Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Reflü sadece bir mide hastalığı değildir

    Reflü sadece bir mide hastalığı değildir

    Kahve ve çikolatayı çok tüketen, kaşıntıları, sivilceleri, cilt problemleri artan, öksürükleri çoğalan, burun tıkanıklıkları, mide ekşimeleri yaşayan gençler dikkat!

    Uyanık kalmak için içtiğiniz kahve uyku, mutlu olmak için yediğiniz çikolata mutsuz yapabilir çünkü kafein ve kakao reflü oluşumuna sebep oluyor, reflü oluşumu alerjik hasatlıkları ve astımı tetikliyor.

    Kahve ve çikolatanın alerji ile ilişkisi vardır. Gece uyanık kalmak ve dikkat toplamak için tüketilen bu besinler, alerjik hastalıkları arttırabilmektedir. Beslenme ve uyku düzeni değişen gençler, kahve ve çikolatayı çok tüketiyor. Kafein içeren gıdaların fazla tüketimine bağlı olarak gelişen mide asit salgısının artması reflü hastalığını beraberinde getiriyor. Reflünün getirdiği sorunlar alerji ve astımı tetikliyor.

    Reflü Hastalığı Kontrol Altına Alınmazsa Astıma Yol Açabilir

    Reflü çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini göstermekle birlikte Reflü sadece bir mide hastalığı değildir. Bunlardan bir veya bir kaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerekir ve reflü hastalığının kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabilmektedir.

    Reflüden doğabilecek diğer hastalıkların oluşumu ise şöyledir; Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürüklere ve burun akıntısına, burun tıkanıklığına yol açan sinüzite ve gece kriz şeklinde başlayan öksürük ise nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır.

  • İnek sütü mü? Keçi sütü mü?

    İnek sütü mü? Keçi sütü mü?

    Annelerin en çok önem verdikleri konulardan bir tanesi de bebeklerini en sağlıklı şekilde besleyebilmek. Biraz da reklam baskısıyla, anneler bir an önce bebeklerine süt vermek isterler. Oysa her canlının kendi sütü onun için en iyisidir. Dünyada başka canlının sütünü içen, insandan başka bir varlık da yoktur aslında.

    Hepinizin bildiği gibi inek sütü 1 yaşın altındaki çocuklarda şimdi çiğ olarak veya muhallebi içinde kullanılmamalıdır. Eğer çocukta ciddi bir inek sütü alerjisi yoksa, sadece yoğurt ve peynir gibi mayalı ürünlerde kullanmakta bir sakınca yoktur. Çünkü mayalanma işlemi sütün alerjik özelliklerini büyük oranda azaltmaktadır.

    Annelerimizin çoğu her zaman bir arayış içine girerler ve bize sık sık sorulan soru “Madem inek sütü veremiyoruz, keçi sütünün alerjik özellikleri daha az, anne sütüne daha yakın, acaba bunu bebeğimize verebilir miyiz?”

    Keçi sütünün inek sütüne göre biraz daha az alerjik olduğu ve daha kolay sindirildiği doğrudur. Ancak yine de 1 yaşın altındaki bebeklerin böbrekleri, sindirim sistemi, bağışıklık sistemi için ve alerji açısından çok da masum değildir. Bu nedenle arzu edenler bebeklerine 6 aydan itibaren keçi sütü ile yapılmış yoğurt ve peynir verebilirler, fakat keçi sütü ile yapılmış muhallebi, keçi sütüne bisküvi eklemek ve direk olarak çiğ olarak içirmek aynı inek sütünde olduğu gibi 1 yaşına kadar yapılamaması gereken beslenme uygulamalarıdır.

  • Kawasaki sendromu

    Kawasaki sendromu

    Kawasaki hastalığı nedir?
    Kawasaki hastalığı ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlanan, çocuklarda görülen yüksek ve de uzayan ateşle seyreden döküntülü bir hastalıktır. İsmini 1960’lı yıllarda bu hastalığı ilk kez tanımlayan Japon doktor Kawasaki’nin alır. Yıllar içinde klinik deneyimlerin artışı, tanı yöntemlerindeki teknolojik gelişmeler sayesinde ve daha da önemlisi çocuk doktorlarının giderek daha fazla şüphelenmeye başlamasıyla giderek daha sık tanı konur hale gelmiştir.

    Kawasaki Hastalığı Belirtileri

    Bu hastalık daha çok iyi süt çocuklarında görülmekle birlikte daha büyük yaşta çocuklarda da olabilir. En tipik belirtisi 5 günden daha uzun süren ve düşmeyen, 39’ları geçen yüksek ateştir. Aile ateşi düşmeyen çocuğunu bir veya daha fazla doktora götürmüş, genellikle ciddi antibiyotik tedavileri kullanmış, fakat her şeye rağmen ateş düşmemiştir.

    Bunun dışında vücutta döküntü, gözlerin konjonktiva dokusunda kızarıklık, konjonkltivit dediğimiz iltihaplanma ve boyundaki lenf bezlerinde büyüme özellikle tek taraflı olabilir. Ağız içinde enfeksiyonlar, dudaklarda çatlaklar ve aşırı bir kızarıklık yine bu hastalığı düşündüren bulgulardandır. İyileşme döneminde el-ayaklarda deri soyulmaları da olabilir. Bu bulgular nedeniyle hastalığın diğer bir adı da mukokutanöz lenf sendromudur.

    Kawasaki hastalığı tanısı:

    Herşeyden önce bu hastalığa tanı koyabilmek için şüphelenmek gerekir. En tipik bulgusu ateş düşürücü ve antibiotiğe rağmen 5 günden uzun süren ateştir. Laboratuar bulguları genellikle ağır bir enfeksiyonla karışabilir. Özgün bir bulgu olmamakla birlikte kanda pıhtılaşmayı sağlayan trombosit sayısındaki artış, bu hastalarda sıklıkla görülen bir bulgudur.

    Bu bulgular ışığında şüphelenildiği taktirde ekokardiyografi incelemesi yapılarak koroner arterlerde bir değişiklik olup olmadığı gözlenir. Koroner arterlerde değişiklik olması Kawasaki hastalığı tanısını büyük oranda kesinleştirir. Ancak hastaların %20-30 unda koroner arter bulgusu olmadığından, bu hastalar herhangi bir döküntülü viral hastalık gibi izlenebilir.

    Kawasaki hastalığı tedavisi:

    İntravenöz immunglobülin(İVİG) bu hastalığın tedavisindeki en önemli ilaçtır. Bu ilacı verdikten sonra hızla ateşin düşmesi hastalığın teşhisinin de kesinleşmesini sağlar. Normal şartlarda ateş düşürücü olarak 1-2 hastalık dışında çocuk hekimliğinde hiç kullanmadığınız aspirin bu hastalığın tedavisinde önemli ikinci ilaçtır. İlk başta ateş düşene kadar yüksek doz, daha sonra da kan sulandırıcı düşük dozlarda tedaviye haftalarca devam edilir.
    Kawasaki hastaları aşı olablir mi?
    IVIG tedavisi gören hastaların 3-6 ay kadar aşılanmamaları gerekmektedir.

    Kawasaki hastalığının takibi:

    Koroner arterlerinde genişleme olan çocuklar, özellikle de spor yapıyorlarsa uzun yıllar bir kardiyolog tarafından takip edilmelidir. Bazen genç yaşlarda bile efor testleri, anjio testleri gerekebilir. Kawasaki hastalığı tanısı gecikirse, kalbi besleyen koroner damarların yapısı bozulacağı için genç yaşta kalp krizi ve dolayısıyla genç yaşta ölüm gibi birçok risk ortaya çıkabilir.

  • Alerji, anne karnında önlenebilir mi?

    Alerji, anne karnında önlenebilir mi?

    Yüzyılın hastalığı olarak karşımıza çıkan, hamilelikte önlenebilen alerji ve astımın, sezeryan doğum yapan annelerin çocuklarında görülme sıklığın %20 daha fazla iken, normal doğumla bu hastalıkların önüne geçilebiliyor.

    Çeşitli alerjik reaksiyonlar ölümle sonuçlanabilmektedir. Alerji; bütün vücudu tutan bir hastalık olup, bebeklikten yetişkinliğe kadar geçen süreçte farklı belirtilerle kendini gösterir. Genetik faktörler de bu hastalıklarda önemli olup, bu hastalıkla mücadelenin anne karnında başladığını unutmamak gerekir. Annenin hamileyken doğal ve yeşil bir ortamda yaşaması, solunum yoluyla doğadaki zararsız mikroplara maruz kalması, bebekte alerji gelişimini azaltan bir etkendir. Hamileyken, çiftlik ortamında olduğu gibi hayvansal ve toprak kaynaklı zararsız mikroplarla temas eden bir annenin, bebeğinin de bağışıklık sistemi gelişir ve alerjiden uzaklaşmayı sağlayan birinci adımdır.

    Normal doğum ise, alerjiyle mücadelede ikinci ve önemli bir adımdır. Annenin doğum kanalındaki sağlıklı floranın mikroplarla temasıyla, bebek bağışıklık sistemini geliştirecek ilk doğal uyarıyı alır. Sezeryan doğumla dünyaya gelen bebekler ise tamamen steril bir ortamda doğdukları ve bu sırada hiçbir mikropla teması olmadığı için, bağışıklık sistemleri alerjiye yatkın hale gelmektedir.

    Mikrop bebeğinize güç verecek

    Bağışıklık sistemini bir terazinin iki kolu olarak değerlendirebiliriz. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.

    Özellikle ailesinde alerjik hastalık bulunan anne adaylarını uyarmak istiyorum; tıbbi bir zorunluluk olmadıkça, sezeryan doğumun tercih edilmemesi, hayvan ve toprak temasından kaçınılmaması çok önemlidir.

  • Anne – babalara tatil önerileri

    Anne – babalara tatil önerileri

    Sevgili anne-babalar

    Tatile çıkmadan önce çocukları sağlık kontrolünden geçirmeyi ihmal etmeyin. Çocuğunuzda alerji/astım, diyabet v.s gibi kronik hastalıkları varsa devamlı kullandığınız ilaç ve/veya aletleri ve acil durumlarda kullanılacak tedavileri mutlaka yanınıza alın.

    Güneş sadece zararlı olan bir şey değildir. Yüksek faktörlü ürünü çocuğumuza evde sürersek D vit’den faydalanamamış oluruz. Bunu önlemek için, evde düz-faktörsüz nemlendirici sürüp, 5-15 dak. güneşlendikten sonra faktörlü ürünü sürmeniz uygundur

    Güneşte sıvı kaybını önlemek için bol sıvı tüketilmeli, 10-16 saatleri arasında direk güneşte durulmaması ve şapka-tişört gibi güneşten koruyacak giysilerden yardım almanızı öneririm. Güneş çarpması olduğunda çocuğu ıslak kompreslerle soğutmak, ateş düşürücü vermek, bol sıvı içirmek ve gereğinde sağlık kuruluşuna başvurma gerekir.

    Tatil programı yaparken gittiğiniz otelde çocuğunuza uygun kıvam-şekil ve lezzette yemekler olduğundan emin olun, bebeğinizin besinlerini kendiniz hazırlıyorsanız ısıtma-saklama için hijyenik bir ortamın olduğundan emin olun.

  • Çocuğunuzda demir eksikliği olduğu nasıl anlaşılır?

    Çocuğunuzda demir eksikliği olduğu nasıl anlaşılır?

    Demir eksikliği ve demir eksikliği anemisi (kansızlığı)

    Kan hücreleri için çok önemli ve gerekli bir element olan demirin eksikliğine bağlı gelişen kansızlığa demir eksikliği anemisi denir. Demir eksikliği her yaş grubunda görülmekle birlikte özellikle 6-24 aylık bebeklerde ve ergenlik çağında aneminin en önemli nedenidir. Ülkemizde demir eksikliği anemisi okul öncesi dönemde her 3 çocuktan birinde görülmektedir. Genellikle annede çok ağır demir eksikliği olmadıkça bebekte yeterli demir deposu bulunmakta, bu nedenle hayatın ilk 6 ayında demir eksikliği görülmemektedir. Altıncı aydan sonra demir eksikliği anemisi; hızlı büyüme, alınan besinlerde demirin yetersiz bulunması ve aşırı miktarda inek sütü ile beslenme (günde 500 ml den fazla) nedeniyle görülmeye başlar.

    Demir neden önemli?

    Demir, yaşam için çok önemli bir elementtir. Oksijen taşınması, yaşam için önemli olan proteinlerin sentezlenmesi, hücre solunumu, pek çok enzimin yapı ve işlevinde görev alır. Eksikliğinde sadece anemi değil, sinir sistemi gibi diğer sistemlerin işlevlerinde de bozukluklar ortaya çıkar.

    Demir eksikliği neden ortaya çıkar?

    Besinlerle alınan demirin %10’u ancak bağırsaktan emilmektedir.

    -Besinlerle alınan demir miktarında azalma olması,

    -Demirin bazı hastalıklarda bağırsaktan emiliminin bozulması,

    -Vücuttan kan kayıplarının olması(adet gören kızlarda),

    -Vücutta bazı durumlarda(hızlı büyüme dönemi gibi) demir ihtiyacının artması nedeniyle demir eksikliği görülür.

    Demir eksikliği yada demir eksikiği anemisi nasıl anlaşılır?

    Çocuğunuzda demir eksikliği ya da anemisi olabileceğini gösteren belirtiler şunlardır:

    -Halsizlik, yorgunluk

    -Çabuk yorulma

    -Baş ağrısı, baş dönmesi

    -Çarpıntı

    -Deri renginde solukluk

    -Tad alma duyusunda azalma

    -Tırnaklarda kırılma ve çizgilenme

    -Ağız köşelerinde yara

    -Sinirlilik

    -İştahsızlık

    -Derslerde dikkati toplayamama

    -Okul başarısında düşme

    -Anlama ve algılama güçlüğü, zeka düzeyinde azalma

    -Sık enfeksiyon geçirme

    -Halk arasında uvunma denen, ağlarken morarıp kalma (katılma nöbeti)

    -Büyüme-gelişmelerinde duraklama

    -Azımsanmayacak derecede görülen; besin değeri olmayan toprak, kağıt, tuz, kireç gibi maddeleri yemek de demir eksikliğinin bir belirtisidir.

    Demir eksikliği anemisinin tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi olarak ağızdan alınacak damla veya şurup şeklinde demir içeren ilaçlar verilir. İlaçların tercihen çocuk aç iken verilmesi önerilir. Süt ve süt içeren gıdalarla birlikte verilmemelidir, verilmişse de en az yarım saat sonra ilaç verilmedir. C vitamini içeren içecek ve yiyecekler demir emilimini artırır. Beraber alınması faydalı olacaktır. Demir tedavisinin dozu ve süresi konusunda hekim önerisine uyulmalıdır, çünkü dozu ve süresi hastadan hastaya değişiklik göstermektedir.

    Çocuğum demir ilacını içmiyor, ne yapmalıyım?

    Demir içeren ilaçların tadı genelde pek hoş sayılmaz ve çoğu zaman çocuklar tarafından reddedilmektedir. Bu durumda ilacı portakal suyuna karıştırıp hem tadı nedeniyle içilmesini sağlar, hem de içerdiği C vitamini nedeniyle demir emilimini arttırmış oluruz.

    Demir tedavisi sırasında ne gibi yan etkiler görülür?

    Demir tedavisi sırasında dişlerde boyanma görülebilir. Bazen karın ağrısına neden olabilir, karın ağrısı varsa ilaç akşamları verilebilir. Bazı hastalarda midede yanma şikayetine neden olabilir. Böyle durumlarda ilaç tok karna alınarak bu problemle baş edilebilir. Zaman zaman ishal, kabızlık ve dışkı renginde siyahlaşma yada koyulaşma görülebilir.

    Çocuğumu demir eksikliğinden nasıl koruyabilirim?

    Çocuğunuz eğer zamanında doğmuşsa 4.ayda, erken doğmuşsa (prematür bebek ise) 1.aydan sonra çocuk hekiminiz tarafından koruyucu demir tedavisi başlanacaktır. Bunun yanında ek gıdaya geçildikten sonra demir yönünden zengin gıdalar verilmelidir. İnek sütüne 12.aydan sonra başlanması ve günde 500 ml’nin üstüne çıkılmaması da dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur.

    Demir yönünden zengin gıdalar nelerdir?

    Yumurta sarısı, kırmızı et, karaciğer, üzüm pekmezi, mercimek, nohut, fındık, fıstık, susam gibi gıdalarda bol miktarda demir elementi bulunmaktadır.

  • Çocuklarda yatak ıslatma (enürezis)

    Çocuklarda yatak ıslatma (enürezis)

    Enürezis noktürna nedir? Ne sıklıkta görülür?

    ‘Enürezis noktürna’ çocukların 5 yaş sonrasında istemsiz olarak gece yatağını ıslatması olarak tanımlanabilir. Genellikle erkeklerde daha sık görülen bu durum, 5 yaş civarında her 5 çocuktan birinde görülmektedir. Ebeveyni ve çocuğu ciddi anlamda rahatsız eden bir durumdur.

    Çocuklar neden yatak ıslatırlar?

    Altta yatan faktörlerden biri genetik faktörlerdir. Ailesinde, özellikle anne ya da babasında enürezis varsa çocukta da görülme ihtimalinde bir artış söz konusudur. Hatta her iki ebeveynde enürezis varsa çocukta görülme ihtimali %70’leri bulmaktadır.

    Altta yatan bir diğer neden bu çocuklardaki uyanma bozukluğudur. Enürezisi olan çocukların diğer çocuklara göre daha zor uyandırıldıkları bilinen bir gerçektir. Bu çocuklar genelde yatağı ıslattıktan sonra uyanırlar. Gece mesane doluluğu ve kasılmalarının algılanması, merkezi sinir sisteminin henüz olgunlaşmamasından dolayı yetersizdir.

    Bir diğer neden ise gece enüretik çocuklarda mesane kapasitesinin azalmasıdır. Bu çocukların çoğunda mesane kapasitesi gündüz yeterli olmasına rağmen gece düşüktür.

    Başka bir neden ise gece boyunca idrar yapımını azaltan ADH adlı hormonun normal çocuklara göre yetersiz olmasıdır ki bu da gece idrar miktarında artış olmasına neden olur.

    Çok nadir olarak geniz eti, üst solunum yolu tıkanıklıkları, parazitler, alerjiler, kabızlık ve idrar yolu enfeksiyonlarında da enürezis görülmektedir.

    Enürezis psikolojik bir problem midir?

    Sanılanın aksine bu yaygın görüş yanlıştır. Olayın psikolojik kaynaklı olmasından çok psikolojik sorunların enüreziste bir sonuç olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

    Enürezis hangi sorunlara yol açar?

    Özellikle içine kapanma, özgüven kaybı, okul başarısında azalma, suçluluk duygusu gibi psikososyal sorunlara sıklıkla yol açmaktadır.

    Tuvalet eğitimine erken başlamak enürezise yol açar mı?

    Tuvalet eğitiminin erken verilmesi veya yanlış ve baskıcı tuvalet eğitiminin enürezis üzerinde olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir.

    Enürezisli çocuklarda hangi tetkikler yapılır?

    Enürezisli çocuklarda genellikle tam idrar tetkiki, idrar kültürü ve bazen üriner sistem ultrasonu ilk aşamada istenen tetkiklerdir.

    Enürezisin tedavisi mümkün müdür?

    Enüreziste çocuğun ve ebeveynin tedavi uyumu ile çok başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Çocukta sadece gece uykuda yatak ıslatma problemi varsa ve eşlik eden başka sorun yoksa tedaviye geçilir. Tedavi seçenekleri arasında davranış tedavisi, alarm tedavisi, ilaç tedavisi bulunmaktadır.

    Davranış tedavisinde çocuk ile doğru ve ılımlı bir iletişim kurmak gerekir. Bu durumun tedavi ile düzelebileceği ve çocuğun kendini suçlu hissetmemesi gerektiği çocuğa anlatılır, kesinlikle enüretik çocuklarda ceza ya da baskı uygulanmamalıdır. Daha sonra çocuğun ıslak ve kuru geceleri takvimde işaretlenip kuru geceler için ödüllendirme yapılır. Bu tedavi çocuğu motive edecektir. Bununla beraber gece yatmadan 2 saat öncesinde aşırı sıvı alımı, akşam yemekten sonra çay, gazlı, kafeinli içecekler kısıtlanır ve gece en az bir kez tuvalet için uyandırılır. Ayrıca gün içinde yeterli sıvı tüketimi sağlanır, 2-3 saatte bir tuvalete gitmesi hatırlatılır, idrarını ertelemesi önlenir. Bununla beraber kabızlık gibi problemler de bu duruma neden olabileceği için erken dönemde tedavi edilmelidir.Bez bağlanması kesinlikle önerilmemektedir. Yatak ıslatma sonrası çarşaf ve giysilerin değişiminde çocuğun aktif rol alması da tedavinin bir parçasıdır.

    Alarm tedavisi; uyanmada ve uyandırılmada ciddi sorunları olan çocuklarda uygulanır. Bu tedavide yatak ıslatılırken çalarak çocuğu uyandıran bir zil sistemi kullanılır.

    İlaç tedavisi de bazı çocuklarda gerekmektedir. Özellikle çocuk, evi dışında başka bir yerde yatacağı gecelerde oldukça faydalıdır.

    Unutulmaması gereken bir diğer husus çocuklarda santral sinir siteminin olgunlaşması ile yatak ıslatma problemi azalmaktadır. Tedavi sırasında sabırlı olunması gerektiği unutulmamalıdır.

    Uyarıcı bulgular

    Çocuklarda idrarla birlikte dışkı kaçırma, ani işeme hissi ile beraber olan idrar kaçırma, gündüz sürekli iç çamaşırın ıslak olması (gün boyu idrar kaçırma), gündüz idrar kaçırdığını hissetmeme, idrara çıkma sayısı 3’ten az 8’den fazla olması, idrarı başlatmada zorluk, ıkınarak işeme, daha önce yokken ortaya çıkan enürezis durumlarında geciktirmeden bir çocuk hekimine başvurmak gerekir, böyle durumlarda ileri tetkik yapmak ve probleme yönelik tedavi uygulanması gerekir.

    Sonuç olarak hasta ve ebeveynin dahil olduğu davranış tedavisi ile enürezisli olguların önemli bir kısmı düzelmektedir. Tedavi sırasında olabildiğince sabırlı olunması gerektiği, baskı ve cezadan kaçınma ve mümkün olduğunca çocuğu tedaviye dahil etmenin motivasyonu arttıracağı da unutulmamalıdır.

  • Çocuklarda astım hakkında merak ettikleriniz sorular ve cevaplar

    Okul çağındaki çocukların %6-10’unda görülen astım hastalığı, giderek daha yaygın bir hale gelmektedir. Astım, doğru tanı ve tedavi yöntemleri ile birlikte kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Çocukların yüzmeye yönlendirilmesi ve tedavilerinde bitkisel karışımların kullanılmaması astımlı çocukların yaşam kalitesine olumlu yönde etki ediyor.

    Okul öncesi dönemde şikayetler artar

    Çocukların neredeyse % 50-60‘ında okul öncesi dönemde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi astım benzeri şikayetleri mevcuttur. Ancak bu çocukların önemli bir kısmında büyümekle bu şikayetler kaybolmaktadır. Özellikle anne ya da babasında astım olmayan, alerjisi olmayan, hasta olmadığı zamanlarda şikayetleri olmayan çocukların önemli bir kısmı büyüdüğünde astım olmamaktadır.

    Yüzmek en iyi ilaç

    Yüzme, astımlı hastalarda akciğer kapasitesinin artmasını ve nefes alma tekniklerinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Yapılan araştırmalarda; ilaçlarını düzenli kullanan ve düzenli yüzme derslerine devam eden astımlı çocukların semptomlarında, hastaneye yatış ihtiyaçlarında, acil servis ziyaretlerinde azalma olduğu görülmüştür. Düzenli olarak yüzen astımlı çocukların okula gidemediği gün sayısının da azaldığı saptanmıştır.

    Gereksiz yere ilaç kullanmayın

    Ailelere verebileceğimiz en önemli öğüt; ateş ya da ağrı çocuğun genel durumunu belirgin olarak etkiliyor ve gerçekten bir ihtiyaç var ise kullanılmasıdır. Eğer çocuğun gerçekten ilaca ihtiyacı yok ise; en basit, en zararsız diye düşündüğünüz ilaçlar bile vermekten kaçının.

    Parasetamol astıma yol açar mı?

    Bazı çalışmalar, annenin hamilelik sırasında parasetamol kullanmasının ya da erken çocukluk çağında parasetamol içeren ilaçların yaygın kullanımının çocuklarda astım gelişimi ile ilişkili olabileceğini ileri sürmüştür. Ama parasetamol kullanımı ile astım arasındaki ilişki sadece basit bir birliktelik mi yoksa parasetamol gerçekten astıma yol açıyor mu bunu kesin olarak söylemek şu an için mümkün değildir.

    Doğadan mucizevi etki beklemeyin

    Astım tedavisi için kullanılan bitkisel karışımlar, farklı hastalıkları tetikleyerek hayati tehlike yaratabilir. Örneğin; birçok bitkisel ilaçta bulunan ve Ülkemizde gümüş kayısı, fil kulağı, kız saçı, gibi isimler ile bilinen “Gingko biloba” özellikle kan sulandırıcı başka tedaviler alan insanlarda kanamalara yol açabilir. Meyan kökü kan basıncını arttırabilir; yine birçok bitkisel ilaçta yer alan ve nefes borularını genişleten efedra (deniz üzümü) kullanımının bazı beklenmedik ölümlere sebep olduğunu ileri süren yayınlar mevcuttur.

    Astımla baş etmek için…

    İç ortam alerjeni ev tozlarından kurtulmak için evinizin iyi temizlenmesi, sık aralıklar ile süpürülmesi, sonrasında ise iyi havalandırılması önemlidir.

    Antialerjik yatak, yastık ve kılıflar kullanılabilir

    Ev tozu düzeyini sıfıra indirmek için en etkin yöntem yıkanabilen her türlü yatak materyalini sıcak su (>55 C) ile yıkamaktır

    Kullandığınız temizlik malzemelerine dikkat edin. Bası kimyasal irritanları da çocuklarda astım semptomlarını arttırabilmektedir

    İlk 6 ay anne sadece anne sütü verilmesi, katı gıdalara 6 aydan sonra başlanması gerekir

    Ailede alerjik hastalık hikayesi olan çocuklarda inek sütü -yumurta beyazı ve soya gibi gıdaların 1 yaşından önce başlanmamalıdır

    Deniz ürünleri ve fıstık gibi gıdalardan da 1 yaşından önce kaçınılmalıdır

    Bebeğin sigara dumanına maruz kalmaması gerekir. Sigaraya maruz kalma tek başına astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür.

  • Çocuklarda inek sütü alerjisi

    İnek sütü alerjisini en kısa şekilde şu şekilde tanımlayabiliriz;
    Çocuğun ya da bebeğin inek sütü veya inek sütü çeren bir gıda alımından sonra bir veya birden fazla süt proteinine karşı immünolojik reaksiyon sonucu çocukta dudak etrafında kızarıklık, yüzde kızarıklık, vücutta kızarıklık ve kaşıntı gibi ciltte belirtilerin görülmesi, kakada kan görülmesi, egzama gibi alerjik belirtilerin ortaya çıkmasına inek sütü proteini alerjisi denir.

    İnek Sütü Alerjisinin Türleri
    Üç tiptir. Tip 1, tip 2 ve tip 1 ile tip 2’nin birlikte olduğu mikst tip olmak üzere 3 türdür. Tip 1 ciddi alerjik reaksiyonlara neden olabilir ve genellikle ilk 2 saatte belirtiler görülebilir. Tip 2 ve mikst tip ise 2 saatten daha sonra belirtiler görülür ve düzelme şansı genellikle daha yüksektir.

    İnek Sütü Alerjisi Görülme Sıklığı
    Çocuklarda inek sütüne alerji sıklıkla 1 yaşından önce başlar ve ekseriyetle 3 yaşında son bulur. İnek sütü proteinine reaksiyon sıklığı %5-15 arasında görülmektedir. Bu reaksiyonların çoğu alerji değildir. Çocuklarda inek sütü proteinine alerji ise %2-6 arasında görülmektedir.

    Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir.
    İlk 6 ay sadece anne sütü alanlarda inek sütü alerjisi bin çocuktan beşinde görülmektedir. Yani anne sütü ile bebeğin beslenmesi inek sütü alerjsi gelişmesine karşı koruyucudur.

    İnek Sütü Alerjisinin Önemi
    İnek sütüne proteinine alerji gelişen bebeklerin inek sütü içeren bir gıda alması ile ciddi alerjik reaksiyonlar görülebilmektedir. Ciddi alerjisi olan çocuklarda alerjik şok dediğimiz hayatı tehtit eden bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca iyi bir diyet düzenlenmediği takdirde büyümede durma ve yetersizlikle sonuçlanabilmektedir. Bu nedenle inek sütü proteini alerjisi önemsenmelidir.

    İnek sütü alerjisi belirtileri
    İnek sütü alımından hemen sonra veya ilk 2 saatte ciltte kızarıklık, kaşıntı, akciğerde hırıltı, öksürük, anjioödem ve alerjik şok belirtileri görülebilir. İnek sütü almından 2 saatten daha sonra veya birkaç gün içinde görülebilen belirtiler ise kakada kan görülmesi, kabızlık, reflü, egzama (atopik dermatit), 3 saatten daha uzun süren gaz ağrısı, akciğerde pulmoner hemosiderozis dediğimiz akciğerde kanamalar, barsak ve midede alerjik reaksiyonlar şeklinde belirti gösterebilir.

    Aşağıdaki videoda Uzm. Dr. Anıl Yeşildal, çalışan annelerin bebeklerine nasıl süt verebileceğini anlatıyor.

    Sonuçta şu durumlarda inek sütü proteini alerjisinden şüphelenmek gerekir:

    -İnek sütü veya mama alımından sonra;
    -Dudak etrafında kızarıklık, vücutta kızarıklıklar, dilde ve dudakta şişme
    -Sık öksürük ve hırıltı
    -Nefes sıkışması ve kendinden geçme gibi alerjik şok belirtileri
    -Egzama
    -Kakada kan görülmesi
    -Tedaviye cevap vermeyen kabızlık
    -Nedeni bilinmeyen sık sık kusma
    -Gaz ağrısı günde 3 saatten daha uzun sürüyor ve 3 haftadan daha uzun görülüyorsa akla inek sütü alerjisi gelmeli ve çocuk alerji uzmanı ile temasa geçilmelidir.

    İnek Sütü Alerjisi Nedeni
    İnek sütündeki proteinlere karşı vücudun alerjik reaksiyon vermesiyle olur. İnek sütü içinde kazein ve Whey proteinlerine karşı alerjik reaksiyon gelişir. Alerjik hastalıklarda genetik çok önemlidir. Anne ve babasında alerjik hastalık olan çocuklarda inek sütü alerjisi riski de yüksektir. Ailede astım, alerjik nezle, egzama, besin alerjisi gibi alerjik hastalık olan bebeklerde inek sütü alerjisi gelişme riski daha yüksektir.

    İnek sütü alerjisi teşhisi
    İnek sütü alerjisi belirtileri olan bebek ve çocuklar çocuk alerji uzmanlarınca incelenir. İnek sütü alerjisi düşünülüyorsa ciltten alerji testi yapılır. Gerekirse kandan da inek sütü alerjisine ve diğer sık alerjiye neden olan gıdalara bakılır. Bu testler sonucunda çıkan alerjinin derecesine göre hareket edilir. Bu nedenle alerji testinin çocuk alerji uzmanı veya gözetiminde, doğru teknikle ve metotla yapılması çok önemlidir. Alerji derecesine göre yükleme testi yapılıp yapılmayacağı kararı verilir. Deneyimsiz kişilerce test yapılması çok ciddi istenmeyen sonuçlara neden olabilir. Sadece test sonuçlarına göre diyet verilmesi ise son derece sakıncalıdır. Gereksiz diyete ve bunun sonucunda da çocuğun büyümesinde ve gelişmesinde bozulmaya neden olabilir. Sonuç olarak teşhis ayrıntılı öykü, alerji testleri, eliminasyon diyeti ve gerekli durumlarda yükleme testi ile konur. Kesin teşhis konulmasında deneyim ve uzmanlaşma çok önemlidir. Sadece kan testleri ile inek sütü alerjisi teşhisi konulmaz.

    İnek sütü alerjisi tedavisi
    İnek sütü alerjisi tedavisinde diyet, ilaç tedavisi ve oral dezentizasyon olarak 3 şekilde tedavi vardır.

    İnek sütü alerjisinde diyet
    Diyet tedavinin en önemli parçasıdır. Öncelikle inek sütü proteini içeren gıdalar tüketilmemelidir. İnek sütüne çapraz reaksiyon gösteren gıdaların da verilmemesi önemlidir.

    İnek sütü alerjisinde Oral immünoterapi (Aşı tedavisi),hastaları desensitize (besine alıştırma) etmek ve kalıcı tolerans (inek sütü alerjisinin düzelmesi) geliştirmek amacı ile küçük dozlardan başlayarak düzenli olarak artan dozlarda inek sütü alerjenlerinin alerjenlerinin ağızdan verilmesidir.
    Henüz standart bir protokolü olmadığı için deneme aşamasındadır. Başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Ancak tedavi sırasında uyum sorunu olanlarda ciddi reaksiyonlar görülebilmektedir.
    Bu tedavi 3 yaşından sonra uygulanabilmekle birlikte genellikle 5 yaşından sonra tavsiye edilmektedir. Çünkü inek sütü alerjisinin 5 yaşına kadar kendi kendine düzelme şansı yüksektir.

    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi
    İnek sütü alerjisinde ilaç tedavisi yoktur. İnek sütü alerjisine bağlı kaşıntı olan çocuklarda kaşıntıya yönelik ilaçlar ve cildi düzeltici kremler ve nemlendiriciler kullanılabilir. Nefes sıkışması ve hırıltı olanlarda nefes açıcı ilaçlar kullanılabilir. Ciddi alerjik reaksiyonlarda (alerjik şokta) epinefrin (adrenalin) oto-enjektör uygulanabilir.

    İnek Sütü Alerjisi Hakkında En Çok Sorulan Sorular

    1- Ciltten alerji testi kaç yaşında yapılabilir?
    Ciltten test 2 aylıktan itibaren yapılabilir. Çocuğun canını çok acıtmadığı için sorun oluşturmaz. Ancak bu testin çocuk alerji uzmanınca veya denetiminde yapılması önemlidir.

    2- Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?
    Ciltten yapılan alerji testleri daha doğru sonuç vermesi ve bir çok gıdaya aynı anda bakılabilmesi ve 15-20 dakikada sonuç vermesinden dolayı daha değerlidir. Kandan yapılan testler şüpheli vakalarda cilt testiyle birlikte yapılabilir. Tek başına kandan yapılan test tekniğe ve cihazın kalitesine bağlı değişebilmesinden dolayı genellikle tevsiye edilmez. Ancak alerji testi yöntemi konusunda bilgi sahibi olan çocuk alerji uzmanlarınca tercih edilebilir.

    3- Anne sütü ile beslenen bebekler nasıl beslenmelidir?
    İnek sütü proteini anne sütüne geçer. Bu nedenle annenin de inek sütü proteini içeren ve çapraz reaksiyon yapan gıdalardan diyet yapması gerekir. Ancak anne diyeti bozduğunda çocukta sorun olmuyorsa annenin diyet yapmasına gerek olmayabilir.

    4- İnek sütü alerjisi olan bebekler nasıl beslenmelidir?
    İnek sütü alerjisi olan bebeklerin ek mama ihtiyacı olursa inek sütü proteini içermeyen mamalarla beslenmesi gerekir. Ancak bu mamalar verilmeden önce mutlaka kesin teşhis konulması çok önemlidir. Normal mamalar da inek sütü proteini içerdiği için verilmemelidir. İnek sütü protein içeren bir gıdayı diline bile sürmesi ciddi sonuçlara neden olabilir. Onun için çok dikkatli olunmalıdır.

    5- İnek sütü yerine keçi sütü verebilir miyim?
    İnek sütü alerjisi olan çocuklar diğer hayvan sütlerine de genellikle alerjiktir. İnek sütüne alerji olan çocukların %80’ninde keçi sütü alerjisi de vardır.

    İnek sütü alerjisi teşhisi konumuş bir çocuğa keçi sütü veriliyor ve bir sorun olmuyorsa büyük bir ihtimalle inek sütü alerjisi teşhisinde sorun vardır.

    Keçi sütü besin değeri düşük olduğu için uzun süre boşu boşuna keçi sütü vermiş olabilirsiniz. Bu da çocuğun beslenmesini kötü yönde etkliyebilir. Bu nedenle inek sütü alerjisinde keçi sütü verilmişse bu teşhisin teyit edilmesi için çocuk alerji uzmanına gidilmesi gerekir. Gerçek inek sütü alerjisinde kesinlikle keçi sütü tercih edilmez.

    6- Epinefrin (Adrenalin) oto-enjektör nasıl kullanılır?
    İnek sütü alerjsi olan çocukların aileleri yanlarında epinefrin oto-enjektör bulundurmalıdır.
    Yanlışlıkla inek sütü alerjisi olan bir çocuk inek sütü almış ve ciddi alerjik reaksiyon gelişmişse (Vücutta kızarıklık, kaşıntı, nefes sıkışması gibi) adrenalin yapılması çok önemlidir.
    Çocuğun bacağının sağ tarafından ve dizden 4-5 parmak yukarıdan uygulanmalıdır. Bu oto-enjektörlerin özelliği enjektörün arka kapağı çıkarıldıktan sonra bacağın sağ yanında 90 derece açıyla basınç uygulanır 10 saniye tutulursa enjektör kendi kendine enjekte etmektedir.
    Bu ilaç Türkiye’de olmadığından yurtdışından getirtilmelidir. Bunun için Eczacılar odası ile temasa geçilebilir.

    7- İnek sütü alerjisi düzelir mi?
    İnek sütü alerjisinin düzelmesi birlikte astım ve alerjik nezlenin olup olmamasına, teşhis konulan yaşa, başka gıdalara alerji olup olmamasına ve alerjinin şiddetine gore değişebilmektedir. Genellikle hafifi inek sütü alerjileri 1 yaşına kadar düzelir. 1 yaşına kadar düzelme %45-55, 2 yaşına kadar %60-70, 3 yaşına kadar %80-90 ve 5 yaşına kadar %90 düzelme görülür. Bu oranlar çeşitli çalışmalarda farklılık gösterebilmektedir.

    8- İnek sütü alerjisine hangi doktor bakmalıdır?
    İnek sütü alerjisi teşhis, tedavi ve izleminde özel eğitim alan uzmanlar Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarından Çocuk Alerji üst ihtisası yapıp çocuk alerji uzmanı olan uzmanlardır.

  • Polen alerjisi

    Polen alerjisi nedir?
    Bahar ayları olan mart, nisan ve mayısta polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte burun kaşınması, hapşırma, nezle, burun tıkanması, gözlerde sulanma, kaşınma gibi alerjik nezle, göz alerjisi belirtilerinin görülmesine polen alerjisi veya bahar.alerjisi denir.
    Polen alerjisine bahar alerjisi olarak da bilinmektedir. Çünkü polen alerjisi bahar aylarında kendini göstermesi nedeniyledir.

    Polen alerjisinin belirtileri nelerdir?
    Polen alerjisi alerjik nezle, göz alerjisi ve astıma belirtilerine neden olur.
    Polen alerjisi bahar aylarında sık nezle, burun tıkanması, peşpeşe hapşırma, burunda kaşınma, damakta kaşıntı, kulakta kaşıntı, sık burun kanaması gibi alerjik nezle belirtileri, gözlerde sulanma, kaşınma gibi göz alerjisi belirtileri, sık öksürük, nefes sıkışması gibi astım belirtileri polen alerjisinin en önemli belirtileridir.
    Bu belirtiler özellikle bahar aylarında oluyorsa polen alerjisi mutlaka akla gelmelidir.

    Polen alerjisi yorgunluk yapar ve okul başarısını etkiler. Polen alerjisi olan çocukların genellikle burunları tıkalı olduğu için uyku kaliteleri de bozulur. İyi bir uyku alamayan çocuklar ise gün boyu kendilerini yorgun ve halsiz hisseder. Bu da okul başarısını ciddi bir şekilde etkilemektedir.

    Polen alerjisi belirtileri ne zaman başlar?
    Polen alerjisi belirtileri Mart ayında başlar. Mar ayında ilk ortaya çıkan polenler ağaç polenleridir. Nisan Mayıs ayında ise ot polenleri kendini gösterir. Temmuz ayından ekim ayına kadar ise yabani ot polenleri kendini gösterir. Hangi polenin alerji yaptığının öğrenilmesi ne zaman önlem alınacağının öğrenilmesi açısından çok önemlidir.

    Çiçeksiz bitkiler mi yoksa çiçek açan bitkiler mi daha çok polen yayar?
    Bitkiler üremek için polen yayar. Çiçekli bitkilerin polenleri böcekler tarafından taşındığı için havada daha az bulunur. Bu sebepten polen alerjisine daha az neden olmaktadır. Çiçeksiz bitkilerin polenleşmesi ise rüzgarla olmaktadır. Bu sebepten polen mevsiminde havada çok fazla miktarda polen bulunmaktadır.

    Polen alerjisi teşhisi nasıl konulur?
    Polen alerjisi belirtileri gösteren 18 yaşına kadar olan çocuklar “çocuk alerji uzmanları” tarafından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Teşhis koymak için bazı testler yapılmaktadır. Bu testlerden en önemlisi ciltten yapılan alerji testleridir.

    Alerji testleri bize teşhis koydurmada çok fazla katkı sağlamaktadır. Alerji testine gore teşhis konulur ve alerji testine gore tedavi planlanmalıdır. Alerji testine gore immunoterapi dediğimiz aşı tedavisi gerekirse yapılabilir.

    Çocuklar yetişkinlerin minyatürü değildir. Bu sebepten çocuklarda yapılacak test ve teknik de değişmektedir. Doğru teknikle, doğru alerjenlerle yapılacak test çok önemlidir. Ayrıca çapraz reaksiyonları da değerlendirebilecek düzeyde eğitim almış olmak gerekmektedir. Tek başına alerji testleri teşhis koydurmamaktadır. Alerji uzmanları tarafında çocuktaki belirtiler ile alerji test sonuçları arasında değerlendirme yapılarak kesin teşhis konulmalıdır.

    Alerji testlerini kandan yaptırılabilir mi?
    Kandan alerji testleri çok doğru sonuç vermeyebilir. Ayrıca kandan yapılan testler çok pahalıdır. Bu sebepten en doğru sonucu ciltten yapılan alerji testleri verdiği için kan yerine ciltten yapılan alerji testleri tercih edlmektedir. Sadece ciltte problemi olan veya cilt testlerini etkileyen ilaç kullanan çocuklarda bu testi kandan yapmaya tercih etmekteyiz.

    Alerji testleri kaç yaşında yapılır?
    Alerji testleri yenidoğan döneminden itibaren yapılabilmekle birlikte polen alerjisi için alerji testi genellikle 1-2 yaşından sonra tercih edilmektedir. Bunun sebebi alerji gelişebilmesi için en az iki polen mevsimi ile karşı karşıya kalmak gerektiği içindir.

    Polen alerjisi teşhisi neden önemlidir?
    Bahar alerjisi sık sinüzit, geniz eti büyümesi, sık kulak iltihabı gibi sonuçlara neden olabilir. Okul performansını çok etkiler. Polen alerjisi nedneiyle burunları tıkalı olan çocuklar geceleri rahat uyuyamaz ve sabahları yorgun kalakr. Bunun sonucu ders başarıları da etkilenir. Alerjik nezleli her beş çocuktan birisi ilerde astıma ilerleyebilir. Bu sebepten teşhis önemlidir.

    Polen alerjisinin tedavisi?
    Doğru teşhis konulduktan sonra bazı ilaçlarla tedavi edilebilir. Tedavi başarısı %100’e yakındır.
    Polen alerjisi tedavisinde korunma, ilaç tedavisi ve aşı tedavisi uygulanmaktadır.

    Bahar ayalarında polenlerden korunmak için ne gibi önlemler alınmalıdır?
    Alerjik nezle, astım gibi polenlerin neden olduğu bir alerjik hastalığı olan çocuklar bazı önlemler almalıdır;
    -Evden çıkarken mutlaka güneş gözlüğü takılarak polenlere temas önlenmelidir.
    -Ağız yerine burundan nefes alıp verilerek burnun filtre görevi yerine getirilmelidir.
    -Polenlerin yoğun olduğu günlerde dışarıda fazla dolaşılmamalıdır.
    -Dışarıda kalındığı sürece her fırsatta yüzler ve burunlar suyla yıkanarak polenlerden temizlenilmelidir.
    -Dışarıda vakit geçirilmişse eve gelince kıyafetler değiştirilip duş alınmalıdır.
    -Polenler kıyafetlerimize de yapışmaktadır.

    Polen alerjisi tedavisinde aşı tedavisi etkili midir?
    Aşı tedavisi dediğimiz immunoterapi tedavisinin başarısı çok yüksektir. Bu tedavi ile ilaç kullanım ihtiyacı azalacak, astım hastalığına ilerlemesi engellenecektir. Aşı tedavisinde cilt altına enjeksiyon ve dil altı damla şeklinde metotlar vardır. Her iki yöntem de hastalığın ciddiyeti, alerjen tipine göre seçilirse başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Aşılar her çocuğa özel hazırlanır. Standart bir aşı olup eczaneden gidip alınacak bir ialç değildir. Çocuğa özel hazırlanıp yurtdışından getiirtilmektedir. Ancak çocuklarda aşı tedavisinin hangi alerjenden oluşması gerektiği ve hangi dozlarda uygulanması gerektiği sadece ve sadece çocuk alerjisi uzmanlarınca yapılmalıdır.Aksi takdirde tedavinin başarısız olmasına ve hatta çok ciddi yan tesirlerle karşı karşıya kalınabilir.

    Polen alerjisinde aşı tedavisi kimlere yapılır?
    Polen alerjisi nedeniyle astım ve alerjik nezle gelişen çocuklara yapılması tavsiye edilir. Öncelikle bahar ayında sık hapşıran, sık gözleri kaşınan, burnu tıkanan, öksürük, nefes sıkışması gibi astım ve alerjik nezle belirtileri olan çocuklara ciltten alerji testi yapılır ve test sonucuna göre ve çocuğun çıkan alerjiden etkilenip etkilenmediğine göre karar verilir. Cilt testinde polen alerjisi saptanmış ve bahar ayında da şikayetler artıyorsa aşı yapılması gündeme gelebilir. Çocuklara aşı tedavisi gerekliliği ve nasıl yapılacağı konusunda tek yetkili uzmanlar çocuk alerji uzmanlarıdır.

    Aşı tedavisine kaç yaşında başlanabilir?
    Dilaltı aşılar 3 yaşından sonra başlanırken cilt altı enjeksiyon şeklindeki aşılar 5 yaşından sonra başlanabilir.

    Aşı tedavisi kaç türdür?
    Aşı tedavisi üç türdür. Dilaltı damla, tablet ve cilt altına enjeksiyon formları vardır. Cilt altı aşılar da iki türdür. Yıl boyu yapılan ve mevsim öncesi olmak üzere iki türdür. Hangi aşının hangi çocuğa yapılacağını sadece çocuk alerji uzmanları karar vermektedir.

    En sık yapılan yanlışlar nelerdir?

    Tek başına alerji testleri tanı koydurmadığı gibi eğitim almamış hekimlerce yapılan testlerle teşhisi konulmaya çalışılması çok yanlıştır. Alerji testleri doğru teknikle yapılmalı, alerji uzmanlarınca yorumlanmalı ve doğru teşhisi konulmalıdır.

    Alerji aşılarını bu konuda eğitim almamış olan alerji uzmanları dışındaki uzmanlarca yapılması da çok yanlıştır. Çünkü bu tedavi kısa süreli olmayıp en az 3 yıl süreyle devam edeceği için eğitim almış alerji uzmanlarınca yapılması ve takibi çok önemlidir.

    Önemli notlar

    Bahar ayında astım, alerjik nezle ve göz alerjisi belirtileri oluyorsa incelenmelidir.

    Alerji testleri doğumdan 18 yaşına kadar olan çocuklarda çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır.

    Polen mevsiminde polenlerin yoğun olduğu saatlerde dışarıda olmamaya gayret gösterilmeli, ağız yerine burundan nefes alıp verilmelidir.

    Polen mevsiminde polen alerjisi olanlar veya ailesinde alerjik hastalığı yoğun olanlar otomobillerinin polen filtresin değiştirmeli, hepa filtreli klimalar kullanılması uygundur.

    Gözlerin polenlerden korunması için bahar aylarında güneş gözlüğü veya normal gözlük kullanılmalıdır. Akşamları eve gelince mutlaka kıyafetler değiştirilmeli ve duş alınmalıdır. Evden işe gidilince yüz yıkanıp ağız ve burun su le gargara edilerek polenler uzaklaştırılmalıdır.

    Bol su ve meyva suyu içmek çocukların daha zinde olmasını sağlayacaktır.