Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Ateşli çocuğa  yaklaşım ve ateş düşürücü ilaç kullanımı

    Ateşli çocuğa yaklaşım ve ateş düşürücü ilaç kullanımı

    Ateş, enfeksiyon yada enfeksiyon dışı nedenlerle vücut sıcaklığının normalin üzerine çıkması olarak tanımlanır. Normal vücut sıcaklığı yaşa, ölçümün yapıldığı saate, ölçümün yapıldığı vücut bölgesine ve çevre ısısına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Vücut sıcaklığı sabah 5.00 – 6.00 sıralarında en düşük, 17.00 – 18.00’ de ise en yüksek değerlere ulaşır. Bebeklerde vücut sıcaklığı daha yüksektir ve 1 yaş civarında erişkin düzeylerine gelir. Koltuk altından ve ağızdan 37.5 derece, makattan ve kulaktan ölçümlerde 38 derece, üzerindeki değerler ateş olarak kabul edilir. (Kulaktan ölçümlerde her iki kulaktan, birkaç kez ölçüm yapılmalı ve en yüksek değer doğru kabul edilmeli, koltuk altından ölçümlerde önce koltuk edilmeli, önce koltukaltı kurulanmalı sonra ölçüm yapılmalıdır.)

    Ateş bir hastalık değil, vücudun enfeksiyonlara karşı verdiği normal bir reansiyondur.Aileler özellikle ateşli havale korkusundan dolayı; normal sıcaklıklarda bile ateş düşürücü vermek, çok sık ve yüksek dozlarda ateş düşürücü vermek, alkol veya sirke uygulamak, soğuk su ile ateş düşürmeye çalışmak gibi yanlışlar yapılabilmektedir. Ailelerin bu ateş fobisi zaman zaman doktorları da etkilemekte gereksiz tetkik ve tedavilere yol açabilmektedir. Yine aynı kaygılarla doktor arkadaşların güvenilirliği konusunda görüş birliği olmayan ardışık tedaviyi (zaten düşürücünün dönüşümlü olarak kullanılması) sık sık kullanabildiklerini görüyoruz.

    Ateşin yararlı olduğunu iddia eden görüşler bazı bakteriyel ve viral enfeksiyonlar için uygun olmayan bir ortam sağladığını antibiyotiklere karşı bakterilerin daha duyarlı hale getirdiğini savunmaktadırlar.
    Ancak ateş çocuğu rahatsız eder, tedaviye uyumunu zorlaştırır. Sıvı kaybı, huzursuzluk ve havaleye neden olabilir. Ayrıca metobolizma hızını ve doku oksijen ihtiyacını buna bağlı olarak da kalbin iş yükünü arttırır. Bu bilgiler ışığı altında ateşin düşürülmesinin gerekli olduğu hastalar;

    • Özellikle 6 ay – 6 yaş arasındaki çocuklarda ateş havaleye yol açabilmekte, ayrıca çocuklarda irritabilite, delirium, oryantasyon bozukluğu ve halüsinasyon gibi diğer nörolojik bulgular da görülebilmektedir.
    • Buna göre, ateşe bağlı huzursuzluğu olan, ateşli havale geçiren veya gerekse daha önceki hikayesi ilegeçirme riski taşıyan, sepsis veya septik şok düşünülen, kalp ve solunum yetmezliği riski olan, nörolojilk hastalığı olan veya sıvı, elektrolit ya da metobolik dengesi bozulmuş olan hastalarda ateş düşürücü ilaç kullanılmalıdır.
    • Ateşi 40 derece’nin üstünde olan çocuklarda ateşin düşürülmesi gereklidir.
    • Altta yatan kalp veya akciğer hastalığı olan çocuklarda özellikle titremeyle yükselen ateş sırasında ateş düşürülmeye çalışılmalıdır.

  • Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

    Bebeğimi pişiklerden nasıl koruyabilirim

    Pişiğin oluşma nedeni genellikle bebek cildinin idrarla veya kaka ile sürekli temas etmesidir. Altı sık olarak değişmeyen bebeklerde görülme olasılığı daha fazladır. Alt temizliğinin ıslak mendillerle yapılması da cildi tahriş eder ve pişiğe neden olur. Aynı şekilde alt temizliğinde tahriş edici kremlerin ve sabunların kullanılması da cildi tahriş edebilir. Antibiyotik kullanan bebeklerde, diş çıkaran bebeklerde ve ishal olan bebeklerde pişik oluşması daha kolaydır. Bu dönemlerde annelerin daha da özenli olmaları gerekir.

    Pişik oluşmaması için bebeğin altının sık aralıklarla değiştirilmesi ve altının kuru kalmasına özen gösterilmesi önemlidir. Yeni doğan bebeklerde değiştirme sayısı günde on ila on iki civarında olmalıdır. Bebek büyüdükçe bu sayı azalacaktır. Bebek kaka veya çişini yaptığında altı derhal değiştirilmelidir; alt temizliği sabun kullanmadan ılık su ile yapılmalıdır. Bebeği ön ve arka tarafı iyicene ılık su ile yıkanmalı ve kıvrım yerlerinde kirlilik kalmamasına özen gösterilmelidir. Hem erkek hem de kız çocuklarda yıkama yönü önden arkaya doğru olmalıdır. Aksi yönde yapılan temizlik bir idrar yolu iltihabına sebep olabilir. Su ile yıkandıktan sonra yumuşak bir havlu ile iyicene kurulanmalıdır. Islaklık pişik oluşumunu kolaylaştırır. Kurulamada kullanılan havlunun bebek deterjanı ile yıkanmış olması gerekir. Normal deterjanla yıkanmış havlular alerjik çocuklarda pişiğe neden olabilir. Eğer mümkünse, çocuğun altını bağlamadan önce, dört beş dakika havalandırmak çok yararlıdır.

    Çocuğun altını kapatmadan önce, çocuk cildini kaka ve idrarın tahrişinden koruyacak, uygun bir pişik kreminin ince bir tabaka olarak sürülmesi faydalı olacaktır. Çinko ihtiva eden pişik kremlerinin silinmesi zordur ama cildi tahrişlere karşı çok iyi korurlar. Talc pudrası kullanılması önerilmez zira pudra ciltteki gözeneklerin tıkanmasına neden olur. Ayrıca pudranın tozlarının bazı çocuklarda akciğer hastalıklarına neden olabileceği unutulmamalıdır. Kullanılan alt bezinin de kaliteli olması ve cilde sürtünme yapmaması gerekir. Bebek bezlerinin çoğu ıslaklığı emerek cildin kuru kalmasını sağlarlar, ancak yine de bebeğin altının sık sık değiştirilmesi gerekir. Aşırı sıcak bir ortam ve çocuğun fazlaca giydirilmesi de pişiği arttırabilir. Yine bebeğin tüm giysilerinin %100 pamuklu olması gerekmektedir.

    Eğer bu önlemlere rağmen yine de pişik oluşuyorsa çocuk doktoruna danışmakta yarar vardır. Bazı durumlarda pişiklerin üzerinde mantar ve mikroplar üreyebilir. Böyle durumlarda doktorunuzun önereceği uygun bir tedavi ile bebeğin pişiği iyileşecektir.

    Sağlıcakla kalın…

  • Spastik çocuk – cerebral palsy

    Spastik Çocuk () terimi, beyin felçli çocuklar için kullanılır. Uluslararası literatürde Cerepal Palsy (CP) olarak bilinir.
    SÇ, anne karnında, doğumda veya doğum sonrası yaşamın ilk yıllarında meydana gelen olumsuzluklar sonucu beynin hasar görmesi ile oluşur. Beyinde kalıcı bir hasar meydana gelir. Bu hasarın şiddetine, beyinde etkilediği bölgeye göre değişik bulgu ve belirtiler görülür.
    SÇ oluşması için en sık rastlanılan riskli durumlar şunlardır; Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı olması, çoğul gebelikler, zor doğum, doğum esnasında bebeğin nefessiz kalması, yeni doğan döneminde geçirilen uzamış şiddetli sarılık, havale, menenjit gibi beyni etkileyen iltihaplar, anne karnında karşılaşılan iltihabi veya fötusu olumsuz etkileyecek diğer durumlar şeklindedir.
    En sık rastladığımız SÇ şekli, spastik çocuk kelimesinin de kaynağını aldığı tür olan tüm vücutta kasılmalarla birlikte seyreden, motor gelişim dediğimiz çocuğun hareketlerinde gerilik halidir. Bu çocuklar yaşıtlarına göre geç gelişir, oturma, ayağa kalkma ve yürüme hep geç olur, bazıları hiç yürüyemez. Sık olarak kol ve bacaklarında normalden daha fazla sertlik, katılık görülür ki buna tıp dilinde spastisite ve bazende tipine göre distoni denir. Bazen de gevşek olurlar veya baş, kol ve bacaklarında ani hareketlerle olan şekilleri de vardır. Sonuncusuna kore – atetoz denir.
    SÇ’ larda tanı, temel olarak nörolojik muayene ve gerekli tıbbi tetkikler sonrası konur. Tetkik olarak bir yaş ve altı çocuklarda beyin ultrasonu yeterli olabilir, ama beyin MR’ı (manyetik görüntüleme) her zaman en kıymetli ve doktora en fazla bilgiyi veren tetkiktir.
    SÇ’ lara çok sık olarak başka tıbbi sorunlarda eşlik eder. Bunlardan epilepsi (sara) en sık görülenidir. Görme, işitme problemleri, davranış problemleri ve psişik sorunlar, beslenme sorunları, hijyen problemleri, daha ileride aşırı kasılmaya bağlı eklem ve kemik sorunları, yapışıklıklar , eğilmeler görülebilir.
    SÇ tanısı konduktan sonra tedavi planlaması yapılır. SÇ’ lar da ilaç tedavisi en sık beraber görülen epilepsi için verilir. Bunun yanısıra kasılma giderici ilaçlar, kabızlığa yönelik ilaçlar, hırçınlık vb. gibi durumlar için psikiyatrik ilaçlarda verilebilir.
    tedavisinin temelini özel eğitim ve rehabilitasyon oluşturur. Çoğu SÇ için rehabilitasyon yaşam boyu sürecek bir süreçtir. Rehabilitasyon, fizyoterapi, spor, konuşma terapisi ve mesleki/uğraşı terapileri şeklinde birçok alandan oluşur. SÇ de rehabilitasyonun amacı, hasta bireyi oluşabilecek, hastalığın yol açtığı zararlardan korumak ve kullanabileceği kapasitesinin en üstüne çıkarmaktır.
    SÇ tedavisi bir ekip işidir. Burada ekibin başı ve doğal lideri çocuk nörolojsi uzmanıdır. Ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, beyin cerrahisi, psikiyatri gibi uzmanlık alanlarını koodine eder, ve özel eğitim ve rehabilitasyon ekibini yönlendirir. Özel eğitim ve rehabilitasyon ekibi fizyoterapisit, özel eğitimci, psikolog, ve sosyal çalışmacılardan oluşur. SÇ tedavi ekibinin en önemli bireyi ise muhakkakki spastik çocuğun kendi ailesidir. Aileler, anne, baba, şoför, fizyoterapist, psikolog, eğitimci, finansman sağlayıcı gibi daha burada unutulan onlarca rolü oynarlar ve onlar olmadan bir SÇ tedavisi eksik kalacaktır.

  • Havale değil çocuk masturbasyonu

    Erken çocukluk döneminde masturbasyon, nadir olmayan bir durumdur. Görülme yaşı bir yaş civarından okul çağına kadar değişkenlik gösterir. Kız çocuklarında bir miktar daha fazla izlenir. Aileler tarafından fark edildiğinde genellikle anlaşılmaz, pek çok doktorda bu konuda bilgisiz ve deneyimsiz olduğu için çoğunlukla havale (epilepsi nöbeti) şeklinde şüphelenilip gereksiz tetkikler yapılabilir.
    Küçük çocuklar, herhangi bir anlamı olmadan vücutları ile ilgili bölgeleri keşfederler, bu esnada bazı bölgelerden haz aldıklarını da öğrenirler, tıpkı cinsel bölgeler gibi. Bazen sıkı bezleme alışkanlığı gibi durumların da tetiklemesi ile bu bölgelere basınç yaparak bundan haz almayı öğenirler ve bu sık tekrarladıkları bir davranış haline gelir. En sık yaptıkları cinsel bölgeye basınç uygulamak amaçlı bacaklarını sıkıştırmak, sıkça yüzüstü yatarak veya herhangi bir eşyaya bastırarak sessiz kalmak şeklindedir. Çocuk bu esnada heyecanlanıp, kızarıp terleyebilir. Genellikle yalnız kalmayı ister, bunun için bir koltuk vb. arkasına saklanır. Aile farkedip yanına gelince kızabilir. Bu durumun sonunda rahatlayıp uykuya geçebilir. Daha nadir olarak bazı durumlarda ellerini kullanıp cinsel organına bastırabilir veya onunla oynayabilir.
    Bu durumun çocuk için herhangi bir cinsel anlamı yoktur, zaten o yaşta da ahlaki bir değer yargısı doğal olarak sorgulanamaz. Aileler bunu bazen farkedip anlayabilir ve utanç, kızgınlık gibi duygular hissedebilirler. Bazen durum doktora danışılınca veya benzer şekilde bir uzmana gösterildiğinde de yaşanabilir.
    Bu durumun geçici olduğu, çocuk için bir haz alma duygusu dışında bir anlamı olmadığı bilinerek yaklaşılmalıdır. Bazı davranış modelleri ile bunun kolay atlatılması sağlanabilir. Bezleme yapılıyorsa daha gevşek bezleme, mümkünse altını açık bırakıp gezmesini sağlamak uyarıcı faktörleri azaltabilir. Masturbasyon esnasında çocuğun dikkatini sevecen bir şekilde dağıtmak ve başka bir şeye yönlendirmek denenmelidir. Her halukarda bunun geçici bir durum olduğu unutulmamalıdır. Gerekirse bir çocuk gelişimcisinden destek alınmalıdır.

  • Çocuk eeg’si

    EEG; Elektro -Ensefalo -Grafi kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Beyin elektrosu anlamına gelir.
    Beyin elektrosu, beynin yüzeyinde meydana gelen elektrik aktivitesini kaydetmek için kullanılır. Normalde beynimizde de, tıpkı kalbimizde olduğu gibi bir ritmik çalışma düzeni vardır. Bu gözle görülmeyen ritmik elektriksel aktivite bu amaçla özel olarak geliştirilmiş olan EEG adlı alet ile ölçülebilir.
    EEG, epilepsi hastalığının teşhisi ve tedavisinin takibinde, ilaçların etkinliğinin anlaşılmasında altın standart ta kabul edilen bir incelemedir.
    EEG, saçlı deriye yüzeyel elektrod adı verdiğimiz, EEG aletine ince kablolarla bağlanılan çeşitli minik algılayıcı uçların geçici olarak yerleştirilmesi sureti ile beyin aktivitesinin kaydedilmesi şeklinde uygulanır. Normal bir EEG tetkiki, ergen ve erişkinlerde uyanık halde yaklaşık 30 dk. Sürer. EEG çekimi, bu konuda özel yetiştirilmiş EEG teknisyeni veya bazen bizzat doktorun kendisi tarafından uygulanır. Uygulama esnasında hastaya teknisyen tarafından sesli komutlar verilip göz açma kapaması, bir süre derin nefes alması söylenebilir.
    Çocukluk döneminde EEG: Çocukluk dönemi epilepsilerinin teşhis ve tedavi takiplerinde EEG incelemesi en önemli ve hassas konudur.
    Bebekler ve küçük çocuklarda bu tetkik, çocuğun tetkik süresince hareket ediyor olması nedeni ile mecburen doğal veya bazı EEG’yi etkilemeyen ilaçlarla kolaylaştırılmış uyku halinde yapılır. Genellikle 6 yaşından büyük çocuklarda rutin EEG çekimi uyanık yapılıp özel durumlarda ve gerekirse kısa veya uzun süreli uyku EEG’leri çekilir. Uyku sağlamak için genellikle çocuk bir müddet uykusuz bırakıldıktan sonra laboratuvar ortamında uyuması sağlanır. Bu amaçla bazen bitkisel içerikli uykuyu kolaylaştırıcı şurup formunda ilaçlar doktorunun bilgisi ve talimatı doğrultusunda kullanılabilir.
    Kısa süreli uyku EEG’si genellikle 60 dk. sürer, bu süre uykuda meydana gelen fizyolojik değişiklikleri kaydetmek için genellikle yeterlidir. Daha uzun süreli uyku EEG’leri de özel durumlar için gerekebilir. Bazı durumlarda EEG ile birlikte eşzamanlı video çekimi de yapılarak olası nöbet- beyin dalgaları ilişkisi değerlendirilir.
    Özellikle çocuk EEG’sinin, nöroloji / çocuk nörolojisi alanında uzman ve EEG konusunda deneyimli birisi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Çocuk epilepsileri

    Epilepsi (sara), çocukluk çağının en sık görülen sinirsel bozukluğudur. Genelde tüm toplumlarda %1-2 görülürken çocuklarda bu görülme oranı yaklaşık 2-3 katıdır.
    Epilepsi ne demektir. Epilepsi, beynimizde bazı nöronların anormal derecede faaliyet göstermesi sonucu ortaya çıkan aşırı elektrik akımının yarattığı belirtilerin meydana getirdiği tabloya denir, tıp dilinde ise nöbet (konvulsiyon) olarak adlandırılır. Epilepsisi olan hastalar, nöbet dönemleri dışında normaldirler, ama nöbet esnasında nöbetin tipine göre değişik belirtiler gösterirler. Bu belirtiler şuur kaybı veya şuurda bulanma, bununla birlikte vücutta, kollarda tek veya iki taraflı kasılma, titreme, ayakta ise yere düşme, dilini ısırma, altına kaçırma şeklinde olabilir. Bazı nöbetler ise duygusal durum ve psikolojik değişikliklerle seyreder, bunlarda ani davranış değişiklikleri, rüyada gibi olma hali gibi durumlar görülebilir.
    Nöbet esnasında beyin aktivitesini kaydeden bir EEG (beyin elektrosu ) çekilebilir ise bu duruma yol açan anormal beyin elektrik aktivitesi, yani sinir hücrelerinin aşırı elektrik deşarjları görülebilir. Nöbet geçtikten sonra hastalar genellikle normaldir. Gündelik yaşamlarına devam edebilirler. Bu dönemlerde çekilecek EEG her zaman anormal bulgu vermeyebilir.
    Nöbetlerin sıklığı epilepsinin tipine, görüldüğü yaşa, neden olan anormalliklere ve EEG bozukluğunun şiddetine göre değişkendir. Bazı hastalar yıllarca tek veya nadir, yılda 1-2 nöbet geçirirken, bazı hastalarda bu sayı daha fazladır. Bazen epilepsi tedaviye dirençli olur, hastalar, birçok ilaç almalarına rağmen devamlı, bazen günde onlarca nöbet geçirebilirler.
    Ardı ardına gelen nöbetler “Status” dediğimiz sıklıkla hayati tehlike de içeren bir duruma yol açabilirler ve nörolojik acil durum kabul edilirler.
    Epilepsinin tedavisi vardır, bu tedavinin % 99’unu ilaç tedavileri oluşturur. İlaç tedavisine başlamadan önce hastanın konunun uzmanınca (çocuksa çocuk nöroloğu, erişkinse bir nörologca) değerlendirilerek, gerekirse beyin görüntüleme (Beyin MR), beyin elektrosu (EEG) gibi tetkikleri yapılarak ayırıcı tanısının yapılması ve ona göre tedavi başlanması gerekir.
    Epilepsi tedavisi uzun süreli bir süreçtir. Genellikle en az 2-3 yıl sürsede, ömür boyu ilaç kullanması gereken hastalarda vardır. Hastaların önemli bir kısmı 5-10 senelik ilaç kullanımı ile nöbetleri tamamen durup iyileşmiş kabul edilir. Epilepsi ilaç tedavisinde ilacı kesmek için en az 2-3 yıllık nöbetsiz bir dönem, EEG’lerinde düzelme beklenir . Bunlar olmadan, özellikle aniden ve bazen de kendi başına ilaç kesilmelerinde nöbet tekrarlayabilir, hatta hasta status tablosuna da girebilir.
    Çocukluk çağı nöbetlerinin önemi, çocukların büyüme – gelişme döneminde olması ve eğitim çağında olmalarıdır. Yeterince veya düzgün tedavi edilmeyen epileptik çocuklarda öğrenme güçlükleri, okul başarısızlığı görülebilir.
    Çocukluk çağı epilepsilerinin tedavisi daha özelliklidir. Özellikle seçilecek ilaçlar, bu ilaçların nöbet tipine, çocuğun yaşı ve kilosuna uygun olması çok önemlidir. İlaçların yan etkileri, bu dönemde yapılacak aşılar, sık görülen ateşli hastalıklar ve bunlarla birlikte kullanılacak diğer ilaçlarla etkileşimleri, alerji durumları hep göz önüne alınması gereken diğer konulardır. Bunun yanısıra çocuklarda ilaç seçiminde, kullanımı kolay, mümkünse şurup veya solusyon şeklinde ilaçların seçilmesi tedavinin başarı şansını arttıracaktır.
    Çocukluk döneminde EEG: Çocukluk dönemi epilepsilerinin teşhis ve tedavi takiplerinde EEG incelemesi altın standart kabul edilir. Bebekler ve küçük çocuklarda bu tetkik, çocuğun tetkik süresince hareket ediyor olması nedeni ile mecburen doğal veya bazı EEG’yi etkilemeyen ilaçlarla kolaylaştırılmış uyku halinde yapılır. Genellikle 6 yaşından büyük çocuklarda rutin EEG çekimi uyanık yapılıp özel durumlarda ve gerekirse kısa veya uzun süreli uyku EEG’leri çekilir. Özellikle çocuk EEG’sinin, nöroloji / çocuk nörolojisi alanında uzman ve EEG konusunda deneyimli birisi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Ateşli havale – (febril konvulsiyon)

    Ateşli havaleler (nöbetler), çocukluk çağının en sık görülen nörolojik sorunlarından ve acillerindendir. 6 aylıktan 6 yaşına kadar olan dönemde , beraberinde bir ateşin söz konusu olduğu çocukluk çağı havalelerine denir.
    Yani bir havaleye ateşli havale denmesi için:
    1. Ateşli bir hastalık veya ani ateşlenme durumu olması
    2. Çocuğun 6 aylıktan büyük ve 6 yaşından küçük olması şartları aranır.
    Ateşe sebep olan durum genellikle bir kulak, üst solunum yolu veya idrar yolları iltihabıdır. Ateşin sebebi menenjit veya ansefalit gibi (beyin zarı veya beyin iltihabı) durumlar ise o zaman bu ateşli havale sayılmaz.
    Havale, ateşin herhangi bir evresinde görülebilir. Bazı hastalarda subfebril ateş dediğimiz 37,5 santigrad derece civarı görülebilirken bazı hastalarda bu eşik 38-39’u gerektirir. Havale (nöbet) değişken özelliklidir. Bazen şuur kaybı, kasılma, nefes almanın geçici durması, her iki kol ve bacaklarda çırpınma gibi özellikler içerebilir. Bazı hastalarda ise sadece şuurda bozulma ve hafif titreme, gözlerde kayma şeklinde olabilir.
    Ateşli havaleler tiplerine göre basit veya komplikasyonlu olarak ayrılırlar.
    Genelikle tedavide, ateşi düşürmeye yönelik yaklaşımlar (fizik soğutma, ateş düşürücü şuruplar) yanı sıra ateşe neden olan iltihabi duruma yönelik tedaviler ( antibiyotik veya antiviral tedavi) birlikte yapılır. Nöbetlerin önemli bir kısmı birkaç dakika içinde kendisini sonlandırır. Ateşli havale genellikle evde geçirildiğinden böyle bir durumda birkaç dakikayı geçen ve solunum durması –düzensizliği olan tablolarda 112 servisine haber vermek veya hızlıca bir acil servise gitmek gerekebilir. Her durumda havale durduktan sonra dahi bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir. Muayene ve hikaye özelliklerine göre gerekli tetkikler (gerekirse MR; beyin görüntüleme ve EEG; beyin elektrosu ) yapılabilir.
    Tekrarlayan veya tekrarlama ihtimali yüksek olan ateşli havalelerde, konunun uzmanı tarafından önleyici ilaç tedavileri önerilebilir. Burada makattan sıkılan nöbet durdurucu ilaçlardan birkaç yıllık düzenli nöbet engelleyici, (antiepileptik ) ilaç kullanımına kadar değişik seçenekler sözkonusudur. Çocuğun ailesinde de ateşli havale öyküsü var ise bu, tekrarlama şansının daha yüksek olabileceğini düşündürür. Ateşli havaleler genellikle 5 yaşında dururlar. Nadir olgularda daha ileriki yıllarda da tedavi gerektiren epileptik fenomenler görülebilir.

  • Çocuk başağrıları

    ÇOCUK BAŞAĞRILARI
    Çocukluk çağında başağrısı, nadir olmayan bir şikayettir. Çocuğun yaşına göre değişik belirtiler verir. Görüldüğü yaşa göre başlıca:

    Erken çocukluk dönemi başağrıları (1-2 yaş)

    Oyun çocuğu dönemi başağrıları (2-5 yaş)

    Okul çağı çocuğu başağrıları (6-12 yaş)

    Ergenlik dönemi başağrıları (13-18 yaş) olarak ayrı kategorilerde değerlendirilebilir.

    Erken çocukluk dönemi başağrıları: Burada kastedilen 2- 3 yaş grubu olup, genellikle başağrısı net ifade edilemez. Bu başağrılarının bir kısmı çocukta kendisini huzursuzluk, ağlama, mide bulantısı, karın ağrısı olarak gösterebilir. Nadiren eğer çocuk kendisini ifade etmeye başlamışsa bu yaşlarda başının ağrıdığını işaret edebilir veya eliyle başını gösterir. Ağrı genellikle belirgin bir lokalizasyon göstermez. Bu tip başağrıları sıklıkla bir ateşli hastalıkla birlikte olabilir. Kulak, boğaz , üst solunum yolları ile birlikte olan ateşle birlikte başağrısı görülebilir. Bazı başağrıları ise tekrarlayıcı özelliktedir. Haftanın değişik günlerinde ortaya çıkar.
    Beraberinde ateş olmayan basit tip ağrılar genellikle çocukla ilgilenip, rahat bir ortamda uyutulursa geçer. Nadiren yaş grubuna uygun ateş düşürücü ilaçların kullanılması gerekir. (Ateş düşürücü ilaçların çoğunda aynı zamanda ağrı kesici özellik de bulunmaktadır.) Bazı durumlarda çok erken yaşlarda başlayan migren tipi tekrarlayıcı başağrıları da görülebilir. Burada ağrının meydana geliş, tekrarlayış gibi özellikleri ile tanıya gidilir.
    Başağrısı, ani başlayıp beraberinde bulantı, kusma, göz bebeğinde değişiklikler veya çocuğun şuurunda bozulma meydana getiriyorsa bunlar bir sağlık kuruluşuna başvurmak için yeterince uyarıcı özelliklerdir. Başağrılarında tanı için gerekirse kafa içi görüntüleme (MR), nadir durumlarda da beyin elektrosu (EEG)gibi daha ileri spesifik tetkiklere başvurulabilir.
    Daha büyük, oyun çağına gelmiş 3-6 yaş çocuklar genellikle başağrısını iyi tarif edebilirler. Burada da ağrının özellikleri dikkate alınır. Bu yaş grubunda da benzer ateşli durumlar ağrıya neden olabileceği gibi migren tipi başağrıları ile ebeveynlerden öğrenilmiş başaağrısı tipleri görülebilir.
    Okul çağı çocuklarında başağrıları genellikle günlük faaliyetler ile değişkenlik gösteren özelliktedir. Örneğin sabah servisle okuluna gidememiş, erken saatte kalktığı için yeterli kahvaltı edemeyen, akşamları geç yatıp sabah erken kalkan ve tüm gün okulda dikkatini vemeye çalışan bir çocukta bu günlük faaliyetin herhangi bir safhasında başağrısı görülebilir. Bu başağrıları tekrarlayıcı olabilir. Bunların çoğu dinlenme ve uyku ile geçer. Migren tipi başağrıları bu yaşlarda da görülebilir. Gene başağrılarının özellikleri, beraberinde bulantı kusma şuur değişiklikleri olup olmaması, basit dediğimiz ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlara verdiği yanıt da başağrısının ciddiyeti konusunda fikir verir. Bu tip başağrılarında da gerekirse kafa içi görüntüleme dahil ileri tetkikler yapmak gerekebilir.Bu yaş gurubu başağrılarını tedavi ederken öncelikle ağrının tipi ve ortaya çıkarıcı faktörler ele alınır, gerekirse yaşam tarzı değişiklikler önerilir. Ağrı esnasında basit ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlar denenebilir. Bazı olgularda tekrarlayan migren tipi başağrıları için önleyici ilaç kullanımı seçenekleri de konunun uzmanının değerlendirmesi sonrası uygulanabilir.
    Özetle, çocuk da başağrısı hiç de nadir görülen bir durum olmayıp, küçük yaştaki çocuklardan ileri ergenlik dönemine kadar çocukluğun her evresinde görülebilir. Bu başağrılarının çok azının nedeni kafa içinde yer kaplayıcı lezyon gibi ciddi bir durumdur. Buna rağmen başağrısı tarif eden bir çocukta takibini yapan aile doktoru veya çocuk doktorunun gerekli görmesi halinde bir çocuk nörolojisi uzmanınca değerlendirilmesi ve sebebe yönelik ileri tetkik gerekebilir. Tedavileri ağrıya neden olan, başlatan sebeplerin ortadan kaldırılması, önleyici önlemler, yaşam tarzı değişiklikleri ve telkin, yaşına uygun ağrı kesici veya diğer bu durumlarda endike ilaçlar gibi değişik seçenekler içerir.
    O ana kadar normal olan bir çocukta ( özellikle kendi ifade edebiliyorsa), ani başlangıçlı ve beraberinde kusmanın, şuur bulanıklığının da eşlik ettiği ve basit ağrı kesicilerle geçmeyen başağrıları daha ciddi kabul edilmelidir.

  • Çocuklarda enfeksiyon hastalıkları ve kanser

    Çocuklarda enfeksiyon hastalıkları ve kanser

    Enfeksiyon ajanları ve kanser ilişkisi uzun zamandan beri bilinmektedir. Çocuk ve erişkinlerde görülen kanser vakalarının %18 inde enfeksiyon ajanlarının kansere neden olduğuna dikkat çekilmektedir. Çocukluk yaş grubundaki geçirilen bazı enfeksiyonların erişkin yaşlardaki kanserle ilişkisi bu konunun önemi arttırmaktadır. Özellikle gelişmekte olan toplumlarda çocuklukta geçirilen bazı enfeksiyon hastalıkların kansere yol açtığı ve bu hastalıklarından korunmanın, kanserden korunma anlamına gelebileceği fikri önemsenmektedir.
    Erişkin yaş grubundaki kanserlerde bakteriler mantar, parazit hastalıkları ve viruslar sorumlu tutulmaktadır. Ayrı varsayım çocukluk yaş grubundaki kanserler içinde söz konusudur. Çocukluk yaş grubunda geçirilen bakteriyel bir enfeksiyon olan Helikobakter Pylori enfeksiyonu ile erişkin yaş grubunda görülen mide kanserleri arasında ilişki olabileceği düşünülmektedir.Helikobakter enfeksiyonu geçiren bireylerde enfeksiyondan ortalama 15 yıl sonra mide kanseri geçirme riskinin normal populasyona oranla 8 kat fazla olduğu vurgulanmaktadır. Sosyoekonomik düzeyi düşük olan toplumlarda küçük yaşlarda ishalle birlikte akut helikobakter enfeksiyonu geçiren çocuklarda, ince barsak tümörlerine yakalanma riskinin yüksek olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu vakaların tanımlanıp tedavi edilmesi ile birlikte bu riskin azalacağı şüphesizdir.
    Çocuklarda kansere neden olan enfeksiyöz ajanlar esas olarak viruslardır.
    Hepatit B
    Hepatit C
    EBV (Epstein-Barr) dir.
    Human Papiloma Virus (HPV) ve kanser ilişkisi de önemlidir.
    Hepatit B virusu ile kronik enfekte olan çocuklarda karaciğer kanseri geliştirme riski yüksektir. Bilindiği gibi hepatit B enfeksiyonu ne kadar erken yaşta geçirilirse kronikleşme oranı o kadar yüksek olmaktadır. HBsAg pozitif anne çocuklarının kronikleşme yönünden takibi gerekir. Kronikleşme oranı hasta yaşı ile ters orantılıdır. Hepatit B enfeksiyonunu yenidoğan döneminde geçirenlerde kronikleşme oranı % 95,1 yaştan küçük çocuklarda bu oran % 80 olmaktadır.1-5 yaş arasında %30-50 ve 10 yaştan büyük çocuklarda %10 olduğu bilinmektedir. Günümüzde Dünyada 200 milyon kişinin HBV ile enfekte olduğu göz önüne alındığında bu sorunun ne denli büyük olduğu anlaşılacaktır. Erişkinlerde viral enfeksiyon geçirme zamanı ile karaciğer kanseri gelişimi arasındaki sürenin uzun olmasına karşın, bu enfeksiyonu HBsAg pozitif anneden alan çocuklarda bu sürenin kısa olması önemlidir. Enfekte olan bu çocukların ¼ ü karaciğer kanseri veya sirozdan kaybedilmektedir. Karaciğer kanserinin esas nedeni olan hepatit B virusunun, hepatit B aşılarının uygulamaya girmesi ile birlikte ciddi oranlarda azalabileceğini ümit edilmektedir.
    Hepatit C virus enfeksiyonunda karaciğer kanseri için risk faktörü oluşturmaktadır. Hepatit B enfeksiyonuna kıyasla çocukluk yaş grubunda az görülmesi sevindiricidir. Ayrıca Hepatit C virusunun sadece karaciğerde değil dalakta da lenfomaya yol açabileceği dikkat çekilmiştir. Henüz hepatit C aşısı uygulamaya girmemiştir.
    Enfeksiyöz mononükleoz (öpücük hastalığına) neden olan EBV virusu ile kanser ilişkisi yıllardan beri bilinmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde erken çocukluk döneminde görülen bu hastalık nazofarengeal kanser, Burkitt lenfoması,Hodgkin hastalığı ile ilişkilidir. Bunun dışında nadir görülen birçok kanser tipi ile ilintilidir.
    EBV ve kanser ilişkisi tam olarak açıklanmamıştır. Bu virusun çocukluk döneminde sık görülen Hodgkin hastalığı riskini arttırdığı bilinmektedir. Erken yaşta geçirilen EBV enfeksiyonu ile çocukluk çağı kanserleri arasında ilişki olabileceği ileri sürülmektedir. Bu konuda bazı kanıtların gösterilmiş olmasına rağmen hastalık patogenezi tam olarak anlaşılmamıştır.
    Human papilloma virusu ve serviks kanseri arasındaki ilişkinin 1975 yılında tanımlanması ile birlikte tüm dikkatler bu konuya çevrilmiştir.
    Son yıllarda virus kanser ilişkisinde en çok araştırılan bu konu bazı hastalıkların patogenizdeki bakış açısını değiştirmiştir. Bilindiği gibi HPV yenidoğan döneminden itibaren her yaş grubunu etkileyen viral hastalıklara yol açabilmektedir. HPV virus aşısının uygulamaya girmesi ile birlikte hastalığın eradike edilebilmesi kolaylaşacaktır. Bu aşının ülkemizde uygulamaya başlanmış olması sevindirircidir.
    Sonuç olarak bazı kanser tiplerinin çocukluk yaş grubunda geçirilen enfeksiyon hastalıklarına bağlı olabileceği ve bu hastalıklardan bazıları da aşı ile korunmanın mümkün olabileceği unutulmamalıdır.

  • Kız çocuklarında vajinal akıntı ve vulvovaginit

    Kız çocuklarında vajinal akıntı ve vulvovaginit

    Vajinal akıntı kız çocuklarında sık rastlanılan bir durumdur. Çoğu kez aileler bu durumu önemsemezler ve başka bir nedenle doktora müracat ettiklerinde bu şikayetlerini dile getirmektedir. Her yaş grubunda görülebilmektedir. Bazı çocuklarda hiçbir belirti vermez. Bazı çocuklarda ise akıntı beyaz,kahverengi,sarı veya yeşil renkte görülebilmektedir.Akıntı kanlı ve pis kokulu olabilir. Klinik tablo vajinada veya vulvada olabir veya her ikiside birlikte olmaktadır ki biz bu tabloyu vulvovajinit olarak değerlendirmekteyiz.Burada vulva ve vajinada enflamasyon (şişlik) veya enfeksiyon söz konusudur. Vulvovajinitin gerçek bir enfeksiyon olmaktan ziyade, normal floramın bozulması sonucu ortaya çıktığı düşünülebilir.
    – Çocuklarda vulvovajinit’in oluşmasına yol açan bazı hazırlayıcı etmenler vardır.
    – Vajinanın anal bölgeye yakınlığı en önemli bir risk faktörüdür.
    – Bu yaş grubunda estrojen aktivitesinin yoksunluğu dolayısı ile vajinanın mukozasındaki incelik ve mukozanın atrofik oluşu.
    – Vajen PH sının nötral veya alkâli olması
    – Dış genital organların korunmasını sağlayan yağ yastıkçıkları ve pubik kılların olmayışı önem taşımaktadır.
    – Ayrıca dışkılama sonucu enfekte olan anal bölgenin temizliğinin yeterli yapılmaması ve kontamine ellerle vulvaya dokunulması başlıca risk faktörlerini oluşturmaktadır.
    Vajinada bulunan yabancı cisimler (sıklıkla tuvalet kağıdı) aynı tabloya yol açabilmektedir.
    Şişman çocuklar, mastürbasyon uygulayan çocuklarda bu tablonun sık görüldüğü bilinmektedir. Son yıllarda kimyasal içeren banyo köpükleri ve sabunları ile kimyasal irritasyon sonucu vulvovajinit gelişebilmektedir.
    Vulvovajinit riskini artıran bazı durumlar mevcuttur.
    Şeker hastalığı olan çocuklarda, yine bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklarda sık görülmektedir. Seksüel istismara uğramış çocuklarda da sık görüldüğü unutulmamalıdır.
    Vulvovajinit nedenleri bakteri, mantar veya parazit olabilir.
    Vulvovajinitler Non-spesifik
    İkincil inokulasyona bağlı
    Spesifik
    olmak üzere üç başlık altında sınıflandırılmaktadır.
    Non-spesifik vulvovajinit hijyen bozukluğu veya yabancı cisme bağlı olarak gelişmektedir.
    İkincil inokulasyonu bağlı vulvovajinit , vücudun herhangi bir yerindeki enfeksiyonun örneğin idrar yolu veya üst solunum yolu enfeksiyonun çocuklar tarafından hijyene dikkat edilmemesi sonucu ikincil olarak bulaşmasından kaynaklanır.
    Spesifik vulvovajinitler birçok nedene bağlı olarak gelişebilmektedir. Çoğunlulukla cinsel yolla bulaşan mikroorganizmalar spesifik vulvovajinite yol açmaktadır.
    Kıl kurdu
    Giardia enfeksiyon
    Shigella enfeksiyonları sırasında vulvovajinit gelişebileceği gözden kaçmamalıdır.
    Hastalarda akıntı
    Genital bölgede kaşıntı
    Sık idrara gitme
    İdrar kaçırma şikayetleri olabilir.
    Tedavide esas nedenin saptanmasıdır. Nedene göre tedavi planlanmalıdır. Parazit incelemesi yapılmalıdır. Kültür inceleme sonuçlarına göre gereken vakalarda antibiyotik veya nedene yönelik tedavi uygulanır. Perine hijjenine dikkat edilmektedir. Sıkı giysiler yerine (blucin, tayt) gibi rahatlıkla kulanılabilecek pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Sonuçta çocuklarda vulvovajinitten korunmada en önemli kuralın tuvalete gitmeden önce ellerin iyice yıkanması olduğu hatırda tutulmalıdır.