Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Yenidoğan bebeğim normal mi ?

    Yenidoğan bebeğim normal mi ?

    Aylardır büyük bir merak, heyecan ve biraz da endişe içinde beklediğiniz bebeğiniz doğduğunda önce büyük bir rahatlama ve huzur hissedersiniz. Ancak özellikle ilk kez anne – baba oluyorsanız sonrasında bu rahatlama ne yazık ki uzun sürmez.

    Beklenmeyen doğum lekeleri, bıngıldak, sarılık, deri döküntüleri, gözlerde kayma, kafadaki şişlikler gibi her belirti ebevenyler için büyük bir panik nedeni olabilir.

    Endişe duyulan bulguların çoğunun geçici ve önemsiz olduğunu bilmek rahatlatıcı olabilir. Ancak sizi rahatsız eden herhangi bir bulguda doktorunuza başvurmak ve onun yorumunu almak özellikle bebeğinizin ilk haftalarında en doğru davranış olacaktır.

    Baştan Ayak Parmağına Kadar Bebeğinizi İncelediniz mi ?

    Özellikle vajinal doğum sonrası bebeğinizin başı, doğum kanalından geçmesi sonucu huni şeklinde olabilir. Bu durum genellikle 48 saat içerisinde düzelir. Yine doğum sırasında başta cilt altı ödem ( caput succedaneum ) gelişmesi sonucu başta şişlikler olabilir, kısa sürede düzelir.

    Cephal hematoma adı verilen şişlik ise normal doğumlarda kemikle kemik zarı arasında kan birikmesine verilen isimdir, geçicidir,ancak düzelmesi daha uzun sürebilir.

    Bebeğinizin bıngıldağının ( fontanel ) kalp atışlarına paralel pulsasyon göstermesi ve yumuşak olması sizin için güzel bir sürpriz olabilir. Beyin gelişiminin en hızlı olduğu ilk 1 yılda açık ve yumuşak olması gerekmektedir. 12- 18 ay arasında kapanması beklenmektedir.

    Bebeğinizin cildinde hafif mavilik özellikle parmaklar, eller ve ayaklarda olabilir. Isı regülasyonunun henüz sağlanamamasına bağlıdır. Bebeğinizi ısıttığınız zaman düzelecektir. Bebeklerde mavi renk ciddi bir hastalığa bağlı olabileceğinden doktorunuza danışmakta fayda vardır.

    Yenidoğan sarılığı için hazırlıklı olun. Bebeklerin % 60’ ında genellikle ikinci günde başlar, 3 -5 .günde en yüksek seviyeye ulaşır. Doktorunuza danışınız, bazı durumlarda özel bir tedavi gerekebilir.

    Bebeğinizin gözbebeklerinin rengi, ilk 1 yılda değişebilir, bu durum size şaşırtmamalıdır.

    Bebeğinizin gözleri özellikle ilk 3 ayda aynı yönde hareket etmeyebilir. Devam ediyorsa bir göz doktoruna başvurmalısınız.

    Ciltte döküntüler, yenidoğan döneminde sıklıkla olabilir. En sık görüleni ‘’ Erythema toxicum ‘’ adı verilen ortası beyaz –sarı olan kırmızı döküntülerdir. Birkaç gün içerisinde kendiliğinden düzelir.

    Mongol lekeleri, popo ya da sırtın en alt kısmında görülen morumsu cilt lekeleri yine normal doğum lekelerindendir. Bir yıl içerisinde kaybolur.

    Bebeğinizin genital bölgesi de sizin için şaşırtıcı olabilir. Kız bebeklerde vulva daha şiş ve koyu renkli , erkek bebeklerde ise scrotum büyük ve daha kırmızı olabilir Anneden geçen hormonların etkisiyle görülebilen bu durum geçici olsa da sizi endişelendiren her durumu doktorunuza danışmalısınız.

    Sizin için bir başka bir sürpriz de kızlarda görülen beyaz vajinal akıntıdır ki bir –iki gün kan da gelebilir. Vajinal mukoza çok hassastır. Anneden geçen hormon seviyelerinin azalmasıyla 72 saat içinde görülen ve sonlanan vajinal kanama görülebilir.

    Bebeğinizin göbek kordonu genellikle hafif bir kanamayla birlikte 7 – 10. günlerde düşer. İdrar gelmemesi için bebeğinizin bezini kordonun altında bağlayın. Kordona dokunmanız bebeğinizin canını da acıtmaz.

    Yenidoğan dönemindeki birçok olayda olduğu gibi hıçkırıklar veya gaza bağlı ağlamalar bebeğinizden çok sizin canınızı acıtabilir, korkmayın ve üzülmeyin. Birçok problem zamanla kendiliğinden çözülecektir. Ancak özellikle ilk birkaç haftada dikkatinizi çeken konuları doktorunuza danışmanız uygun olacaktır.

  • Okula dönüşü kolaylaştırın !

    Okula dönüşü kolaylaştırın !

    Tatil biterken ailece okula dönüşü kolaylaştırabilecek 8 öneri :

    1.Okul rutinlerine biraz erken başlayalım.

    Son birkaç günümüzü bir okul günü rutini gibi yaşayalım. Sabah kalkış, giyinmek, öğlen yemeği, ara öğün saatleri bir okul günü saatlerine benzer olsun.

    Sabah erken saatlerde ev dışında aktivitelerle güne başlamak, okul başladığında okula yetişme telaşınızı azaltacaktır.

    2.Sorumluluk verelim.

    Okula gidip de sınıfın kapısı kapandığı andan itibaren çocuklarımız birçok sorumlulukla karşı karşıya kalıyorlar. Özbakımını yapmak,ev ödevlerini eve getirip yapmak gibi. Tatil döneminden sonra yeni sorumluluklarla karşılaşmadan evde yeni sorumluluklar verebiliriz. Okul hazırlıklarını birlikte yapabiliriz. Okul kitap ve giysilerinin etiketlerinin yazılıp yapıştırılması, okul çantasını yerleştirmesi örnek olarak verilebilir.

    3.Yapılacaklar listesi hazırlayalım.

    Çocuğunuzla birlikte okula götürülecekler ya da okul için yapılacaklar listesi hazırlayabilirsiniz. Her zaman görebileceğiniz biryere yapıştırmak okulun ilk günlerindeki yoğunluğunuzu azaltabilir.

    Çocuğunuzla birlikte ev ödevi yapmak için yer ve zaman belirleyelim.

    Okul günlerinde olduğu gibi, özellikle küçük çocuğunuzla birlikte ev ödevlerini yapmak için belirli bir yer ve saat belirleyin. Hergün aynı saatte masa başında birlikte bir aktivite yapın. Birlikte yemek tarifi bile okuyabilirsiniz. Ev ödevlerine başlamak için bir basamak oluşturacaktır.

    5.Okul sonrası için program yapalım.

    Birçok çalışan anne ve baba için çocuklarımız bizden önce evde oluyorlar ve öğleden sonra biz gelene kadar boş vakitleri oluyor. Bu zamanları programlayabilmek için okul açıldıktan sonraki birkaç gün evde olmaya çalışalım.

    Hasta gün planı yapalım.

    Özellikle küçük çocuğunuzun okulundan ‘’ Ateşi çıktı veya kusuyor ‘’ şeklinde acil telefonlar gelebilir. Böyle bir durumda okula kimin gideceği, kimin alıp eve getireceği ve evde kalacağı ile ilgili plan yapmak hastalık sırasındaki heyecanınızı azaltacaktır.

    Oriyantasyon programlarına, toplantılarına katılalım.

    Okulun açılmasından birkaç gün önce yapılan oriyentasyon programlarına katılmak, öğretmenlerimizle ve okul personeli ile önceden tanışmak okula alışmamızı kolaylaştıracaktır.

    Aile içi anlaşma yapın !

    Başarılı bir eğitim yılı geçirebilmek için çocuğunuzla birlikte bir plan yapın. Okuldan geldiğinde ilk önce ne yapmak istediğini sorun . Oyun oynamak mı, ev ödevini mi yapmak istiyor ? Zamanlarını belirleyin. Birlikte anlaşma yapın, imzalayın ve ortak bir alana asın. Birçok çocuk kendi rutinlerini oluşturmaktan hoşlanır ve uygularlar.

  • Çocuklarda öksürük

    Öksürük vücudun bir savunma mekanizması ve hava yollarını temizleyen bir reflekstir. Öksürük ile solunum yollarına giren mikrop, toz ve yabancı cisimler atılarak solunum yolları temizlenmeye çalışılmaktadır.

    Çocuklarda hastalık olmaksızın da öksürük görülebilir. Yapılan çalışmalarda çocuklarda çeşitli nedenlere bağlı olarak günde 5-10 kez öksürdüğü saptanmıştır.
    Erişkinlerin aksine; çocuklar ve bebeklerde balgam çıkarmak zordur. Bu zorluk yaş küçüldükçe artar ve hatta küçük bebekler öksürmede zorlanırlar. Öksürük eğer balgamlı ise yaş öksürük, balgamsız ise kuru öksürük olarak tanımlanır.
    Süresine göre öksürük tanımlandığında üç grupta incelenir.
    Akut
    Uzamış
    Kronik öksürük

    Eğer öksürük 2 hafta sürerse akut ,
    2-4 hafta sürerse uzamış,
    4 haftadan daha uzun süren öksürükler kronik olarak tanımlanmaktadır.
    Öksürüğe yol açan nedenler nelerdir?
    – Solunum ve akciğer enfeksiyonları
    Bu grup hastalıklar içinde; krup, boğmaca, sinüzit, zatürre ve bronşiolit başlıcalarını teşkil eder.
    – Hava yollarındaki yabancı cisimler
    – Solunum yolları yetersiz doğan bebekler
    – Reflüsü olan bebek ve çocuklar
    – Tüberkülozlu hastalar
    – Astımlı hastalar
    – Öksürüğü alışkanlık haline getiren çocuklar.

    Akut öksürükler genellikle viral enfeksiyonlarda görülür. Ani başlayan öksürükte yabancı cisim düşünülmelidir. Bakteriyel enfeksiyonlarda öksürük başlangıçta kuru, daha sonra balgamlı öksürüktür.
    Öksürüğü olan bir hastada nedeni saptamak önemlidir. Hastayı muayene eden doktorun muayene bulgularının yanısıra laboratuar bulguları da nedeni saptamada yardımcıdır.
    Öksürüğü olan bir çocuk ne zaman doktora başvurmalıdır?
    – Eğer bebek üç aylıktan küçükse,
    – Solunum sıkıntısı var, solunum sayısı artmış ise,
    – Ateşi var. Öksürük sert ve sonrasında kusuyorsa,
    – Sarı, yeşil ve kanlı balgam çıkarıyorsa,
    – Hasta bir süredir bir şey yeme ve içmeyi reddediyorsa,
    – Öksürük devamlı bir hal almış ve azalma görülmüyorsa doktora başvurmalıdır.

    Tedavide öksürük kesici ilaçlar kullanılmaz. Balgam sökücü preparatlardan faydalanılabilir. Hastanın sıvı alması önemlidir. Bitki çayları ve ıhlamur balgam sökücü olarak kullanılabilir. Öksürüğe neden olan viral enfeksiyonlarda antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. Öksürük nedeninin bakteriyel veya viral olup olmadığını saptamak önemlidir. Çoğu zaman bu ayırım kolay olmamakta, ancak detaylı laboratuar incelemeleri ile mümkün olmaktadır.

    Sonuç olarak;
    – Öksürük vücudumuzun bir korunma mekanizmasıdır.
    – Bebek ve çocuklarda kesinlikle öksürük kesici reçetesiz satılan ilaçlar kullanılmamalıdır.
    – Öksürük tedavisinde antibiyotiklerin kullanımına doktorun karar vermesi gerektiği önemlidir.
    – Öksürüğün, ciddi bir hastalığın habercisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Prof. D Nuran GÜRSES

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda migren

    Migren nedir?

    Migren ataklarla gelen tekrarlayıcı baş ağrısıdır. Ataklar en az birkaç saat sürer, nadiren üç güne kadar devam edebilir. Her hasta için atak sıklığı farklı olup aynı hastada bile yaşamın değişik dönemlerinde atak sıklığı değişkenlik gösterebilir.

    Çocuklarda migren görülür mü?

    Toplumda genellikle migrenin erişkin çağının bir hastalığı olduğu konusunda yanlış bir inanış vardır. Oysa ki migren çoğunlukla ergenlik döneminde başlar. İki yaş civarında bile migreni ortaya çıkan çocuklar bulunmaktadır. Küçük yaşlarda migrenin tanınması daha güçtür.

    Çocuklarda migren belirtileri nelerdir ?

    Zonklayıcı tipte olan, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ışıktan veya sesten rahatsızlığın eşlik ettiği şiddetli başağrılarında migren akla gelmelidir. Erişkinlerde tek taraflı başağrısı görülürken çocuklarda ağrı başın her iki tarafında olabilir. Ağrı sırasında renkte solma, halsizleşme görülebilir. Migrenin bir tipi olan auralı migrende ise bunlara ek olarak bulanık görme, yanıp sönen ışıklar/zigzag çizgiler görme vb görsel yakınmalar, yüz, kol bacaklarda uyuşma veya baş dönmesi gibi yakınmalar vardır. Ağrı atakları sırasında çocuklar genellikle sessiz bir ortamda uyumak istemekte, çoğunlukla da uykudan sonra baş ağrısı kaybolmaktadır. Çocuklarda taşıt tutması, bir nedene bağlı olmayan tekrarlayan baş dönmesi atakları ve bir nedene bağlanamayan kusma ve karın ağrısı atakları migren ile birlikte olabilir veya bu belirtiler çocuklarda migrenin öncül belirtisi olabilirler.

    Migrenin tetikleyicileri nelerdir?

    Migrende her bireyin farklı bir duyarlılığı sözkonusudur. Açlık, baharatlı yiyecekler, peynirler, güneş, lodos, gürültü, sıcak-soğuk, sıkıntı, stres, uykusuzluk/fazla uyku, bazı kokular, egzersiz gibiçeşitli etmenler migren ağrısını tetikleyebilir. Ama bunlar kişiden kişiye değişkenlik gösterir.

    Migren kalıtsal mıdır?

    Migrende genellikle ailevi bir yatkınlık görülür. Migren hastalarının yaklaşık % 70′ inde ailede migren öyküsü vardır.

    Migren tanısı nasıl konulur?

    Tekrarlayıcı başağrıları olan çocukların öncelikle bir çocuk nöroloğu tarafından değerlendirilmesi gerekir. Migren klinik bir tanı olup tamamen hastanın yaşadığı ağrıların özelliklerine bağlı olarak öykü ile konur. Bazen, çocuk nöroloğunuz diğer hastalıkları ekarte etmek amacıyla beyin manyetik rezonans görüntülemesine (MR) veya elektroensefalografiye (EEG) gereksinim duyabilir.

    Çocuklarda migren tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi üç basamakta değerlendirilir:

    1- Hastanın düzenli bir yaşamının (düzenli uyku, öğünlerin atlanmaması vb) olması önerilir. Öncelikle o birey için migren atağını tetikleyen nedenler bulunmaya ve mümkünse bu etmenler ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bunların saptanması için başağrısı günlüğü denilen bir not defterinin tutlması oldukça yararlıdır. Tetikleyicileri ortadan kaldırdıktan sonra birçok hastada migren ataklarının azaldığı görülür.

    2- Eğer ataklar ayda 2-3 kez veya daha az ise genellikle sadece atak tedavisi planlanır. Bunun için hastaya ağrının başlangıcında basit ağrı kesici alması ve mümkünse bir süre dinlenmesi önerilir.

    3. Eğer çocuk haftada bir veya daha fazla migren atağı geçiriyorsa atakları önleyici tedavi uygulanabilir. Bu tedavi için çeşitli ilaç seçenekleri bulunmakta olup hastanın diğer bulgularına göre çocuk nöroloğu hekim tarafından ilaç seçimi yapılır. Bu tedavi şeklinde genellikle altı ay-bir yıl gibi bir süre ile ilaç kullanımı söz konusu olup atakların en aza indirilmesi amaçlanır.

    Prof. Dr Füsun Alehan

  • Çocuklarda görülen epilepsiler

    ÇOCUKLARDA EPİLEPSİ (SARA HASTALIĞI)

    Epilepsi nedir?

    Epilepsi beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik dalgalarının yayılması sonucu ortaya çıkan nöbetler ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu dalgaların ortaya çıktığı beyin bölgesine bağlı olarak değişik şekillerde nöbetler oluşabilir. Bu nöbetler bazen bilinç kaybı, çenede kilitlenme, vücutta kasılma, kol ve bacaklarda atmalar şeklinde olabilirken bazı nöbetler dalma, boş bakış, değişik duygular (tat, koku, görsel ) hissetme vb şeklindedir.

    Epilepsi çocuklarda görülür mü?

    Epilepsi yenidoğan bebekten başlayarak her yaş grubunda görülebilen bir hastalıktır.

    Epilepsinin tipleri nelerdir?

    Farklı sınıflamalar olmakla birlikte temelde nöbetler ikiye ayrılır: parsiyel/fokal (yani beyinde bir bölgeye sınırlı başlayan nöbetler) ve jeneralize (beyinde yaygın olarak olarak başlayanlar) nöbetler. Yaygın başlangıç daha kötü ve şiddetli bir nöbet anlamına gelmez. Buradaki gruplama sadece nöbeti oluşturan nedenin farklılığı ile bağlantılıdır.

    Epilepsinin nedeni nedir?

    Beyin gelişimini etkileyen veya beyinde hasar bırakan birçok durum, örneğin doğumsal beyin yapı bozuklukları, menenjit gibi enfeksiyonlar, genetik hastalıklar, kafa travmaları epilepsiye yol açabilmektedir. Hastaların yaklaşık yarısında ise epilepsinin belli bir nedeni bulunamaz. Bazı epilepsi tipleri için ise kalıtsal geçiş söz konusudur, yani anne veya babada bu epilepsi tipi varsa çocukta da olma olasılığı yüksektir .

    Epilepside hangi durumlar nöbetleri tetikleyebilir?

    Uykusuzluk, ateş, çeşitli enfeksiyonlar, aşırı stresli durumlar, aşırı kafein alımı ve bazı ilaçlar epilepsi hastalarında nöbetleri tetikleyebilmektedir. Bunun dışında belirli bazı epilepsi türlerinde nöbetler bilgisayar oyunları ve peryodik olarak yanıp sönen ışıklar ile tetiklenebilir.

    Tanı yöntemleri
    Tanıda en önemli nokta çocuğun geçirdiği nöbetin çok iyi tarif edilmesidir. Bu nöbetlerin mümkünse video kamerayla kaydedilmesi de tanıya çok yardımcıdır. Bu sayede epilepsiyle karışabilen birçok hastalığın dışlanması ve epilepsinin tipinin tayin edilmesi mümkün olabilir. Tanı için en önemli laboratuvar testi EEG olarak kısaltılan elektroensefalografidir.

    EEG sonuçlarına göre hastalara ek olarak beyin MR veya tomografi gibi görüntüleme yöntemleri,bazı kan testleri, zeka gelişimini değerlendiren testler ve kalıtsal bazı hastalıkları araştırmak için bazı metabolik ve genetik testler de istenebilir.

    Epilepsi tedavisi

    İlaç tedavisi : Günümüzde epilepsi için kullanılan birçok ilaç ve seçenek vardır. İlaç tedavisindeki amaç nöbet sayısını azaltmak ve hastanın mümkün olduğunca normal bir yaşam sürmesini sağlamaktır. İlaç seçimi nöbetin tipine, hastanın yaşına ve diğer faktörlere bakılarak yapılır. İlaç başlandıktan sonra genellikle en az iki yıl süreyle ilaca devam edilir. Hastaların yaklaşık yüzde sekseninde nöbetler tek bir ilaç ile kontrol altına alınabilirken diğer hastalarda birden çok ilacın birlikte kullanılması gerekebilir. Bazı hastalarda ise nöbetler tüm ilaçlara dirençli olabilir.

    Diğer tedaviler: İlaç tedavisine cevap vermeyen veya yeterli düzeyde nöbet kontrolü sağlanamayan hastalarda özel bir diyet programı, cerrahi yöntemler ve vagus sinir stimülasyonu denilen pil uygulaması da yapılabilmektedir.

    Prof. Dr. Füsun Alehan

  • Çocuğum anjiyoya dayanabilir mi?

    Merhaba sizlere çok sıkça karşılaştığım bir sorunun yanıtını vermek üzere yazıyorum. Gerçekten de kalp rahatsızlığı olan çocuklarımıza anjiyo kararı çıktığında aklımıza gelen ilk soru bu oluyor. Minik kalpler bu önemli iş yapılırken sıkıntı yaşayabilir mi?

    Elbette her işlemin olduğu gibi anjiyonun da riskleri mevcuttur. Bu noktada verilmesi gereken yanıt asıl şu olmalı; “Eğer kateter yöntemi ile yapılmazsa bebeğimi nasıl tedavi ettirebilirim”. Unutmayalım ki yapısal kalp hastalıklarının asıl tedavisi cerrahi, yani açık kalp ameliyatlarıdır. Bu işlem çoğu zaman göğüs kafesi açılarak kalp ve akciğer durdurlmak suretiyle yapay bir kalp akciğer makinesine bağlanarak yapılan daha zor bir işlemdir. Elbette ki cerrahi gerektiğinde yapılması gereken bir işlem olmakla birlikte eğer çocuğumuzun kalp rahatsızlığı sadece bir iğne deliğinden girilerek yapılan bir işlemle halloluyorsa bu önemli bir avantajdır. Transkateter yani ameliyatsız yöntemle tedavi edilerek çocuklar;

    1.Kalp akciğer makinesine bağlanmazlar, bu sayede bu makineye bağlı birçok olumsuz etki yaşanmaz

    2. Göğüs kafesi kesilmez bu nedenle oluşacak sinir ve damar yaralanmaları gerçekleşmez

    3.Kozmetik açıdan çok avantajlıdır. Göğsünüzde ömür boyu bir kesi izi taşımazsınız, çocuğunuzda kalp rahatsızlığı olduğunu ve tedavi edildiğini kimse anlayamaz.

    4.Yoğun bakıma bile girmeden çoğu zaman ertesi gün evinize döner ve normal hayatınıza devam edersiniz.

    5.Tekrarlayan operasyonlar her zaman bir öncekine göre daha zordur. Bazen olacak ameliyatların sayısını azaltmak bile çok büyük avantaj getirir.

    6.İşlem sonrası ameliyatta olduğu gibi ağrı ve acı duymazsınız.

    Peki kalp kateterizasyonu ne kadar küçük bebeklere uygulanabilir. Bunun için belirgin bir sınır yoktur. Kendi klinik tecrübemde 1700 gram bebeklere anjiyo ile tedavi uygulayıp bir daha hiç operasyon olmayan hastalarımız mevcuttur. Her işlem için belli bir zamanı beklemek elbette ki gerekmektedir.

    Tüm bu yukarıdakini düşününce aslında kalp kateterizasyonu ve anjiyo yöntemi ile tedavi edilebilen kalp rahatsızlıklarının ne kadar geniş bir hasta kitlesine hitap ettiği anlaşılabilir. Önemli ve doğru olan çocuğa yapılan işlemin gerçekten gerekli olup olmadığı sorusunun yanıtıdır. Eğer gerçekten çocuğu tedavi etme gerekliliği varsa ve bunun transkateter yöntemle tedavisi mümkünse cerrahiye çok iyi bir alternatif olabilir,kilo ve yaş gözetmeksizin….

    Sağlıklı günler dilerim.

    Prof. Dr. Ender ÖDEMİŞ

  • Orta kulak iltihabı çocuğunuzu sağır bırakmasın

    Kış aylarında çocuklarda en sık görülen hastalıkların başında orta kulak iltihabı geliyor. Çocuğunuz kulağını kaşıyor, işitmede güçlük yaşıyor ya da kulağından iltihap geliyorsa vakit kaybetmeden doktora başvurulması gerekiyor.

    5 yaşına kadar birkaç defa orta kulak iltihabı tekrar edebilir

    Orta kulak iltihabı, orta kulakta çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişen enfeksiyonlar nedeniyle oluşur. Tek veya iki kulakta da olabilir. Sıklıkla kış ve sonbahar aylarında görülür. Kulağını çeken, kaşıyan, beslenme zorluğu, işitme kaybı şüphesi, kulakta dolgunluk ve basınç hissi olan küçük çocuklara dikkat edilmelidir. Bu belirtilerden bir veya birkaçı varsa akla orta kulak iltihabı gelmeli ve en kısa sürede doktora gidilmelidir. Çocukların büyük bölümü 5 yaşına kadar bu enfeksiyona birkaç defa yakalanabilir. Çocuklarda görülen işitme kaybının en ciddi sebeplerinden birinin orta kulak iltihabı olduğu unutulmamalıdır.

    Çocuklar erişkinlerden daha kolay orta kulak iltihabına yakalanıyor

    Orta kulak, kulak zarından sonra gelen kısımdır. İçinde sesin iletimini sağlayan çekiç, örs, üzengi kemikleri bulunur. Bu bölümde, geniz boşluğuna açılan bir kanal bulunur. Bu kanala östaki borusu denir. Bu boru, orta kulağa hava geçişini sağlar ve böylece hava basıncı dengelenir. Çocuklarda östaki borusu erişkinlere göre daha yatay ve kısa olduğundan bakterilerin bu yolla orta kulağa geçişi kolaylaşır ve daha sık ortakulak iltihabı geçirirler.

    Doğru tedavi uygulanmazsa işitme kaybı söz konusu

    Orta kulak iltihabının ciddi kulak ağrısı ve işitme kaybına yol açabileceği unutulmamalıdır. İşitme kaybı, özellikle çocuklarda, öğrenme kapasitesinin azalmasına ve konuşmanın gecikmesine neden olabilir. Uygun şekilde ve erken tedavi edilirse, işitme genellikle tamamen düzelir. Orta kulak iltihabının diğer bir tehlikesi, kronikleşmesi ve enfeksiyonun beyin ve iç kulak gibi komşu yapılara yayılma riskinin olmasıdır.

    Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda daha yaygın

    Küçük yaşta olan ve özellikle erkek çocukları orta kulak iltihabından daha çok etkilenmektedir. Ayrıca biberonla beslenme, sigara içilen ortamda sık bulunma, evde viral enfeksiyon varlığı, kardeş, anne ya da babada orta kulak iltihabı öyküsü, yetersiz sağlık koşulları, kış ve sonbahardaki mevsim koşulları, patolojik durumlar (Yetersiz bağışıklık sistemi, yarık damak ve down sendromu), kulak yolunun tahrip edilmesi ve kulak çöpünün yanlış kullanımı da kulak iltihabına zemin hazırlayan başlıca risk faktörleri arasındadır.

    Üst solunum yolu enfeksiyonları orta kulak iltihabını tetikliyor

    Nezle, grip ya da alerji, östaki borusunun şişip kapanmasına neden olur. Bunun sonucunda bakteriler orta kulakta çoğalır ve kulak zarı arkasında mikroorganizmaları içeren bir sıvı birikimi (İltihap) meydana gelir. Kulak zarının arkasında iltihabın birikmesi basınç artışına ve bu da kulak ağrısına yol açar. Bazen kulak zarı delinir ve iltihap (kanlı, sarı-yeşil renkli bir sıvı) kulaktan dışarıya akar.

    6 ayda 3 kez tekrarlarsa işitme daha da kötüleşir

    Orta kulakta enfeksiyon oluşması durumunda her zaman iltihap dışarı akmayabilir. İltihabın dışarı akmadığı durumlarda sıvı orta kulakta kalır. Kulak zarı bu durumda uygun şekilde titreşemeyeceği için hastanın işitmesi azalır. Akut enfeksiyon geçtikten sonra, zar arkasında biriken sıvı, orta kulakta kalabilir. Bu durum enfeksiyon tekrarları ile kendini gösterir. 6 ayda 3 defadan fazla orta kulak iltihabı geçirilmesi hastalığın kronikleştiğini göstermektedir. Kronik orta kulak İltihabı zamanla işitmenin daha da kötüleşmesine yol açabilir.

    Doğru ve etkin tedavi yapılmazsa hastalık kronik bir hal alıyor

    Akut iltihabın tedavisinde ağrı kesici ve bakterileri yok edecek antibiyotiklerle birlikte burun açıcı ilaçlar kullanılır. Bu tedavi 2 hafta sürmektedir. Erken ve etkin tedavinin uygulanması, doktorun verdiği ilaçların tarif edildiği şekilde ve sürede kullanılması, kontrol zamanlarına uyulması son derece önemlidir. Tedavinin belirtilen şekilde ve sürede yapılmazsa, kulak enfeksiyonu kronikleşebilir ve kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir. Biberonla beslenen bebekleri sırt üstü pozisyonda yatırmak yerine anne sütü emerken olduğu gibi yan yatar ya da oturur pozisyonda tutmak daha sağlıklıdır. Yapılan araştırmalara göre oturarak beslenen bebekler, orta kulak iltihabına daha az yakalanmaktadır. Anne sütündeki maddelerin bağışıklık sağladığı ve hastalığa yakalanma riskini azalttığı da unutulmamalıdır.

  • Anne ve babalar; uzamış ve düzelmeyen öksürüğe dikkat!

    Anne ve babalar; uzamış ve düzelmeyen öksürüğe dikkat!
    Çocuğum astım mı?

    Kış geldi, enfeksiyonlar arttı, bir de pek çok çocuk kreşe başladı ve düzelmeyen, anne ve babaların kabusu olan sık tekrarlayan ve düzelmeyen öksürükler tekrar başladı. En sık karşılaşılan senaryolardan birisi şöyle; ‟2-4 yaş arası sağlıklı, daha önce ailesi tarafında özenle bakılan ve enfeksiyonlardan sakınılan bir çocuk kreşe veya anaokuluna başlar. Doğal olarak bir üst solunum yolu enfeksiyonu olur, fakat öksürük düzelmez ve uzar. Bir şekilde biraz düzeldikten sonra aile, tamam her şey rayına giriyor diye düşünürken tekrar ateşi yükselir veya tekrar burnu akmaya başlar ve öksürük tekrar artar. Aile tekrar doktora götürür ilaçlar antibiyotikler derken öksürük yine biraz azalır veya düzelir. Aile yine bir ohh çeker, ama kısa süre sonra olay tekrarlar. Bu durum kış boyu devam eder. Bazı çocukların ise nefes yolu ile astım ilaçları (ventolin) kullanması bile gerekebilir. Çocukların bir kısmında ise antibiyotik kullanımı ile burun akıntısı düzelir ama ilaçlar kesilince tekrarlar ve çocuk çok sık antibiyotik kullanmak zorunda kalır”.
    Yukarıda anlatılan hastalık veya durum nedir?
    Bu çocuk astım olabilir mi?
    Bu geçici bir durum mudur?
    Yoksa çocuk bazı internet sitelerinde yazdığı gibi İstanbul bronşiti midir? Bu da neyse,
    Bu sıkıntıyı çeken ve farklı doktorlar tarafından farklı tanılar konulan, farklı tedaviler verilen ve çoğunlukla da tam olarak düzelmeyen bu durum, aile ve çocuk için kış mevsimini bazen kabusa çevirmeye yetmektedir. Bu nedenle bu konu hakkında doğruların ve önemli noktaların aileler tarafından iyi bilinmesi, çocuklarını doğru yere yönlendirmeleri açısından oldukça önemlidir.
    Okul öncesi yaş grubundaki çocuklar daha büyüklere göre daha sık hasta olmaktadırlar. Çünkü immün sistemleri henüz gelişme aşamasındadır ve bazı mikroplarla henüz ilk defa karşılaşmaktadır. Aileler şunu çok iyi anlamalıdır ki 2 yaşına kadar olan çocuklar yılda 6-8 arasında basit üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilmektedirler ve bu enfeksiyonların %80 den fazlası virüsler aracılığı ile olmakta ve antibiyotik tedavisi gerekmemektedir. Yaş arttıkça enfeksiyon sıklığı biraz daha azalmaktadır. Bu geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları immün sistemin sağlıklı gelişmesi için gereklidir. Fakat ilk 3 yılda virüslerle olan solunum yolu enfeksiyonlarının tekrarlaması astım gelişimi için de en önemli risk faktörlerinden birisidir. Özellikle kreşe veya anaokuluna yeni başlamış çocuklarda enfeksiyon sıklığında artış olduğu çok iyi bilinmektedir. Bu çocuklarda tekrarlayan viral üst solunum yolu enfeksiyonları solunum yolu aşırı duyarlılığını ortaya çıkarmakta olup, bu durum öksürüklerin sık tekrarlamasına, gece öksürüklerine ve bazen de göğüste hırıltıya neden olabilmektedir. Hatta bu çocukların bir kısmında tekrarlayan bronşitler görülmekte olup, bu durum astıma kadar da ilerleyebilmektedir. Yine bu çocuklarda viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının komplikasyonları (sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit veya zatürre gibi) gelişebilmektedir.
    Okul öncesi çocuklarda diğer çocuklardan farklı olarak 6 adet astım çeşidi vardır. Bunların bir kısmı zaman içinde düzelirken, bir kısmı ise gerçek astım olup bulgular ileriki yaşlarda da devam etmektedir. Bu çocukların bir kısmı allerjik olup, bir kısmı ise allerjik değildir. Bu hastaların hepsinde tekrarlayan bronşitler, sık tekrarlayan enfeksiyonlar, sık tekrarlayan veya düzelmeyen öksürük ve hışıltı gibi benzer şikayetler görülmekte olup, bu durumların birbirinden ayrılabilmesi sadece çocuk allerji uzmanları tarafından yapılabilmektedir. Ayrıca astımın bazı tipleri sadece tekrarlayan öksürük atakları ile gidebilmekte, bronşlarda daralma yapmamakta ve bu durum tanının geç konmasına ve yanlış ve gereksiz ilaçların kullanımına neden olabilmektedir.
    Unutmayınız! Tüm dünyada tanı konmuş, tedavisi başlanarak izlem altına alınmış astımlı çocuk sayısından çok daha fazla çocuk tanı konamadan yıllarca gereksiz ve bazen yanlış ilaçlar kullanmak zorunda kalmaktadır. Doğru ayırıcı tanı yapılamaz ve doğru tanı konamazsa, aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımı, hastalığın kronikleşmesi ve komplikasyonların oluşması gibi istenmeyen durumlar gelişebilir.

    Çocuklarda kronik öksürüğün veya sık tekrarlayan öksürüklerin çok sayıda nedeni bulunmaktadır. Pratik hayatta çok sık olarak karşılaşılan ve ne yazık ki tanı ve ayırıcı tanıları tam olarak yapılamayan ve birbirleri ile çok sık karışan bunlar arasında;
    1. Allerjik hastalıklar
    2. Kalıcı veya geçici astım varyantları (çeşitleri)
    3. Öksürükle giden astım
    4. Kreşe veya yuvaya bağlı reaktif hava yolu hastalığı
    5. Evde okula giden bir kardeşinin olması (eve sık enfeksiyon taşınmasına neden olarak)
    6. İyi tedavi edilmemiş sinüzitler, kronik sinüzit, akut tekrarlayan sinüzit
    7. Gastroözefageal reflü hastalığı
    8. Geçici veya hafif immün sistem bozuklukları, sayılabilir.

    Daha nadir olarak, üst ve alt hava yolunun konjenital anormallikleri, bazı genetik akciğer hastalıkları, konjenital kalp hastalıkları ve konjenital immün yetmezlikler neden olabilir.

    Anne ve babalar tarafında çocuklarında aşağıdaki durumların olup olmadığının mutlaka dikkatli bir şekilde gözlemlenmesi gerekmektedir;
    1. Enfeksiyonlar ve öksürük sık tekrarlıyorsa
    2. Öksürük bir türlü tam olarak düzelmiyorsa
    3. Çocuğunuz sık antibiyotik kullanmak zorunda kalıyorsa
    4. Burun akıntısı bir türlü tam olarak düzelmiyorsa
    5. Öksürükler 10 günden uzun sürüyorsa
    6. Hastalık sırasında çocuğunuz gece uykuda öksürüyor veya öksürerek uykudan uyanıyorsa
    7. Hasta olduğunda göğsünde hırıltı veya hışıltı duyuluyorsa
    8. Hareketle veya eforla öksürük artıyorsa
    9. Tozlu ortamlarda nöbet şeklinde öksürükler oluyorsa
    10. Doktor tarafından bronşit veya bronşiyolit tanısı konmuşsa
    11. Annede, babada ve kardeşinde allerji veya astım varsa
    12. Çocuğunuza daha önce kortizonlu ilaç veya nefes yolu ile kullanılan ilaçlar (ventolin) verilmişse
    13. Tekrarlayan öksürükler köpek havlaması şeklindeyse veya çocuğunuz sık larenjit oluyorsa.
    14. Çocuğunuzda ağız kokusu, karın ağrısı, şişkinlik veya geğirme sık oluyorsa
    15. Çocuğunuzun beraberinde atopik (allerjik) egzeması varsa
    16. Çocuğunuz diğer çocuklarda daha fazla terliyorsa

    Çocuğunuzun mutlaka bu konu ile ilgilenen bir çocuk allerji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmeli ve gerekirse allerji testleri ve bağışıklık testleri yapılarak doğru tanının konması, uygun ilaçların verilerek ileride gelişebilecek istenmeyen durumların önlenmesi, gereksiz antibiyotik tedavisinin önlenmesi ve böylece hem çocuk, hem de ailenin hayat kalitesinin artırılması sağlanmalıdır.

    Yine bu çocuklarda doğru tanı konduktan sonra koruyucu bazı ilaçlar verilerek;
    1. Bağışıklık sistemi güçlendirilebilir
    2. Enfeksiyonların sık tekrarlaması engellenebilir
    3. Hava yollarındaki aşırı duyarlılık düzeltilebilir
    4. Enfeksiyonlar sırasında bulguların göğüse inmesi ve böylece bronşit atakları önlenebilir
    5. Tabi ki istenmeyen durumların ve belki de astımın gelişimi önlenebilir.

    Sonuç olarak; uzamış ve sık tekrarlayan öksürükleri olan çocuklarda bu durumun önemsenmesi, çocukların bazılarında bu durum olabilir diyerek geçiştirilmemeli, ve bir çocuk allerji uzmanından yardım alarak çocuğun ve ailenin normal hayat kalitesinin tekrar düzene sokulması sağlanmalıdır.

  • Kışın çocuklarda altıncı hastalık riskine dikkat!

    “Altıncı hastalık”, kış aylarında çocuklarda sık rastlanan rahatsızlıkların başında geliyor. Yüksek ateş ile başlayıp vücutta kızarıklarla devam eden hastalık, çocukları yatağa düşürebiliyor.

    Hastalığa virüs neden olur

    Birkaç gün yüksek ateşle seyredip, ardından deri döküntüsüyle kendini belli eden altıncı hastalık, virüslerin neden olduğu ve genellikle 6 ay-3 yaş arasındaki çocuklarda görülen bir sorundur. Altıncı hastalığın için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur ve etkeni “Herpes virüs tip 6”dır. Altıncı hastalığı geçiren çocuklar, hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık kazanır. Hastalık boyunca yüksek ateş görülmesi aileleri tedirgin ederek gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanımına sebep olabilmektedir.

    Yüksek ateş ve deri döküntüsüne dikkat

    Altıncı hastalığın en önemli belirtisi, döküntüler öncesinde görülen yüksek ateştir. Hastalık sırasında çocuklarda ateş 39 -39.5 dereceye yükselebilir. Bunun yanı sıra çocuklarda eller ve ayaklarda hafif morarma, titreme ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazen de ateşe bağlı kasılmalar ve havale gibi tablolar oluşabilir. Ayrıca baş ağrısı, bulantı, kusma, dalgınlık, şuur kaybı ve sayıklama olabilir. Çocuğun yeterince sıvı almadığı durumlarda cildinde kuruluk, gözlerinde hafif çökme ve halsizlik gözlemlenebilir. Pembe renkli, gövdeden başlayıp kollara yayılan deri döküntüleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Diğer çocukluk çağı hastalıklarında ise döküntüler, genellikle boyun ve yüzden başlamaktadır. Döküntüler görülür görülmez birkaç saatlik kısa bir süre içerisinde hemen solmaya başlar. Hastalığın başlangıcından itibaren 2- 3 gün içinde kaybolan döküntüler, kalıcı izlere de neden olmaz.

    Bulaşma riskine karşı önlem alınmalı

    Hasta çocuğun öksürmesi ya da hapşırması ile ortama yayılan damlacıklar, hastalığın başkalarına da bulaşmasına yol açabilir. Bunların yayılmasına neden olan çocuğun ortamdaki herkes bu risk altındadır. Bulaşmanın solunum yoluyla olması nedeniyle kalabalık ortamlar bebekler için büyük risk taşır. Tüm ateşli hastalığı olan çocuklar diğer sağlıklı bebeklerden izole edilmelidir. Ayrıca hastalıktan korunmak için genel hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Eller iyi yıkanmalı, bebeğin temas ettiği her şey dezenfekte edilmelidir. Özellikle ağzına götürdüğü bütün cisimler mikroplarından arındırılmalıdır. Virüs vücuda girdikten sonra genellikle ortalama 9 gün kadar insanın vücudunda bir üreme dönemi geçirir. Hastalığı bir defa geçiren bir çocuk hayatı boyunca bir daha bu hastalığı geçirmez.

    Mutlaka doktora başvurun

    Altıncı hastalık, teşhisi zor konulan bir hastalıktır. Ateşi düşen çocuğun tekrar ateşlenmesi, çocuğun ateşi düşmeden döküntülerin başlaması, dalgınlık, hayal görme ve sayıklama olması, ciddi baş ağrısı, ensesini kasma, fazla hareket ettirememe, tekrarlayan kusmalar, nefes alma güçlüğü, göğüs ağrısı ve şiddetli öksürük gibi durumlar gözleniyorsa mutlaka çocuk doktoruna başvurulmalıdır. Altıncı hastalığın en önemli belirtilerinden olan yüksek ateş ebeveynler için çok tedirgin edici bir durumdur ve ailelerin panik olmasına neden olabilir. Bu yüzden ateşin nereden kaynaklandığı bulununcaya ya da altıncı hastalık geçirdiği kesinleşinceye kadar hastanın bir çocuk uzmanının takibinde kalması daha uygun olacaktır.

    Hastalığın kendine özel bir tedavisi yoktur

    Hastalığa özel bir tedavi bulunmamakla birlikte hastanın ateşinin düşürülmesi için müdahalede bulunulabilir. Hastalık süresince çocuk bol sıvı tüketmeli, özel olarak bakımları ve yakın takibi yapılmalıdır. Altıncı hastalıkta da beslenme çok önemlidir. Çocuklar hasta olduklarında iştahları kesilir ve yeme içmeyi reddetme eğilimi içerisine girer. Aileler bu durumlarda çok büyük sabır göstermelidir. Sürekli ateş ölçümleri yapılıp çocukla yakından ilgilenilmeli, bol su ve sıvı tüketmesi sağlanmalıdır. Taze meyve suyu kokteylleri ve ev yapımı çorbalar hazırlanarak çocukların içmesi sağlanmalıdır.

  • Çocuk sporcularda kalp sağlığı

    Her yıl milyonlarca çocuk ve genç yarışmalı sporlara katılım için hekim raporu alıyor. Aynı zamanda spor yaparken aniden kaybedilen insanların haberleri de hiç de az değil. Sağlık yönünden diğer insanlara göre daha iyi olduğu dahi düşünülen profesyonel ya da amatör dalda spor yapan insanların bu tür sağlık sorunları yaşaması olayın ani ve beklenmedik olması nedeni ile hem aile hem de toplum için yıkıcı etkilere yol açıyor. Spor öncesinde kalp sağlığı yönünden çocuklar nasıl bir incelemeden geçirilmeliler Ne zaman spor yapmak kalp yönünden güvenlidir? Bu aslında çok kolayca verilecek bir yanıt değil…

    SPOR ÖNCESİNDE HANGİ İNCELEMELERDEN GEÇMELİ

    KAN BASINCI ÖLÇÜLMESİ

    Bu çok basit ve zahmetsiz yöntem çocuğunuzda gizli kalmış bir kalp hastalığını ortaya çıkarmakta çok etkil olacaktır.

    EKG:

    Spor öncesi yapılan EKG taramasının en sık ani ölüm nedeni olan hipertrofik kardiyomiyopati ve aritmojenik sağ ventikül kardiyomiyopatisinin yaklayarak oranı %89 azalttığı gösterilmiştir.

    EKOKARDİYOGRAFİ:

    Çocukta var olan ve bulgu vermemiş olan bir çok yapısal kalp hastalığı ve kalp kası hastalıklarının tanısı bu şekilde konabilir.

    EFOR TESTİ:

    Çocuğunuzun kalbinin yapacağı spora vereceği yanıtı, ritm, kalp performansı ve kan basıncı yönünden test eder. Mutlaka Çocuk Kardiyoloğunun gerekli gördüğü hallerde ve doktor gözetiminde yapılmalıdır.

    HOLTER EKG:

    Yirmdört saat ya da daha uzun süre kalp EKG nizin kayıta alınarak incelendiği bu yöntemle kısa süreli olan kalp ritim problemleri yaklanabilir. Ancak Çocuk kardiyoloğunun gerekli gördüğü çocuklarda uygulanmalıdır.

    HANGİ BULGULAR ÇOCUĞUNUZDA SPORA ENGEL KALP HASTALIĞI OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜRÜR?

    Çocuğunuz;

    Egzersizle göğüs ağrısı tarifliyorsa,

    Spor ile nefes darlığı ve aşırı yorgunluk hali oluyorsa,

    Bayıldı ya da bayılmaya yakın bir hissiyat yaşadı ise,

    Ailenizde;

    50 yaşından önce beklenmedik bir ölüm yaşandı ise,

    Kardiyomiyopati (kalp kası hastalığı),

    Kalıtsal ritim problemi hastası,

    Romatizmal hastalığı olan varsa,

    Çocuk Doktorunuz Muayenede,

    Kalp üfürümü duydu ise,

    Marfanoid bir görünüm saptadı ise,

    Hipertansiyon (yüksek kan basıncı) saptadı ise,

    Femoral nabızlarını yeterince hissedemedi ise,

    MUTLAKA SPOR ÖNCESİ BİR ÇOCUK KARDİYOLOĞUNA GÖRÜNMELİSİNİZ.