülür.

    Anne sütü yaşayan bir sıvıdır.

  • Febril konvülsiyon (ateşli havale) nedir?

    Genellikle 6 ay-6 yaş arası santral sinir sistemi dışı enfeksiyonlara bağlı ateş yükselmesi sonucu ortaya çıkan nöbetlere ‘febril konvülsiyon’ denir. Toplumumuzda 5 yaşına kadar olan sağlıklı çocukların %2 ile 5’inde bir veya daha fazla ateşli havale görülmektedir. Erkek çocuklarında kızlara göre daha sık görülmektedir. Nöbetlerin başlangıç yaşı vakaların %90’ında ilk üç yaşta, %4’ünde 6 aydan önce, %6’sında 3 yaşından sonra görülür. En sık 18-24 ay arası gözlenir. 6 aydan önce ve 6 yaştan sonra görülen ateşli havaleler dikkatli araştırma gerektirir. Genellikle üst solunum yolu viral enfeksiyonları, nadiren gastroenterit esnasında ortaya çıkan ateş sınırlandırılamayıp henüz tam olgunlaşmamış çocuk beyninde anormal elektriksel deşarja, klinik olarak da tüm vücutta kasılma ya da pelteleşme şeklinde kısa süreli bilinç kaybının olduğu tabloya yol açmaktadır. Nadiren ilk nöbette febril status dediğimiz bir saatten uzun süren nöbet tablosu görülebilir. Ya da nöbet fokal (vücudun tek tarafında) izlenebilir. Bu durum altta yatan nedenin daha ciddi bir beyin sorunu olduğunu düşündürür.

    Nöbetler basit ve komplike olarak iki gruba ayrılır. %80-90’ı basit tiptedir.

    Basit febril konvülsiyonda ateş 39 derece ve üstü, 15 dakikadan kısa süren nöbet, çocuğun nörolojik gelişiminin normal olması, ailede ateşli havale geçiren ebeveyn öyküsü olması, nöbet şeklinin tüm vücutta (jeneralize tip) görülmesi anlaşılır.

    Komplike tip febril konvülsiyonda ise, nöbetin 38 derece ve altı düşük ateşle provoke olması, çocuğun nörolojik gelişiminin anormal olması, nöbetin 15 dakikadan uzun sürmesi, 24 saat içinde birden fazla nöbet geçirilmesi, ailede epilepsi hikayesi olması, nöbet şeklinin vücudun tek bir tarafında (fokal tip) olması söz konusudur.

    Nöbetlerin tekrarlama riski genel olarak %33 (%25-50) , nöbet ilk 1 yaşta başladıysa tekrarlama riski en yüksektir. Aile öyküsü pozitif olanlarda rekürrens riski %50 artar. Nöbetlerin %50’si ilk 6 ay, %75”i bir yıl, %90’ı iki yıl içinde tekrarlama gösterir.

    Tanıda; 12 ay altı ilk ateşli havalede menenjit olasılığını dışlamak için lomber ponksiyon önerilmektedir. 12-18 ay arası çocuklarda başka ateş odağı yoksa izlemde karar verilmeli. 18 ay üstü çocuklarda rutin lomber ponksiyon önerilmez . Nöbet sonrası akut dönemde EEG’de geçici düzensizlikler görülebilir. Komplike febril konvülsiyonda EEG’de bulgu olma olasılığı daha yüksektir. Görüntüleme basit ateşli havalede önerilmemektedir. Komplike tipte ise yeri tartışmalıdır. Genellikle ateşli nöbetler %90-95 yaşa bağlıdır ve 6 yaştan sonra kaybolur. . Nadiren %5-10 oranında ateşsiz havale (epilepsi) dönüşme olasılığı mevcuttur

    Tedavide aileye ateşle ilgili genel önlemler ve öneriler anlatılır. Bunun yanında basit ya da komplike tipte olmasına göre aralıklı koruyucu tedavi (rektal diazepam) veya antiepileptik ilaçlar ile en az bir yıllık devamlı koruyucu tedavi başlanır.

  • Öksürük

    Öksürük

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır.

    Çocuklarda tekrarlayan öksürük ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.

    Öksürük kendi başına bir hastalık değildir. Akciğer enfeksiyonları, akciğer hastalıkları ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının bir bulgusudur. Altı aydan küçük bebeklerde öksürük bebekleri yorar. Özellikle sonbahar kış mevsiminde yaygınlaşan RSV (Respiratory syncythial virüs) daha büyük çocuklarda nezleye neden olurken; bebekler alt solunum yollarını ve akciğerlerin etkileyerek ciddi solunum zorluğuna yol açabilir. Öksürük kriz şeklinde geliyor ise, ateşle beraber seyrediyorsa, günlük aktiviteleri ve gece uykusunu etkiliyorsa doktora başvurulmalıdır.

    Öksürük, bronşlarda hava yollarında bulunan reseptörlerle ortaya çıkar. Oradaki mukusu ve yabancı cismi atmaya yönelik refleks faaliyete geçerek öksürüğü uyarır. Çocukların doktor ziyaretlerinin yüzde 70 nedeni öksürüktür. Grip, soğuk algınlığı gibi bir enfeksiyonlarda öksürük süresi genelde 10 -14 gün arasındadır. Bir çocuk senede 10 kez grip, nezle, soğuk algınlığı gibi nedenlerle hasta oldur. Enfeksiyonlarda 10-14 gün arasında öksürür ve bu hesaba göre bir çocuk senenin 140 günün öksürerek geçirebilir.

    Öksürüğün karakteri, eşlik eden diğer bulgular tanı aşamasında önem taşır. 1 aydan 1 yaşına kadar olan süt çocukluğu döneminde de viral üst solunum yolu enfeksiyonları, gastroözofageal reflü, zatürre, bronşiyolit gibi alerjik yapıyla ilişkili problemler öksürüğe neden olabilir.

    Okul çağı öncesi çocuklarda öksürüğün en sık nedeni yine viral üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Reaktif hava yolu hastalığı dediğimiz alerjik yatkınlığı olan çocuklarda çok sık öksürük olur. Yabancı cisim aspirasyonu da sürekli öksüren, özellikle de öksürüğün ani başladığı çocuklarda mutlaka akılda tutulmalıdır. Örneğin çocuk yemeğini yerken bir pirinç parçası ya da bir kuruyemişi yerken fındık parçası, fıstık parçasını akciğerine aspire ettiği zaman o bronşlarda durarak sürekli öksürüğü uyarır.

    Sonuç olarak öksürüğü tetikleyen ve sıklıkla görülen etkenler enfeksiyon ve alerjik yatkınlık olarak sayılabilir. Öksürüğün nedeni olan diğer nadir problemler arasında tümör, bazı yapısal anormaller, kistik fibroz, immotil silya sendromu dediğimiz hastalıklar yer alır.

    Çocuk olan evlerde sigara içilmemesi gerekir. Sigara dumanı, solunum yolunun koruyucu mekanizmalarını bozmakta, balgam üretimini artırmaktadır. Öksürükte bol su içilmesi balgamın daha kolay atılmasını sağlar, özellikle kış aylarında iç mekanlardaki havanın kuru olması solunum yollarının kuruluğuna, mukus kıvamının artmasına yol açar. Soğuk buhar, solunum yollarındaki iltihabi reaksiyonu çözmede daha etkilidir, böylece öksürüğü rahatlatır. Ancak, çoğu çocukta görülen buharın olumlu etkisi, alerjik hırıltısı olan çocuklarda görülmeyebilir.

    Burun tıkanıklığı, akıntısı olan çocuklarda öksürük çok sık rastlanan bir semptomdur. Burunda fazla miktarda üretilen mukus, boğazın arka kısmına akarak özelikle yatarken artan öksürüğe sebep olur.

    Ailelerin öksürük ilacı adı altında piyasada bulunan ilaçları, çocuklarına hekim önerisi olmadan vermemeleri gerekir. Öksürüğü kesmek için ilaç verilmesi mantıklı değildir. Öksürük bir reflekstir, vücudun solunum yollarını temizleme ihtiyacı olduğu anlamına gelir. Diğer tip ilaçlar ie balgam söktürücü ilaçlardır. Bu ilaçların bir özelliği de balgamı arttırmalarıdır. 6 aydan küçük bebeklerin öksürükleri efektif olmadığı için balgam ile tıkanabilirler.

    Sonuç olarak akılda tutulması gereken noktalar:

    • Öksürüğün nedeni basit olabildiği gibi ciddi de olabilir.
    • Aileleler öksürük belirtisini ciddiye almalı ve çocuk hekimine başvurmali, muayene yapılmadan ezbere ilaç kullanmamalıdır.
    • Özellikle tekrarlayan ya da uzun süreli öksürüklerin çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.
    • Öksüren çocuğun sıvı alımı arttırılmalıdır.
    • Oda nemlendirmesinde kullanılan buhar makinaları, sıcak buhar yapanları kolay enfeksiyon barındırabildiğinden, soğuk buhar yapanları da suyun minerallerini dahi havaya vererek akciğer hassasiyetini arttırdıklarından önermiyoruz.
    • Kalorifer / soba üzerine konulacak su dolu bir kap oda nemini gerekli düzeyde tutar.
    • Alerjik yapılı çocuklar için yün (atlet-yorgan-yastık-halı), hayvan tüyleri öksürüğü tetikleyebilir.
    • Ailesinde alerjik bünyeli kişiler olan çocuklarda alerji olma olasılığı yüksektir.

  • Çocuğumu hastalıklardan nasıl koruyacağım?

    VE OKULLAR AÇILDI… ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMEK GEREK?

    Yaz tatili bitti.. Okullar, yuvalar açıldı. Çocukları derslerin, ödevlerin başlayacağı telaşı, denizden kumdan uzaklaşacak olmanın hüznü sarmışken, anne babalarının beyninde dönüp duran farklı kaygılar var.. Yine hastalıklar başladı.. Akması hiç durmayan bir küçük burun, arka odadan dikkatleri hemen üzerine toplayan küçük öksürükler, iştahsızlık, halsizlik anne babaların uykularını kaçırıyor.

    NEDEN DAHA SIK ENFEKSİYON?

    Okul ortamında aynı sınıfta sürekli bir arada olan bir sürü çocuk, sınıf havalandırmalarının yetersiz yapılması, havaların soğuması ile birlikte özellikle viral enfeksiyonların artışı, el yıkamanın olması gerekenden daha az sıklıkta yapılması, çocuklarda enfeksiyon değiş tokuşu için risk faktörlerini oluşturuyor.

    AMA BİZ AŞILARIMIZI YAPTIRDIK..

    Kuşkusuz aşılama programlarına uyulması en azından bilinen hastalıklardan çocuklarımızı koruyabilmemiz için gerekli. Özellikle bulaşıcılığı çok yüksek olan hepatit A ve suçiçeği hastalıklarına karşı henüz bağışıklığı yapılmamış olan çocuklar, bu hastalıklar açısından risk altındalar. Henüz sağlık bakanlığı tarafından rutin aşı takvimine alınmamış olan bu hastalıklara karşı bağışıklık ancak hastalığın geçirilmesi ya da aşılarının yapılması ile mümkün. Kuşkusuz aşı ile bağışıklık tercih edileni. Fakat adı henüz bilinmeyen ya da aşısı henüz bulunmamış bir sürü mikroorganizma olduğunu düşünürsek, sadece aşılama programlarına güvenmek de sabaha karşı çıkan 39 derece ateş karşısında uykulu gözlerin şaşkınlıkla açılıvermesine neden olabilir.

    NASIL KORUNALIM?

    Çocuklarımızda el yıkamanın alışkanlık haline dönüşmesini sağlayacak olan ebeveynlerdir. Onlara sözlerden önce davranışlarımızla örnek olduğumuzu düşünürsek, bu konuya hassasiyetle eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Çocuğa kişisel hijyenin önemi ve bunu nasıl sağlayabileceği konusunda bilgi verilmesi, okulda kullanabileceği sıvı sabun, kağıt havlu gibi malzemelerin onun için ulaşılabilir kılınması yine bizlerin üstüne düşen görevlerden.

    Sağlıklı beslenme ve sağlıklı uyku alışkanlığının olması da, mikroplarla savaşın en çetin yaşanacağı okul döneminde, çocuğun bağışıklık sisteminin kuvvetli olmasını sağlayacaktır.

    ÇOCUĞUM HASTA, OKULA GİTSİN Mİ?

    Çocuğunuz hastalandığında, olanak dahilinde ise okula gitmemesini sağlamak hem çocuğun hastalık sürecini hızlı geçirmesi hem de okuldaki diğer çocukların sağlıklarını korumak adına mantıklı bir hareket olacaktır. Ancak çocuğun eğitim sürecinde aksamaya neden olmamak adına bu açıdan bir risk taşıyıp taşımadığına en iyi çocuk doktorunuz karar verecektir.

    EN SIK SORUNLAR NELER?

    Solunum yolu enfeksiyonları: Bir sağlık çalışanının en sık duyduğu kısaltmalardan biri olan ÜSYE, çocukların da okul dönemlerinde yakasını bırakmayan bir tanı haline geliyor. Üst solunum yolları enfeksiyonları çocuklarda öksürük sonrası havada asılı kalan damlacıkların nefes ile alınması ya da yakın temas sonrası gelişir. Genellikle viral, bazen de bakteri kaynaklı olabilirler.

    Bakteriyel enfeksiyonlarda çocuk daha halsiz, keyifsiz olur, ateş daha yüksek derecelere ulaşabilir ve tedavide antibiyotiklerin de kullanılması gerekebilir.

    Viral enfeksiyonlarda daha çok semptomatik tedavi dediğimiz, ateşi düşürme, tıkalı burunu açma gibi yöntemlere başvururuz. Bunun ayrımını yapacak olan çocuk hekimidir. Önemli olan hasta çocukta komplikasyonlar gelişmeden yani ilk enfeksiyon belirtilerine daha şiddetli başka belirtiler eklenmeden önce doktora başvurulmasıdır. Böylece tedavi süreci daha kısa ve kolay çözülebilir bir sorun olarak kalır.

    İshal: Okul dönemlerinde sık karşılaştığımız bir diğer enfeksiyon çeşididir. Çocuklarda tetkik ile kanıtlanmış bir etken olmadıkça ishale yönelik ilaç kullanımından kaçınılmalıdır. Yine semptomatik tedavi, yani ateşi düşürme, bol sıvı takviyesi, yağlı ve şekerli gıdalardan kaçınılarak oluşturulacak bir diyet programı ishalin iyileşme sürecini hızlandırır.

    • Çocuklarda doktor tarafından önerilmedikçe ve mecbur kalınmadıkça “ishal kesici” “bulantı kesici” veya “kusma kesici” ilaçlardan kaçınılmalıdır. Çünkü bu tip ilaçlar asıl hasta olan mide-bağırsak sistemi üzerinden değil beyindeki bulantı merkezi üzerinden etki ederler ve bu nedenle yan etkileri korkutucu olabilmektedir.

    Gıda alerjileri daha önce çocukta hiç gözlenmemişken, kantin ya da marketten alınan boyalı besinlerle okul çağında ortaya çıkabilir. Bu açıdan ürtiker dediğimiz cilt kızarıklığı, kaşıntısı, kabarması gibi belirtiler ortaya çıktığında çocuğa yediklerinin sorulması, tanı konmasını sağlayabilir.

    BAŞKA NELERE DİKKAT ETMELİ?

    Okul çağından önce yapılmasını önerdiğimiz göz muayenesini eğer henüz yaptırmadıysanız, şimdi tam zamanı. Çocuğunuzun dikkatinizi çeken hiçbir görme bozukluğu belirtisi yok ve çocuğunuzun da bu açıdan hiçbir şikayeti yoksa bile genel bir kontrolden geçmesinde fayda var. Çünkü görme problemi olan çocuklar, sorunları ilerleyip tedavisi daha zor hale gelene kadar hiçbir şeyden şikayetçi olmayabilirler.

    Bir diğer dikkat edilecek nokta da o zamana kadar herhangi bir idrar tahlili yaptırmamış olan okul çağı çocuklarında yapılacak basit bir idrar tahlilinin muhtemel bir böbrek hastalığının erken dönemde yakalanmasını sağlayabileceği gerçeğidir. Amerikan Pediatri Akademisi yaşamın ilk yılında idrar tahlili yapılmasını, okul çağı döneminde ve geç çocukluk-erken adölesan dönemde tetkikin bir kez daha tekrarlanmasını önermekte. İdrar yolu enfeksiyonları hiç bir belirti vermeksizin oluşabilirler.

    YİNE DE…

    Alabileceğimiz tüm önlemleri almamıza, sağlıklı beslenme, el yıkama ve uyku alışkanlıklarını çocuğumuza vermeye çalışmamıza rağmen, her çocuk hasta olur. Hiçbir çocuğun hasta olmadan büyüdüğü görülmemiştir. Aileler, çocuğun bağışıklık sisteminin, mikroplarla savaş sırasında daha da tecrübelenip kuvvetleneceğini düşünerek kendilerini rahatlatmaya çalışmalıdırlar. Önemli olan sorunun büyümeden çözülmesidir. Çocuk doktorları bunun için vardır. Tüm çocuklarımıza sağlıklı, keyifli bir eğitim yılı diliyorum.

  • Yenidoğan pnömonisi yenidoğanın alt solunum yolu enfeksiyonu

    Yenidoğan pnömonisi yenidoğanın alt solunum yolu enfeksiyonu

    Yenidoğan enfeksiyonlarının önemli bir nedeni olan pnömoni,özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi kayıplara yol açabilmektedir.

    Yenidoğan pnömonisi akciğer dokusunun iltahaplanması olarak tanımlanabilir. Başlangıç bazen doğumu takip eden saatler içinde ortaya çıkar ki bu vakalar bebekteki sepsisin bir kompenenti olarak gelişebilir.İlk 48 saatte ortaya çıkan bu vakalar erken başlangıçlı pnömoniler olarak tanımlanmaktadırlar.Geç başlangıçlı pnömonide tablo başlangıçta belirgin olmayıp ilk 7 ile 14 gün içinde gelişebilir.Genellikle bu bebekler yoğun bakım ünitelerinde takip edilen ve uzun süreli endotrakeal entübasyon uygulanan yenidoğanlardır. Enfeksiyon plasenta yolu ile bulaşabildiği gibi enfekte amnion sıvısı da bulaşıma neden olabilir.Doğum eylemi sırasında annenin doğum kanalında bulunan mikroorganizmalarda pnömoniye yol açabilir.Unutulmaması gereken önemli bir nokta,amniotik sıvı ve vaginal salgıları soluyan her bebekte pnömoninin gelişmediğidir.

    Transplasental geçen enfeksiyonlarda etkenler genellikle virusler iken,doğum eylemi sırasında enfekte olan bebekler annenin vajinal florasında bulunan gram negatif bakteriler,gram pozitif bakteri ve mantarlar ile enfekte olurlar.

    Viral ve bakteriyel ajanların neden olduğu klinik tablo bronkopnömoni özelliği gösterir.Viral pnömoniler sporadik olabildiği gibi hastane kaynaklı olabilir.RSV (respiratuvar sinsitiyal virus) bebeklerdeki en önemli viral pnömoni nedenleridir.Parainfluenza ve adenoviruslarda,RSV virusları gibi pnömoni ve bronşiolite neden olurlar.Özellikle prematüre ve doğumsal kalp hastalığı olan bebeklerde klinik tablo ağır seyretmektedir.

    Yenidoğan dönemindeki pnömoninin klinik bulguları başlangıçta belirgin değildir.

    -Isı değişikliği(hipotermi veya ateş)

    -Beslenme güçlüğü

    -Sarılık

    -Siyanoz

    -Öksürük

    -Burun kanatlarının solunuma iştiraki

    -Göğüste çekilmeler izlenir.

    -Solunumun sık ve zorlu oluşu görülür.

    -Solunum sayısı artmıştır.

    -Solunum sayısının 1 dakikada 60 ve/veya üstünde olduğu gözlenir.

    Bu bebeklerde solunum sayısının takibi son derecede önemlidir.Hastalığın şiddetini belirlemede kriter olarak kullanılmaktadır.

    Muayenede akciğer bulgularını titizlikle değerlendirmek gerekir. Akciğer seslerinde azalma, hışıltı ve raller saptanabilir.

    Akciğer grafisi her vakada mutlaka incelenmelidir.Kan örnekleri alınmalı ve trakeal aspirat kültürleri yapılmalıdır.

    Tedavi etkene göre planlanmalı, antibiotik veya antiviral tedavi uygulanmalıdır. Antibiotik tedavisi kombine antibiotik tedavisi olarak başlanmalı ve hastanın kliniğine göre tedavi planlanması yapılmalıdır.Bebeklerin sıvı ve elektrolit dengesi yakından takip edilmelidir.Destekleyici tedavi titizlikle uygulanmalıdır.

    YENİDOĞAN PNÖMONİLERİ AĞIR SEYRETMEKTE VE CİDDİ KAYIPLARA NEDEN OLMAKTADIR.

    Korunmada; Anne adaylarının yakından takibi son derecede önemlidir. Daha önceki doğumlarda enfeksiyon ve prematüre bebek öyküsü olan annelerin enfeksiyon yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.Korunmada erken membran rüptürü tedavisi önemlidir.

    Hastane kaynaklı pnömonilerin önlenmesinde ise hastane enfeksiyonlarının kontrolü son derece önem taşımaktadır. Özellikle preterm doğan bebeklerde anneden yeteri kadar koruyucu antikor geçmemiş olması ve yenidoğanın bağışıklık sisteminin az çalışması yenidoğan pnömonisinin ağır seyretmesine yol açmaktadır.Anne sütü ile beslenme vurgulanmalıdır.Bilindiği gibi annenin geçirdiği enfeksiyonlar koruyucu düzeyde antikor oluşturmaktadır.Anne sütü ile bebeğin beslenmesi ile bu antikorlar bebeği hastalıklardan koruyabilmektedir.

    Önemle üzerinde durulan bir noktada anne adaylarını gebelik öncesi bağışıklayarak yenidoğan enfeksiyonlarının kontrol altına alınmasıdır.Bu konuda yoğun bir şekilde yapılan çalışmalar yenidoğan enfeksiyonlarından korunmanın mümkün olabileceğine işaret etmektedir.

  • Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Çocuklarda sinüzit / astım ilişkisi

    Sinüzit burun tıkanıklığına eşlik eden önden iltihaplı burun akıntısı ve/veya geniz akıntısı şikayetlerinin bir soğuk algınlığı enfeksiyonundan sonra 10-15 günden uzun sürmesi olarak tanımlanır. Yılda 3 kereden daha fazla bu tip uzamış üst solunum yolu enfeksiyonu tablosu görülmesi tekrarlayan sinüzit olarak tanımlanır ki bu hastalık dönemleri arasında çocuk tamamen iyi kalır. Belirtilerin 12 haftadan uzun sürmesi, arada en az 1 haftalık tam iyilik döneminin olmaması kronik sinüzit olarak tanımlanır.

    Alerjik hava yolu hastalığı olan alerjik bronşit + Alerjik nezle olgularında tekrarlayan veya kronik sinüzit normalden daha sık görülür. Hava yolu burundan başlayıp, soluk borusu ve bronşlarla devam eden bir bütün olduğu için bu yolun üzerindeki tüm problemler havayolunun diğer bölgelerine de refleks mekanizmalar yoluyla etki eder. Örneğin sinüzit olan hastada bronşlarda da alevlenme duruma eşlik eder. Ayrıca; geniz akıntısı içindeki yangısal moleküller yukarıdan aşağıya damlama yoluyla bronşlarda da yangı (iltihap) meydana getirir.

    Astımı olan bir çocukta üst hava yolu yani alerjik nezle tedavi edilmezse tekrarlayan veya kronik sinüzit tablosu akciğerlerin tedaviye iyi yanıt vermesini engeller ve astım kontrolü kaybolur. Beklenmedik şekilde astım atakları görülmeye başlar.

    Sonuç olarak; “Tek Hava Yolu Tek hastalık” hipotezinden hareketle sinüzitin ve astımın ayrı ayrı değil, bunlara sebep olan alerjinin tek elden tedavi edilmesi, hastalıkta tam kontrolü sağlayacaktır.

  • Astın / sinüzit ilişkisinde alerji dışı nedenler

    Astın / sinüzit ilişkisinde alerji dışı nedenler

    Sinüzitin en sık rastlanan sebebi alerjik nezledir. Alerjik nezlede ödemli olan burun mukozası sinüslerin boşaldığı delikleri de tıkar ve sinüs boşluğunda biriken sümük iltihaplanır ve sinüzit oluşur. Gerek sinüzitin tetiklemesi ile gerekse altta yatan alerjinin bronş dokusunu alevlendirmesi ile hassas hava yolu (reaktif hava yolu) ve astım gelişir.

    Ancak alerji dışında da burnu tıkayan diğer durumlar da sinüzite ve bunun sonucu olarak astıma neden olabilir. Bu açıdan mekanik tıkanıklıkların araştırılması gerekir. En sık rastlanan mekanik burun tıkanıklığı nedeni septal deviasyon diye adlandırılan burun kemiği eğrilikleridir. Burun kemiğinde eğrilik genetik olabileceği gibi, genetik olmadan da burun üzerine düşme şeklinde travma alınması sonucu gelişebilir. Septal deviasyonda gelişen burun içindeki hava yollarında düzensizlik ve hava akışının bozulması, sinüzite zemin hazırlamaktadır. Çocuklarda burun kemiği eğriliklerine 18 yaşından önce müdahale edilememektedir. Sık sık karbonatlı tuzlu su solüsyonları ile burnu yıkamak ve burnu açık tutmak sinüzit ataklarını azaltacaktır.

    Sinüzite zemin hazırlayan bir diğer mekanik faktör de geniz eti büyümesidir. Sık enfeksiyonlarla mücadele sonucu büyüyen geniz eti (adenoid) bir süre sonra burun arkasında kronik bir tıkanıklık ve iltihap odağı oluşturmaya başlar. Bu safhadan sonra eğer ilaç tedavisiyle küçülmüyorsa ve orta kulakta sıvı birikimi (seröz otit) ve duyma kaybı gibi sonuçlara neden oluyorsa ameliyatla bu dokunun burundan uzaklaştırılması gerekir.

    Bağışıklık sistemindeki zayıflıklar da mikropla mücadelede vücudun yetersiz kalmasına sık sinüzit olunmasına neden olur. IgA ve IgG değerindeki düşüklükler bu yönde en sık rastlanan bağışıklık yetersizlikleridir. IgA eksikliğinin alerjiyle en sık birlikte görülen bağışıklık yetersizliği olduğu bilinmektedir. Bu yüzden tekrarlayan sinüzit ve reaktif hava yolu /astım tablolarında alerji tespit edilmiş olsa bile IgA düzeyine bakılmalıdır. IgA eksikliğinin özgün bir tedavisi yoktur. Bağışıklık sistemini güçlendirecek besin ve aşılarla sinüzite karşı önlem alınması mümkündür.

    Çok sık görülmemekle birlikte kronik sinüzit ve astım birlikteliğinde” Kistik Fibrozis” diye adlandırılan bir hastalığı göz ardı etmemek gerekir. Özellikle büyüme geriliği ve kronik ishal tablosunun hastalığa eşlik ettiği hallerde araştırılmalıdır. Ancak büyüme geriliği ve kronik ishal olmadan da “Kistik Fibrozis” olabileceği de bilinmelidir. Başka bir nedenin bulunamadığı kronik sinüzit ve polip varlığında Kistik Fibrozis” in araştırıldığı Ter Testi istenmesinde fayda vardır.