Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Beta mikrobu tedavisinde sorunlar

    Beta mikrobu tedavisinde sorunlar

    Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık nedeni olan grup A streptokokların (GAS) oluşturduğu tonsillofarenjit tablosu aniden gelişmekte ve tedavide kullanılan antibiotiklere yanıt bazı hastalarda yetersiz olmaktadır.Özellikle tekrarlayan tonsillofarenjit vakalarında uygulanan antibiotik tedavisinin bir kısım hastalarda yetersiz veya etkisiz olması , bu konunun gündeme gelmesi ve nedenlerinin araştırılmasına yol açmıştır.

    Bu yazımızda GAS enfeksiyonlarında antibiotik tedavisindeki başarısızlık tek bir nedene bağlı olarak mı gelişmektedir veya birden fazla etmen bu tablodan sorumlumudur sorusu yanıtlanmaya çalışılacaktır.

    Bilindiği gibi grup A streptokoklara bağlı olarak gelişen tonsillofarenjit vakaları (Halk dilinde Beta mikrobunun oluşturduğu bademcik enfeksiyonu ) ani başlayan ve genellikle 2 ile 5 gün süren tedavi edilmediği zaman ciddi komplikasyonlara yol açan bir klinik tablodur.

    Bu vakalarda antibiotik verilmesinin başlıca amacı

    • Erken tedaviye başlayarak hastalığın süresini kısaltma ve tablonun ciddiyetini azaltmasının sağlanması
    • Enfeksiyonun bulaşmasını önlemek
    • Komplikasyonlardan koruma şeklinde özetlenebilir.

    Antibiotiklerin yetersiz olmasına etki eden birçok faktör mevcuttur.

    Hastanın yaşı önemlidir. Hastanın yaşı büyüdükçe antibiotik tedavisine yanıtın iyi olduğu görülmektedir. Küçük yaştaki hastalarda yanıt yeterli olmayabilir.

    Hastalığın başlama tarihi

    Antibiotik tedavisine geç başlanan hastalarda (hastalık belirtileri çıktıktan iki gün sonra ) tedaviye yanıtın iyi olduğu vurgulanmaktadır. Erken tedaviye başlanılan vakalarda ise bağışıklık sisteminin baskılanması ve yeteri kadar antikor oluşturmaması nedeniyle geçirilen enfeksiyonun tekrarladığı görülmektedir. Hafif ve orta derecede şiddetli boğaz enfeksiyonu geçiren vakalarda antibiotik tedavisine derhal başlama yerine tedaviyi iki ile üç gün geciktirmenin uygun olduğu görüşü benimsenmektedir. Ciddi vakalarda ise tedavi derhal başlanmalıdır.

    Antibiotik içeriğinin yetersiz olması

    Bazı ülkelerde streptokok tedavisinde ağızdan verilen penisilin şurup ve tabletleri yeterli olurken, ülkemizde çoğu zaman ağızdan verilen penisilin şurup ve tabletlerine yanıtın yeterli olmadığı görülmüştür.

    Hastanın ilaç kullanma isteksizliği

    Özellikle çocuklarda tad duyusunun önemli olduğu unutulmamalıdır. Penisilin şuruplarının acı tadı çocukları ilacı istekli olmamalarına neden olmakta bu durumda alternatif ilaçlar kullanılmakta veya tedavi tamamlanamamaktadır.

    Beta laktamaz salgılayıcı bakteriler

    Boğazda bulunan bazı bakteriler beta – laktamaz enzimi salgılayarak antibiotiklerin bakteriler üzerindeki etkisini azalmakta bu durumda antibiotik seçenekleri değişebilmektedir.

    Normal boğaz florasının değişmesi

    Benzer durum uzun süreli antibiotik alan ve normal boğaz florasındaki bakterilerin değişmesi sonucu boğazdaki doğal korunma sisteminin bozukluğu olan hastalarda da görülmektedir,bu hastalarda antibiotik tedavisine yanıt yeterli olmamaktadır.

    GAS nın boğazdaki epitel hücrelerine yerleşmesi

    Son zamanlarda yapılan çalışmalarda streptokokların boğazdaki epitel hücrelerinin yüzeyine sadece tutunmadıkları hücre içine yerleştiğinin gösterilmiştir. Bu durumda antibiotik tedavisi yeterli olmamaktadır.

    Diğer bir nedenstreptokok taşıyıcılığınınolmasıdır. Streptokok taşıyıcılığı gerek enfeksiyonun yayılmasında ve gereke antibiotik tedavisine olumsuz etki eden önemli faktördür.

    Bilindiği gibi Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren hastaların bir kısmında antibiotik tedavisine karşın bakteri boğazda yaşamaya devam etmektedir.Bu şahışlar GAS taşıyıcısı olarak tanımlanmaktadır. Enfeksiyonu geçiren vakaların % 10-15 inde taşıyıcılık görülmektedir. Bu vakaların hiçbir şikayeti olmamakta , diğer taraftan toplumda bulaşım açısından risk faktörü oluşturmaktadır. Taşıyıcılık erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da görülmektedir. Toplumda GAS taşıyıcılığının olması enfeksiyonun yayılmasına neden olduğu gibi antibiotik alan çocuklarda antibiotik tedavisinin başarısız olmasına yol açmaktadır.

    Yukarıda belirttiğim nedenler göz önüne alındığı zaman GAS bağlı boğaz enfeksiyonu olan çocuklarda antibiotik tedavisindeki başarısızlığın birçok faktöre bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda antibiotik tedavisini ne olacaktır sorusunun yanıtı ise başka bir yazımda vermeye çalışılacaktır.

  • 9-12 aylık bebeğin gelişim basamakları

    9-12 ay arası bebeklerin hareketliliği giderek artar. Bebeğinizin hareketliliği arttıkça fiziksel olarak size bağımlılığı da aynı oranda azalır ve bebek yeni keşfettiği bu bağımsızlıktan çok zevk alır.

    Atma, çekme , yırtma gibi hareketlerle dışa vurduğu bu özgürlük duygusu bazen anne-babalar için zorlayıcı olabilir.

    Bu aylarda yapması gerekenler:

    Hareket:
    ►Yardımsız olarak yatış pozisyonundan oturma pozisyonuna geçebilir.
    ►Kollarıyla çekerek ve bacaklarıyla iterek karnı üstünde sürünebilir-emekleyebilir.
    ►Elleri ve dizleri üzerinde durabilir.
    ►El ve dizleriyle gövdesini destekleyerek sürünebilir.
    ►Oturma pozisyonundan emekleme veya yüzüstü yatma pozisyonuna geçebilir.
    ►Ayağa kalkmak için kendini tutunup çekebilir.
    ►Mobilyalara vb. tutunarak yürüyebilir.
    ►Kısa süre tutunmadan ayakta durabilir.
    ►Desteksiz 1-2 adım atabilir.

    El ve parmak becerileri:
    ►Baş ve işaret parmaklarıyla tutabilir.
    ►İki kübü birbirine çarpabilir.
    ►Eşyaları bir kabın içine koyabilir.
    ►Kaptaki eşya veya oyuncakları dışarı alabilir.
    ►İşaret parmağı ile nesneleri gösterebilir ve hareket ettirebilir.
    ►Kalem tutmaya ve karalamaya çalışabilir.

    Dil :
    ►Konuşmaya dikkati artar.
    ►Basit sözel isteklere cevap verir.
    ►”Hayır” yanıtı verebilir.
    ►Hayır demek için başını sallamak gibi basit hareketler kullanabilir.
    ►Baba, mama der.
    ►Oh, ah gibi ünlemler kullanır.
    ►Kelimeleri taklit etmeye çalışır.

    Bilişsel:
    ►Nesneleri vurma, sallama, çarpma, atma gibi değişik yollarla keşfeder.
    ►Saklı nesneleri kolayca bulur.
    ►Nesnenin ismi söylendiğinde doğru resme bakar.
    ►Hareketleri tekrar eder.
    ►Eşyaları doğru kullanmaya başlar.(Telefonla konuşmak, tarakla saçını taramak, bardaktan su içebilmek gibi)

    Sosyal ve Duygusal:
    ►Yabancılardan utanır veya rahatsız olur.
    ►Anne-babası giderken ağlar.
    ►Oyunlarda insanları taklit etmekten hoşlanır.
    ►Bazı oyuncak ve kişilerden daha çok hoşlanır, tercih belirtir.
    ►Beslenme sırasında yaptıklarına anne-babasının tepkilerini test eder.
    ►Davranışlarına(annesi odadan çıkarken ağlamak gibi) alacağı tepkileri dener.
    ►Bazı durum ve nesnelerden korkabilir.
    ►Annesini veya bakıcısını diğer insanlara tercih eder.
    ►Kendini elle besleybilir.
    ►Giyinirken kol veya bacaklarını yardım etmek için uzatır.

    Her zaman belirttiğimiz gibi her bebeğin gelişimi kendine özgüdür. Yukardaki listelerde belirtilen beceriler çocuğunuzun gelişim hakkında – kabaca da olsa- bir fikir sahibi olmanız için verilmiştir.Fakat 12. aya ulaşmış bebeğinizde aşağıdaki bulgu veya gecikmelerden birinin saptamışsanız mutlaka doktorunuza danışmalısınız:

    ►Emeklemiyorsa
    ►Emeklerken vücudunun bir yanı üzerinde sürünüyorsa
    ►Desteklendiğinde ayakta duramıyorsa
    ►İzlediği nesneler saklandıklarında aramıyorsa
    ►Hiç kelime söylemiyorsa
    ►El sallama, hayır demek için kafa sallama gibi hareketleri öğrenmemişse
    ►Resimleri veya nesneleri parmakla işaret etmiyorsa

    Ailevi ve bireysel varyasyonlar göz önünde tutulmakla birlikte yukardaki gecikme veya aksamaların varlığı uyarıcı olmalı ve olabildiğince erken ve doğru kişiden danışmanlık alınmalıdır.

    Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

  • İshal,

    İshal normalden sık (genellikle 3kez/günden sık), miktarca fazla, sulu ve şekilsiz kaka yapmaktır. Genellikle kusma ile birlikte seyreder. Gıda alerjileri, virüsler, bakteriler, parazitler, gıda zehirlenmeleri gibi birçok neden ishal oluşturabilir.

    Ülkemizde bundan 5-10 yıl önce 5 yaş altı çocuk ölümlerinde ilk sırada akciğer hastalıkları varken günümüzde Pnömokok ve Hemofilus aşılarının kullanma girmesiyle birinciliğe ishal –kusma ve buna bağlı sıvı kayıpları yerleşmiştir.

    İshalin öldürücü olabilmesinin nedeni vücuttan çok fazla tuz ve su kaybettirmesidir. Örneğin kolera hastalığı dünya çapında ciddi salgınlar yapmış ve birçok can kaybına sebebiyet vermiştir. Bu nedenle ishalde esas dikkat edilmesi gereken ve aciliyet gerektiren konu ishalin nedenini saptamaktan önce vücutta su ve tuz kaybı oluşup oluşmadığını hızlıca değerlendirmektir. Ağız kuruluğu önemli bir bulgudur. Dil dudaklardan daha önemlidir. Vücut ishalle veya varsa kusma ile olan sıvı kayıplarını tolore etmek için diğer sıvı kayıplarını azaltmaya çalışır. Yani tükürük azalır. Sıvı kaybı sürerse yavaş yavaş idrar miktarı da azalmaya başlar. Süt çocuklarında bıngıldak içe çöker, gözler çukura kayar. Çocuk belirgin halsiz ve huzursuzdur. Bu bulgular acil sıvı tedavisi başlanması gerektiğini gösteren bulgulardır.

    İshalde değerlendirilmesi gereken ikinci konu ateştir. Koltukaltı 38,5-39 derece ve üzeri ateş doktora başvurmayı gerektirir. Ateşin yanı sıra mukus ve kan içeren kakalar “dizanteri” dediğimiz bakteri kökenli ishalleri düşündürür. Bu durumda da doktora başvurmak ve uygun tetkiklerle ishalin sebebini araştırmak uygun olur.

    Tablo ilk başlangıçta çok ağır değilse bile 2 saatten sık aralıklarla kaka yapmak, ağızdan besin almayı reddetmek, her aldığını kusmak hastanede değerlendirmeyi ve gerekirse damardan sıvı tedavisi yapılmasını gerektirebilecek risklerdir.

    Biz çocuk doktorları; çocuğun genel durumu bozuk değilse, sıvı kaybı bulguları gelişmemişse, ağızdan beslenebiliyorsa kakada mukus görsülse dahi antibiotik kullanımından kaçınmaya çalışırız. Çünkü özellikle Salmonella grubu bakterilerin varlığında antibiotik kullanmak bakterinin safra kesesinde aylarca taşıyıcı olarak kalmasına neden olabilir. İshalde antibiotik kullanımı doktorunuzun vermesi gereken bir karardır.

    İshal kesiciler bağırsak hareketlerini azaltıp kakanın bağırsak içinde göllenmesine neden olurlar. Bu nedenle çocuk ishallerinde ishal kesicilerin hemen hiç yeri yoktur. İshalin en önemli tedavisi kaka ve varsa kusma ile kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bebek anne sütü alıyorsa emzirmeye devam edilmelidir. Elma, havuç, şeftali, muz, yoğurt, ayran , makarna , pilav gibi kakayı katılaştıracak besinler seçilmelidir. Kusma eşlik ediyorsa sıvı gıdaları az miktarlarda ,sık aralıklarla vermek daha uygun olur.

    Bağırsaklarımızda bulunan bize faydalı mikroorganizmalar ishal süresinin kısaltılmasında bize yardımcı olabilirler. Probiyotik olarak adlandırılan bu dost mikroorganizmaları içeren saşe, çiğneme tableti ya da kapsül formundaki preparatlar ishal sırasında sıvı besin desteklemesine ek olarak verilebilir.
    İshalin en sık nedenleri rotavirüs, adenovirüs gibi virüslerdir. İshal etkenlerinin önemli bir kısmı ince bağırsağın iç yüzeyinde bulunan ve sindirim enzimlerini de taşıyan epitelyum tabakasını da bozduğundan ishal sonrası bu doku kendini onarıncaya dek bulgular sürebilir. Bağırsak epitelinin kendini onarma süresi yaklaşık 2 haftadır.

    Bağırsak epitelindeki hasardan en çabuk ve en çok etkilenen enzim, süt şekerini(laktozu) sindiren LAKTAZ enzimidir. İshal sırasında ve hemen sonrasında şekerli gıda alımının ; laktoz sindirimini yapan bu enzimin eksikliği nedeniyle ishali arttırabileceği unutulmamalıdır. Tam sindirilememiş karbonhidrat(şeker) içeren kaka ciltle temas ettiğinde ciddi pişikler oluşturur. Bu nedenle bez kullanan bebeklerde kakanın ciltle temasını kesmek için kalın tabaka halinde bariyer kremleri sürmek ; kaka sonrası popoyu ılık su altında yıkayıp iyi kurulamak ve biraz havalandırmak yardımcı olur.

    Hastalık bulaşmasını azaltmak için pek çok hastalıkta olduğu gibi ishalde de en önemli önlemlerden biri el temizliğidir. Çocuklarımızı tuvalet sonrası ve beslenme öncesi ellerini yıkamaya mutlaka alıştırmalıyız. Yine el yıkamaya yakın önemi olan ikinci bir önlem de yediklerimizin ve içtiklerimizin temizliğidir. Açıkta satılan gıdalardan uzak durmak gerektiği konusunda çocuklarımızı bilinçlendirmeliyiz.

    Okullar kapandı ve nihayet yaz tatiline girdik. Tatilin zevkini çıkarırken iyi bakım yapılmamış havuzların da ishal, konjonktivit ve cilt yaraları gibi birçok sağlık sorununa yol açabileceğini hatırda tutalım. Sıcak hava nedeniyle zaten terle normalden fazla su ve tuz kaybediyoruz. Vücut yüzeyleri kilolarına göre bizlerden fazla olan çocuklarımızı sıvı alımı konusunda uyaralım. Sizlere ve çocuklarımıza tatil süresince hastalıksız ve mutlu günler dilerim.

    Sağlıkla kalın.

  • Zehirlenmeler

    Çocuklarda zehirlenmeler ilk 5 yaş ve ergenlikte sık görülür. İlk 5 yaştaki zehirlenmeler daha çok kaza ile ve erkek çocuklarda sıkken, ergenlik çağı zehirlenmeleri kızlarda ve istemli olabilmektedir.

    Zehirlenmelerin %90′ından fazlası evlerde tedavi edilmektedir. Bu nedenle her anne-babanın zehirlenme konusunda bilgi sahibi olmasında yarar vardır.

    En sık temizlik maddeleri, kozmetik maddeler, ilaçlar ile zehirlenme görmekteyiz. Zehirlenmeler çocuk ölüm nedenleri arasında 4. sıradadır. Zararlı maddeler %75 ağız yoluyla alınır. Solunum, deri vb yollarla da zehirlenme oluşabileceği akılda tutulmalıdır.

    Belirtiler alınan maddeye göre değişkenlik göstermekle birlikte daha önce yakınması olmayan bir çocukta ani başlayan kusma, karın ağrısı, baş dönmesi, bilinç kaybı, nöbet geçirme gibi belirtiler ortaya çıkar ya da çocuğun yanında ilaç artığı veya boş ilaç kabı bulunursa zehirlenmeden şüphelenilmelidir.

    Şüphe durumunda çocuğun yuttuğunu düşündüğünüz madde hala elinde veya etrafındaysa maddeyi uzaklaştırın. Etrafta bulunan madde kalıntılarını ve ambalajları yanınıza alın ki alınan zehirli madde daha kolay tanınabilsin. Dudak ve ağızda yanma, boğazda şiddetli ağrı ve yanma, nefes alma güçlüğü, uykuya eğilim ve bilinç kaybı varsa tam teşekküllü bir hastanenin acil servisine en hızlı şekilde başvurun.

    Solunum ortamında zehirli gaz şüphesi varsa çocuğu ortamdan temiz havaya çıkarın. Zehirli madde ile cilt teması varsa çocuğunuzun giysilerini çıkarın ve zehirli madde ile temas eden cilt bölgesini, eldiven giyerek ve akan su ile temizleyin. Zehirli madde çocuğunuzun gözüne sıçramışsa gözü öncelikle serum fizyolojikle , yoksa ılık su ile yıkayın. Göz en az 15-230 dakika yıkanmalıdır. Suyu direkt göze tutmak yerine burun kemiğinin göz kenarına akıtırsanız çocuğunuz daha az huzursuz olur.

    Bazı maddelerin kusturulması yemek borusu ve ağızda ikincil temas nedeniyle ciddi yanıklara ve zehrin akciğere kaçması gibi hayati sorunlara neden olabileceğindendoktorunuza veya zehir danışma merkezlerine danışmadan çocuğunuzu kesinlikle kusturmayın!!!

    Kusturulmaması gereken maddelere örnek olarak benzin, gazyağı, mobilya cilaları, kuvveti aitler, böcek ilaçları, çamaşır suyu, deterjanlar örnek olarak verilebilir.

    En kıymetli varlığımız olan çocuklarımızı tehlikeden uzak tutmak için ev içi temizlik maddeleri, ilaçlar, böcek öldürücüler gibi olası zehirli maddeler ulaşılamayacak yerlerde ve mümkünse kilit altında tutulmalıdır. Gıda maddeleri ve temizlik maddeleri aynı dolaplarda saklanmamalıdır. İlaç ve kimyasal maddeler orijinal kaplarında saklanmalı, asla meyve-sebze kaplarına konmamalıdır.

    Çocuklar taklit etmeye eğilimli oldukları için ilaçlarınızı mümkünse onların yanında almayın ve hasta çocuğunuza ilaç verirken ilaca şeker, tatlı vb isimler takmayın. İlaç alırken etiketinin okunur olmasına dikkat edin. Doktorun, polisin, itfaiyenin ve acil yardım ekibinin telefon numaralarını elinizin altında bir yerlerde bulundurun.

    Zehirlenme durumunda aşağıdaki telefonlardan birisine başvurmak hayat kurtarıcı olabilir:

    ► T.C. Sağlık Bakanlığı Ulusal Zehir Merkezi : 114
    ► Sıhhi Danışma : 128
    ►Hızır Ambulans : 112

    Zehir Danışma Merkezleri arandığında arayan kişinin adı, işi, telefonu ve adresi yanı sıra hastanın yaşı, cinsi, kilosu; zehirli maddenin mümkünse tanımlanması,(kabın, kutunun veya etkenin kendisinin yanınızda bulundurularak telefon açılması önerilir); alınan miktar, cilde temas olmuşsa temasın süresi, olayın meydana geldiği yer ve zaman, gözlenen belirtiler; belirtilerin ne zaman başladığı; hastanın –biliniyorsa- alerjisinin olup olmadığı; merkeze telefon açılana dek yapılanlar aktarılmalıdır.

    Kusturma, yoğurt yedirme, soğan koklatma vb halk arasında yaygın kullanılan uygulamaların etkili olamayacağı gibi bazen ciddi zararlar doğurabileceği de göz önünde tutulmalıdır.

    Anne-baba olmanın hayattaki hem en zevkli hem de en zor iş olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem kendimizi hem de çocuklarımızı korumak için ev ve iş ortamında yeterli önlemleri alalım ki telafi edilemeyecek zararlarla karşılaşmayalım.

  • 6-8 aylık bebeğin gelişim basamakları

    6-8 aylık bebeğin gelişim basamakları

    6-8 ay arası bebeklerimizde önemli değişiklikler olur. Dokunma, işitme ve görme gibi algılarını koordine etmeyi öğrenir. Dönme, yakalama, oturmak için doğrulma ve bazı bebeklerde hatta sürünme ve emekleme motor becerileri gelişir. Bu aylardaki gelişimin belli basamakları şunlardır:

    Hareket:

    ►Sırtüstü-yüzüstü ve yüzüstü sırtüstü dönebilir.
    ►Önce destekli, daha sonra desteksiz oturabilir.
    ►Ayaklarının üzerine basarak-tutulduğunda- tüm vücudunu taşıyabilir.
    ►Tek elle cisimlere uzanabilir.
    ►Bir nesneyi elden ele geçirebilir.
    ►Tüm elle cisimleri kavrayabilir.

    Görme:

    ►Tüm renkleri görebilir.
    ►Uzağı görme gelişir.
    ►Hareketli cisimleri takip etme yeteneği gelişir.

    Dil:

    ►Kendi ismine yanıt verir (bakarak, sözle vb).
    ►”Hayır” cevabı başlar.
    ►Ses tonu ile duygularını belirtmeye başlar.
    ►Seslere, ses çıkararak yanıt verir.
    ►Memnuniyet veya hoşnutsuzluk sesleri çıkarır.
    ►Sessiz harfleri de kullanarak anlamsız ses dizileri çıkarır (babıldama). Bababababa, cececece vb.

    Bilişsel:

    ►Kısmen saklanmış eşyaları bulur.
    ►Eli ve ağzıyla keşfeder.
    ►Ulaşabileceği mesafedeki cisimlere uzanmaya çalışır.

    Sosyal ve duygusal:

    ►Oyun oynamaktan hoşlanır.
    ►Ayna görüntüsü ile ilgilenir.
    ►Diğer insanların duygularını göstermelerine yanıt verir.

    Tüm gelişim basamaklarının bebeğe göre değerlendirilmesi gerektiği ve bireysel farklılıklar olabileceği hatırda tutulmalıdır. Bununla birlikte bebeğinizde aşağıda belirtilen olumsuzluklardan bir veya birkaçını gözlüyorsanız doktorunuza danışmak en doğru yaklaşım olacaktır:

    ►Kasları çok sert ve gerginse
    ►Bez bebek gibi çok gevşekse
    ►Kollarından tutup oturur pozisyona getirirken hala başı belirgin arkaya düşüyorsa
    ►Cisimlere sürekli aynı taraf eliyle uzanıyorsa
    ►Kucaklanmayı reddediyorsa
    ►Onunla ilgilenen kişiye hiçbir sevgi belirtisi göstermiyorsa
    ►Etrafında insanlar olmasından hoşlanır gibi görünmüyorsa. Bir veya iki gözü sürekli olarak içe veya dışa dönüyorsa.
    ►Devamlı göz akıntısı, yaşarması veya ışığa duyarlılık varsa
    ►Etrafındaki seslere yanıt vermiyorsa
    ►Cisimleri ağzına götürmesinde zorluk varsa
    ►4 aydan sonra başını ses kaynağına çevirmiyorsa
    ►5. ayda yüzüstü-sırtüstü veya tersi pozisyon değişikliği yapamıyor, dönemiyorsa
    ►5 aydan sonra geceleri yatıştırılamıyor, avutulamıyorsa
    ►5 ay sonrası kendiliğinden gülmüyorsa
    ►6 ay sonrası yardımla oturamıyorsa
    ►6 ay sonrası sesli gülmüyor veya haykırma sesleri çıkarmıyorsa
    ►6.-7. ayda cisimlere aktif olarak uzanmıyorsa
    ►30-180cm aralığındaki cisimleri 7. ayda her iki gözüyle izlemiyorsa
    ►7. aydan sonra ağırlığını hiç ayaklarına yüklemiyorsa
    ►7. ayda hareket ve sesleriyle dikkat çekmeye çalışmıyorsa
    ►7 ay bitiminde hala hecelerle babıldama (cecececece, dedededed vb) başlamamışsa
    ►7 ay bitiminde “Cee” oyununa ilgi göstermiyorsa

    Yukarıdaki liste mutlak problem göstergesi değildir. Ama unutmayalım ki önemli olan aksaklıkları büyük problemler haline gelmeden yakalamak ve çözebilmektir.

    Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.

  • Süt çocuğu beslenmesinde doğru bilinen yanlışlar

    Süt çocukluğu dönemi doğumdan 12. ayın sonuna kadar, yani 1 yıllık sürece denir. Bu dönemin insan hayatında önemi oldukça büyüktür. Ayrıca bu dönemdeki gelişme ivmesi de oldukça yüksektir. Şöyle ki 1 yılın sonunda ağırlık olarak 3 katına erişen bir canlıdan bahsediyoruz. Bu gelişim fiziksel, zihinsel ve ruhsal alanda da olur. Bu nedenle bu dönemdeki beslenme insanın geleceğinin temellerini oluşturmaktadır.

    Bilindiği gibi yenidoğan bir bebek doğum sonrası ilk 1 saat içinde anne ile temas ettirilerek anne sütüne başlanmalıdır. İlk 6 ay sadece anne sütü ve vitamin desteği yeterli olmaktadır. Daha sonra ek gıdalara başlanmalıdır. İşte tam da bu dönemde yanlışlar yapılmakta ve bebeğin gelecekteki kişiliğinin genetik kodları da doğru veya yanlış bir şekilde oluşturulmaktadır. Kas iskelet sistemi, beyin fonksiyonları ve dolayısıyla kimlik oluşumu bebeğin beslenmesiyle yakından ilgilidir. Özellikle belleme ve kavrama(algılama) fonksiyonları çok önemlidir.

    Bebek ve gelişimi ile ilgili dünyada birçok dev sektörler vardır. Örneğin emzik ve biberon üretiminde marka olmuş dev firmalar. Halbuki emzik çok istisnai durumlar dışında bebek için hiç de faydalı bir ürün değildir ve hatta zararlıdır. Ha keza biberon da aynı şekilde birçok zararları vardır. Ağızda şekil bozukluğu, emme iç güdüsünün uzun süre kalması, ağız hijyeninde bozulma gibi. Yine aynı şekilde mama sektörüne bakıldığı zaman da aynı fotoğrafı görmek mümkündür. Çok özel istisnai durumlar dışında mama ile beslenmeye özendirmek son derece yanlış ve bu yanlışın en çarpıcı örnekleri,1970-1980 yıllarında Almanya'da gurbetçilerimizin çocuklarında görmek mümkündür. Fiziki olarak iri yapılı, adeta hormonlu sebze gibi çocuklardı. Zira o dönemde Avrupa'da önde gelen mama firmaları bazı sözüm ona Prof.'ları para ile satın alarak mama reklamı yaptırdılar ve o dönemlerde Avrupa'da anne sütü verme oranı çok düştü ve bu prof'lar yıllar sonra yaptıkları hataları kendileri ikrar ettiler. Halbuki yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'de birçok Ayet'te geçiyor ve bir annenin bebeğine 24 ay anne sütü vermesi gerektiği taa 14 asır önce bildirilmişti. Hal böyleyken bu yanlışları yapma lüksümüzün olmadığını düşünüyorum. Zira dünyada en iyi yatırım çocuklarımıza yapılan yatırımdır, yatırımdan kastım maddesel değil manada da yatırım. Yani onları hem maddi hem manevi anlamda güzel yetiştirmek, özellikle 21.yüzyıl dünyasında çok büyük önem arzetmektedir.

    İlk 6 aydan sonra ki beslenmede çok farklı önerileri basın yayın organlarında sıkca görmekteyiz. Ben bunların üzerinde durmayacağım. Meslekte 30 yılı geride bıraktım. İstanbul Çapa Tıp Fakültesinde stajyer doktor iken hocalarımız Türkiye gerçeklerine göre bebeğe en iyi ek gıdanın İnek sütü olduğunu ve bunun da bebeğin yaşına göre modifiye edilmesi yani sulandırma ve şeker ilavesi yapılması gerektiğini öğrettiler bizlere. Daha sonra o dönemde mide rahatsızlıklarında yine inek sütü kürleri verilirdi. Tıp eğitimi dinamik bir eğitimdir ve her yıl değişik bilgilere ulaşılmaktadır. O zamanın bu doğruları şimdinin yanlışları oldu. Özellikle bebek için son yıllarda İnek sütü üzerinde birçok araştırmalar yapılmakta ve sonuç mualesef doğruların yanlış olduğu yönündedir. Yani konuyu açarsak; bebek beslenmesinde en az 2 yıl hiç inek sütü verilmemesi önemle vurgulanmaktadır. Zararları oldukça fazladır. Ama gel gör ki TV'de reklamlarla meyveli süte özendirilmekteyiz. Benim de bu kadar yıllık tecrübemle gördüm ki biberon birinci hata, inek sütü ikinci hatamız. En basit somut yan etkilerini sıralarsam: Demir eksikliği anemisi, kalsiyum fosfor dengesinde fosfor lehine bozulma, dişlerde biberon çürükleri, hırçınlık ve iştahsızlık ve tek yönlü beslenmeye gidiş, en önemlisi de bir hipotez olup tip 1 diabet(çocukluk çağı şeker hastalığı) görülme sıklığında artma ki bu oldukça önemlidir. Halbuki mayalanmış süt ürünlerinde böyle bir tehlike yok ve ilk 6.aydan sonra verilmeli ve de oldukça faydalıdır. Araştırmalarda, dünyada en uzun süre yaşayan insan topluluklarının beslenmesinin özünde mayalı süt ürünleri(yoğurt, peynir, çökelek, kefir) görülmüştür. Şükür ki son zamanlarda bu sektörde ciddi gelişmeler gözlenmektedir. Probiyotik denilen şeyin yoğurdun mayası da olduğunu ve bu ürünün değişik bebek mamalarına dahil edildiğini görmek tezimizi daha da güçlendirmektedir ve bence büyük bir yanlıştan dönüldüğünü de görür gibiyiz .

    Sonuç olarak hiç kimse Amerikayı keşfetmiyor. Özümüze dönerek doğal beslenmeyi bebeklerimize sunmak zorundayız. Her sebze ve meyvayı mevsiminde tüketmeye tekrar döneceğiz, çökeleği, yoğurdu, peyniri, köy yumurtasını, ev tarhanasını, mercimeği, bulguru bebeklerimize zamanı gelince uygun şekilde hazırlayarak vermek zorundayız. Beslenme konusunda bu dönemde hata yapma lüksümüz yok. Zira Allah'ın bize bahşettiği en değerli varlık olan yavrularımızı en güzel bir şekilde geleceğe hazırlamakla mükellefiz. Bunların ekonomik boyutu yoktur, sadece kültürel boyutta konuyu düşünmek yeterlidir.

    Sağlıklı nesiller dileğiyle….

    Uzm.Dr.Yaşar ÖZKAN

  • Bademcik  ve geniz eti  büyüklüğü her zaman ameliyat endikasyonu değildir

    Bademcik ve geniz eti büyüklüğü her zaman ameliyat endikasyonu değildir

    Bademciklerin iltihabına tonsilit, geniz eti iltahabına adenoiditis ismi verilmektedir. Gerek bademcik ve gerekse geniz eti herkeste var olan bir lenf dokusudur. Waldeyer halkasında yer alan bu dokular mikropların vücuda girdiklerinde ilk karşılaştığı bariyerlerden birisidir. Bu dokular sekretuvar immuniteyi uyarmak ve sekretuvar immunoglobulin üretimini sağlayarak enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sistemini oluşturmaktadır.Sadece immunoglobulin salınması değil birçok immunolojik işlevide yerine getirdikleri bilinmektedir.

    Çocuğun büyümesi ile birlikte oluşan bu dokular 4- 10 yaşlarında gerek immunolojik ve gerekse büyüklük açısından en aktif döneme ulaşmakta , bu aktivite ve büyüme ergenlik döneminde azalmakta bademcik ve geniz etinde ufalma olmaktadır.

    Bu dokular sadece immunoglobulin salgılamamakta , aynı zamanda birçok immunolojik işlevide başarmaktadır.Puberte ile birlikte büyüklerin kaybolduğu bu dokularda bir kısım işlevsel immunolojik fonksiyonların devam ettiği bilinmektedir.

    Vücudumuzun korunmasında rol alan bu dokuların cerrahi olarak çıkarılması bazı sorunları gündeme getirmektedir.Geniz eti ve bademciği büyük her çocuk ameliyat edilmelimidir? Vücudun savunma sisteminde rol olan bu dokuların kaybı savunma sisteminin zayıflamasına rol açar mı? Ergenlik çağına geldiği zaman küçülme şansı olan geniz eti ve bademciklerin operasyonu gereklimidir soruları bu konudaki endişelerin başlıcalarını oluşturmaktadır.

    Günümüzde özellikle çocuk hekimlerinin operasyon işlemlerine karşı çıkması ve kulak burun boğaz hekimlerinin(KBB) bu konudaki destekleri ile bademcik ve veya geniz etinin cerrahi olarak çıkarılmasında belirgin bir azalmanın olduğu görülmektedir.

    Diğer taraftan tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan çocukların ebeveynleri sıkça çocuk hekimlerine bademciklerin alınmasının uygun olup olmadığı sorusunu yöneltmektedir. Sık boğaz enfeksiyonları sık antibiotik kullanımı aile ve çocukta anksiyete yaratmakta ve cerrahi uygulama ile bu sorunun tamamen çözülebileceğini düşünmektedir.

    BADEMCİKLERİN KESİN OLARAK ALINMASINI GEREKTİREN DURUMLAR

    Bademcik geniz eti veya her ikisinin birden solunum güçlüğüne neden olarak solunum yollarını tıkaması

    Bademciklerin yutma güçlüğüne neden olması

    Kontrol edilemeyen bademcik kanamaları

    Bademcik tümörleri

    Bademciklerin kesin olarak ameliyat edilmesi gerektiren durumlardır.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonlarında da bademciklerin alınması düşünülebilir. Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu kriteri nedir sorusu henüz tam olarak yanıtlanmamıştır. En yaygın olarak kullanılan kriter Pittsburgh çocuk hastanesine ait olup bir yılda antibiotiklerle tedavi edilen yedi veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirmesi, son iki yılda beş veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirmesi veya son üç yılın her birinde üç veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirmiş olması tekrarlayan boğaz enfeksiyonu kriteri olarak kabul edilmiştir. Çocuk hekimlerinin kabul ettiği bu kriterlere karşın KBB hekimlerinde bu kriter çocuğun her yıl üç veya daha fazla enfeksiyon geçirmesi olarak kabul etmektedir. İki disiplin arasında kriter farklılığı bazı sorunlar oluşturmaktadır.

    Diğer taraftan kronik bademcik iltihabı durumlarında da ameliyat endikasyonu düşünülmelidir.

    – PFAPA sendromu (Periodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve boyun lenf bezlerinde büyüme )

    – Tonsil üzerinde ağız kokusuna neden olabilecek birikimlerin varlığı (halitozis)

    – Peritonsiller apse

    – Grup A beta – hemolitik streptokok taşıyıcılığı durumlarda ameliyat endikasyonu düşünülebilir.

    Bununla birlikte klinik tablonun ciddi olmadığı tekrarlayan enfeksiyonu olan çocuklarda ameliyat endikasyonu tartışmalıdır. Bu konudaki çalışmalarda ameliyat edilen vakalarda ,ameliyat edilmeyen vakalar arasında ciddi bir farkın olmadığı görülmüştür.Bu çocukları izlemenin daha doğru bir yaklaşım olduğu vurgulanmaktadır.

    Gereksiz ameliyat yaklaşımlarından kaçınmanın önemli olduğu gözden kaçmamalıdır.

    GENİZ ETİ ALINMA ENDİKASYONLARI

    Geniz etinin büyüyerek ciddi burun tıkanıklığına neden olduğu durumlarda geniz eti ameliyat endikasyonu mevcuttur. Horlayan ve geceleri ağzı açık uyuyan çocuklarda geniz eti varlığı düşünülmelidir. Bu çocuklarda uyku sırasında birkaç saniye süreyle nefesini tutma (uyku apnesi) görülebilir. Bu durumda geniz eti operasyonu değerlendirilmelidir. Tıbbi tedaviye yanıt vermeyen kronik sinüzit vakaları , tekrarlayan orta kulak iltihabı olan ve tüp uygulanmasına rağmen tedaviye yanıt vermeyen çocuklarda geniz eti ameliyatı yönünden takip edilmelidir.

    Son zamanlarda burun tıkanıklığı belirtilerinin orta derecede olduğu vakalarda ise bir süre antibiotik ve glukokortikoid ihtiva eden nasal spreylerin uygulanmasının uygun olduğu görüşü önem kazanmakta ve bu vakaların bir süre izlenmesinin önemi üzerine durulmaktadır.

    Yukarıda belirttiğim şikayetleri olan çocuklara yaklaşım nasıl olmalıdır. Ameliyat yaklaşımı her vakada gerekli midir? Bu işlemlerle vücudun savunma sisteminde yetersizlik söz konusu olacak mıdır? Ameliyat sonucunda üst solunum yollarındaki koruyucu bariyerlerin ortadan kalkması ile enfeksiyonların sık ve yaygın olması söz konusu olabilir mi? Bütün bu soruların yanıtları bilinmemektedir.

    Gerek bademcik, gerekse geniz eti ameliyatlarında aile ve hekimin birlikte karar vermesi ve yapılacak işlemlerin faydalı ve riskli olduğu yönler belirtilerek uygulamanın yapılması en akılcı yaklaşım olarak görülmektedir.

    Unutulmamalıdır ki her bademcik ve veya geniz eti büyüklüğü ameliyat için bir endikasyon değildir.

  • Uyusun da büyüsün .. Ama nasıl?

    UYUSUN DA BÜYÜSÜN!

    Bebeklerini büyütürken, aileleri en fazla sıkıntıya sokan konuların başında “düzenli uyku alışkanlığının oturtulamaması” yer alır. Dilimize yerleşen “Bebekler gibi uyumak” deyimine karşın, bebeklerin derin ve kesintisiz bir gece uykusu yaşamaları anne babalar için çoğu zaman hayalden öteye geçmez.

    Saat 22.00’de en derin uykusunda olmalı!

    Çocukların uykuya olan ihtiyaçları ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre değişir. Yenidoğan, en fazla uyku ihtiyacı olan dönemdir. Yenidoğanın uykusu 18-20 saate kadar ulaşabilir. Büyüdükçe algısı açılan çocuğun, uyku süresi de kısalacaktır. Büyüme hormonu saat 22.00 civarında, derin uykuda iken en yüksek düzeylere ulaşır. Bu nedenle çocuk hangi yaşta olursa olsun, bu saatlerde derin uykuda olmalıdır.

    Çocuklar düzeni sever

    Çocukta düzenli uyku, düzenli beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Günlük düzeninin oluşturulduğu bebeklerin uyku saatleri de öyle olacaktır. Bu düzeni sağlamak ise, anne babaların elindedir. Bebeğin veya küçük yaştaki çocuğun düzene alıştırılma evresinde, ailelerin otoriter ve tutarlı davranmaları bu süreci kolaylaştıracaktır. Sağlıklı bir çocuğun akşamları en geç 20.00 ya da 20.30’da yatakta olması gerekir. Her ne kadar aileler, çocuğun uykusu geldiğinde kendiliğinden yatacağını düşünse de, gerçek bunun tam tersini göstermektedir. Uykusu gelen çocuk daha da hareketlenir, bu şekilde kendi uykusunu kaçırır. Bu kısır döngü çocukta huzursuzluğa neden olur. Oysaki belli bir beslenme ve uyku düzenine sahip olan çocuk huzurlu ve mutludur. Bu nedenle, ailelerin kendi özel yaşamlarından fedakârlıklarda bulunup, çocuk için uygun beslenme ve uyku düzenine göre hareket etmeleri doğru olacaktır.

    Kendi kendine uykuya dalmasına izin verin!

    Çocuklar uyurken değil, henüz uyumak üzereyken yatağa yatırılmalıdır. Çocuğu yatağına yatıran anne, çocuğunu kendi haline bırakmalı, kendi kendine uykuya dalmasına izin vermelidir. Yapılan birçok bilimsel çalışma, “çocuğa kendi kendine uyumayı öğretmek” gerektiğini savunur. Öte yandan, uykusu gelen çocuk, tıpkı yetişkinlerin kendileri için sağladıkları koşullar gibi (Işığı kapamak, yatağa yatmak, yorganı örtmek) uyumak için belli şartların sağlanmasına ihtiyaç duyar. Eğer çocuk sallanarak, emzirilerek, biberonla mama verilerek uyumaya alıştırılırsa, gece uykusu bölündüğünde, yeniden aynı koşulların sağlanmasını istemesi doğaldır. Ancak, kendi halinde yatağında uyumaya alıştırılan çocuk, gece uyandığında, her hangi bir müdahale olmaksızın, kendi kendine yeniden uykuya dalabilecektir. Dolayısıyla, eğer çocuğun bir sağlık sorunu yok ise, yatağına yatırıldığında ağlasa bile kucağa alınmamalı veya sakinleştirilip yeniden uyuması için yatağa bırakılmalıdır.

    Uyku rutini çok önemli

    Çocuk ilk aylardan itibaren, kendisine uykuyu anımsatacak belli ritüellerin uygulanmasına alıştırılmalıdır (sıcak bir banyo, pijamalarının giydirilmesi, sadece yatakta duran bir oyuncağının kucağına verilmesi, loş ışıkta aynı ninninin söylenmesi). Her akşam bu ritüelin tekrarlanması çocuğun vücuduna uyku saatinin geldiğini anlatır.

    Uykuya 1 saat kala beslenme kesilmeli

    Özellikle mama ile beslenen bebeklerde, yaklaşık 10. aydan sonra gece beslenmesi önerilmemektedir. Anne sütü ile beslenen bebekler, gece aşırı olmamak şartıyla beslenebilir. Aksi halde, gece beslenmeleri, çocuklarda sık uyanmanın ötesinde, reflü, üst solunum yolları veya orta kulak enfeksiyonları gibi sorunlara neden olmakta ve sabah kahvaltılarında iştahı azaltmaktadır. 1 yaşını geçen çocuklarda, uyku saatine 1 saat kala, beslenme kesilmelidir. Verilecek bu son öğün için ise tahıllı mamaların tercih edilmesi çocuğun gece boyu tok kalmasını sağlayacak,sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştıracak ve rahat bir uyku için metabolizmasına yardımcı olacaktır.

    Her şeye rağmen uyumuyorsa…

    Sağlıklı bebekler ve çocuklarda, uyku düzenini sağlamak ailenin elindedir. Aile, çocuğa düzenli uyku için düzenli bir hayat imkânı sağlar ve bilinçli uyku alışkanlıkları kazandırırsa, en yaramaz ve söz dinlemeyen çocuk bile bir süre direnip, sonrasında bu düzene alışacaktır. Eğer çocuk her şeye rağmen uyumuyor ve şiddetli şekilde ağlıyorsa, bu durum bir hastalığın belirtisi olabilir. Çocuğun bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olmak için uzman yardımı almak faydalı olacaktır.

  • Boy uzattığı söylenen ürünler

    Boy uzattığı söylenen ürünler

    BOY UZATTIĞI SÖYLENEN ÜRÜNLER

    Son günlerde boy uzatan ürünler şeklinde lanse edilen bazı ürünler hakkında ulusal gazeteler, internet siteleri ve ulusal televizyon kanallarında yoğun bir reklam kampanyası yapıldığı göze çarpmaktadır. Halkımızın kafasını karıştıran bu reklamlara karşılık Çocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği’nin yayınladığı açıklamadan bazı kesitleri ben de sizlerle paylaşmayı uygun görüyorum.

    Piyasada isminde uzama ve büyüme ile ilgili kelimelerin bulunduğu, gıda takviyesi adı altında; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın izni ile satıldığı belirtilen bazı ürünlerin boyu uzattığı, hatta erişkin yaşlarda bile uzama sağladığı ko­nusunda yoğunluğu artan bir şekilde reklam yapıldığını görmekteyiz. Bunların yanında ayak tabanlığı şeklinde kullanılan bazı ürünlerin boy uzattığı yönündeki reklamların yanı sıra; bazı kliniklerin çocuklarımıza boy uzattığı söylenen bitkisel karışımlar önerdiklerini de duymaktayız. Üzülerek ifade etmeliyiz ki, birçok vatandaşımız bu reklamlar nedeniyle fiyatı oldukça yüksek olan bu ürünleri kullanmakta ve fayda ummaktadır.

    Bilindiği gibi normal bir insanda boy uzaması genetik ve hormonal yapının yanı sıra, beslenme ve egzersiz gibi birçok çevresel faktörün etkisi altındadır ve tüm bu faktörler nor­mal olduğunda ancak kişi genetik olarak belirlenmiş boyuna ulaşabilir. Kişinin boyunun normal olup olmadığı aynı yaş ve cinsteki normal kişilerle karşılaştırılarak saptanır. Normal boyda bir kişinin boyunun uzatılmasına gerek olmadığı gibi bu gibi besin katkı maddeleri ve ilaçlarla daha fazla uzaması da mümkün değildir. Büyüme kemiklerin eklem yerlerinde bulunan büyüme kıkırdakları yardımıyla gerçekleştiğinden ve 18 yaş civarı bu kıkırdaklar kemikleştiğinden büyüme de durur ve kişi erişkin boyuna ulaşmış sayılır. Bundan sonra kişinin boyu kısa olsa bile daha fazla uzaması bu tür be­sin katkı maddeleri veya herhangi ilaç tedavisi ile müm­kün değildir. Bahsi geçen ürünlerin boyu uzattığı iddiası tamamen hayal mahsulüdür. Tamamen bitkisel karışımlardan ibaret ürünlerin boyu uzattığı iddiası hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. Marketten satın alabileceğiniz her besin maddesi gibi bu ürünler de Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın izni ile satılmaktadır. Söz konusu ürünlerin içeriğinin belirtildiği kadarıyla normal besle­nen bir kişinin günlük ihtiyacını sağlayabileceği ve ekstra katkıya ihtiyaç duymayacağı mineral ve vitaminlerden oluştuğu görülmektedir. Oysa normal beslenen ve beslenmeyi bozacak herhangi bir hastalığı olmayanlarda doktor tavsiyesi dışında ek gıda takviyesine ihtiyaç yoktur.

    Tüm bunların yanında birçok tedavi edilebilen hastalık da boy kısalığına neden olabilmektedir. Bu nedenle boy kısalığı olduğundan şüphelenilen olguların; tedavisi mümkün hastalıklar açısından mümkün olan en erken yaşta mutlaka bir çocuk endokrinoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir.

    Doç.Dr.Ergun Çetinkaya

    Pediatrik Endokrinoloji Uzm.

  • Çocuklarda hashimato tiroiditi

    Çocuklarda hashimato tiroiditi

    ÇOCUKLARDA HASHİMATO TİROİDİTİ

    İlk kez 1912 yılında Hashimato tarafından tarif edilen bu hastalığın yaklaşık 40 yıl sonra aslında otoimmün bir bozukluk sonucu oluştuğu, yani vücudun bağışıklık sisteminin bir hastalığı olduğu bulunmuştur. Tiroid dokusuna karşı gelişmiş olan tiroid antikorlarının yükselmesi ile karakterize bir durumdur.

    Kızlarda, erkeklere göre çok daha sık görülen bu hastalık çocukluk yaş grubunda en fazla ergenliğin erken ve orta dönemlerinde görülür. Dört yaş altındaki çocuklarda çok nadir görülür. Adölesan dönemindeki guatr nedenlerinin % 40’ı Hashimato tiroiditidir. Bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalık olduğundan diğer bazı hastalıklarla birlikte olma ihtimali yüksektir. Örneğin Tip 1 Diyabetes Mellitus dediğimiz çocuklardaki insülin bağımlı şeker hastalığında Hashimato Tiroiditi %20 oranında görülmektedir. Ayrıca hipoparatiroidi, böbrek üstü bezi yetmezliği gibi durumlarda da Hashimato tiroiditi daha sık görülür.

    Hastalığın oluş nedenlerine baktığımızda genetik nedenler ve genetik olmayan nedenleri görmekteyiz. Hashimato tiroiditinin çocukluk çağında spesifik bir kalıtımı tanımlanmamış olsada bu hastalığın ailesel olduğuna dair kuvvetli bulgular bulunmaktadır. Bu hastaların birinci derece akrabalarının yaklaşık yarısında tiroid antikorları pozitif bulunmaktadır. Bu da ailesel bir kalıtımın varlığını düşündürmektedir. Hastalığın genetik tabanlı olmayan nedenlerine baktığımızda; östrojen hormonu, stres, doğum ağırlığı, beslenme durumu gibi endojen faktörler ile iyot alımı gibi eksojen faktörler de sorumlu tutulmaktadır. Japonya ve Amerika gibi iyot alımının yüksek olduğu yerlerde hastalık sıklığının arttığı saptanmıştır. İyot eksikliği olan bölgelerde iyot desteği sağlanması, bu bölgelerde hastalık sıklığının 3 kat artmasına neden olmuştur. Diyette fazla miktarda iyot almak tiroid bezine karşı gelişen bağışıklığı arttırmaktadır.

    Klinik Bulgular:

    Hashimato tiroiditinin çocukluk ve adölesan yaş grubundaki ilk bulguları tamamen normal çalışan bir tiroid hormon düzeyi şeklinde olabileceği gibi hipotiroidi (tiroid bezinin az çalışması) veya hipertiroidi (tiroid bezinin çok çalışması) şeklinde olabilir. Genellikle hastalar boyunda şişlik nedeniyle doktora başvururlar. Guatrın büyüklüğü değişken olup, küçük ya da büyük olabilir. Elle bakıldığında genellikle lastik kıvamında, yüzeyi düzensiz ve ağrısızdır. Tiroid dokusu içinde bir ya da daha fazla nodul gelişmiş olabilir ki bu yüzden bu hastalara mutlaka belli aralıklarla tiroid ultrasonu yapılmalıdır.

    Çocukluk çağında görülen Hashimato tiroiditinde eğer tiroid bezi az çalışıyorsa yani hipotiroidi varsa büyüme geriliği ve okul performansında azalma görülebilir.

    Tanı:

    Hashimato tiroiditinde tanı, tiroid antikorları olan Anti TPO ve AntiTg’nin kanda bakılması ile konur. Olguların % 20-50’sinde AntiTg yüksek bulunurken, %90 olguda Anti TPO yüksek bulunur. Bu antikorlar yüksek bulunursa tiroid hormonlarına (Serbest T3, serbestT4 ve TSH) bakılmalıdır. Ayrıca, tiroid ultrasonunda tipik olarak tiroid bezinin görüntüsü homojen olması gerekirken, heterojen- yamalı bir görünüm arz eder.

    Tedavi:

    Hashimato tiroiditli hastalarda eğer aşikar hipotiroidi varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Tiroid fonksiyonları normal olan vakalarda ise ilaç vermeye gerek yoktur ancak belli aralıklarla tiroid hormon düzeylerine bakılarak gerek olursa ilaç başlanabilir. Yılda bir kez tiroid ultrasonu ile nodül varlığı denetlenmeli ve eğer nodül 1 cm’in üzerine çıkarsa ince iğne aspirasyon biopsisi ile nodülün yapısı değerlendirilmelidir. Cerrahi, tiroid hormon tedavisine yanıt alınamayan, büyük ve bası bulguları olan guatrlarda tedavi seçeneğidir.

    Doç.Dr.Ergun ÇETİNKAYA

    Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı