Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Soğuk algınlığı ve grip

    Kış ve ilkbahar ayları soğuk algınlığı ve grip enfeksiyonların yoğun olduğu aylardır. Aktivitelerin kapalı yerlerde yapılması yanı sıra kalabalık yaşam şartları enfeksiyonun kolaylıkla yayılmasına neden olmaktadır.

    Soğuk algınlığı (Nezle) ve grip solunum yollarının hastalığıdır.

    Değişik virüsler bu tabloya neden olmaktadır.

    Nezle halk arasında soğuk algınlığı olarak bilinirse de bu hastalığın soğukla ilgisi yoktur. Kış aylarında yoğun olarak görülmesi soğuk havalarla ilişkilendirilmiştir.

    Grip ve soğuk algınlığı belirtileri birbirine benzer. Çoğu kez bu tablolar karıştırılmaktadır. Bu karışıklık klinik tablonun benzer özellikler taşımasından kaynaklanır.

    Soğuk algınlığı (Nezle)

    Yavaş seyirlidir.

    Ateş nadirdir

    Hapşırık , burun tıkanıklığı şikayeti vardır.

    Boğaz ağrısı , Baş ağrısı ve öksürük tabloya eşlik eder.

    Grip

    Ani başlar

    Ateş yükseltir

    Kas ağrıları ve halsizlik vardır.

    Öksürük ve boğaz ağrısı belirgin değildir.

    Tanı konulmayan ve tedavi edilmeyen vakalarda komplikasyonlar görülür.

    Soğuk algınlığına birçok virüs neden olmaktadır. En sık etken rinovirüstür.

    Grip enfeksiyonunun nedeni ise İnfluenza virüsüdür.

    Soğuk algınlığı tedavisi

    İstirahat

    Bol sıvı

    Ağrı kesici , ateş düşürücüler

    Öksürük şurupları kullanılır.

    Grip tedavisinde

    İstirahat

    Bol sıvı

    Ağrı kesici ,ateş düşürücüler

    Antiviral tedavi uygulanır.

    Antiviral tedaviye başlayabilmek ancak grip virüsünün gösterilmesi ile mümkündür.

    Genellikle soğuk algınlığı bir hafta içinde iyileşir. Grip enfeksiyonu ise ciddi seyir gösterir.

  • Çocuklarda migren tipi baş ağrısı görülür mü?

    Migren ağrıları tekrarlayıcı baş ağrıları olup, en az üç aydır devam eden baş ağrısı veya en az beş baş ağrı atağının görüldüğü durumlarda migren akla gelmelidir. Çocuklarda baş ağrısının en sık nedenleri sinüzit, farenjit ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır. Ancak çocuklarda da migrene bağlı baş ağrıları görülebilir. Çocuklarda migren ağrısı çoğunlukla başın her iki yanında ya da alın bölgesinde görülür. Migren atağı sırasında baş ağrısına bulantı ve kusma eşlik edebilir. Çocuklar sese ve ışığa aşırı duyarlı olabilir.

    Çocuklarda hangi baş ağrısı önemlidir?

    Çocuklarda görülen bazı baş ağrı tiplerinde çok uyanık olmamız gerekmektedir. Eğer çocuk 3 yaşın altındaysa, baş ağrısına şiddetli kusma eşlik ediyorsa, ağrının şiddeti giderek artıyorsa veya hayatındaki en şiddetli baş ağrısı olduğunu söylüyorsa, eşlik eden başka bir bulgu mevcutsa (görme kaybı, gözlerde kayma, ateş, havale, felç gibi) en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Migrenin tedavisi var mıdır?

    Migrenin tedavisi mümkün olup, iki türlü tedavisi bulunmaktadır. Bunlarda ilki atak tedavisidir; baş ağrısını geçirmek için yapılır. Çok sık ağrı kesici kullanmak da önerilmemektedir. Tedavinin ikincisi de koruyucu tedavidir. Ağrıların sıklığı fazla ise, baş ağrıları hastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa koruyucu tedaviler verilmektedir. Hangi tedavinin uygun olduğunu doktorunuza danışınız.

  • Çocuklarda görülen istemsiz hareketler

    Çocuklarda görülen kol ve bacaklarda istem dışı ritmik olmayan, hızlı, yayılan hareketlerdir. Sıklıkla kol ve bacaklarda görülürken, yüz, boyun ve gövdeyi de tutabilir. İstemsiz çiğneme, dil çıkarma, yüz buruşturma, sallanma, sendeleme, ellerini açma kapama hareketleri şeklinde karşımıza çıkabilir. Stres ve heyecan gibi emosyonel değişiklikler bu istemsiz hareketleri uyarabilir.

    Nedenleri çok çeşitlidir. İlaçlar, enfeksiyonlar ve bazı genetik hastalıkların seyri sırasında görülebilir. Genellikle vücudun bir yerinde başlayıp, diğer bölgelerine yayılabilirler. En sık olarak baş, yüz ve ellerde görülür. İstemli yapılan hareketler bozulur. İstemli hareketin başlamasında zorluklar olabilir. Dilini dışarı çıkarması istendiğinde, dilini dışarda tutamayabilir. Tekrarlayan hareketleri yapmakta zorlanabilirler. Kollarını yukarda tutması istendiğinde yukarıda tutamaz ve hemen aşağı indirmeye çalışır. Yürürken istemsiz hareketler çocuğun düzgün yürüyüşü bozabilir.

    Çocuklarda Korea ensık boğazdaki beta mikrobunun enfeksiyonundan, bazı ilaçlardan (epilepsi ilaçları) sonra, beyin enfeksiyonlarında ve bazı doğumsal anormalliklerde görülmektedir. Epilepsi ilaçları, antipsikotikler, kusma önleyici ilaçlar ve dikkat toplama ilaçları da istemsiz hareketlere neden olabilmektedirler. Tiroid bezinin fazla, paratiroid bezinin az çalışması, vitamin eksiklikleri (vitamin B12, B1) ve bazı beyin damar hastalıkları istemsiz hareketlere neden olabilir.

    İstemsiz hareketlerin tedavisi nedene yönelik olarak yapılmalıdır. Hareketleri tetikleyen heyecan, stres, ses ve ışıktan uzak durulmalıdır. Hareketleri yatıştırmak için diazepam, haloperidol ve valproik asit gibi ilaçlar verilebilir.İlacın gerek olup olmadığına veya tedavinin türüne doktorunuz karar verecektir.

  • Pasif sigara içiciliğinin çocuk sağlığına etkileri

    Günümüzde sigaranın zararları öğrenildikçe çocuğun yanında sigara içmenin zararları da daha çok fark edilmeye ve araştırılmaya başlandı.

    Sigara dumanı 7.000’den fazla kimyasalın ölümcül bir karışımını içerir.
    Bu kimyasalların yüzlercesi zehirlidir. Yaklaşık 70 tanesi kansere neden olabilir.Sigara dumanı bebekleri ve çocuklara çok ciddi zarar verir. Pasif sigara içicisi olan çocuklar, kendisi sigara içenlerin soludukları tehlikeli kimyasalları solurlar. Küçük çocukların pasif sigara dumanına maruz kaldığı ana yer evleridir.

    Pasif Sigara İçiciliği ve Çocuk Sağlığı

    Evler, çocukların pasif sigara dumanına en çok maruz kaldığı yerdir Sigara içilmesine izin verilen evlerde yaşayan çocuklar, sigara içilmesine izin verilmeyen evlerde yaşayan çocuklardan daha yüksek seviyelerde kotinin (pasif sigara maruziyetinin biyolojik bir belirteci) vardır. Çocukların evlerde pasif sigara dumanı maruziyeti son yıllarda düşmüş olsa da, çocuklar hala yetişkinlerden daha fazla pasif sigaraya maruz kalmaktadır. 3-11 yaşları arasındaki 10 ABD’li çocuktan yaklaşık 4’ü (% 40,6) pasif sigara dumanına maruz kalmaktadır.

    Evinizi ve araçlarınızda sigara içmeye izin vermemeniz ve içmememeniz çocuklar arasında ve sigara içmeyen yetişkinlerin sigara dumanına maruz kalmasını azaltabilir. Bazı araştırmalar, bu tutumun sigara içenlerin sigarayı bırakmalarına yardımcı olabileceğini ve ergenlerin sigara içme riskini azaltabileceğini göstermektedir.

    Çocuğun Yanında Sigara İçmenin Zararları

    Vücutları geliştiği için, bebekler ve küçük çocuklar, pasif sigara dumanındaki zehirlere karşı özellikle savunmasızdır.

    Anneleri gebe iken sigara içen bebeklerin ve doğum sonrası pasif sigara dumanına maruz kalan bebeklerin ani bebek ölümü sendromundan (SIDS)ölme riski sigara dumanına maruz kalmayan bebeklerden daha fazladır.

    Hamile iken pasif sigara dumanına maruz kalan annelerin daha düşük doğum ağırlıklı bebeklere sahip olma olasılığı daha yüksektir, bu da bebekleri zayıf doğmasına sebep olur ve birçok sağlık problemi riskini arttırır.

    Anneleri hamileyken sigara içen veya doğumdan sonra pasif sigara dumanına maruz kalan bebekler diğer bebeklerden daha zayıf akciğerlere sahiptir, bu da birçok sağlık problemi riskini arttırır.

    Pasif sigara dumana maruz kalma, bebeklerde ve küçük çocuklarda bronşit ve zatürre gibi akut alt solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.

    Astım tedavisi alan çocuklar pasif sigara dumanına maruz kalması sigaraya maruz olmayan astımlı çocuklara oranla daha sık ve ciddi atak geçirmesine neden olur.

    Pasif sigara dumanı maruziyeti, okul çağı çocukları arasında öksürük, balgam, hırıltı ve nefes darlığı gibi solunum semptomlarına neden olur.

    Pasif sigara dumanına maruz kalan çocuklar kulak enfeksiyonları içinde risk altındadır ve orta kulakta birikebilecek sıvının azaltılması için kulak tüpü takılma için bir operasyona ihtiyaç duymaları daha olasıdır.

  • Allerji önlemleri

    Gözle görülmeyen, ancak mikroskop altında görülebilen 0.1-0.5. mm çapında küçük canlılardır. Yaşamaları için ideal koşullar 20-37 c sıcaklık, %60-70 arası nemdir. İnsanlardan dökülen ölü epitel (deri) hücreleri, saç, kıl, kepekten ve diğer organik maddelerden beslenirler. Her evde bulunan ev tozu akarlarının en yoğun ürediği yerler insanların yatakları (ideal nem, sıcaklık ve besin nedeniyle), yastık, yorgan, halı dipleri ve kumaş mobilyalarıdır. Akarların burada bıraktıkları dışkıları zamanla kuruyarak ince toz haline geçer ve bu ince toz solunum yoluyla alınınca alerjik bünyeli şahıslarda şikayetlere neden olur.

    Alınması gerekli tedbirler nelerdir?

    Yatak odasının düzenlenmesi:

    Bu hastalık için çocuğun yattığı oda önemlidir, çünkü en az 12 saat orada kalmaktadır.

    Ev tozu akarları 60 C’nin üzerinde 1 saatte ölmektedir. Bu nedenle yatak, yorgan, yastık tamamıyla 60 C’nin üzerinde yıkanmalı ve bu işlem 6 haftada bir (akarların üreme ritmi) tekrarlanmalıdır. Yatak, yorgan, yastık elyaf olmalı. Yatak odasında halı kesinlikle bulundurulmamalıdır. Yerine kilim veya hasır olabilir( 15 günde bir 60 C ile su ile yıkanmalı)

    Yatak odası dışındaki yerler:

    Oturma, çalışma ve misafir odalarında kadife, tüylü kumaşlı mobilyalardan kaçınmalı, perdeler yıkanabilir kumaştan olmalıdır. Halı miktarı mümkün olan en alt düzeyde tutulmalıdır.

    Evdeki nem oranını düşük tutmak:

    Evdeki nem oranının bilinmesi için nem ölçer cihazlarının bulunması faydalı olabilir. Yazın nem oranını düşük tutmak için vantilatörler ve klima kullanılabilir. Kışın ise evde çamaşır kurutmak, soba üzerinde çay kaynatmak, kalorifer üzerinde buhar yapıcı kaplar asmak gibi nem oranını arttırıcı işlemlerden kaçınılmalıdır. Ev ve eşyalar nem oranını düşürmek amacıyla günde 2-4 saat havalandırılmalıdır.

    Temizlik ve güneşlendirme:

    Evde her tarafın ve tüm eşyaların tozu haftada bir kez mikro filtresi olan bir elektrik süpürgesiyle 1 m2 için 1 dakika harcamak suretiyle alınmalıdır. Mümkün olan tüm eşyalar sık sık güneşlendirilmelidir.

  • Domuz gribi!

    Domuz gribi diye bilinen hastalık influanza virüs ailesinden İnfluanza A virüsüdür. Her yıl Sonbahar-Kış aylarında salgın yapan virüs ise bizim bildiğimiz influanza B virüsüdür. Ancak yeni virüs ortaya çıktığında, insanlarda da yeteri kadar antikor yoksa pandemi denilen ağır salgınlara neden olur. Yaklaşık seksen yüz yılda bir kıtalar arası salgın yapar ve tıp dünyasında buna pandemi denir. Çok sayıda insanın ölmesine neden olan İspanyol gribi gibi. Virüs şu an aynı rutin pandemisini yapıyor.

    RİSK GRUPLARI:

    65 yaş üzeri olanlar, kronik hastalığı olanlar, özellikle kronik akciğer rahatsızlıkları olanlar mutlaka aşılanmalı.

    Kanser hastaları, şeker hastaları, böbrek yetmezliği olanlara da aşı yapılmalı. Aşılanması gereken bir grup da toplu yaşam yerlerinde yaşayanlar. – Okullara, askeri kışlalara, huzur evlerine, sağlık çalışanları ile birlikte mutlaka aşılama yapılmalı.

    Güçlü bünyesi olan insanlar yakalandığında sadece grip semptomları gösterir. Daha önce kuş gribinde de olduğu gibi bu tür grip salgınlarında şikayetler aynıdır. Yüksek ateş, boğaz ağrısı, kırgınlık, halsizlik gibi şikayetler domuz gribinin belirtileri arasında olabilir. Normal genç popülasyon, yani hiçbir hastalığı olmayan insanlar bir hafta on gün yatak döşek yatarlar ve hastalığı atlatırlar. Ama iş kronik hastalığı olanlara gelince, çocuklara gelince çok geç ve güç atlatabilirler.

    DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMAK İÇİN:

    En çok tavsiye edilen evi günde 4 saat havalandırmak. Domuz gribinden korunmak için en önemli şey temasın olmaması. Ziyaretlerin azaltılması ve öpme gibi davranışlardan kaçınmaktır. Bu tarz influanza salgınlarında en tehlikeli dönemler Sonbahar ve Kış dönemleridir. Sonbaharda mikrobun bulaştırıcılığı yayılımı artar. Havalar ısındıkça salgın kendiliğinden sona erer. Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat dönemi biraz sancılı geçer.

    DİKKAT EDİLECEK HUSUS:

    En çok tavsiye edilen evi günde 4 saat havalandırmak. Domuz gribinden korunmak için en önemli şey temasın olmaması. Ziyaretlerin azaltılması ve öpme gibi davranışlardan kaçınmaktır. Bu tarz influanza salgınlarında en tehlikeli dönemler Sonbahar ve Kış dönemleridir. Sonbaharda mikrobun bulaştırıcılığı yayılımı artar. Havalar ısındıkça salgın kendiliğinden sona erer. Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat dönemi biraz sancılı geçer.

    DOMUZ GRİBİ TEDAVİSİ:

    İnfluanzaya etkili bir tedavi yoktur. Soğuk algınlığına yol açan onlarca virüs var. en iyi tedavi istirahattır. Taze tavuk suyu çorbası, sıcacık içecekler, yeterli sıvı alımı, ılık kompresler veya ılık duş, sigara ve diğer hava kirleticilerden kaçınmakttır.

  • Yenidoğan hakkında

    Yenidoğan bebeklerde doğumu takip eden ilk 3-5 gün içerisinde bazı hastalıklar açısından tarama testleri yapılır. Ülkemizde yenidoğan bebeklerde tarama testleri yapılan hastalıklar şunlardır:

    Fenilketonüri (FKÜ)

    Fenilketonüri kalıtsal bir hastalıktır. Yiyeceklerle vücuda alınan fenilalanin, hasta bireylerde fenilalanin hidroksilaz enziminin vücutta olmamasından dolayı parçalanıp dışarıya atılamaz. Bu nedenle atılamayan fenilalanin kanda birikir geriye dönüşümsüz beyin hasarı oluşturur ve bebeğin zihinsel gelişimini engeller. Akraba evliliklerinde hastalığın görülme oranı yüksektir.Tedavisi, içerisinde fenilalanin olmayan özel diyet tedavisi ile olur.

    Konjenital Hipotiroidi (KH)

    Konjenital Hipotiroidi; Tiroid bezinin yeterince tiroid hormonu üretememesi ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Yenidoğan döneminde belirtileri görülmediğinden erken tanı güçtür. O yüzden Sağlık Bakanlığı her yeni doğan bebekte topuk kanında ücretsiz bu tahlilleri yaptırmaktadır. Tedavi edilmeyen vakalarda ciddi zeka geriliği ve asimetrik cücelik ortaya çıkar. Erken tanı konulamaz ise kalıcı zekâ geriliği kaçınılmazdır.
    Hastalık kalıcı ve geçici tip olmak üzere iki çeşittir. Kalıcı Konjenital Hipotiroidi de hastalık ömür boyu sürer.
    Geçici Konjenital Hipotiroidi de belirli bir süre hasta ilacını kullanır ve normale dönünce kesilir.
    Tedavisi, dışarıdan hormon takviyesi ile gerçekleşir. Oldukça kolay ucuz ve etkin bir tedavidir.

    Biyotinidaz Eksikliği (BE)

    Biyotinidaz Eksikliği kalıtsal bir hastalıktır. Biyotin vücut için son derece önemli bir vitamindir. Bu vitaminin vücutta kullanılabilmesi için biyotinidaz enzimine ihtiyaç vardır. Erken tanı tedavide çok önemlidir. Biyotinidaz eksikliği durumunda hastalık tedavi edilmezse deri döküntüleri ile kendini göstermeye başlar işitme, görme kaybı ile devam eder ve tedavide çok geç kalınmış vakalarda koma ve ölüm ile karşılaşılabilir.
    Tedavide biyotin ağızdan verilir. Tedavi oldukça kolay ucuz ve etkindir.

    Kistik Fibrozis Hastalığı (KF)

    Kistik Fibrozis (KF) kalıtsal (ailevi geçiş gösteren) bir hastalıktır. Doğumdan itibaren pek çok organın salgı bezlerini etkileyerek fonksiyon bozukluklarına yol açar. Hastalıktan sıklıkla akciğerler, pankreas, karaciğer, bağırsaklar, sinüsler ve üreme organları etkilenir. Normalde, dış salgı bezlerinin salgısı sudan zengin ve akışkan kıvamdadır; bu özellik organ sistemlerinin normal çalışmasını sağlar. KF hastalığından sorumlu gendeki bozukluk nedeni ile KF’li hastalarda salgılar susuzdur; koyulaşmış, kıvamı artmış ve akıcı özelliği kaybolmuştur.

    Bu anormal özellikteki salgılar akciğerde havayollarında birikerek mikropların yerleşmesine, tekrarlayan akciğer enfeksiyonlarına ve ilerleyici akciğer hasarına neden olur. Karaciğer ve pankreasın salgıları da koyulaşmıştır; bu koyu salgılar organ kanallarını tıkayarak hasara neden olurken diğer taraftan da salgılar bağırsağa akamadığı için yenilen yiyecekler sindirilip vücuda yararlı hale getirilemez.

    Sonuç olarak ishal (bol, yağlı ve kötü kokulu), karında gaz ve şişkinlik, kilo alamama, vitamin eksiklikleri ve büyüme-gelişme geriliği ortaya çıkar. KF hastalığında ter bezleri de etkilenir. Hastaların terleri daha tuzludur. Özellikle sıcak havalarda terle tuz ve su kaybı artar; hastalarda susuzluk ve tuzsuzluk belirtileri görülebilir.

    Kistik Fibroz yaşam boyu süren kronik bir hastalıktır. KF’li hastalar, büyüme-gelişmelerinin izlenmesi, ilaç tedavilerinin buna göre düzenlenmesi, oluşabilecek organ işlev bozukluklarının erken saptanması ve gerekli müdahalelerin yapılması için düzenli aralıklarla kontrollere çağrılırlar.

  • Menenjit aşıları

    Yılda Meningeokok ( N.Menenjitis ) vakaların insidansı 443 vaka, bunların %10-30 ölümcüldür, %30-40 sekel bırakır. Bu bakteri sepsis ve menengit hastalığına neden olur, 13 tipi

    saptanmıştır. A C Y W B Z E H I K L D X

    Tek doğal kaynağı insandır. Dış ortamda çabuk ölür, insanda Orofarinx’te kolonize olup, 14-18 yaşlarda, erkeklerde, sosyoekonomik durum düşük bölgelerde artar. Bu kolonizasyon kısa sürelidir ( 0-2 ay ), temastan sonra ilk 10 gün riskli dönemdir ( sekresyonla yakın temas ). 2/100 000 olma ihtimalı var. Bebekler ilk 40 gün anneden dolayı korunmuşlardır.

    Risk Grupları:

    Yurt öğrencileri 14-18 yaş arası.

    0-5 yaş arası, 65 yaş üzeri

    Askerler

    Hacılar

    ÜSYE geçiriyorsa, sigara, afrika ziyareti, immun yetmezliği olanlar

    Aspleni, HİV varsa

    Belirtiler:

    Basmakla solmayan peteşiler, ateş, halsızlık, huzursuzluk.

    Tanı:

    Orofarinx’tan ve kandan kültür, gram boyama.

    Tedavi:

    Hemen yapılmalıdır, Hidrasyon, sedasyon, yatak başı 30-45 derece kaldır AB verilmelidir ( Rifa, Ceftriaxon, siprofoxasin ). Beyin ödemi varsa gereken tedavi, Tedaviden ilk 24 saat sonra bulaşıcılık riski kalkar.

    Komplikasyonlar:

    Çok, sağ kalanların yarısı sekelli olur. Bu nedenle erken teşhis edilmezse ölümle sonuçlanır.

    Korunma:

    N.menengitis’in serotip dağılımı çok değişiklik gösterir, Haç’ta mesela tüm serotipleri toplanır, en önemli 5 serotipten korunmak gerekir.

    Bunu da 2 aşı tipi ile gerçekleştirebiliriz:

    Menveo aşısı: A C Y W ‘den korur. 7. Ve 13. Ayda 2 doz. Veya 2 yaş üstü ise tek doz olarak uygulanabilmektedir.

    Bexero aşısı: 2 tip B‘den korur. 3.-5.- Ve 14. Ayda 3 doz. Veya 9. Ve 14. Ayda 2 doz olarak uygulanabilmektedir. 2 yaş üstü ise iki doz olarak, 2 ay ara ile uygulanabilmektedir.

    Piyasada başka ticari adlı aşılar da var, ama uygulama ayları ve dozları değişmektedir, buna istinaden ben ticari isim kullanmak zorunda kaldım.

    Koruyuculuk: %90 nin üstündedir, Koruma süresi 5-10 yıldır. 10 yılda bir tekrarı uygundur.

  • Sağlıklı çocuk beslenmesi

    Beslenme Biçimleri

    Doğal beslenme

    Yapay beslenme

    Karışık beslenme

    Doğal Beslenme : 0-6 ay arasında en ideal beslenme biçimi anne sütü ile beslenme (doğal beslenme ) dir. Bu dönemde anne sütü dışında su dahil hiçbir ek besin verilmemesi uygundur. Zira anne sütü D vitamini dışında bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir. ( Bu nedenle doğumdan itibaren bebeklere anne sütü dışında günde 400 ü D vit desteği sağlanmalıdır. ) Sadece anne sütü ile beslenme bir çok hastalığın görülme sıklığını azaltmakta ve beyin gelişimi daha iyi olmaktadır.
    Yaşamın ilk 2 yılı büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu en önemli dönemdir. Bu dönem için hayati faydaları bulunan anne sütü çok önemlidir. Dünya sağlık örgütü de bu nedenle anne sütü ile beslenmenin 2 yaşına kadar sürdürülmesini önermektedir.

    Yapay ve Karışık Beslenme : Anne sütü ile beslenmenin uygulanamadığı koşullarda inek sütünden imal edilmiş ve bileşimleri anne sütüne benzeyecek şekilde değiştirilmiş formül sütler (mama) kullanılabilir. Buna yapay beslenme denilmektedir. Anne sütü + formül süt ile beslenme de karışık beslenme olarak adlandırılmaktadır.

    Anne sütünün faydaları

    Anne sütü mamalara ve diğer besinlere göre daha kolay sindirilir.

    İçeriği sabit değildir. Annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin ihtiyaçlarına göre düzenlenir.

    İlk 7 günkü süt kolostrumdur. Protein, mineral ve vitaminlerden zengindir. Protein içeriğinde özellikle Ig A olmak üzere koruyucu antikorlar ve barsak epitelinin direncini artırıcı maddeler bulunur. 7-15 gün arası gelen süte geçiş sütü , 2 haftadan sonra oluşan süte ise olgun süt denir.

    Anne sütünün içeriği bebek emerken değişir. Emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan zengin ön süt, sonunda ise yağdan zengin son süt salgılanır.

    Anne sütündeki proteinlerin önemli bir kısmı bazıları antienfektif maddeler olan, ayrıca sindirimi kolay olan whey proteinleridir.

    Whey proteini anne sütünde inek sütünden daha fazla bulunur ve inek sütünde bol bulunan kazein proteinine göre daha kolay sindirilir.

    Anne sütünde bulunan yağlarda sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir dokusu gelişimi için çok gerekli olan esansiyel yağ asitleri anne sütünde inek sütünden 8 kat daha fazla bulunur.

    Anne sütü ile sağlanan çinko, demir gibi minerallerin bağırsaktan emilim oranları diğer sütlere kıyasla çok yüksektir. Anne sütünün toplam protein ve mineral içeriği inek sütüne göre daha düşüktür, ancak bu miktarlar bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir.

    Fazla protein ve minerallerin idrarla atılması gerektiğinden anne sütü ile beslenen bebeklerde böbreklerin yükü daha hafiftir.

    Anne sütü bebeğe yetiyor mu ?

    Kadınların % 99 unda süt üretme yetisi aynı anda 2 bebek büyütecek kadar fazladır.

    İlk emzirmelerde sütün hemen gelmemesi endişelenecek bir durum olmamalı, bebeğe başka besin verilmeden emzirmeye devam edilmelidir.

    Bebeğin ilk iki günlük enerji gereksinimi doğum öncesinde anne tarafından sağlanarak depo edilmiştir.

    Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Göğüsler dolu olmasa da doğumdan hemen sonra emzirmeye başlamak süt yapımının uyarılması ve devamı için gereklidir.

    Prolaktin salınımının artması için gece emzirmeler yararlı olmaktadır. Emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır.

    Süt yapımı annenin beslenmesinden etkilenmez. Yine meme başının çökük olması bebek doğru teknikle emerse sorun oluşturmaz.

    Annelerin çoğu değişik düşüncelerle sütlerinin bebekleri için yetersiz olduğu endişesine kapılmaktadırlar. Bu gerçekte yersiz bir kaygıdır. Aşağıdaki kriterlere bakarak sütün yeterli olup olmadığı anlaşılabilir.

    Anne sütünün yeterli olduğunu gösteren kriterler

    Günde en az 5-6 kez idrar yapması

    15. günde doğum kilosuna ulaşması (ilk hafta doğum kilosundan biraz kaybedebilirler.)

    Ayda en az 500-600 gr kilo alması

    Doğal beslenmede sorunlar

    Aşırı ağlama ( infantil kolik) : Sütün yetmediği şeklinde algılanabilir. Bebekler büyümenin hızlandığı 3., 6. ve 8. haftalarda daha fazla emmek isterler. Bu durumda çocuk ağlayarak açlığını belli edebilir. Anne bebeğini sık emzirirse süt yapımı en geç 72 saat içinde yeterli miktara ulaşır ve bebeğin emme ritmi eski düzene ulaşır.

    Yeterli kilo alamama : Emzirme tekniği düzeltilmeli, kısa ama sık aralıklarla emzirilmeli, bebek çok acıkmadan emzirilmeli, biberon veya emzik verilmemeli.

    Meme başı çatlakları : Aşırı ağrı nedeniyle emzirilemiyorsa memeler sağılarak boşaltılmalı
    Parasetamol gibi ağrı kesiciler kullanılmalı, meme başı kuru tutulmalı, her emzirmeden sonra az miktarda süt sıkılarak meme başına sürülmeli.

    Göğüslerde süt birikmesi : Emzirmeye geç başlanması, bebeğin memeyi iyi boşaltamaması, öğün aralarının uzun olması ya da öğün atlanması gibi durumlarda ortaya çıkar. Genellikle süt salgısının arttığı ilk günlerde görülür. Göğüsler aşırı gergin ve ağrılıdır. Mastitten farklı olarak kızarıklık yoktur. Nadiren hafif ateş olabilir. Emzirme tekniği kontrol edilmeli. Bebek emmekte zorlanıyorsa süt sağılarak memeler bir miktar boşaltılmalı. Emzirmeden önce sıcak kompres, sonra ise soğuk kompres uygulanmalıdır.

    Süt kanalında tıkanıklık: Tıkanmış kanal göğüste şişlik olarak ele gelir. Bazen kırmızı ve ağrılı olabilir.
    Sebepleri süt kanallarının tam boşalmaması, annenin dar veya çok geniş sütyen giymesi, yüzükoyun yatması, bebeğe ek besin başlanması veya hatalı emzirme tekniği olabilir. Emzirmeye daima şişliğin olduğu taraftan başlanmalı, göğüsler iyice boşaltılmalı ve şişliğin olduğu bölgeye sıcak kompresler uygulanmalı.

    Mastit: Meme başı çatlağı sonrası, tedavi edilmemiş süt kanalı tıkanıklığı ve göğüslerde süt birikmesi sonucu oluşabilir. Göğüsler şiş kızarık ve ağrılıdır. Halsizlik, üşüme, titreme ve ateş görülebilir. Tek veya iki taraflı olabilir. Bu durumda kesinlikle emzirmeye ara verilmemelidir. Sık emzirilmeli ve mastitli meme önce emzirilmeli, yaş sıcak pansuman uygulanmalı, anneye 24 saat kesin istirahat verilmeli, hafif analjezik (parasetamol kullanılmalı), sıvı alımı artırılmalı ve gerekirse antibiyotik kullanılmalıdır. Mastit sırasında bebeğin emzirilmesinde sakınca yoktur. Mastit sırasında göğüslerin boşaltılması meme apsesinin gelişmesini önlemek açısından çok önemlidir.

    Meme Apsesi: İyi tedavi edilmemiş mastite bağlı olarak ortaya çıkar. Acil tedavi edilmesi gereken ağrılı bir durumdur. Antibiyotik tedavisine ek olarak cerrahi drenaj yapılmalıdır. Emzirmeye her iki göğüste de devam etmenin hiçbir sakıncası yoktur ve mastitin tekrarlamaması ve emzirmenin başarı ile devamı açısından önemlidir. Anne ağrı nedeniyle emziremiyorsa göğüsler 3 saatte bir sağılmalıdır.

    Annede hastalık: Bir çok hasta anne bebeğini hiçbir sakınca olmadan emzirebilir. Örneğin üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren bir annenin bebeğini emzirmesinde hiçbir sakınca yoktur. Aksine bu hastalıkta vücudunda oluşan antikorları bebeğe vermesi açısından koruyucudur. İshal geçiren anne de bebeğini emzirebilir. Annenin hastaneye yatacak kadar ağır hasta olması veya bebek için sakıncalı ilaç alması durumunda emzirme sakıncalıdır. Tbc tedavisi gören annede balgam temizlenmiş ve evde tedavi dönemine geçilmiş ise emzirmesinde sakınca yoktur. Bu durumda bebek koruyucu tedaviye alınmalıdır. Hepatit B veya C enfeksiyonu geçiren anneler bebeklerini emzirebilir. Psikoz ve ağır depresyon durumlarında anne bebeğini emzirebilir ama bebeğe zarar verebilecek davranışlar açısından emzirmenin gözlem altında yapılmasında yarar vardır. HIV (+) annelerin emzirmeleri sakıncalı olabilir.!!

    Anneyle ilgili diğer durumlar: Lityum, kemoterapötik ilaçlar, radyoaktif maddeler ve ergotamin türevleri almakta olan annelerin emzirmeleri sakıncalıdır. Emziren kadınların OKS olarak sadece progesteron içeren hapları kullanmaları gerekmektedir. Gebelik ve menstrüasyon sırasında emzirmeye devam edilebilir.

    Bebekte hastalık: Galaktozemi dışında anne sütü ile beslenmenin kontrendike olduğu durum yoktur. Fenilketonüri hastalığı olan bebekler de kan fenilalanin düzeyleri kontrol edilerek anne sütü ile beslenebilirler. 1500 gr altında prematüre bebekler için anne sütü yeterli olmadığı için özel formüllerle desteklenmelidir. Bebekler ishal olduğunda anne sütü ile beslenmeye kesinlikle ara verilmemelidir. Aksine sık aralıklarla emzirme ishalin düzelmesine ve çocuğun dehidratasyondan korunmasına yardımcı olmaktadır.

    Anne sütünün saklanması : Sağılan sütler kapağı ve şişesi 5 k kaynatılmış cam kavanozlarda saklanmalıdır. Oda ısısında 6 saat, buzdolabı rafında 24 saat, derin dondurucuda 6 ay değerini kaybetmeden bekletilebilir. Bu sütler ben-mari yöntemi ile ısıtılmalıdır.

  • Anne sütü & emzirme

    Anne sütü bebeğin bağışıklık sistemini geliştirir.

    Emzirme annenin meme ve yumurtalık kanseri riskini azaltır

    Emen bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre IQ (zeka seviyesi) daha yüksektir

    Anne sütü bebeği ishal ve solunum yolu hastalıklarından korur

    Anne sütü bebekte alerjik hastalıkların görülme sıklığını azaltır.

    Anne Sütü Ne Zaman Başlanmalı ve Ne Kadar Sürdürülmelidir?

    Emzirmeye doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde başlanmalıdır.

    Erken emzirme, anne sütünün içerdiği kolostrum (ağız sütü) nedeni ile özellikle önemli ve yararlıdır

    Bebekler ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir

    Bebekler için ek besinlere 6 aydan sonra başlanmalıdır.

    Ek besinlerle birlikte emzirmeye 2 yaşa kadar devam edilmelidir

    Anne Sütünün Yetip Yetmediğini Nasıl Anlarız

    Eğer bebek 1 ayda en az 500 gr civarında kilo almışsa anne sütü yeterli demektir. Kesinlikle mama başlanmamalıdır.

    Eğer bebek 1 ayda 500 gr dan daha az kilo almışsa anne sütü yetersiz demektir. Mama başlanmadan önce emzirme ile ilgili sorunlar araştırılmalıdır.

    Bebek anne sütü ile beslense bile ilk 1 hafta doğum ağırlığından bir miktar kilo kaybedebilir.

    Yetersiz beslenen bir bebek günde 6 kereden az , koyu ve keskin kokulu idrar yapar.

    Az ve kuru dışkı çıkarılması bebeğin yeterli süt alamadığının işareti olabilir.

    Özgüven azlığı, kaygı, stres, emzirmeden hoşlanmama,bebeği kabullenememe, yorgunluk emzirmeyi ve anne sütü yapımını olumsuz etkileyen faktörlerdir.

    Annenin bebeğinin yeterince süt alamadığına inanmasının en sık nedenlerinden birisi onun ve ailenin bebeğin çok fazla ağladığını düşünmesidir. Oysa bir çok bebeğin aşırı ağlaması yetersiz beslendiğinin göstergesi değildir.

    Bebekler bazı zamanlarda büyüme hızında artışa bağlı (genellikle 2 haftalıkken, 5 haftalıkken ve 3 aylıkken ) daha çok acıkıp ağlamalarını artırabilirler. Bu durumda bu dönem geçene kadar bebek daha sık emzirilmelidir.

    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin annelerinin sütü bebekler için yeterlidir.

    İkiz bebeklere annelerinin sütü yeterlidir. Ek mamaya ihtiyaç yoktur.

    Sarılık Ve Anne Sütü

    Sarılık emzirmeyi kesmek veya ek besin vermek için bir neden değildir.

    Sarılığın ağırlaşmasını önlemek için daha fazla anne sütü verilmelidir.

    Sarılık, yeterli miktarda anne sütü almayan bebeklerde daha sık görülür ve daha şiddetli olur

    Kolostrum (ağız sütü) hafif müshil etki ile, mekonyumun (ilk günlerdeki bebek kakası) dışarı atılmasını kolaylaştırır, bilüribin (sarılığa neden olan madde) de böylece dışarı atılır

    Emzirme İle İlgili Yanlış Bilinenler

    Anne hastayken emziremez düşüncesi yanlıştır. Emzirme bebek veya anne hasta iken de sürdürülmelidir.

    Küçük memeli annelerin sütü az olur düşüncesi yanlıştır.

    Meme büyüklüğünün süt miktarıyla ilgisi yoktur.

    Annenin sütünün artması için alınan sıvının daha mutlaka süt olması gerekmez. Alınan sıvı miktarının artırılması ve sık emzirme süt üretimini arttırır.

    Estetik amaçlı silikon meme protezi konulmuş anneler emziremezler düşüncesi yanlıştır. Meme dokusunu bozmayan yöntemlerle yapılan ameliyatlar süt vermeyi engellemezler

    Spor yapan annelerin sütü azalmaz. Tersine süt veren annelere spor yapması önerilir.