Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Bebekler alerjiden nasıl korunur?

    Bebekler alerjiden nasıl korunur?

    Alerji genetik ve çevre faktörlerinin birbiri ile etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Bu etkileşim anne karnındayken başlar.
    Genetik olarak annesinde alerji olan bir çocukta alerjik hastalık görülme oranı %25 iken; hem annede hem babada alerji varsa oran %50'e yükselmektedir.
    Vücudumuzda bağışıklık sistemi, yabancı maddeyi vücuttan atmak üzere programlanmıştır. Bebek de anneye yabancı bir organizmadır. Annenin vücudunun bebeği yabancı olarak görüp vücuttan atmaması için bağışıklık sistemi yabancı maddeye tolerans geliştirmeyi sağlayan farklı bir yapıya bürünür. Bağışıklık sisteminin mecburen dönüştüğü bu farklı yapı alerjik reaksiyonlardan da sorumlu olan sistemdir. Dolayısıyla; tüm gebeliklerde annenin vücudu alerjiye yatkın bir özellik kazanır.
    Bu durumdan dolayı; tüm yeni doğan bebekler alerjiye yatkın bir bağışıklık sistemi ile doğar. Doğduktan hemen sonra çevredeki mikroplarla ve alerji yapıcı maddelerle temas ettikçe bebeğin gerçek bağışıklık sistemi şekillenir. Yapılan çalışmalarda; bu dönemde alerjiye neden olan maddelerle aşırı temas söz konusu olduğunda eğer genetik zemin de varsa, çocukta vücut yapısının kalıcı olarak alerji yönüne saptığı görülmektedir.
    Çocukların ilk temas ettiği yabancı madde gıdalardır. Alerjik genetik zemini olan bebeklere mutlaka ilk 4 ay sadece anne sütü verilmelidir. Annenin bu dönemde alerjik maddelerden kaçınmak üzere diyet yapması önerilmez. Ek gıdalar mutlaka 4-6 ay arası çocuğa tanıştırılmalıdır. Her yeni gıda en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artan miktarlarda verilmelidir. Böylece hem bebeğe bu gıdalara tolerans geliştirmesi için zaman verilmiş olur, hem de alerji gelişip gelişmediği gözlenmiş olur. Alerji genetiği olan bebeklere ek gıda başlama yaşı 6 ayı geçmemelidir. Altı aydan sonra ilk ek gıda ile tanışma alerji gelişimine katkıda bulunuyor.
    Bebeklerde alerjik hastalıklar ilk gıdaya karşı geliştirilen alerji sonucu, atopik dermatit (alerjik egzama) şeklinde başlar. Birçok bebekte atopik dermatit sadece yanaklarda hafif kuruma, sertleşme şeklinde belirti verirken; bazı çocuklarda bu kuruma daha yaygın olur ve egzama şekline döner. Bebeklerde egzamaya sıklıkla kaşıntı eşlik eder.
    Bebeklerde Alerji Annenin Gözlemi ile Saptanır
    Atopik dermatite neden olan alerjilerin başında inek sütü ve yumurta gelmektedir. Bu alerjiler kanda yapılan alerji testleri ile araştırılabilir, ancak bu testler her zaman alerjiyi yakalayamaz. Bebekte alerji olup testlerde çıkmayabilir. Bu nedenle annenin gözlemi çok değerlidir. Eğer bir gıda verildiğinde bebekte döküntüler artıyorsa ve bu durum tekrar tekrar gözleniyorsa; bebeğin o maddeden uzak tutulması gerekir. Anne sütü ile besleniliyorsa annenin de bu gıdadan uzak durması önerilir.
    Atopik dermatit ve gıda alerjisi çoğu bebekte zamanla ilk 3 yaş içinde geçer. Ancak bu bebeklerin yaklaşık % 50'sinde ileride alerjik nezle ve alerjik astım gelişir. Solunum yolunu tutan bu alerjilerde sorumlu faktör genellikle gıda olmaz; hava yolu ile alınan maddeler olur. Solunum yolu alerjisi yapan maddelerin başında ev tozu akarları(toz böcekleri) gelir. Ev tozu akarı küçük yaşta gıdadan sonra çocuğun ilk tanıştığı alerjendir. Evde daha çok zaman geçiren bebek yerlerde emeklemeye başladıktan sonra ev tozu ile tanışır. Zamanla bir bardağın dolması ve taşması gibi temas devam ettikçe alerjik duyarlılık gelişir ve hastalık ilk belirtilerini vermeye başlar.
    Alerji bir kez geliştikten sonra tedavisi uzun zaman ve emek gerektirir. O yüzden erken dönemde henüz alerji gelişmemişken bu durumun engellenmesi gerekir. Ailesinde veya kendinde alerjik hastalık olan anne babaların evlerinde halı bulundurmaması önerilir. Halı yerine yıkanabilen kilimler tercih edilmelidir. Bebeklerin yatak ve yorganı ve de yastığı sentetik yıkanabilen malzemeden yapılmalıdır. Yün, pamuk önerilmez. Yatak ve yastık kılıfları her hafta 60 derece suda yıkanmalıdır. Riskli gruptaki bebeklerin yataklarına akar geçirmeyen özel alerji kılıfları önerilebilir. Aynı ortam çocuk bakım evi ya da kreş için de sağlanmalıdır.
    Sigara alerji ve astımın en önemli tetikleyicisidir. Gebelikte pasif veya aktif sigara içiciliği bebekte alerji ve astım gelişmesine neden olmaktadır. Hamilelikten başlayarak bebeğin sigaradan kesinlikle uzak tutulması gerekir. Henüz alerji geliştirmemiş ancak ailesinde alerjik hastalık olan sağlıklı bebeklerin yanında bile kesinlikle sigara içilmemelidir. Atopik dermatiti olan çocuklarda astım riski daha fazla olduğundan bu önlem daha da büyük önem taşır.
    Alerjik Genetik Zemini Olan Bebeklerin Ailelerine Öneriler;
    1- Alerjik genetik yapıya sahip bebeklerin anneleri gebelik sırasında kesinlikle sigaradan uzak durmalıdır.
    2- Doğduktan sonra da bebeğin yaşadığı evde kesinlikle sigara içilmemelidir.
    3- Doğumun mümkün olduğunca normal yoldan yapılması planlanmalıdır.
    4- Bebeğe en az 6 ay anne sütü verilmelidir
    5- Annenin gebelikte veya emzirme sırasında özel bir diyet yapması önerilmez.
    6- Ek gıdalar 4-6 arası başlanmalıdır. Ne daha erken ne de daha geç başlanması önerilmez.
    7- Ek gıdalar en az 1 hafta arayla ve yavaş yavaş artırılarak verilmelidir.
    8- Bebeğin evinde halı yerine kilim kullanılmalıdır.
    9- Yatak yastık yorgan yıkanabilir sentetik malzemeden yapılmalıdır.
    10-Yatak çarşafları haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır.

  • Çocuklarda alerjik bronşit / astımın doğal koruyucusu: güneş ışığı vitamini

    Çocuklarda alerjik bronşit / astımın doğal koruyucusu: güneş ışığı vitamini

    Güneş ışığının sağlık üzerine olumlu etkileri ilk kez 1970'lerde tüberküloz ile savaş sırasında güneşe çıkan hastalarda hastalığın daha kolay yenildiğinin görülmesi üzerine fark edilmiştir. Araştırmalar güneş ışığının tüberküloza etkisinin ciltte üretilen D vitamini sayesinde gerçekleştiği göstermiştir. Günümüzde birçok araştırmacı D vitaminini “Güneş Işığı Vitamini” olarak da adlandırmaktadır.
    D-VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ SALGIN HALİNDE YAYILIYOR !
    Dünya'da görülme sıklığı %30-50 olarak bildirilen D vitamini eksikliği oranı, ülkemizde güneşin en çok kendini gösterdiği bölge olmasına rağmen Ege bölgesinde (Hekimsoy ; 2010) %75 olarak bildirilmiştir.
    ŞEHİR ÇOCUKLARI D-VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ AÇISINDAN RİSK ALTINDA !
    D-vitamininin en önemli kaynağı güneş ışığı (Ultraviole-UVB) etkisiyle deride üretilen D vitaminidir. Gıdalarda D vitamini çok az miktarda vardır. Kış aylarını genellikle kapalı alanlarda; okul, kreş ve evlerde geçiren çocuklar kışın neredeyse hiç güneş ışığı görmemektedir. Güneşe çıkılsa bile şehirlerde yaşayan çocuklarda atmosferdeki ozon deride D vitamini sentezini azaltmaktadır.
    D VİTAMİNİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR !
    “Güneş girmeyen eve doktor girer” özlü sözünü desteklercesine çocuklarda astımdan diyabete birçok kronik hastalığın görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Kemikleri güçlendirici etkilerinin yanı sıra; D vitamini bağışıklık sistemindeki hücrelerin enfeksiyonla savaş sırasında daha aktif olmasını sağlamaktadır.
    D VİTAMİNİ ÇOCUKLARDA ALERJİK ASTIMI AZALTIYOR !
    D vitaminin solunum yolunda iltihabı azaltıcı etkileri vardır. Bu nedenle D vitamini eksikliği olan toplumlarda astım ataklarının görülme sıklığı ve ağırlığı artmaktadır. Güneşin ısıtan ancak yakmayan ışıklarını görmeye başladığımız ilkbahar aylarında alerjik bronşit/astım hastalığı olan çocukların 11:00 öncesi ve 16:00 sonrası saatlerde günde 2 kere güneş koruyucu kullanmadan, kollar ve bacaklar çıplak olarak 30 dakikayı geçmeyecek şekilde açık havaya çıkarılması D vitamini eksikliğini önleyerek güçlü bir bağışıklık sistemi ile kışa hazırlanmalarına katkıda bulunacaktır.
    KIŞ AYLARINDA TÜM ÇOCUKLAR D-VİTAMİNİ TAKVİYESİ ALMALIDIR!
    Buna ek olarak 0-18 yaş arası tüm çocukların; özellikle astımlı çocukların; en azından kış aylarında rutin ek D vitamini almalarının sağlanması gerekir. Mutlaka doktor önerisiyle alınması gereken D vitaminin fazlasının zarar olabileceği, vücutta birikim yapabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

  • Çocuklarda stres-reflü-astım üçgeni

    Çocuklarda stres-reflü-astım üçgeni

    Alerjinin oluşum mekanizmalarının çok iyi aydınlatılmadığı yıllarda alerjik hastalıklar tamamen psikosomatik yani psikolojik durumun bedene yansıması olarak kabul ediliyordu. Yıllardır süregelen bu gözlem birçok araştırmaya konu olmuş ve sinir sistemi ile bağışıklık sistemi arasında var olduğu düşünülen bu bağ araştırılmıştır.
    PSİKOLOJİK STRES ALERJİK ASTIMI TETİKLİYOR!
    Psikolojik durumun en çok etkilendiği alerjik hastalıklardan biri öksürük, hırıltı, nefes darlığı atakları ile seyreden alerjik astım bronşittir. Çocuklarda stres ve kaygı durumu sıklıkla göz ardı edildiğinden psikoloji ile astım arasındaki bu etkileşim çoğu kez fark edilmez.
    STRES VE ASTIMDA ORTAK NOKTA REFLÜ!
    Stresin ile astım arasındaki ilişki araştırılırken her ikisinde de ortak bir bulgu olan reflü fark edilmiştir. Reflü mideden yukarı yutma borusuna doğru asitli mide içeriğinin kaçması ile gelişir. Astımlı çocuklarda mide başını tutan kaslar normalden gevşek olduğunda reflüye yatkınlık vardır. Normalde toplumda % 10-20 oranında görülen reflü, astımlı çocuklarda %80 görülür ve %60 çocuk bunun farkında değildir. Buna sessiz reflü denir. Reflü sırasında midedeki asitli içerik solunum sistemine kadar uzanır. Astımlı çocuğun bronşlarına kaçan bu asitli içerik hava yolunda kasılmaya neden olur ve astımı alevlendirir. Sonuç olarak astım reflüyü; reflü ise astımı kötüleştirir.
    STRES REFLÜNÜN EN ÖNEMLİ NEDENİDİR!
    Reflünün en önemli nedenlerinden birisi de psikolojik stresdir. Kaygı ve stres midedeki asit salgısını artırıp reflüyü tetikler. Çocuklarda farkına varılmaksızın gelişebilen psikolojik stresler sessiz reflüye ve reflü de beklenmedik astım alevlenmelerine yol açar. Hastalığı kötüleşen ve gece öksürük krizleri nedeniyle rahat uyuyamayan çocukta stres artar ve stres-reflü-astım üçgeni bir kısır döngü halinde çocuğu etkilemeye devam eder.
    SINAVLAR VE YENİ KARDEŞ KAYGISI ÇOCUKLARDA STRESİN BİRİNCİL NEDENLERİ!
    Çoğu zaman günümüzde ilkokul çağına taşınan sınav kaygısı bu aşamada ilk sırada yer almaktadır. Lise ve kolej sınavları, üniversiteye giriş sınavları çocukların yaşamındaki stresin önemli bir kaynağıdır. İkinci sırada kardeş kıskançlığı gelmektedir. İkinci bir bebeğin aileye katılmasıyla tüm ilgiyi üzerinde toplamaya alışmış ilk çocuk bu ilgi ve sevgiyi paylaşmaya hazır olmadığında strese girer. O güne kadar astımı kontrol altında olan çocuk birden sebepsiz yere astım atakları geçirmeye başlar.
    REFLÜ TEDAVİSİ VE UYGUN PEDAGOG DESTEĞİ KISIR DÖNGÜDEN ÇIKARIYOR!
    Uygun pedagog desteği ile psikolojik stres ortadan kaldırıldığında reflü düzelecektir. Reflü düzelince astım tekrar kontrol altına girecek ve hastalık alevlenmesinin getirdiği ek stres de ortadan kalkınca bu kısır döngü kırılmış olacaktır. Psikolojik destek sürecinde gerek reflünün gerekse astımın uygun ilaçlarla tedavisi çocuğun yaşam kalitesini kısa zamanda yükseltecektir.

  • Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Sezeryan doğum, alerjik hastalıkları arttırıyor…

    Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği verilerine göre 2001 yılında ülkemizde %21 olan sezeryan doğum oranları 2009 yılı itibariyle % 47'e yükselmiştir. Sezeryan doğumların % 50'den fazlası anne isteği ile gerçekleşirken, bu doğumlar çocuklarda astım görülme sıklığını % 20 arttırıyor.
    Toplumda “Alerjigelip geçici bir hastalık gibi algılanıyor, oysaki Alerji birçok alerjik hastalığın temelinde bulunan ve bütün vücudu tutan sistemik bir hastalıktır. Alerjinin oluşumunda doğum şekli önemli bir yer tutuyor.
    Normal yoldan doğan bebekler, sezeryan ile doğan bebeklere göre daha az alerji oluyor.Çünkü normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezeryan ile doğan, steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor.
    Dünya'da alerjik hastalıklardaki artışın nedeni araştırılırken; çocuklarda alerji ile ilgilenen bilim adamları tarafından yürütülen araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” dir. Bu hipotezde bağışıklık sistemini bir teraziye benzetebiliriz.
    Bağışıklık sistemi, bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluşuyor. Bir kol mikroplarla savaşıyor; diğer bir kol alerjik reaksiyonlardan sorumlu tutuluyor. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.
    Normal doğum sırasında annenin doğum kanalındaki zararsız mikroplarla temas eden bebek bağışıklık sistemini doğru yoluna oturtacak ilk doğal uyarıyı bu sırada almış oluyor. Oysa ki; sezeryan doğum ile dünyaya gelen bebekler tamamen steril bir artamda doğdukları için bu sırada hiçbir mikrop teması söz konusu olmadığında bağışıklık sistemi alerji yönüne kayıyor.
    Özellikle ailesinde alerjik hastalık öyküsü bulunan anne adayları tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezeryan doğumu tercih etmemelidirler.

  • Alerjik bronşit / astım ergenlikte geçer mi?

    Alerjik bronşit / astım ergenlikte geçer mi?

    Çocukluk çağında astım tekrarlayan ataklar halinde görülen öksürük, hırıltı ve nefes almada zorluk belirtileri ile seyreder. Bu belirtiler bronş gevşetici ilaçlarla, bazen de kendiliğinden düzelir. Bir süre sonra yeni üst solunum yolu enfeksiyonları ile uyaran ile tekrar aynı belirtiler ortaya çıkar. Astımı olan bir çok çocuk hareket ettiğinde öksürdüğünden fiziksel aktiviteleri kısıtlanmış olarak yaşar. Aktivitesi kısıtlanan çocuk kilo almaya başlar ve kilo astım sorununu çoğu zaman kötüleştirir. Ataklar nedeniyle okul kaybı yaşanır. Gece öksürük ve nefes darlığı belirtileri arttığı için uyuyamayan çocuğun çoğu zaman okul başarısı da düşer. Aileler çoğu zaman büyüdükçe geçer umuduyla kısmen tedavi olarak, kısmen de bu duruma katlanarak ergenlikte çocuklarının iyileşmesini beklerler. Peki; sanıldığı gibi çocuklarda astım büyüdükçe geçer mi?
    ÇOCUKLARDA ASTIM % 90 ALERJİKTİR !
    Çocuklarda astım % 90 alerjik kökenli olduğundan “alerjik bronşit” ve “çocukluk çağı astımı” eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Astım ilk belirtisini genellikle ilk 3 yaş içinde verir. Bu yaşlarda astım tanısı alan çocukların yaklaşık yarısı 6 yaşına geldiğinde hastalığı atlatır. Hangi çocukların hastalığı 6 yaşında atlatabildiği anne babaların sıklıkla hekimlere yönelttiği bir sorudur.
    ALERJİK ASTIM BÜYÜYÜNCE GEÇMEZ!
    Alerjik astım, toplumda hakim olan görüşün aksine büyüyünce atlatılamaz. Sadece alerji saptanmayan çocuklar sıklıkla 6 yaş civarı astımı yenerler. Alerjik olup astım belirtileri 6 yaşından sonra da devam eden çocukların yaklaşık % 50'sinde 18 yaşında hastalık bulgularının kaybolduğu gözlenir. Ancak bu iyileşme geçicidir. Alerji devam ettiği sürece ergenlikte hastalığı atlattığı düşünülen çocukların büyük bir kısmı 30'lu yaşlarda yeniden astım atakları geçirmeye başlar.
    KORTİZONLU ASTIM İLAÇLARI HASTALIĞI ORTADAN KALDIRMAZ! SADECE BASKILAR!
    Çocuklarda ve erişkinlerde astım çok düşük dozlu kortizonlu ilaçlar ile tedavi edilir. Bu ilaçlar astım ataklarını önlemede, erişkin hastaların, çocukların ve ailelerin hayat kalitesini yükseltmede son derece etkili ilaçlardır. Kullanıldıkları sürece çok etkilidirler. Ancak, kortizonlu ilaçlar alerjik astımı ortadan kaldırmaz, sadece baskılar. Altta yatan alerji devam ettiği sürece kortizonlu ilaçlar kesilince astım belirtileri tekrar ortaya çıkar.
    ALERJİK ASTIM VE ALERJİK NEZLE: “TEK HAVA YOLU, TEK HASTALIK”
    Gerek çocuklarda gerekse erişkinlerde alerjik astım sıklıkla alerjik nezle ile birlikte görülür. Havayolu üstte burun, altta ise bronşlarla devam eden bir bütündür. Alerji ne tek başına bronşları ne de tek başına üst solunum yolunu tutar. Hava yolu bir bütün olarak alerjiden etkilenir. Sadece astım tedavisi alan bir kişide eğer alerjik nezle tedavi edilmezse; astım da tam anlamıyla kontrol altına alınamaz. Hava yolunu bir bütün olarak tedavi etmenin tek yolu alerjinin tedavi edilmesidir.
    ALERJİ TEDAVİSİ ÇEVRE ÖNLEMLERİ İLE BAŞLAR!
    Alerjik olunan maddeden mümkün olduğunca uzak durmak alerjiyi kontrol etmenin en önemli yoludur. Dünya'da ve Türkiye'de çocuklarda astıma yol açtığı bilinen en sık alerji ev tozu akar alerjisidir. Ev tozu yaşamımızdan uzaklaştırmakta zorlandığımız ancak gözle görmediğimiz için zaman zaman varlığından bile haberdar olmadığımız ciddi bir sağlık tehditi haline gelmiştir. Ev tozlarının içinde yaşayan akarlar (mite'lar) vücut parçacıkları ve dışkı atıklarıyla çocuklarda alerjik reaksiyona yol açar. Bu maruziyet sonrası hassas bir hava yoluna sahip olan çocuklar sıklıkla okul enfeksiyonlarının ; sigara dumanının veya kimyasal bir maddenin tetiklemesiyle atak geçirirler. Alerjisi olan bir çocuğun evinde ev tozunu azaltmak hastalık şikayetlerini belirgin azaltacaktır. Halıların kaldırılması ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise çocuğun yatağına ev tozlarını yataktan yukarı geçirmeyen özel kılıflar koymaktır. Tüm bunlarla beraber çocuğa sigarasız bir ortam sağlamak ve kimyasalları yaşamından mümkün olduğunca uzaklaştırmak ilaçsız da astım kontrolü sağlamanın ilk adımı olacaktır.
    ALERJİK ASTIMI İYİLEŞTİRMENİN TEK KÖKTEN ÇÖZÜMÜ ALERJİNİN TEDAVİSİDİR !
    Alerjik astımı iyileştirmenin tek kökten çözümü alerjinin tedavi edilmesidir. Alerji iki şekilde tedavi edilir. Birinci ve en önemli yol alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Özellikle ev tozu, küf ve hayvan alerjisi gibi ev içinde önlem almaya uygun bir alerji türü varsa bu yol astım şikayetlerini kontrol almada oldukça etkilidir. Halıların evden uzaklaştırılması ve yatağa alerjik maddeleri geçirmeyen özel kılıflar takılması alerji tedavisinin temelini oluşturur. Bu önlemlere rağmen alerji yapıcı maddeyi hayatımızdan tam olarak uzaklaştırmak mümkün olmaz. Okullarda ev tozu akarı sorun olmaya devam eder. Baharda polenlerden uzak durmak mümkün değildir. Hastalar ister istemez hayatlarını sürdürmek için ev dışına çıkmak zorundadır.
    EN ETKİN ALERJİ TEDAVİSİ: AŞI TEDAVİSİDİR!
    Bu aşamada ikinci ve en önemli alerji tedavisi gündeme gelir. Aşı tedavisinde amaç önlem almamıza rağmen çevremizde bulunmaya devam eden alerjik maddeye vücudun reaksiyon vermesinin önlenmesidir. Bu hedefe ulaşmayı sağlayan, bağışıklık sistemini saptığı alerjik yoldan normal rotasına oturtabilecek tek tedavi yöntemi “Aşı Tedavisidir”. Aşı tedavisi bilinen en eski alerji tedavi yöntemidir. İlk uygulamalar iğne aşı şeklinde olmuştur. İğne aşı uygulamasında alerjik olunan madde çok hızlı bir şekilde vücuda zerk edildiğinden hayatı tehdit edici ağır alerjik reaksiyonlar görüldüğünden zamanla gittikçe daha az tercih edilir olmuştur.
    GÜNÜMÜZDE EN ÇOK TERCİH EDİLEN ALERJİ TEDAVİSİ: DİL ALTI DAMLA AŞILAR
    Günümüzde daha güvenilir olması nedeniyle gittikçe daha çok tercih edilen “Dilaltı damla aşılar” alerji tedavisinin odağı olmuştur. Aileler tarafından evde uygulanan hekim gözetimi gerektirmeyen bu aşılar hastalığın büyüdükçe atlatılmasını sağlayacak tek güvenli ve etkili alerji tedavisidir. Bu nedenle alerjik astım tanısı almış; koruyucu (kortizonlu) ilaç gereksinimi olan her çocuğun dilaltı damla aşıya uygunluk açısından değerlendirilmesi gerekir. Uygun olduğu taktirde bir çocuk alerji uzmanı kontrolünde bu tedaviyi almaları alerjinin ve astımın yenilmesinde yardımcı olacaktır.

  • Alerjiyi tetikleyen çocukların sevdiği 10 besin

    Alerjiyi tetikleyen çocukların sevdiği 10 besin

    Çocuklarda alerji yüzyılın salgın hastalığı gibi bütün hızıyla yayılmakta. Okullarda, yuvalarda her 5 çocuktan birisinin alerjik olduğu ve her 10 çocuktan birisinin astım olduğu gözleniyor. Sprey şeklindeki astım ilaçlarını sınıflarda görmek artık sıradan bir hal almış durumda. Alerjinin genetik bir hastalık olduğu ve ailesinde alerjik hastalık öyküsü olan bebeklerde daha sık görüldüğü biliniyor. Ancak genetik yapı alerjik hastalığın ortaya çıkışında tek etken değil. Bebeğin büyüdüğü çevre ve beslenme düzeninin genetik yapıya şekil verdiği gözlenmekte. Günümüz çocukları artık daha fazla şekerli ve hazır gıda tüketmekte; daha az taze meyve sebze yemekte. Bu durumun yaşadığımız yüzyılda gözlenen, alerjik hastalıklardaki hızlı artıştan kısmen sorumlu olduğu düşünülüyor.
    ALERJİDEN KORUNMAK İÇİN HANGİ BESİNLEDEN UZAK DURMAK GEREKİR?
    1-ÇİKOLATA (KAKAO)
    Çocuklarımızda tat duyusu çok erken yaşta gelişir. Özellikle çikolatalı gıdalar, mutluluk hormonu dediğimiz endorfin salgılanmasına neden olduğundan, bir tür bağımlılık gibi çocukları kendine çeker. Oysa kakao, kahve ile aynı yapıya sahiptir ve yüksek oranda kafein içerir. Kafein uyarıcı bir maddedir. Çocuklarda midede asit salgısını artırarak reflüye neden olur. Çocuklarda karın ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, geğirme gibi çoğu anne baba tarafından olağan karşılanan belirtiler reflü habercisi olabilir. Reflü mide asit salgısının yutma borusundan yukarı çıkıp solunum sistemine girmesi ile astım bulgularına yol açar. Astımlı çocuklarda %60 oranında sessiz reflü varlığı bildirilmektedir.
    2-MARGARİN
    Birbirleri ile zıt etkilere sahip iki yağ asidi omega-3 ve omega-6 yağ asitleri çocukların beslenmesinde dengede olmak zorundadır. Zeytin yağı ve fındık yağında bol bulunan omega 3'ün alerjiyi önleyici etkileri vardır. Margarin vb. bitkisel katı yağlarda yüksek oranda bulunan omega 6 ise alerjiyi artırmaktadır. Bitkisel katı yağ içeren açma, poğaça, pasta vb gıdaların çok tüketilmesi vücutta bu dengenin bozulmasına ve alerjinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    3-KIZARTMALAR VE CİPS
    Yüksek oranda yağ ve kalori içeren kızartma gıdaları fazla tüketen bir çocuk kilo almaya yatkın olur. Şişman olmak çocuklarda astımın ortaya çıkışını 2 kat artırır. Ayrıca yağlı kızartmalar mide boşalmasını geciktirerek reflüyü ve reflünün tetiklediği astım alevlenmelerine zemin hazırlar.
    4-KETÇAP
    Domates fazla tüketildiğinde mide asit salgısını artırdığı bilinen bir gıdadır. Domatesin yoğun kullanıldığı ketçap vb. soslar çocuklarda mide rahatsızlığı yaratabilir. Katkısız olsalar bile fazla miktarda domates ve salçalı yemeklerle beslenmek, solunum yolunda mide asidine bağlı hasar oluşturup reaktif havayolu diye adlandırılan ve astımın habercisi kabul edilen tabloya yol açabilir.
    5-MAYONEZ
    Mayonez yüksek yağ içeriği nedeniyle mide boşalmasını geciktirir. Sessiz reflüsü olan alerjik astımlı çocuklarda bu besin bronşit ataklarını çağırmaktadır. Son zamanlarda “fast food” yiyeceklerle sık tüketilen bu besin çocuklar için “hamburger, patates kızartması , kola” üçlüsünün vazgeçilmez bir üyesi haline gelmiştir.
    6-BAL
    Birçok anne alerji ve astıma iyi geleceği düşüncesiyle çocuklarına çeşitli şekillerde bal vermekte. Balın içinde şifalı kabul edilen birçok madde olduğu bir gerçektir; ancak bal aynı zamanda mide için oldukça ağır, hazmı zor bir gıdadır. Alerjik astımı olan çocuklara şifa niyetiyle kaşık kaşık bal yedirilmesi reflüye neden olabileceğinden sakıncalıdır.
    7-ACI, BAHARAT
    Acı ve baharat sessiz reflüsü olan astımlı çocuklar için gizli tehlikedir. Kırmızı biber ve biberli yemekler, sucuk, sosis vb işlenmiş et ürünleri çocuklarda alerji ve astımın alevlenmesine neden olmaktadır. Baharat çocukların diyetine sıklıkla pizza, lahmacun vb. gıdaların tüketimi sırasında girmektedir.
    8-KOLA VE GAZLI İÇECEKLER
    Kola da bir diğer bol kafein içeren ve uyarıcı olduğu bilinen bir içecektir. Son zamanlarda çocukların beslenmesinde bol yer tuttuğu gözlenen kolalı ve meyveli gazlı içecekler reflü ve reflü üzerinde alerjik bronşit / astım ataklarına neden olmaktadır.
    9-BUZLU ÇAY, KAHVE
    Kafein içeriği nedeniyle geçmişte çocuklara fazla sık önerilmeyen bu içecekler de son zamanlarda soğuk servis edilmeleri nedeniyle çocukların beslenmesinde sık yer almaya başlamıştır. Buzlu çay, buzlu kahve gibi formlarda tüketilen bu içecekler çocuklarda mide sorunları ve iştahsızlığın başlıca nedenlerinden. Mide asit salgısını artırdığı bilinen bu gıdalar bir süre sonra reflü atakları yaparak alerjik bronşit alevlenmelerine neden olabiliyor.
    10-ÇİĞ SARIMSAK,SOĞAN
    Sarımsak ve soğan antioksidan ve anti-kanserojen kabul edilen özellikleri nedeniyle , son zamanlarda çocukların diyetine önceden olduğundan çok daha fazla girmiştir. Toplumda alternatif tıbba yönelme özellikle sık hastalanan çocuklarda bu gıdaların sık kullanımını gündeme getirmiştir. Oysa; çiğ sarımsak ve çiğ soğan midede asit salgısını artırdığı ve alerjik astımı tetiklediği bilinen başlıca gıdalardandır. Çiğ soğan hamburgerlerin içerisinde ve lahmacunda karşımıza çıkarken; çiğ sarımsak cacık içerisinde yer alabiliyor.
    11-ŞERBETLİ TATLILAR
    İçeriğindeki katı yağlar ve margarin bir yandan şerbetli tatlılara lezzet verirken, diğer yandan çocuklarımızda mide sorunları yaratabiliyor. Baklava, şöbiyet, tulumba tatlısı gib ağır tatlılar sık ve fazla miktarda tüketildiğinde çocuklarda sessiz reflüye yol açmakta ve alerjik bronşit /astımı tetiklemektedir.
    ALERJİSİ VE ASTIMI OLAN ÇOCUKLARIMIZ İÇİN 10 ALTIN ÖNERİ
    1- Çikolata ve kakaodan uzak durmak
    2- Sütlü ve meyveli tatlılar tüketmek
    3- Kızartma yerine fırında patates yemek
    4- Kola, buzlu çay ve kahveden uzak durmak
    5- İçecek olarak suya alışmak
    6- Katı bitkisel yağlarla hazırlanan salçalı yemekler yerine domatesle ve zeytinyağı ile hazırlanmış hafif yemekler yemek
    7- Hamur işi gıdaları (açma, poğaça) evde hazırlamak
    8- Şifa niyetiyle bal vermemek
    9- Bol çiğ sarımsak/soğan ve baharat ve yağ içeren “fast food” gıdalardan uzak durmak
    10- Yatmadan 2 saat öncesinden yemek yemeyi kesmek.

  • Ev kazaları

    KAZA NEDİR ?
    Önlenebilir nedenlere bağlı olarak gelişen ve kötü sonuçlanan olaylara ‘'kaza'' diyoruz. Kaza yaşamın her anında oluşabiliyor. Ölümle sonuçlanan kazaların % 25'i , ne yazık ki en güvenli yaşam alanımız sayılan evlerde meydana geliyor.
    Ev kazaları neden olur ?
    Yaralanma ve ölümle sonuçlanan ev kazalarının nedenleri şöyle sıralanabilir :
    Düşmeler, çarpmalar
    Kesikler
    Katı cisimlerle boğulma, tıkanma
    Suda boğulma
    Zehirlenme
    Yanıklar
    Elektrik çarpması
    Ateşli silahlar
    Verilere göre ; tüm yaralanmaların % 54 ‘ünü ev kazaları oluşturuyor. Kaza nedeniyle ölümlerin ¼ ‘i evlerde meydana geliyor.
    DÜŞME- ÇARPMA
    Düşme ya da çarpma sonucu yaralanmalara yol açan etkenler :
    -Merdivenler
    -Mobilyalar
    -Pencereler
    Çocukları düşme ya da çarpmaya bağlı yaralanmalardan korumak için:
    Sandalye ve diğer mobilyaları pencereden uzak tutun.
    Pencerenize koruyucu parmaklık takın.
    Emekleme ve yeni yürüme döneminde çocuğunuzu merdivenlerden uzak tutun.
    Bebeğin yattığı yerden düşmesini önleyecek yöntemler bulun.
    Evdeki sert köşelere yastık bağlayın.
    Evde alacağınız basit önlemlerle bebek, çocuk ve yaşlıların yaralanmalarını önleyebiliriz.
    KESİKLER
    Çocukların sık yaşadıkları bir yaralanma biçimi de kesiklerdir. Kesikler üç nedene dayanır:
    Çakı, makas, jilet gibi cisimler
    Cam vebardak kırıkları
    Keskin kenarlı eşya ve oyuncaklar
    Önlemler
    Çocuklarınızı kesik yaralarından korumak için:
    Bıçak, makas, jilet gibi kesici cisimleri ortada bırakmayın.
    Bıçakları mutfakta dahi kapalı dolaplarda tutun
    Kırılabilecek cam eşyanın sivri, keskin kenarlarını tehlikeli durumdan çıkarın.
    Keskin uçlu oyuncak vermeyin, kırık oyuncakları atın.
    Çocuk acil servislerine başvuru nedenlerinin % 36 ‘sını, bebek ve çocukların düşme sonucu yaralanmaları ve boğulmalar oluşturuyor.
    BOĞULMALAR
    Boğulmalar katı cisimlerin nefes borusunu tıkaması veya suda boğulmalar olarak gerçekleşiyor.
    Boğulmaya yol açan etkenler:
    Tıkanmayla boğulma
    Çocukların ağızlarına aldıkları cisimler
    Kuruyemiş
    Mısır
    Şeker
    Sosis
    Toplu iğne
    Mücevher
    Düğme, boncuk
    Tespih tanesi
    Suda boğulma
    Evdeki sular
    İçi su dolu küvet
    İçinde su bulunan kova ve leğen
    Acil sağlık ve ambulans hizmetlerine başvurularda bebek ve çocukların % 79 ‘unu ev kazaları ve yaz döneminde yaşanan boğulmalar oluşturuyor.
    Çocukların evde boğulmalarını önlemek için:
    Boğaza kaçabilecek cisimleri ortada bırakmayın.
    Kovada, leğende, küvette su bırakmayın.
    Çocuğunuzu yıkanma sırasında yalnız bırakmayın. Kapıya veya telefona bakmak için bile yanından ayrılmayın.
    Bebeklerin iki parmak suda boğulabileceklerini unutmayın.
    Yaz aylarında ev dışında çocuklarınızı havuz ve deniz kenarına maruz bırakmayın.
    Küçükler , ıslak zeminde kayıp suya düşebilirler.
    Su altında sadece 2 dakika kalan çocuk bilincini yitirebilir ve kalıcı beyin hasarına maruz kalabilir.
    Evde kuyu varsa, üstünü güvenli bir şekilde kapatın.
    ZEHİRLENME
    Evdeki zehirlenme etkenleri şunlardır:
    Gıda zehirlenmesi
    İlaçlar
    Kimyasal maddeler
    Temizlik malzemeleri
    Soba ve ocak gazları
    Zehirlenmeleri önlemek için :
    Tarihi geçmiş gıdaları tüketmeyin
    Tarihi geçmiş gıdaları atın
    Doktora danışmadan ilaç kullanmayın
    Kimyasal maddeleri ve temizlik maddelerini çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın. Bu tür maddeleri kendi kaplarında tutun
    Kimyasal maddeleri ve temizlik maddelerini su, süt veya meşrubat şişesine koymayın.
    Böcek veya fare zehirlerini çocukların evde bulunmadığı zaman kullanın.
    Evde zehirli bitki bulundurmayın.
    Soba borularını , bacanızı temiz tutun, her yıl temizleyin.
    Sobadan kaynaklanan hava kirliliğini gidermek için odanızı havalandırın.
    Bebek ve çocukların etkilendiği ev kazalarının % 34 ‘ünü zehirlenme ve yanıklar oluşturuyor.
    İlaçları çocuklarınızdan uzak tutunuz.
    YANIKLAR
    Çocukların en çok yaşadıkları kazalardır.
    Çocukları yanma ve haşlanmadan korumak için :
    Çocuğunuzu soba yanında bırakmayın
    Ulaşılabilecek yerde, içinde sıcak su olan kap,çaydanlık,tencere,fişe takılı ütü bulundurmayın.
    Masada, ocakta, tencerenin ,tavanın sapını içe dönük tutun.
    Ortada kibrit ve çakmak bırakmayın.
    Sigara kullanmayın. Yatarken kesinlikle içmeyin.
    Yemeklerini ve biberonlarını mikrodalga ısıtmayın.
    * Banyo suyunu çok sıcak yapmayın.
    ATEŞLİ SİLAHLARA
    Ateşli silahla yaralanma çok zaman ölümle sonuçlanabiliyor.
    Çocukları ateşli silahlardan korumak için :
    Ateşli silahı boş bırakmayın. Emniyetini sürekli kapalı tutun.
    Silahları çocukların erişemeyeceği kilitli bir yere koyun.
    Mermileri ayrı olarak saklayın.
    Silahınızı çocuğunuzun yanında temizlemeyin.
    ELEKRİK ÇARPMASI
    Bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların % 6 ‘sını elektrik çarpmasından yaralanmalar oluşturuyor.
    Çocukları elektrik çarpmasından korumak için :
    Evde açık priz bırakmayın
    Evde açık elektrik kablosu bırakmayın
    Çocukları elektrikli ev aletlerinden uzak tutun
    Mümkünse prizleri küçüklerin erişemeyeceği yerlere koyun.
    Elektrik çarpması halinde, önce sigortayı kapatın. Sonra çocuğunuza dokunun.
    Vakit kaybetmeden hastaneye götürün
    Elektrikli cihazları kendiniz onarmaya kalkışmayın.
    Ampul değiştirirken sigortadan elektriği kesin.
    Telli sigortaya kalın tel bağlamayın.
    Unutmayın, ev kazaları genellikle:
    Yoğun olduğunuzda
    Kafanız başka şeylerle meşgul olduğunda
    Mutfak kalabalık olduğunda
    Çok acele ettiğinizde meydana gelir.
    İLK YARDIM
    Yangınlarda
    Durun, yere yatın, yuvarlanın
    Yanan binaya kesinlikle girmeyin
    Kesiklerde
    Kesik yere elinizle ( hiç kaldırmadan ) 5 dakika baskı yapın.
    Yarayı antiseptik sıvı ile yoksa su ile yıkayın.
    Pamuk kullanmayın
    Elektrik çarpmasında
    Sigortadan elektriği kesin
    Kalın tahta veya gazete destesi üzerine basarak ve ahşap sopa kullanarak akıma kapılan kişiyi çekin.
    Kimyasal ( çamaşır suyu v.b ) zehirlenmelerinde :
    Kusturmayın.
    Ağızdan bir şey vermeyin.
    Ağzını ve çevresini yıkayarak temizleyin.
    Her türlü kazada ilk müdahale ile birlikte en yakın sağlık kurumuna ulaşın.

  • Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmada grip aşısı

    Çocuklarda enfeksiyonlardan korunmada grip aşısı

    Bu yazımızda çocuklara grip aşısı yapılma endikasyonları ve aşının enfeksiyonlardan korunmadaki rolü gözden geçirilecektir.
    Grip ciddi bir enfeksiyon hastalığı olup toplumlardaki bireylerin büyük bir bölümünü etkilemektedir. Son derece bulaşıcı olan bu hastalıkta ciddi klinik tablolar gelişebilmektedir. Her yaş grubunu etkileyen bu tabloda çocuklarda bulaşımdan etkilenmekte ve bazen ölümcül tablolara neden olmaktadır. İnfluenza A ve B viruslarının neden olduğu enfeksiyon hastalığı salgınlarla seyretmektedir. Bu hastalığın bir özelliği de her yıl farklı grip viruslarının hastalığa yol açmasıdır.
    Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda grip enfeksiyonu ağır seyretmektedir. Grip enfeksiyonu ve komplikasyonlarından her yıl 5 yaşın altında 20.000 çocuk hastaneye yatırılmaktadır. Ciddi seyreden forumlarında ölümlerin olduğu ve 2009 H1N1 salgınında 345 çocuğu kaybedildiği unutulmamalıdır. İki yaşından küçük çocuklarda ciddi komplikasyonlar görülmektedir. Kronik hastalığı olan çocuklarda örneğin astım, şeker hastalığı olan çocuklarda hastalık tablosunun ağır seyrettiği bilinmektedir.
    Mevsimlel grip enfeksiyonu ve komplikasyonlarından korunmada ise en doğru yaklaşım çocukların her yıl grip aşısı ile aşılanmaktadır. Bilindiği gibi grip aşısı bir önceki yılda en sık görülen üç grip virusunu içermektedir.
    'Çocuklarda grip aşısı ne zaman uygulanmalıdır?! sorusu her zaman hekimlere sorulmakta ve değişik bilgilerin aktarıldığı görülmektedir. Grip aşısı her yaş grubuna yapılabilmektedir. Ancak çocuklarda grip aşısının yapılma endikasyonlarına en iyi yanıtın çocuk hekimlerince verilebileceği unutulmamaktadır. Bilindiği gibi çocuklarda çocuklarda grip aşısı yapılma endikasyonu her yıl değişmekte ve aşılama kapsamı genişletilmektedir.
    Günümüzde grip aşısı yapılma endikasyonları aşağıda belirtilmiştir.
    – 6 aydan küçük bebeği olan ailelerde aşılama bebeği bulaştırma riski olan aile bireylerine grip aşısı yapılmalıdır.
    – 6ay – 5yaş arasındaki tüm çocuklar bu yaş grubunda hastalığın ağır seyretmesi ve komplikasyonların ciddi olması nedeniyle aşılanmalıdırlar.
    – 5 yaş üzerindeki çocuklarda grip aşısının mutlaka yapılması gereken durumlar aşağıda belirtilmiştir:
    Astım veya akciğer problemleri olan çocuklar
    Kronik böbrek hastalıkları
    Kalp hastalıkları
    Bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlar
    Şeker hastalığı
    Orak hücreli anemi
    Akciğerlerinin fonksiyonlarının azaldığı haller
    Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuklara, mutlaka yıllık grip aşısı yapılmaktadır.
    Önemle üzerinde durulan bir nokta da çocukluk yaş grubunda (6 ay -18 yaş) her çocuğa grip aşısı yapılması gerekliliğidir. CDC 2011 bülteninde bu konuya geniş yer vermiş ve 6 ay – 18 yaş arasındaki bütün çocuklara grip aşısı yapılmasını önermiştir.
    Çocuklarda enfeksiyon hastalıklarından korunmada grip aşısının önemi göz ardı edilemez. Bu yaş grubundaki solunum yolu enfeksiyonlardan korunmada son derece önemli olduğu bilinmektedir. Grip aşısının solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı ve akciğer enfeksiyonlarından korunmada etkili olduğu bu konuda yapılan çalışmalarda detaylı olarak gösterilmiştir. Grip enfeksiyonu geçiren aşısız astımlı çocuklarda zatürrenin yüksek oranda görülmesi aşılı çocuklarda ise zatürre görülme sıklığının az olması bu konunun önemini vurgulamaktadır.
    Diğer taraftan aşılamanın sadece çocuklarda yapılmasının yeterli olmayacağı ve özellikle 5 yaşın altındaki çocukların bakımını üstlenen aile bireylerinin ve bakıcıların aşılanma gerekliliği unutulmamalıdr.
    Çocuklarda grip aşısı yapılma endikasyonları her yıl kapsamı genişletilerek değişmektedir.
    Korumada son derecede değerli olan bu aşının her çocuğa yapılması konusundaki titiz davranılması, tüm çocukların aşılanması ve aşı yapılma endikasyonlarının topluma doğru şekilde iletilmesinin en doğru yaklaşım olduğu aşikardır.

  • Soğuk algınlığı mı? Grip mi?

    Soğuk algınlığı mı? Grip mi?

    Solunum yolu hastalıklarının çok sık yaşandığı kış aylarında, soğuk algınlığı ile gribi birbirine karıştırıyorsanız; gereksiz yere antibiyotik kullanıyorsanız vücudunuz için yararlı bakterileri öldürüyor olabilirsiniz. Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu soğuk algınlığı ve grip arasındaki farklılıkları, hangi durumlarda doktora başvurmak gerektiğini açıklıyor.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu,soğuk algınlığına 100'den fazla virüsün sebep olabildiğini, bu virüslerin yılda 2 ile 4 kez yetişkinleri, 6 ile 10 kez çocukları hasta ettiğini söylüyor. Soğuk algınlığı yavaş seyreden bir hastalık olup, boğaz ağrısı, hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve hafif öksürük gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Grip enfeksiyonu ise birkaç saat içinde aniden ortaya çıkan yüksek ateş ile birlikte şiddetli baş ağrısı ve tüm vücutta yaygın kas ağrısı, ağır halsizlik ile belirtilerini gösteriyor. Nuhoğlu; boğaz ağrısının, burun akıntısı ve tıkanıklığı gibi üst solunum yolu şikâyetlerinin gripte hafif olduğunu, soğuk algınlığı ile arasındaki en önemli farkın yüksek ateş olduğunu vurguluyor.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, alerjik olan kişilerin üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyreden soğuk algınlığına daha çok yakalandıklarını, bu hastalığın sinüzit veya orta kulak enfeksiyonuna daha sık neden olduğunu belirtiyor. Alerjik hastalar dışında soğuk algınlığının korkulacak bir tablo olmadığına değiniyor. Nuhoğlu; alt solunum yolu enfeksiyonu görülme olasılığının daha fazla olduğu 2 yaş altı çocukların, 65 yaş üzeri yetişkinlerin, hamilelerin, kronik kalp ve akciğer hastalarının da, grip enfeksiyonu sebebiyle risk altında olduğunu vurguluyor.
    Grip ve Soğuk Algılığında Tedavi
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu;virüslerin neden olduğu gerek grip gerekse soğuk algınlığı hastalığına özgü bir tedavi olmadığını, istirahat, bol sıvı alımı ve aspirin harici ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabileceğini belirtiyor. Grip enfeksiyonunda kesinlikle aspirin kullanılmaması gerektiğini, virüslerden oluşan enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkisiz olduğuna dikkat çekiyor. Gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncine neden olduğunu, doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanılmamasını önemle tavsiye ediyor.
    Grip Tablosunda Ne Zaman Doktora Gitmek Gerekiyor?
    -Risk grubunda olan hastalar (2 yaş altı çocuklar; 65 yaş üstü erişkinler; kronik kalp ve akciğer hastaları) grip belirtileri olduğunda hiç beklemeden doktora başvurmalıdırlar.
    -Risk grubunda olmayan hastalar ise grip belirtileri olduğunda sadece;
    1. Ateş 3 gün içinde düşmemişse,
    2. Birkaç gün içinde düşüp sonra tekrar yükselmişse,
    3. Genel durum bozuluyorsa; virüsün üzerine daha ağır seyreden bakteri enfeksiyonu eklenmiş olabileceği için doktora başvurmalıdır.
    Basit Soğuk Algınlığı Tablosunda Ne Zaman Doktora Başvurmak Gerekiyor?
    Nuhoğlu;basit soğuk algınlığında ki belirtilerin genellikle 10 gün içinde azalarak geçtiğini, burun tıkanıklığı, burun akıntısı veya balgamlı öksürük 10 gün içinde tam geçmemişse bakteriyel bir enfeksiyon olasılığına karşın doktora gidilmesini tavsiye ediyor.
    Editöre Açıklama Notu:
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu 1966 tarihinde İstanbul'da doğdu. 1984 yılında “Üsküdar Amerikan Kız Koleji”nden mezun oldu. Yüksek öğrenimini 1984 -1990 yılları arasında “İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi”nde tamamladı. 1996 yılında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak S.B Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde göreve başladı.
    1996 – 1998 tarihleri arasında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı'nda Çocuk Alerjisi ve İmmünolojisi dalında yan dal eğitimi aldı. “Çocuklarda Akut Astım Atağı Tedavisinde Yüksek Doz Inhale Budesonid'in Etkinliği” isimli tez çalışması ile 1999 tarihinde Çocuk Alerjisi Uzmanı oldu. Çok iyi düzeyde İngilizce bilen Dr. Yonca Nuhoğlu'nun çocuk astımı ve alerjisi konusunda yaptığı çok sayıda çalışma, yurt dışı ve ulusal dergi ve kongrelerde sunulmuştur.
    Nisan 2002 tarihinde doçentlik ünvanını alan Dr. Yonca Nuhoğlu, 2008 yılında Profesör olmuştur. 2008 -2009 yılları arasında İstanbul Bilim Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanlığı yapmıştır.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu; İstanbul Tabip Odası, Türk Pediatri Kurumu, Çocuk Solunum Yolu Hastalıkları Derneği, Ulusal Alerji ve İmmünoloji Derneği ve “European Academy of Allergy and Clinical Immunology” (Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Derneği) üyesidir.
    Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu Avrupa Alerji ve Klinik İmmunoloji Akademisi (European Academy of Allergy and Clinical Immunology)'den verilen “Avrupa Çocuk Alerjisi Uzmanlık Diploması” sahibidir.

  • Boğaz kültürü niçin ve ne zaman yapılmalıdır ?

    Boğaz kültürü niçin ve ne zaman yapılmalıdır ?

    Grup A streptokok (GAS) tonsilofarenjitin önemli sebeplerden biridir. Her yaşta ortaya çıkar ve en sık okul çocuklarında görülür.
    Halk dilinde Beta mikrobu olarak adlandırılan GAS enfeksiyonunda tanı klinik bulgulara göre konulmaktadır. Sadece klinik bulgular ile tedaviye başlanmanın yeterli olmadığı aşikardır.Bu durumda tanının laboratuvar testleri ile teyit edilmesi gerekir. Tanı için hızlı tanı testleri ve boğaz kültürü yapılmalıdır. Hızlı tanı testi pozitif olan vakalarda ise boğaz kültürü ile doğrulanma gereksinimi yoktur. Tedavi başlanabilir. Boğaz kültürü sadece Grup A beta hemolitik streptokoklar için yapılır üreyen diğer patojenler değerlendirmeye alınmaz. Boğaz kültüründe GAS ürediğinde antibiyogram yapılmasına gerek yoktur,Boğaz kültürü uygun şekilde alındığında duyarlılığı %95 ‘in üzerinde olduğu unutulmamalıdır .
    Diğer taraftan tonsillofarenjiti olan her vakada laboratuvar testleri yapılma endikasyonu yoktur. Eğer hastada klinik bulgular viral bir enfeksiyonu düşündürüyorsa ve hastanın yaşı 3 yaştan daha küçükse bu durumda laboratuar testleri rutin olarak istenmeyebilir.
    Kreş ve anaokuluna başlayan çocuklarda rutin boğaz kültürü gerekli midir?
    Bu soruya yanıt hayır olacaktır. Kreş ve okullarda rutin boğaz kültürü taramasına gereksinim yoktur. Amaç GAS taşıyıcılığını tanımlamak ise toplumda rutin olarak bu testin yapılması gereksizdir. Ancak romatizmal ateş, glomerulonefrit salgınlarının olduğu zamanlarda tarama yapılabilir.
    Enfeksiyonun yayılmaması için GAS tonsillofarenjiti olan çocukların tedaviye başladıktan sonra en az 24 saat sonrasına kadar okula gönderilmemeli ve başka çocuklarda teması önlenmelidir.
    Grup A streptokok tanısı konan ve tedavi başlanan hastada tedavi sonrası rutin boğaz kültürü yapılmalı mıdır?
    Her hastada tedavi sonrası rutin boğaz kültürü önerilmez, ancak romatizmal ateş açısından risk altında olanlarda veya taşıyıcı olan bireylerde boğaz kültürü tekrar edilmelidir.