Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Alerjik bir çocuğun evi nasıl olmalıdır?

    Alerjik bir çocuğun evi nasıl olmalıdır?

    Alerji doğumdan itibaren başlayıp zamanla şekillenen bir süreçtir. İlk 3 yaşta en yoğun gıda alerjisine bağlı alerjik egzama ile kendini gösteren hastalık zamanla çocuğun ev tozu, hayvan atıkları veya küf mantarları gibi ev içi alerji yapıcı maddelere teması arttıkça şekil değiştirir. Okul çocukluğunda daha çok ev tozu alerjisine bağlı alerjik nezle ve alerjik astım tablosu görülür. Ergenlik yaklaştıkça mevsimsel polen alerjisi de eklenir sürece.

    Özetle; alerji zannedildiği gibi büyüdükçe geçmez; tam tersine artarak seyreder. Bu yüzden erken çocukluk döneminde alerjiyi olmadan engellemenin ve oluşmuşsa da daha fazla ilerlememesinin yolları aranmalıdır. Alerji çoğunlukla genetik bir hastalıktır. Zamanla alerji yapıcı maddelere temas ile şekillenir. Bu nedenle ailesinde alerji hikayesi olan çocukların daha doğumdan itibaren buna uygun bir evde yaşaması alerjiyi engellemek adına çok önemlidir. Bir kez alerji oluşmuşsa o zaman zaten alerjik olunan maddeden uzak durma mümkün olan en sıkı şekilde uygulanmalıdır.

    Günümüzde en sık rastlanan alerji tipi ev tozu akar alerjisidir (%90). Ev tozu alerjisi çoğunlukla alerjik nezle ile beraber alerjik astım bronşite neden olur. Tedavide ana hedef hastanın çevresindeki ev tozu akar miktarını en aza indirmektir. Bu yönde ev içinde alınması gereken bir dizi önlem vardır. Bu önlemlerin içinde en önemlisi evden halıların kaldırılmasıdır. Dokuma halılar, ister elde ister fabrikada dokunmuş olsun, ister sentetik isterse yün olsun, ev tozu akarları için önemli bir yaşam alanı oluşturmaktadır. Ev tozu akarları insan atıkları ile beslenen, sıcak ve nemli ortamları seven, gözle görülmeyen mikroskopik canlılardır. Bu canlıların vücut parçacıkları ve dışkıları havaya karıştığında alerjiye neden olur. Akarlar bakteri değildir. O nedenle anti-bakteriyel halılar ev tozu akarından korumaz. Ev tozu alerjisinde hava temizleyiciler fayda sağlamaz. Halıları yerde dururken elektrik süpürgesiyle yıkamak alerjenin uzaklaştırılmasına fayda sağlamadığı gibi bir de halıyı nemlendirerek akarların daha fazla yaşamasına neden olur. Buharlı temizlik robotları yüksek ısıyla akarları öldürür; ancak dışkı parçacıklarını uzaklaştırmada yetersiz kalır. Halı yerine çamaşır makinesinde yıkanabilecek ince örgü kilimler kullanılmalıdır. Kilimler 60 derecede yıkandığında hem ev tozu akarları ölür; hem de akarların dışkı parçacıkları suyla uzaklaştırılmış olur.Ev tozu akarları nemli iklimlerde ürerler. Ev içi nem oranının %50’yi geçmemesinin sağlanması gerekir. Ev içi havasının nemi %50’den yüksek ise havanın nemini alıp suya çeviren nem giderici aletler kullanılabilir. Temizliğin HEPA filtreli özel süpürgelerle yapılması gerekir.

    Alerjisi olan veya alerji olma olasılığı olan çocukların evinde rutubet olmamalıdır. Sıvadan veya herhangi bir su kaçağından duvar içine sızan suyun yarattığı rutubet evde ciddi anlamda hava kirliliği yaratmaktadır. Bu alanların kurutulması gerekir. Benzer şekilde ev içi hava kirliliği yapan madde sigaradır. Alerjik bir çocuğun evinde sigara kesinlikle içilmemelidir. Mutfak, cam önü gibi alanlarda sigara içmek çocuğun etkilenmesini azaltmayacaktır. Sigaranın tamamen ev dışında içilmesi şarttır.

    Çocuk ve yetişkinlerde ev tozu alerjisi tedavisinin temelinde bu önlemler yatmaktadır. Bu temelin üzerine, alerjik olunan maddenin artan miktarlarda dil altından vücuda uygulanması prensibiyle çalışan “dil altı damla aşı tedavisi” (sublingual immunotherapy) hastalığı kökten çözme yolunda çok büyük başarı sağlamaktadır.

  • Astımın dört dörtlük tedavisi

    Astımın dört dörtlük tedavisi

    Astım tekrarlayan bronş daralması ile seyreden bir hastalıktır. En sık çocuklarda görülür. Yüzde 90 nedeni alerjidir. Alerji bronş içi zarında yanık benzeri bir doku yaratır ve bronşlar dış uyaranlara hassas hale gelir. Alerjik bronşit ve Reaktif hava yolu hastalığı terimleri de astım ile eş anlamlıdır.

    Astım bütüncül tedavisi dört aşamada yapılmalıdır.

    Çevre düzenlemesi: Alerjik olunan maddeden ve alerji dışı astım atağı tetikleyicilerinden uzak durmak tedavinin ilk adımı olmalıdır. Çocuklarda en sık alerji ev tozu akarlarına karşı gelişir. Bu nedenle alerjik astımı olan çocukların evinden halıların uzaklaştırılması, yatak ve yastığa akar geçirmeyen özel alerji kılıfları takılması gerekir. Çocuğun evinin hiçbir yerinde sigara içilmemelidir.

    İlaç tedavisi: Alerjik astımı olan çocukların ilk planda hızlı etki eden sprey ilaçlarla atak geçirmeyecekleri hale getirilmesi gerekir. Bu ilaçlar çok düşük doz, kana karışmayan kortizon içerir. Uygun dozda kullanıldığında yan etki riski olmaz. İlaçların başlanıp kesilme kararı alerji uzmanınca verilmelidir. Alerji konusunda kökten çözüm sağlandıkça ilaçlar yavaş yavaş azaltılarak kesilmelidir.

    Dilaltı Damla aşı tedavisi: Alerji bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasına bağlı gelişir. Alerji kökten çözülmedikçe astım devamlı ilaçla baskılanmak zorunda kalınır. Alerjinin kökten çözümü aşı tedavisidir. Çocuklarda aşı tedavisi yan etki riski olmaması nedeniyle dil altı damla olarak tercih edilir. Uygulama ailelerce evde yapılır. Tedavi süresi 3-5 yıldır.

    Reflü kontrolü: Astım doğası gereği çocuklarda yüzde 80 mide başı gevşekliği ile seyreder. Mideden yukarı soluk borusuna ve akciğerlere kaçan mide asidi astımı kötüleştirir. Bu nedenle reflüden koruyucu beslenme astım tedavisinin olmazsa olmaz bir parçasıdır. Reflüyü artırıcı kakaolu çikolata, kek ve benzeri gıdalardan kaçınmak, gece yatmadan önce en az iki saat süt de dahil olmak üzere çocuğa yemek yedirmemek gerekir.

    Çocuklarda astım bu dört basamağın da aynı anda eş zamanlı uygulanması ile başarıya ulaşır. Biri eksik kaldığında bile astımın erişkin hayata uzaması olasılığı artar.

  • Kimler grip aşısı yaptırmalı?

    Grip aşısı inaktive (ölü) bir aşıdır ve her yıl tek doz olarak kas içine uygulanması önerilmektedir.

    Aşılama ne zaman ve ne dozda yapılmalıdır ?

    Aşılama, Eylül ayının başından itibaren kasım ayı ortasına kadar olan zaman diliminde yapılmalıdır.

    Grip (İnfluenza) aşısı, herhangi bir rutin aşı ile birlikte yapılabilir.

    Grip (İnfluenza) virüsünden korunma, genellikle sadece bir yıl sürer. Ertesi yıl koruyuculuk için aşının tekrarı gereklidir. Bunun nedeni grip virüsünün hemen her yıl genetik yapısını değiştirmesi ve farklı bir virüs olarak ortaya çıkması ve dolayısıyla grip aşılarının da aynı şekilde hemen her sene içeriğinin değişmesidir.

    6 ay ile 8 yaş arasındaki çocuklar, eğer ilk defa grip aşısı oluyorlarsa, bir ay ara ile iki kez aşı yapılması önerilmektedir.

    6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklara yarım doz aşı uygulanmalıdır.Grip aşısından sonra kesin koruyuculuğun başlaması için en az 10-14 günlük bir süre gerekmektedir.

    Gribin yaşamsal risk oluşturduğu ve tıbbi açıdan mutlaka aşılanması önerilenler:

    65 yaşından büyük kişiler

    6-23 aylık sağlıklı çocuklar

    Hamile kadınlar

    Şeker hastaları (diyabet)

    Astım hastaları

    Kronik akciğer hastaları (KOAH, Sarkoidoz vb.)

    Kronik kalp ve damar sistemi hastaları (koroner arter hastaları)

    Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler (Kronik kan hastalığı -hemoglobinopati- olanlar, kanser, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar)

    Huzurevi, bakımevi vb ortamlarda yaşayanlar

    İkincil risk grupları: Yukarıdaki risk grubunda yer alanlarla yakın temasta olanlar ve

    50-64 yaş arası kişiler

    Kronik tıbbi rahatsızlıkları bulunan huzur evi ve diğer kronik bakım kuruluşlarının tüm yaşlardaki sakinleri;

    Bir önceki yılda (şeker hastalığı dahil) kronik metabolik hastalıklar, böbrek yetersizliği, kan hastalıkları, veya (ilaçların veya (HIV) virusunun neden oldukları dahil bağışıklık sistemi baskılanması nedeniyle düzenli tıbbi takip veya hastaneye yatmayı gerektirmiş olan erişkinler ve çocuklar;

    Sağlık Personeli

    Yukarıda belirtilen risk grupları ile aynı ortamda yaşayanlar

    Huzurevi, bakımevi ve benzeri yerlerde çalışan personel

    Kimlere grip aşısı yapılmamalıdır ?

    Daha önce grip aşısına karşı alerjik reaksiyon geliştiren kişilere,

    Yumurtaya karşı alerjisi olanlara,

    Grip aşısından sonraki altı hafta içinde, Guillain Barre sendromu (kaslarda kısmi veya tam geçici kuvvet kaybı) hikayesi olan kişilere aşı yapılmadan önce mutlaka doktora danışmalıdır.

    Grip aşısının riskleri nelerdir ?

    Enjeksiyon yapılan bölgede, birkaç gün süren hafif ağrı olabilir.

    www.AstimAlerji.com

    www.astimalerji.org

  • Çocuğum boğmaca mı oldu?

    Bu çocuk ‘Boğmaca’ gibi öksürüyor…

    Bu sözü daha sık duymaya başladınız mı son günlerde?

    Boğmaca giderek tekrar önem kazanan bir hastalık ve bu günkü yazımda boğmaca ile ilgili bilmemiz gerekenlerden bahsetmek istiyorum…

    Evet, öksürük çocuklarda çok sık görülen bir şikayet ve her 100 çocuğun en az 35’inde bir önceki ay içinde öksürük ile ilgili bir ilaç kullanma hikayesi mevcut ama UNUTMAMALIYIZ Kİ öksürük basit bir üst solunum yolu hastalığının bulgusu olabildiği gibi, daha az sıklıkla da olsa çok önemli hastalıkların da ilk bulgusu olabilir.

    Sadece öksürüğün niteliğine bakarak her zaman hastalığın tanısını ve tedavisini belirlemek mümkün değil ama bazı özel durumlar var ki çocuğun nasıl öksürdüğü bize çok yardımcı olur, aynı ‘Boğmaca’ da olduğu gibi… Sadece doktorlar değil anneler, anneanneler de çok iyi tanır boğmaca öksürüğünü…Öksürüğün kriz şeklinde arka arkaya gelmesi çocuğun nefesinin kesilir gibi olması ve arkasından nefes almaya çalışırken çıkardığı ses boğmaca öksürüğü için tipiktir….

    Boğmaca aşısı ilk kez 1940’lı yıllarda yapılmaya başlanmış. Boğmaca aşısı bulunmadan once sadece Amerika Birleşik Devletlerinde boğmaca her yıl 5000-10.000 kişinin ölümüne neden oluyordu. Aşı sonrasıda hastalığın sıklığında dramatik bir şekilde azalma saptanmış. Benzeri veriler ülkemiz için yeterli düzeyde mevcut olmadığı için, birçok kez olduğu gibi istatistiksel verileri ne yazık ki yurt dışından vermek zorunda kalıyorum…

    Boğmaca aşısının yaygın bir şekilde uygulanmasına ragmen 1980’li yıllardan itibaren boğmaca sıklığında hem dünyada hem de ülkemizde (10-19 yaş arasında en yoğun olmak üzere) bir artış gözlenmiştir. 4-6 yaşlarında yapılan son boğmaca aşısını takip eden 10 yıl içinde aşının etkinliğinde ortaya çıkan azalmanın bu artıştaki en önemli etken olduğu düşünülmektedir. Henüz ülkemizde ergenler ve erişkinler için TC Sağlık Bakanlığının rutin aşı programında olmamasına ragmen, boğmaca sıklığındaki bu artış nedeni ile bir çok ülkede boğmaca aşısının tekrarı bu yaş gruplarında rutin aşı programına alınmıştır.

    Boğmacanın bulguları nelerdir?

    Bir çok hastalıkta olduğu gibi boğmacada da ilk bulgular 1-3 hafta süren kuluçka devresini takiben ortaya çıkan, 2 hafta kadar süren burun akıntısı , hapşırık, hafif öksürük, hafifi ateş gibi basit bir üst solunum yolu enfeksiyona benzer bulgulardır. Bu hafif öksürük 1-2 hafta içinde, boğmaca için tipik olan kuru, rahatsız edici öksürük krizlerine dönüşür. Öksürük krizi dakikalarca sürebilir, çocuklarda renk değişiklği, yüzde kızarma ya da morarma görülebilir. Öksürük geceleri ya da soğuk havaya maruz kalmak ile artar 4- 6 hafta kadar devam edebilir,çocuk genellikle öksürük krizleri arasında iyidir.

    Bazı küçük bebeklerde tipik boğmaca öksürüğü olmaz, onun yerine nefes almada zorluk ve kısa sureli apne (nefes almanın durması) oluşabilir ki bu durum anne, baba için oldukça endişe verici olabilir.

    Boğmacaya yakalanan ergenlik çağındaki çocuklarda şikayetler daha hafif olabilir ve tipik boğmaca öksürüğü yerine uzun süren öksürükler ortaya çıkabilir.

    Boğmaca bildirilmesi zorunlu olan bir hastalıktır. Hem şüpheli vaka hem de kanıtlanmış vakaların sağlık otoritelerine bildirilmesi, ulusal aşı programlarında gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi için önemlidir.

    Kimler Boğmaca’dan etklilenir?

    Boğmaca hastalığı 6 aydan küçük olan henüz boğmaca aşısı olmamış ya da aşılama programları tamamlanmamış çocukları en fazla etkiliyor…

    Ama bu etkilenme ‘Zavallı çocuk! Ne kötü öksürüyor…’ ‘dan çok daha önemli… Ne yazık ki boğmaca küçük çocuklarda bazen hayatı tehdit edici olabilir …

    Bir de aşının etkinliği yıllar içinde azalması nedeni ile ergenlik çağındaki (12-18 yaş) çocuklar ve genç erişkinler boğmaca açısından en hassas gruplar…

    Aşısı olan çocuklar da boğmaca geçirebilirler ama aşısı olmayan kişilerde hastalık çok daha ağır seyreder.

    Boğmaca oldukça bulaşıcı bir hastalıktır…

    Boğmaca mikrobu oldukça bulaşıcıdır. Hasta kişinin evde temas ettiği kişilerin % 70-100 ‘üne, okuldaki temaslıların ise % 50-80’ine hastalığı bulaştırdığı düşünülmektedir.

    Boğmaca birçok solunum yolu hastalığı gibi hasta kişinin hapşırık ya da öksürüğü sırasında etrafa damlacıklar içinde yayılan mikropların solunması ile bulaşır. Bazende ele bulaşan boğmaca mikrobu çocuğun elini ağzına ya da burnuna götürmesi ile bulaşır işte bu neden ile el yıkama çok önemli….

    Boğmaca hastalığın erken dönemlerinde özellikle öksürük başladıktan sonraki ilk iki hafta en fazla bulaşıcıdır. Antibiyotik başlanması bu bulaştırıcılık süresini 5 güne kadar kısaltır.

    Çocuklarımız ne zaman boğmaca aşısı oluyorlar?

    Ülkemizdeki aşılama programına gore çocuklarımız 2.4.6.18.ayda ve 4-6 yaşında olmak üzere toplam 5 kez boğmaca aşısı oluyor.

    Şu anda ülkemizde uygulanan ulusal aşı programında 8. Sınıfta Difteri tetanoz aşısı yapılıyor. Ama ergenlik döneminden itibaren aşının etkinliğinde azalma ile birlikte boğmaca vakalarında görülen artış nedeni ile bir çok ülke 11-18 yaşları arasında yapılan bu Difteri tetanoz aşısının tekrarını artık Difteri –Tetanoz ve Boğmaca (Tdap)aşısı şeklinde yapılması öneriyor.

    Siz de bu yaşlardaki çocuklarınız için konuyu size izleyen hekiminiz ile görüşüp çocuğunuzun aşılamasını bu şekilde yaptırabilirsiniz…

    Haydi büyükler aşıya…

    Bu benim sevdiğim bir slogan.. Hep çocuklar aşı olacak değil ya!…İşte size çocuklarınıza ‘İdeal bir rol model ‘ olabilmeniz için bir fırsat daha… boğmaca aşısı olması hem kendilerini hem de temas halinde oldukları bebekleri korumaları açısından çok önemli.

    Difteri , tetanoz ve boğmaca aşısının, ergenlik döneminde bu aşıyı olmayan tüm erişkinlere özelikle anne , baba, büyükanne, büyükbaba olmayı planlayanlara yapılması öneriliyor.

    Boğmaca tanısı ve tedavisi…

    Boğmaca mikrobunu kültürde üretilmesi oldukça zordur ama boğazdan alınan sürüntülerde hastalık etkenini saptamak amacı ile bazı testler mevcuttur.

    Boğmaca tanısı koyulan hastalar genellikle 2 hafta boyunca antibiyotikler ile tedavi edilirler.Antibiyotik ne kadar erken (özellikle kriz şeklindeki öksürükler başlamadan once) dönemde verilir ise şikayetleri azaltma da o kadar etkilidir.

    Boğmaca tanısı koyulan bazı çocukların özellikle 1 yaşın altındaki hastanede yatarak tedavi edilmeleri gerekir.Boğmaca olan bir yaşın altındaki her beş çocuktan birinde bazı komplikasyonlar (Nefes darlığı, nefes durması, özellikle öksürük nöbetleri sırasında oksijen ihtiyacı, zatürre ,ağızadan alımın iyi olmaması nedeni ile bebeğin vücudunun susuz kalması gibi…) ortaya çıkar.

    Boğmaca tedavisinde evde yapabilecekleriniz…

    Eğer bebeğiniz boğmaca tanısı aldı ise ve tedavisine evde devam ediliyor ise öncelikle antibiyotiklerin tavsiye edildiği şekilde aksatılmadan verilmesi çok önemlidir.

    Birçok hastalıkta olduğu gibi ,öksürük ilaçları boğmaca öksürüğünün tedavisinde pek işe yaramaz…Muhtemel yan etkileri nedeni altı yaşın altında ( özellikle de 4 yaşın altında) bu ilaçların KULLANILMAMASI tavsiye edilmektedir.

    İyileşme süreci boyunca öksürüğü başlatacak irritanlardan ( oda spreyleri, şömine, odun-kömür sobaları, sigaraya maruziyet) uzak durulması önemlidir…

    Boğmacalı çocuklar öksürükle birlikte kusabilir ve ağızdan yeterince yemek –sıvı alamayabilirler. Bu neden ile az miktarlarda sık beslenme ile çocuğun susuz kalmaması önemlidir…

    Gözlerde çökme, ağız ve dil kuruluğu, az idrar çıkarması, huzursuzluk çocuklarda susuzluğun en sık rastlanan bulgularıdır.

    Sonuç olarak aslında her hastalıkta olduğu gibi boğmaca için de önce korunma! Çocuklarımızı boğmaca hastalığından koruyabilmek için önerilen aşı programlarına uyalım…Herşeye ragmen boğmacayı düşündüren bir öksürük durumunda en kısa zamanda hekiminize başvurup, gecikme olmadan biran once hastalığın tanı ve tedavisine ilişkin planları yapmak önemli…

  • Çocuklarda meningokok enfeksiyonlarından korunma

    Çocuklarda meningokok enfeksiyonlarından korunma

    ÇOCUKLARDA MENİNGOKOK ENFEKSİYONLARINDAN KORUNMA

    MENİNGOKOK AŞILARI

    Meningokok bakterisinin neden olduğu meningokoksemi ve meningokoksik menenjit tüm dünyada çocuk ve genç erişkinlerdeki en önemli hastalık ve ölüm nedenidir. Meningokokların yol açtığı klinik tablo esas olarak iki şekilde görülmektedir.

    Meningokokların kanda bulunması meningokoksemi, meningokokların beyin zarlarını tutması meningokoksik menenjit olarak tanımlanmaktadır.

    Meningokok enfeksiyonlarından korunma iki bölümde incelenebilir.

    1. Meningokok taşıyıcıların tanımlanması ve tedavisi
    2.Meningokok aşıları
    MENİNGOKOK TAŞIYICILARININ TANIMLANMASI VE TEDAVİSİ

    Meningokok enfeksiyonları damlacık yoluyla bulaşmaktadır.Bu hastalık hasta olan şahıstan direk bulaşabildiği gibi,hastalığın yayılmasındaki asıl neden bu mikrobu nazofarenkslerinde bulunduran sağlıklı taşıyıcılardır. Esas bulaşım taşıyıcılar vasıtası ile oluşmaktadır.Taşıyıcı olan bireyler sağlıklıdır. Kendilerinin taşıyıcı olduklarını fark etmezler.Taşıyıcılık devamlı olabildiği gibi aralıklı da olabilmektedir.Hastalığın yayılmasında esas sorun taşıyıcıların tanımlanmasının güç olmasıdır. Yukarda belirttiğim gibi taşıyıcılar sağlık bireylerdir.Taşıyıcıların tanımlanması ancak tarama testleri ile mümkün olmaktadır..Tarama testleri rutin olarak yapılamaz.Salgınlar sırasında yapılamaktadır. Nazofarenkste taşıyıcı oranı %5-10 arasında değişmektedir. Salgınlar sırasında bu oran artmakta %10’a ulaşmaktadır. Taşıyıcılık yaşla birlikte artmaktadır. Mevsimler, kalabalık yaşam şartları taşıyıcılığa artıran diğer faktörlerdir.

    Meningokok enfeksiyonunun kontrol altına alınmasında en önemli yaklaşım, taşıyıcıların tanımı ve tedavisidir. Taşıyıcılara antibiyotik tedavi başlanır ve bu kişilerde taşıyıcılığın devam edip etmediği izlenir. Tedaviye rağmen taşıyıcılık devam edebilir mi sorusuna hayır demek mümkün değildir. Taşıyıcıların tedavisinde kullanılan ilaç rifampisin’ dir. Rifampisine dirençli vakalarda seftriakson kullanılabilir. Bu vakaların yakından takibi gerekmektedir. Günümüzde molekuler genetikteki yoğun çalışmalara rağmen meningokok taşıyıcılığın tanımı ve tedaviye yanıtsızlığına henüz bir çözüm bulunamamıştır.

    MENİNGOKOK AŞILARI

    Çocuklarda meningokok aşısı uygulanmalı mı ?

    Bir aşının çocuklarda uygulanabilirliğine karar vermek için bazı kriterler geliştirilmiştir.

    Hastalığın ülkedeki durumuna bakılarak Dünya Sağlık Örgütü ‘nün bu kriterlerle uyumu esas alınmaktadır.

    Ülkemizdeki durumu incelediğimizde meningokok enfeksiyonlarından ölüm, Türkiye istatistik kurumu verilerine göre;

    1994 2229

    1998 3897

    2001 3079

    2002 2826

    2001 yılında ölenlerin yaş dağılımına bakıldığı zaman;

    %66 0-1 yaş

    %10 1-4 yaş olduğu görülmektedir.

    Aşıların çocukluk döneminde uygulanabilirliği, hastalığın görülme sıklığına (insidans) göre planlanmaktadır. Meningokok enfeksiyonu A.B.D yüz binde bir, Avrupada yüz binde 1-6,4 arasında değişmektedir. Ülkemizde 2005-2006 yıllarında 0-16 yaş grubunda yapılan bir çalışmada meningokoksik menenjit insidansı 1,99/100.000 meningokok hastalık insidansı 6/100.000 olarak bulunmuştur.

    Meningokok aşısında Dünya Sağlık Örgütü ‘nün aşılama için kriterleri aşağıda belirtilmiştir.

    Yüksek endemik hız > 10 /100.000/nüfus/yıl

    Orta endemik hız 2-10/100.000/nüfus/yıl veya;

    Sık epidemiler.

    Türkiye istatistik kurumu verilerine göre 5 yaşın altındaki ölen her 10 çocuktan 1 ‘i meningokok hastalığı nedeni ile kaybedilmektedir. Ülkemizde 1-4 yaş çocuk ölümlerinde meningokok hastalığın önemli olduğu görülmektedir.

    Yazımın başında değindiğim gibi bulaşım, hastadan sağlam çocuklara geçebildiği gibi, enfeksiyonun yayılmasında esas faktör meningokok taşıyıcılarıdır. Taşıyıcılık yaşla birlikte artmakta, hac ve umre ziyaretleri taşıyıcılığı arttırmaktadır. Dünya sağlık örgütü kriterlerine göre meningokok aşısı hastalığın daha az görüldüğü toplumlarda (< 2 vaka < 100000 nüfus yılı ) risk grubunun aşılanmasını gerektirir. Risk grupları aşağıdadır.

    – Kalabalık ortamdaki çocuk ve erişkinler( kreş, okul çocukları ve askeri okuldaki gençler)

    – Kompleman eksikliği, Aspleni, HIV enfeksiyonlu çocuklar

    – Temas riski taşıyan laboratuar personeli

    – Yüksek endemik bölgelere seyahatler (Hac, Umre)

    Bütün bu sonuçlar değerlendirildiğinde meningokok aşının çocuklara yapılmasının uygun olacağı görülmektedir.

    Hangi tip aşı çocuklar için uygundur ? Ülkemizde iki tip aşı mevcuttur.

    1- Polisakkarit aşılar

    2- Konjuge aşılar

    Polisakkarit aşılar uzun zamandan beri bazı risk gruplarına uygulanmakta idi. Uygulamaya yeni giren konjuge aşılar her yaş grubunda uygulanır ve güvenlidir. Toplumsal bağışıklığı sağlar. Aşının koruma süresi uzundur. Nazoforenks taşıyıcılığını azaltır.

    Sonuç olarak, bu bilgilerin ışığı altında çocukluk yaş grubundan meningokok aşısının uygulamaya girmesinin sevindirici olacağını düşünülmektedir.

    – Meningokok enfeksiyonlarından korunma

    – Meningokok menenjit

    – Meningokoksemi

    – Meningokok taşıyıcılığı

    – Meningokok aşıları

    Prof. Dr. Nuran GÜRSES

    Çocuk Ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuğumun bağışıklık sistemi zayıf mı?

    Çocuğum çok sık hastalanıyor acaba bağışıklık sisteminde bir sorun mu var?

    İşte sık karşılaştığımız sorulardan biri daha…

    Çocuklar özellikle de evde ağabeyleri, ablaları olanlar okul öncesi dönemde yılda 5-8 kereye kadar üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilirler. Bu bağışıklık sisteminin yetersiz olduğunu göstermez, hatta tam tersine bağışıklık sisteminin normal gelişimi için gerekli bir süreçtir.

    Bebekler doğduklarında anneden bebeğe geçen antikorlar ( vücudumuzu mikroplardan koruyan özel maddeler) nedeni ile enfeksiyonlardan kısmen korunurlar. Takip eden aylar içinde anneden bebeğe geçen antikorların düzeyi azalır ( 3-6 civarında) ve takip eden dönemde bebeğin kendi antikorlarını yapması ve vücudunun mikroplar ile boğuşma yeteneğini kazanması gerekir. Bazı bebeklerin kendi antikorlarını yapabilmesi 9-15 aya kadar gecikir ve bu bebeklerde tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, ishal gibi enfeksiyonlar görülebilir. Nadiren antikor düzeyleri 2-4 yaşına kadar da düşük kalabilir. Bağışıklık sistemindeki bu geçici düşüklük genellikle iyi seyirlidir.

    Bazı çocuklarda ise bağışıklık sistemi doğumsal bazı hastalıklar nedeni ile yeterli düzeyde çalışmaz ve bu bebekler enfeksiyonlara karşı savunmasızdırlar. Bağışıklık sisteminin bir çok bölümü vardır bu neden ile bağışıklık sistemi yetersizliği olan çocuklarda bulgular hangi bölümünün etkilendiğine gore çok çok farklı olabilir.

    Altı aydan sonra başlayan üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları olan büyümesi gelişmesi bozulmayan bebeklerde antikor düzeylerinde ( IgA,IgG,IgM) düşüklükler olabilir. Örneğin I gA eksikliği; IgA vücudumuzu mikroplardan koruyan antikorlardan biridir. I gA düzeyinin düşük olması en sık görülen bağışıklık sistemi hastalığıdır ve her 600-700 kişide bir görülür. Bu çocukların çoğu tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, sinuzitler, bronşitler bazen zatürre enfeksiyonları ile hekime başvurular genellikle çok ağır enfeksiyonlar geçirmezler. I g A eksikliği olan bir hasta sık ve ağır enfeksiyonlar geçiriryor ise diğer antikor düzeylerinde de düşüklükler olabileceği unutulmamalıdır.

    Eğer bir bebeğin doğduğu andan itibaren başlayan tekrarlayan bakteri, virus ya da mantar enfeksiyonları var ise, tekrarlayan ishaller nedeni ile büyüme gelişme bozulmuş ise,hayatı tehdit edici enfeksiyon hikayesi var ise mutlaka ağır bir bağışıklık sistemi hastalığının araştırılması gerekir.

    Bu hastaların tedavisi de bağışıklık sisteminin hangi bölümünün etkilendiğine gore planlanır. Eğer ciddi bir antikor düşüklüğü mevcut ise hastaların 3-4 haftada bir damar yolu ile koruyucu antkorlar almaları gerekebilir. Enfeksiyonların erken tanısı ve etkin tedavisi çok önemlidir. Bazı durumlarda koruyucu antibiyotik tedavileri kullanılır.

    Eğer çocuğunuz basit üst solunum yolu enfeksiyonları dışında bir yılda ikiden fazla ya da toplam üçten fazla zatürre geçirdi ise, altı ay içinde üç ya da bir yıl içinde dört kulak iltihabı geçiriyor ise ,ya da menejit gibi hayatı tehdit eden enfeksiyon geçirme hikayesi var ise mutlaka bağışıklık sistemine ilişkin testlerin yapılması uygun olacaktır.

  • Çocuklarda meningokoksik menenjit

    Çocuklarda meningokoksik menenjit

    ÇOÇUKLARDA MENİNGOKOKSİK MENENJİT

    Meningokok bakterisinin neden olduğu bu hastalık, hızla yayılması ve ölüme yol açması nedeniyle günümüzde önemini korumaktadır. Bulaşıcı menenjit veya ölümcül menenjit olarak da tanımlanmaktadır.
    Enfeksiyonun yayılmasında solunum yollarında bu bakteriyi taşıyan belirti vermeyen (asemptomatik) taşıyıcıların rolü büyüktür. Bulaşma solunum yollarında bulunan bakterinin aksırık, öksürük yoluyla hassas şahıslara bulaştırması nedeniyle oluşmaktadır. Hasta olan çocuklar da bu enfeksiyonu kolaylıkla bulaştırabilirler. Bulaşıcılığın süresi antibiyotik tedavisi başlandıktan 24 saat sonrasına kadar devam etmektedir. Hasta ile temasta bulunan yakınları da risk altındadır.

    Bu hastalık tüm dünyada yaygındır. Hastalığın en yaygın olduğu yer AFRİKA MENENJİT kuşağı olarak isimlendirilen Senegalden Etiyopya’ya kadar uzanan bölgedir.Afrika da 1996 ve 2009 yıllarında meningokok salgınları olmuş ve 5352 kişi bu salgınlarda hayatını kaybetmiştir.Taşıyıcılık oranı %10 -20 arasında değişmektektedir.Suudi Arabistan da her yıl tekrarlanan hac etkinliklerine katılan hacı adayları arasında hastalık kolaylıkla bulaşmakta ve enfeksiyon yayılabilmektedir.Dünya sağlık örgütü verilerine göre 2000 yılında Suudi Arabistan’da 199 vaka görülmüş ve bunun 55 tanesi ölümle sonuçlanmıştır.Bu nedenle hacı adaylarına meningokok aşısını rutin olarak uygulama zorunluluğu getirilmiştir.

    Kuluçka dönemi genellikle 4 günden kısa olup, 1-10 gün arasında değişmektedir. Hastalık her yaş gurubunda görülse de, 5 yaştan küçük çocuklar bu enfeksiyona hassastır. Özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda sık görülmekte ve ağır seyretmektedir. Adölesan döneminde hastalık görülme sıklığı artmakta ve okul, yurt ve kışla gibi toplu yaşanan ortamlarda salgınlara neden olmaktadır.

    Hastalığın ateşle başlaması ve klinik tablonun süratle ilerlemesi bu konun önemini artırmaktadır. Ateşi olan bir çocukta klinik tablonun saatler içinde değişmesi kusma, baş ağrısı, boyunda sertlik ve vücutta döküntülerin olması tipiktir. Meningokoksik menenjit tanısı erken konulduğu ve tedaviye başlandığı takdirde hayat kurtarıcıdır. Antibiyotik tedavisi menenjit tanısının düşüldüğü zaman başlamalı ve süratle hasta bir merkeze yönlendirilmelidir. Hasta ile temasta olan yakın şahıslara koruyu antibiyotik tedavisi unutulmamalıdır.

    Bizim yaptığımız ve ülkemizde yapılan diğer çalışmalarda en sık görülen menenjit etkeni meningokoktur. Tüm yaklaşımlara rağmen bu vakalarda ölüm oranı %21 e ulaşmaktadır. Yine çocuklarda yapılan çalışmalarda taşıyıcılık oranı ülkemizde %6.2-10.4 gibi yüksek oranlarda görülmüştür. Sonuç olarak ülkemizde en sık görülen meningokoksik menenjitte erken tanının önemi tartışılmaz. Diğer taraftan çocuklarda taşıcılığın yüksek olmasının getirdiği riskler göz ardı edilemez. Bu durumda korumanın ve erken tanın önemi aşikardır.

    Çocuklarda Menenjit
    Meningokoksik Menenjit
    Meningokok taşıyıcılığı

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk Hastalıkları

    Çocuk Enfeksiyonları Uzmanı

  • Bakteri ve virüs karmaşası her zaman gündemde

    BAKTERi VE ViRüS KARMAŞASI HER ZAMAN GüNDEMDE

    Gerek yazılı ve gerekse sözel basında bir çok bakteriyel hastalığın virüs hastalığı olarak yorumlandığını izlemekteyiz.

    A grubu Beta hemolitik streptokok toplumda yaygın olarak bulunan ve boğaz enfeksiyonuna neden olan bir bakteridir. Çoğu kez bu bakteri virüs olarak tanımlanmakta “Beta Virüsünden bahsedilmektedir.

    Bu yanılgı nerden doğmaktadır ?

    Çoğu kez medyada çıkan yayınlarda bu yanlışların olduğu görülmektedir. Bunların çok az bir kısmı tıp mensuplarından kaynaklanmaktadır. Nitekim hemofiluz influenza bakterisi ile influenza virüsü karıştırılmış ve ciddi karmaşaya neden olmuştur. Bilindiği gibi Hemofiluz influenza menenjite yol açan bir bakteri, influenza ise gribe yol açan bir virüstür. Diğer taraftan medyada yazı yazan tıp mensuplarının her konuda yazı yazdıkları dahiliye uzmanının, çocukları ilgilendiren konuları gündeme aldığı görülmektedir.

    Medya mensupları ise tıbbi konuları bilemedikleri için hatalar yapmaktadır.

    Toksoplazma gondii bir parazittir. Bu konuyu kaleme alan bir yazar Toksoplazmanın yeni keşfedilmiş bir virüs olduğundan bahsedilmiş ve yazar ‘a bu hatanın nerden kaynaklandığı sorulduğundan “aldığım kaynakta virüs olarak geçiyordu”, onun için yanılgıya düştüm cevabı alınmıştır.

    Son günlerde öldürücü menengokok virüsü tanımı gündeme gelmektedir. Menengokok bakteri olup bulaşıcı menenjite yol açmaktadır. Ölümcül menenjitin sorumlusu menengokok virüsü değil, menengokok bakterisidir. Gerek sözlü ve gerekse yazılı medyada yer alan konularda istenmeyerek hata yapıldığı gerçeği inkar edilemez.

    Bu durumdaki yaklaşımda; hekimlerin sadece kendi konularında toplum bilgilendirmesi, medya mensuplarının ise gerek sözlü gerekse yazılı basında yer alan sağlık konularında daha titiz davranmalarının akılcı olacağı aşikardır.

    -Bakteri

    -Virüs

    Prof. Dr. Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Hodgkin hastalığı (hodgkin lenfoma)

    Hodgkin hastalığı, lenf nodlarının ağrısız ilerleyici büyümesi ile seyreden onkolojik bir hastalıktır. Lenf bezelerinin tutulumu en çok boyun bölgesinde olursa da vücudun her tarafında olabilir. Ayrıca akciğer, dalak, karaciğer, kemik tutulumları olabilir. Kemoterapi ile yüksek oranda tedavi edilebilen bir hastalıktır. İleri ve tekrarlayan hastalıklarda radyoterapi kullanılır. Onkolojik hastalıklar içinde tedavi başarısı en yüksek hastalıklardan birisi olarak bilinir. Bu açıdan doğru zamanda doğru tedavinin uygulanması ileri derecede önemlidir.

    Tüm çocuk kanserlerinin %5'ini oluşturur. Beş yaşından küçüklerde seyrek görülür. Sonra 11 yaşına kadar artar. 15-35 yaşları arasında ve 50 yaşından sonra olmak üzere iki dönemde sık görülür.

    Hodgkin hastalığının farklı histopatolojik alt tipleri bulunmaktadır. Bunlar aşağıda özetlenmiştir

    · Lenfositten zengin % 11.5

    · Nodüler skleroz % 54.5

    · Karışık hücreli % 32.0

    · Lenfositten fakir % 2.0

    Hodgkin hastalığının başlıca berlirti ve bulguları nelerdir.

    · Ağrısız lenf bezesi (nodu) şişlikleri, en sık boynun servikal ve supraklavikular bölgelerinde görülürler. Lenf bezeleri sert ve ağrısızdır. Genellikle bir lenf nodundan diğerine yayılırlar. Belirti ve bulgularda bu beze ve organların tutulumu ile ilişkilidir.

    Lenf bezesi tutulumlarının sıklığı

    Servikal %75

    Supraklavikular %25

    Aksiller % 9

    Diyafragma altı % 6

    Lenf nodu dışı (ekstranodal) tutulum sıklığı

    Akciğer % 6

    Kemik % 5

    Karaciğer % 2

    Laboratuvar incelemelerde ne gibi bulgular saptanır?

    Kan sayımında, diğer kan analizlerinde değişiklikler görülebilir. Kan tetkiklerinden başka radyolojik incelemeler yapılarak hastalığın yerleşimi, yaygınlığı, başka organlara yayılım yapıp yapmadığı gibi özellikler araştırılır.

    Hodgkin hastalığının tanısı nasıl konulur?

    Muayene ve tetkikler sonrasında eğer diğer hastalıklardan uzaklaşılmış ve

    Hodgkin hastalığı tanısı olasılığı güçlenmiş ise biyopsi yapılır.

    Tedavi

    Tedavide kemoterapi kullanılır. İleri evrelerde ve cevap vermeyen hastalarda radyoterapi de kullanılır. Erken evrelerde %80-90 (evre I, II, IIIA), ileri evrelerde %60-70 olaysız yaşam bildirilir. Genel yaşam hızları çocuklardaki Hodgkin hastalarında erken evrelerde %95, ileri hastalıkta ise %85 olarak bildirilmektedir.

    Kaynaklar

    J Clin Oncol 31:1562-1568, 2013

    J Clin Oncol 30:3174-3180,2012

    P Imbach Pediatric Oncology 2006

  • Bebeklerde kolik

    BEBEKLERDE KOLİK

    Kolik yaşamın ilk 3 ayında bebeklerde görülen ve bir hastalığa bağlı olmayan şiddetli ağlama nöbetleridir. Yaşamın ilk 3 ayı diğer aylara gore bebeklerin daha çok (günde 2 saate kadar süren) ağladıkları bir dönem olduğundan “şiddetli ağlama” için kesin bir tanım yapmak zordur. Ancak kolik ağlaması olan bebekler daha uzun (günde 3 saatten fazla) ve daha sık ağlarlar. Bunun yanı sıra kolik ağlamasını diğer ağlamalardan ayırt ettiren bazı özellikler de vardır:

    – Kolik ağlaması gün içinde aniden ve genellikle aynı saatte başlayıp biter ve daha çok akşam saatlerinde görülür

    – Normal ağlamalardan farklı olarak bebek acı çekiyormuş gibi kendini kasark, ıkınarak ve yüzünü kızartarak ağlar.

    – Ağlamaya vücutta kasılmalar eşlik eder ve bebeği sakinleştirmek oldukça zordur.

    – Sıklıkla bebeğin gaz çıkarması veya kakasını yapması ile ağlama nöbeti sonlanır.

    Çok sık karşılaşılan bu problem, yenidoğan bebeklerin yaklaşık %40’ında görülür. Genellikle doğumdan sonraki ilk 3-6 haftada başlayan ağlama nöbetleri bebek 3-4 aylık olduğunda azalarak geçer. Hem bebek hem de aile için ciddi bir stress kaynağı olan bu ağlama nöbetlerinin nedeni bilinmemekle beraber buna neden olabilecek nedenleri aile gözden geçirmelidir:

    – Bebeğin aç olması,

    – Fiziksel acıya yol açacak nedenlerin olması (kıyafet veya bezin sıkması, soğuk, fazla sıcak, saçının bir yere takılması, bezinin ıslak veya kirli olması vb.)

    – Bebeğin yorgun olması veya fazla fiziksel temas (sevmek, hoplatmak, öpmekvb) sonucu uyarılması

    – Besinlere karşı duyarlılık veya alerji (özellikle anne sütüne ek formula alan bebeklerde akla getirilmelidir)

    Sadece anne sütü alan bebeklerde annenin yediği bazı besinlere (inek sütü, soya, yumurta, fıstık vb.), formül mama ile beslenen bebeklerde ise formül mama içindeki bazı maddelere alerjik olması sindirim sistemini ilgilendiren şikayetlere (karın ağrısı, kramp, ishal, kaka yapamama) neden olabilir. Eğer bebeğin şiddetli ağlamasına kusma, ishal, çok ıkınarak ve zorlanarak kaka yapma veya egzema eşlik ediyorsa “besin alerjisi” akla getirilerek araştırılmalıdır.

    Doktorun bebekte koliktanısını koyabilmesi için ağlama nöbetlerinin çok iyi gözlenmesi gereklidir. Bu durum da bu gözlemi yapacak bakıcı veya annenin vereceği bilgiler önemli olduğundan bu bilgileri çocuk doktorunuza aktarmanız problemin anlaşılması ve çözümünde ilk adım olacaktır:

    Ağlama nöbetleri ne zaman başladı ve ne kadar sürüyor?

    Ağlama nöbetini başlatan ortak bir neden var mı?

    Ağlama her gün aynı saatlerde başlayıp aynı saatlerde mi sonlanıyor?

    Ağlamayı başlatan veya azalmasına yardımcı olan bir şey var mı?

    Bebeğin beslenme şekli nasıl ? (sadece anne sütü veya anne sütü ile birlikte formula mı alyor, ek besin hiç denendi mi?)

    Bebek ağlarken siz ne hissediyorsunuz, bunlardan aileniz etkilendi mi?

    Kolik ile ilgili bazı yanlış bilinenler:

    – Kolik sancılarının tedavisinde gaz damlaları (simethicone içeren) ve laktaz enzimi verilmesinin yeri yoktur.

    – Uykuya neden olan ilaçların kullanılması doğru ve güvenilir değildir.

    – Pirinç unu koliği azaltmaz

    – Kolik sancısı çeken bebeğin sakinleşmesi için kucağa alınması bebeğin bunu alışkanlık haline getireceği (şımartılmış olacağı) anlamına gelmez.

    Kolik tedavisinde amaç:

    – Bebeğin ağlamasını azaltmaya çalışmak

    – Aile bireylerinden destek alarak uzun dönemde bu sorunun aile içi ilişkilerin bozulmasını önlemektir.

    Ağlama nöbetleri sırasında annenin kendini çaresiz ve yetersiz hissetmesi normaldir ama bu annenin bebeğine bakamadığı veya yetersiz olduğuı anlamına gelmediği anneye açıklanmalıdır.

    – Ağlama nöbetleri sırasında bir ara vermek bebeğe de anneye de iyi gelebilir. Mümkün ise bir arkadaş veya aile bireyinden bu konuda yardım almak, mümkün değilse bir kaç dakika için bebeği güvenli bir yere (beşik / yatak vs) koyableceği anneye söylenebilir.

    – Şiddetli ağlamlar sırasında bazen çaresiz kalan erişkinler sallayarak bebeği sakinleştirmeye çalışırken farkında olmadan bebeğe zarar verebilirler. Özellikle bu aylarda baş boyun kontrolü yetersiz olan bebeğin bu sallamalar sırasında başın gövdeden kontrolsüz olarak ani hareket etmesi ciddi beyin hasarlarına neden olabileceğinden bu konuda aile bilgilendirilmelidir.

    – Bazen ortamın değiştirilmesi,arabada kısa yolculuk, ağıza emzik verilmesi, ılık banyo, karın ve ayaklara masaj yapılması nöbet şiddetini azaltabilir.

    – Probiotiklerin kolik tedavisindeki yeri henüz net değilse de içinde Lactobacillus reuteri olan probiotikler bu amaçla 2 hafta denenebilir.