Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda gastroözofageal reflü

    Çocuklarda Gastroözofageal Reflü

    Yemek borusu ağıdan alınana besinlerin mideye ulaşmasını sağlayan boru şeklinde bir yapıdır ve alt ucu bir kum saati gibi daralarak mide ile birleşir. Yemek borusunun daralan kısmını çevreleyen yuvarlak kaslar yemek borusunun kapalı durmasını sağlayarak, mideye geçen besinlerin tekrar yemek borusuna kaçmasına engel olur.

    Gastroözofageal reflü veya kısaca reflü mideki asit ile karışmış besinlerin ve asitin mideden yemek borusuna kaçmasıdır. Yemek borusunun alt ucundaki kapak her zaman kapalı olmadığından özellikle yemekten sonraki periodda kısa süreli reflülernormal olan bu kaçışlar çoğu zaman fark edilmez.

    Yemek borusunun alt ucundaki kapak 0-6 ay arasındaki bebeklerde tam olarak gelişmini tamamlamadığı için gevşektir. Bu aylarda tamamen sıvı gıdalarla (anne sütü veya formül mama) beslenen bebeklerde reflü oldukça sık görülürken (%40-60), 9-12. aya doğru katı gıdaların daha fazla tüketilmesi, bebeğin oturmaya başlaması ile birlikte azalır ve 1 yaşında geçer.

    Eğer reflü atakları sık oluyorsa, reflü sindirim sistemiyle veya solunum sistemi ile ilgili yakınmalara neden oluyorsa daha ciddi olan bu duruma “Reflü Hastalığı” denir. Mideden yemek borusuna kaçan asit, yemek borusunda tahrişe ve iltihaba neden olabilir.

    Bazı özel durumlarda ve hastalıklarda reflü hastalığı görülme riski artar örneğin, beyin ve omurilik hastalıklarında, serebral palside, kistik fibroz hastalığında, astımı olanlarda ve obez olanlarda olduğu gibi.

    Çocuklarda reflü hangi yakınmalara neden olur?

    Çocuklarda reflü yakınmaları çocuğun yaşı ile ilişkili olarak farklılık gösterir:

    Okul öncesi çocuklarda: Büyük çocuk ve ergenlerde:

    – kusma, mide bulantısı – ağızda veya boğazda asit tadı

    – iştahsızlık – karın ağrısı, bulantı

    – ağız kokusu – göğüste yanma

    – kilo kaybı – yutkunmada güçlük

    – geceleri artan öksürük nöbetleri – lokmanın boğazda takılması

    Bu yakınmaların nadir olarak herkesde görülebilir ancak bunların haftada bir kaç kez tekrarlaması ve çocuğun günlük aktivitesini etkilemesi “reflü hastalığı”na işaret edebileceğinden doktora danışmak gerekebilir. Ciddi kabızlığı olan çocuklarda yukarıda belirtilen yakınmaların bazıları görülebilir. Bu durumda öncelikle kabızlığın tedavi edilerek düzeltilmesi gerekir. Kabızlık geçtiği halde yakınmalar devam ediyorsa doktora danışmak gerekir.

    Bu sık görülen yakınmaların yanı sıra sık tekrarlayan veya uzun süren (kronik) bazı yakınmalarda reflü araştırması gerekebilir.

    Bunlar:

    Kuru öksürük, boğazda takılma hissi ve ses kısıklığı (larenjit)

    Boğaz ağrısı

    Hıçkırık

    Gece öksük atakları ve hışıltı

    Orta kulakta sıvı birikmesi (seröz otit)

    Reflü hastalığı tanısında hangi testler kullanılır?

    Çoğu zaman hastadan alınan öykü yeterli olabilir ancak doktorunuz çocuğunuzun yakınmalarının süresi ve şiddetine gore daha ileri bir inceleme gerekip gerekmediğine karar verecektir.

    Bu amaçla kullanılan testler:

    ilaç içirilerek yemek borusu-mide filminin çekilmesi (baryumlu yemek borusu-mide filmi)

    endoskopi ve biopsi

    24 saat yemek borusu pH incelemesi

    Bu süre içinde çocuğun yakınmalarını hafifletmek için neler yapılabilir?

    – Yakınmaları arttıran besinlerden uzak durulmalıdır (çikolata ve kakao, yağlı gıdalar, cips, patates kızartması, gazlı içecekler).

    – Yatağın baş ucunu yerden 20-25 cm yükseltilmelidir.

    – Kilosu fazla ise çocuğun beslenmesini düzenleyerek kilosu kontrol altına alınmalıdır.

    – Yemekten sonra en az 1-1.5 saat yatar pozisyondan kaçınılmalıdır.

    – Gece sütü verilmemelidir.

    – Çocuğunuzun sigara dumanına maruz kalmasına engel olmalısınız.

    Prof. Dr. Deniz ERTEM

  • Yenidoğanın normalleri

    YENİDOĞANDA NORMAL SAYILAN BULGULAR

    Cilt Lekeleri:

    Ciltte anneden geçen hormonların etkisi ile sivilceler çıkabilir,alın,yüzde ve gövdede isilik benzeri kırmızı lekeler de aşırı sıcak ve terden oluşabilir, teri silmek ve yıkamak çok iyi gelir,cilt çevreye uyum sağladıkça zamanla geçer.Belde,sırtta,kalçada mor renkli lekeler görülebilir,esmer tenli bebeklerde sıklıkla görülür,bir hastalık belirtisi değildir,2 yaşından sonra çoğunlukla geçer,nadiren geçmeden kalıcı olabilir.Banyoda ve giydirmek için soyduğumuzda cilt mor gibi dalgalı görüntü alabilir,ısı farkına cildin verdiği bir tepkidir,cilt olgunlaştıkça görüntü kaybolur.Göz kapaklar,burun kökü ve ensede kırmızı gül lekesi dediğimiz lekeler de 1 yaşından sonra kaybolur.Başta ve kaşların üzerinde konak dediğimiz kabuklanmalar olabilir,kuru ve allerjik yapılı bebeklerde sık görülür,badem yağı ile yağlayıp 1 gün bekledikten sonra banyo yaptırmak iyi gelir,ayrıca kuru ciltli bebeklerde cilte soyulmalar olur,nemlendirici kullanılmalıdır. El ve ayaktaki kılcal damarların inceliğinden ve mevcut yağ dokusunun azlığından ötürü bebeklerde bu kısımlar soğuk olur, üşüdüğü anlamına gelmez,özellikle emerken ve uykuda baş,ense ve sırtta terleme normaldir,bazı çocuklarda terleme aşırı olur ancak bu hastalık belirtisi değildir. Bebeklerin çoğunda ,özellikle süt çocukluğu döneminde cilt rengi, büyüme döneminde oluşan fizyolojik anemiye(kansızlık) bağlı olarak soluktur,bu dönemdeki kansızlık özellikle anne sütü alan bebeklerde hızla gelişen boy ve kilo oranlarına kan değerlerinin yeterli ulaşamaması,artan ihtiyaçtan ötürü gıdalardan yeterli demir alamamasına bağlıdır,her çocukta olabilen bu durum kilo gelişimi normal ise test yapmaya ihtiyaç duymadan ilaçla tedavi edilir,renkte düzelme olmayan ve kilo gelişimi yetersiz olan çocuklara gerekli testler yapılmalıdır.

    Burun:

    Birçok bebekte burun arkasında hırıltı ve tıkanıklık olabilir,6-8 ayına kadar da yoğun olarak devam eder,bazen daha uzun sürer,burun deliklerinin henüz küçük olmasına ve burun salgılarının geniz arkasında kurumasına bağlıdır,bu hırıltı, muayenede akciğerler dinlendiğinde normal bulunmuş ise hastalık olarak algılanmamalıdır,serum fizyolojik damlalar veya okyanus suyu kullanılabilir,ancak özellikle allerji mevsimlerinde,sigara içilen ve kömür yakılan ortamlarda burun tıkanıklığı ve öksürük çoğalıyorsa alerjiye bağlı olacağı unutulmamalıdır. Öksürük olmadan sadece geniz ve burun tıkanıklığı şikayetleri 6-8 ayına kadar geçmiyorsa geniz eti büyümesi açısından KBB doktoruna muayenesi gerekmektedir.

    Gözler:

    Normal doğum esnasında zorlanmaya bağlı olarak göz bebeklerini etrafında, çizgi şeklinde kırmızı kanamalar görülebilir,bu her 3 doğumda 1 tanesinde olabilir tedavi etmeden kendiliğinden geçer.Gözlerde içe şaşılık 3-4 aya kadar normaldir,bazen de iki göz arası mesafe birbirinden uzak olan bebeklerin gözleri şaşı gibi görünür,göz şaşılığı şüphesinde 1 yaşına kadar beklemek gerekir,düzelmeyenler göz doktoruna gitmelidir.Gözden sürekli göz yaşı gelmesi ve çapaklanması göz kanalı tıkanıklığını şüphelendirir,genelde doğumda açılmamış göz yaşı kanalları en geç 6 ay dolana kadar açılır,bu süre içinde gözün alt iç tarafına parmakla masaj yapılmalıdır,çok çapak göz damlası kullanılabilir,1 yaşından sonra ise gözhekimi görmelidir.

    Kulaklar:

    Sarı kahverengi akıntı normaldir,miktarın çokluğu sizi tedirgin etmemeli,akan kir kulak pamuğu kullanılmadan sadece temiz tülbent veya peçete ile silinmelidir.4-5 aylıktan itibaren bebekler ellerini kulaklarına götürebilir,kulakları ile oynanmasından hoşlanabilir,bu durum kullaklarının iltihaplandığı anlamına gelmez,çok zaman bu durum dişlerinin kaşınmasından ileri gelir.

    Ağız:

    Yanakların içlerinde beyaz noktacıklar pamukçuk işaretidir,her beslenme sonrası karbonatlı su

    ile temizlemek çok zaman yeterlidir,geçmediği zaman ilaç kullanılmalıdır.2.5-3 aydan itibaren ağzından salya gelmesi ve ellerini ağzına götürmesi diş kaşıntılarından ileri gelir ancak dişlerin hemen çıkacağı anlamına gelmez,ayrıca bu aydaki bebekler tükrük yutmayı bilmediklerinden çok salya akıttıkları gibi,her türü cismi de ağızları ile keşfetmeye çalışırlar.

    Gövde:

    Gövde, kollara ve bacaklara göre uzundur,yağ tabakası azlığından dolayı ön göğüs kemiği ve kaburgalar çıkık durur,memelerdeki şişme normaldir,anneden geçen gebelik hormonlarına bağlıdır,bu hormon seviyesi düştükçe kendiliğinden geçer,kesinlikle ovalanmamalı ve sıkılmamalıdır,hem kalp atışları hem de soluk sayısı bize göre fazladır, göğüs solunumu yarine karın solunumu yaparlar,ancak öksürükle birlikte soluk sayısı çok daha hızlanırsa bu hastalık belirtisi olabilir.Kalbi dinleyerek yaptığımız muayeneler esnasında bebeklikten okul çağına kadar çocuklarda basit üfürüm dediğimiz sesler duyulabilir ve normal sınırlar içinde olduğu için aileye söylememiz gerekmez,çoğu zaman da kansızlık bu sesi duymamıza sebep olur,eğer duyduğumuz ses normal saydığımız sınırların üstünde ise aileye bilgi verip gerekli araştırmaları yapmak gerekir.Karın bombe ve gergin durur,bu durum gaz şikayetlerine bağlıdır ve gazdan dolayı devamlı ıkınması ve ayaklarını karnına toplaması normaldir.Bebekler günde 5-6 kere kaka yapabildiği gibi ,3 günde bir de yapabilir,her iki durum da normaldir,bir hastalık belirtisi değildir.15 günden itibaren bebeğin kakası, ilk günlere göre sulanıp ishal şeklini alabilir,bu geçici bir durumdur ve 2 ayna kadar düzelir.Gaz çıkarırken bir miktar kusması normaldir,kilo alışı normal ise ilaç vermeye gerek yoktur,hem aşırı kusuyor, hem de kilo alışı az ise hastalık durumu olabilir.

    Genital bölge:

    Kız bebeklerde vaginal bölgeden akıntı ve bir miktar kanama gelebilir,anne sütündeki gebelik hormonlarına bağlıdır,zamanla geçer,erkek bebeklerde ise testislerde su toplanması ile birlikte bir testis daha şiş görünür,1 yaşına kadar geçer ,ancak fıtık ile ayrımı mutlaka yapılmalıdır.Bazen de testisler inmemiş olur ve kese boş görünür,1 yaşından sonra bu durum devam ediyorsa üroloji veya çocuk cerrahisi hekimi görmelidir.Erkek bebeklerin bazılarında penis derisi geriye gitmez,bu durum idrar yapmasında zorluğa ve idrar yolu iltihabı geçirmesine sebep olabilir erken sünnet önerilir, banyo yaparken bu derinin aile bireylerince sürekli geriye ittirilmesi iyi değildir.Bazı bebekler doğuştan sünnetliymiş gibi doğarlar, böyle bir durumda sünnet ettirilmeden önce mutlaka bevliye doktoruna gösterilmelidir.

    Ortopedik Muayene:

    Yenidoğan bebeğin rutin muayenesi esnasında bebek kasları ilk hafta içinde çok gevşek olduğu için ,kalça çıkığı mevcut olsa bile tespit edilmeyebilir,aylık kontroller esnasında tekrar tekrar kalça eklemi muayenesi yapılmalı,aileye bebek için mutlaka hazır bez kullanması söylenmeli

    kundak yapmaları önlenmelidir,şüpheli durumlarda da kalça USG çekilmeli ve gerekirse ortopedi doktoru muayenesi istenmelidir.Ancak artık bir çok hastanede hafif kalça çıkıklarının bile atlanmaması için rutin olarak kalça USG yapılmaktadır.Ailede kalça çıkığı olan birey varsa,bebek makat gelişi ise,bazen de ikiz,üçüz doğumlarda bebek 1 ayı geçtikten sonra mutlaka USG çekilmeli gerekirse ortopedi hekimine muayene ettirilmelidir.Ayrıca bebek 9 ay boyunca anne karnında belli pozisyonda durduğu için ,doğduktan sonra bir süre bu pozisyonunu muhafaza etmesine bağlı olarak ayak bilekleri içe dönük ve bacakları çarpık durabilir,bu durum zamanla düzelir.

    Nörolojik Bulgular:

    Bebeğe dokunulması ve ani bir gürültüde kollarını aniden açıp kapama tarzındaki sıçrama hareketi MORO refleksi dediğimiz sağlıklı bir durumdur.Bazı bebeklerde bu sıçrama hareketi daha abartılı olur,ancak telaşlanılmamalıdır.Refleksleri kuvvetli olan bebeklerin bu hareketleri, uyku esnasında sık uyanmalarına sebep olacağından beşiğinde uyurken battaniye ile kolları sarılabilir.Böyle bebekler daha çok ağlarlar ve sürekli anne kucağını ararlar.

    Uyku Düzeni:

    Her bebekte farklı sürelerde günlük uyku düzeni olabilir.Günde kaç saat uyuyacağının kesin bir kriteri yoktur.Bazı bebekler kesintisiz olarak yarım saat bile uyumazlar,gece uykuları genellikle 3 aydan sonra uzamaya başlar,gece uyanınca mümkün olduğunca ışık yakılmamalı ve gece-gündüz farkını anlaması sağlanmalıdır.6 aydan sonra bebeklerde özellikle geceleri anlam verilemeyen ağlamalar olur,bu durum gerek diş sancılarına,gerek gördüğü rüyalara, gerekse yanında o an birine ihtiyaç duymasına bağlıdır,1 yaşından büyük gece ağlayan bebeğe su verilebilir, ancak mama,süt gibi besinler verilmesi bebeklerin bir süre sonra gece beslenmesine alışmalarına ve daha sık uyanmalarına sebep olmaktadır.

    Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan

  • Bebeklerde gaz şikayeti ve tedavisi

    Çocuğun Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlenir?

    1- Anne sütü

    Anne sütünün hem aktif, hem pasif bağışıklığa faydası vardır.Mümkünse bebekler iki yıl emzirilmelidir, ancak immün sisteme etkisi ikinci yıl azalmaktadır.

    2-Kademeli olarak azalan sterilizasyon

    İlk 3 ay ortamı tümden sterilize etmek ve hasta kimseleri çocuğa yaklaştırmamak uygundur.Çünki bu dönemde çocuğun kendine özgü bağışıklık sistemi eğitilmeye hazır değildir,bulaşan enfeksiyonlar ağır geçer.En önemli direnç zaten anneden geçen antikorlardır. Daha sonra sterilizasyonu kademeli olarak azaltmakta fayda vardır.Çocuklar 6 haftadan itibaren hergün temiz havaya çıkarılmalıdır.

    3-Bitkisel besinalması ve dengeli beslenme

    Mevsiminde ve mümkün olduğunca organik sebze ve meyvelerin tüketilmesi gerekir,sebze meyve alımı yeterli değilse vitamin takviyesi verilmelidir,ayrıca abur cuburdan uzak tutulmalı bağışıklık sisteminin düşmanı olan beyaz şekerden kaçınmalıdır.Ayrıca barsak florasının ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için yoğurt gibi fermente gıdalara erken başlanmalıdır.

    4-Antibiyotiklerden mümkün olduğunca kaçınma

    Antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması, ancak bakteriyel enfeksiyon şüphelenildiğinde kullanılması gerekir.

    5-Probiyotiklerle takviye

    Çalışmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarının ve mide bağırsak enfeksiyonlarının çok yoğun olduğu dönemlerde düzenli probiyotik kullanımının koruyucu olabileceğini göstermektedir.

    6-Aşılanma önemlidir

    Çocuklarımızın bir çok çocukluk hastalığını geçirerek doğal bağışıklık kazanmasını beklersek, beraberinde görülebilen zatüre,menenjit ve kulak iltihabı,kısırlık gibi istenmeyen riskleri de kabullenmiş oluruz,aşılanarak hem hastalıklardan, hemde risklerinden kurtulmuş oluruz.

    7-Evde çok fazla kimyasal madde kullanılmaması.

    Arap sabunu gibi doğal temizleyicilerin tercih edilmesi ,çamaşır suyu gibi kuvvetli ürünlerin kullanılmaması gerekir, ayrıca aşırı hijyen bakteri direncine yol açabilir ve allerji gelişiminde de rol oynayabilir.

    8-Çocukları aşırı korumaktan sakınmak

    Çok korunan,hasta insanlara hiç yaklaştırılmayan,çok steril bir ortamda büyüyen çocuklar hem daha fazla hasta olurlar hem de bu çocuklarda allerji ve astım gelişme olasılığı daha yüksektir.Oda sıcaklığında 21 dereceyi geçmemek ve aşırı giyinmeye alıştırmamak gerekir.

    3)Gazlı bebekte beslendikten sonra ağızdan gaz çıkarma sesini duymadan bebeği uyutmamak gerekir.Uyumuş ise bebeği altında yastıkla dik ve yan olarak yatağına yatırıp gazın hep yukarda kalması sağlanmalıdır,uyanınca da emden önce ilk iş olarak bu gaz çıkarıldıktan sonra

    beslenmelidir.Çıkmayan bu gaz uykuda barsaklara inip gerginlik ve sancı yapabilir. Gaz çıkarmakta zorlandığımız zamanlarda bebeği 3 dakika ara ile yatağa yatırıp dik duruma kaldırmak ve aynı işlemi birkaç kez tekrarlamak gerekir,böylece gaz midede hareket ederek daha rahat çıkar.

    4)Karnını sıcak tutmak gerekir,karın üstüne ısıtılmış havlu koymak,hatta havlunun üstüne yüzükoyun yatırmak iyi gelir.

    5)Bebek emerken anne memesinin kahverengi kısmının tamamen bebeğin ağzını doldurması sağlanmalıdır,böylece ağız kenarlarından hava yutması önlemiş olur,ayrıca biberonla beslerken de biberonu dik tutarak gaz yutması önlenebilir,hatta gaz yutmayı önleyen biberonlar da mevcuttur.

    6)Gaz damları doktorun önerdiği miktarda ve düzenli kullanılmalıdır.

    7)Gaz giderici çaylar kullanılabilir(rezene,anason,karşık bitki çayı gibi).

    8)Ağrı kesici fitil kullanılabilir(çok mecbur kalındığında)

    9)Şarkı söylenmesi ve hafif müzik dinletilmesi de çocuğu rahatlatabilir

    10)SABIRLI OLUNMASI GEREKİR.

    Hazırlayan:Dr.Sibel Kılıçaslan

  • Bağışıklık sistemini güçlendirmek

    Çocuğun Bağışıklık Sistemi Nasıl Güçlenir?

    1- Anne sütü

    Anne sütünün hem aktif, hem pasif bağışıklığa faydası vardır.Mümkünse bebekler iki yıl emzirilmelidir, ancak immün sisteme etkisi ikinci yıl azalmaktadır.

    2-Kademeli olarak azalan sterilizasyon

    İlk 3 ay ortamı tümden sterilize etmek ve hasta kimseleri çocuğa yaklaştırmamak uygundur.Çünki bu dönemde çocuğun kendine özgü bağışıklık sistemi eğitilmeye hazır değildir,bulaşan enfeksiyonlar ağır geçer.En önemli direnç zaten anneden geçen antikorlardır. Daha sonra sterilizasyonu kademeli olarak azaltmakta fayda vardır.Çocuklar 6 haftadan itibaren hergün temiz havaya çıkarılmalıdır.

    3-Bitkisel besinalması ve dengeli beslenme

    Mevsiminde ve mümkün olduğunca organik sebze ve meyvelerin tüketilmesi gerekir,sebze meyve alımı yeterli değilse vitamin takviyesi verilmelidir,ayrıca abur cuburdan uzak tutulmalı bağışıklık sisteminin düşmanı olan beyaz şekerden kaçınmalıdır.Ayrıca barsak florasının ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için yoğurt gibi fermente gıdalara erken başlanmalıdır.

    4-Antibiyotiklerden mümkün olduğunca kaçınma

    Antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmaması, ancak bakteriyel enfeksiyon şüphelenildiğinde kullanılması gerekir.

    5-Probiyotiklerle takviye

    Çalışmalar üst solunum yolu enfeksiyonlarının ve mide bağırsak enfeksiyonlarının çok yoğun olduğu dönemlerde düzenli probiyotik kullanımının koruyucu olabileceğini göstermektedir.

    6-Aşılanma önemlidir

    Çocuklarımızın bir çok çocukluk hastalığını geçirerek doğal bağışıklık kazanmasını beklersek, beraberinde görülebilen zatüre,menenjit ve kulak iltihabı,kısırlık gibi istenmeyen riskleri de kabullenmiş oluruz,aşılanarak hem hastalıklardan, hemde risklerinden kurtulmuş oluruz.

    7-Evde çok fazla kimyasal madde kullanılmaması.

    Arap sabunu gibi doğal temizleyicilerin tercih edilmesi ,çamaşır suyu gibi kuvvetli ürünlerin kullanılmaması gerekir, ayrıca aşırı hijyen bakteri direncine yol açabilir ve allerji gelişiminde de rol oynayabilir.

    8-Çocukları aşırı korumaktan sakınmak

    Çok korunan,hasta insanlara hiç yaklaştırılmayan,çok steril bir ortamda büyüyen çocuklar hem daha fazla hasta olurlar hem de bu çocuklarda allerji ve astım gelişme olasılığı daha yüksektir.Oda sıcaklığında 21 dereceyi geçmemek ve aşırı giyinmeye alıştırmamak gerekir.

  • Çocuk istismarı ve ihmali

    ÇOCUK İSTİSMARI , 3 ÇEŞİTTİR. FİZİKSEL,CİNSEL VE DUYGUSAL İSTİSMAR.

    Ben makalemde 0_18 yaş arasından bahsedeceğim. Çocuk istismarı: ÇOCUKLARIN KAZA DIŞI ÖNLENEBİLİR OLDUĞU HALDE ÖNLENMEMİŞ ETKENLER SONUCU ZARAR GÖRMESİDİR.

    FİZİKSEL İSTİSMAR,Çocuğun fiziksel açıdan zarar görmesi ve bedensel bütünlüğünün bozulmasıdır.Bu çocuklarda MORLUKLAR, ISIRMA_ EMME İZLERİ , ESKİ_ YENİ YARA İZLERİ ,YANIKLAR,KIRIKLAR ,ORGAN YARALANMALARI,GÖZLERDE _KULAKLARDA DARBE İZLERİDİR.ANİ OLUŞMUŞ KAFA TRAVMALARINDA,MERDİVEN DÜŞME OLAYLARINDA ÇOCUK İSTİSMARI DÜŞÜNÜLMELİDİR.

    0_2 YAŞ ARASI BEBEKLERDE BEBEĞİN ANİ SARSILMASINA BAĞLI BEYİN KANAMALARI VE KOMA GELİŞEBİLİR (SARSILMIŞ BEBEK SENDROMU ).

    CİNSEL İSTİSMAR ,PSİKO SOSYAL GELİŞİMİNİ TAMAMLAMAMIŞ BİR ÇOCUĞUN BİR ERGEN TARAFINDAN CİNSEL UYARI VEYA DOYUM AMACIYLA KULLANILMASIDIR.

    DUYGUSAL İSTİSMAR,Çocukların kendilerini olumsuz etkileyen davranışlara maruz kalması,gereksinimleri olan İLGİ , SEVGİ,BAKIMDAN YOKSUN KALMASIDIR. SONUÇTA ÇOCUK TOPLUMSAL ,BİLİMSEL STANDARTLARA GÖRE PSİKOLOJİK TRAVMAYA UĞRAMIŞ OLUR.

    DUYGUSAL İSTİSMAR SIKTIR VE TANINMASI GÜÇTÜR.

    ÇOCUK İHMALİ,Çocuğun beslenme , sağlık, barınma, giyim,eğitim , korunma , gözetim gibi temel gereksinimlerinin yetersiz karşılanması veye karşılanmamasıdır.

    SONUÇTA;BÜYÜME GERİLİĞİ,ZİHİNSEL GELİŞİM GERİLİĞİ , ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ,YARALANMA , KAZALAR,SAĞLIK KURUMLARINA GİDEMEME,TERK EDİLME,EVDEN KOVULMALARA YOL AÇABİLİR .SIK VE TANINMASI GÜÇTÜR.

    ÇOCUK İSTİSMAR VEYE İHMALİ DÜŞÜNÜLEN HER ÇOCUK SAĞLIK KURUMUNDA GÖZETİM ALTINDA TUTULMALIDIR.

    Şüpheli olgularda , Çocuk sağlık kurumuna geç getirilir, gecikme nedeni açıklanamaz.Ailenin verdiği öykü çelişkilidir.Öykü ile çocuğun muayene bulguları uyumsuzdur.Getirenler birbirini suçlayabilir.Çocuk öncesinde sağlıklıdır ,olay ani gelişmiştir.

    BU ÇOCUKLARA VE AİLELERİNE ,TİBBİ , PSİKOLOJİK,SOSYAL,HUKUKİ YARDIM YAPILMALIDIR.

  • Adolesan

    YAŞ GRUBLARINA GÖRE İNSANLAR GRUBLARA AYRILIR.

    0_1 YAŞ ARASI, SÜT ÇOCUĞU

    0_14 YAŞ ARASI ,ÇOCUK

    15_19 YAŞ ARASI, ADOLESAN

    20_29 YAŞ ARASI ,GENÇ ERİŞKİN

    30 YAŞ VE ÜSTÜ ERGEN OLARAK SINIFLANDIRILIR.

    KAN BASINCI ,TANSİYON OLARAK ADLANDIRILIR.

    Tüm adolesanlar yıllık kanbasıncı ölçümü yaptırmalıdır. Kan basıncı ölçümleri bir grafik olarak değerlendiriir.. 90.tansiyon değerlendirme eğrisi ve üstü alarm değeri olrak kabul edilir. Bu değerlendirme doktorunuz tarafından yapılmalıdır. EĞER TANSİYONUNUZ 95.TANSİYON DEĞERİNİN ÜSTÜNDE İSE ADOLESANA TÜM TANSİYON YÜKSEKLİĞİNDE YAPLIMASI GEREKEN KLİNİK VE LABORATUVAR KONTROLLARI YAPILMALIDIR.EĞER TANSİYON 90_95. TANSİYON ÖLÇÜM DEĞERİ ARASINDA VE ŞİŞMANSANIZ TANSİYON KONTROLU 6AY ARA İLE YAPILMALIDIR.EĞER TANSİYONUNUZ 90. TANSİYON ÖLÇÜM DEĞERİNİN ÜSTÜNDE İSE AYLIK ÖLÇÜMLER YAPILMALIDIR.Ve gereken uygun tedaviler hekim tarafından yapılmalıdır.

    KAN TRIGLİSERİD OLARAK ADLANDIRILR.

    KOLESTEROL ÖLÇÜMÜ ,

    EĞER ANA BABANIN KOLESTEROLU 240 MG/DL NİN ÜSTÜNDE İSE ADOLESANSIN KOLESTEROLUNE BAKILMALIDIR.EĞER ADOLESANIN KOLESTEROLU 200MG/DL NİN ÜSTÜNDE VE ANA,BABASINDA KALB HASTALIĞI,TANSİYON YÜKSEKLİĞİ,BEYİN VE DAMAR SİSTEMİ HASTALIKLARI VARSA YA DA 55YAŞTA ANİ ÖLÜMLER VARSA BU ADOLESAN RİSK ALTINDADIR VE KOLESTEROL ,TRİGİLESİD ,TANSİYON ,KLİNİK KONTROLERİ DÜZENLİ YAPILMALIDIR.

    Her adolesanın yılda birkez boy ve ağırlık ölçümleri yapılmalıdır.

    Tartı kaybı %10 ve fazla ise mutlaka incelenmelidir.

    Beden kitle indexi ölçülmelidir.Beden kitle indexi 85_95 ise kiolu kabul edilmeli ve kalb damar hastalığı yönünden mutlaka incelenmelidir.

  • Çocuk psikolojisi

    ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

    ÇOCUKLAR ,Herşeye kahkaha atabilirler . NEDENSİZ MUTLU OLURLAR.

    ÇOCUKLAR, Çok kolay öğrenirler ve öğrenmeye çok açıktırlar.

    ÇOCUKLAR ,Arkadaşlarını çok severler,onlarla birlikte olmak için her şeyi yaparlar.

    ÇOCUKLAR , Akıllarında ne varsa söylerler,hiç içlerine atmazlar,her şeyi doğrudan anlatırlar.

    ÇOCUKLAR,İstediklerini elde etmek için tüm enerjilerini harcar ASLA VAZGEÇMEZLER.

    ÇOCUKLARIN TÜKENMEZ BİR ENERJİSİ VARDIR.

    ÇOCUKLAR HER ZAMAN MEŞGUL OLACAK BİR ŞEYLER BULURLAR.

  • Beslenme 2

    YAŞ ALANLARDA BESLENME , Yaşlılık terimi yerine 'YAŞ ALMAK ' terimi kullanılmalıdır. Çünkü ierliyen tıb nedeniyle yaşlanma yaşı ötelenmiştir. 10 YIL ÖNCE 65 YAŞ YAŞLI KABUL EDİLİRKEN ŞİMDİ YAŞLILIK SINIRI 80 YAŞLARA ÇEKİLMİŞTİR. Sağlıklı yaş almak için hayatın her döneminde olduğu gibi UYGUN BESLENME gereklidir.

    Yaş almaya bağlı insan vucudunda bazı fiziksel değişiklikler ve organlarında bazı fonsiyonel değişiklikler olur.

    FİZİKSEL DEĞİŞİKLİKLER;

    Yaş aldıkça vucudun kas ve kemik kütlesi azlır , yağ kütlesi artar . DÜŞME VE KIRIK RİSKİ

    Kemiklerde kalsiyum miktarı azalır. DÜŞME VE KIRIK RİSKİ

    Eklem esnakliği ve hareketleri azalır.

    Vucuttaki su oranı azalır . KURULUK VE KABIZLIK RİSKİ

    ORGANİK DEĞİŞİKLİKLER ,

    Tat,koku duyusu , tükrük salgısı , sindirim sistemi fonsiyonları azalır. HAZIMSIZLIK,KABIZLIK

    Ağız , diş problemleri oluşur,Yutma güçleşir.

    Sinir sistemi fonksiyonları azalır. UNUTKANLIK

    Metabolizma hızı yavaşlar. DAHA AZ KALORİYE GEREKSİNİM VARDIR.

    YAŞLILARDA GÜNLÜK KALORİ GEREKSİNİM 1800 Kcal / gün (ortalama)

    Ancak hastalık, ameliyat , kırık gibi hallerde kalori ihtiyacı artar.

    Beslenmede PROTEİNLER, KARBON HİDRATLAR UYGUN ALINMALIDIR.

    Yaşlılarda beslenmede BALIK İÇERDİĞİ OMEGA 3 YÖNÜNDEN MUTLAKA ALINMALIDIR.

    OMEGA 3 ,KAN YAĞLARININ DAMARLARDA BİRİKİMİNİ ÖNLER, KANIN PIHTILAŞMASINI ÖNLER, ,EKLEM İLTİHABINI ÖNLER,BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİR. OMEGA 3 BALIK SEMİZOTU GİBİ YEŞİL SEBZELER, CEVİZ , KETEN TOHUMU YAĞINDA BOLDUR.

    VİTAMİN VE MİNERALLER BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ KUVVETLENDİRDİĞİ İÇİN HASTALIK HALLERİNDE KULLANILIR.

    KEMİK ERİMELERİ İÇİN KALSİYUM VE D VİTAMİNİ DOKTOR ÖNERİSİ İLE ALINMALIDIR.

    SU VE POSALI YİYECEKLER ,KABIZLIĞI ÖNLER, KAN ŞEKERİNİ DÜZENLER, KOLESTEROLU, KAN YAĞLARINI AZALTIR. BÖYLECE KALB BAMAR HASTALIĞINI, ŞEKER HASTALIĞINI, ŞİŞMANLIĞI ,KANSERİ ÖNLER.

    TANSİYON YÜKSEKLĞİ OLANLAR TUZU AZALTMALIDIR.

    SAĞLIKLI BİR YAŞLI OLMAK İÇİN ,DİĞER YAŞLAR GİBİ SAĞLIKLI BESLENMELİDİR.

    TAHILLAR, KANŞEKERİNİ ANİ YÜKSELTİP DÜŞÜRMEYEN ( G L İ S E M İ K İ N D E X İ DÜŞÜK GIDALAR PİRİNÇ YERİNE BULGUR GİBİ ; ŞEKER HASTALARI İÇİN ) YAĞLARDAN BİTKİSEL YAĞLARA VE ÖZELLİKLE ZEYTİN YAĞINA ÖNEM VERMEK ,HAZIR TATLI ,TUZLU YİYECEKLERDEN KAÇINMAK , MEVSİMİNDE OLGUNKEN KOYU YEŞİL , TURNCU ,KIRMIZI SEBZE VE MEYVELERİ YEMEK GEREKLİDİR. SİYAH EKMEK B VİTAMİNİ DEPOSUDUR BEYAZI YERİNE TERCİH EDİLMELİDİR.

    YAŞLILAR BEYİN FONKSİYONLARINI KAYBETMEMEK İÇİN BEYİN EGZESİZİ YAPMALIDIR. BİLMECE ÇÖZMEK , RAKAM EZBERLEMEK …

    HER YAŞIN YAPABİLECEĞİ FİZİKSEL EGZERSİZLER VARDIR. DOKTOR ÖNERİSİ İLE YAPILMALIDIR.

    .

  • Beslenme

    BESLENME , KARIN DOYURMAK, AÇLIĞI BASTIRMAK,CANININ ÇEKTİĞİNİ YİYİP İÇMEK DEĞİLDİR.

    Yaşamımızın devam etmesi için ,enerjiye ( kaloriye) ihtiyacımız vardır.Enerjiyi beslenerek alırız . Besinlerimiz ,protinler, karbonhidratlar,yağlar, su ,posalardan ibarettir. Besinlere yardımcı öğeler ise vitamin ve minerallerdir. Alınan enerji ile harcanan enerji dengede olmalıdır. Eğer aldığımız enerji harcadığımızdan fazlaolursa şişmanlarız, az olursa zayıflarız . Sonuçta ya şişmanlık , ya zayıflık sonucu gelişen hastalıklara yakalanırız.

    Beslenme,Kişilerin yaşı, cinsiyeti , genetik ve fiziksel (görsel ) özellikleri,sağlık durumlarına göre değişir.

    Bu makalede beslenme ile genel özellikler verilmiştir.

    PROTEİNLER, Vucudumuzun yapı taşlarıdır . Çocukta ek olarak büyüme ve gelişmeyi sağlarlar. Tüm yaşlarda ise bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalıklara direnci arttırır, daha çabuk iyileşmemizi sağlar, yara ların daha çabuk iyileşmemizi sağlarlar. Normal de PROTEINLER BESLENMEMİZİN % 15 İ OLMALIDIR. Daha fazla protein alımı böbrek hastalıklarına yol açabilir , daha az alımı ise çocukların yetersiz büyüme ve gelişmelerini, ergenlerin daha kolay hastalanmalarına ,daha geç iyileşmelerine neden olur.

    PROTEİNLER ,ET, SÜT , SÜT ÜRÜNLERİ ,TAHILLAR DIR.

    KARBONHİDRATLAR , Vucudumuzun enerji kaynaklarıdır. Normalde GÜNLÜK BESLENMEMİZİN %60 İ OLMALIDIRLAR. Fazla alınmaları şişmanlığa, az alınmaları ( vucut enerji temini için yeterli karbon hidrat yoksa proteinleri kullanır , sonuçta protein eksikliği oluşur.) Protein eksikliği tablosu sonuçları ortaya çıkar.

    KARBONHİDRATLAR , Şekerli gıgalar , pilav , makarna , ekmek ….

    Yağlar , Enerji depomuzdur. Normal GÜNLÜK BESLENMEMİZİN % 25 İ OLMALIDIR.Yağlar hayvansal ve bitkisel yağlar olmak üzere ikiye ayrılır.Hayvansal yağlardan BALIKTA BULUNAN OMEGA 3 HARİÇ VE TÜM BİTKİSEL YAĞLAR HARİÇ DİĞER BÜTÜN YAĞLAR VUCUTTA ÜRETİLEBİLİRLER. YANİ OMEGA 3 VE TÜM BİTKİSEL YAĞLAR BESİNLERLE DIŞARIDAN ALINMALIDIR.

    OMEGA 3 BALIKLARDA, Farklı oranda bulunur . Bizim balıklarımızdan hamsi ve sardalyada özellikle boldur. OMEGA 3 BALIKDAN BAŞKA KOYU YEŞİL YAPRAKLI ÖZELLİKLE SEMİZOTU SEBZELER , ASMA YAPRAĞI ,FINDIK CEVİZ KETEN TOHUMU YAĞI 'NDA BULUNUR.

    OMEGA 3 , KAN YAĞLARININ DAMARLARDA BİRİKİMİNİ AZALTIR.KANIN PIHTILAŞMASINI ÖNLER. EKLEM İLTİHAPLANMASINI ÖNLER .BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİR.

    Beslenmemizde aldığımız bitkisel yağın 1/2 si ZEYTİNYAĞI , diğer 1/2 Sİ DİĞER BİTKİSEL YAĞLAR OLMALIDIR.

    SU ,VAZGEÇİLEMEZ , OLMAZSA OLMAZ.

    SU, BARSAK HAREKETLERİNİ ARTTIRIR. KANŞEKERİNİ DÜZENLER , ŞEKER HASTALIĞINI ÖNLER. KOLESTEROLU DÜŞÜRÜR. KALB VE DAMAR HASTALIĞINI ÖNLER .ŞİŞMANLIĞI ÖNLER ,KANSER OLUŞUMUNU ÖNLER.

    POSA , TAHILLARIN SEBZELERİN , MEYVELERİN SİNDİRİLMEYEN KISMIDIR.

    POSA ,KABIZLIĞI , ŞİŞMANLIĞI ,ŞEKER HASTALIĞINI ,KANSER OLUŞUMUNU ÖNLER.

    POSA , YULAF, ÇAVDAR , KEPEK, BULGUR , SEBZE , MEYVE , KURU BAKLAGİLLERDE BULUNUR.

    VİTAMİNLER , D VİTAMİNİ HARİÇ DİĞER VİTAMİNLER BESLENME İLE ALINABİLİR.

    TÜM VİTAMİNLER DOKTOR KONTROLUNDA GEREKLİYSE ALINMALIDIR.

  • Fetal ekokardiyografi

    FETAL EKOKARDİYOGRAFİ

    “Kime, ne zaman, nasıl? “

    Fetal Ekokardiyografi, Doğuştan kalp hastalıklarının (DKH) anne karnında tanınmasını sağlayan ultrasonografik bir yöntemdir. DKH tüm doğumların yaklaşık % 1'inde görülmesi ve sık tespit edilen anomali olması nedeniyle bu tetkikin önemi artmaktadır. Bu hastalıkların anne karnında tanısı, izlemi bazen de tedavileri mümkündür. Bu nedenlerle de Fetal Ekokardiyografi ile tanı konulduktan sonra hastalığın seyri, yapılabilecek işlemler ve tedavi hakkında fikir vermektedir.

    Fetal ekokardiyografi, kime yapılmalıdır?

    Doğuştan kalp anomalilerinin en sık anomaliler olması, bu tetkikin anne ve bebeğe hiçbir zararı olmamasından dolayı Avrupa ülkelerinin çoğunda tarama amaçlı her gebeliğe yapılmaktadır. Böylece DKH'lerin hemen hemen tümüne tanı konmaktadır. Bunun dışında alttaki özel durumlarda kesinlikle yapılmalıdır.

    ·Anne' de

    Gebelikte geçirilmiş bulaşıcı hastalık varlığında,

    Annenin kronik hastalıklarında (Şeker, Romatizma vb),

    Gebelikte ilaç kullanımında, radyasyona maruziyet (röntgen, BT çekimi vb)

    Hipertansiyon ya da riskli gebeliklerde

    Tarama ve biyokimya testlerinde anormallik varsa

    Ölü doğum ya da düşük öyküsü varsa

    İleri yaş gebeliklerinde (35 yaş üstü)

    ·Bebekte

    Kadın Doğum Hekiminin kalbe ait bir şüphesi varsa

    Kromozom anomalisi ya da şüphesi varsa

    Ultrasonografide kalbe ait yada kalp dışı anomali şüphesinde

    Ritm bozukluğu şüphesi

    Ense kalınlığı testi yüksekse

    Bebekte gelişme geriliği varsa

    Kalp ritminde düzensizlik varsa

    ·Aile'de

    Anne Babada ya da aile fertlerinde doğuştan kalp hastalığı varsa

    Anne-baba ve kardeşlerde genetik anormallik varsa

    Daha önce anne kalp anomalili çocuk doğurduysa

    ·Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi önerdiyse

    Fetal ekokardiyografi, ne zaman yapılmalıdır?

    Bu işlemin en ideal zamanlaması gebeliğin 19-24. haftasıdır. Ciddi kalp anomalisi şüphesinde 16. haftalardan itibaren yapılabilir. 24. haftadan sonra bebeklerin kemiklerinin gelişimi nedeniyle işlem zorlaşır ve aynı zamanda 24. haftadan sonra ağır kalp hastalığı tanısı konsa bile bebeğe yapacak bir şey kalmamıştır. Bu nedenle tetkik 24. haftanın üstüne bekletilmemelidir.

    Fetal ekokardiyografi, bebeğe zarar verir mi ve işlem ne kadar sürer?

    İşlem standart USG'den farklı değildir ve ses dalgaları ile yapılır. Bu tetkik bu konuda iyi eğitimli bir Pediatrik Kardiyolog tarafından yapılmalıdır. Bebeğe hiçbir yan etkisi ve zararı yoktur. İşlem yaklaşık 15-30 dk. civarında zaman alır. Ciddi anomali varlığında daha da uzayabilir. Bu sırada anne aynen USG' de olduğu gibi sırt üstü yatar ve işlem karından yapılır. İşlem sonrası Çocuk Kardiyoloğu işlem ve sonuçlar hakkında bilgi verir.

    Fetal ekokardiyografi ile tüm kalp hastalıkları tanınabilir mi, hata payı varmıdır?

    Tecrübeli bir pediatrik kardiyolog tarafından yapılan işlemde doğruluk oranı %90'ın üstündedir. Özellikle ciddi kalp hastalığı tanıma oranı %100'e yakındır. Ancak çok küçük delikler, birde anne karnında normal olan açıklıklar doğum sonrasında tanınabilir. Bu işlemde tanınamayan küçük problemler genellikle bebeğe de doğum sonrası zarar vermezler. Burada en önemli nokta anne karnında normal olan deliklerin doğum sonrası devamı halinde kalp hastalığı yapmasıdır. Bu işlemin hata payını biraz artırır. Bu nedenle Fetal EKO yapılan bebeklerde çocuk hekimi gerekli görürse doğum sorası bebekte normal ekokardiyografi yapılmalıdır.

    Fetal Ekokardiyografi'nin faydası nedir?

    DKH' leri önceden bilmenin anneye ve bebeğe sayısız faydası vardır. Ritm bozuklukları gibi bebeğin anne karnında ölümüne neden olabilecek problemleri hamilelikte tedavi etmek mümkündür. Kalpte sorun olan bir bebekle doğum sonrası sürpriz olarak karşılaşmanın anne ve bebek açısından sayısız zararları vardır. Öyle kalp hastalıkları vardır ki tedavide saatler önemlidir ve doğumun anjiyo ve ameliyat şansı olan bir merkezde yapılması gereklidir. Çocuk kardiyologları bu hastalıkları bildiğinde bütün önlemleri ve ilaçları buna göre hazırlarlar. Bu hızlı süreç bebeğin yaşam şansını üst düzeylere çıkarır. Çünkü bugün bu hastalıkların çoğunun tedavisi mümkündür. Çok önemli bir diğer nokta şudur: öyle doğuştan kalp hastalıkları vardır ki bazılarının tedavileri mümkün değildir, ya da tedavi edilmeye çalışılsalar bile bu çocukların hiçbir zaman normal bir kalpleri olmayabilir ve yaşam kaliteleri çok bozuktur. İşte bu işlemin en önemli yararı budur. Bu hamileliği devam etmek anlamlı olmayabilir, annenin tüm hamilelik sürecini geçirmesine gerek yoktur ve buda aileye bu şansı verir.

    Sonuç olarak; Fetal Ekokardiyografi zamanında ve tecrübeli kişilerce yapıldığında doğruluk oranı çok yüksek ve bir o kadar da faydalı bir test olarak sağlıklı gebelik izleminde ki yeri ve önemi hızla artmaktadır.

    Prof. Dr. Ertürk LEVENT

    Çocuk Kalp Hastalıkları Uzmanı

    Tel: 0532 3736750-0232 4617441

    erturk.levent@ege.edu.tr – www.erturklevent.com.tr