Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Emzirmenin 5 altın kuralı

    Emzirmenin 5 altın kuralı

    Her ebeveyn bebeği için en iyisini ister, sizler de bebeğiniz için en iyi olanı detaylarıyla öğrenmek için buradasınız. Konumuz anne sütünün önemi. Biz sağlıklı nesiller yaratmak istiyoruz ve hep bunun için çalışıyoruz.

    Ve size bir sır vereyim mi? Bugün bunun anahtarını cebinize koyarak bilgisayarınızı kapatacaksınız. Şu sayfadan çıkarken… tek bir mesajın asla aklınızdan çıkmamasını istiyorum. İlk 6 ay sadece anne sütü bebeğiniz için en iyisidir, ilk 6 ay anne sütü dışında su-mama-diğer sıvıların verilmesi tıbben gerekmedikçe asla önerilmez.

    Anne sütünün özellikleri:

    Anne sütü benzersiz-çok özel canlı bir sıvıdır, Tanrı’nın bir mucizesi, insanoğluna en önemli armağanlarından biridir. Bebeğin sağlıklı olarak gelişimini sağlamakla kalmaz, anneyle arasında eşsiz bir sevgi bağı oluşmasına yardımcı olur çünkü bebek anne göğsünde kendini güvende hisseder. Emzirme bebek beslenmesinin en ekonomik, hatta bedelsiz bir şeklidir.

    Canlı bir sıvı demiştik çok doğru çünkü içinde mikroplarla savaşan akyuvar dediğimiz beyaz kan hücreleri ve birçok biokimyasal maddeler içerir. Anne sütü “hazırdır-sıcaktır-temizdir”. Isıtmaya ve sterilizasyona gerek yoktur, daha da önemlisi her an ulaşılabilir. Belki komik gelebilir, ama 6 aydan sonra ek gıdalara başladığınızda bu 3 kelimenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlayacaksınız ve o zaman bana hak vereceksiniz.

    İlk 6 ayda anne sütü ile beslenen bebekler ishal, zatürre, kulak iltihabı gibi bulaşıcı hastalıklara ve alerjik hastalıklara daha az yakalanırlar ve daha sağlıklı büyürler. Gaz-kabızlık-kusma gibi sindirimle ilgili rahatsızlıklar daha seyrek görülür. Daha zeki olurlar, aynı zamanda gözün görme yeteneğini arttırır. Konuşma ve çene yapısını destekler. Ayrıca ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek erişkin çağında görülen, diyabet, romatizma, kanser, kalp hastalıkları gibi hastalıkları önlemede de etkindir.

    SORU: Nasıl oluyor da anne sütü erişkin çağdaki hastalıkları engelliyor?

    Çünkü anne sütü çok düzgün işleyen bir bağışıklık sistemi inşa eder. Bağışıklı sitemnde denge çok önemlidir, ne fazla ne eksik olmalı. Fazla çalışırsa alerjik hastalıklar, ileri yaşlarda romatizma diabet gibi otoimmun hastalıklar, az çalışırsa enfeksiyonlar ve kanser gibi hastalıklar daha sık görülür.

    Emzirmenin anneye faydaları

    Bu yazıyı öncelikle bebeğiniz için okuduğunuzu çok iyi biliyorum, ancak biraz kendinizi de düşünmeniz gerekir. Çünkü insanın kendisi için iyi bir şey yapması çok daha motive edici değil mi? Bunları niye söylüyorum, çünkü anne sütünün bebeğe yararlarının yanında anneler için de birçok olumlu etkileri var.

    – Bebek bekleyen tüm annelerimizin korkulu rüyasının hamilelikte alınan kilolar olduğunu çok iyi biliyorum ama üzülmeyin, emzirmek bu kiloların daha kolay verilmesini sağlar. Çünkü emzirmek ciddi bir kalori ve sıvı kaybıdır. Biraz yediklerinize dikkat edince, yani günlük normal ihtiyacımızın sadece 500 kal. üzerine çıkıp düzenli olarak bebeğinizi emzirdiğinizde, 6 ay içinde fark etmeden yavaş yavaş kilo verdiğinizi bizzat göreceksiniz.

    Emzirmek doğumundan sonra rahmin küçülmesini ve hamilelik öncesi haline dönmesini kolaylaştırır. Çünkü sütün göğüsten fışkırmasına yardımcı olan oksitosin hormonu aynı zamanda rahim kaslarının da toparlanmasını sağlar.

    Emzirme kemik erimesi ve ileri yaşlarda kalp krizine yakalanma riskini, hatta rahim ve göğüs kanseri risklerini de azaltır.

    Gelelim emzirmenin sağlıklı bir şekilde başlaması ve sürdürülebilmesi için çok önemli ALTIN KURALLARA.
    Bunlara altın kurallar diyorum, çünkü bence altın değerinde. Sadece bunların bilinmemesi veya uygulanamaması yüzünden binlerce bebeğin erken dönemde anne sütünden mahrum kaldığını biliyor muydunuz?

    1. ALTIN KURALIMIZ: Doğru zamanlama
    Bebeğin doğumdan sonra en geç bir saat içinde anne memesine verilerek emzirilmesi gereklidir. Hatta doğumhanede bebek doğar doğmaz ilk yakınlaşmanın sağlanması tam bir emme olayı gereçekleşmese bile, oldukça faydalıdır. Bebeğin emmek için en uyanık-canlı ve istekli olduğu bu dönem geçirilirse, bebekte uzun süre isteksizlik ve emzirmenin başlamasında gecikme görülebilir. Sezaryenli annelerin bile henüz kendilerine tam gelmeden bir başkasının yardımıyla bebeklerini emzirmeleri sağlanabilir.
    2. ALTIN KURALIMIZ: Doğru emzirme pozisyonu
    Emzirme pozisyonu çok önemli bir konu, yanlış bir emzirme hem bebeğin iyi beslenememesine, hem de annenin meme başlarının çatlamasına neden olur. Öncelikle memenin anatomisiyle işe başlayalım. Süt keseleri meme başında değil, kahverengi dokuda bulunur, bu yüzden tüm kahverengi doku bebeğin ağzına girip basınca maruz kalmazsa bebeğin ağzına süt akmaz, bu da bebeği kızdırarak meme başını çiğneyip zedelemesine sebep olur. Bebeğin ağzı geniş açık, alt dudak dışa dönük olmalı, bebeğin çenesi memeye dokunmalıdır. Bebeğin ağzının üzerinde görülen göğsün kahverengi kısmın büyüklüğü altta kalandan daha fazla olmalıdır.

    Ben yanlış pozisyonu da tarif etmek istiyorum, çünkü yanlışı bilirsek doğruyu kavramamız daha kolay olur. Bu öğrenmenin doğasında olan bir şey. Bebeğin ağzının geniş açık olmaması ve dudakların karşıdan bakıldığında ıslık çalar gibi gibi ileriye uzanması, alt dudağın içe dönük olması ve bebeğin çenesinin memeye dokunmaması yanlış bir pozisyondur. Bu durumda bebeğin ağzının üzerinde ve altında kalan kahverengi kısım eşittir.
    3. ALTIN KURALIMIZ: İdeal emzirme süreleri ve aralıkları
    Emzirme sırasında süt gelmesini sağlayan refleksin iyi çalışması için; emzirme süresi ilk gün her 2 göğüs 5 dk, 2. gün 10 dk, 3. günden sonra 15 dk veya daha uzun olabilir. Bir sonraki emzirmede en son emdiği memeden emzirmeye başlanmalıdır.

    Zamanında doğmuş bebek için emzirme sıklığı bebek istedikçe olmalıdır. Bu süre genellikle ilk haftalarda 2-3 saat gibidir. Ancak bazı bebekler saat başı bile emmek isteyebilirler. Bu bebeğin aç olduğu anlamına gelmez, tabi ki eğer daha sonra bahsedeceğimiz doyma belirtilerinde bir sorun yoksa.
    Erken ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde ise, kan şekerinin düşmemesi için bebek istemese bile 2 saattten daha uzun ara vermeden beslemeye özen gösterilmelidir. Ama daha sık olabilir, 2 saatten seyrek olmamalıdır.

    Sık emzirmenin birçok bilimsel faydası da mevcut. Ben buna göğüs-beyin otoyolu diyorum. Çünkü gerçekten bu çift yönlü bir otoyol gibidir. Annenin göğsündeki algılayıcılar bebeğin emmesiyle uyarılır, bu uyarı sinirler aracılığıyla beyinden Oksitosin-prolaktin dediğimiz 2 adet hormonun salgılanmasına yol açar. Bu hormonlar da daha sonra karşı yoldan, kan yoluyla annenin göğüs dokusuna giderek göğüse süt yap sütü boşalt emirlerini verir. Bunun pratik sonucu “Bebek ne kadar sık emerse o kadar çok süt olur”, yani bebek emdikçe süt biter inanışı kesinlikle doğru değildir. Aksine bebek emdikçe süt bitmez, artar. Arada anne sütü dışında sıvılar vermek bu doğal mekanizmayı ciddi şekilde sekteye uğratır.
    4. ALTIN KURALIMIZ: Emzirme sürecinin doğallığı…bunun bilinmesi aslında çok önemli, buna psikolojik bir kural da diyebiliriz.
    Bunu neden söylüyorum, emzirme büyük oranda doğal bir süreç, çok zor bir şey öğrenmek zorunda olmadığınızı bilin ve rahatlayın diye.
    Anne bebeğe uygun pozisyon vermeyi bebek ise memeyi nasıl tutacağını öğrenir. Bunun dışında gerisi tamamen bebekte doğuştan içgüdüsel olarak var olan reflekslerin işi. Nedir bu refleksler?

    · Arama refelksi: Bebeğin yanağına değince kafasını o tarafa çevirir, birşey dudaklarına değince bebek ağzını açar dilini aşağı ve öne uzatır,

    · Emme refleksi: Damağa bir şey değdiğinde, bebek emer.

    · Yutma refleksi: Ağız sütle dolunca bebek yutar.

    5. ALTIN KURALIMIZ: Sütün yettiğinden emin olmak, anneye huzur verir. Aslında bu da psikolojik bir kural, çünkü annenin rahat olması huzurlu olması bu konuda kendinden emin olması sütünü arttıran bir faktördür. Bir bebeğin emdikten sonra doyduğunu anlayabileceğimiz basit birkaç belirti mevcut. Öncelikle doyan bir bebek emdikten sonra aranmaz, rahatlar ve kolaylıkla uykuya geçer. Tabii ki gaz nedeniyle huzursuz olan bebekleri bu kategoriye almamak gerekiyor. Günde 4-5 kez çiş ve en az 3-4 bez de dışkılı olur, bazı bebekler ilk aylarda günde 7-8’e kadar kaka yapabilir, bu ishal değildir. 1-2 aydan sonra da bazı bebekler bunu günde bire hatta 3-5 günde bire bile indirebilir, bu da kabız değildir.
    Anne sütünün yeterli olduğundan emin olmanın daha bilimsel ve sayısal yolları ise doktorunuz tarafından değerlendirilir. Bebeğin büyümesinin değerlendirilmesidir. Pratik olarak iyi beslenen bir bebek ilk 6 ay içinde haftada 150-250 g kilo alır. 5 ayda doğum kilosunun yaklaşık 2 katına, 1 yaşta 3 katına çıkar.

    İlk 6 ay içinde boyu her 3 ayda 8cm, 2. 6 ayda ise her 3 ayda 4 cm uzar kabaca ilk 1 yıl içerisinde ortalama boyu 25 cm uzar. Yani 50 cm doğan bir bebek 1 yaşında 75 cm olur. Baş çevresi ilk 1 yıl içinde ayda 1cm genişler. Yalnız lütfen bunların ort. değerler olduğunu unutmayalım, asla kesin kural değil, bu değerlerin altı ve üzeri de genellikle normaldir. Lütfen bebeklerimizi başkalarının bebekleriyle karşılaştırmayalım. Tabii ki boy-kilonun belli bir oranda olması gerektiğini hatırlayalım, 2 ölçüyü birlikte değerlendirelim. Çünkü bebekler arasında büyüme potansiyeli açısından çok geniş aralıklı kişisel farklılıklar mevcuttur. O yüzden, bebeğinizin büyüme durumu hakkında en yetkili ağız onu devamlı takip eden doktorunuzdur.

  • Bebeğimin kakası sümüklü

    Bebeğimin kakası sümüklü

    Meslek hayatımda sık sık duyduğum şikayet, bebeğimin kakası sümüklü, yeşil, tahlil yaptırdık dışkısında 8-10 adet, hatta bol lökosit görüldü. Bir türlü düzeltemiyoruz, kullanmadığımız ilaç kalmadı.

    Düzeltemezsiniz efendim…ve lütfen düzeltmeye çalışmayın, çünkü çoğu zaman normal, çünkü birkaç ay sonra kendiliğinden düzelecek.

    Bu şikayetle gelen ebeveynlere hep şunları sorarım ve genelde aynı cevapları alırım:

    Çocuğunuzun ateşi var mı?

    Cevap: Hayır

    Dışkı kültüründe anormal mikrop üredi mi?

    Cevap: Hayır

    Çocuğunuzun beslenmesinde-emmesinde, kilo alımında bir problem var mı?

    Cevap: Hayır çok güzel emiyor, kilosu da iyi.

    Çocuğunuzun keyfi huzuru nasıl?

    Cevap: Valla hiç hasta gibi görünmüyor, bir türlü anlayamadık, bu nasıl bir şey.

    Evet sevgili ebeveynler birkaç kez başınıza gelmiş olabilecek, aslında fizyolojik yani normal olan bir durum. Eğer bu sorulara yukarıdaki gibi cevaplar veriyorsanız ne olur endişelenmeyin, çocuğunuz hasta falan değil, enfeksiyonu falan yok, o yüzden de endişelenecek bir durum yok. Bebeğinizi gözleyin, beslenmesini gelişmini takip edin, aksi bir durum olmadıkça bu konuyu yok farz edin, hatta unutun. Belki şaşırdınız, belki inanmakta zorluk çekiyorsunuz , sizi çok iyi anlıyorum, çünkü bu bilgiyi ilk duyduğumda ben de çok şaşırmıştım. Ama gerçekten çok sağlam bir dayanağım var.

    Bu yazıyı yazarken bu konuda beni bilinçlendirdiği için sevgili hocam Fügen Çullu Çokuğraş’a teşekkür etmek istiyorum. Bir kongrede bu konuda yaptığı konuşmasında

    “Değerli meslekdaşlarım ilk 2-3 aydaki ufak bebeklerin dışıkısındaki lökositi ne olur tedavi etmek için uğraşmayın, çünkü çoğu zaman normal bir durum” cümlesi hala kulaklarımda çınlıyor.

    Gelelim bu durumun sebebine, bebeklerin bağırsak duvarı çok ince ve kırılgan bir yapıya sahip ve gözle görülmeyen çok ufak mikroskobik delikler var, adeta elek gibi. Ve bu delikler bağırsakları besleyen ince kılcal damarlarla çok yakın ilişki içinde. Sonuç olarak kandaki lökosit dediğimiz iltihap hücreleri çok kolaylıkla dışkıya karışır, dışkıyı sümüksü bir hale getirir ve doğal olarak tahlil yapıldığında da laboratuar dışkıda bu lökositleri görür.

    Sonuç olarak bebeğinizde yukarıdaki durum var ve bebeğinizin başka hiçbir şikayeti yoksa antibiotik kullanmak gereksizdir. Üstüne üstlük bu durumda antibiotik kullanımı bağırsakta flora adını verdiğimiz normal mikrop dengesini de bozarak sorunun uzamasına bile sebep olabilir.
    Sevgiyle kalın.

  • Sınavlar yaklaşırken çocuk ve gençleri bekleyen büyük tehlike; stres astıma yol açıyor!

    Stres, alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok müzmin hastalığın sebebi…

    Ülkemizde yıl boyu devam eden sınav maratonu çocuk ve gençlerde aşırı strese, stres ise mide asit salgısını arttırarak reflü başta olmak üzere birçok hastalığı ve astıma neden olmaktadır.

    Psikolojik stres; alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok müzmin hastalığın temelini oluşturmaktadır. Ülkemizde yıl boyu aralıksız olarak devam eden sınav maratonu birçok çocuk ve gençte başarılı olma yönünde büyük bir kaygı oluşturmaktadır. Kaygı ve getirdiği strese bağlı gelişen mide asit salgısı artışı, reflü hastalığı adı verilen bir mide sorununu beraberinde getirir. Özellikle çocuk ve gençlerin sağlığını korumasının daha da büyük önem taşıdığı merkezi sınavlara yaklaşılan şu dönemlerde reflü ve getirdiği sorunları erken dönemde fark etmek gerekir.

    Reflü; çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini gösterir. Bunlardan bir veya bir kaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerekir.

    Reflü Kontrol Altına Alınmazsa Astım Kaçınılmazdır!

    Reflü sadece bir mide sorunu değildir. Reflü hastalığı kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabilir. Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürükler ve burun akıntısı, burun tıkanıklığı ile seyreden sinüzit ve gece kriz şeklinde gelen öksürük ve nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır.

    Merkezi sınavlara hazırlanan çocuklara, gençlere ve ailelere tavsiyemiz şudur;

    1-Sınav hazırlığında olan veya ara sınıflarda ders başarısını artırmak isteyen öğrencilere bir de aileleri tarafından karne notları konusunda ek baskı uygulamaması ve çocukların stresten uzak tutulması gerekir.

    2-Sınavlara hazırlık aşamasında çocuk ve gençlerin uyanık kalmak için kafein içeren çay, kahve ve enerji içeceklerinden uzak tutulması uygun olacaktır.

    3-Geç saatlere kadar çalışmak durumunda olunduğunda yatmadan önceki 2 saatte beslenmenin kesilmesi ve bol su içilmesi gerekmektedir.

    4-Zihin açar mantığı ile çikolata ve benzeri kakaolu gıdalardan uzak durulmalıdır.

    5-Strese bağlı psikolojik rahatlama adına sağlıksız beslenmeye yönelen çocukları, fast fooddan uzak tutacak alternatif gıdaların (Ör: ev köftesi + ekmek + ayran; evde yapılmış sıvı yağlı mayasız poğaça, kurabiye; cevizli tarçınlı meyve tatlıları) el altında bulundurulması önemlidir.

    6-Kış aylarında zihinsel aktivitenin desteklenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması için balık yağı (Omega 3) ve D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    7-Ekşi portakal vb. meyve suları yerine taze sıkılmış elma, havuç suyu tercih edilmelidir.

    8-Kızartmadan kaçınılmalı, fırında kızartılmış az yağlı gıdalar tercih edilmelidir.

    9-Çiğ sarımsak ve soğan mide asidini artırdığından antibiyotik niyetine çiğ sarımsak; soğan yedirme uygulamasından kaçınılmalıdır.

  • Besin alerjisi

    ÇOCUKLARDA BESİN ALERJİLERİ

    Besin Alerjisi nedir?

    Herhangi bir besinin alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla yabancı olarak tanınıp buna karşı değişik mekanizmalarla alerji belirtilerinin ortaya çıkmasıdır.

    Besin alerjisi sıklığı

    Besin alerjisi genellikle 1-2 yaşından önce görülmektedir ve 3 yaş altında görülme sıklığı %6 iken yetişkinlerde bu sıklık %1-2 civarındadır.

    Hangi besinler alerji yapar?

    Her besinin alerjik reaksiyonlara neden olması mümkün olmakla birlikte tüm alerjik besin reaksiyonlarının % 90’ından 8 temel besin sorumludur. Bunlar süt, yumurta, yerfıstığı, soya, buğday, ağaç fıstıkları (ceviz, badem, Antep fıstığı, vs), balık ve kabuklu deniz hayvanlarıdır.

    Besin alerjisi belirtileri nelerdir?

    Besin alerjisi belirtiler besin alımından sonra ağız etrafında kızarıklık, yüzde veya vücutta kızarıklık, kaşıntı, dil ve dudakta şişme, egzama belirtileri sıklıkla görülen belirtilerdir. Bu belirtilerden başka akciğerde hırıltı, öksürük, nefes sıkışması, burun akıntısı, burun tıkanıklığı kanlı kaka, kabızlık, kusma, şiddetli gaz ağrısı ve alerjik şok belirtileri gibi birçok belirtilere neden olabilir.

    Besin alerji teşhisi nasıl konulur?

    Besin alerjisini düşündüren belirtiler olan çocuklarda ciltten alerji testleri, kandan alerji testleri, alerjen besinlerin alımına ara verilmesi ve besin yükleme testleri gibi testlerle birlikte çocuk alerji uzmanları tarafından tanı konulmaktadır.

    Gıda alerji testi nasıl yapılır?

    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Tek başına alerji testleri tanı koydurucu özelliği yoktur. Yükleme testleri ile doğrulanmalıdır. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile çıkmamasına rağmen farklı tip alerji olabilir.

    Besinlere bağlı alerji testi kaç yaşında yapılabilir?

    Doğumdan itibaren yapılabilmekle birlikte sıklıkla 2 aylıktan sonra yapılabilmektedir.

    Besin eliminasyonu

    Çocuk alerji uzmanı tarafından yapılan değerlendirme ve testler sonucunda şüpheli gıdalar belirlenir. Belirlenen gıdalar alerjik hastalığın tipine gore iki ile 4 hafta süreyle diyetten çıkarılır. Bu sure içinde diyetten çıkarılan gıdanın diline bile dokundurulmaması gerekmektedir. Çıkarılan diyet ile çapraz reaksiyon yapan gıdaların da diyetten çıkarılması gerekir. Bu nedenle bu eliminasyon diyetini çocuk alerji uzmanalarının planlaması çok önemlidir.

    Besin yükleme testi

    Şüpheli gıdanın diyetten çıkarılması ile çocuktaki belirtilerin düzelmesinden sonra şüpheli gıdanın yüklemesi yapılır. Yükleme yapılmasında alerji testi sonuçları çok önemlidir. Alerji testi sonuçlarına gore yükleme testinin nasıl yapılacağına karar verilmelidir. Bu test deneyimsiz hekimlerce yapılırsa çocuğun hayatını tehlikeye sokacak kadar kötü sonuçlara neden olabilir.

    Besin günlüğü: Hergün bebeğin verilen besinler ve annesini emiyorsa annenin aldığı besinler her gün hangi saatte alındığı kayıt edilir. Bebekte görülen belirtiler de hangi saatlerde olduğu kayıt edilir. Besin günlüğü tutulması beslenme ve belirtiler arasında ilişki kurulmasında doktorlara çok önemli bilgi vermesi bakımından önemlidir.

    Besin alerjisi tedavisi:

    Diyet

    Besin alerjisi reaksiyonlarını önlemenin tek yolu çocuğun alerjik olduğu besin ve ürünlerinden kaçınmasıdır. Çok az miktarda alımları bile şiddetli reaksiyonlara neden olabileceği için dilini bile alerjik besine dokundurmamalıdırlar. Anne sütü alan bebeklerin anneleri de diyet yapması gerekir. Bebek mama kullanacaksa besin alerjisi tipine gore seçim yapılmalıdır. Örneğin inek sütüne alerjisi olan bebeklerin inek sütü içermeyen mamalar kullanması gerekir. Hangi mamanın kullanılacağına ve nasıl bir diyet uygulanacağına çocuk alerji uzmanı karar vermelidir.

    Besin alerjisinde ilaç tedavisi var mıdır?

    Besin alerjisi tespit edilen çocuklarda bulguların ortaya çıkmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek herhangi bir ilaç yoktur. Var olan belirtilerin ortadan kaldırılması amacıyla hafif reaksiyonlarda anti-histaminik ilaçlar ve kortizon türü ilaçlar kullanılabilir.

    Besin alerjisinin aşı tedavisi var mıdır?

    Oral immünoterapi (Aşı tedavisi): Hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (besin alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda gıda alerjenlerinin ağızdan verilmesidir. Oral dezentizasyon yapılabilen gıdalar süt, yumurta, yer fıstığı, ceviz, kivi ve şeftalidir. Henüz araştırma aşamasında olup bazı merkezlerce yapılmaktadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir.

    Besin alerjisi düzelir mi?

    Besin alerjisinin düzelip düzelmeyeceği hangi besine bağlı alerji olduğu, kaç çeşit gıdaya alerji olduğu, kaç yaşında teşhis konulduğu, teşhis konulduğunda besin alerjisinin şiddeti, astım ve alerjik nezlenin birlikte olup olmadığına göre değişmektedir. Süt yumurta, soya ve buğdaya alerji düzelme şansı yüksekken fıstık, balık ve deniz ürünlerine alerji düzelme şansı düşüktür.

  • Çocuklarda ek besinler

    Çocuklarda ek besinler

    Annelere öğütler ve ek gıdalara başlamada genel prensipler:

    Yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerde ek gıdalara 6. aydan sonra başlanır. 4-6 arasında bebek yeterli kilo almıyorsa yalnız anne sütü ile beslenmeye devam ediniz ve ek besinlere için doktorunuza danışın. Mama ile beslenen bebekler için 4 ayda muhallebi, 5 ayda yoğurt eklenebilir. Sebze-meyveler 6 aydan önce eklenmese iyi olur

    Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdaların anne sütünün tamamlayıcısı olduğunu unutmayınız. Mümkünse 6-8 ay arası halen günlük enerjinin %70-80’i anne sütünden gelmeli. Bunun pratik anlamı anne sütü bol ve bebek emmeye istekli, kilo alımı da iyiyse 8 ay dolana kadar günde 2 öğünden fazla eklenmeyerek anne sütünden daha bol faydalanması sağlanabilir. Ancak sebze-meyve-muhallebi-yoğurt gibi tüm farklı lezzetlere alışabilmesi için bu her gün bu 4 öğünden herhangi 2’si dönüşümlü olarak verilebilir.

    Ek gıdaya geçişte, özellikle katı gıdaların verilmeye başlandığı dönemde bebekler dilleri ile besinleri itebilir. Bebeklerin, istem dışı yaptıkları bu hareket genellikle 6-7 aydan sonra düzelir. Bebeğiniz ek gıdaları sevmedi diye endişelenmeyiniz.

    Çocukların beslenme durumu en iyi kilo alışları ile değerlendirilir. Bunun için çocuğunuzu düzenli sağlık kontrollerine götürünüz.

    EK BESİNLER: Çocuğu değişik tatlara ve kıvamlara alıştıran, ileri yaşlar için kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek besinlerdir. Bu dönemde verilecek ek besinler meyve püresi, sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel bisküvi, ekmek, yumurta gibi yiyecekleri içerir,

    ü Ek besinler kaşıkla az miktarlarda başlanarak verilir, daha sonra öğün haline getirilir.

    ü Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk aç iken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz.

    ü Ek besinlerin hepsine aynı haftada başlamayınız. Yeni besinleri en az 3-4 gün aralıklarla çocuğunuzun beslenme programına ekleyiniz.

    ü Yeni verilecek yiyeceklerin alerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Şüphelenilen gıda çocuğa verilmediği zaman belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz.

    ü Bebeğinize hiçbir zaman şekere veya reçele batırılmış yalancı meme vermeyiniz.

    ü Çocuğunuzun hoşlanmadığı önemli yiyecekleri 2-3 haftalık aralarla zaman zaman tekrar vermeyi deneyiniz.

    ü Bebeğinize vereceğiniz tüm yiyeceklerin temiz ve taze pişmiş olmasına dikkat ediniz.

    ü Bebeğinizin iştahına saygı gösteriniz.

    *Bebeğinize 12. ayın sonuna kadar kaynatılmış su veriniz.

    *Bebeğinize 1 yaşına kadar inek sütü vermeyiniz(Şişe süt, kutu süt gibi pastörize diye adlandırılan sütlerin de inek sütü olduğunu unutmayınız)

    *Bal-çilek-kuruyemiş-balık harici deniz ürünleri 1 yaşa kadar verilmeyecek diğer gıdalardır. 8 aydan sonra ceviz ezilerek yemeklerin içine karıştırılabilir, bu balık yiyebileceği yaşa kadar zengin bir Omega 3 kaynağıdır.

    Meyve püresi: 6 aydan sonra , elma, şeftali, muz gibi meyvelerin püreleri, 1-2 tatlı kaşığından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Bu püreler üzüm suyuyla, 8 aydan sonra mandalina-portakal suları ile biraz sulandırılabilir.

    Hazırlanışı: Çocuğa ilk verilecek meyve mevsimine göre elma-muz veya şeftalidir. Meyveler iyice yıkanılır, kabukları soyulur, cam rendede rendelenir. İmkan yoksa rondo ve blendır da kullanabilirsiniz. Günde bir veya iki kez öğün aralarında olmak üzere yarım muz veya orta büyüklükte bir meyve verilebilir. Meyve pürelerine şeker eklenmemelidir. Meyve püreleri yoğurt ile karıştırılarak bir öğün olarak verilir. Biberonla meyve suyu verilmemelidir, bu ileride biberon çürüklerine yol açabilir.

    Muhallebi: 4-6 ayda başlanır. Genellikle akşam öğünü olarak, çocuğun yatma saatine göre 20:00-22:00 saatleri arasında verilir, bu daha uzun uyumaya yardımcı olabilir.

    Hazırlanışı: 1 su bardağı su ve yaklaşık 3 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak su muhallebisi yapılır. Ateşten indirilir, hafif soğuduktan sonra 6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Gerekirse tel süzgeçten geçirilir. Ancak bazı bebekler bu miktarı yiyemeyeceğinden bu 1/3 veya ¼ oranında azaltılarak da yapılabilir. Hazır kaşık mamalarından sütlü-pirinçli en sade olanı da bunu yerine verilebilir. Yaşı ilerledikçe diğer farklı çeşitteki kaşık muhallebileri de verilebilir. En geç 7 ay dolunca tahıllı muhallebilere de geçilmelidir. Tahıla geç başlanması Çölyak hastalığı riskini arttırabilir. Tatlı sevmeyen özellikle de peynir seven bebekere suyla pişirilen pirinç ununa 1-2 tatlı kaşığı labne peynir ½ tatlı kaşığı tereyağ ile değişik lezzette ancak yine doyurucu muhallebiler de hazırlanabilir.

    Yoğurt: 4-6 ayda Genellikle ikindi öğünü ek gıdası olan yoğurt, muhallebi yerine de verilebilir.

    Hazırlanışı: Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa (40 C) kadar soğutulur. Bir litre süte 1-2 çorba kaşığı süt içinde sulandırılmış bir çorba kaşığı yoğurt maya olarak eklenir ve yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcak bir yerde 4 saat bekletilir. Her zaman imkanınız yoksa bazı günler güvenilir tesislerde üretilen hazır yoğurtları da verebilirsiniz.

    Sebze püresi : 6 ayda muhallebiye başladıktan 1-2 hafta sonra (ancak iyi kilo alan bebeklerde muhallebiden önce) genellikle öğle öğününde 1-2 tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş artırarak verilir. Sebze püresi kaşıktan dökülmeyecek kıvamda olmalıdır.

    1 orta boy havuç, 1 orta boy patates, 1 tatlı kaşığı pirinç konarak iyice yumuşayana kadar ağzı kapalı kapta pişirilir. Tel süzgeç veya blender’dan geçirilir. Bu püreden önce yarım çay bardağı ile başlanır, çocuğun isteğine göre yavaş yavaş artırılarak verilir. Doyacak miktarda yiyebilene dek öğünler anne sütü ile tamamlanır.

    İlk haftadan sonra içine 1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenebilir. Damak tadı gelişmiş bebekler bu düz püreyi sevmezlerse, zeytinyağı yerine ½ tatlı kaşığı tereyağı ve/veya peynir seven bebeklere 1 tatlı kaşığı tuzsuz labne peyniri de eklenebilir.

    3. haftadan sonra mevsim sebzeleri eklenerek içerik zenginleştirilir. Çeşit çok artınca farklı 2’li 3’lü gruplar yapılabilir. Küçük kaplarda 1-2 gün buzdolabında saklanabilir. Ancak yeşil yapraklı sebzeleri (ıspanak, maydonoz, pazı vb. )günlük eklenip hemen tüketilmelidir. Yeşil yapraklı sebze içeren çorbalar bir kereden fazla ısıtılmamalıdır. 3-4 haftadan sonra hazırlanan sebze püresine tepeleme bir çorba kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş) eklenebilir. 8 ay dolduktan sonra tamamen ezilmiş püre yerine çatla ezilmiş ufak pütürler içeren püreye geçilmelidir.

    Kahvaltı: Çocuk yukarıdaki besinlere alıştıktan sonra kahvaltıya başlanır.

    Hazırlanışı: Peynir, reçel ya da pekmez, ekmek ya da bebe bisküvisi ile hazırlanır. Daha akışkan bir kıvama getirmek amacıyla içine 30-60 ml hazır mama eklenmesi de uygun olacaktır. Tuzu çıkarılmış peynir(veya tuzsuz labne peyniri) ile reçel veya pekmez mama içinde ezilir ve karışıma ekmek içi ya da bebe bisküvisi katılır. Önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır ve giderek arttırılır. Kahvaltıya arzu edilirse 1 çay kaşığı tereyağ eklenebilir. En geç 8 aydan sonra bu bulamaç kahvaltıdan vaz geçip tüm tatları ayrı ayrı denemesine fırsat verilmelidir.

    Et: 7-8 aylarda bir tepeleme çorba kaşığı pişmiş kıyma tavuk eti parçası blendırda ezilerek sebze püresi hazırlanırken içine eklenir.

    Karaciğer: 7-8. ayda öğle öğünlerinde et ile değiştirilerek 10-15 günde bir kez olmak üzere verilebilir. Hazırlanışı: Kuzu , koyun, dana veya tavuk ciğeri kullanılır. Karaciğer az tuzla suda haşlanır, veya yağsız tavada ters-yüz ederek de pişirilebilir, zarı çıkarılır püre şeklinde sebze püresinin içine eklenir.

    Köfte: Baharatsız olarak hazırlanmış ızgara köfte veya terbiyeli-sebzeli köfteler ezilerek 8 aydan sonra verilebilir.

    Pilav, makarna ve dolmalar: 8 aydan sonra yoğurt ile karıştırılarak verilebilir.

    Su: Genel olarak 6-8 aydan sonra bebeklerin hareketleri artar. Öğün aralarında da susayabilir. Susama durumu aldığı anne sütü miktarına göre değişkenlik gösterebilir. Su ihtiyacı için çişli bez sayısı ve çişli bezin rengi de değerlendirilmelidir.

    Yumurta: Katı pişmiş yumurta sarısı çocuk kahvaltıya alıştıktan sonra (7-8. ayda)1çay kaşığı olarak beslenme programına eklenir, yavaş yavaş arttırılır. Bir haftanın sonunda bebek günde bir yumurta sarısını yiyebilir. Sarısıyla alerjisi olmayan çocuklara 10 aydan sonra yumurtanın beyazı da verilebilir. Ailesi alerjik olan veya bebekliğinde aşırı gaz sancısı olan, bebek egzeması geçiren, ya da tekrarlayan bronşiolit atakları olan ve doktorunuzun alerjiden şüphelendiği durumlarda yumurta özellikle de beyazı 1 yaş sonrasına da ertelenebilir.

    Balık (kılçıksız): 9-10 aydan sonra öğle öğünlerinde püre şeklinde et yerine değiştirilerek verilebilir. Kiloyla dilimle satılan çok büyük balık yerine tane balık tercih edilmelidir. (Levrek, çupra, iri mezgit, sarıkanat, lüfer gibi balıklar en uygun olanlarıdır)

    Not: Hayvani proteinleri eklerken her ay farklı birsini denemek en doğru yaklaşım olacaktır.

    ÇAY-KOLA-KAHVE v. s: Besleyici hiçibir değeri olmayan bu içeceklerin çocuk beslenmesinde yeri yoktur. Aksine diğer gıdaların ve özellikle demirin bağırsaktan emilmesini engelleyerek çocuğunuza zarar verebilir.

  • Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı?

    Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı?

    Sevgili anneler ne zamandır bu konuyu yazmayı hep istedim. Annelerin kabusu çocuğum süt sevmiyor, çok üzülüyorum, çocuğumun kemikleri gelişmeyecek, boyu kısa kalacak. Sevgili dostlarım biliyor musunuz? “birçok anne bu kabusla yatıp kalkıyor “.

    Öncelikle süt içmeyen birçok çocuk yoğurt, peynir, muhallebi, çikolata ve dondurma gibi birçok süt ürününü severek ve büyük bir istekle zaten yer. Yani bu çocuğun süt içmese de günlük kalsiyum ihityacını fazlasıyla aldığını söylemek mümkündür. Diyelim çocuk gereçkten ne süt ne de başka bir süt ürünü asla kabul etmiyor. Öncelikle şunu düşünmek gerekir ki sevmiyor denen kavramın altında yatan ana neden, çoğu zaman, vücudu reddediyor, bu gıdayı sindirmek için gerekli enzimlere sahip değil demektir. Yani çocuğunuz size resmen “ anne bu gıda bana uygun değil” diye haykırıyor aslında.

    Şimdi size basit bazı sorular sormak istiyorum ve bir kağıt kalem alın ve bu soruların cevabını alt alta yazın

    Bu dünyadaki en gelişmiş canlı organizma hangisidir?

    İnekler ne yiyerek kalsiyum yüklü bir süt üretebilirler?

    Doğada kalsiyumun tek kaynağı süt ve ürünleri midir?

    İnsan vücudu ineğin yaptığını yapmaktan aciz mi sizce?

    Vejetaryen annelerin sütünde kalsiyum yok mu sizce?

    Dünyada başka canlıların sütünü içen insandan başka bir varlık biliyor musunuz?

    Şimdi de doğru cevapları alalım:

    Bu dünyada en gelişmiş canlı insandır.

    İnekler sadece ot yiyerek kalsiyum yüklü bir süt üretirler.

    Bu durumda ineğin yediği basit ot dahil , birçok bitki ve kuruyemiş ve tohumun içinde bol miktarda kalsiyum vardır. Ünlü Fransız kimyacı Lavoisier’nin hoş bir sözü aklıma geldi “Rien ne se pert, rien ne se crée”, yani Türkçesi “Bu dünyada hiçbirşey kaybolmaz, hiçbirşey yoktan var olamaz”.

    Bu durumda insanlar da süt içmese, süt ürünü yemese bile vücudu kemiklerini geliştirmek için ve boyunu uzatmak için ihityacı olan kalsiyumu birçok gıdadan temin edebilir.

    Tabii ki vejetaryen annelerin de sütü, süt ürünü kullanan annlerinkie eşdeğer oranda kalsiyum içerir.

    Bu dünyada her canlı kendi annesinin sütünü içer. Böyle bir durum insan dışında hiç görülmemiştir.

    Doğduğumuz andan itibaren sütün kemiklerimizi geliştiren, boyumuzu uzatan yegane içecek olduğunu görerek duyarak büyürüz. Reklamlarda süt içen veya bir süt ürünü yiyen çocuğun 10 saniye sonra boyunun uzadığını, hatta erişkin bir basketçi olduğunu şaşkınlık içinde izleriz. Sevgili dostlarım bu duruma özetle “Beyin Yıkaması diyoruz”

    Sevgili anneler-babalar ne olur rahat olun süt iyi hoş, faydalı ama hayatın vazgeçilmezi değildir, Süt içmeyen çocuğunuzn boyu kısa falan kalmaz.

    Besinlerin kalsiyum içerikleri ve idameleri, buna göre örnek menüleri de başka bir yazımda sizlerle paylaşacağım.

    Sağlıcakla kalın

  • Garip bir boğaz enflamasyonu

    Garip bir boğaz enflamasyonu

    Evet sık sık duyarsınız; veya bazılarınız ne yazık ki yaşamışsınızdır.
    Her ay ateşlenen yavrunuz, doktora gittiğinizde boğazının bembeyaz korkunç iltihaplı olduğu söylenir. Ve tabii ki mecburen antibiyotik başlanır… Çocuğunuz tam düzelir daha 1 ay ya geçer ya geçmez aynı tablo tekrarlar. Bir süre sonra ayda bir penisilin iğnesi olmak zorunda kalırsınız ama ne yazık ki sonuç değişmez, aynı tablo ayda bir ya da 2 ayda bir devam eder.

    Evet bu hep tekrar eder, çünkü enfeksiyon değildir yani sebep mikroplar değildir, çocuğunuz her atakta antibiotik sayesinde iyileşmez, aslında hastalık kendi seyrini bitirdiği için iyileşir. Çocuğun kendi bağışıklık sisteminin ortaya çıkardığı enfeksiyon dışı bir iltihabi durumdur, bugün için sebebi bilinmez henüz bozuk bir geni bulunamamıştır. Periyodik olarak ateş yapan hastalıklardan bir tanesidir. Kısa adı PFAPA sendromu olan bu hastalık İngilizce Periodic Fever (periyodik ateş), Aphtous stomatitis (ağız içi aftlar-yaralar)

    Pharyngitis Adenitis (boyun lenf bezlerinde şişme) kelimelerinin baş harflerinin bir kısaltmasıdır. İlk kez 1987 yılında Marshall tarafından tanımlandığı için Marshall sendromu adı da verilir. Ataklar arasında çocuk tamamen normaldir. Bugüne kadar bu hastalığın çocukta kalıcı bir zarar verdiği görülmemiştir. 2-4 yaşlarında başlayan hastalık genellikle 10 yaşından sonra giderek azalarak ortadan kalkar. Gördüğünüz gibi sıklıkla tabloya ateş ve kriptik tonsillit dediğimiz beyaz boğaz iltihabının yanında ağızda yaralar-aftlar ve boyundaki lenf bezlerinin şişmesi de eklenir. Ancak sadece ateş ve boğaz iltihabı ile seyreden farklı türleri de olabilir. Onlar henüz tanımlanmış olmasa da periyodik ateş sendromlarından biri olarak kabul edilebilir. Bu tabloda birçok çocuk hekiminin antibiotik başlaması çok doğaldır, çünkü Beta tipi streptokokların yaptığı boğaz iltihabına çok benzer, önemli olan aynı tablo birkaç kez tekrar ederse bu tanıyı akla getirmektir. Bugün için PFAPA sendromu tanısı koyduracak bir kan testi veya görünütleme yöntemi yoktur. Birçok enfeksiyonda ve iltihabi durumda olduğu gibi CRP, sedimantasyon ve beyaz kan hücreleri(lökositler) gibi değerler bu hastalıkta da yükselir, yani özgül bir bulgu değildir. PFAPA sendromunun tanısı ancak test-tedavi yaparak konabilir.

    Eğer bir çocuk periyodik olarak ayda bir ya da 2 ayda bir bu tabloyu geçiriyorsa, öncelikle bu boğaz iltihabının Beta olmadığı hızlı beta testi ile doğrulanmalı, sonuç negatif ise boğaz ne kadar kötü de olsa, ateş ne kadar yüksek de olsa çocuğa antibiotik başlamadan tek doz doktorunuzun önereceği antibiotik dışında bir iğne yapılmalıdır ve eğer çocuk 1-2 gün içinde hızla iyileşiyorsa tanı doğrulanmış demektir. Artık PFAPA sendromu tanısı kondu. Her ay antibiotik almaktansa lütfen böyle bir tanıyı koyabilme şansını çocuğunuzdan esirgemeyin ve doktorunuzun önereceği bu tek doz iğne tedavisine direnç göstermeyin. Çünkü günümüz koşullarında bu hastalığa başka türlü tanı koyma şansımız yok. Üstüne üstlük bu tek doz iğne bazen PFAPA ataklarının seyrelmesini bile sağlayabilir.

    Tek iğneden sonra çocuğunun ayda bir yerine 3-4 ayda bir hastalanmasını hangi anne-baba tercih etmez ki? Bağışıklık sitemini etkileyen bir ülser ilacının da koruyucu tedavide orta düzeyde etkili olduğu görülmüştür. Birkaç kez atak sırasında bu iğneye rağmen ataklar seyrelmiyorsa, korunma yötemleri işe yaramıyorsa tek tedavi yöntemi bademciklerin ameliyatla alınmasıdır. Ancak bunun başarı şansı da %75 civarındadır. Sonuç olarak, tekrar eden yüksek ateş şikayeti ile başvuran hastaların uygunsuz ve gereksiz antibiyotikler ile tedavisinden önce PFAPA sendromunu akla getirmemiz gerektiğini vurgulamak istedim.

  • Süt veren annelere kafein uyarısı

    Anne sütü bebekler için en mükemmel besindir. İçerdiği bağışıklık sistemini güçlendirici maddeler hala birçok mamada yüzde yüz oranında yer almamaktadır. Ancak mucize besin olan anne sütü, bazen yarar yerine bebeğe zarar da verebiliyor. Süt veren annelerin aşırı kafein tüketimi, mucize besin olan anne sütünü zararlı bir besin haline getirerek, bebeklerde reflü başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarmaktadır.

    Süt Veren Annenin Tükettiği Kafein, Bebekte Reflüyü Tetikliyor…

    Anne sütü bebekler için en kusursuz besin kaynağı olmakla birlikte, içerdiği bağışıklık sistemini güçlendirici besinler bugün, hiçbir mamada yüzde yüz oranında bulunmamaktadır. Her annenin sütü bebeğine özeldir ve onun ihtiyaçlarını en iyi şekilde giderecek özellikte doğa tarafından ayarlanmıştır. Ancak mucize besin olan anne sütü, bazen yarar yerine bebeğe zarar da verebilir, özellikle de emzirme döneminde anne, beslenmesine dikkat etmiyor ve bolca kafeinli gıda tüketiyorsa…

    Süt veren annelerin kafein yönünden zengin olan çikolata başta olmak üzere kakaolu gıdalardan ve kahveden uzak durması bebeklerinin sağlığı açısından çok önemlidir. Bebeklerde ilk iki yaşta mide başı normalden daha gevşektir. Kafein de genel anlamda mide başını gevşeten ve midede asit salgısını arttıran bir maddedir. Süt veren anneler, kafein içeren gıdalar tüketiyorsa bu doğrudan bebeği de etkilemektedir. Bebek de anne sütü kanalıyla, bol miktarda kafein almaktadır. Bu da bebeğin reflü olmasına ve ilerleyen zamanlarda reflüye bağlı diğer hastalıkların ortaya çıkmasına kaynaklık etmektedir.

    Sütünüzü Artırmak İçin Çikolata ve Kakaolu Gıdalar Tüketmeyin!

    Anneler sütlerini artırmak için tatlı olarak bol çikolata tüketmeyi tercih edebiliyor. Oysa bu, bebeğin sağlığı için son derece zararlıdır. Bir de çikolatanın yanında kahve de tüketiliyorsa, aşırı kafein tüketiminden dolayı bebek için durum daha da vahim bir hal al almaktadır. Özellikle de bu gıdaları tükettikten sonra bebeği emzirip ardından uyutmak reflüye en çok neden olan durumdur. Çünkü bebek yatar pozisyona girdiğinde mideden yukarı doğru olan kaçak, daha belirgin hale gelir ve bu da reflü oluşumunu tetiklemektedir.

    Reflü, Zamanla Yerini Solunum Yolu Enfeksiyonlarına Bırakabilir!

    Reflü doğumdan sonraki ilk altı ay içinde yüzde altmış oranında görülürken, hastalık fışkırır tarzda kusmalar ve kilo alamama şeklinde seyreder. İki yaşına doğru bebeğin mide başı güçlendiğinde aşırı kusmalar çoğu zaman son bulsa da geriye iz olarak; sessiz reflü adı verilen ve ilerleyen yaşlarda çocukta tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonlarına yol açan bir durum ortaya çıkar. Sessiz reflü genellikle ağız kokusu, gece yastığa ağızdan salya akması, hıçkırık, ses kısıklığı, iştahsızlık gibi belli belirsiz bulgularla tanınır. Özetle; gıda alerjisi olsun ya da olmasın süt veren annelerin kafein ve çikolatadan uzak durması şarttır.

    Sütünüz Arttırmak İçin Bol Su Tüketin, Uyuyun Ve İstirahat Edin…

    Süt veren annelerin sütünü arttırmak için tatlı tüketmek yerine, tek ihtiyacı bol su tüketmek, uyumak ve istirahat etmektir. Çikolata ve benzeri kakaolu gıdalar sütünüzü arttırmak yerine bebeğinizi sağlığından edebilir.

    Süt Veren Annelere Öneriler;

    1- Özellikle süt yapar diyerek bol çikolata ve türevlerini tüketmekten kaçınılmalı

    2- Kafein içeren kahve, kolalı içecek gibi gıdalardan uzak durulmalı

    3- Süt yapar diye şekerli gıdayı çok tüketmekten kaçınılmalı

    4- Bol su tüketilmeli

    5- Mutlaka gün içinde ve gece vakitlerinde bebeği güvenilir birine teslim ederek istirahat edilmeli. Uyku sütü artıran en değerli yöntemdir.

  • Alerjik astımlı çocuklar

    Alerjik Astımlı Çocuklar
    Alerjik rahatsızlıklarda hem Türkiye’de hem dünyada artış görülüyor. Astım veya diğer adlarıyla alerjik bronşit veya spastik bronşitin görülme sıklığı da her geçen gün artıyor. Çocuklarda astım sıklığı %10 ile %20 arasında değişiyor. İstanbul’da yapılan çalışmada her 7 çocuktan birinde astım hastalığı var. Bu nedenle de astımlı çocuğu olan ailelerin nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmeleri büyük önem arz ediyor.

    Çocuklarda astımın en sık nedeni alerjidir
    Astımlı çocukların alerjisinin nedeni öncelikle öğrenilmesi çok önemlidir. Çünkü çocuklarda astımın %90 nedeni alerjidir. Bunun için çocuk alerji uzmanlarınca yapılan ciltten alerji testinin yapılması gerekiyor. Kandan yapılan testler çok sağlıklı sonuçlar vermiyor.

    Astım tedavisinde alerjenden korunma çok önemlidir
    İstanbul’da en sık neden olan alerjenler ev tozu mite alerjisi ve polen alerjisidir. Bunların dışında küf, evcil hayvan tüyleri gibi alerjenler de neden olabiliyor. Test sonucuna göre belli olan alerjenden korunma yöntemleri çok önemlidir. Örneğin polene alerjisi olan çocukların polenlere karşı korunma önlemleri alması, ev tozuna karşı alerjisi olanların da ev tozuna karşı önlem alması gerekiyor. Astım tedavisinde en önemli yöntem astıma neden olan alerjenden korunma yöntemidir.

    Astımlı çocukların bronşlarında aşırı hassasiyet vardır
    Astımlı çocukların diğer dikkat etmesi gerekenler ise astımı tetikleyen faktörlerin bilinmesidir. Astımlı çocukların akciğerlerindeki bronşlar çok hassastır. Alerjenler bronşlarda inflamasyon dediğimiz iltihaplanma yaparak bronşları koruyan mukoza tabakasını zedeler. Bu zedelenme sonucu bronşlar hassaslaşır. Özellikle anne veya babasında veya yakın akrabalarında astım, alerjik nezle, egzama veya başka alerjik hastalıklar olan çocuklara sık antibiyotik kullanmamak, fazla kilo alımından kaçınmak, hijyene çok önem vermemek, aşırı nemden sakınmak, katkı maddeli besinlerden kaçınmak, ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek gibi bazı önlemler astım gelişmesini önlemede yardımcı olabilir. Astım hastası çocukların akciğerleri çok hassas olduğu için

    Gribal enfeksiyonlar astımı tetikler
    Astımı tetikleyen en önemli neden gribal enfeksiyonlardır. Gribal enfeksiyonlar akciğerleri hassas olan astımlı çocukların en büyük düşmanıdır. Astımlı çocukların gripleri ağrı geçer, her seferinde öksürük olur ve 15 günden de uzun sürer. Bunun asıl nedeni akciğerlerdeki aşırı hassasiyettir. Bu nedenle de grip aşısı tüm gripleri engellemesine rağmen astımlı çocuklara yapılması tavsiye edilmektedir.

    Astımlı çocuklar spor yapmalıdır
    Diğer astımı tetikleyen faktör de egzersizdir. Koşmak, merdiven çıkmak gibi egzersizler astımlı çocukları sıkıştırabilir veya astımın belirtilerini ortaya çıkarabilir. Bu nedenle astımlı çocuklar sıklıkla egzersiz yapmaktan ve spor yapmaktan kaçınırlar. Astımlı çocukların aileleri de çocuklarının top oynamalarını istemezler ve terlemelerinden korkarlar. Bu da astımlı çocukların şişmanlamasına ve de astımın daha da kötüleşmesine neden olur. Astımlı çocuklar doktorun önerdiği şekilde spor yapmalı, diyetlerine dikkat etmeli ve fazla kilo almamalıdır.

    Astımlı çocuklar kokulara çok hassastır
    Astımlı çocuklar ve yetişkinler kokulara çok hassastır. En hafif kokuyu dahi alırlar. Bunun da nedeni bronşlarda gelişen aşırı hassasiyettir. Keskin kokular astımlı çocukların kötüleşmesine ve krize girmesine neden olabilir. Bu nedenle astımlı çocukların ve yetişkinlerin keskin kokulu parfüm kullanmaması önemlidir. Çamaşırların güzel kokması tüm annelerin en büyük istekleridir. Ancak parfümlü deterjanlar çamaşırların güzel kokmasına neden olurken astımlı çocukların astım belirtilerini ortaya çıkmasına neden olabilir. Hatta astım krizine neden olabilir. Çünkü astımlı çocukların bronşlarında aşırı hassasiyet vardır. Bu parfüm kokularının hangi çocuğu tetikleyip hangisini tetiklemeyeceğini bilmek çok zordur. Bu nedenle evde astımlı çocuğun olduğu evlerde çamaşırların parfümsüz deterjanlarla yıkanması önem arz etmektedir.

    Astımlı çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmemelidir
    Sigara dumanı bronşlarda zararlı olmaktadır. Bu nedenle akciğerlerin hassaslaşmasına ve bronşlardaki koruyucu tabakanın zedelenmesine neden olur. Bu zedelenme sonucunda alerjenlerin vücuda kolay geçmesine neden olmaktadır. Ayrıca astım için kullanılan ilaçların da etkisiz olmasına neden olmaktadır. Sigara içenlerin üzerine sinen kokular da aynı etkiyi yapmaktadır. Astımlıların zaten akciğerleri alerjenlerin bronşlarda yaptığı zarar sonucu çok hassastır. Sigara da hem kendisi bronşların daha da hassaslaşmasına neden olmakta hem de bir tetikleyici faktör gibi görev yaparak bronşların daralmasına ve astım belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle evde sigara içilmemeli, mutlaka içilecekse akşam eve gelince kıyafetlerin değiştirilmesi, duş alınması ve dişlerin fırçalanmasıyla sigara dumanından vücudun temizlenilmesi gerekir. Evde içilecekse de balkonda bir önlükle içilmesi ve sigara sonrası önlüğün balkonda bırakılması ve yüzün yıkanıp dişlerin fırçalanması şeklinde sigaranın kokusundan vücut arındırılmalıdır.

    Önemli Notlar
    -Çocuklarda astımın en sık nedeni alerjidir.
    -Astımlı çocukların bronşlarında aşırı hassasiyet vardır.
    -Gribal enfeksiyonlar astımlı çocuklarda ağır geçer. Grip aşısı yapılması faydalı olabilir.
    -Egzersiz astımlı çocukların bronşlarını daraltıp krize sokabilir. Doktor tavsiyesine göre astımlı çocukların spor yapması ve fazla kilo almaması önemlidir
    -Astımlı çocuklar kokulara çok hassastır. Keskin kokulu parfümler kullanılmamalı, çamaşırlar için parfümsüz deterjanlar tercih edilmelidir.
    -Astımlı çocukların bulunduğu ortamlarda sigara içilmemelidir.

  • Çocuk alerji ve astım

    Alerji nedir ve nasıl ortaya çıkar?
    Çevremizde bulunan ve vücudumuzda alerjik yanıt oluşturan maddelere “alerjen” denir. Başlıca alerjenler ev tozu miteları, polenler, küfler, evcil hayvanların tüyleri ve deri döküntüleridir. Alerji ise vücudumuzun bağışıklık sisteminin alerjenlere karşı, aşırı şekilde ve anormal bir yanıt, tepki vermesi olarak tanımlanabilir. Alerjenlere aşırı tepki sonucu sık öksürük, nefes sıkışması belirtileri ile seyrederse astım aklımıza gelmelidir.

    Çocukların en sık alerji sorunları nelerdir?
    Çocuklarda görülen alerjik hastalıklardan en sık olanı astımdır. Daha sonra alerjik nezle, egzama (Atopik dermatit), besin alerjisi, ilaç alerjisi, ürtiker (kurdeşen eya dabaz), temasa bağlı alerjik dermatit, arı alerjisi (venom alerjisi) ve diğer böcek alerjileri çocuklarda görülen en sık alerjik sorunlardır.

    Çocuklarında alerjik hastalık ve astımı olanlar “Çocuk Alerji Uzmanlarının” yolunu tutuyor
    Çocuk alerji uzmanları doğumdan 18 yaşına kadar çocuklarda görülen alerjik hastalıkların, astımın teşhisinde ve tedavisinde çok detaylı eğitim almaktadılar. Çocuk doktorluğundan sonra 3 yıl süreyle çocuk alerji uzmanlık eğitimi alırlar. Bu nedenle teşhis ve tedavi konusunda çocuk alerji uzmanları çok deneyimlidir. Gerek çocuk doktorları, gerek diğer branşlar artık çocuk alerji uzmanlarıyla el ele çalışmaktadırlar.

    Çocuklarda astımın nedenleri nelerdir?
    En önemli neden genetik olmakkla birlikte çocuklardaki astımın %90 nedeni alerjidir. Alerjinin en sık nedenleri ise ev tozu mite’ları ve polenler başta olmak üzere küfler, evcil hayvanlar gibi alerjenlerdir. Astım kalıtsal bir hastalıktır. Ancak ailesinde astım olmayan ailelerin çocuklarında da astım gelişebilmektedir. Çevresel faktörler de astımın ortaya çıkmasını etkilemektedir. Alerjenler dışında, şişmanlık, hijyene aşırı önem vermek, ilk iki yaşta sık antibiyotik kullanmak gibi çevresel faktörler de astımın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Astımın belirtileri nelerdir?
    Sık sık öksürük, nefes sıkışması, akciğerde hışıltı olması en önemli belirtilerdir. Gece uykudan kaldıran öksürük, sabaha doğrıu öksürük, koştıktan sonra veya terledikten sonra öksürük olması, her gribal enfeksiyon sonrası öksürük olması en önemli astım belirtileridir. Bu belirtileri olan her çocuğa astım demek de yanlıştır. Bu belirtileri olan çocukların Çocuk alerji uzmanlarınca detaylı bir şekilde incelenerek kesin teşhis konulması gerekmektedir.

    Parfümün ve diğer kokuların astımlı çocuklara etkileri nedir?
    Astımlı çocukların ve yetişkinlerin akciğerleri çok hassas olduğu için parfümlere ve kokulara hassasiyetleri vardır. Bu nedenle astımlı çocukların ve yetişkinlerin keskin kokulu parfüm kullanmaması, çamaşırların parfümsüz deterjanlarla yıkanması çok önemlidir. Evde temizliğin çocuğun olmadığı zaman yapılması da diğer faydalı bir önlemdir.

    Çocuklarda astım teşhisi nasıl olur?
    Astım belirtileri olan çocuklarda ayrıntılı bir öykü alınmalıdır. Çocuğun akciğerleri dikkatle dinlenmelidir. Belirtiler astımı düşündürüyorsa gerekli testlerin yapılması gerekir. Çocuklarda astımın %80-90’ı alerjik olduğu için ciltten alerji testi yapılması çok önemlidir. Alerji testlerinin çocuk alerji uzmanlarınca veya denetiminde yapılması doğru teşhisi için çok önemlidir. 6 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testleri yapılır. Verilen nefeste NO testi yapılabilir. Gerekli olan durumlarda kan testleri, ter testi ve alınan bilgilere göre bazı testler yapılır. Bu sonuçlarla astım olup olmadığına karar verilmektedir. Astım teşhisinde deneyim çok önemlidir.

    Çocuklarda astımın tedavisi var mı?
    Astım tedavisi çocuklarda yüz güldürücüdür. Sebep olan alerjenden korunma, ilaç tedavisi ve bazı durumlarda aşı tedavisi dediğimiz immunoterapi tedavisi ile tedavi yapılmaktadır. Çocuklarda astım tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Önemli Notlar
    -Çocuklarda astımın en önemli nedeni genetik olmakla birlikte çevresel faktörler astım gelişmesine katkıda bulunur
    -Astımın %90 nedeni alerjidir.
    -Alerji yapan en sık alerjenler ev tozu mite’ları, polenler, küfler, evcil hayvan tüyleri ve epitelleridir.
    -Alerjenler bronşlarda aşısı hassasiyete neden olur. Gribal enfeksiyonlar, sigara dumanı, parfüm, keskin kokularda aşırı hassas bronşlarda daralma yaparak astım krizine veya astım belirtilerine neden olabilir.
    -Astımın doğru teşhisi konulması çok önemlidir.
    -Astım tedavi edilebilir hastalıktır. İlaç ve aşı tedavisi yanında korunma çok önemlidir.
    -Astımlı çocukların bulunduğu ortamda sigara içilmemesi önemlidir
    -Keskin kokulu parfümlerden uzak durulması, çamaşırların parfümsüz deterjanla yıkanması ve genel temizlik yapılırken çocuğun evde olmamasına dikkat edilmesi gerekir.