Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda tüberküloz

    Çocuklarda Tüberküloz

    Tüberküloz nasıl bir hastalıktır ? Sıklığı nedir?

    Tüm dünya da her yıl yaklaşık 8,4 milyon kişi tüberküloz hastalığına yakalanmakta ve 2 milyon insan ne yazık ki bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ülkemizde tüberküloz Afrika ya da Asya kıtasındaki kadar yaygın olmamak ile birlikte halen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Tüberküloz, en çok akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda hastalık yapabilir. Hastalık yayılır ise diğer organlara da zarar verebilir. Bununla birlikte birçok hastalıkta olduğu gibi erken ve uygun tedavi edilirse hastalar iyileşir

    Tüberküloz nasıl bulaşır ?
    Tüberküloz hastalığı, solunum yoluyla bulaşır. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması, konuşması ile solunum yolu salgıları damlacık şeklinde havaya atılır. İçinde tüberküloz mikrobunun bulunduğu bu damlacıkların solunması ile sağlıklı bireyler tüberküloz mikrobu ile tanışır biz buna enfeksiyon diyoruz. İyi haber mikropla tanışan her çocukta hastalık gelişmez.

    Veremli bir hasta ile sokakta, dolmuşta, lokantada kısa süreli bir karşılaşma ile çocukların mikrobu alma olasılığı çok düşüktür. Hastalığın bulaşması için genellikle verem hastası kişi ile uzun süre bir arada bulunmak gerekir. En çok hastanın aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarına bulaşma olur. Hasta olan kişi tedavi almaya başladıktan yaklaşık üç hafta sonra özel durumlar dışında bulaştırıcılık özelliği ortadan kalkar.

    Çocuklar özellikle ufak bebekler her konuda olduğu gibi bu konuda da biraz daha hassas. Mesela evde Tüberküloz hastası olan bir kişi var ise o evdeki herkes hastalanabilir ama özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda hastalık geliştirme riski erişkinlere göre çok daha yüksektir. Bir erişkinin mikrop ile temas ettiğinde hastalık geliştirme riski % 10 iken bir yaşın altındaki bir çocukta bu oran % 50 civarındadır.

    Tüberküloz hastasının yakın çevresindekiler ne yapmalıdır?
    Tüberküloz hastası ile temas halinde olan kişiler özellikle 15 yaşın altındaki çocuklar mutlaka Çocuk Göğüs Hastalıkları Doktoru ya da en Verem Savaş Dispanseri tarafından kontrol edilmelidir. Eğer yapılan testler ile çocuğun hasta olduğu anlaşılır ise genellikle 6, bazen 9 ay 3 ya da 4 ilaç ile tedavi edilmesi gerekir. Eğer hastalık yok ama sadece evdeki tüberkülozlu kişi ile temas söz konusu ise o zamanda çocuğun tüberküloz geliştirmesini engelleyebilmek için 6 ay süre koruyucu tedavi verilir.

    Verem aşısı yapılan bir çocuk verem olur mu?

    Verem aşısı (BCG aşısı) doğumdan sonra 2. ayda 1 kez uygulanır. Eskiden 3-4 doz verem aşısı uygulanırdı. Ülkemizde şu anda uygulanan Ulusal aşı programına göre verem aşısı sadece bir kez uygulanması öneriliyor tekrar edilmesine gerek yok. Ama ne yazık ki %100 koruyucu bir aşı değil BCG…

    Verem aşısı (BCG) tüberkülozun hayatı tehdit eden menenjit ( beyin zarı iltihabı) ya da kan ile yayılan ağır formlarına karşı % 90 ‘ a yakın bir koruma sağlar. Fakat. akciğer tüberkülozuna karşı koruyuculuğu sadece % 50'dir.

    Çocuklarda Tüberküloz hastalığının belirtileri nelerdir?

    Tüberkülozlu çocuklarda akşama doğru yükselen ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik olabilir. İki haftadan uzun süren öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, göğüste ağrı ve nefes darlığı da rastlanan bulgulardır.

    Tüberküloz hastalığında yakınmalar genellikle hafif başlar, yavaş ilerler bu neden ile doktora başvuru gecikebilir. Bu durum hastalığın daha çok yayılmasına neden olabilir.

    Çocukluk çağında tüberküloz tanısı nasıl konur ve tedavisi nasıldır?

    Çocuklarda tüberküloz tanısını koymak kolay değildir. Çocuklar erişkinler kadar kolay balgam çıkaramadıkları için genellikle hastanın, hikayesi, akciğer filmi ve tüberküloz cilt testi, bazı kan testleri , mide suyunun incelenmesi gibi laboratuar testlerinin sonuçları bir araya getirilerek tanı kesinleştirilmeye çalışılır.

    Hikayede çocuğun tüberkülozlu bir erişkinle teması olması da önemlidir. Bu neden ile Tüberküloz düşünülen çocukta mutlaka aile taraması yapılmalıdır. Bazen çocuk bir hastada veremden şüphelenip araştırmaya başladığımızda aynı evde yaşayan bir erişkinin anne, baba, büyükanne ya da bakıcının tüberküloz hastası olduğu ortaya çıkıyor.

    Tüberküloz hastası hastanede yatarak mı tedavi edilmelidir?
    Her hastanın mutlaka yatırılması gerekmez. Ancak genel durumu bozuk, yaygın hastalığı olan, aşırı kan tükürmesi olan, başka sağlık sorunları olan, tedaviye uyumsuz olan hastaların hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.

    Tüberküloz hastalığı iyileşir mi?
    Tüberküloz kesinlikle iyileşebilen bir hastalıktır. İlaçlarını önerilen şekilde aksatmadan, yeterli süre içen hastaların hemen hepsi başarıyla tedavi edilir. Bununla birlikte ilaçlarını düzenli kullanmayan hastalarda iyileşme olmaz

  • Hava nemlendiricileri gerekli midir?

    Hava Nemlendiricileri Gerekli midir?

    ‘Her çocuklu eve bir tane lazım mı? Bu cihazlar gerçekten işe yarıyor mu? Yoksa bize mi öyle geliyor? Hava nemlendiricilerinin zararlı etkileri olabilir mi?' İşte bu yazıda bu sorulara cevap vermeye çalışacağım.

    Hava nemlendiriceleri üst solunum yolu enfeksiyonlarında ya da bronşiolitte işe yarar mı?

    Bilimsel çalışmalara baktığınızda çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında hava nemlendiricilerin kullanımının işe yaradığını söylemek zor.

    Bronşiolitli bebeklerde , çocuklarda nefes borularında balgam ve spazm oluyor. Bu hastalarda nefes borularındaki spazmı giderici ilaçların yanı sıra, buhar tedavisi özellikle düşük gelirli ülkelerde halen yaygın olarak kullanılan kolay erişilebilir ve ucuz bir tedavi. Buhar tedavisinin bronşiolitli hastalarda hava yolarındaki balgamın temizlenmesine yardımcı olabileceği düşünülmüş. Ama çalışmalar bu hastalarda soğuk ya da sıcak buhar tedavisinin bir faydası olmadığını göstermiş ve rutin kullanımı önerilmiyor.

    Soğuk Buhar Krup enfeksiyonunda işe yarar mı?

    Çocuğunuz gecenin bir yarısı havlar gibi öksürmeye mi başladı? Muhtemelen krup denilen bir enfeksiyon geçiriyordur. Üst hava yollarında ses tellerimizin olduğu bölgede viral enfeksiyon nedeni ile oluşan şişlik (ödem) sonucunda bu bulgular ortaya çıkar. Buhar tedavisi özellikle soğuk buhar tedavisi, eskiden kruplu çocukların tedavisinde hastanelerde çok yaygın kullanılır evde de kullanılması önerilirdi. Ama yapılan çalışmalar krup tedavisinde buhar tedavisinin çocuğun şikayetleri üzerinde anlamlı bir iyileşmeye neden olmadığını göstermiş.

    Alt solunum yolu enfeksiyonlarında ( zatürre) tedavisinde soğuk ya da sıcak buhar tedavisinin yeri var mı?

    Bu konu ile ilgili de çok az sayıda çalışma var ve bu çalışmalar da diğer solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi zatürrede de hava nemlendiricilerinin pek de bir faydası olmadığını göstermiş.

    Hava nemlendiricileri ne işe yarayabilir ?

    Nem havadaki su buharı miktarıdır. Havadaki nem oranı mevsime, nerede yaşadığınıza ve hava koşullarına bağlıdır. Genellikle havadaki nem yaz aylarında yüksektir, kış aylarında düşüktür. İdeal olarak bir evde nem oranı % 30- 50 civarı olmalıdır. Her şeyde olduğu gibi havadaki nemin fazlası da azı da iyi değildir.

    Düşük nem deride kuruluğa yol açar burun ve boğazı rahatsız eder, gözlerin kaşınmasına yol açar. Evet teorik olarak hava nemlendiricileri burun ve sinusleredeki kuruluğun, üst solunum yolu tıkanıklığının giderilmesinde faydalı olabilir. Ama çocuğunuz hastalandığında bu cihazları kullanmanın bilimsel olarak kesin bir faydası yok.

    Ayrıca cihazları kullanır iken dikkatli olunması gerekir eğer nem düzeyi olması gerekenin üzerinde ise ya da hava nemlendirici cihazların bakımı gerektiği gibi yapılmıyor ise çocuğunuzu iyileştireceğine da ha da hasta olmasına neden olabilir.

    Soğuk ve sıcak buhar hava nemlendirme cihazları olmak üzere iki çeşit cihaz vardır. Soğuk buhar hava nemlendiricileri: Bu makinelerdeki buhar ısıtılmadığı için çocuğun suyun dökülmesi ya da yüzünü buhara yaklaştırdığında yanması gibi sorunlar olmaz. Ama soğuk buhar makinelerindeki en büyük sorun soğuk su bakteri ve küflerin üremesi için harika bir ortam oluşturmasıdır. Bu neden ile hava nemlendiricinin her gün önerilen şekilde su ve sabun ile yıkanması önerilmektedir. İyi temizlenmeyen cihazlar enfeksiyon kaynağı olabilir.

    Ayrıca soğuk buhar hava nemlendiricilerinin distile su kullanılması önerilmektedir. Musluk suyu eşitli mineralller içerir bu mineraller hava nemlendiricisinin içinde birikerek mikropların yerleşmesini kolaylaştırır. Buhar makinesi çalıştırıldığında bu mineraller mobilyalarınızın üzerinde beyaz toz şeklinde görebilirsiniz. Bu minerallerin solunması çocuklarda sorunlara yol açabilir.

    Sıcak Buhar hava nemlendiricleri: Bu cihazlarda bakteri ve küf üremesi daha zordur fakat yanık riski vardır.Bu neden ile özellikle küçük çocukların bulunduğu ortamlarda kullanılmaması önerilir.

    Hava nemlendiriciler zararlı olabilir mi?

    Ev içerisindeki fazla nem halılarda ya da ev içindeki başka alanlarda küf mantarlarının, zararlı bakterilerin ve ev tozu akarlarının üremesinde artışa neden olabilir.Özellikle astımı olan çocuklarda bu durum astım şikayetlerinin kötüleşmesine yol açabilir.

    Çocuğunuzun astımı yoksa bile eğer yeterince iyi temizlenmemiş ve havaya mikrop yayan bir buhar makinesi var ise cihazının kendisi üst solunum yolu enfeksiyonları benzeri şikayetlere hatta akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir.

    Özellikle yaz aylarında iç ortamdaki nemin yoğun olduğu zamanlarda nemi azaltmak için ne yapabiliriz?

    Havadaki fazla nemi alan cihazlar vardır, aslında bu cihazlar aynı klimalar gibi çalışır ama soğutucu etkisi yoktur. Özellikle bodrum katları gibi nemin önemli sorun olduğu alanlarda kullanılabilir. Nemi azaltmak için klima da kullanılabilir. Klimalar havayı ideal ve sağlıklı bir düzeye kadar kurutur.

  • Çocuklarda astım tedavisinde en sık yapılan yanlışlıklar

    ASTIM TEDAVİSİNDE EN SIK YAPILAN YANLIŞLIKLAR?

    TEDAVİ SÜRESİ İLE İLGİLİ YANLIŞLIKLAR

    ‘ Bu ilaçları ne kadar süre kullanacak?! ‘ Çocuk iyileşti ben de ilaçları hemen kestim' İşte bunlar bizim en çok duyduğumuz cümleler. Çocukluk çağı astımının tedavi süresi hastanın şikayetlerinin sıklığına ve şiddetine bağlıdır. Yılda bir kez şikayeti olan onun dışında hiç bir şikayeti olmayan bir çocuğun her gün ilaç kullanmasına gerek olmayabilir.

    Ama şikayetleri bir sezonda üçten fazla tekrarlayan, günlük aktivite ile solunum şikayetleri olan, şiddetli atakları olan hastaların şikayetler kontrol altına alınıncaya kadar düzenli tedavi kullanması gerekir.

    UYUM ÖNEMLİ BİR SORUN:HASTALAR VE AİLELERİ UZUN SÜRELİ TEDAVİLERİ DÜZENLİ KULLANMIYORLAR

    Aslında uzun süreli tedavileri kullanmak hiç kolay bir iş değil. Bu konu ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmış. Hastaların tedaviye uyumunun incelendiği çalışmalarda bile tedaviye başlandıktan bir süre sonra hastaların nerede ise % 50 sinin ilaçlarını kullanması gerektiği gibi kullanmadığı gösterilmiş. Uyumu arttırabilmek için mutlaka aile ve çocuk ile bu konuyu konuşmak , uyumu arttırabilecek yöntemleri bulmak gerekir.

    İLAÇLARIN YANLIŞ KULLANIMI

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların çoğu direkt nefes yoluna verilen ve çok az (mikrogram dozunda) etken madde içeren ilaçlardır, bunun da ancak % 10 kadarı akciğerlere ulaşır. Eğer bu ilaçlar ile kullanılan ara cihazlar ya da nefes tekniği ile ilgili sorun var ise çocuklar yeterli miktarda ilaç alamaz ve bir türlü iyileşmez. Bazen bana gelen hastalarda tek yaptığım şey hastanın ilacı doğru kullanmasını sağlamak oluyor.

    İLAÇLARIN YAN ETKİLERİNDEN OLAN KORKULAR….

    İşte bu korkular nedeni ile çoğu kez hastalar ilaçlarını almaları gerektiği gibi almıyor.

    İşte korktuğunuz sorular ve bilimsel cevapları.

    Astımlı çocuklar yaşıtlarından daha mı kısa olur?

    Öncelikle şunu unutmamak gerekir. İyi kontrol edimeyen uzun süreli bir hastalık çocuğunuzun büyümesini gelişmesini olumsuz etkiler. Ülkemizdeki astımlı hastaların çoğu hafif orta ağırlıktaki hastalar bu nedenle çok yüksek dozda ilaçlar ya da ağızdan kortizon kullanması gerekecek hastalar nerede ise yok denecek kadar az. Astımlı çocuklar genellikle ergenliğe yaşıtlarından biraz daha geç girerler ama erişkin boylarında anlamlı bir azalma olmaz. Özetle şunu söyleyebiliriz, boy kısalığından korkmayın ve bu neden ile çocuğunuza eziyet çektirmeyin

    Astım tedavisinde kullanılan ilaçların kemikler üzerine olumsuz etkileri var mıdır?

    Çocuklarda kalsiyum ve D vitamin içeren gıdalardan zengin beslenmenin öneminden hep bahsediyorum. Astım tedavisinde kullanılan ilaçları uzun dönem kullanan çocuklarda kemik yoğunluğu ya da kemik kırıkları üzerine olumsuz bir etki saptanmamıştır.Bu ilaçlar çok düşük dozlarda ve direkt olarak hava yollarına verildikleri için oradan emilip tüm vücut ile ilgili olarak kortizon içeren ilçalar ile ilgili duyduğunuz korkutucu yan etkilere yol açması mümkün değil.

    ‘Bu ilaçları kullanmaya başladık çocuk kilo aldı' Bu tedavinin yan etkisi midir?

    Çocuğunuzun kilo almasının nedeni muhtemelen artık öksürüğünün balgamının olmaması ve yaptığınız güzel börekler,pilavlardır. Çocuklar çoğu kez balgamlarını çıkaramadıkları için yutarlar , ve öksürükle birlikte kusarak bu balgamları çıkarırlar. Midesi balgamla dolu bir çocuğun iştahının çok iyi olmaması , bütün bu sıkıntılardan kurtulunca da kilo alması normaldir.

    Bu ilaçların çocuğumun gözlerine bir zararı olur mu?

    Bu sorunun cevabı da hayır. Yapılan çalışmalar inhaler ya da nebül ilaçların göz ile ilgili önemli bir yan etkiye yol açmadığını göstermiş. Ama ilçları uygular iken maskenin iyi oturması hem ilacın iyi alınması hem de ve gözün rahatsız olmaması için önemli.

    Bizim çocuk bu ilaçları aldıktan sonra çok huysuz oldu? Bu da mı tedavinin yan etkisi acaba?

    Benzer gözlemler nedeni ile uzun dönemde bu etkileri takip eden çalışmalar inhaler steroid dediğimiz astım tedavisinde en yaygın kullanılan ilaçlar ile hiperaktif davranış, saldırganlık, uykusuzluk, kon- santrasyon bozukluğu arasında bir ilişki olmadığını göstermişlerdir.

    Nefes yolundan kullanılan bu ialçalar ağızda mantar yapar mı?

    Bu nadir rastalanan bir sorundur. Genellikle ilacın uygun bir ara parça ile kullanmayan direkt ağıza sıkan ya da beraberinde antibiyotik kullanan hastalarda rastlanır. İlacın uygun kullanılması, ilaç kullanımı sonrası ağzın çalkalanması daha da iyisi dişlerin fırçalanması önemli. Eğer mantar oluşumu söz konusu ile aynı bebeklerde olduğu gibi bikarbonatlı sui le ağız temizliği öneriyoruz hastalarımıza.

    Nefes yolundan kullanılan ilaçlar diş çürüklerini arttırıyormuş doğru mu?

    Bu konu ile ilgili olarak Marmara Üniversitesinde Diş Hekimliği Fakültesi ile birlikte yaptığımız bir çalışma en önemli uluslararası tedavi rehberlerinde referans olarak kullanılan az sayıda çalışmadan biri. Bu ilaçlar ağız pH'ında azalmaya yol açabilir. Bu yemek sonrası dişleriniz fırçalamadan yatmak gibi bir şey. Bu neden ile mümkünse ilaçları kullandıktan sonra sabah ve akşam dişlerin fırçalamalarını öneriyoruz hastalarımıza.

    Acaba Çocuğa aşı tedavisi mi yaptırsak?

    Ne demiştik, uluslararası tedavi rehberleri, bakın rehberler ne diyor bu konuda: Beş yaşın altındaki çocuklarda astım tedavisinde immunoterapi ile ilgili yapılmış çalışma yoktur. Özellikle beş yaşın altındaki çocuklarda İmmunoterapi astım tedavisinde TAVSİYE EDİLMEZ.

    ASTIMLI HASTALARDA YAYGIN OLARAK KULLANILAN ALTERNATİF TEDAVİLER…

    Astımlı çocuklarda hem ülkemizde hem de dünyada başta bitkisel bazı ilaçlar olmak üzere çok sayıda alternatif tedavi yöntemi yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Astım tedavisinde kullanılan bir çok alternatif tedavi yöntemi mevcut: Bitkisel tedaviler, homeopati, yoga ve nefes teknikleri, akupunktur, vitaminler ya da diğer besin desteklerinin kullanımı. Bu tedavilerin etkinliğini araştıran çalışmaların bir çoğu bilimsel olarak yeterince güvenilir değildir ve genellikle az sayıda hastayı içerir. Bu neden ile de astım tedavisinde tek seçenek olarak ya da diğer ilaçlara ek olarak kullanılmasını destekleyecek yeterli veri yoktur.

  • Kızamık kızamıkçık kabakulak su çiçeği

    Kızamık

    Son derece bulaşıcı olup yüksek ateş, döküntü ile seyreden tipik olarak çocukluk çağında görülen bazı olgularda hatyatı tehdit eden bir hastalıktır. Bu nedenle aşı geliştirilmiştir.

    Hastalık mikrop ile temastan yaklaşık 10-12 günlük bir kuluçka süresini takiben başlar. Yüksek ateş , her iki gözde kızarıklık ve iltihaplanma yani konjonktivit ve burun akıntısı ile başlar.

    Döküntüler saç ve deri birleşim yerlerinden ilk yüzde başlayarak üç günde tüm vücuda yayılır. Döküntüler kırmızı ve ciltten kabarık olarak seyreder

    Normalde döküntünün üçüncü gününden itibaren ateşin gerilemesi beklenir ancak ateş gerilemiyorsa komplikasyonla seyredebilecek hastalık seyrine tanık olacagız demektri. Komplikasyonlar arasında zatürre , orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit yeralmaktadır. Komplikasyonlardan bir kısmı hayatı tehdit edici özellikte olduğundan aşılanma12. ayda ve tekrarı 4-6 yaş arasında tamamlanması gerekmektedir

    Kızamıkçık

    Kızamıkçığa bir virüs (Rubella) neden olmaktadır

    . Kişiden kişiye hava (solunum) yoluyla yayılır .Kızamıkçığın kuluçka dönemi 12-23 gün arasında değişir. Kızamıkçık geçiren çocuklarda ilk belirti genellikle yüzde başlayıp aşağıya vücuda yayılan döküntüdür. Büyük çocuklar ve erişkinlerde döküntü öncesinde genellikle ilk belirti olarak düşük düzeyde ateş, boyundaki veya kulak arkasındaki lenf bezlerinde şişme ve üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları görülür. Kızamıkçık ile ilgili esas endişe hamile kadınlarda kızamıkçık enfeksiyonunun etkileridir. Hamileliğin ilk üç ayı içinde geçirilen kızamıkçık bebeğin ölümüne, erken doğumuna ve pek çok ciddi doğumsal sakatlığa neden olur. Genellikle erişkinlerde olmak üzere 5.000 vakada bir ensefalit (beyin enfeksiyonu) oluşabilmektedir. Trombosit sayısında düşüş ve kanama gibi nadiren geçici kan problemleri oluşabilir. Kızamıkçığa bağlı en ciddi komplikasyon doğumsal kızamıkçık sendromudur. Bu sendrom, anne karnında gelişmekte olan bebek üzerinde kızamıkçık virüsünün yarattığı etki ile meydana gelmektedir. Hamileliğin ilk üç ayı içerisinde kızamıkçık virüsü ile enfekte olan bebeklerin %95'i sağırlık, göz defektleri, kalp defektleri, zeka geriliği gibi doğumsal bir sakatlıkla doğmaktadır. Hamileliğin erken dönemi (ilk 12 hafta içinde) enfeksiyonun en tehlikeli olduğu dönemdir. Kızamıkçık enfeksiyonuna bağlı sakatlık görülme ihtimali enfeksiyon hamileliğin geç dönemlerinde geçirilirse azalmaktadır (20 haftalık hamileliktensonra).Kızamıkçığın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulak

    Kabakulak, kabakulak virüsünün (Mumps) neden olduğu bir hastalıktır. Kabakulağın kuluçka dönemi ortalama 14-18 gün arasındadır

    Kabakulak virüsünü alan kişilerde ilk belirtiler genellikle baş ağrısı, iştahsızlık ve düşük düzeyde ateş gibi spesifik olmayan belirtilerdir. Kabakulağın en çok bilinen belirtisi kulakların hemen altındaki tükrük bezlerinin (parotid bezlerin) şişmesidir. Bu şişlik kabakulak virüsünü alan çocukların %30-40'

    ında görülür.

    Kabakulağa bağlı olarak merkezi sinir sisteminin tutulumu (menenjit) sık görülen bir komplikasyondur

    . Kabakulak geçiren kişilerin yaklaşık %15'inde görülen menenjit, baş ağrısı ve ense sertliği ile seyreder ve çoğunlukla kalıcıbir hasar bırakmadan düzelir.Erişkin erkeklerin %50'ye yakını kabakulağa bağlı bir komplikasyon olarak testis tutulumu (orşit) yaşar. Testis tutulumuna bağlı ağrı, şişlik, bulantı, kusma, ateş ve haftalarca devam eden bir hassasiyet görülür. Testis tutulumuna bağlı kısırlık nadir görülen bir durumdur. Hamileliğinin ilk üç ayında kabakulak geçiren kadınlarda düşük görülme ihtimali artmaktadır. Ancak kabakulağa bağlı doğumsal sakatlıklar gelişltiğine dair bir kanıt yoktur. Bir veya iki kulakta sağırlık yaklaşık her 20.000 kabakulak vakasından birinde oluşabilmektedir.

    Kabakulağın tedavisi yoktur. Sadece yatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş düşürme gibi destekleyici tedavi uygulanır.

    Kabakulağın bulaştırıcı olduğu dönem yaklaşık 7 gündür. Bulaşıcılığın hastalığın belirtileri başlamadan üç gün öncesinden başlayıp, belirtiler başladıktan sonraki dört gün boyunca devam ettiği kabul dilmektedir.

    Eğer çocuğunuz KKK aşısı olmamış ve kabakulağa karşı bağışıklık kazanmamış ise karşılaşma sonrasında eğer çocuğunuz hali hazırda enfekte olduysa çocuğunuzun aşılanması hastalığı geçirmesini önlemeyecektir. Bununla birlikte eğer çocuğunuz virüsle karşılaştıktan sonra enfekte olmadıysa aşı onu ileride karşılaşabileceği kabakulak enfeksiyonuna karşı koruyacaktır.

    Su Çiçeği

    Su çiçeğine Varisella zoster adı verilen bir virüs neden olmaktadır. Su çiçeği kişiden kişiye direkt temas veya havaya dağılan virüsün solunum yoluyla alınması ile bulaşır. Su çiçeği çok bulaşıcıdır. Su çiçeği geçiren kişilerin döküntüleri veya zona döküntüleri ile direkt temas yoluyla da bulaşır. Su çiçeğinin kuluçka dönemi 10-21 gündür

    .Su çiçeğinin en sık görülen belirtileri döküntü, ateş, öksürük, baş ağrısı ve iştahsızlıktır. Döküntü başlangıçta kafa derisi ve vücutta başlar ve yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Hastalık yaklaşık 5-10 gün sürer.Su çiçeği vakalarının çoğu hafiftir ancak bu hastalığa bağlı ölüm oluşabilir. Su çiçeği aşısı geliştirilmeden önce Amerika'da her yıl yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetmekteydi. Bu kişilerin çoğu daha önce herhangi bir hastalığı olmayan kişilerdi. Su çiçeği aynı zamanda her yıl yaklaşık 11.000 hastaneye yatışa da neden olmaktadır. Su çiçeğini hafif geçiren çocuklar bile huzursuzdur ve en azından bir hafta veya daha uzun bir süre okula veya kreşe gidemezler.

    Su çiçeğine bağlı olarak en sık görülen komplikasyon cilt veya kemikler, akciğerler, eklemler ve kan gibi diğer bölgelerde görülen ikincil enfeksiyonlardır Su çiçeği virüsü zatürre veya beyin enfeksiyonuna neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlar nadir ancak ciddidir. Komplikasyonlar küçük bebekler, erişkinler ve bağışıklık sistemi yetersizliği olan kişilerde 1

    00 kat daha sıktır.

    Su çiçeği geçiren kişiler döküntüler başlamadan bir-iki gün öncesinden başlayarak, tüm döküntüler kuruyup kabuklanıncaya kadar hastalığı bulaştırabilirler

    .
    Daha önce herhangi bir hastalığı olmayan ve su çiçeği geçiren çocukların büyük kısmıyatak istirahati, sıvı takviyesi ve ateş kontrolü ile tedavi edilirler. Su çiçeği geçiren çocuklara kesinlikle aspirin verilmemelidir (Reye sendromu riski nedeniyle)! Çocuğunuza ateşdüşürücü olarak hangi ilacın kullanılması gerektiği doktora sorulmalıdır. Ciddi su çiçeği vakalarında hastanın yaşı, sağlık durumu, hastalığın ciddiyeti ve tedavinin zamanlamasına bağlı olarak antiviral ilaçlar kullanılabilir.

    Su çiçeği geçiren insanların çoğu hastalığa karşı bağışıklık kazanır. Bununla Eğer çocuk daha önce su çiçeği geçirdiyse veya aşılandıysa herhangi bir şey yapmaya gerek yoktur. Ancak çocuk hastalığı geçirmediyse ve aşısızsa virüsle karşılaşmadan sonra en kısa sürede su çiçeği aşısı ile aşılanması önerilmektedir.

  • Astımlılar dikkat! Kış aylarında almanız gereken önlemler

    1. Her türlü keskin koku astım atağını tetikler, sigara dumanı, parfüm kokulu deterjan, yemek buharı gibi keskin kokulardan uzak kalınmalıdır.

    2. Astım hastası sigara içmemeli aynı evde bulunan ya da sürekli birlikte olduğu yakınları da sigara içmemelidir.

    3. Astım hastasının hayvan alerjisi olmasa bile hayvan tüyleri arasında akarlar barınacağından ya da akvaryumlarda mantar sporları üreyeceğinden hayvan sahibi olması uygun değildir.

    4. Evinizde küf ve nem varsa mutlaka yalıtım yaptırın.

    5. Evde çamaşırları kaloriferlere yayarak kurutmayın, evdeki nem oranını arttırısınız; yüksek nemde akarlar ve mantar sporları bolca ürer bu da astım hastaları için sakıncalıdır.

    6. Kış aylarında gribal enfeksiyonlar sık görülür ve bu da astımı tetikler grip aşınızı mutlaka yaptırın hatta takip eden hekiminiz uygun görüyorsa zatürre aşınızı da olmanız da fayda var.

    7. Kış girişi takip eden hekiminize mutlaka görünün ve tedavinizin gözden geçirilmesini sağlayın. Kış aylarında ilaçlarınızı önerildiği şekilde aksatmadan kullanın.

    www.AstimAlerji.com

    Uz. Dr. Sevin Karalar

  • Çocuklarda epilepsi-bilinmesi gerekenler

    EPİLEPSİ

    Beyinden kaynaklanan elektriksel boşalımlar sonucu ortaya çıkan ve nöbetler halinde gelen bilinç değişikliği, kısa süreli dalma, boş bakma, bayılma, yüzde, kollarda veya bacaklarda kasılma, dişlerde kilitlenme, gözlerde kayma, ağızda köpürme, idrar kaçırma; bazen de bilinç bozulması olmadan gözlerde seyirme, dudak ısırma, yalanma ve yutkunma gibi haraketlerle kendini gösteren bir hastalıktır. Bir hastada bu bulguların hepsi birlikte olabileceği gibi yalnızca birisi de görülebilir.

    Yüksek ateş, kafa travması, zehirlenme ve bazı ilaçlar gibi pek çok nedene bağlı olarak nöbet görülse de her nöbet epilepsi demek değildir. Ateş olmaksızın tekrarlayan nöbetlerin olması durumunda epilepsiden söz edilir.

    Epilepsi bir ruh hastalığı değildir. Epilepsili çocuklar saldırgan olmayıp, başkasına zarar vermezler. Ayrıca epilepsi bulaşıcı bir hastalık da değildir.

    Yüzden fazla epilepsi türü olup bunlardan bazılarının kalıtsal olduğu bilinmektedir. Bazı hastalarda epilepsiye neden olabilecek beyinde hiçbir bozukluk gösterilemezken, nöbetler dışında kişi tamamen normaldir. Bir kısmında ise beyinde doğuştan veya sonradan olan bozukluklar tesbit edilmektedir. Bazılarında ise bir sebep olduğu düşünülse de bu sebepler gösterilememektedir.

    Epilepsi iyi tetkik edilip doğru teşhis edildiği takdirde uygun ilaç tedavisiyle tamamen düzelebilmektedir.

    Çocuklarda tam iyileşme oranı %70-80 dir. Bazen birkaç ilacı birlikte kullanmak gerektiği gibi bazı hastalar da ameliyatla düzelmektedir. Ancak her durumda da epilepsili hastalarının en az 2-4 yıl süreyle ilaç kullanmaları gerekmektedir. Her şeye rağmen epilepsi tedavi edilebilen bir hastalık olup epilepsili çocukların takiplerinin mutlaka Çocuk Nöroloji klinikleri tarafından yapılması gereklidir.

    Uzun süre aç kalmak, stres, uykusuz kalmak, bilgisayar ve televizyon gibi parlak ışık saçan şeyler ve bazı ilaçlar nöbet geçirilmesini kolaylaştırabilir.

    İlaç tedavisi ile nöbetleri kontrol altına alınan çocukların günlük aktivitelerine devam etmelerinde, kreş-anaokulu veya okula gitmelerinde, spor faaliyetlerine ve laboratuvar çalışmalarına katılmalarında herhangi bir sakınca yoktur.

    Bu çocuklar yaşıtlarıyla birlikte normal okullarda eğitimlerini tamamlayabilirler. Ancak, uzun süren ve sık tekrarlayan nöbet geçirenlerde dikkat eksikliği, okul başarısında düşme ve öğrenme güçlükleri olabilir. Ancak bu çocuklarda da tedavi sonrasında düzelme olmaktadır.

    Epilepsili çocukların diğer çocuklarla arkadaşlık etmesinde, oyun oynamasında her iki taraf açısından da bir sakınca yoktur. Dolayısıyla bu çocukların okul dönemlerinde hem öğretmenleri hem de arkadaşları tarafından dışlanmaları son derece yanlıştır, aksine bu çocuklara moral destek olarak normal hayata uyumlarını kolaylaştırmaları gerekmektedir

    Nöbetler, genellikle birkaç dakika içerisinde kendiliğinden durmaktadır. Dolayısıyla nöbet geçiren birini gördüğümüzde panik yapmadan nöbet esnasında kafasını sert yerlere çarparak kendine zarar vermesi, dilini ısırması engellenir, solunum yolu açık tutulmaya çalışılır, ağızda köpürme ve kusma varsa temizlenir.

    Halk arasında yaygın olarak uygulanan kasılmayı engellemek için sıkıca tutmanın, yüze su veya kolonya dökmenin, soğan koklatmanın hiçbir yararı yoktur.

    Ancak bazen nöbetler uzayabilir bu durumda da epilepsili bir hastaya müdahale edilebilecek en uygun sağlık kuruluşuna götürmek gereklidir.

  • Obezite (kilo fazlalığı/şişmanlık)

    Kilo fazlalığı ve obez (şişman) insan sayısı her geçen gün artmaktadır. Giderek artan şehirleşme, hareket azlığı, çocuk ve gençlerin televizyon ve bilgisayar başında geçirdikleri sürenin kontrol edilemez düzeyde artması, neredeyse bebeklik döneminden itibaren televizyon, bilgisayar ve elektronik oyuncaklar çok daha az hareket eden bir kuşak ortaya çıkartmıştır. Buna “beslenme alışkanlıklarındaki” değişiklikler de eklenince obezite zengin fakir ayrımı yapmadan küresel bir sorun haline gelmiş, Dünya'nın hem zengin hem de fakir ülkelerinde artmaya başlamıştır. Çünkü gıdaların enerji içeriği konusunda bilgisizlik, özensizlik, çocuğuna yeterince zaman ayıramayan anne baba ve daha birçok faktör sonucunda çocuk ve gençlerde kilo fazlalığı ve şişmanlık artmaktadır. Kilo fazlalığı ve şişmanlık sadece estetik bir sorun değildir. Çocuklarda erişkin dönemdeki bir çok önemli sağlık sorununun temelleri böylece atılmaktadır. Bu açıdan kilo fazlalığı ve şişmanlığın ÖNLENMESİ, TEDAVİSİ, BİRLİKTE GÖRÜLEN HASTALIKLARIN GETİRDİĞİ EKSTRA RİSKLERİN kontrol edilmesi açısından “HEKİM, ANNE-BABA; ÇOCUK-ERGEN, DİĞER AİLE BiREYLERİ” arasında iyi bir iletişim ile iyi yönetilmesi gereken bir sağlık durumudur obezite.

    KİLO FAZLALIĞI VE OBEZİTE İÇİN TEMEL BİLGİLER

    Dünya'da obez sayısı artıyor mu?

    1980'lerden sonra Dünya'da obez insan sayısı iki kat artmıştır. 2008 yılında Dünya'da 20 yaşın üzerinde 1.4 milyar kilo fazlası insan olduğu hesaplanmıştır. 200 milyon erkek ve 300 milyon kadın obez (şişman) tanımı içine girmektedir. 2010 yılında ise Dünya'da 5 yaşın altında 40 milyon'dan fazla kilo fazlası olan çocuk bulunmaktadır.

    Obezite'nin getirdiği riskler nelerdir?

    Kilo fazlalığı ve obezite Dünya'da 5. en sık ölüm nedenidir. Her yıl 2.8 milyon erişkin kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkili hastalıklardan ölmektedir. Diyabet, iskemik kalp hastalıkları, kanser'de ilişkili hastalıklar arasındadır.

    Hastalıkların kilo fazlalığı ve obezite ile ilişkisi
    • Diyabetlerin %44'ü,
    • İskemik kalp hastallıklarının %23'ü,
    • Kanserlerin %7-41'i

    Obezite neden olur?

    • Alınan ve harcanan kalori miktarının dengesizliği
    • Enerji yoğun yiyeceklerin (yağ, şeker, tuz) fazla tüketilip, vitamin, mineral ve diğer mikrobesinlerin az tüketilmesi
    • Fiziksel aktivitenin şehirleşme, ulaşım kullanımındaki ve iş yaşantısındaki değişiklikler nedeni ile giderek azalması

    Kilo fazlalığı ve obezitenin yol açtığı hastalıkları

    • Kalp hastalıkları ve kalp krizi
    • Diabet
    • Kas iskelet sistemi hastalıkları (özellikle osteoartrtit)
    • Baz kanserler (endometrium, meme, kalın barsak) kanserleri

    Çocuklarda obezite'nin birlikte olduğu hastalıklar

    • İleride obez bir erişkin olması riski
    • Erişkin yaşamda erken engelli durumlar ve erken ölümler
    • Solunum problemleri
    • Daha fazla kırık görülmesi
    • Hipertansiyon
    • İnsülin dirençliliği
    • Kalp damar hastalıklarının erken belirtileri
    • Erişkin yaşama dair sağlık risklerinin artması

    Kilo fazlası ya da obez olunup olunmadığı nasıl anlaşılır
    Vücut ağırlığının değerlendirilmesi için yapılan ölçüm Vücut kitle indeksidir (BMI, Body Mass index).

    Vücut Kitle İndeksi şöyle hesaplanır;
    BMI (Vücut kitle indeksi, Body mass index) = Vücut ağırlığı/Boy2 (kg/m2)

    Vücut kitle indeksi nasıl yorumlanır?
    Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) kilo fazlalığı ve obeziteyi şöyle tanımlamaktadır.
    Kilo fazlalığı: BMI ≥ 25
    Obezite: BMI ≥ 30

  • Nörogelişimsel gerilik riski olan sütçocuklarının

    Gelişme geriliği riski olan sütçocuklarının erken tanınması uygun rehabilitasyonun zamanında başlanması açısından büyük önem taşır. Bu sadece çocuk için değil aile için de yararlıdır. Gelişme geriliği açısından risk taşıyan sütçocuklarının erken dönemde ayırt edilmesi çocuk hastalar ile ilgilenen tüm klinisyenleri, özellikle çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarını ilgilendirmektedir. Gelişme geriliği riskini erken belirleyebilmek için çocuğun doğum öncesi, doğum esnasındaki ve doğumdan sonraki öyküsü, genel fizik ve nörolojik bakısı ve gelişimsel düzeyi ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olunmalıdır. Spesifik gelişimsel tarama testleri tanıda objektif veri sağlayan diğer yöntemlerdir. Sonuç olarak, gelişimsel desteğe ihtiyacı olan çocukların özellikle yaşamın ilk yılında yakalanmaları erken tanı ve rehabilitasyona gecikmeden başlanması açısından büyük önem taşır. Çocuk sağlığı ve hastalıkları ile ilgilenen klinisyenlerin çocuğun gelişimini değerlendirme konusunda bilgili ve uyanık olmaları gerekmektedir.

  • Çocuklarda lenfadenopati (lenf bezi büyümesi)

    ÇOCUKLARDA LENFADENOPATİ (LENF BEZİ BÜYÜMESİ)

    Lenfadenopati lenf bezlerinin (lenf nodlarının) büyümesine verilen isimdir. Lenfadenomegali, büyümüş lenf bezi, reaktif lenf bezi, lenfadenit, lenf nodu metastazı gibi durumlar lenf bezelerini ilgilendirilen durumlardır.

    Lenf bezleri vücudumuzda yaygın olarak bulunan, bağışıklık sisteminde önemli görevler üstlenen, vücudumuzu dış dünyaya karşı koruyan bezelerdir. Normal koşullarda muayene sırasında farkedilmemelerine karşın, enfeksiyon, kanser ve diğer bazı hastalıkların seyri sırasında lenf bezleri büyüyebilmektedir. Boyun, çene altı, koltuk altı, kasık gibi bölgelerdeki büyümüş lenf bezleri anne ve babalar tarafından farkedildiğinde bir endişe kaynağı olmaktadır. Büyümüş lenf bezleri vücut boşluklarında olduğunda dıştan farkedilmeyip çoğunlukla radyolojik tetkikler ile bulunurlar. Genellikle hayatı tehdit eden bir durum oluşturmamalarına karşın enfeksiyon ilişkili lenf bezleri, kanser seyri sırasında görülen lenf bezlerin değerlendirilmesnin hızlı ve doğru bir şekilde yapılması önemlidir.

    Lenf bezleri, lenfatik damarların dağılım yollarında, vücudun boyun, koltukaltı, kasık, göğüs boşluğu, karın boşluğu başta olmak üzere daha birçok bölgesinde bulunan, vücudumuzda toplam sayıları600 civarında olan nodül şeklinde yapılardır.Normal büyüklükleri 1-2 mm'den 1 cm'ye kadar değişikliklik gösterebilir.

    Lenf bezlerinin büyümesi en sıklıkla enfeksiyonlar sonrasında olmasına rağmen, kanser ve diğer bazı sistemik hastalıklarda da görülebildiğinden hemen her zaman hastaları ve yakınlarını, anne ve babaları telaşlandılan, hatta telaşın ötesinde de korkutan bir konudur.Bu açıdan önemli bir hastalık bulgusu olabileceği gibi bazen bağışıklık sisteminin vücudu koruma çabasıyla bezelerin büyüdüğü normal bir durum olabilir ve altta yatan sebebin araştırılması büyük önem taşır

    Lenfadenopati nedenleri

    Onkolojik hastalıklar

    ·Lösemi

    ·Lenfoma

    ·Langerhans hücreli histiositoz

    ·Diğer kanserler (Yumuşak doku sarkomları, Nöroblastom , Nazofarinks kanseri, Tiroid kanserleri,diğer kanserler

    İnfeksiyonlar

    ·Lenfadenit

    ·Üst solunum yolu enfeksiyonları,boğaz enfeksiyonları, Diş enfeksiyonlar, diğer bölgesel enfeksiyonları

    ·Bakteri enfeksiyonları, bazen apseye kadar gidebilir

    ·Tüberküloz

    ·Tüberküloz dışı mikobakteri enfeksiyonaları

    ·Viral enfeksiyonlar

    ·EBV virusu

    ·CMV

    ·Kızamık

    ·Kızamıkçık

    ·Diğer

    ·Diğer viral enfeksiyonlar

    ·Kedi tırmığı hastalığı

    ·Toksoplazma

    ·Aşı sonrası enjeksiyon komşuluklarında

    Sistemik hastalıklar

    ·Romatoid artrit

    ·Sistemik lupus eritematozis

    ·Diğer kollojen doku hastalıkları

    ·Depo hastalıkları

    ·Gaucher

    ·Nieman pick

    ·İlaç yan etkisi olarak (Fenitoin, İzoniazid, Allopürinol)

    Ayırıcı tanı

    Tedavi sebebe göre değiştiğinden önemlidir Lenfadenopatilerin diğer hastalıklardan ayrımı önemlidir.

    Vücudumuzda lenf bezelerinin bulunduğu bölgelerde başka nedenlerle oluşan şişliklerde olur.Bunlar, o bölgede olmaması gereken kitleler, o bölgedeki organlarda görülen büyümeler gibi nedenlerle olabilir. Bunlar arasındaki ayrımı önemlidir. Neden? Çünkü her iki duruma yaklaşım birbirinden çok farklı olacaktır. Yukarıda bahsedilen sebeplerin ve lenfanjiom, lenfanjiektazi, hemangiom gibi vaskuler hastalıklarında ayırt edilmesi gerekir. Karın ve göğüs boşluğunun diğer hastalıkları, boyunda ise brankial kleft kistleri gibi durumların ayırt edilmesi gerekir.

    Tanı

    Hangi tetkikin ne zaman yapılacağı önemlidir. Örneğin bilinen bir enfeksiyondan sonra iyileşme döneminde gelmişse bir şey gerekmeyebilir. Öte yandan kan sayımı, hastalığa özel kan analizleri, viral çalışmalar, akciğer filmi, ultrasonografi, daha ileri radyolojik incelemeler tanı koymada faydalı olabilirler. Kesin tanı yöntemi biyopsidir. Ancak kime, ne zaman biyopsi yapılacağı önemlidir. Bazen gereksiz yere biyopsi yapılabilirken, bazen de gerektiği halde gecikmeler olabilmektedir.Genellikle lenf bezinin büyüklüğü bölgeye göre değişir, boyun için 2 cm; koltuk altı için 1 cm, karın boşluğu için 2 cm gibi normal kabul edilebilen değerler vardı.Köprücük kemiği için ne boyutta olursa olsun lenf bezesi ele geliyor olması normal değildir. Ama bunları mutlaka diğer bulgularla birlikte değerlendirmelidir. Bezenin tek mi yaygın mı? Tek taraflı mı? İki taraflı mı? Olduğu, ne kadar süredir var olduğu eşlik eden diğer durumlar, muayene bulguları ve laboratuar bulgularına göre karar verilir.

    Şüphesiz bu konuda karar veren hekimin bu tür hastalıkları izleyen bir hekim olması ve tecrübesi önemlidir.

  • Alt ıslatma (enürezis nokturna)

    Alt ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorundur. İstemsiz işeme olarak tanımlanabilir. Nokturnal enürezis; 5 yaşını doldurmasına rağmen ayda iki kereden fazla uykuda altını ıslatması olarak tanımlanmaktadır.

    Neden çocuklar yataklarını ıslatıyorlar:

    1. Genetik: Ailede mutlaka benzer şikayeti olan vardır.

    2. Sinir sisteminde olgunlaşmanın gecikmesi sonucu

    3. Uyanma bozukluğu: Uykuda idrar kesesinin dolduğunun farkedilip uyanılmasında zorluk yaşanması

    4. ADH hormonunun yetersiz salgılanıp, uyku sırasındaki idrar miktarının artması

    5. Psikolojik faktörler.

    Tedavi:

    Davranış değiştirme tedavisi

    İlaç tedavisi

    İlk ikisinin kombinasyonu

    Temel prensipler

    • Çocuklar mutlaka psikolojik olarak desteklenmeli.
    • Çocuğun bu konu ile ilgili sorumluluk sahibi olması sağlanmalı.
    • Kafein içeren içecekler yasaklanmalı.
    • Yatmadan 2-3 saat önce sıvı alımı kısıtlanmalı.
    • Yatağa girmeden tuvalete gidilmeli.
    • Bez bağlanmamalı.
    • Gece tuvalete kalkma alışkanlığı hedeflenmeli.
    • Tuvalete kolay ulaşmalı.
    • Sabah temizliğine çocuk mutlaka katılmalı
    • Çocukların hangi günler kuru kaldıkları bir kart üzerine işlenmeli
    • En azından ayda bir kez kontrol

    Alarm kullanımı:

    Çocuk idrar kaçırmaya başlayınca harekete geçen ve çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesine yardım eden araçlardır. Bu tedavi ile %70–80 iyileşme sağlanmaktadır.