Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Epilepsi ilk müdahale

    EPİLEPSİ NÖBETLERİNDE İLK YARDIM

    ·Halk arasında ‘sara hastalığı' olarak da bilinen epilepsi, kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğuna bağlıdır ve beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkan nöbetlerle seyreden bir hastalıktır.

    ·Çoğu epilepsi nöbeti birkaç saniye ile birkaç dakika arasında sürer. Tek bir nöbet görülebileceği gibi, nöbetler ardı ardına da gelişebilir.

    ·Bazı nöbet tiplerinde hasta ne olduğunun tam olarak farkında olabileceği gibi, bazı nöbet tiplerinde de tam bir bilinç kaybı görülebilir.

    ·Çoğu nöbet genellikle bir ya da iki dakika içerisinde sona erer ve acil servise gitmeyi gerektirmeyebilir.

    Sakin kalın. Korku ve endişe yardımcı olmayacaktır.

    Yerde yatan çocuğun başının ve boynunun altına yumuşak bir şey ile destekleyin. Ani hareketler olabileceğini göz önüne alarak çocuğun başını ve vücudunu tehlikeli eşyalardan (soba, masanın köşesi, ısıtıcı petekleri gibi) uzakta tutun .

    Nöbetin ne kadar sürdüğünü vücudun hangi bölümlerinde kasılma – titreme olduğuna dikkat edin.

    Üzerinde çocuğa sıkı gelen gömlek yakası, pantolon kemeri, gözlük kolye gibi elbise ve eşyaları mümkün olduğuncaüzerinden çıkarın (lensleri çıkartmaya çalışmayın).

    Nöbet sırasında bir çok hastanın solunumu yüzeyelleşerek durma atakları (apne) gelişir buna bağlı siyanoz (morarma) ortaya çıkabilir. Bu durum nöbetin pik yaptığı döneme denk gelir 1-2 dk içinde tekrar vücut pembeleşir ve düzensiz de olsa solunum tekrar başlar. Bu dönem uzun sürerse (çok nadir) mutlaka acil tıbbi destek alın.

    Hastanın ağzını açmaya, dilinin çıkartmaya çalışmayın. Bu eylem esnasında çocuğun dişlerini zedeleyebilir/ kırabilirsiniz. Nöbet esnasında çene kasları aşırı kasıldığından açmak çok zor olabilir. Nöbetin henüz başında ve ağzında bir şeyler varsa onu alabilirsiniz.

    Hastayı sol yanına yatırıp başınıda sola ve hafif arkaya çevirirseniz Bu sırada dil sola ve öne doğru gelecek, tükürük salgısı ağzın sol yanına birikecek böylelikle ağzın sağ tarafından bir hava yolu açmış olacağınızdan rahatlıkla akçiğerlere yeterli hava girişini sağlarsınız.

    Nöbet sonrası çocukta derin uykuya benzer bir dinlenme (postiktal) dönemi olur. Bu süre nöbetten nöbete değişmekle beraber 1-2 dk dan 2-4 saat kadar sürebilir. Bu dönemde hastayı uyandırmaya ayağa kaldırmaya çalışmayın dinlenmesi daha uygundur.

    Bu dönemde geçici görmeme, hafıza kaybı, konuşamama durumları olabilir. Kısa sürede çocuğunuz tekrar eski haline dönecektir. Nöbetler (epilepsi atakları) çocuğunuza kalıcı zarar vermesi beklenmez.

    Çocuk tam olarak kendine gelmeden yemesi için katı gida ilaç gibi şeyler vermeyin.

    Ambulans çağırmayı gerektiren durumlar şunlardır;

    ·Beş dakikadan daha uzun süren nöbet

    ·Hastanın epilepsisi olduğu bilinmiyorsa

    ·Yavaş düzelme, ikinci bir nöbet olmuş ya da hasta nöbet sonrası nefes almadan güçlük çekiyorsa

    ·Eğer hasta da herhangi bir yaralanma veya hastalık belirtisi varsa

  • Epilepsi (sara)

    AİLELER İÇİN SARA HASTALIĞI (EPİLEPSİ)

    yenebilirsiniz

    Beynimiz milyonlarca sinir hücresi ve bunları destekleyen hücrelerden oluşmuşlardır. Beynimizdeki hücreler birbirleri ile karmaşık elektriksel ve kimyasal maddeler vasıtası ile haberleşir ve istediğimiz doğrultuda hareket etmemizi sağlarlar. Normal şartlar altında belirli düzen ve koordinasyon ile çalışan bu hücrelerin bir kısmının normal aktivitesi dışında uyarılar göndermesi sonucu nöbet olarak tarif edilen ataklar meydana gelir. Anormal olarak çalışan bu yapının sorumlu olduğu görevle ilişikli bulgular ortaya çıkar. Örneğin sol kolumuzu kontrol eden hücrelerin anormal davranışları sonucu sol kolumuzda uyuşma (duyusal), karıncalanma, ritmik atımlar-kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu tür bilincin etkilenmediği nöbetlere fokal (basit) nöbet, bilincin etkilendiği tüm vücudun kasıldığı veya titremelerin ortaya çıktığı ataklara jeneralize nöbet olarak tanımlıyoruz. Bu tür tanımlamalar nöbetin nedenini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Birden fazla nöbetin tekrarladığı duruma epilepsi (Sara) hastalığı denir. Anne karnından başlayarak tüm yaşam boyunca görülebilir. Özellikle çocuk sinir sistemindeki özel durumlar nedeni ile çocuklarda daha sık gözükür.

    Beyindeki sinir hücrelerinin çalışmasını bozan/farklılaştıran her durum nöbete yol açabilir. (Kafa yaralanmaları, beyin felçleri, inme, menenjit, ensefalitgibi beyin iltihaplanması, yüksek ateş, bazı uayarıcı ilaçlar,zeka geriliğine yol açan hastalıklar, ailevi-kalıtsal hastalıklar gibi)

    Nöbetlerin büyük kısmı 2-5 dk kadar sürer nadiren 30dk uzun nöbetler olabilir bu duruma status epileptikus denir, yoğun bakım şartlarında takip edilmelidirler. Hayatı tehdit edici bir durumdur.

    Nöbetler çeşitli şekilde ortaya çıkmakla beraber temelde duyusal, motor, otonom ve psişik bulguların biri veya birden fazlasını içerebilirler. En sık karşılaştığımız ataklar jeneralize tonik klonik nöbetlerdir. Jeneralize tüm vücudun etkilendiği, yaygınlık durumudur. Tonik, etkilene bölgenin kasılması ile karakterizedir genellikle 10sn-2dk kadar surer. Kasılan bölge çene, boyun, boğaz bölgesi ise hastada kısa bir sure sonra nefes alamaya bağlı siyanoz (morarma) gelişir, beyne yeterince oksijen gidemediğinden sorunlu hücreler dahil tüm beyin fonksiyonlarında geçici bir kapanma olur, bu da nöbet olayını çoğunlukla sonlandırır, sonrasında klonik olarak tariflenen ritmik atımlar ortaya çıkabilir. Hastanın atımlar olan uzuvunun tutulması atımları durdurmaz, bu durum nöbet için tipiktir. Atımlar ve kasılmanın sonrasında vücütta bir gevşeme olur hasta derin bir uykuya geçer bu dönem (postiktal ) 5-10 dk ile 1-2 saat kadar sürebilir. Bir nevi dinlenme dönemidir. Sonrasında başağrısı, uyku isteği, mide bulantısı-kusma, konuşamama, görmeme, hafıza kaybı gibi birtakım bulgular ortaya çıkabilir. Bu durum tümü ile zararsız olup 2-4 saat içinde tümü ile düzelmesi beklenir.

    Nöbet kontrolü amacı ile kullanılan ilaçlara antiepileptik ilaçlar olarak tanımlanmıştır. Bu ilaçların hiç biri epilepsinin nedenini tedavi edemez, sadece nöbet oluşma ihtimalini azaltarak hastayı bu yönden korur. Yani bu ilaçlar semptomatik tedavi edicilerdir. Antiepileptik ilaçların geniş bir yan etki spekturumu vardır. Her nekadar uzun yıllar deneysel ve klinik çalışmalarda yan etkileri anlaşılmaya çalışılsada bir çok ilacın uzun dönem etkileri hala tam olarak bilinmemiş olabilir. Bu nedenlerden dolayı tüm dünyada çocuk nörologları mümkün olduğunca antiepileptic ilaç başlamamaya çalışırlar. Ancak nöbet sıklığı hastanın klinik durumu ve nöbetin yol açabileceğpi ikincil etkilerden dolayı gerekli durumlarda bir veya birden fazla ilaç tedaviye eklenebilmektedir. Genellikle ilk nöbette hastaya ilaç tedavisi başlanmaz. İlk nöbetten sonra nörolojik muayenesi ve EEG bulguları normal olan bir hastanın 6 ay içinde nöbet tekrarı ihtimali %40 olarak kabul edilmeltedir. Ancak bu dönemde 2. bir nöbet geçirilmiş ise %70 oranında, yakın bir zamanda 3. bir nöbet geçirilebileceği bilinmelidir. (Aynı gün içinde geçirilen birden fazla nöbet tek nöbet olarak kabul edilmektedir.) Hastaların büyük bölümüne EEG bulguları, kraniyal görüntüleme, elektrolitleri ve nöbet tarifine göre düşük dozda başlanılarak yavaşca arttırılan antiepileptik ilaç tedavisi verilir. Bazı durumlarda hekimin kararı ile ilaç başlamadan birden fazla nöbet izleyebileceği gibi (febril konvulsiyon, rolandik epilepsy, yenidoğan nöbetlerinin bir kısmı, vb) ilk nöbet ile de ilaç başlanılabileceği (status epileptikus ) bilinmelidir. Başlanılan ilk ilacın nöbet kontrolünü sağlaması için uygun dozda, uygun yoldan verilmesi çok önemlidir. Ilaçın etkisiz olduğunu söylemek için kandaki ilaç düzeyinin toksik sınırın hemen altına kadar arttırmak gerekebilir. Birinci tercih edilen ilaç etkisiz olduğu kabül edilir ise yeni ilaç başlanır. Bu dönemde eski ilacı kesmek gerekir. Çoklu tedavi yarardan çok yan etkilerin bir birini tetiklemesine bağlı ciddi sorunlara yol açabilir. Tek ilacın nöbet kontrülü %60-70 oaranında sağladığı, ikinci ilacın ve üçüncü ilacın bu oranın üzerine ancak %5-10 katkı sağlayabileceği bilinmelidir. Tedaviye dirençli hastaların (2 antiepileptik tedaviye rağmen nöbetlerin sıklıkla devam etmesi) epilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, vagus sinir stimulasyonu açısından değerlendirilmesi uygun olur.

  • Şişman çocuk, sağlıklı çocuk değildir !

    Geçen yüzyılın sonu itibarı ile bu “milenyumun” başından beri son 30-40 yıldır gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde şişmanlık topumun her kademesinde hem sayısal hem de derece olarak artmaktadır. Çocukluk ve ergenlik döneminde de bu artışın daha hızlı bir şekilde olması çeşitli tedbirler alınmasını zorunlu hale getirmiştir. Çocukluk dönemindeki şişmanlık sorunları erişkin hayata yansımakta, getirdiği birçok sağlık sorunları ile hayatın en verimli olabilecek döneminde karşılaşmak hayat kalitesini kötü etkilemektedir. Hem kendisine hem de topluma zararlı olmaktadır. Bu yüzden “Şişmanlık sigaradan daha tehlikeli olduğu ileri sürülmüş, aids'ten daha tehlikeli bulunmuş ve zaman zaman “çağın vebası” olarak nitelendirilmiştir. Maalesef bir tarafta yetersiz beslenme hatta açlıkla mücadele eden milyonlarca aç çocuk, diğer yanda modern hayat tarzının yansıması olarak bilinçsizce, dengesiz ve sağlıksız beslenme sonucu salgın bir hastalık halini alan şişmanlık sorunu giderek artmaktadır.

    Yapılan birçok çalışmanın sonuçlarına göre yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum, biyolojik faktörler, beslenme alışkanlıkları ve özellikle fiziksel aktivite azlığı şişmanlıktan sorumlu gösterilmiştir. Günümüz çocuklarının enerji yoğunluğu yüksek (yağ, şeker içeriği yüksek, lif içeriği düşük) besinleri ve şekerli içecekleri daha fazla tükettikleri ve daha az hareket ettikleri, dolayısıyla şişmanladıkları ortadadır. Damar hastalıkları, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kas-iskelet sistemi hastalıkları, uyku ve solunum bozuklukları oluşturarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şişmanlık sadece kişiye özgü bir rahatsızlık olarak kalmayıp, ülke ekonomisine de olumsuz yönde etki eden bir problemdir.

    Biz ilkokul sıralarında iken koca okulda parmakla gösterilecek kadar az sayıda,bir iki “şişko” arkadaşımız bulunurdu ve okul idaresi, ya da ailelerimiz bize o arkadaşlarımızla “şişko” diyerek alay etmememizi tembihlerlerdi.Bundan 30-40 yıl önce şişmanlıkiyi beslenme, güç, refah, sağlık ve itibar göstergesi sayılırdı ve alay etmek bir tür zenginlikle alay etmek sayılırdı. Yıllar sonra bu tabiri kullanmak serbest ve teşvik edilir oldu. Çünkü Şişmanlık, yani şişkoluk artık itibarlı bir durum olmaktan çıktı ve tehlikeli bir sağlık sorunu olmaya başladı. Şişman çocukların sınıf arkadaşlarının eğlence konusu oldukları, oyun arkadaşı olarak tercih edilmedikleri, yarışmalara katılamadıkları bu nedenle sosyal yaşamlarının olumsuz etkilendiği, öz güvenlerinin az olduğu ve özellikle şişman kızlar arasında depresyonun yaygın olduğu bildirilmiştir.

    Hastanede pediatri polikliniklerinde boy-kilo standart çizelgelerine göre dikkat edilse % 30'a yakını ya aşırı kilo ya da “obez” olduğu tespit edilebilmektedir. Bu sorun özellikle ekonomik gelişme basamaklarında yukarı doğru tırmanan ülkelerde, eğitime yeteri kadar zaman ayırmayan toplumlarda bilinçsizce yeme ve içme alışkanlıklarının gelenekselden uzaklaşması ve abur cubur tabir edilen beslenme şekline kayması ile okul çocuklarında oran daha da artmaktadır. Ailelerde “biz zamanında bulup yiyemedik çocuklarımız yesin!” anlayışının üstesinden gelinmedikçe bu sorun artarak devam edecektir.Bunun üstesinden gelebilmek için “Dumansız Hava Sahası” kampanyalarında olduğu gibi toplu bir şekilde eğitim ve kanuni düzenlemelerle kampanyaları başlatıp sürdürmek gerekir. Bir zamanlar sigara içmek gençler arasında itibarlı, kendine güven göstergesi iken bu gün sigara içen toplum dışına itilmektedir. Bu da gösteriyor ki kampanyalar iyi yürütülürse sonuç almak mümkün olabilmektedir. Son yıllarda, geç kalmak pahasına da olsa, Dünya Sağlık Örgütü'nün öncülüğünde birçok ülkede sağlıklı beslenme ve fiziksel akitivite alışkanlığı ile aktif bir yaşam biçimini benimsemeyi ve bu yolla şişmanlıktan korunmayı amaçlayan önlemler başlatılmıştır.

    Dünya Sağlık Örgütü şişmanlığı “sağlığı bozacak şekilde yağ dokularında anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlamıştır. Erkeklerde yağ dokusu oranın %25, kadınlarda ise %30'un üzerine çıkması durumunda şişmanlık gelişmektedir. Vücutta aşırı yağ depolanması ile ortaya çıkan şişmanlık, çocuklarda fiziksel ve ruhsal sorunlara sebep olan bir enerji metabolizması bozukluğudur.

    Şişmanlığı belirlemek için birçok yöntem olmasına rağmen çocuklarda Beden Kitle İndeksi (BKİ) kullanılmaktadır. BKİ, bireyin vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m) karesine (BKI= kg/m2) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. Oluşturulan persentil çizelgelerinde BKİ'nin yaşa ve cinsiyete göre 95.persentilin üstünde olması Şişmanlık, 85.persentilin üstünde olması ise aşırı kilolu olarak değerlendirilmektedir.

    ŞİŞMANLIK NASIL OLUŞUR?

    Çocukluk ve ergenlik dönemindeki şişmanlık nadiren bir hastalığa bağlı olarak gelişmektedir. Hemen akla gelenin aksine hormon bozukluğu ya da genetik hastalıklara bağlı şişmanlık vakaların %10'unu geçmemektedir. Tüm dünyada özellikle çocukluk çağı şişmanlığındaki artışın sadece genetik yapıdaki değişikliklerle açıklanamayacak derecede hızlı olması nedeniyle, şişmanlığın oluşumunda çevresel faktörlerin rolünün ön planda olduğu kabul edilmektedir. Aşırı kilolu olma bir enerji dengesizliğidir. Alınan enerji ile harcanan enerji arasında bir dengesizlik olduğunda şişmanlık görülüyor. Genellikle aşırı yemek yeme, sebze tüketmeme, fiziksel aktivite yapmama ve fastfood beslenmeyi bir alışkanlık haline getirme ile ortaya çıkmaktadır. Okul öncesi dönemde çocukların beslenmelerinde başkasına bağımlı olması şişmanlığın sorumlusunun anne, baba, aile yakınları özellikle anneanne-babaanneler ya da bakıcılarıdır. Beslenmeleri incelendiğinde şişman çocukların şekerleme, çikolata, cips, bisküvi, hazır meyve suları gibi besleyici değeri düşük enerji değeri yüksek besinleri sık tükettiği saptanmıştır. Şişmanlık probleminin çocukların çok fazla televizyon izlemeleri(günde 3-5 saat) sonucunda hareketsiz kalmalarına ve televizyonda gördükleri besin değeri düşük ama yağ oranı fazla olan besinlere özenmeleri ve bunları sık sık tüketmelerine de bağlanıyor.

    HANGİ YAŞLAR RİSKLİ DÖNEMLERDİR?

    Çocuk doğduktan sonraki ilk yıl içerisinde yağ hücrelerinin büyüklükleri yaklaşık iki kat artmaktadır. Ancak bu dönemdeki yağlanmada artış ileriki dönemde oluşabilecek şişmanlık için iyi bir gösterge değildir. Çocukluk yaş grubunun şişmanlığın ileriki yıllarda görülmesi açısından en önemli dönemi 4–11 yaşlarıdır. Buna ek olarak ergenlik dönemi dediğimiz 13–18 yaş arası da erişkin döneme geçişte yağlanmanın hızlandığı dönemdir. Çocukluk dönemindeki şişmanlığın her zaman mutlak şekilde erişkin dönemde de şişmanlıkla sonuçlanacağı beklenmez.

    Şişmanlığın Tedavisi

    Şişmanlığın tedavisi, bireyin kararlılığı ve etkin olarak katılımını gerektiren, tedavisi zorunlu, uzun ve süreklilik arz eden bir süreçtir. Oluşumunda pek çok faktörün etkili olması, bu hastalığın önlenmesi ve tedavisini son derece güç ve karmaşık hale getirmektedir.

    Şişmanlık tedavisinde amaç, gerçekçi bir kilo kaybı hedeflenerek, şişmanlığın hastalık oluşturma ve hasta bırakma risklerini azaltmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Vücut ağırlığının 6 aylık dönemde %10 azalması, şişmanlığın yol açtığı sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli yarar sağlamaktadır.

    Şişmanlık tedavisinde anne-babaların da dahil edildiği daha çok kişisel ya da grup tedavileri ile tıbbi beslenme, fiziksel aktivite ve davranış değişikliğine yönelik ayrı ayrı ya da birlikte programlar uygulanmakta, psikolojik tedaviler yapılmakta, sayıları az da olsa kamplar düzenlenmektedir. Daha ötesi erişkinlere olduğu gibi, çocuklara da sıkı diyet ve egzersiz programları, hatta ilaç reçeteleri uygulanmakta, akupunktur yapılmakta, cerrahi yöntemlere bile başvurulmaktadır.

    Kronik bir hastalık olarak tanımlanan şişmanlığın tedavisi, diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi zor ve zaman alıcıdır. Buna karşın büyüyen-gelişen çocukların tedavisi, erişkinlerden daha kolaydır. Tedavi, yaşa uygun beslenme, fiziksel aktivite ve davranış değişikliği programlarını içeren multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir. Böyle bir yaklaşımla, sağlıklı ve kalıcı bir yaşam biçiminin benimsenmesi hedeflenir.

    İki yaşın altındaki çocuklara, büyüme ve gelişmenin erken yaşlarda olumsuz etkilenmemesi için, hiçbir şekilde zayıflatıcı tedavi (diyet) önerilmez. Zaman içinde, yeterli ve dengeli bir beslenme alışkanlığına sahip olması sağlanır. Bebeklik döneminde;0-6 ay tek başına anne sütü ile beslenmeye özen gösterilmelidir. Anne sütü alan bir bebeğin aşırı kilo alıyor olması ilerde şişman olacağını göstermez. Anne sütünün yokluğunda, uygun bir hazır mama seçilmeli ve normal konsantrasyonda hazırlanmalıdır. Uygun hazırlamak için su ve mama ölçeğine dikkat edilmelidir. Susuzluğu gidermek için meyve suyu, süt, vb. içecekler yerine su tercih edilmeli, Süt, yoğurt, meyve suyu gibi besinlere şeker, reçel, pekmez, bal ve/veya bisküvi ilave edilmemeli, Ek besinlere 6. aydan sonra başlanmalı, Uzun süreli biberon kullanımından kaçınılmalı, biberon yerine 6-8. aydan itibaren kaşık, bardak benzeri gereçler kullanılmalıdır.

    İki-yedi yaş arası çocuklarda, yaşa uygun sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite esas alınarak, ağırlık artışı durdurulur. Yedi yaşın üstündeki tüm şişman çocuklara (Beden Kitle İndeksi 95. persentilin üstü), dikkatli bir izlemle zayıflama diyetleri/programları da önerilmektedir. Ancak, DSÖ, zayıflama diyetlerinin ciddi/ağır şişmanlara ya da hipertansiyon, hiperlipidemi, hiperinsülinemi gibi komplikasyonları olanlara uygulanmasını önermektedir. Ağırlık kaybı şişmanlığın derecesine göre 1-3 kg/ay şeklinde belirtilmektedir.

    Şişmanlığın önlenmesi açısından okullar çok önemlidir. Çünkü çocuklar, özellikle de özel okullarda okuyan çocuklar, günün önemli bir kısmını okulda geçirirler. Bu nedenle okullar, sağlıklı bir yaşam için yalnızca eğitimin geliştirilmesi değil, beslenme ve fiziksel aktivite konularında da olumlu değişikliklerin yapılabileceği, geliştirilebileceği ortamlardır.

    Günümüz koşullarında, özellikle büyük şehirlerde, yeşil alanların azalması, yeterli oyun alanlarının bulunmaması, sokakların güvenli olmaması, annelerin çalışıyor olması gibi nedenlerle çocuklar kapalı alanlara hapsedilmekte, televizyon ya da bilgisayara mecbur edilmektedir. Bir sokak ötede bile olsa okullara servis araçları ile gidilmesi, anadolu liseleri-kolejler ve üniversite giriş sınavları için dersanelerde ya da özel derslerde oturarak hızla zaman geçirilmesi, beden eğitimi derslerinin test çözümlerine ayrılması, ailenin egzersiz yapma alışkanlığının olmaması, merdiven yerine asansör kullanılması, çocuklarda hareketsizliğe, dolayısıyla şişmanlığa neden olmaktadır. Bunların önlenmesi ile aşırı kilo alımı tedavi aşamasına gelmeden önlenecektir.

    Bütün bu çabalara karşın, çocuklarda şişmanlığın tedavisi yüz güldürücü değildir. Kısa vadeli çalışmalarda, iyimser sonuçlar alınıyor gibi gözükse de genellikle başarısızdır. Tedavinin uzun süreli yararlarına ilişkin çalışmalar çok azdır. Bu nedenle şişman çocuklar yaşamlarına, çoğunlukla şişman ergenler ve erişkinler olarak devam etmektedirler. Bu durum ise, bir yandan ekonomik giderlere yansırken, diğer yandan çocuğun ve ailenin ümitsizliğe düşmesine ve psikolojik yükünün artmasına neden olmaktadır.

    Beslenmede değişiklikler yaparak çocuklarda şişmanlığı tedavi etmek, kolay gibi gözükmektedir. Oysa pratikte oldukça güç bir iştir. Çocuklar arkadaşlarından ya da ailenin diğer üyelerinden kendilerini ayrı tutan bir beslenme/diyet programına uymayı zor ve itici bulurlar. Uysalar hile aile çevresinden güçlü desteğe gereksinim duyarlar. Daha ötesi anne ve babası yemek alışkanlıklarını değiştirmekte isteksiz olan çocuğun kendisinin, yemek alışkanlıklarını değiştirmesini beklemek anlamsızdır.

    Çocukların pek çoğu beslenme konusunda kendi tercihlerini yapabilir. Anne-babalar bu durumu negatif etkiledikleri, özellikle de zayıflama programları boyunca aşırı kontrollü davrandıkları bildirilmektedir. Örneğin, beslenme konusunda, çocuklarına sağlıklı besinler yerine tatsız-tuzsuz seçenekler sunmak, hatta biraz daha ileri giderek yasakçı davranmak, mutfak kapısını kilitlemek, bazen de sebze yemeğini bitirmeleri halinde, çocuklarını sevdikleri bir başka besinle ödüllendirmek gibi hatalı davranış sergiledikleri belirtilmektedir.

    Sonuç olarak, tüm dünyada bulaşıcı hastalık şeklinde artan çocuklarda şişmanlığın önlenebilmesi için bebeklikten itibaren yaşa uygun sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivitenin benimsendiği bir yaşam biçimine sahip olunmalıdır. Ne yazık ki, çocuklar ve anne-babaların ortaklığıyla aile içinde alınan tedbirlerle ya da yalnızca okulda alınan önlemlerle, bu hedefe ulaşmak mümkün değildir. Hedefe ulaşmak, ancak çocuklar, anne-babalar, aile çevresi, okullar, yerel yönetimler. hükümetler, sivil toplum örgütleri, özel sektör, medya, uluslararası kuruluşlar arasında bir ortaklıktan oluşan, kapsamlı bir ortaklık ya da eylem planı ile olasıdır.

  • Fleksibl bronkoskopi nedir?

    Fleksibl Bronkoskopi Nedir?

    FleksiblBronkoskopihava yollarının incelenmesinde kullanılan bir tanı yöntemdir. Fleksibl bronkoskopi basitçeucunda ışık olan ince bir borudur ( 2.5-3.0 mm) ve çocuğun hava yollarının incelenmesine, gerekli durumlarda balgam örneği alınarak bazı tahlillerin yapılmasına olanak sağlar.

    Hangi Çocuklara Fleksibl Bronkoskopi Yapılır?

    Çocuklar sıklıkla solunum problemleri nedeni ile çocuk göğüs hastalıkları doktorlarına başvururlar ve çeşitli tedaviler alırlar.

    Uygulanan tedavilere rağmen yeterli iyileşmenin olmadığı özellikle de doğumundan itibaren şikayetleri olan çocuklarda bazen ileri tetkiklerin yapılması gerekebilir ve fleksibl bronkoskopi bu ileri tetiklerden biridir.

    ·Tekrarlayan zatürreleri olan

    ·Zatürre olduktan sonra 1 ay içinde şikayetleri ya da akciğer filmi düzelmeyen

    ·Tüberküloz şüphesi olan

    ·Doğumdan itibaren düzelmeyen hırıltı , öksürük gibi solunum sorunları olan hastalardahava yollarında doğumsal bir anomaliyi araştırmak amacı ile

    ·Hava yollarına yabancı bir cisim kaçma şüphesi olan çocuklar

    ·Bağışıklık sisteminde bozukluk olan ve zatüre şüphesi olan çocuklardahangi mikrobu zatüreye yol açtığını bulabilmekve nasıl tedavi edeceğimizi planlamak için fleksibl bronkoskopi yapılması gerekebilir.

    Fleksibl Bronkoskopi öncesinde yapılması gerekenler nelerdir?

    İşlem sırasında çocuğun kusup mide içeriğinin akciğerlere kaçmaması için fleksibl bronkoskopi öncesinde çocuğun yaşına göre en az 6- 8 saat süre ile aç olması gerekir.

    İşlem öncesinde hastaya damar yolu açılır ve hava yolundan bazı ilaçlar verilir.

    Fleksibl Bronkoskopi nasıl yapılır?

    İşlem hastane şartlarında ve bronkoskopi odasında gerçekleştirilir.

    Fleksibl bronkoskopi ile burundan girilir ve hem üst hemde alt hava yolları incelenir. Aslında Fleksibl bronkoskopi ile hava yollarının incelenmesi ve balgam örneğinin alınması 2-3 dakikalık bir işlemdir. Bununla birlikte hastanın damar yolunun açılması , nefes yolundan ilaçların verilmesi hastanın ilaçlar ile hafif uyutulması ve ardından uyandırılması ile birlikte hastanın en az 3-4 saat hastanede kalması gerekir.

    Fleksibl Bronkoskopi sonrasıçocuk eve gidebilir mi?

    Hasta ancak tamamı ile uyandıktan ve beslenmeye başladıktan sonra eve gönderilebilir.

    Çok küçük ve solunum bulguları ağır olan çocukların işlem sonrası24 saat süre ile hastanede kalarak gözetim altında tutulmaları gerekebilir.

    Fleksibl Bronkoskopi sırasında en sık yaşanabileceksorun burun kanamasıdır. Bazen işlemsırasında özellikleufak bebeklerde kısa süreli oksijen desteğivermek gerekebilir

  • Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik fibrozis nasıl bir hastalıktır ve hangi bulgular ile ortaya çıkar?

    Kistik Fibrozis, genetik bir hastalıktır. Otozomal resesif denilen bir genetik geçiş vardır yanihastalık çocuğa sadeceanneden ya da babadan geçmez. Hem anneden hem de babadan gelen genlerin birleşmesi ile çocukta hastalık oluşur. Kistik Fibrozislikişilerde vücudumuzdaki tüm salgı bezlerinde su ve elektrolitgeçişlerinden sorumlu olan bir protein yeterli miktarda bulunmaz ya da çalışmaz. Sonuç olarak salgı bezlerindeki ( ter bezleri, hava yollarında, safra kanallarında vb) sekresyonlar koyudur ve tıkaçlar oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastalarda hayat kalitesini ve süresini etkileyen en önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Hastalar yeni doğan döneminden itibaren tekrarlayanve tedavilere iyi cevap vermeyen öksürük, hırıltı, zatürre ya daastım benzeri bulgular ile başvurabilir.

    Pankreasta sekresyonların koyu olması nedeni ile oluşan tıkaçlar nedeni ile hastaların yaklaşık % 85'inde pankreatik yetersizlik vardır. Yani bu hastalar aldıkları besinleri enzim yetersizliği nedeni ile yeterince sindiremezler ve bu hastalarda çok miktarda yağlı pis kokulu dışkılama ortaya çıkar ve büyüme gelişme geriliği oluşur.

    Kistik Fibrozisli hastaların % 10 kadarında doğumda dışkılamanın gecikmesi ya da olmaması ile ortaya çıkan barsak tıkanıklığı ( Mekonyum İleusu) ortaya çıkar. Bazı yenidoğanlarda uzamış sarılık ortaya çıkabilir.

    Yani yeterince kilo alamayan,diğer çocuklardan daha sık ve ağır solunum yolu enfeksiyonları geçiren çocuklarda kistik fibrozis düşünülmesive araştırılması gereken bir hastalıktır.

    Özellikle anne -baba arasında akraba evliliği olan ve kardeş ölüm öyküsü olan çocuklardakistik fibrozis ayırıcı tanıda düşünülmesi gerekir

    Kistik Fibrozis Tanısı nasıl Konur?

    Vücuttaki bütün salgı bezlerinde su ve tuz dengesinde bozukluk olduğundan bahsetmiştik. Bu hastaların teri diğer çocuklardan daha tuzlu olur aileler çoğu kez bunu ifade edebilirler. ‘ Öpünce terin tuzlu olması' aslında çok eski çağlardan Hipokrat zamanından itibaren tanımlanmış bir bulgudur

    Ter testi hastalığın tanısında altın standarttır.

    Çok basit ve ağrısız bir şekilde ( çocuğun koluna takılan küçük saat gibi bir cihaz ile ) ter toplanır ve toplanan terdeki tuz miktarı ölçülür. Bu tuz miktarının testin yapıldığı yönteme göre belirlenmiş değerlerin üzerinde olması ile Kistik Fibrozis tanısı konur

    Ülkemizde Kistik Fibrozis Hastalığının sıklığı nedir?

    Kuzey Ameirka'da ve Avrupa'da hastalığın sıklığı 1/ 2500 civarındadır. Ülkemizde kesin sıklığı bilinmemektedir. Bununla birlikte 1/ 3000- 1/ 4000 civarında olduğu düşünülmektedir. Bu sıklığa göre ülkemizde çok daha fazla sayıda hasta olması beklenirkendeğişik merkezlerde takip edilen hasta sayısının 1500 civarında olduğu bilinmektedir ki bu durum aslında çok sayıda çocuk ya da erişkinhastanın tanı almadığı ya da yanlış tanılar ile takip edildiği ve etkili bir tedavi almadığını düşündürmektedir.

    Kistik Fibrozis Nasıl Tedavi Edilir?

    Kistik Fibrozisli hastalardakien önemli bulgular solunum sistemi ile ilgilidir. Bu neden ile bu hastalarda solunum sistemi tedavileri çok önemlidir. Tedavinin ana prensipleri şu şekilde sıralanabilir

    1-Hava yollarındaki koyu yapışkan sekresyonların temizlenebilmesi için solunum fizyoterapisi uygulanmalıdır. Solunum fizyoterapisi farklı teknikler ile yapılabilir ,nefes egzersizleri, perküsyon , vibrasyon gibi yöntemlerin yanı sıra yardımcı cihazlar ile uygulanabilir. ( Flutter, vest vb) Solunum fizyoterapisinin hastanın en iyi olduğu zamanlarda bile günde en az iki kez yapılması gerekir. Eğer hastanın öksürük ve balgamında artış var ise günde en az 3-4 kez uygulanmalıdır.

    2-Enfeksiyonların erken ve etkili tedavisi: Kistik Fibrozisli hastalarda hava yollarındaki koyu ve yapışkan sekresyonlara bazı mikroplar yerleşirve öküsürük, balgam tekrarlayan zatürre gibi bulgulara neden olur. Bu hastalardaözellikle öksürük ve balgamın arttığı dönemlerde ağızdan ya da damar yolu ile verilen antibiotiklerin kulanılması çok önemlidir. Uzun süreli bazı mikropların hava yollarına yerleşmesi durumunda nefes yolundan bazı koruyucu antibiotikler uzun süreli olarak kullanılabilir.

    Bu hastalarda koyu , yapışkan balgamındaha kolay çıkarılmasına yardımcı olmak amacı ile balgamındaha az yapışkan hale getiren ve nefes yolundan kullanılan (Hipertoniksaline, Pulmosyme®) bazı ilaç tedavileri de mevcuttur

    3-Her kronik ve uzun süreli hastalıkta olduğu gibi beslenme çok önemlidir. Özellikle enzim yetersizliği nedeni ile büyüme ve gelişmeningeri olduğu hastalarda iyi beslenme ve enzim desteklerinin ( Creon®) her yemek ile alınması, gerekli vitamin desteklerinin ( ADEK vitaminleri)yapılmasıgereklidir

    Kistik Fibrozis Hastalığının Tedavisi var mıdır?

    Kistik Fibrozsi geetik bir hastalıktır ve kesin tedavisi mümkün değildir. Ne yazık ki tüm gelişmeler ve daha etkin tedaviler bulma çabalarına rağmen halen hayat süresini kısaltan bir hastalıktır.

    Dahadetaylı bilgi için Kistik Fibrozisli hastalar için hazırladığımız Kistik Fibrozis Aile Rehberine başvurabilirsiniz

  • Prematüre (erken doğan) bebeklerde yaşanan akciğer sorunları

    PREMATÜRE (ERKEN DOĞAN) BEBEKLERDE YAŞANAN AKCİĞER SORUNLARI

    Kronik Akciğer Hastalığı Nedir? Erken doğan her çocukta olur mu?

    Erken doğan bebekler başta akciğer sorunları olmak üzere birçok farklı sağlık sorunu ile karşı karşıya kalırlar. Bebek ne kadar erken doğdu ise bu sorunların sıklığı ve şiddeti o kadar fazladır.

    Yenidoğanın Kronik Akciğer Hastalığı (Bronkopulmoner displazi) doğumdan sonra bebeğin oksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi olarak tanımlanmaktadır. Kronik akciğer hastalığı gelişme sıklığı <1000 gr doğan bebeklerde % 30, 501- 750 gr doğan bebeklerde ise %52 dolaylarındadır.

    Bebeklerin erken doğması en çok akciğerleri etkilemekle birlikte bu çocuklarda çoğu kez kalp, beslenme, ve nörolojik gelişim ile ilgili sorunlarda otaya çıkar ve bu sorunlar birbirini de etkiler.

    Hastalığın değişik şiddet dereceleri var mıdır?

    HafifAkciğer Hastalığı : Bebeğinhastanede yattığı dönemde (doğumdan sonra 36. haftaya kadar) oksijen ihtiyacının devam etmesine rağmen çıkışta oda havasında oksijeni normal olan ve eve giderken oksijen ya da solunum desteği ihtiyacı olmayan bebekler

    Orta Akciğer Hastalığı: Oda havasındabebeğinOksijeni düşüktür , oksijeni normal değerlerde tutabilmek için az miktarda oksijen desteğine ihtiyaç gösterir ( % 30'dan az). Bazı bebeklerevde oksijeni devamlıkullanırken bazıları ise sadece geceleri ya da beslenme sırasındakullanır

    Ağır BPD: Oda havasında oksijen değerlerini normal olabilmesi için % 30'dan daha fazla oksijene ya da bazı cihazlar ile solunum desteği ihtiyacı olan bebeklerdir

    Bebek eve giderken dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Kronik akciğer hastalığı olan bir bebek eve gönderilmeden önce değerlendirilmesi gereken önemli noktalar şunlardır

    • Bebeğin uyku sırasında, dinlenme esnasında, beslenme sırasında oksijen ihtiyacı olup olmadığı belirlenmelidir. Bazı bebeklerin eve oksijen ile gitmeleri gerekir.Bazı bbeklerin her zaman bazılarının ise sadece uyku ya da beslenme sırasında oksijjen desteğine ihtiyacı vardır
    • Eğer bebeğin solunumunda zaman zaman durmalar (Apne) var ise eve gitmeden önce bunun mutlaka kontrol altına alınması gerekir.Bu durumda kullanılan bazı ilaö tedavilerine ek olarak çok riskli durumlarda evde izlem için monitörlerin sağlanması uygun olacaktır
    • Hastanın yeterli kilo almaya başlamış olması önemlidir
    • Ağızdan yeterince beslenemeyen hastalarda burundan ya da mideden beslenebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekebilir.
    • Eve gönderilmesi planlanan hastalarda ailenin evde hastaya verebileceği bakımın değerlendirilmesi de önemlidir. Aile yapısı, ailenin bebeğin bakımı ve tedavinin sağlanmasına yönelik performansı, sağlık sigortası, ailenin yaşadığı bölgenin sağlık kuruluşuna ve hastaneye olan yakınlığı gibi bir çok faktör bebek eve gönderilmeden önce dikkatle değerlendirilmelidir.
    • Çocuğun bakımı ile ilgilenecek olan kişilere çocuğun bakımı, beslenmesi, kullanmakta olduğu ilaçlar, enfeksiyon kontrol önlemleri, bebeğin rengi, solunum şekli, ısı, nabız, solunum sayısı gibi bulguların takibi için gerekli eğitim verilmelidir.
    • Ailenin acil durumlarda yapılması gerekenler ile ilgili bilgilendirilmesi ve yeniden canlandırma eğitimi alması gerekmektedir.

    Tekrar hastaneye yatmaları gerekir mi?

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebekler tüm bu önlemler rağmen özellikle hayatın ilk iki yılında sıklıkla zatüre, bronşiolit gibi solunum sistemi hastalıkları nedeni ile tekrar hastane yatışına ihtiyaç duyarlar.Tekrar hastaneye yatış ihtiyacı evde oksijen kullanan ve ağır akciğer hastalığı olan bebeklerde daha fazladır

    Solunum yolu enfeksiyonlarından nasıl koruyalım?

    RSV virüsü bu bebeklerde hastane yatışlarının önemli bir sebebidir ve gerekli durumlarda RSV enfeksiyonundan korunmak için çocuklara kış boyunca aylık olarak yapılan bazı ilaçların (Palivizumab) kullanımı önerilmektedir

    RSV dışında ,Adenovirus, İnfluenza AB gibi ( grip etkenleri) de bu çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir.

    Bu bebeklerde mevsimsel grip (İnfluenza) salgınları hayatı tehdit edecek kadar ciddi durumlarayol açabilir.

    Bu neden ile bebek 6 aydan büyük ise grip aşısının yapılması, 6 aydan küçük ise de evde bebek ile teması olan kişilerin grip aşısı yaptırmaları önerilmektedir

    Tekrarlayan hırıltı atakları olur mu?

    Erken doğan çocuklarda özellikle hayatın ilk iki yılında acil servise başvuruya neden olan hırıltı ataklarına sıklıkla rastlanır. Bu bebekler acil servise öksürük hırıltı nefes darlığı şikayetleri ile başvurduklarında astımlı hastalara benzer şekilde nefes yolundan verilen ilaçlar ile tedavi edilirler.

    Reflü olur mu? Beslenmede dikkat etmemiz gerekenler nelerdir?

    BPD li bebeklerde değişik çalışmalarda % 18.4 ile % 63 arasında reflü ( besinlerin ve mide içeriğinin mideden yemek borusuna geri kaçışı) sıklığı bildirilmiştir.Bu bebeklerde reflü zaten var olan solunum şikayetlerini arttırabilir

    Erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan bebeklerde emme yetersiz olabilir ve emme/yutma arasında koordinasyon bozukluğu bulunabilir. Bu durumun erken dönemde tanınması ve tedavisinin planlanması hem beslenme ve büyümenin devamı hem de akciğer sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir.

    Reflüyü önlemek için aileye basit bazı öneriler verilir

    • Yatış pozisyonu önemlidir ,bebeğin başı ile gövdesi arasında 45 derece açı olması gerekir.
    • Bebeğin az az ve sık olarak beslenmesi uygun olacaktır,
    • Gerkli durumlarda Reflü için bazı ilaç tedavileri önerilebilir
    • Alınan her türlü önleme ve yoğun ilaç tedavisine rağmen şiddetli reflü bulguları devam eden, ve solunum bulguları belirgin olanaz sayıda hastada reflü cerrahi olaraktedavi edilebilir.

    Kalp sorunları olur mu?

    Büyüme gelişmesi yavaş olan ve uzamış oksijen ihtiyacı olan bebekler mutlaka kardiyolojik açıdan değerlendirilmelidir.

    Sonuç olarak erken doğan ve kronik akciğer hastalığı olan (doğumdan sonra bebeğinoksijen ihtiyacının son adet tarihine göre 36. haftadan sonra devam etmesi) bebekler özellikle hayatın ilk yıllarında bronşit,zatüre, hırıltı atakları vb gibi hastalıklar ile acile başvurabilir. Hastanın değerlendirilmesi sebebin bulunması ve en kısa sürede gerekli tedavilerin planlanması önemlidir.

  • Çocuklarda hava yollarına yabancı cisim aspirasyonu

    Yabancı cisim Aspirasyonu nedir?

    Çocuğun oynarken ya da yemek yer iken nefes borusuna yabancı bir cisimin kaçmasıdır

    Hangi yaş grubundaki çocuklar hava yollarına yabancı cisim kaçması açısından daha fazla risk grubundadır? Neden?

    ·Yabancı cisim aspirasyonunun en sık olduğu yaş grubu 1 ila 3 yaş arası çocuklardır

    ·Yiyeceklerin çocukların ağızlarına büyük parçalar halinde verilmesi,

    ·Yiyeceklerin uygun olmayan şekilde hazırlanması ( Örneğin tavuk çorbası içen 9 aylık bir çocuğun hava yollarından tavuk kemiği çıkabiliyor)

    ·Hava yollarına kaçmaya uyguncisimlerin çocukların etrafında bulunması.

    ·Bu yaş grubu çocuklar çevrelerindeki objeleri sıklıkla ağızlarına alırlar, ağızlarında yiyecek ya da başka bir cisim varken konuşurlar, koşarlar, gülerler veya ağlarlar.

    ·Hava yollarına yabancı bir cisim m kaçması erkek çocuklarındakız çocuklarına oranla daha fazla görülmektedir. Bu durumu erkek çocukların kızlara göre daha aktif olmalarına bağlanmaktadır.

    En sık hangi maddeler hava yollarına kaçar?

    ·Hava yollarına en sık kaçan maddeler yiyeceklerdir. Fındık, çekirdek, fıstık, küçük şekerler, ceviz, elma, havuç, sosis, üzüm gibi

    ·Cismin küçük, kaygan yüzeyli, yuvarlak ya da silendirik şekilli olması hava yollarına kaçma riskini arttırır.

    Hava yollarına Yabancı cisim kaçan çocuklarda nasıl şikayetler ortaya çıkar?

    Bazı hastalar direkt hava yollarına yabancı bir cisim kaçması hikayesi ile gelirler.

    Ama hastaların önemli bir kısmında böyle bir hikaye olmaz ve çocuklar tekrarlayan ya da düzelmeyen öksürük, hırıltı, nefes darlığı , tekrarlayan bronşit ya da zatüre şikayetleri ile gelebilirler.

    Oynar iken ya da yemek yer iken ANİDEN başlayanöksürük, öğürme, boğulma, nefes alamama, hırıltı hava yoluna yabancı bir cisim kaçması için tipik hikayedir.

    Yabancı cisim Aspirasyonları Çoğu zaman geç tanı alır Neden?

    Ne yazık ki Yabancı cisim aspirasyonu olan çocukların %20-45'inin üç günden sonra tanı aldığı almaktadır.

    Geç tanı almalarının nedenleri

    Yabancı cisim aspirasyonuna ilişkin hikaye olmaması, çocuk cisimi aspire ettiğinde yanında kimse yoktur ve olay görülmemiştir

    Anne –babaların çocuğun şikayetlerini önemsememesi,

    Akciğer filminde belirgin bulgular olmayabilir hatta film normal olabilir

    Hasta farklı tanılar almış olabilir. Hastaların şikayetlerinin çok tipik olmaması nedeni ile özellikle net bir yabancı cisim aspirasyonu hikayesi olmayan çocuklar yanlış tanı alabilirler.Bronşit, tüberküloz, boğmaca, astım, krup en sıklıkla rastlanılan yanlış tanılardır

    Yabancı bir cismin hava yolarına kaçması tehlikeli midir?

    Yabancı bir cisimin hava yollarına kaçmasıçocuğun hayatını kaybetmesi ile sonuçlanabilir Ne yazık ki hava yollarına yabancı cisim kaçanların % 0 ila 1.5'nda ölüm olabilmektedir.

    Yabancı cisim hava yolunda nereye yerleşir?

    ·Yabancı cisimler solunum yollarında burundan hava yollarının en uç noktasına kadar her yere yerleşebilir. Bununla birlikte çoğu kez en büyük hava yollarında bulunur

    Bir Yabancı cisim aspirasyonuna tanık olduğumuzda ne yapmalıyız?

    Eğer yabancı bir cismin çocuğunuzun akciğerlerine kaçtığından şüpheleniyor iseniz en kısa zamanda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.

    Eğer yabancı cismin hava yollarına kaçmasını takiben nefes kesilmesi, morarma gibi hava yollarının tamamen tıkandığını düşündüren bulgular var ise hemen bazı manevraların yapılması gerekir.

    Heimlich manevrası uygulanmalıdır (Şekil1a-b). Bu manevra bir yaşından büyük çocuklar için tavsiye edilir. Bir yaşından küçük çocuklar için ise göğüs ve sırta arka arkaya yapılan vuruşlar uygulanmalıdır.

    Yabancı bir cismin hava yoluna kaçtığında şüpheleniyor iseniz yapılmaması gerekenler nelerdir?

    Yabancı cisimigörmeden körlemesine parmak ile çıkarmaya çalışmak uygun değildir.

    Hatta çok tehlikelidir. Bu sırada hava yolu tamamen tıkanarak daha da köt, bir durum oluşabilir.

    Yabancı cisim Hava yollarından nasıl çıkarılır?

    Hava yollarına yabancı bir cisim kaçtığı düşünülen çocuklara mümkün olan en kısa zamanda rijid bronkoskopi işlemi uygulanarak hava yoları incelenmeli ve yabancı bir cisim var ise çıkarılmalıdır. Rijid Bronkoskopi basitçe içi boş bir borudur. Hava yollarının incelenmesine ve yabancı bir cisim var ise bu boru içinden geçirilerek kullanılan bazı cihazlar ile çıkarılmasına olanak sağlar.

    Yabancı cisim hava yollarından çıkarıldığında çocuğum hemen ve tamamen iyileşir mi?

    Yabancı cisim hemen fark edildi ve kısa sürede çıkarıldı ise cisiminçıkarılmasını takiben bir çok çocuktatüm şikayetler ortadankalkar.

    Fakat yabancı cisimin uzun süre tanı almadan kaldığı ( özelikle 3 günden sonra) gecikilmiş vakalarda cisim çıkarıldıktan sonra da bazı çocuklarda öksürük, hırıltı gibi astım benzerişikayetler görülebilir

    Yabancı cisim Aspirasyonundan Korunmak için Neler Yapabiliriz?

    En etkin Tedavi Korunmadır!

    Altı ay- üç yaş arası çocuklar objeleri sıklıkla ağızlarına koyarlar ve bu durum YCA riskini arttırır.

    Üç yaşından küçük çocuklarda dişler tamamlanmamıştırbuneden ile özellikle aspire edilmesi kolay olan üzüm, sosis, havuç gibi besinler uygun şekilde hazırlanmadan verilmemelidir.

    Çocuğun uygun şekilde çiğnemesi, yutabilmesi ve konsantre olabilmesi için yemek sırasında rahatsız edilmemelidir.

    Çocuklar oyun süresince gözlenmeli, ağızlarında çeşitli objeler ya da yemek varken koşmalarına izin verilmemelidir

    İlk 3 yaştaki çocukların ulaşabileceği yerlerde ağızlarına atıp hava yollarına kaçabilecek cisimlerin olmaması, küçük parçalar içeren oyuncakların bu yaş grubu çocuklardan uzak tutulmaları alınabilecek diğer önlemlerdir.

    YCA'larının önlenebilmesi amacı ile özellikle ebeveynlerin eğitimi içinprogramlar düzenlenmeli, aspire edilme olasılığı bulunan oyuncaklar üzerine mutlaka uyarı etiketleri yerleştirilmelidir.

  • Gaz sancısı (infantil kolik)

    İnfantil kolik nedir?

    Sağlıklı bir bebekte günde 3 saat civarında, haftada en az 3 gün ve yaklaşık 3-6 hafta süren sebebi belli olmayan ve aileyi rahatsız edecek düzeydeki periyodik ağlamalardır. Genellikle geceleri yüzde kızarma, ayaklarını karnına çekme ile birlikte çığlık atarcasına ağlama başlar ve aralıklı olarak gelip giden tarzda 2-3 saat kadar sürebilir. Gaz çıkartmakla ağrı hafifleyebilir. Kolik genellikle yaşamın ilk veya ikinci haftasında başlar. Altıncı haftada şiddetlenir. 2-3. ayda kendiliğinden kesilir

    İnfantil kolik neden meydana gelmektedir?

    Yıllardır bu soruya cevap aranmasına rağmen nedeni tam olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte bazı teoriler oluşturulmuştur. En çok suçlanan da, bebeklerin henüz gelişmemiş sindirim sistemidir.

    İnfantil Koliğin beslenmeyle olan ilişkisi nedir?

    Kolık gerek anne sütü ile beslenen gerekse mama ile beslenen bebeklerde görülebilir. Biberon yada anne sütüyle beslenirken bebeğin hava yutmaması gerekir. Biberon alıyorsa biberonu yatay değil dik tutun bebeğe sadece mama gitsin. Anne sütü ile besleniyorsa meme başını etrafındaki kahverengi alanla birlikte olabildiğince bebeğin ağzının içine almasını sağlayın. Hızlı emen bebekler daha çok hava yuttuğunda gazı fazla olur.

    Öneriler:

    Bebiğiniz ağlıyorsa;

    • Acıkmış olabilir
    • Aç olmadığı halde emmek isteyebilir
    • Kucağa alınmak isteyebilir
    • Yorulmuştur dinlenmek/uyumak isteyebilir
    • Uykusu gelmiştir

    Peki ne yapmalısınız;

    • Kucağa alın güven hissi verin
    • Ritmik olarak sallayınız
    • Karnına sıcak havlu ile masaj yapın
    • Arabayla kısa bir gezintiye çıkmak faydalı olabilir.
    • Sıcak banyo, rezene, papatya, anoson çayı da faydalı olabilir.
    • Bunların dışında ilaçla tedavi için doktora danışılmalıdır.

    İnfantil kolik tedavi edilmezse nasıl sonuçlar meydana gelir?

    Kesin bir tedavisi yoktur. Ağır infantil koliği olanların ileride sindirim sistemi ve kişilik açısından sorunlar gösterdiğini belirten çalışmalar vardır. Huzurluk, uyku sorunları, hazımsızlık ve spastik kolon hastalığı yaygın olduğu bulunmuştur.

  • Çocuklarda anemi ( kansızlık )

    Anemi periferik kandaki hemoglobin kitlesinin veya hemoglobin konsantrasyonunun normalin altında olmasıdır.Hemoglobin ve hematokrit değerlerinin yaşa göre farklılık göstermesi pediatrik yaş grubunda çok önemlidir. Bu nedenle anemili bir çocuğu değerlendirirken yaşa göre saptanmış Hb ve Htc normal değerlerinin göz önüne alınması gerekir(labratuvar normal sonuçları genelde yetişkinler için oluşturulmuştur)

    SOLUK ÇOCUKTA HANGİ HASTALIKLAR OLABİLİR?

    1.Anemiler

    2.Sistemik hastalıklar

    3.Ödemle seyreden hastalıklar

    4.Normal çocuk

    ANEMİNİN SINIFLANDIRILMASI

    Çocukluk çağı anemileri nedenlerine veya eritrosit büyüklüklerine göre sınıflanabilir

    Etkili eritrosit(alyuvar-kırmızı kan hücresi) yapımının yokluğu

    1.Kemik iliği yetersizliği

    2.Eritropoetin (kan yapımını uyaran madde)yapımının azalması

    3.Eritrosit olgunlaşma bozuklukları

    Hemolitik Anemiler(alyuvarların bazı kalıtsal nedenlerle parçalanması)

    Kan Kaybı(kaza,mide-barsak hastalıkları,parazitler,inek sütü alerjisi,böbrek taşı,vs)

    ANEMİ TANISINDA ÖYKÜ

    Vücudun telafi edici yeteneklerine bağlı olarak kronik anemili bir hasta aynı hemoglobin değerine sahip akut (ani gelişen) anemili bir hasta kadar belirti vermeyebilir.Daha önce saptanmış anemi atakları kalıtsal anemilerden birini, daha önce kan sayımları normal bir hastada ilk defa ortaya çıkan bir anemi ise yeni bir nedeni düşündürür.

    Başlama zamanı, aile öyküsü, ayrıca doğum öyküsü ve yenidoğan dönemin ayrıntılı öyküsü önemlidir.Kalıtsal bir sebep söz konusu ise anemi çoğunlukla çocukluk çağında başlarAneminin sık görülen semptomları huzursuzluk, çarpıntı, ve cilt rengindeki solukluktur. Anemik bebekler aşırı ağlama ve iştahsızlık ile gelebilirler. Tersine kronik anemili hastalar ise kompanse edebilirler ve anlamlı şikayetleri olmayabilir

    Mide-barsak yolundan kanama olup olmadığı çocuğun kakasının renginde değişikliğe, kakada kan görülmesine, barsak hareketlerinin durumuna, kabızlık veya ishal olup olmadığına dair sorular sorularak hekim tarafından durum anlaşılabilirAdet gören kız çocukları farkında olmadan fazla kan kaybediyor olabilirler. Bu nedenle mensturasyonun süresi, kanamanın miktarı ve sıklığına dair bilgi edinilmelidir

    Diyetteki demir, folik asit ve B12 miktarı kansızlıkta oldukça önemlidir. Çocuğun ne tür yiyeceklerle beslendiği, mama alıyorsa demir destekli olup olmadığı, yanlız anne sütünü ne kadar süre aldığı, ek gıdalara başlama zamanı ve gıdaların içeriği mutlaka iyice sorgulanmalıdır . Ek olarak günde ne kadar inek sütü aldığı ve toprak-yün-buz yeme öyküsü de göz önüne alınmalıdır.

    Annenin ve bebeğin kan grupları, kan değişimi veya anne karnında bebeğe kan transfüzyonu, doğumdan hemen sonraki dönemde ortaya çıkan anemi teşhis için önemli ip uçlarıdır.Bebeğin kaç haftalıkken doğduğu önemlidir zira prematüre(erken doğan)bebekler demir veye vitamin E eksikliğine bağlı olarak anemiye girebilirler. Sarılık olması ve fototerapi gereksinimi ailesel bir hemolitik anemiye işaret edebilir.

    Ailede herhangi bir anemi öyküsü derinliğine araştırılmalıdır.Sarılık, safra taşları ve dalak büyümesi olan aile bireyleri saptanmalıdır. Safra kesesi ve dalağı alınmış aile fertlerinin olup olmadığının bilinmesi ailesel hemolitik anemili diğer kişilerin açığa çıkarılmasına yardım eder. Irk ve etnik köken de ayırıcı tanıda önemlidir. Örneğin talasemi sendromları Akdeniz ve güneydoğu Asya kökenlilerde daha sıktır.

    TEDAVİ: Nedene yöneliktir.

    Demir,B 12 veya folik asit eksikliği varsa ilaç tedavisi uygulanır ve çocuğun beslenmesi düzenlenir..Mide-barsak hastalığı,alerji,adet kanamasında problem,barsak paraziti varsa önce bunlara yönelik tedaviler uygulanır.Hemolitik kansızlıkta biraz daha karmaşık tedaviler gerekebilir.

  • Prematüre ( erken doğan ) bebekler

    Normal hamilelik süreci olan 40 hafta tamamlanmadan, 37 haftadan önce doğan bebekler prematüre bebek olarak adlandırılırlar.

    Prematüre bebekler gebelik yaşına göre 3’e ayrılır:

    -ileri derecede (24-31 hafta)

    -orta derecede (32-35 hafta)

    -sınırda (36-37 hafta)

    Doğum ağırlıklarına göre de 3’e ayrılır:

    -Düşük doğum ağırlığı : Bebeğin 2500 gr.dan az olması
    -Çok düşük doğum ağırlığı : Bebeğin 1500 gr.dan az olması.
    -Aşırı düşük doğum ağırlığı: Bebeğin 1000 gr.dan az olması

    PREMATÜRE BEBEĞİN ÖZELLİKLERİ

    • Prematüre bebeğin cildi şeffaf görünümdedir.

    • Damarları cildinin üzerinden rahatlıkla görülebilir.

    • Yağ dokusu yeterince gelişmediği için cilt gevşek ve üstünde yumuşak tüyler vardır.

    • Vücut sıvıları daha fazla, glikojen ve yağ dokuları daha azdır. Kahverengi yağ dokusu gelişmediğinden kendi ısısını koruma yeteneği de yoktur. İşte bu nedenle kuvözde bakılmaları gerekir.

    • Cinsiyet organları da normal doğan diğer bebeklere göre farklılık ortaya çıkıyor. Erkeklerde testislerin torbaya inmeme ihtimali de yüksektir.

    • Kas ve sinir gelişimini de tamamlayamadığından çeşitli refleksler (emme, yakalama, irkilme)zayıftır.

    Prematüre doğuma neden olabilen etmenler ;

    Anneye ait nedenler :

    • Önceki doğumda preterm doğum öyküsü

    • Malnütrisyon

    • Uterus anomalileri

    • Anne yaşının 16’dan küçük, 35’den yüksek olması

    • Annenin kalp hastalığı

    • Sık doğum

    • Enfeksiyon

    • Travma

    • Hipertansiyon

    • Sigara, alkol

    • Fazla aktivite

    • Düşük sosyoekonomik düzey

    • Stres

    Bebeğe ait nedenler :

    • Çoğul gebelikler

    • Kromozom anomlileri

    • Amnion sıvısının fazla oluşu

    • Konjenital kızamıkçık

    SADECE ANNE SÜTÜ İLE BESLENME PRETERM BEBEKLERDE NEDEN BAZEN ZORDUR ?

    • Memeyi güçlü ememezler

    • Anne sütünün sağladığı besinlerden daha fazla besine ihtiyaçları vardır

    • Annelerin yeterli süt sağmaları güç olabilir….??!!

    • Aylarca haftalarca sağılmış anne sütü alması gerekebilir

    • Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğrudan memeden emme başarısı çalışmalarda düşük bulunmuş (%15-20)

    • 34 haftaya kadar emme-yutma-nefes alma senkronizasyonunu sağlayamayabilirler

    • Apne ve gastroösafagial reflu sorun yaratabilir

    İşte bu yüzden;..Prematüre bebekler etkin emmeye başladığında bile sık sık va uzun süreli duraksayabilir. ..4-5 kez emip 4-5 dakikaya kadar ara verebilir. Memeden bebeği hemen çekmemek gerekir. Tekrar emmeye başlaması için memede tutmak gerekir. Bu süre bazen bir saati bulabilir.

    Prematüre Bebeğin Annesine Emzirme Desteği Sağlanmalıdır

    .Hastanede, olabildiğince erken kanguru bakımı, anne-bebek tensel teması teşvik edilmeli

    . Hasta ve preterm bir bebeği olan annenin endişeleri ve psikolojik durumu da göz önüne

    alınmalıdır.

    . Prematüre bebeğin pozisyon ve memeyi kavraması deneyimli bir emzirme danışmanı tarafından aralıklı olarak değerlendirilmelidir.

    . Meme başı sorunları yönünden anne izlenmelidir.

    Doğum sonrası anne sütünü 3 saatte bir sağmalı (24 saatte en az 8 sağma seansı)

    Anneye etkin süt sağma yöntemleri ve aletleri anlatılıp gösterilmelidir

    Tensel Temas (Kanguru Yöntemi):Anne bebegi çıplak olararak göğsüne yaslar

    Annenin sıcaklığı bebeği sıcak tutar

    Bebek ısınmak için fazladan enerji kullanmaz

    Bebeğin dolaşım ve solunum sistemleri daha iyi çalışır

    Bebek daha huzurludur ve daha iyi uyur

    Emzirme işi daha kolay başarılır

    Prematüre bir bebeği izleyen ekipte kimler olmalıdır?

    Neonatolog(yenidoğan uzmanı)

    Pediatrik nörolog

    Pediatrik klinik psikolog

    Pediatrik odyolog(işitme uzmanı)

    Pediatrik fizyoterapist

    Pediyatrik konuşma terapisti

    Yüksek riskli bebeklerde deneyimli beslenme uzmanı

    Sosyal hizmet uzmanı

    Çocuk gelişimi eğitimcisi

    Değerlendirme Dönemleri

    • Prematüre bebekler yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edildikten sonra ilk olarak 7-10 gün sonra kontrol edilmelidir. Değerlendirme dönemleri düzeltilmiş yaşa (postkonsepsiyonel 40 haftaya) göre belirlenmelidir.

    • Üç yaşından sonra düzeltilmiş yaşın kullanılmasına gerek yoktur. İdeal bir izlem şeması şu şekilde olmalıdır:

    • Taburcu olduktan 7-10 gün sonra

    • Düzeltilmiş 40 hafta- 3 ay- 6 ay- 12 ay- 18ay, 24 ay

    • Kronolojik 3 yaş, 4 yaş, 5 yaş, 8 yaş, 12 yaş, 14 yaş, 16 yaş

    İZLEM

    Fiziksel ve nörogelişimsel izlem diye iki başlık altında toplanır

    Fiziksel İzlem: İşitme, görme ve büyümeyi içerir.

    Nörogelişimsel izlem :Kaba motor hareketler, ince motor hareketler, dil gelişimi ve sosyal gelişmenin değerlendirildiği, dört ana alanda yapılır.

    Prematüre bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edilme zamanı önemli bir konudur.

    Hastaneden erken çıkma bebek ile anne arasındaki bağı kuvvetlendireceği gibi bebeğin gelişeceği çevrenin düzenlenmesi, hastane enfeksiyonlarının önlenmesi ve hastane masraflarının azaltılması yönünden de faydalıdır.

    Buna karşılık hastaneden erken çıkma; bebeğin genel durumunun bozulmasına ve tekrar hastaneye yatırılması gereksinimine yol açabilir ve bu durum bebeğe olduğu kadar aileye de ilave bir stres kaynağı olur.

    Prematüre doğan bebeklerin ebeveynleri, bebek taburcu olup eve geldikten sonra 3 değişik dönemden geçerler.

    İlk döneme “öfori dönemi” denir ve evdeki ilk 6 haftalık süreyi kapsar. Bu dönemde ebeveynler anne-baba olmanın mutluluğunu yaşar ve çocuğun eve gelmiş olmasından dolayı sevinç içerisindedirler.

    İkinci dönem bir mutsuzluk dönemidir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu dönemde aile çocuklarının düşündüklerinden daha küçük olduğunun, gelişmesinin daha geri olduğunun farkına varır ve bu sorunlarla baş edemeyeceğini düşünerek endişelenir

    Son dönem kabullenme dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde anne ve baba, çocuklarını olduğu gibi ve hayatlarının doğal bir parçası olarak kabul etmeyi öğrenir ve normal hayatlarına döner. Çocuğun büyümesi ve gelişmesi normal veya çok hafif bir gelişme geriliği varsa, aile içindeki stres daha azdır ve normal hayata dönüş çok daha hızlı meydana gelir.

    Prematüre bebeğin büyümesinin izleminde düzeltilmiş yaş kullanılır

    (36 hft doğan bebek 1 ay,32 hft doğan ise 2 ay geriden hesaplanır)

    Prematüre bebeklerin

    • önce baş çevresi (ilk 6 ayda)

    • sonra ağırlığı (2-3 yaşta)

    • sonra da boyu (3-7 yaş)büyümeyi yakalar

    EVDE ENFEKSİYON KONTROLÜ

    Prematüre bebeklerin bağışıklık sistemleri tam olarak gelişmediği için her türlü enfeksiyona açıktırlar. Bu nedenle ziyaretçilere, özellikle okul çağı çocuklara kısıtlamalarda hassas davranılmalıdır. Odasında oyuncak bulundurulacak ise; oyuncakların yıkanabilen, toz tutmayan ve tüysüz olmasına dikkat