Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Astımı olan çocuklarda okul öncesi yapılması gerekenler nelerdir?

    Okullar açılmadan önce, astımı olan çocuklarda kışa hazırlık yapmak lazım…

    Çocukluk çağı astımı erişkinlerden oldukça farklı, özellikle hayatın ilk yıllarında üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben öksürük, hırıltı , nefes darlığı gibi şikayetleri olan çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu hastalığı üzerinden atıyor.

    Bu dönemde çocukların şikayetleri önemli mevsimsel farklılıklar gösteriyor. Bir çok çocuk yazın çok iyi ve bu neden ile biz hastaların ilaçlarına bu dönemde ara veriyoruz…

    Ama yaz bitince, sonbahar gelince, okullar açılınca , o güzel küçük burunlar akmaya başlayınca… birçok çocukta ataklar tekrar başlıyor.

    Eylül salgınları diyoruz buna…

    Kapalı ortamlarda tekrar bir araya gelen çocuklar enfeksiyonları da kolaylıkla birbirine geçiriyor. Bu neden ile yaz boyunca hiç ilaç kullanmayan ya da sadece lüzum halinde öksürük, hırıltı vs olduğunda kısa süreli rahatlatıcı inhaler tedavileri kullanan hastaların kışa hasta bir şekilde girmemeleri için bazı önlemler almamız gerekiyor.

    Çocuğunuzun bir önceki kışı nasıl geçirdiği de çok önemli ...

    Bir önceki kış sık hastalıklar, acil vizitler, ya da hastane yatışları olan çocukların eylülde hiç bir şikayetleri olmasa da bir koruyucu tedavi başlanması kışa ağır bir hastalık ile başlaması ihtimalini azaltır.

    Bu neden ile Eylülde ayındaki kontrollerinde ‘Yaz nasıl geçti?’ diye sorarız…

    Yaz boyunca rahatlatıcı ilaç ihtiyacı oldu mu? Oldu ise ne kadar sıklıkla bu ilaçları kullanması gerekti? Muayene bulguları ve tabii ki eğer çocuğun yaşı uygun ve yapabiliyor ise solunum fonksiyon testi ölçümleri bizim için çok değerli bazı bilgiler verir ve tüm bunların sonuçlarına göre vereceğimiz tedaviyi planlarız.

    Tabii bir de grip aşısı meselesi var…

    Çok sayıda mikrop var bizi hasta eden ama bunlardan bazıları çok önemli influenza gibi mesela bu neden ile her yıl tam da bu zamanlarda grip aşısı konuşulmaya başlanır…İnfluenza önemli çünkü tüm dünyada her yıl 3 ile 5 milyon kişinin influenza ile ağır hastalığa yakalandığı ve 250.000-500.000 kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

    Grip aşısı kimlere yapılmalıdır? Herkes aşı olmalı mıdır?

    Özellikle risk grubunda olanlar için aşılama önemlidir

    Astım, diyabet, kalp hastalığı , böbrek hastalığı, nörolojik ya da nöromuskuler hastalıkları olan çocuklar ve bu çocuklar ile aynı evde yaşayan diğer kişiler risk grubunda olmasa bile mutlaka aşılanmalıdır. Örneğin evde astımlı bir çocuk var ise evdeki herkesin aşılanması önerilmektedir.

    Bağışıklık sistemleri baskılanmış kişiler: Kanser hastaları, organ ve kemik iliği nakli yapılanlar ve bu kişiler ile aynı evde yaşayanlar

    Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuk ve adolesanlar (koma, karaciğer hasarı ve ölüme neden olan Reye Sendromu gelişebilme riski nedeni ile)

    Hasta bakımı ile ilgilenen sağlık çalışanları

    Bu gruplar dışında özellikle 6 ay – 5 yaş arası çocukların , hamilelerin ( Hamileliğin ilk 3 ayından sonra ya da bebeğini emziren bir annenin grip aşısı olmasında bir sakınca YOKTUR!) ya da 6 aydan küçük çocukların bulunduğu evlerde yaşayanların bu çocukların bakımları ile ilgilenenlerin de grip aşısı yaptırması önerilmektedir.

    Bu risk gruplarından birinde değilseniz bile grip aşısının yapılması bu yıl içinde grip olma riskinizi azaltır!

    Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?

    Grip enfeksiyonu her mevsimde ortaya çıkabilir, bununla birlikte grip enfeksiyonlarının çoğu ekim- mayıs ayları arasında oluşur. Son yıllarda grip enfeksiyonlarının önemli bir kısmı Ocak ve şubat aylarında ortaya çıkmıştır.

    Aşının koruyuculu etkisi 2 -3 hafta sonra ortaya çıkar bu neden ile tavsiye edilen yıllık grip aşısının aşı kullanıma sunulur sunulmaz grip salgını başlamadan önce eylül – ekim aylarında yapılması ve hastaların aşılanmalarının Aralık ayından önce bitirilmesidir.

    Ancak kişi gribe yakalanmamış ise aşılama grip sezonunun sonuna kadar uygulanabilir.

    Yaş gruplarına göre aşının dozu nedir?
    Daha önce AŞILANMAMIŞ;3 yaşın altındaki çocuklarda aşı yarım doz (0.25 ml) yapılır ve 4 hafta sonra ikinci doz yapılır

    Eğer geçen yıl aşı yapıldı ise ( tek doz bile olsa) 3 yaşın altındaki çocuklarda tek doz ve yarım doz aşı yeterlidir

    Daha önce hiç grip aşısı yaptırmamış olan 3-8 yaş arası çocuklara 4 hafta ara ile iki TAM DOZ ( 0.5 ml) yapılır

    9 yaşın üzerindeki çocuklarda tek doz ve tam doz aşı yeterlidir

    Grip aşısının yan etkileri var mıdır?
    Ülkemizde uygulanan aşılar inaktif yani canlı olmayan virüslerden oluşuyor. Bu nedenle aşının hastalık yapma riski yok. En sık görülen yan etkisi aşı yerindeki ağrı ve hassasiyet.

    Aşı iyi tolere edilmektedir. Aşı sonrası nadiren hafif geçen 1-2 gün içinde kendiliğinden geçene nezle türü bir şikayetler oluşabilir

    Sistemik ve lokal etkiler 24-48 saat içerisinde kaybolur.

    Hafif üst solunum yolu enfeksiyonunun varlığı aşı yapılmasına engel değildir!

    En sık sorulan sorulardan biride grip aşısının içinde thimerosal ( Civa bazlı koruyucu) olup olmadığı ve bunun olası zararlarına ilişkindir…

    Civa bazlı koruyucu bir madde olan thiomersal çok dozlu aşıların içinde başka mikrorganizmaların bulaşmasını engellemek için eklenmektedir.

    Tek doz aşılar koruyucu olarak CIVA (Thimerosal) İÇERMEMEKTEDİR.
    Ayrıca bilimsel çalışmalar içinde bu koruyucu madde bulunan aşılar ile lokal şişlik kızarıklık dışında önemli bir zararlı etki bildirilmemiştir

    Gripten korunmanın aşıdan başka yolları var mıdır?
    Aşı olsanız da olmasanız da (aşının koruyuculuğu % 100 olmadığı için) çocuklarınızı ve kendinizi gripten korumak için aşağıdaki önlemlere dikkat etmeniz önerilir.

    Ellerinizi sık sık yıkayın. Virusun en önemli bulaşma yolunun virus bulaşmış ellerin göz ve ağız ile teması olduğunu unutmayın!

    Küçük çocukların ağızlarına götürdüğü oyuncaklar ve objelerin dezenfeksiyonu önemlidir. Yüzeylerinde yıkanabilen ya da kullanıldıktan sonra atılan kağıt havlular ile temizlenmesi uygun olacaktır.

    Çocuğunuzun burnunu kullanıldıktan sonra atılan kağıt mendiller ile temizleyin

    Grip nasıl tedavi edilir?
    Grip olan çocuklarda destekleyici tedaviler verilebilir. Çocuğun dinlemesi, bol sıvı alması,ateş, kas ağrılarını gidermek için parasetamol – ibufen gibi ateş düşürücü ağrı kesicilerin verilmesi önerilir

    Küçük çocuklarda burunun serum fizyolojik ile temizlenmesi ve sekresyonların aspire edilmesi çocukları rahatlatır

    Antibiyotikler sadece bakteriler üzerinde etkili fakat virüsler üzerine etkili olmadıkları için grip tedavisinde hiçbir yarar sağlamazlar.

    Özellikle risk grubunda olan bazı hastalarda ilk şikayetlerin başlamasından sonraki 24 – 48 saat içerisinde antiviral bazı ilaçların verilmesi bulguların daha az şiddetli olması ve daha kısa sürmesini sağlar.

    Grip tehlikeli bir hastalık mıdır?
    Aslında grip enfeksiyonu hiç bir sağlık sorunu olmayan kişilerin bile günlerce bazen haftalarca okula ,işe gidememesine neden olabilir. En sık rastlanan bulgular ateş, baş ağrısı, yorgunluk, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısıdır. Ama bazı kişiler grip enfeksiyonları ile birlikte hayatı tehdit edebilecek komplikasyonlar açısından risk altındadır; astımlı hastalar, beş yaşın altındakiler ama özellikle 2 yaşın altındakiler, kronik sağlık sorunları olan kişiler (diyabet, obezite, kalp hastalığı ya da 19 yaşın altında olup aspirin kullanan, bağışıklık sistemi yetersizliği olan) ve 65 yaşın üzerindeki kişiler.

    Bakteriyel pnömoni, kas iltihabı, kalp kasının ya da kalp etrafındaki zarın iltihabı, menenjit, çocuğun vücudunun susuz kalması, var olan kronik hastalığın kötüleşmesi grip enfeksiyonunun en tehlikeli komplikasyonlarıdır.

    Zatürre, grip virüsünün akciğerleri direkt olarak etkilemesi ile olabileceği bazen eşlik eden bakteriyel bir enfeksiyon zatürreye yol açar. Bakteriyel ya da viral zatürre ağır hastalığa ve hastane yatışına neden olabilir, hayatı tehdit edebilir.

    Hemen acile gidin!
    Eğer grip semptomlarını takiben çocuğunuzun durumu ağırlaşıyor, ateş, titreme, göğüs ağrısı, terleme, yeşil ya da kanlı balgam, dudaklarda ya da tırnaklarda morarma var ise en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız uygun olacaktır. Bazı hastalarda nefes alma esnasında göğüste batma şeklide ağrı olabilir, bazı çocuklarda ise karın ağrısı zatürrenin tek bulgusu olabilir. Zatürre tanısında hastanın muayenesine ek olarak akciğer grafisi çekilmesi ve balgam testi yapılması gerekebilir.

  • Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Çocuğunuzun okul başarısı için doğru beslenme ve sağlıklı geçecek bir kış için yapılması gerekenler

    Okullar açılıyor, derslerdeki başarı öğrenmeyle değil beslenmeyle geliyor. Okul hayatındaki başarı, çocukların kışın sağlıklı kalması, bağışıklık sistemini güçlendirici ve reflüden uzak tutucu beslenmeden geçiyor.

    Okullarda sağlıksız besinlerin satılması ve nüfusu kalabalık okullardaki havasızlık astım ve alerjiye sebep oluyor. Çocukların öğle yemeklerinde hızlı gıdaları tercih etmesi öncelikle reflüye, ardından da astıma yol açabiliyor. Bağışıklık sistemi ve sağlık için beslenmenin önemini aileler ve öğretmenler göz önünde bulundurmalıdır.

    Kahvaltı

    Uzmanların en çok üzerinde durduğu ve günün en önemli öğünü olarak gösterilen kahvaltı için aileler; çocuklarının sabahları birkaç lokma yemesi için, kakaolu fındık ezmesi, kakaolu mısır gevreği gibi hızlı ve hazır gıdalar ile kahvaltı etmesine göz yumuyor. Bu gıdaların besleyici hiçbir değeri bulunmamakta, özellikle alerjik çocuklarda midede reflüyü tetikleyen bu gıdalar, astıma neden olmaktadır. Alerjik çocuklar için kakaolu hazır gıdalar yerine bol tahıllı ekmek, peynir, zeytin, yumurta, salatalık ve şekersiz marmelat gibi vitamin yönünden zengin gıdalar ile beslenmek çocukların bağışıklık sistemlerini güçlendirecektir.

    Öğle Yemeği

    Okullardaki öğle yemeklerinin; hamburger, patates, kola gibi hızlı ve hazır gıda ile yapılmaması, bol peynir, balık, tavuk veya kırmızı et ile yapılmış, içinde sebze ve yeşillik olan bol tahıllı bir sandviç ve yanında taze meyve tüketmenin çok daha besleyici olacağı unutulmamalıdır.

    Ses kısıklığı, iştahsızlık, geğirme, mide bulantısı, diş gıcırdatması, ağız kokusu gibi belli belirsiz şikayetlerle seyredebilen reflü, özellikle astımlı her 10 çocuktan dokuzunda görülmektedir ve bu çocuklar okullarda verilen öğle yemeğinden bile olumsuz etkilenebilmektedir. Okullarda verilen bol salçalı yemekler, yağlı kızartmalar ve kakaolu tatlılar astımlı çocukta mide yanmasına ve reflüye sebep olabilmektedir. Bu çocukların okul yemekhanesinde tabldot yemek yerine, evden hazırlanmış sade, az yağlı yeşillik ve protein içeren sandviç ve meyve tüketmesi daha sağlıklı olacaktır.

    Özellikle kakaolu gıdalar ve çikolatanın reflüyü tetikleyici etkisi bulunur, bu nedenle özellikle sınıflarda ödül olarak çikolata verilmemesi, doğum günü kutlamalarında çikolatalı pasta yerine bol meyveli sütlü pastaların tercih edilmesi çok önemlidir.

    Akşam Yemeği

    Akşam yemeklerinin de sabah ve öğlen kadar önemli olduğu, reflünün önlenmesi için yatmadan en az 2-3 saat önce akşam yemeğinin yenmiş olması gerekmektedir. Akşam yemeklerinde ağır yağda kızarmış gıdalar yerine, yağ oranı düşük hafif gıdalarla beslenmek gecenin rahat geçmesi için önemlidir. Çocuklara yatmadan önceki 2-3 saat kesinlikle süt verilmemesi, bu saatler içinde sadece su içilmesi faydalı olacaktır.

  • Güneş alerjiniz mi yoksa güneş yanığınız mı var

    Güneş alerjiniz mi yoksa güneş yanığınız mı var

    Hava sıcaklıklarının arttığı, insanların serinlemek için denizi ve havuzu tercih ettiği günümüzde, cildinizde oluşan kızarıklık, güneş alerjisinden mi yoksa güneş yanığından mı kaynaklanıyor? Güneş alerjisi ile güneş yanığı zaman zaman karıştırılabilmekte ve arasında farkları bilmek gerekmektedir.

    Güneş alerjisinde ciltte kızarıklık, şişme ve kaşıntı, güneş yanığında ise, acıma ve yanmanın ön planda olur. Alerji, az miktarda güneşe maruz kalındığında bile bir tür kurdeşen döküntüsü şeklinde, yanık ise uzun süre güneşe maruz kalınmasıyla oluşur.

    Güneş alerji genellikle, vücudun yüz ve kol dışındaki, kışın güneş görmeyen bölgelerinde gelişir. Güneş yanığı daha uzun sürede iyileşme gösterirken, güneş alerjisi güneşten uzaklaştıktan 24 saat sonra geçebilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu bu alerjinin, güneş ışığı ile şekil değiştiren cilt proteinlerine karşı bedenin verdiği bir tür tepki olduğu düşünülüyor. Nadir de olsa çok ağır vakalarda anafilaksi denilen tüm vücudu etkileyen döküntü, şişme ve tansiyon düşüklüğü gözlenmekte, hayatı tehdit edici durum gelişebilmektedir.

    Güneş Alerjisinin Testi Nasıl Yapılıyor?

    Güneş alerjisi testi değişik dalga boyundaki ultraviole ışığına cildin verdiği tepkiyle ya da doğal güneş ışığı kullanılarak alerji uzmanları ve dermatologlarca yapılmaktadır. Tedavide, ağızdan alınan alerji ilaçları ve haricen sürülen kortizonlu kremler, çok ağır vakalarda ağızdan alınan kortizon tabletleri kullanılmaktadır.

    Uzun süreli tedavi ise cildin kısa sürelerle ancak defalarca güneşe maruz kalması sağlanarak duyarsızlaştırılmasıyla gerçekleştiriliyor. Alerjisi olmayan kişilerin öğle saatlerinde dışarı çıkmamalarını, çıktıkları takdirde güneşten korunmaya yönelik en uygun kıyafetleri tercih etmelerini tavsiye ediyoruz.

  • En ideali deniz kenarı tatili

    En ideali deniz kenarı tatili

    Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı, tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Alerjik olabildiği gibi, alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabilmektedir. Çocuk hastaların çoğu, alerjik astımdır ve bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı olarak gelişirken, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olmaktadır.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar. Bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir. Yüzmenin, tuzlu su buharı solumanın tüm hava yolları için doğal bir ilaç olduğu unutulmamalıdır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor. .

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanlarına dikkat etmelisiniz. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi olduğunu, tozun da en çok halıda biriktiği göz önünde bulundurmalısınız. Konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gereklidir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesi önemli bir detaydır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları engelleyecektir.

  • Spor yapan çocuk kendine güvenir

    Teknolojik araçlar hayatımızı girdikçe hareketsizleşmeye başladık. Sadece yetişkinlerde değil üstelik! Çocuklar bütün zamanlarını bilgisayar başında geçirir oldu. Oysa çocuklar için spor büyük önem taşıyor. Sporun pek çok faydası olduğu gibi obeziteden de korumaktadır.

    Spor yapmak çağın hastalığı olan ve her yaştaki bireyi tehdit eden obeziteden korunmada da etkili bir yöntemdir. Her çocuğun günde en az 1 saat fiziksel olarak aktif olması önerilir. Bireysel olarak planlanmış spor aktiviteleri çocuğu ileriki yaşlarda yakalanabileceği diyabet, kalp-damar hastalıkları, solunum sistemi hastalıklarından korumakta yardımcı olur. Diyabet, astım gibi kronik rahatsızlıkları olan çocuklarda bile onlara uygun sporların yapılması önerilir. Spor yapılması ilaç gereksinimini azaltıp ve hastalıkların uzun dönemde vücuda verdiği zararlardan korunmaya da yardımcı olur.

    Spor yapmazsa neler olabilir?

    Çocuklar spor yapmadığında sağlıklı arkadaşlık ilişkileri oluşturabilme, grup kurma ve grup çalışması yapma, kazanma-kaybetmeye karşı tepkilerini kontrol edebilme yetilerinin daha geç ve güç kazanılacağını söylemek mümkündür.

    Çocukta kendi başarma duygusu tatmin edilememiş olur, bu da kendine güvenin gelişmesini geciktirir.

    Özellikle ergenlik yaş grubundaki ikilemlerin, patlamaların giderilmesinde etkin olan bir yöntemden faydalanılamamış olur. Keza ergenin sigara ve madde bağımlılığından korunmasında önlem alınmamış olur.

    Spor yapmayan çocuklarda hoşgörü, iletişim yetenekleri, zamanı kullanma becerisi ve zorluklarla mücadele etme yetisi daha geç ve güç gelişecektir.

    Spor yapmayan çocuk ileride ortaya çıkması olası pek çok rahatsızlıktan (diyabet, kalp ve solunum sistemi rahatsızlıkları gibi…) korunma yönteminden mahrum kalmış olur.

    Sporun bedensel gelişmeye olan katkısından yararlanılmamış olur. Yine diyabet ve astımı olan çocuklarda ilaç gereksinimini azaltacak bir yöntem kullanılmamış olur. Spor yapmamak özellikle kronik hastalığı olan çocukların kendini diğer çocuklardan eksik ve yetersiz görmesine ve ruhsal travmaya sebep olur.

    Çocukluk yaşlarda edinilen alışkanlıkların bireyi yaşam boyu etkilediği unutulmamalıdır. Spor yapmak da bunlardan biridir.

  • Anne karnında yeterli beslenemeyen bebekler “ekonomi” yapıyor

    Plasenta, bir tarafta anne rahminden gelen kan akımları, diğer tarafta ise göbek kordonundaki kan akımı ile anne rahmindeki bebeğin beslenmesini sağlıyor. Bazı hamileliklerde ise bu kan akışı yetersiz olabiliyor. İşte böyle durumlarda bebek yetersiz kan alımını algılıyor ve bu duruma adapte olmak için kan dağıtımını yeniden organize ediyor. Yani bu bebekler aldığı besini tüketme konusunda ekonomik bir programlama yapıyor. Ancak bu “ekonomik” programlama; bebeklerde düşük kiloyla doğuma neden olurken hayatları boyunca karşılarına çıkabilecek pek çok hastalığın da belirleyicisi olabiliyor.

    Anne karnında yeterli beslenemeyen bebeklerde kalp damar hastalıkları görülüyor

    Bir bebeğin herhangi bir nedenle anne karnında iyi beslenememesi sonucu yeni bir programlama yapmasına anne karnında “intrauterin programlanma” denilir ve bu da metabolizmada kalıcı değişikliklere neden olarak ileride kardiyovasküler, metabolik ve endokrin hastalıklara yatkınlık yaratabiliyor. Bilimsel bir araştırmaya göre, tansiyon yüksekliği ve kalp rahatsızlığı olan kişilerin, doğum kilolarının çok düşük olduğu belirlenmiş. Araştırmaya dahil edilen kişilerin yıllar süren takipleri sonucunda; kalp hastalıklarının, doğum kilosu 2.5 kg’ın altındaki kişilerde daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir.

    Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anne sütünün zekaya katkısı daha fazla

    Anne sütünün zekâ ve beyin gelişimine olumlu katkı yaptığı biliniyor Buna karşın düşük doğum ağırlıklı bebeklerde anne sütünün zekâ gelişimine katkısı daha fazladır. Anne sütünün zekâ gelişimine katkısı sadece içeriği ile ilgili olmayıp emzirme ile annede uyarılan hormonlar, anne-bebek bağının daha iyi kurulması ve annenin bebeğe daha fazla odaklanması ile de ilişkilendirilebilir.

    Sağlıklı bir bebek için anne 10-12 kg almalı

    Bir anne adayının, bebeğini sağlıklı bir şekilde doğurması için gebelik boyunca alacağı ortalama kilonun 10-12 kg olması gerekmektedir. Emzirme döneminde annenin kilo vermesi olağandır. Anne normal gıdasını alırken, aşırı kalori almıyorsa kilo vermesi normal bir durumdur. Hamile beslenmesinde mineral, vitamin, karbonhidrat, protein dağılımının dengeli olması ve sebze ağırlıklı, antioksidan gıdaların alımının artırılması gereklidir.

  • Astım hastaları için tatil önerileri

    Astım hastaları için tatil önerileri

    Astımlı çocuklar için en ideal tatil seçeneğini deniz kenarı oluşturuyor. Bol bol tuzlu suda yüzmek ve tuzlu su buharı solumak tüm havayollarına ilaç gibi geliyor. Ancak, havuz açık alanda bile olsa, aşırı sıcak havalarda buharlaşan klorun kimyasal yapısı, astım hastalarının ataklarını tetikleyebiliyor.

    Astım hastalığı tekrarlayan bronş daralmasıyla seyreden kronik bir akciğer hastalığı olup, alerjik olabildiği gibi alerji dışı nedenlerden de kaynaklanabiliyor. Çocuk hastalarının çoğu, alerjik astımdır. Bu nedenle çocuklarda astım ve alerjik bronşit eş anlamlı olarak kullanılıyor. Hem alerjik hem de alerjik olmayan astımda, bronşlarda oluşan hassasiyet dış etkenlere bağlı gelişir, sigara dumanı, kimyasal kokular, küf, hava kirliliği gibi etkenler astımlı bireyde öksürük, hırıltı, nefes darlığı gibi şikayetlerin alevlenmesine neden olur.

    Bir akciğer hastalığı olan astıma bağlı şikayetler sıcak ve rutubetli havalarda artar, bu nedenle astım hastaları için en doğru seçim deniz tatilleridir ve yüzme, tuzlu su buharı solumak tüm hava yolları için doğal bir ilaçtır. Kış boyu tıkanan ve enfeksiyonlarla mücadele eden hava yolları, doğal tuzlu suyun etkisiyle açılıyor. Havuz suları çoğunlukla klorla dezenfekte ediliyor ve açık havuz olsa bile aşırı sıcak havada buharlaşan klorun astım ataklarını tetikleyici etkisi olmasından dolayı tavsiye edilmiyor.

    Tatile Giderken Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Kısa süreliğine de olsa evimiz olarak kullanacağımız konaklama alanları çok önemlidir. Özellikle astımlı çocukların %90’ının ev tozuna karşı alerjisi vardır, tozun da en çok halıda biriktiğinin göz önünde bulundurulması, konaklama yapılacak mekanın halı kaplı olmamasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Astımlı kişilerin özel eşyalarını da tatile yanında getirmesinin önemli unutulmamalıdır. Anti alerjik yatak kılıfı gibi özel eşyaların kullanımına tatil süresince devam edilmesi, olası olumsuz durumları da engelleyecektir.

  • Astım hastaları ramazanda dikkat!

    Astım hastaları ramazanda dikkat!

    VÜCUT SUSUZ KALDIĞINDA ALERJİK REAKSİYONLAR ARTIYOR

    Güneşin yakıcı ve sıcak etkisi Ramazan ayına denk geliyor. Yaz mevsiminin ortasına denk gelen bu günlerde oruç tutmak isteyenler için sıcaklarda en çok susuz kalmak sorun oluyor.

    Yüzyılın hastalığı olan alerjinin beslenme ile yakından ilişkisi vardır ve susuz kalan vücudun alerjik reaksiyonları arttırdığına dikkat edilmelidir.

    Susuz kalmak çok önemli bir sorundur ve tüm vücut günün ilerleyen saatlerinde giderek kurumaya başlar. Susuzluğa bağlı olarak, vücutta dolaşan kan koyulaşır ve akışkanlığını kaybeder, bazı dokuların kanlanamaması ileri yaş hastalarında, beyin ve sinir sağlığı açısından ciddi sorunlar oluşturur. Özellikle solunum sistemindeki salgıların kuruması ve koyulaşması, vücuttan atılmasını zorlaştırır, bu durumun oluşturduğu öksürük kişileri zorlar. Kronik bir solunum yolu problemi olan hastaların uzun süre susuz kalması hastalık alevlenmesine neden olabiliyor. Astım ve sinüzit susuzluktan en çok etkilenen iki hastalıktır. Astımda akciğerlerdeki salgılar kurur ve atılması zorlaşır, bunun sonucunda da bronş daralması yaşanır. Sinüzitte ise aynı durum burun salgıları için geçerli olur ve geniz akıntısının atılması zorlaşır.

    Aç Kalmak Nasıl Etkiliyor?

    Susuzluğun yanı sıra uzun süre aç kalmak da vücut açısından zararları olabilir, uzun saatler aç kalmak kan şekerinin düşmesine neden olur. Düşen kan şekeri iftarda aşırı ve hızlı yemek yenmesi ile yükseltilmeye çalışılırsa tokluk hissinin oluşması da zaman alacak ve kişi bir seferde normalden çok daha fazla gıda tüketebilecektir. İftarda tercihler şekerli ve yağlı gıdalar yönünde olduğu takdirde, sağlıklı insanlarda bile reflü oluşabilmektedir. Reflü astım hastalarının yüzde 80’inde var olan bir durumdur, dolayısıyla bir seferde çok yemek yenirse reflünün tetiklenmesi ile astım alevlenmesi gelişebilmektedir. Özellikle yatmaya yakın zamanlarda yemek yendiğinde, mideden yukarı taşan asitli mide içeriği direkt akciğerlere kaçar ve öksürük, hırıltı, nefes darlığı oluşturur.

    Üçüncü bir sorun da astım ilaçlarının süresiyle ilgilidir. En fazla 12 saat etkisi olan ilaçlar, sabah sahurda en geç saatte alınsa bile iftara kadar etkisi geçer, bu duruma reflünün eklenmesi sonucu hastalık alevlenmesi kaçınılmaz olur.

    Astımın En Büyük Düşmanı

    Sigara, astım hastalığının en büyük düşmanıdır. Sigara bağımlılarının tüm gün sigara içmeyip iftardan sonra bu açığı kapatmaya çalışmaları, astım hastaları için mutlak atak oluşturmaktadır. Ayrıca sigaranın hem bronş üzerinde daralmayı tetikleyici etkisi, hem de reflüyü tetiklemesi söz konusudur. Sigara bırakılamayacaksa bu şekilde oruç tutulması sağlık için normalden çok daha büyük zarar demektir.

    ASTIM HASTALARI İÇİN RAMAZAN ÖNERİLERİ

    Oruç saatleri dışında bol su tüketilmesi

    Suyun çay, kahve, kolalı veya şekerli meyve suları şeklinde değil, su olarak tüketilmesi

    Oruç açılırken birden çok ve hızlı yeme değil; az ve sık aralıklarla yavaş yemek yenmesi

    Mide asitini artıran kafein içeren çay, kahve ve kolalı içeceklerden uzak durulması

    Mide boşalmasını geciktiren yağlı kızartma gıdalar ve ağır şerbetli tatlılar tüketilmemesi

    Reflüyü tetikleyen çiğ sarımsak, çiğ soğan ve aşırı domates tüketiminden kaçınılması

    Yatmadan önce en az iki saat yemek yenmemesine özen gösterilmesi

    Sahurda yemek yiyip hemen yatılmaması

    Sabah akşam ilaç kullanımı gereken bir astım hastalığı varsa oruç tutulmaması

    Sigara bırakılamıyorsa oruç tutulmaması veya iftar sonrası kontrollü tüketim sağlanması

  • Kök hücre tedavileri

    Kök hücre tedavileri

    Kök hücrelerin hastalıkların tedavisinde kullanımı

    Uzun zamandır yetişin kök hücre tedavileri, lösemi gibi bazı kan hastalıklarında başarıyla uygulanmaktadır. Son yıllarda, esas ümit vaad eden çalışmalar, hücre ölümüyle giden felç, bazı göz retina hastalıkları ve kalp krizi gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılmasıyla ilgilidir. Ancak bu konularda ciddi kontrollü ve uzun dönem izlemli çalışmalara ihtiyaç vardır. Daha az çalışılmakla birlikte cilt hastalıları, kısırlık, saç dökülmesi, diş tedavileri gibi birçok konuda deneysel çalışmalar bulunmaktadır. En çok çalışma yapılan bazı hastalık gruplarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Kök hücre ve kan hastalıkları

    Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu (HKHT) ağır aplastik anemi, lösemi ve diğer bazı maligniteleri olan hastaların tedavisi için kullanılan bir yöntemdir(1). Yetişkin hücrelerinin kullanımı, embriyo kök hücreleri gibi tartışmalı değildir; bir embriyonun yok edilmesi gerekmez, kişinin kendisinden alındığı için, kanser riski doku reddi gibi sorunlar çok daha az görülür.

    Kök hücre ve felç tedavileri

    Son yıllarda, travmatik omurilik yaralanmasının (OY) tedavisinde kök hücrelerin kullanımının umut vaad eden sonuçları vardır. nöral kök hücreler (sinirkök hücreleri) veya embriyonik kök hücreler (EKH) gibi nakil için kullanılabilecek değişik kaynak kök hücreler mevcuttur. OY tedavisinde kök hücrelerin potansiyel olarak kullanımı için deneysel ve klinik çalışmalar halen devam etmektedir. Nakil yapılarak sinir hücrelerinin tedavi olanağı geliştikçe, genellikle cerrahi girişim ile tedavi edilmeyen OY nöroşirürji alanına girecektir. Bu nedenle, kök hücre biyolojisi alanında nöroşirürjiyenlerin eğitimi gereklidir(2).

    Yalnız kök hücre ile felç tedavisi en çok suhistimal edilen konulardan biridir. Lefkoşa Yakındoğu Üniversitesinden Nöroşirürji uzmanı sayın Erkan Kaptanoğlu yaptığı çalışmanın tartışma bölümünde bu konuya özellikle dikkat çekmiştir:

    Birkaç yıl önce omuriliğin gerçek tamiri (rejenerasyon) imkansız olarak görülmekte idi. Günümüzde halen tatmin edici bir tedavi metodu bulunamamış olmakla birlikte, ne mutludur ki hücre, hayvan ve son zamanlardaki insan deney ve araştırmalarının sonuçları ümit vericidir.

    Sınırlı sayıda yayınlanan Faz I çalışmaların sonucunda bildirilen tedavi metotlarının etkinliğini kanıtlamak için uzun süreli, vaka-kontrollü, randomize, kör, çok merkezli çalışmalara gereksinim duyulduğu belirtilmektedir. Aksi takdirde klinik araştırması yapılmamış ya da henüz tamamlanmamış bir metot, standart tedavi metodu olarak kabul edilemez.

    Omurilik yaralanması sonucu felç olan hastalar ve aileleri bu ağır patoloji ve sakatlık ile ruhsal, sosyal, fiziksel ve maddi olarak mücadele etmek zorundalardır. Bazı bilim merkezleri kök hücrelerin her derde deva olduğunu bildirmektedir. İnternette ve medyada bu hücreleri ya da benzerlerini kullanarak hastaları belli bir ücret karşılığı iyileştirdiğini bildiren ilanlara rastlamak mümkündür. Omurilik yaralanmasında hastaları iyileştirdiğini reklam yolu ile duyuran kliniklerin bu konuda bilimsel yayın ya da bilimsel araştırmasına hiç rastlanmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu denemeler, tecrübeler ya da bilgiler, hastalar ve aileleri ile paylaşılmadan önce bilimsel, kanıta dayalı, ispatlanabilir ve tekrarlanabilir özellikleri ile bilimsel ortamlarda paylaşılmalı ve tartışılmalıdır(3).

    Kök hücre ve körlük

    Son yıllarda, kök hücreler, retinanın körlükle sonuçlanan bazı kalıtsal ve edinsel hastalıkları için tedavi umudu olmuştur. Son 10 yılda yapılan deneysel çalışmalar, retinadaki ileri düzeyde özelleşmiş hücre kayıplarının göz ve göz dışı kök hücre kaynaklarınca yerine konması ve işlevlerinin sürdürülmesinin olası olduğunu göstermiştir. Mezenkimal kök hücreler, etik problemlerin daha az olması ve kolay elde edilebilmeleri ile bu çalışmalarda tercih edilmektedir(4).

    Kök hücre ve kalp krizi

    Yapılan bir çok çalışmada nakil edilen kök hücrelerin, kardiyomiyosit(kalp kası hücresi) ve yeni damar oluşumunu sağladığı ve bunun ötesinde kardiyomiyositlerin kasılma fonksiyonu gösterdiği tespit edilmiştir(5).

    İslamın kök hücreye bakışı

    Bu konuda endişesi olan okurlarımız için, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, M. Saim Yeprem’in bir çalışmasına da yer vererek bu konuyu tamamlamak istiyorum.

    Bu konu Doğrudan Kur’an ayetlerinde bulunamayacağına göre, Kur’an’ın bütününden çıkarılan “İslam’ın Temel Prensipleri Açısından Kök Hücre Çalışmaları” şeklinde ele alınarak mütalaa edilmesi en uygun yaklaşımdır. İnsanın başlangıcı “zigot” hali olduğundan, ister laboratuar ortamında olsun isterse ana rahminde bulunsun, kök hücre elde etmek maksadıyla embriyonun itlafına olumlu bakmak mümkün değildir. Ancak herhangi bir sebeple sonlandırılmış gebelik, düşük, kürtaj ve IVF’de implantasyon sonrası artan embriyolar gibi materyallerden bu maksatlarla yararlanılabilir. İslam, embriyonik kök hücre yerine yetişkin kök hücrelerinin, düşük veya ölü doğan bebeklerden elde edilen kök hücrelerin kullanılması gibi alternatif çalışmaları desteklemektedir. Bu daha az sorun getirecektir. Ancak kök hücre çalışmaları, bir hastalığı tedavi etmek veya önlemek gibi yüce maksatlar için kullanıldığı takdirde elbette bu müdahale İslam’ın da desteklediği ve tavsiye ettiği bir müdahale olarak kabul edilmelidir(6).

    Kaynaklar:

    1.Gamze AKBULUT, Hematopoietik Kök Hücre Transplantasyonu (HKHT)’nda Tıbbi Beslenme Tedavisi. International Journal of Hematology and Oncology 2013, Vol 23, Num 1 Page(s): 055-065.

    2.Serdar KABATAŞ, Yang D. TENG.Omurilik Yaralanmasının Tedavisinde Nöral Kök Hücrenin Potansiyel Rolleri: Literatürün Gözden Geçirilmesi.

    Turksih Neurosurgery. 2010, Volume 20, Number 2, Page(s) 103-110

    3.Erkan KAPTANOĞLU,Yakındoğu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği, Lefkoşa, Kıbrıs

    4. Gökhan ÖZGE, Güngör SOBACI, GATA Göz Hastalıkları A.D

    5.Min JY, Sullivan MF, Yang Y, et al. Significant improvement of heart function by cotransplantation of human mesenchymal stem cells and fetal cardiomyocytes in postinfarcted pigs. Ann Thorac 2002; 74: 1568-75.

    6.M. Saim YEPREM. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi, İSTANBUL. An Islam Perspectıve On Stem Cell. Turkiye Klinikleri J Surg Med Sci 2006;2(43):87-90

  • Sınav gününüz zehir olmasın

    Sınavların yoğun yaşandığı dönemlerde kahve ve çikolatayı çok tüketen, kaşıntıları, sivilceleri, cilt problemleri artan, öksürükleri çoğalan, burun tıkanıklıkları, mide ekşimeleri yaşayan gençler dikkat!

    Uyanık kalmak için içtiğiniz kahve uyku, mutlu olmak için yediğiniz çikolata mutsuz yapabilir ve en önemlisi sınav gününüz zehir olabilir. Çünkü kafein ve kakao reflü oluşumuna sebep oluyor, reflü oluşumu alerjik hasatlıkları ve astımı tetikliyor.

    Sınav dönemi yaşanan stres alerjik hastalıklar ve astım başta olmak üzere birçok hastalığın temelini oluşturuyor. Kahve ve çikolatanın alerji ile ilişkisi vardır. Özellikle sınav dönemi uyanık kalmak ve dikkat toplamak için tüketilen bu besinlerin, hastalıkları arttırarak sınavda başarı oranını düşürebileceği unutulmamalıdır. Gençlerde, yıl boyu devam eden sınav maratonu, kaygıya ve strese neden oluyor. Bunun yanı sıra beslenme ve uyku düzeni değişen gençler, kahve ve çikolatayı çok tüketiyor. Aşırı stres ve beraberinde kafein içeren gıdaların bu dönemde fazla tüketimine bağlı olarak gelişen mide asit salgısının artması reflü hastalığını beraberinde getiriyor. Reflünün getirdiği sorunlar alerji ve astımı tetikliyor.

    Reflü Sadece Bir Mide Hastalığı Değildir

    Reflü çocuk ve gençlerde karın ve mide ağrısı, ağza ekşi su gelmesi, ses kısıklığı, ağız kokusu, diş gıcırdatma, geğirme ve iştahsızlık gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Reflü sadece bir mide hastalığı değildir. Bunlardan bir veya bir kaçının devamlı var olması halinde midede bir sorun olabileceğinden şüphe etmek gerekir ve reflü hastalığı kontrol altına alınmaması halinde astıma yol açabilmektedir. Reflüden doğabilecek diğer hastalıkların oluşumunda ise: Mideden yukarı çıkan asitli içerik, solunum sistemine, buruna ve akciğerler kaçtığında geçmeyen balgamlı öksürüklere ve burun akıntısına, burun tıkanıklığına yol açan sinüzite ve gece kriz şeklinde başlayan öksürük ise nefes darlığına yol açabilir. Bu gidişin önü alınmazsa astım kaçınılmazdır.

    Bu konu ile ilgili şunlara dikkat edilmesi önemlidir;

    Sınav hazırlığında olan öğrencilere bir de aileleri tarafından ek baskı uygulamaması ve çocukların stresten uzak tutulması gerekir.

    Sınavlara hazırlık aşamasında çocuk ve gençlerin uyanık kalmak için kafein içeren çay, kahve ve enerji içeceklerinden uzak tutulması uygun olacaktır.

    Geç saatlere kadar çalışmak durumunda olunduğunda yatmadan önceki 2 saatte beslenmenin kesilmesi ve bol su içilmesi gerekmektedir.

    Zihin açar mantığı ile çikolata ve benzeri kakaolu gıdalardan uzak durulmalıdır.

    Strese bağlı psikolojik rahatlama adına sağlıksız beslenmeye yönelen çocukları, fastfooddan uzak tutacak alternatif gıdaların (Ör: ev köftesi + ekmek + ayran; evde yapılmış sıvı yağlı mayasız poğaça, kurabiye; cevizli tarçınlı meyve tatlıları) el altında bulundurulması önemlidir.

    Zihinsel aktivitenin desteklenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması için balık yağı (Omega 3) ve D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Ekşi portakal vb. meyve suları yerine taze sıkılmış elma, havuç suyu tercih edilmelidir.

    Kızartmadan kaçınılmalı, fırında kızartılmış az yağlı gıdalar tercih edilmelidir.

    Çiğ sarımsak ve soğan mide asidini artırdığından antibiyotik niyetine çiğ sarımsak; soğan yedirme uygulamasından kaçınılmalıdır.