Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Sorular ve cevaplar ile çocuklarda astım

    DÜNYA ASTIM GÜNÜNDE SORULAR VE CEVAPLAR İLE ÇOCUKLARDA ASTIM

    Ülkemizde astımın sıklığı nedir?

    ‘Neden benim çocuğum!’ denecek bir hastalık değil astım , hem dünyada hem de ülkemizde çocuklarda en sık rastlanılan hastalık. Okul çağında astım sıklığı ülkemizde % 6- 10 civarında. Okul öncesi dönemde ise öksürük , hırıltı , nefes darlığı gibi astım benzeri şikayetler çocukların % 50-60 ‘ında rmevcut . İyi haber bu çocukların önemli bir kısmında büyümekle bu şikayetler kayboluyor. Özellikle anne –babasında astım olmayan , allerjisi olmayan, hasta olmadığı zamanlarda şikayetleri olmayan ( örn egzersiz ile öksürük vb) çocukların önemli bir kısmı büyüdüğünde astım olmaz.

    Tanıda gecikme ve yanlış tanı ….

    Önce tanıda gecikme, çok sık karşılaştığımız sorunlardan biri budur. Bazı hastalar her üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben öksürük , balgam, hırıltı nefes darlığı gibi tipik bulgular olmasına rağmen astım tanısı almaz. Bütün kışı öksürerek geçiren, ya da ayda 1-2 kez antibiyotik kullanan, defalarca bronşit hatta zatürre gibi tanılar ile gece yarıları acillere giden ve hastanede yatmak zorunda kalan hastalar var … Çocukluk çağı astımının erken ve doğru tanısı , uluslararası ve ulusal tedavi rehberlerinin önerilerine uygun olarak kullanılan ilaçlar sayesinde hem çocuğun hem de ailenin yaşam kalitesi iyileştirilebilir. Ve tüm bu şikayetler ortadan kalkabilir.

    Bir diğer önemli konuda yanlış tanıdır…

    Bazı çok önemli hastalıklar astım benzeri bulgular ile karşımıza çıkabilirler. Kapıdan içeri giren her hastaya onlarca test yapılmasına gerek yoktur AMA, kullanılan tedavilere rağmen şikayetlerinde belirgin düzelme olmayan, büyümesi gelişmesinde sorun olan, bol balgam çıkaran çocuklarda mutlaka altta yatabilecek diğer hastalıkların araştırılması gerekebilir.

    Parasetamol Astım’a yol açar mı?

    Son 10 yıldır çok tartışılan bir konu bu… Arada sırada da sanki çok yeni bir tartışma imiş gibi sosyal medyada endişeli mesajlar yer alıyor … Evet bazı çalışmalar annenin hamilelik sırasında parasetamol kullanmasının ya da erken çocukluk çağında parasetamol içeren ilaçların yaygın kullanımının çocuklarda astım gelişimi ile ilişkili olabileceğini ileri sürmüştür. Ama parasetamol kullanımı ile astım arasındaki ilişki sadece basit bir birliktelik mi? Yoksa parasetamol gerçekten astıma yol açıyor mu bunu kesin olarak söylemek zor ne yazık ki….

    Bu neden ile biz ailelere şunu öneriyoruz ‘Ateş ya da ağrı çocuğun genel durumunu belirgin olarak etkiliyor ve gerçek bir ihtiyaç var ise kullanalım…’

    Eğer çocuğumuzun ilaca ihtiyacı yok ise en basit, en zararsız olduğunu düşündüğümüz ilaçları bile gereksiz yere vermeyelim.

    Çocuğumun astımı var yüzmesinde bir sakınca var mı?

    Astım ilaçlarını kullanan ve düzenli yüzme derslerine devam eden astımlı çocuklarda astım semptomlarında, hastaneye yatış ihtiyaçlarında, acil servis ziyaretlerinde azalma olduğu gösterilmiştir. Hastalıkları nedeni ile okula gidemedikleri gün sayısı da düzenli olarak yüzen astımlı çocuklarda daha az bulunmuştur.Yüzme ayrıca astımlı hastalarda akciğer kapasitesini arttırır ve nefes alma tekniklerini geliştirir.

    Astım açısından riskli çocuklarda astım gelişimini engelleyebilir miyiz?

    Çok sayıda genetik ve çevresel faktör astım gelişiminde rol oynar. Son 40-50 yaşam tarzımızdaki değişiklikler ile birlikte bir çok çevresel faktörün genetik ile de etkileşerek astım başta olmak üzere alerjik hastalıkları arttırdığı düşünülmektedir. Ne yazık ki mucizevi bir reçete yok. Ama anne ya da babasında astım hikayesi olan ve tekrarlayan öksüürk balgam, hırıltı ve veya nefes darlığı olan çocuklarda bazı önerilerimiz olabilir… Hem dünyada hem de ülkemizde en sık rastlanılan iç ortam allerjeni ev tozudur. ‘Bizim evde olmaz!’ demeyin. Bu küçük böcekler gözle görülmez, ne kadar temiz olursa olsun bütün evlerde vardır. Nemli ve ılık ortamları severler, insan ve evde hayvan var ise onların derisinden dökülen artıklar ile beslenirler. Aslında ev tozu böceklerinin artıklarının allerjik olmayan çocuklara bir zararı yoktur ama astımlı çocuklar için, özellikle de ev tozu allerjisi olan çocuklar için sorun olabilir. Evin iyi temizlenmesi, sık aralıklar ile süpürülmesi, sonrasında ise iyi havalandırılması önemli. Anti- allerjik yatak , yastık kılıflarının kullanılması kolay uygulanabilir olan ve önerilen yöntemler arasında. Ev tozu düzeyini sıfıra indirmek mümkün değil ama şunu söylebiliriz basitçe en etkin yöntem sıcak su ile yıkama‘Yıkayabileceğiniz her türlü yatak materyalini (>55 C) su ile yıkayın’. Evi temizleyelim derken abartmayalım bazı temizlik malzemeleri, hava temzileyici spreyler , parfümler gibi kimyasal bazı irritanlarında çocuklarda astım semptomlarını arttırabileceğini unutmamak gerekir

    Çocuğunuzun beslenmesinde dikkat etmeniz gerekenler noktaları da şöyle sıralayabiliriz. İlk 6 ay anne sadece anne sütü verilmesi, katı gıdalara 6 aydan sonra başlanması önemli. Ailede alerjik hastalık hikayesi olan çocuklarda inek sütü – yumurta beyazı ve soya gibi gıdaların 1 yaşından önce başlanmaması öneriliyor. Ayrıca deniz ürünleri (balık) ve fıstık gbi gıdalardan da 1 yaşından önce kaçınmak yerinde olur. Bebeğin sigara dumanına maruz kalmaması çok çok önemli. Çok sayıda çalışma var sigaraya maruz kalma tek başına astım gelişimi için önemli bir risk faktörü. Hem hastalığın ortaya çıkmasına neden oluyor hem ed zaten astımı olan çocuklarda hastalığın şiddetini arttırıyor.

    Astım tedavisinde kullanılan Bitkisel tedaviler güvenilir mi?

    Doğadan gelen her şey zararsız demek değildir. Astım tedavisinde kullanılan bitkisel karışımlar özellikle içinde ne olduğu bilinmeden aktarlardan alınan gelişigüzel karışımlar ise çok dikkatli olmak gerekir…

    Bir çok bitkisel ilaçta bulunan Gingko biloba ( Bu bitki ülkemizde gümüş kaysı, fil kulağı, kız saçı, Çin yelpaze çamı gibi isimler ile anılmaktadır) özellikle kan sulandırıcı başka tedaviler alan insanlarda kanamalara yol açabilir. Meyan kökü kan basıncını arttırabilir, yine bir çok bitkisel ilaçta yer alan ve nefes borularını genişleten efedra (deniz üzümü) kullanımının bazı beklenmedik ölümler ile birlikte olduğunu ileri süren yayınlar mevcuttur. Sonuç olarak bitkisel tedaviler bazen hafif bazen şiddetli hatta hayatı tehdit edici yan etkilere yol açabilirler.

    Eğer bitkisel ilaçları kullanırken bulantı, kusma, kalp atımında hızlanma, ishal, döküntü, uykusuzluk gibi yan etkiler ortaya çıkar ise ilacın alınmasının durdurulması ve hemen hekim ile bağlantıya geçilmesinde fayda var. Ayrıca unutulmaması gereken noktalardan biri de şudur ki bazı bitkisel ilaçlar hastaların kullanmakta olduğu diğer ilaçlar ile etkileşime geçebilir. Bu neden ile çocuğunuz ya da sizi izleyen hekimi kullanmakta olduğunuz tüm bitkisel ilaçlardan haberdar etmeniz uygun olacaktır.

  • Bahar alerjisi

    Bahar alerjisi

    Bursa ili ve çevresi özellikle polenler açısından ülkemizin en alerjik bölgelerinden biri.

    İlkbaharın girişinde dışbudak ve ardıç; ilkbaharda çınar,meşe ve çimen; devamında zeytin ağacı ve kestane ağacı polenleri geliyor!!!

    Alerjik rinit (saman nezlesi) ve alerjik konjonktivit (alerjik göz nezlesi) bu mevsimde sık görülen alerjik rahatsızlıklardır.

    Hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı ve tıkanıklık; gözlerde kızarma, yaşarma ve kaşıntı şikayetleri görülür. Ağız solunumu yapılmasına bağlı sıklıkla ağız kokusu vardır. Özellikle göz altı koyuluğu, burun üstünde yatay çizgilenme, çocuğun eliyle burnunu yukarı doğru (selam verir gibi) kaşıması dikkat çekicidir.

    Ayrıca bazı hastaların özellikle sabahları, egzersizle ya da polen bulunan ortamda öksürük, hırıltı ve/veya nefes darlığı gibi astım düşündüren şikayetleri de olabilir.

    Yukarıda anlatılanlara benzer şikayetleri olan çocukların bir Çocuk Alerji Uzmanı tarafından görülmesi, alerji testlerinin yapılması, bahar mevsimini rahat geçirmesi için ilaç tedavisi ve gerekiyorsa bir sonraki mevsime kadar aşı tedavisinin başlanması gerekebilir.

  • Mevsimsel allerji sezonu ve allerjik polenler

    İlkbahar ayları, yoğun kış döneminden sonra doğanın canlanmaya başladığı günler olarak bilinir. Havaların ısınmasıyla birlikte ağaçlar çiçeklenir, otlar yeşerir, aynı zamanda kalın giysilerimizi çıkarır daha ince giysiler giymeye başlarız.

    Bitki polenleri bu dönemde atmosferde görülmeye başlar. Bitkilerin polenleri botanikçiler için onların çoğalmasını sağlayan sporlar olarak değerlendirilirken, biz allerji uzmanları ise polenleri allerjen taşıyan tanecikler olarak kabul ederiz. Polenler önce ağaç ve otsu bitkilerin polenleri olarak ikiye ayrılır, otsu bitki polenleri de çayır polenleri ve yabani ot polenleri olarak ikiye ayrılır. Sonuç olarak bitki polenleri ağaç polenleri, çayır polenleri ve yabani ot polenleri olarak üç grupta incelenir.

    Ağaçlar ilkbaharın başlangıcı ile birlikte en erken dönemde polen oluşturmaya başlarlar. Ağaç polenlerinin atmosferde yoğun olarak bulundukları süre ağaç cinslerine bağlı olarak değişmekle birlikte genellikle 1-2 ay kadardır. Ağaçların hemen ardından çayır polenleri atmosferde görülmeye başlar. Çayır polenlerinin atmosferde bulunduğu süre çok daha uzun olup ortalama olarak 6 ay kadardır (Nisan-Eylül arası). Yaza doğru yabani ot polenleri ortaya çıkar. Yabani ot polenleri de yine ağaçlar gibi atmosferde 1-2 ay gibi bir sürede bulunurlar.

    İlkbahar döneminde burunda akıntı, kaşıntı ve tıkanma, gözlerde kızarıklık, kaşıntı ve akıntı gibi bulguların ortaya çıktığı hastalık tablosu Allerjik nezle yada Saman nezlesi olarak isimlendirilir ve en sıklıkla polenlere bağlı olarak görülür. Nisan, Mayıs gibi aylarda başlayan şikayetler hastalığa sebep olan allerjik polenlerin cinsine göre yaz sonuna kadar devam edebilir. Bazı olgularda sadece allerjik nezleya ait burun ve göz belirtileri ortaya çıkmakta iken bazılarında öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi astım bulguları görülebilmektedir. Genel olarak 10 mikrondan daha büyük polenler sadece burun ve göz bulguları ortaya çıkarırken, 10 mikrondan daha küçük polenler akciğer içi havayollarına ulaşarak astım bulgularına neden olurlar.

    Marmara bölgesi ve Bursa ilimiz özellikle yoğun bitki florası nedeniyle allerjik rinit ve allerjik astıma neden olabilen birçok ağaç cinsine sahiptir. Bölgemizde bulunan ağaç polenleri arasında ilk sırada zeytin ağacı polenleri gelmekle birlikte, ıhlamur ağacı, servi ağacı, çınar ağacı, çam ağacı gibi polenler ön sıralarda yer almaktadır. Apartman bahçelerinde, parklarda ve yol kenarlarında bulunan çayır ve çimenlere ait polenler, aslında allerjik rinit ve allerjik astımda en sık rastlanan allerjenler olarak dikkati çekerler ve atmosferde 6 ay gibi uzun bir süre kalarak hassas kişilerde allerjik bulgulara neden olurlar.

    Polenlere allerjik olan kişilerde ilkbahar ve yaz aylarında dış ortam aktiviteleri sırasında allerjik belirtiler ortaya çıkar. Örneğin ailenin pikniğe gitmesini takiben burun, göz ve akciğerlere ait belirtiler görülür. Polenlere allerji gösterdiği düşünülen hastalarda öncelikle 0-18 yaş grubunda çocuk allerji uzmanları tarafından, erişkinlerde ise erişkin allerji uzmanları tarafından deri testleri yapılarak tanı konur. Deri testlerinde allerjik olduğu tesbit edilen polenlerden uzak durmak tedavideki en önemli yaklaşımdır. Bu nedenle polenlere allerjisi tespit edilen allerjik astımlı yada allerjik rinitli olguların ilkbahar döneminde piknik yapmamaları, park ve bahçelerde gezi yapmamaları iyice anlatılmalıdır. Ayrıca antiallerjik ilaçların kullanılması uygun olur. Polenlerden korunabilmek gerçekten zordur. Rüzgarlarla 100 km kadar uzağa taşınabildiği gösterilmiştir. Yağmurlu günlerde azalırken güneşli günlerde sayıları artar. Polenlerden korunmanın mümkün olmadığı durumlarda ise allerji aşıları uygulanır.

  • Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Çocuğunuzdaki dikkat eksikliğinin sebebi tıkalı burnu olabilir

    Burun tıkanıklığı çocuğun bütünsel sağlığını ve yaşamın kalitesini derinden etkiliyor!

    Burnu tıkalı çocuk; rahat nefes alamadığı için gece boyu rahat uyuyamıyor. Sabahları baş ağrısı, huzursuzluk ve gerginlikle uyanıyor. Bundan dolayı çevresi ile uyum sorunları yaşamaya, davranış bozuklukları sergilemeye ve okulda konsantrasyon güçlükleri çekmeye başlıyor. Bu tablodaki çocuklar hiperaktivite yani dikkat eksikliği tanısıyla tedavi görmeye başlıyor, oysaki sorun dikkat eksiliği değil, burun tıkanıklığıdır.

    Burundan sorunsuz bir şekilde nefes alabilmenin yetişkinler için olduğu kadar çocukların sağlıklı bedensel ve ruhsal gelişimleri ve de yaşam kaliteleri içinde çok büyük önem taşıdığı bilinen bir gerçekteir. Çocuklardaki burun tıkanıklığının en önde gelen nedeni alerjik nezledir. Burnun ısıtıcı, nemlendirici ve partikülleri temizleyici rolü solunum yolu enfeksiyonlarına daha az yakalanmayı sağlamakta olup, özellikle mikroplarla ilk kez temas etmeye başlayan okul ve yuva çağındaki çocuklarda sağlıklı nefes alabilmek çok daha büyük önem taşımaktadır.

    Burnu Tıkalı Çocuk, Çevresi ile Uyum Sorunları Yaşıyor

    Burnu tıkalı olan çocukta zamanla uyku apnesi görülmeye başlamaktadır. Uykusunda huzursuz, horlayan, iç çeken çocuğun zaman zaman nefes almaya ara verdiği gözlenir. 20 saniyeden başlayıp 40-60 saniyeye uzayabilen bu nefes almama süreçlerinin ardından vücut oksijensiz kalır. Beyin hafifçe uyanıklık haline geçerek vücuda nefes alması için alarm verir ve çocuk aniden derin bir nefes alır. Bu süreçler gece boyunca yüzlerce kez tekrarlanır ve çocuğun uyku kalitesi bozulur. Gece boyu rahat uyuyamayan ve terleyen çocuk, sabahları baş ağrısı ile uyanır. Gündüz uykulu ve yorgun olur. Gün içinde derslerine konsantre olamaz, ders başarısı düşer. Etrafına karşı davranış bozuklukları sergiler. Hiperaktiftir. Bu durum birçok kez hiperaktivite, dikkat eksikliği bozukluğu tanısıyla tedavi edilir.

    İdrarını Tutmayan Çocuk Davranış Bozukluğu Sergiliyor

    Uyku apsesinden dolayı gece boyu terleyen çocuğun geceleri idrarını tutamamaktadır. Daha önce idrarını tutabilen çocuk gece altını ıslatmaya başlayınca; davranış bozuklukları sergileyeme başlar ve psikolojik açıdan takibe alınır. Ancak aslında ana sorun burun tıkanıklığıdır.

    Alerjik Nezle Tedavi Edilmeden Bademcik Ve Geniz Eti Ameliyatı Olan Her 4 Çocuktan Birinde Geniz Eti Tekrar Büyüyor Ve Şikayetler Yeniden Başlıyor.

    Alerjik nezlede tekrar eden enfeksiyonlar çoğu kez geniz eti ve bademcik büyümesi ile sonuçlanmaktadır. Cerrahi operasyonlarla geçici çözümler üretilse de alta yatan alerjik neden tedavi edilmediği müddetçe 4 çocuktan birinde şikayetlerin tekrarlaması mümkündür.

    Çocuklarda Alerji tedavisinin bir bütün olarak yapılması gerekmektedir. Sorumlu alerjinin saptanmasının ardından kökten çözüm dilaltı aşı tedavisi ile mümkündür. Tedavi sonucu burnu açılan çocuğun uyku kalitesi düzelir, uyku kalitesi düzelen çocuğun okul başarısı yükselir, gece uykuda büyüme hormonu salgısı artacağından büyümesi hızlanır.

  • Baharla birlikte alerji mevsimi de başladı

    Baharla birlikte alerji mevsimi de başladı

    Güneşin Yüzünü Gösterdiği, Doğanın Yeniden Hayat Bulduğu Bahar Mevsimi Alerjinin de Habercisi…

    Doğanın yeniden hayat bulduğu bahar mevsiminde, en sık görülen alerji türü olan polen alerjisini, aşı tedavisi ve birkaç pratik öneri ile alt edebilmek mümkün. Polen alerjisi basit bir hapşırmadan ibaret değildir ve hayat kalitesine olumsuz etkileyen bulguları bulunmaktadır.

    İlkbahar aylarında görülen çayır çimenindeki otların ve çeşitli ağaçların polenlerine karşı gelişen alerjinin yol açtığı “Mevsimsel alerjik nezle” diğer bir adıyla “Saman Nezlesi”nin mevsimi geldi. Mart-Nisan-Mayıs döneminde yoğun olarak havaya salınan polenler çocuk ve yetişkinlerde hayat kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Polen Alerjisi basit bir hapşırmadan ibaret değildir. Burun kaşıntısı, burun ve gözlerde akıntı ve göz kızarması şikayetlerine neden olmaktadır.

    Alerji, Çocuğun Okul Başarısını Düşürüyor

    Polenlere karşı gelişen alerji çocuk ve erişkinlerde hayat kalitesini bozacak, günlük aktiviteleri etkileyecek boyutta sorun yaratabilmektedir. Okulda devamlı burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı yaşayan çocuk konsantre olamaz. Okul başarısı düşer. Özellikle ülkemizde sınavların ve sınav hazırlıklarının yoğun olduğu ilkbahar mevsimi bu öğrenciler için gerçek bir sorundur. Aynı durum erişkinlerde iş gücünün düşmesi şeklinde kendini gösterir.

    Bahar Mevsiminde Alerjik Astım Alevlenmeleri Artabilir!

    Alerji sadece burunda kalmaz birçok hastada akciğerlere de etki eder ve alerjik astım alevlenmeleri görülür. Alerjik astım öksürük, hırıltı ya da hışıltı, nefes darlığı şeklinde kendini belli eder. Alerjik nezle alerjik astım birlikte tedavi edilmediği takdirde her iki hastalığında tedavisi yarım kalır.

    Alerji Yapan Maddeden Uzak Durmak Gerek

    Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi Polen Alerjisinden de kurtulmak için alerjik olunan maddeden uzak durmak gerekmektedir. Alerji yapan bitki türü tanınır ve çevrede tespit edilirse; bu bitkinin o bölgeden uzaklaştırılması şikâyetleri kısmen azaltır. Ancak çoğu bitkiler uzaklaştırılsa bile polenleri çok uzak mesafelere ulaşabilir. Bu nedenle polen alerjisinde alerjik olunan maddeden kesin olarak uzak durabilmek mümkün değildir. Ancak uygulanacak birkaç pratik öneri şikayetlerin şiddeti azaltabilir.

    Polen Alerjisinden Korunmak İçin Pratik Öneriler:

    Polen mevsiminde eve hava girişini azaltmak gerekir. Özellikle sabahın erken saatleri havada polen sayısının en fazla olduğu zamandır. Bu saatlerde ve mümkünse günün diğer saatlerinde de kapı ve pencereleri kapalı tutmak gerekir.

    Evi cam açarak havalandırmak yerine polen filtreli klima kullanılmalıdır.

    Klimanın olmadığı durumlarda polen filtreli hava temizleyiciler kullanılabilir.

    Çim biçme gibi aktivitelerden kaçınmalı ve mutlaka böyle bir aktivite yapılacaksa maske takılmalıdır.

    Sabah erken saatlerde ev dışı aktivitelerden kaçınılmalıdır.

    Dışarıdan eve gelindiğinde el, yüz yıkanmalı, kıyafetler değiştirilmelidir.

    Kıyafetleri açık havada kurutmaktan kaçınılmalıdır.

    Mevsimsel Alerjik Nezle (Saman Nezlesi) Nasıl Tedavi Edilir?

    Mevsimsel alerjik nezle tedavisinde gerek çocuklara gerekse erişkin hastalara alerjik şikayetleri mevsim süresince baskılayacak ilaçlar (anti-histaminik) önerilir. Ağızdan alınan alerji ilaçları gün içinde uyku haline neden olabildiklerinden özellikle sınavlara hazırlanan çocuklara bu süreçte anti-histaminik içeren alerji ilaçları verilmemelidir. Böyle durumlarda kortizonlu burun spreyleri tercih edilmelidir.

    Alerjik nezle tedavisinde en etkin ilaçlar kortizonlu burun spreyleridir. Kortizon bazlı burun spreylerinin kana karışma oranı çok düşüktür. Uygun dozda ve uygun teknikle kullanıldığında yan etkilere neden olmazlar. Ancak, alerjik nezlede ilaç tedavisi kullanıldığı sürece etkilidir. İlaçlar kesilince altta yatan alerji tedavi edilmediyse tüm belirtiler geri dönmektedir. Mevsimsel alerjik nezlenin tek kökten tedavisi alerji aşı tedavisidir.

    Kalıcı Çözüm Dilaltı Aşı Tedavisi

    Mevsimsel Alerjik nezlenin kökten tedavisi olan Aşı tedavisinin esası vücudu alerjik olunan maddeye yavaş yavaş alıştırmaktır. Bu şekilde vücut alerjik maddeye duyarsızlaşır. Aşı tedavisi İğne aşı ve dilaltı damla aşı tedavisi olarak iki şekilde uygulanmaktadır. En eski yöntem iğne aşı uygulamasıdır. Ancak iğne aşıların alerjik yan etkileri fazladır. İğnenin doktor gözetiminde uygulanması gerekir ki; buna rağmen hayatı tehdit edici alerjik reaksiyon riski olabilmektedir. Ancak aşı tedavisi uygulanmadığında alerjinin de geçmediği yıllar içinde gözlenmiştir.

    Alerjiye karşı kökten ve kalıcı çözümün Dilaltı damla aşılardır. Dilaltı damla aşıları alerjik yan etkiler açısından güvenli ve evde uygulamaya uygun aşılardır. Tedavide amaç hastanın ilaçsız da iyi kalmasını sağlamaktır.

    Başarı oranı oldukça yüksek olan dilaltı damla aşılarının yakın zamanda Avrupa’da tablet formlarının geliştirilmiş olduğu bilinmektedir. Özellikle çayır çimeni poleni alerjisi için geliştirilen tablet aşıların çok yakında Dünya ile aynı anda ülkemizde de kullanımı söz konusu olacaktır. Gerek iğne gerekse damla ve tablet formlarının etkinlik açısından farkı yoktur. Buna karşın damla ve tablet formlar güvenli olması açısından iğne aşıya göre üstündür. Polen alerjisi kanıtlanmış tüm alerjik nezle hastalarının kalıcı çözüm için dilaltı aşı yöntemine başvurmaları hastalıktan kurtulmak için atılacak en önemli adım olacaktır.

  • Yenidoğan bebek için ilk 48 saat neden önemli?

    Doğumdan sonraki ilk 60 saniyeden başlayarak geçen 48 saatte yapılan girişim ve incelemeler, bebeğin yaşamını tamamen değiştiriyor. Eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar yaşamsal sorunlara yol açabiliyor. Gebelik süresince hiçbir sorun olmasa da 10 doğumdan birinde bebek dış hayata uyum sağlamakta zorlanmaktadır.

    Dokuz ay boyunca annesinin karnında rahat, sıcak ve güvenli bir ortamda büyüyen, tüm gereksinimleri annesi tarafından karşılanan ve bu sırada akciğer ile kalp dolaşımı farklı olan bebeğin vücudunda doğumla birlikte dış dünyaya uyum sağlamak için çok hızlı değişiklikler oluyor. Bebek ilk nefesini alması ve kordonunun kesilmesi ile birlikte metabolik dengesini sağlamaya çalışır. Doğumdan sonra eksik ya da hatalı yapılan uygulamalar, yaşamsal sorunlara yol açabilir. 100 bebekten birine kalp masajı yapmak ya da balon-maske ile solutmak gerekmekte olup, her doğumda sorunların önüne geçebilmek için bebekle ilgilenecek bir hekim ve hemşirenin hazır olması gereklidir. Altın dakika olarak nitelendirilen, hayatın ilk 60 saniyesinde bebek soluğunda veya kalbinde problem varsa hemen müdahale edilmesi çok önemlidir.

    Bebeğin ilk aşısı anne sütü

    Doğum sonrası uyumu normal olan bebeklerin ilk muayenesi doğum salonunda yapılabilmekte olup, bu sırada yarık dudak, damak, makatın gelişmemesi ve parmak sayılarında farklılık gibi anomalilerin de kontrolü sağlanmaktadır. Tüm kontrolleri yapılan bebek anneye gösterildikten sonra doğum salonunda anne memesine tutulması gerekir. Emzirme ne kadar erken başlarsa, süt de o kadar erken gelir. Bebeği mikroplara karşı koruyan hücre ve antikorları içeren anne sütü doğumu izleyen günlerde çok zengindir. Anne odasına alındıktan sonra doğumu izleyen bir saat içinde bebeğin mutlaka emzirilmesi gerekmektedir.

    Sezaryanla doğan bebekler adaptasyon sorunu yaşıyor

    Bebeğin ilk 48 saatinde sık karşılaşılan sorunlardan birisi de sarılıktır. Zamanında doğan bebeklerin yüzde 60’ında, erken doğan bebeklerin ise yüzde 80’inde sarılık görülmektedir. İlk 24 saatte meydana gelen sarılıklar patolojiktir ve izlenmesi gereklidir. Fizyolojik sarılık ise ikinci veya üçüncü günde ortaya çıkarak yaklaşık bir-iki hafta sürmektedir. Anne ve bebek arasında kan grubu uyumsuzluğu varsa bu durumun da yakından izlenmesi gerekmektedir. Bebekler kendilerini normal doğuma hazırladıkları için, sezaryen ile doğumda bebekler dış dünyaya adapte olmakta zorlanabilmektedirler. Bebekler ilk idrarını doğumdan sonraki 24 saat, ilk kakayı da 48 saat içinde yaparlar. 48 saat içinde kakanın yapılamaması, barsaklarda tıkanıklık olasılığını düşündürdüğü için mutlaka hekime başvurulması gerekmektedir. Doğumu izleyen günlerde kakanın koyu yeşilimsi-siyah renkte olması da normal kabul edilmektedir.

    Erken doğumlarda risk artıyor

    Doğumdan sonraki ilk dakikada oksijenlenme süreci gecikirse başta beyin olmak üzere tüm organlar zarar görür. Beyin oksijensiz kaldığında havale görülebilir. Bu durumun sonucunda bedensel ve zihinsel gelişim geriliği ile epilepsi, okul başarısızlığı ya da spastisite gibi ileriye dönük pek çok sorunla karşılaşılabilir. Erken müdahale edilerek yoğun bakım ünitesine alınan bebek 24-28 saat içinde iyileşebilmektedir. Erken doğan bebekleri yaşamın ilk 48 saatinde daha fazla sorun beklemektedir. Erken doğum yapacak olan gebelerin mutlaka yenidoğan ünitesi bulunan merkezleri tercih etmesi gerekmektedir. Anne karnındayken kalbinde veya akciğerinde gelişim bozukluğu belirlenen, barsaklarında tıkanıklık, böbreklerinde anomali saptanan bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan merkezlerde doğması önem taşımaktadır.

  • Emzirirken ilaç kullanımı (1)

    Emzirirken ilaç kullanımı (1)

    Emziren bir annenin en çok merak ettiği konulardan birisi de, hastalandığı zaman hangi ilaçları güvenle kullanabileceğidir. Aslında çok genel olarak baktığımızda bu konunun biraz abartıldığını söyleyebiliriz. Çünkü kesinlikle kullanılmaması gereken veya annenin sağlığı için mutlaka kullanılacaksa emzirmenin kesilmesi gereken ilaçlar bir elin 5 parmağını geçmez. Yalnız nadiren gebelikte güvenli olan bir ilacın emzirirken güvenli olmayabileceğini de eklemekte fayda görüyorum.

    Bu yazıdaki amacımız kalabalık listelerle kafanızı karıştırmak yerine bu konudaki genel prensipleri vererek sizleri biraz olsun rahatlatmak ve günlük hayatımızda sıkça kullanılan ilaçları alırken emzirme durumu hakkında bilgi vermek. Çünkü çok ayrıntılı listeleri vermek ancak bir kitap yazarak mümkün olabilir.

    Bebekler büyüdükçe ilacı vücutlarından atma kapasiteleri de artar, bu nedenle, anne sütü alan bir bebek prematüre veya düşük doğum ağırlıklı değilse ve 30 günden büyük sağlıklı bir bebekse genel olarak biraz daha rahat olabiliriz. Ancak prematüre ve düşk doğum ağrılıklı bebeklerde çok dikkatli olmak gerekir. İlacın bebekte yapacağı etkileri anneye ait faktörler, bebeğe ait faktörler ve ilacın tipi tayin eder. Bebeğin günlük aldığı toplam süt miktarı da yine bunu belirleyen faktörler arasındadır. Bu durumda 8, hele de 10 aydan büyük yoğun ek gıda alan bebeklede yine biraz daha rahat olmak mümkündür.

    Krem-pomat tarzı sürme ilaçların, burun damla ve spreylerinin veya soluma yoluyla alınan spreylerin direk kana ve dolayısıyla anne sütüne geçme olasılığı daha az olduğu için, bu tür ilaçlar emziriken en güvenli gruptur. Ağızdan alınan ilaçlara gelince vitamin-minerlaler, basit ağrı kesiciler ve çoğu antibiotiğin güvenli olduğunu söyleyebilirim. Bununla ilgili istisnaları ve daha nadir kullanılan diğer ilaç gruplarına da başka bir yazımızda değineceğiz.

    Kaynak: http://www.medsafe.govt.nz/Profs/PUarticles/lactation.htm#Calculation

  • Bebeklerde gaz sancısı (infantil kolik)

    Tekrar Merhaba

    Bebeğinizin doğumundan itibaren büyüme gelişme sürecinde karşılaşabileceğiniz çeşitli durumları ele alan yazı dizimin ikincisini birçok ailenin korkulu rüyası olduğunu düşündüğüm gaz sancısına ayırdım. Yazılarımda, karşılaşılabilen bazı problemlere genel bir bakış açısı sunuyorum. Ancak unutmayın ki her bebek-çocuk ayrı bir bireydir. O yüzden burada yazdıklarımın birçoğu sizin bebeğinizde farklı bir şekilde seyredebilir. Bu nedenle önemli olan sizin gözleminiz ve takip eden doktorunuzun dedikleridir.

    İlk yazımda doğum sonrası beslenmeyi ele almıştık. Anne-bebek iletişiminde ilk aşamayı tamamlayıp emzirme düzenini sağladınız; sonrasında acaba sizi neler bekliyor?…

    İlk bir hafta-on günden sonra artık hayatınız düzene girmeye başladı. Bebeğiniz 2-3 saatte bir düzenli emiyor, meme başı çatlakları geçmeye başladı, memelerdeki hassasiyet azaldı. Bebeğiniz huzurlu, günün çoğunu uyuyarak geçiriyor. Oh ne güzel gazı da yok, …. Diye erken sevinmeyin sakın!… Önünüzdeki bir hafta-on gün içinde yavaş yavaş önce ıkınma, inleme ile başlayıp arkasından belli saatlerde şiddetli ağlamalarla seyreden yeni bir dönem başlıyor. Birçok endişeleriniz olmaya başladı. Acaba sütüm yetmiyor mu? Yoksa sütüm bebeğime yaramadığı için mi sürekli emmek istiyor? Gazını da rahat çıkarıyor aslında…

    Gaz sancısı ya da infantil kolik bebeklerde 2-3 haftalıkken başlayıp üçüncü ayına kadar devam eden, genelde belli saatlerde (özellikle akşam babanın işten gelme saati) başlayıp birkaç saat süren ıkınma, inleme, sık emmek isteme veya şiddetli ağlama nöbetleri ile karakterize bir dönemdir. Bu durum bebeğinizin normal gelişim sürecinin bir parçasıdır, bir hastalık değildir.

    Bu duruma önceden hazırlıklı olmanızda ve bunu baştan kabullenmenizde fayda var. Çünkü siz ne kadar panik yaparsanız, bebeğiniz de sizden o kadar etkilenebilir. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi bu duruma hazırlanmanın en önemli aşaması öncesinde bebeğinizin beslenme düzenini sağlamaktır. Normalde bebekler 2-3 saat aralıklarla her iki memeyi de 10-20 dakika kadar emerler. Bir memeyi emmeyi hemen tamamlamayabilir. Bu yüzden beslenme sürecini yaklaşık 1 saatlik döneme yayarak arada gazını çıkarıp bakımını sağladıktan sonra beslenme tamamlanmalıdır. Bu bir saatlik süreç etkin olarak kullanıldığında bebeğiniz sonrasında 2-3 saat kadar uyuyacaktır. Düzenini gaz sancısı döneminde de mümkün olduğunca bozmayın, sürekli emzirdikçe bebeğinizin kusması artabilir ve midesi sürekli dolu olduğu için rahat yatamaz. Anneler bu dönemde bebeklerinin kucağa alıştığını ifade ederler. Bunun temel nedeni bebeğin rahat yatamamasıdır. (Hem midesi dolu olduğu, reflüsü olduğu için; hem de karında gerginlik ve şişkinlik nedeni ile)

    Gaz sancısı dönemi özellikle yeni ebeveynler için bazen yıpratıcı olabilir. Anne dinlenemez ve beslenme düzenini aksatır ise süt yapımı gerçekten biraz azalabilir, meme poblemleri tekrarlayabilir, mastit (meme iltihabı) gelişebilir. Bebeğinizi düzenli olarak sağlam çocuk takiplerinize götürmeniz ve doktorunuz ile iletişim halinde olmanız bu dönemi biraz daha rahat atlatmanızı sağlayacaktır.

    Bu durumun 2 ay sonra geçeceğini düşünün. Bebeğinizin her döneminde birtakım sorunlar yaşayacaksınız. Emin olun gaz sancısı bunların en hafiflerinden biri. En azından bebeğinizi kucağınıza alıp pışpışlayınca, emzirince veya arabayla gezdirince biraz rahatlıyor. En önemlisi de birkaç ayda geçeceğini biliyorsunuz. O zaman niye kendinize eziyet ediyorsunuz. Önce bebeğinizi güzenli bir şekilde yatağına yatırın. Açın güzel bir müzik(tercihen klasik müzik) ve keyif alacağınız bir işle uğraşın. Veya ev işleriyle ilgilenin. Benim size önerim evi süpürmenizdir. Elektrik süpürgesi, saç kurutma makinesi gibi mekanik sesler bebeğinizin rahatlamasını sağlayacaktır. Siz de bu süre içinde biraz ağlama sesinden uzaklaşacaksınız, hem de ev işi görülmüş olacaktır. 15-20 dakika kadar elektrik süpürgesi ile evi süpürdükten sonra bebeğinizi kontrol ettiğinizde büyük ihtimalle uyumuş olacağını göreceksiniz. Eğer hala sakinleşmemişse araba ile gezmenin sırası gelmiş demektir!… Bazı bebekler birtakım ilaçlarda fayda görebilir. Bu durumu doktorunuza danışmanızda fayda vardır.

    Yine de her şeyi gaz sancısına bağlayıp geçmeyin. Bu dönemde görülebilen başka sorunlar da gaz sancısına eşlik edebilir. Düzenli doktor takiplerinizi ihmal etmeyin ve doktorunuzla iletişiminiz iyi olsun. Unutmayın ki her çocuk farklıdır ve bazı sorunlar bazı çocuklarda farklı şekillerde seyredebilir.

    Biliyorum, anne-baba olmak çok zor, ancak çok da keyifli. Merak etmeyin gaz sancısı sandığınızdan çok daha çabuk geçecek. Ve 2 ay sonra çocuğunuz size gülücükler saçmaya, agulamaya başlayınca herşeyi unutuvereceksiniz. Bunu da bir sonraki yazımda anlatmayı planlıyorum.

    Tüm anne-babalara çocuklarıyla birlikte sağlıklı günler dilerim.

  • Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Çocuğunuz süt içmiyorsa

    Sevgili anne-babalar daha önce “Süt içmeyenlerin boyu uzamaz mı” diye çarpıcı bir yazı yazmıştım. Ve doğada süt ve süt ürünleri yerine geçebilecek birçok gıda olduğundan bahsetmiştim. Şimdi bu konuyu biraz daha detaylı olarak irdelemek istiyorum. Besinlerin kalsiyum içerikleri hakkında size bilgiler verdikten sonra, süt içmeyen çocuklar için bazı önerilerde bulunacağım.

    Bir besinin ne kadar iyi bir kalsiyum kaynağı olduğuna karar verirken sadece 100 g’ında ne kadar kalsiyum içerdiğine bakmak yetmez, kaynağın iyi olduğuna karar verirken emilmeyi etkileyen etmenlerin de birlikte düşünülmesi gerekmektedir. Kalsiyumun en iyi kaynakları, emilebilen kalsiyumu en çok içeren besinlerdir.

    Bu yönden besinlerimizi kalsiyumun en iyi, iyi, orta ve zayıf kaynakları olarak 4 ana sınıfa ayırabiliriz. Özetle söylemek gerekirse

    En iyi kaynaklar: Süt ve süt ürünleri (Yoğurt, peynir v.s)

    İyi kaynaklar: Pekmez, susam, fındık, fıstık ve benzeri yağlı tohumlar,yeşil yapraklı sebzeler,kuru baklagiller ve kurutulmuş meyvelerdir.

    Orta derecede kaynaklar: Yeşil sebzeler , yumurta, portakal, mandalina, limon,çilek gibi besinlerdir.

    Zayıf kaynaklar: Tahıllar, diğer sebze-meyveler ve etlerdir.

    Küçük balıklar kılçığı ile birlikte yenildiğinde kalsiyumdan zenginleşir. Kemikler kırılıp sirke ile kaynatıldığında,kalsiyum kemiğin suyuna geçer ve bu kemik suyu yemeklerde kullanılarak yine kalsiyumdan yararlanılabilir.

    Süt sevmeyen, belki de hiç süt ürünü tüketmeyen çocuğunuza uygun menüler hazırlayabilmeniz için farklı oranlarda kalsiyum içeren gıdaların 100 g’ında kaç mg kalsiyum içerdiğini gösteren aşağıdaki listeye göz atmanızda da büyük fayda görüyorum.

    En iyi kaynaklar

    İnek sütü (Yağsız) 123 Beyaz peynir-urfa 338

    İnek sütü(Yarım yağlı) 122 İnek Sütü (Yağlı) 119

    Kars tipi 731 Cheddar 721

    Yoğurt (Yarım yağlı) 120 Kaşar peyniri 700

    Yoğurt (Yağlı) 111 Rokfor 662

    Beyaz peynir(Yağsız) 96 Çökelek kuru 505

    Beyaz peynir(Yağlı) 162 Otlu peynir 497

    İyi kaynaklar

    Pekmez(Üzüm) 400 Roka 205

    Badem 234 Maydonoz (taze) 203

    Fındık 209 Nane (taze) 200

    Antep fıstığı 131 Madımak 166

    Ayçiçek çekirdeği 120 Pancar yaprak 119

    Susam 110 Lahana kara 116

    Ceviz 99 Pazı 114

    Yer fıstığı (iç kavrulmuş) 72 Ispanak 93

    Soya fasulyesi 226 Bamya taze 92

    Nohut 150 Kıvırcık 81

    Kuru fasulye(Beyaz) 144 Pırasa 52

    Barbunya 135 Soğan yeşil 51

    İç bakla 102 Kivi 100

    Mertcimek 79 Erik pestil 90

    Börülce 74 Kayısı pestil 86

    Bamya kurutulmu 678 Kuru incir 126

    Fasulye kurutulmuş 480 Kuru kayısı 67

    Patlıcan kurutulmuş 137 Kuru üzüm 62

    Biber kurutulmuş 120 Kuru erik 51

    Asma yaprağı 392 Tarhana 685

    Ebegümeci 249

    Orta derecede zengin

    Yumurta 56 Taze biber kırmızı 29

    Portakal 41 Sarımsak baş 29

    Mandalina 40 Kabak yaz 28

    Greyfurt 16 Taze börülce 27

    Taze incir 36 Soğan kuru 27

    Böğürtlen 32 Bezelye iç 26

    Kiraz-Vişne 22 Hıyar soyulmamış 25

    Çilek 21 Hıyar soyulmuş 17

    Lahana beyaz 49 Kuşkonmaz 22

    Lahana bürüksel 49 Kabak kış 21

    Taze bakla 43 Karnabahar 25

    Kereviz 43 Lahana kırmızı 42

    Yukarıdaki listeye bakarak ben sizin için birkaç örnek menü sunmak istiyorum. Daha sonra siz de bu listelere bakarak farklı menü seçenekleri oluşturabilirsiniz.

    Hiç süt içmeyen bir çocuk kahvaltıda 15-20 g kaşar peynir yediği takdirde 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alır. Diyelim ki bu çocuk peyniri de ağzına sürmüyor. 25’er g yaklaşık 2’şer tatlı kaşığı pekmez ve tahini karıştırdığınız takirde yine 1 bardak süte eşdeğer kalsiyum alınmış oluyor, buna 1 de haşlanmış yumurta eklerseniz, ya da karışık sebzeli bir omlet yaparsanız, daha sabahtan 1 bardak sütü bile geçmiş olursunuz. Unutmayın ki yeşil yapraklı sebzeler kalsiyumun iyi kaynaklarındandır.

    Yine hiç süt içmeyen, ağzına yoğurt peynir sürmeyen bir çocuğa öğlen ya da akşam için nasıl bir menü hazırlasak? Barbunya, nohut, kuru fasülye, bamya gibi birçok klasik yemekten tek 1 tabak yedirerek (150-200 g) en az 1 bardak süt içirmiş kadar kalsiyum verebilirsiniz. Daha mı az yedi, yanında kalsiyumdan zengin yeşilliklerle yapılmış bir salata, gün içinde 3-4 adet kuru meyve, 1 adet kivi, işte yine sınırı geçtik.

    Yalnız menü hazırlarken kuruyemişlere dikkat ! Nasıla bol kalsiyum var diye devamlı aşırı kuruyemiş yedirirseniz bu sefer de diyetteki yağ miktarı artacağı için kilo sorunu yaşayabilirsiniz. Özetle sağlıklı ve dengeli beslenen birinin kalsiyumsuz kalması imkansız, hesaba kitaba bile gerek yok, ama ben sizleri rahatlatmak için biraz da kanıtlar sunmak istedim.

    Sağlıcakla kalın.

  • Yenidoğan döneminde beslenme

    Bebeğin doğumdan sonraki ilk bir ayı yenidoğan dönemi olarak adlandırılır. Bu dönem hem bebek hem de anne açısından çok önemli bir dönemdir. Anne ve bebek arasındaki ilişkinin temelleri bu dönemde atılır.

    Doğumdan sonraki ilk birkaç saat çok önemlidir. Bu dönem yenidoğan bebeğin en aktif olduğu dönemdir. Bebek mümkün olan en kısa sürede anne memesine getirilmeli ve en az 10-15 dakika aktif emmesi sağlanmalıdır. Bebeğin memede kalması aktif olarak emdiği anlamına gelmez. Öncelikle bebeğin memeyi tam kavradığından emin olmak gereklidir. Mümkünse önce annenin rahatı sağlanarak meme hafifçe aşağıya doğru yönlendirilmelidir. Meme başı ve etrafındaki kahverengi kısmın büyük bir kısmı bebeğin ağzını dolduracak şekilde kavraması sağlanmalıdır. Bu durum hem bebeğin etkin emmesi, hem de annenin meme başı çatlağı oluşumunun azaltılması açısından önemlidir. Bebek sol memeyi emerken anne sağ elinin 4 parmağı memenin altında olacak şekilde memeyi desteklemeli başparmağı ile de arada göğsü yukarıdan aşağıya doğru sıvazlayarak hem süt akışını sağlamalı, hem de bebeğin burun deliğinin açık olmasını sağlamalıdır. Arada işaret parmağı ile bebeğin çenesine dokunarak da uyaran vermekte fayda vardır.

    Doğum sonrası ilk günlerde süt az geldiği için bebek çabuk yorulabilir, bu yüzden ara ara bebeğe uyarı verilerek ve göğüs sıvazlanarak bebeğin uyumasına fırsat verilmeden emzirme süresi en az 10-15 dakika olmalıdır. Bebek emerken ara ara 5-10 saniyelik dinlenmesi normaldir. Ancak bu süreyi çok uzatıp uykuya geçmesine müsaade edilmemelidir. Bir meme emzirildikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalı, altı değiştirilmeli; sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci memeye geçmeden önce 15-20 dakika kadar ara verilmesi bebeğin gazını çıkarması, çiş-kaka yaparak karnının biraz boşalması ve yediğini biraz sindirmesi için bebeğe zaman verecektir. Bu sürenin sonunda bebeğin altını değiştirmek ikinci memeye geçmeden önce tekrar uyanmasını sağlayacaktır. Yani beslenme ve bebeğin bakımı için toplam 1 saat kadar süre ayrıldığında ve bu süre etkin olarak değerlendirildiğinde bebek iyi beslenmiş ve rahatlamış olduğu için ikinci memeyi emdikten sonra yaklaşık 1,5-2 saat uyuyacaktır.

    Doğum sonrası 3-7. günler arası bazı problemler görülebilir. Bu dönemde anne eve çıktığı için biraz yorgundur. Yeni anneliğin şaşkınlığına bir de meme başı problemlerine bağlı ağrı da eklendiği için bazen emzirme eziyet haline dönüşebilir. Doğru emzirme tekniklerinin uygulanması bu durumun biraz daha hafif atlatılmasını sağlayabilir. Ancak bu dönemde süt yapımı çok arttığı için memelerde gerginliğe bağlı ağrı olabilir. Bebek bazen gerginlikten dolayı memeyi kavramada zorlanabilir ve süt çok olmasına rağmen bebek aç kalabilir. Bu durumda yine öncelikle bebeğin doğru şekilde emzirildiğinden emin olunmalıdır. Eğer bebek emme sonrası huzursuzlanıyorsa, memeye geldiğinde hemen uyuyor, yeterince ememiyorsa, çok kısa aralıklara emmek istiyorsa yeterince beslenemiyor olabilir. Bu durumda beslenme öncesi anne memesi sağılarak biraz yumuşatılır ve süt akışı başladıktan sonra bebeğe meme verilirse daha başarılı olunacaktır.

    İlk 7-10 günü başarılı bir şekilde atlattıktan sonra bebek yaklaşık 2-3 saatte bir düzenli olarak emiyor ve uyuyorsa sonrasında genelde artık uyarı vermeye gerek kalmaz. Bebek artık güçlendiği ve süt yapımı da bebeğe uygun şekilde düzenleneceği için bebeği aynı düzende emzirmeye devam etmek genel olarak bebeğin yeterli beslenmesini sağlayacaktır. Düzenin devam etmesi 15-20 günlükken başlayacak gaz sancısı döneminin biraz daha rahat atlatılması açısından da önemlidir.

    Tüm annelere ve anne adaylarına; bebeğinizle birlikte yeni hayatınıza güzel bir başlangıç yapmanız dileğiyle.