Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Gelişimsel pediatri

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama), duygusal, hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır. Gelişim devamlı ilerleyen ve çok yönlü bir süreçtir ve tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler. Dolayısıyla özellikle bu en kıymetli zamanda çocukların gelişimin tüm alanlarında izlenmesi ve ortaya çıkan sorunların en erken zamanda tespit edilip destek verilmesi çok önemlidir.

    Gelişimsel pediatri; gelişimin izlenmesi, gelişimsel sorunların değerlendirilmesi, tanı konulması, erken destek ve tedavi hizmetlerinin sağlanmasının yürütüldüğü bir bilim dalıdır.

    Gelişimsel Pediatri Hizmet Alanları

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) tüm çocukların normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmesi ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmesi

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk ve ailelerin değerlendirilmesi, erken tanılanması, erken destek ve tedavilerinin sağlanması

    Gelişimsel Pediatriye Kimler Başvurabilir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) nedeniyle gelişimsel açıdan risk altında olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

    Gelişimsel pediatriye danışabilirler.

  • Gelişimsel izlem

    Gelişim bir bireyin doğumundan ölümüne kadar ki süreçte hayatta kalabilmesi ve toplumda uyumlu şekilde yaşayabilmesi için bilişsel (öğrenme, algılama, problem çözme), duygusal (bağlanma, başetme, uyum sağlama), hareket (ince ve kaba, dil (anlama ve ifade etme) ve sosyal-iletişim (akranları ve çevresi ile iletişim kurma) alanlarda gerekli becerileri kazanmasıdır.

    Gelişim süreci devamlı ilerleyen bir süreçtir ve sosyal bir çevre içinde oluşur. Tüm gelişim alanları birbiri ile etkileşim halindedir. Gelişimin en hızlı olduğu dönem bebeğin ilk 3 yılıdır. Bu dönemdeki gelişim hayatın ileri dönemleri için de temel oluşturur ve tüm yaşamı etkiler.

    GELİŞİM ALANLARI NELERDİR?

    BİLİŞSEL GELİŞİM: Çocuğun gerçeğe uyum sağlama, yaşına uygun şekilde öğrenme ve sorun çözme becerilerini kapsar. Dikkat, algılama, bellek, soyutlama ve genelleme gibi kavramları içerir.

    HAREKET GELİŞİMİ: İnce harekete ve kaba hareket olarak iki başlıkta incelenir. Kaba hareket becerileri 0-3 yaş aralığında sırasıyla; baş kontrolü, destekli-desteksiz oturma, dönem, tutunup ayağa kalkma, sıralama, yürüme, koşma ve zıplama şeklindedir. İnce hareket becerileri ise aynı yaş aralığında sırasıyla; nesneye uzanma-kavram- elden ele geçirme, baş ve işaret parmaklarını kullanarak küçük objeleri tutma, kule yapma, kalem tutma ve kalem ile düzgün şekilde çizme şeklindedir.

    DİL GELİŞİMİ: Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir. Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir. Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi hızlı ilerleyen bir süreçtir. Anlamsız seslerle başlayan bu dönem mırıldanma ve hece tekrarları ile devam eder, 12 ay civarında ilk anlamlı sözcük, 18-24 ay civarında iki sözcüklü cümleciklere geçiş ve 3 yaş civarı 3-4 sözcüklü cümlelerle devam eder.

    SOSYAL-İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞİMİ: İletişim bilginin, duygu ve düşüncelerin transferini ifade eder. Bu transferi; ses tonunu, yüz ifadesini, jest ve mimiklerini ve vücut dilini kullanarak yapar. Sürekli gelişen çocuk, doğumdan başlayarak çevresi ile ilişki ve iletişim halinde yaşayan sosyal bir bireydir. İlişki kurma ve iletişim becerilerinin sağlıklı kazanılması çocuğun gelişiminin diğer alanlarının da sağlıklı ilerlemesi için gereklidir.

    GELİŞİMSEL İZLEM

    Çocuğun gelişimsel izlemi; onun bilişsel, hareket, dil, duygusal ve sosyal alanlarda gelişimini değerlendirmek, gelişimini en uygun şekilde destekleyecek güç kaynaklarını ve öğrenmesini sağlayan ortamları belirlemek ve çocuğun gelişiminin tüm alanlarında sağlıklı ilerlemesini sağlamaktır. Gelişimsel izlem ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesi ve erken destek verilmesine imkân sağlar.

    Gelişimsel izlem; doğumdan sonra belli aralıklarla (1-2.ayda, 4-6.ayda, 9-12.ayda, 18.ayda, 24.ayda ve yılda bir kez) konunu uzmanı bir hekim tarafından, aile ile gerçek ortaklık kuran aile merkezli bir yaklaşımla, ve kanıta dayalı bir araç kullanarak yapılmalıdır. İzlemde çocuklar normal gelişim dönemleri açısından değerlendirilerek ailelere danışmanlık verilmeli, gelişimi etkileyebilecek biyolojik ve psikososyal riskler araştırılmalı ve gelişimlerini destekleyecek doğru yaklaşımlar konusunda bilgilendirilmelidir. Bunun yanı sıra gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun belirlenen çocuklar erken tanılanarak, tedavileri ve erken destek hizmetlerine ulaşımları sağlanmalıdır.

    Gelişimsel izlem kimlere yapılmalıdır?

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan tüm çocuklar

    Bebeklik ve erken çocukluk döneminde (0-42 ay) olan gelişimsel açıdan risk altında olan ya da gelişim alanlarının bir ya da birkaçında sorun yaşayan çocuk

    Gelişimsel açıdan risk altındaki bebek ve çocuklar kimlerdir?

    Normal doğum haftasından önce ya da normal doğum ağırlığının altında doğmuş olan bebek ve çocuklar;

    Çoğul gebelikten doğan bebek ve çocuklar;

    Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatmış (doğumda oksijensiz kalmış, solunum destek cihazına bağlanmış, yenidoğan enfeksiyonu geçirmiş) olan bebek ve çocuklar;

    Genetik tanıları (Down Sendromu vs) olan bebek ve çocuklar;

    Gelişim dönemlerine ait sorunları (uyku sorunu, yeme sorunu vs) olan çocuklar;

    Gelişim alanlarının birinde ya da bir kaçında (öğrenmesi, algılaması, konuşulanı anlaması, isteklerini ifade etmesi, konuşması, hareket becerileri vs) kaygı oluşturan çocuklar;

    İlişki-iletişim kurma sorunu (otizm vs) ya da davranış sorunu (öfke nöbetleri, inatçılık vs) olduğu düşünülen çocuklar;

    Ailesi tarafından gelişiminin daha iyi ve etkin desteklemek isteyen aileler

  • Çocuklarda dil ve konuşma gelişimi

    Dil, kuralları olan, duyguların ve düşüncelerin paylaşıldığı ve iletişim kurmayı sağlayan bir anlaşma sistemidir. Alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılır. Alıcı dil; dili anlayabilme yeteneğidir. İfade edici dil; dili üretme ve kullanabilme yeteneğidir.

    Konuşma, dilin solunum sistemi, larenks, farenks, ağız ve burun yapılarının ve kaslarının bir arada kullanımı ile ses, hece, sözcük ve cümlelere dönüşmesidir.

    Sağlıklı Konuşma ve Dil Gelişimi İçin gerekli olanlar:

    İşitmenin sağlam olması

    Uygun santral organizasyon ve nöronal yapının bulunması

    İşittiğini anlamlandırması

    Konuşmayı-iletişim kurmayı istemesi

    Periferik organların senkronize çalışması (larinks, vokal kord, dudak, damak, dil)

    Sözcük üretebilmesi

    Konuşmayı yapılandırması

    Erken çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişimi

    9-12 ay: hece tekrarı başlar

    12-18 ay: ilk kelimeler başlar, kelime dağarcığı giderek artar (5-10 sözcük)

    24-30 ay: iki- üç kelimeli cümleler kurabilir, 400 kelime konuşabilir.

    30-36 ay: üç – beş kelimeli cümleler kurabilir, konuşmalarının %80-90’ı anlaşılır.

    36-48 ay: konuşmalarının tama yakını anlaşılır.

    KONUŞMA GECİKMESİ

    Dil gelişiminin, yaşına göre gecikmiş olmasıdır. Konuşmanın akıcılığı, içeriği, kelime dağarcığında önemli derecede yetersizlik vardır. Konuşma gecikmesi çocuklarda en sık görülen gelişimsel zorluklardan biridir.

    Konuşma gecikmesinin nedenleri?

    Çevresel etmenler = Uyaran eksikliği, ihmal / istismar, çift dillilik

    Sosyal etmenler = Yoksulluk , Ailenin eğitim düzeyi ¯, Annede depresyon

    Organik etmenler = İşitme kaybı, otizm spektrum bozukluğu, bilişsel alanda gecikme (en sık), nörolojik durumlar, prematürite, düşük doğum ağırlığı

    Genetik etmenler = Aile öyküsü, erkek cinsiyet

    Gelişimsel (maturasyonel) dil gecikmesi = Konuşma ve dil gelişimini sağlayan merkezi sinir sisteminin olgunlaşmasında yaşıtlarına göre gecikme vardır.

  • Bebeğimi nasıl besleyeceğim?

    ~Allah’ın bir kadına verdiği en güzel hediye çocuklarımız. Onları ilk kucağımıza aldığımızdan hatta karnımızda ilk hissettiğimiz andan itibaren annelik duygularını yaşamaya başlarız. O, minik elleriyle bize uzandığında, yumuk gözleriyle yüzümüze baktığında bizim için her şey bitmiş, tüm dünyamız o olmuştur. Elbette hiç birimiz bir bebek nasıl büyütülür bilerek doğmadık. İşte bunun endişesi kısa sürede sarar içimizi ve acaba ona nasıl bakacağım ve onu nasıl besleyeceğim gibi sorularla kendimizi baş başa buluveriririz.

    Unutmamamız gereken en önemli şey şudur ki, bebek kendi besini ile doğar. O dünyaya geldiği andan itibaren anne sütü denilen o değerli besine sahip oluveriririz. Gerçekten ne zengin bir besindir anne sütü. Bebeğe gerekli her şeyi içerir ve ilk 6 ay hem bizim hem de onun hayatını kurtarır. Her an yanımızda olan, acaba mikrop kapar mı bebeğim diye düşünmeden verebileceğimiz tek gıdadır. Bunun önemini her anne olan bilmeli ve bebeğini hemen emzirmeye başlamalıdır. Süt, bebek emdikçe daha da artacaktır. Anneye düşen şey stresten uzak olmak, sağlıklı beslenmek ve bol su tüketerek bebeğini beslemektir. Bu sırada anne ile bebek arasında da hayat boyu yerini hiçbir şeyin alamayacağı bir bağ da kurulmuş olacaktır.

    Bebeğin ilk ayında, sık emzirmek önemlidir. Bebeğin su kaybını engelleyecek ve ona iyi bir besin olacaktır. Bir ayın sonunda tamamen olgunlaşmış sağlıklı bir süte kavuşulacaktır. Bu dönemde yapılan en büyük hata, bebeğin doymadığını düşünmek ve hemen bir mama arayışına girmektir. Tıbbi gereksinim olmadıkça böyle bir şeye gerek olmadığını bilmek gerekir. Bu gereksinime elbette doktorunuz karar verecektir.
    İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslemek yeterlidir.
    Altıncı aydan itibaren artık bebeğin yeni tatları tatması gereklidir. Ancak yine unutmamak gerekir ki, bebeğimiz için hala anne sütü temel besin olmaya devam edecektir.

    Ek gıdaya başlarken temelde bilinmesi gereken iki şey vardır. Birincisi, 1 yaşına kadar inek sütü, bal ve yumurta beyazının yasak olduğu; ikincisi de her gıdayı tek tek ve en az 3 gün içinde başlamak gerekliliğidir. Yani, bebeğimize yeni bir besini başka bir besinle karıştırmadan ve azar azar başlayıp, 3-4 gün içinde normal porsiyonuna ulaştırmaya çalışmalıyız. Bebek 9-10. aya gelene kadar önemini koruyan kuralı bebeğiniz 9-10 aylıkken uygulamayı bırakabilirsiniz. Eğer ailenizde alerjik yapılı bireyler varsa, bu kuralı
    tedbir olması açısından bebeğiniz 12 aylık olana kadar uygulayabilirsiniz. Oluşabilecek her türlü olağan dışı durumda doktorunuza danışmanız gereklidir.

    Ek gıdalara geçiş sürecinde ve devamında onu yiyip yemeyeceğine veya ne kadar yiyeceğine bebek karar verir. Unutmayın, bebeğinizi yemeye zorlamak iyi bir fikir değildir ve ileride yeme problemlerine yol açabilir.
    Bebekler beslenirken, rahat edeceği bir ortam hazırlanmalı, kendini güvende hissetmeli ve dik pozisyonda olmalıdır. Yatarak bebeği beslemek boğulma riski taşır.

    Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır. Mevsiminde yetişen sebze ve meyveleri içermelidir.
    Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmamak gerekir.
    Zamanla bebeğinizin sizin gözetiminizde olmak kaydıyla kendi kendine yemesine izin vermek önemlidir, bu onun özgüvenini artırır.
    Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde ek besinlere eskisi gibi hevesli olmaması da normaldir.
    Anne sütü ilk 6 ay bebeğin su ihtiyacını karşılar; ancak aşırı kusma, ishal, ateş gibi olağan dışı durumlarda su vermek
    gerekir. Katı besinlere başlandığında, ek suya da başlanır. Dört-altı aydan büyük bebeklere, aldıkları besinle birlikte günde 4–6 kez su verilmelidir. Suyu beslenme sonrası vermek daha uygun olacaktır, aç karna verilen su bebekte doygunluk yapabilir.

    Peki bebeğimize ilk başlayacağımız gıdalar neler olmalıdır?

    Bebeğimizi ilk besinlerle tanıştırırken, yumuşak dokulu, kaygan, kolayca püre olabilen, sindirimi kolay ve alerji riski en düşük yiyecekleri tercih etmemiz gerekir. Bebeğinizin katı gıda ile ilgili ilk tecrübeleri tahılla, püre haline getirilmiş meyve veya sebze ile olmalıdır. Bu aşamada verebileceğimiz meyveler; mevsimine göre değişen elma, avokado, kayısı, muz, mango, nektarin, şeftali, armut, mor erik olabilir. Yine bu dönemde balkabağı, havuç, kabak, patates, yer elması, semizotu, ıspanak gibi sebzeleri kullanabiliriz. Tahıl ürünlerinden irmik, arpa, yulaf, pirinç bebekler için uygundur. Ek gıdaya geçişte ilk aylardan sonra 7. ayın sonundan itibaren bebeğinizi etlerle tanıştırabilirsiniz. Özellikle demirden zengin olan kırmızı et (dana, koyun veya kuzu eti) ilk tecihiniz olabilir. Etler sebze çorbalarının içine blendırdan geçirerek eklenebilir.
    Bu besinlere alışan bebeğimize, ikinci aşamada daha kalın ve dokulu, daha lifli, bir miktar daha asidik ve protein bakımından daha zengin yiyecekler tattırabiliriz. Mercimek, yabanmersini ve yumurta sarısı bunlardan bazılarıdır. Bu yiyecekler için 7-8 aylıktan 1 yaşına kadar olan bebekler hedeflenmektedir. Yine bu yiyecekler de alerji riski düşük besinlerden seçilmelidir. Burada kullanabileceğimiz meyveler avokado, mango, muz, hurma, erik olabilir. Bezelye, kereviz, yeşil fasulye, enginar, karnabahar da bu basamakta verilebilen sebzelerdir. Kırmızı ete ilaveten güvenilir yerlerden alınan tavuk, hindi, balık da bebeğinize vermeye başlayabilirsiniz. İkinci aşama tahıllar ve baklagilller; beyaz un, tam buğday unu, mısır unu, bulgur, nohut, mercimek, kinoa olabilir.

    Vereceğiniz meyveler tatlı olmalıdır. C vitamininin kaybını önlemek için cam rende ile rendelenerek verilmelidir. Portakal, limon, greyfurt, mandalina gibi meyveler asidik olma özellikleri nedeniyle bebekte bazen rahatsızlık yapabilmektedir. Tercihen 3. Seçenek olarak verilmelidir.
    Bebeğinize evde kendinizin yapacağı yoğurt da verebilirsiniz.
    Sebzeler genellikle çorba şeklinde hazırlanarak bebeğe sunulmalıdır. Verilebilecek sebzeleri kaynattıktan sonra ezerek veya çok fazla olmamak kaydıyla blendırdan geçirerek hazırlayabirsiniz. İçine bir yemek kaşığı zeytinyağı katılabilir. Salça kullanılmamalıdır. Bundan başka, mercimek çorbası, yoğurt çorbası, tarhana çorbası da bebeğinizin sevebileceği gıdalardır.
    Kahvaltı öğününde yumurta sarısı (tam pişmiş olarak), az yağlı ve az tuzlu beyaz peynir, iyice dövülmüş ceviz, keçiboynuzu pekmezi kullanabilirsiniz.

    Verilen besinlerin bebeğimize dokunduğunu nasıl anlayacağız?

    Bebeğinizde kusma, karın ağrısını düşündürecek huzursuzluk, ciltte kırmızı döküntüler, ishal, hırıltılı solunum gibi bulgular fark ettiğinizde hemen
    doktorunuza danışınız.

    Besin alerjisinde riskli gıdalar; inek sütü, yumurta(daha çok beyazı), balık ve kabuklu deniz ürünleri, kabuklu ve yağlı kuruyemişler (fındık, fıstık), çilek, kivi ananas, domates gibi meyve ve sebzeler, baharatlar ve çeşni vericiler (Zencefil, kereviz tohumu, tarçın, karanfil, kişniş, hindistancevizi, hardal, karabiber,kırmızıbiber, haşhaş tohumu, ada çayı ve vanilya) olarak sayılabilir.

    Bebeğimizin doyduğunu nasıl anlayabiliriz?

    Bebeğiniz mama sandalyesinde geriye doğru eğiliyorsa, kaşığı uzattığınızda ısrarla kafasını çeviriyorsa ve ağzını açmıyorsa, yemeğiyle oynamaya başladıysa doymuş olabilir. Önündekini bitirmesi için ısrarcı olmamak gerekir.

    Aylara göre düzenlenmiş örnek beslenme listeleri

    6-8 ay beslenme tablosu

    1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları

    5-6 öğün anne sütü

    3-9 çorba kaşığı tam tahıllı muhallebi

    (1-3 öğüne bölebilir yavaş yavaş tek bir öğünde toplayabilirsiniz.)

    1/2 su bardağı meyve püresi

    3-5 çorba kaşığı sebze püresi

    8-10 ay beslenme tablosu

    1 günde alınması önerilen besinler ve miktarları

    3-5 öğün anne sütü

    1 porsiyon süt ürünü (1 porsiyon: ¼ – ½ bardak yoğurt /1 kibrit kutusu peynir)

    1 porsiyon tam tahıllı muhallebi (1 porsiyon: 6-9 çorba kaşığı )

    1 porsiyon meyve (1 porsiyon: 1 pişmiş kuru kayısı/yarım bardak taze meyve püresi)

    1-2 porsiyon sebze (1 porsiyon: 1-2 çorba kaşığı)

    1 porsiyon protein (1 porsiyon: 1 yumurta sarısı/1 orta boy köfte ya da balık/tavuk/2 çorba kaşığı yeşil mercimek ya da
    kuru fasulye) Unutmayalım, anne olmak güzeldir.

  • Çocuklarda lenf bezi büyüklükleri

    Lenf bezi boyutunun ve/ veya yapısının bozulduğu bütün lenf bezi hastalıklarına lenfadenopati adı verilir. Çocukluk çağında ebeveynlerin hekime sık başvuru nedenlerinden biridir ve her yaşta görülebilir. Lenf bezleri, vücuttaki lenfatik damarlar boyunca yerleşmiş kapsüllü yapılardır. Koltuk altında, kasıklarda, boyundaki büyük damarlar boyunca, göğüs boşluğunda ve karın boşluğunda çok sayıda lenf bezleri vardır. Özellikle boyunda yerleşen lenf bezlerinin büyümesi çocukların yaklaşık yarısında görülür ve çoğu zaman kendini sınırlayan, iyi huylu, enfeksiyöz bir nedene bağlı olarak gelişir.

    Lenf bezleri doğumda var olarak bebekler dünyaya gelir, ancak ele gelebilmeleri için bir uyarana maruz kalmaları gerekir. Doğumdan sonra çevresel uyaranlarla karşılaşma devam ettikçe lenfoid doku kitlesinde artış görülür. Bu artış 8-12 yaşlar arasında en üst noktaya ulaşır ve puberte döneminde ise atrofiyle devam eder. Çocuklarda yeni uyaranlara karşı verilen doku cevabı yetişkinlere göre daha fazladır; bu nedenle de lenfadenopati hemen her çocukta görülür. Çocukluk dönemi, enfeksiyonlara en çok maruz kalınan dönem olması nedeniyle de bir enfeksiyonun ardından diğeri gelir ve lenf bezleri küçülmeye olanak kalmadan yeniden büyür. Bu durum aileler için oldukça endişe verici bir hal alır.
    Çocuklarda pek çok nedene bağlı olarak lenf bezleri büyüyebilir. En sık neden enfeksiyona sekonder gelişen reaktif hiperplazilerdir.

    ~Lenf nodu büyümelerinde ne zaman korkalım?

    Lenf nodunda 4 hafta içinde küçülme olmazsa ya da büyümeye devam ederse, enfeksiyon bulguları olmadığı halde lenf nodu 2.5 cm’ den büyükse, 2 haftalık antibiyotik tedavisine cevap vermediyse, supraklaviküler yerleşimliyse ve doktorun saptadığı başka hastalığı düşündürür muayene ve laboratuar bulguları varsa lenf nodu biyopsisi gereklidir.

    ~Biyopsi nasıl yapılmalıdır?

    Biyopsi, çocuk uzmanlığının olduğu bir merkezde yapılmalı ve patolog bunun bir lenf nodu biyopsisi olduğunu bilmelidir. Bu örnekten uygun kültür, boyama ve sürüntü işlemleri yapılmalıdır. Açık biyopsi genelde en iyi tanısal testtir çünkü dokunun gözle görülmesi anormal hücreler ve anormal lenf nodu hakkında fikir edinmemizi sağlar. Yanlış lenf nodunun alınması, yanlış negatif sonuç elde edilmesine neden olur. Açık biyopsi, ayaktan hastalara lokal anestezi ile uygulanır. Ancak çocuk hastalarda lokal anestezi ile işlem zor olacağından genellijkle hafif bir genel anestezi gerekmektedir. Lenf nodu grubu arasından en atipik olan;palpe edilen en büyük ve en sert lenf nodu seçilir ve lenf nodu kapsülüyle beraber çıkarılır. İnce iğne aspirasyon biyopsisi yanlış negatiflik konusunda yüksek riske sahiptir ve genellikle lenfomanın tanısında yetersiz kalır; çünkü doku küçüktür, detayları siliktir ve Hodgkin lenfoma’ da olduğu gibi nadiren normal lenfositlerin ardındaki malign hücreler tespit edilir.

    Çocuklardaki lenf nodu büyüklükleri mutlaka önemsenmeli ancak altından her zaman kötü bir hastalığın çıkmadığı da bilinerek kabus haline getirilmemelidir. Yapılacak en iyi yaklaşımın deneyimli bir doktora götürmek olduğu unutulmamalıdır.

    1. Rajasekaran K, Krakovitz P. Enlarged neck lymph nodes in children. Pediatr Clin North Am [Internet]. Elsevier Inc; 2013;60(4):923–36. Available from: http://dx.doi.org/10.1016/j.pcl.2013.04.005

    2. Tower RL, Camitta BM. Lymphadenopathy [Internet]. Nineteenth. Nelson Textbook of Pediatrics. Elsevier Inc.; 2011. 1724-1724.e6 p. Available from: http://www.crossref.org/deleted_DOI.html

    3. Friedman ER, John SD. Imaging of Pediatric Neck Masses. Radiol Clin NA [Internet]. Elsevier Inc; 2011;49(4):617–32. Available from: http://dx.doi.org/10.1016/j.rcl.2011.05.005

  • Menenjit

    Menenjit, beyni saran zarların iltihaplanmasıyla oluşan, hemen tedavi edilmezse işitme kaybı, beyin hasarı ve ölümle sonuçlanabilen ciddi bir bakteriyel enfeksiyondur. Hastalığa yakalananların %95’i 5 yaş altındaki çocuklardır. Kalabalık ortamlarda bulunan çocuk ve erişkinler daha fazla risk taşırlar. Bazı virüs türleri de daha hafif bir menenjit tablosuna yol açabilirler. Ancak, bakteriyel menenjit tıbbi bir acildir.

    Belirtiler Nelerdir?

    Ateş, şiddetli başağrısı,halsizlik, iştahsızlık, ensede ağrı veya ense sertliği, bilinç bulanıklığı, uyku hali, kusma, parlak ışığa bakamama, ciltte basmakla solmayan lekeler, havale geçirme menenjitin belirtileri olabilir. Menenjit, birkaç gün süren bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya barsak enfeksiyonu gibi de başlayabilir. Devamında çocuğun tablosu ağırlaşır, diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlar.

    Bebeklerde belirtiler daha zor anlaşılabilir. Yüksek veya düşük vücut ısısı, huzursuzluk, kucağa alınınca geçmeyen ısrarlı ağlamalar, uyku hali, beslenmede isteksizlik, kafadaki bıngıldağın normalden bombe olduğu farkedilebilir.

    Nasıl Bulaşır?

    Mikrop, solunum yoluyla veya ellerle vücuda alınır.

    Tanı ve Tedavi Nasıl Yapılır?

    Bakteriyel menenjit, tıbbi bir acildir. Çocuğun durumundan şüphelenirseniz, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Doktor, çocuğu muayene edecek, kesin tanı için beyin omurilik sıvısından örnek alacaktır ( Bu işlemin sanılanın aksine çocuğa herhangi bir zararı yoktur, işlemin yapıldığı bölgede sinir dokusu bulunmamaktadır ). Bakteriyel etken söz konusuysa, hemen antibiyotik tedavisine başlanacak, çocuk büyük olasılıkla hastanede izleme alınacaktır. Bazen, hastayla temastaki kişilere de koruyucu ilaç verilebilir. Eğer viral bir menenjit söz konusuysa, antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. Ağrı kesici, ateş düşürücü, sıvı tedavisi gibi rahatlatıcı yöntemlerle hasta takip edilecektir.

    Menenjiti Önlemek Mümkün mü?

    Hijyen kurallarına uymak, sık sık elleri yıkamak tehlikeli mikropların vücudumuza ulaşmasına engel olacaktır. Bu konuda, çocuklarımıza örnek olmalı, küçük yaşta iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız.

    Özellikle çocuklarda önemli menenjit etkenleri olan H.influenza ve Pnömokok adlı bakterilerden aşıyla korunmak mümkündür.

    Anne sütü almanın, pekçok başka faydaları yanında, bebekleri menenjitten de koruduğu gösterilmiştir.

  • Demir eksikliği anemisi nedir?

    Çocuklarda kansızlık ( anemi ) nedenleri arasında, demir eksikliği başta gelir. Kanda oksijen taşıyıcı hemoglobinin yapımı için gerekli olan demir gıdalarla yeterince alınmamazsa, vücut tarafından emilemezse, kan kaybı olursa veya demir ihtiyacı artmışsa ‘ Demir Eksikliği Anemisi ‘ gelişir. Özellikle bebekler ve ergenlik dönemindeki kızlarda risk daha yüksektir.

    Demir Eksikliğinin Nedeni Nedir?

    Bebeklerde en sık neden anne sütünün yeterince verilmemesi, inek sütüne erken başlanması, ek gıdaya geçiş döneminde de bebeğin demirden zengin gıdaları ( kırmızı et, yumurta sarısı, tavuk, balık, kuru baklagiller, pekmez gibi ) yeterince alamamasıdır. Anne sütünün içerdiği demir vücut tarafından iyi emilmektedir. İlk 6 ay sadece anne sütü alan bebekler, 6 aydan sonra uygun ek gıdaların başlanması ve inek sütünün 1 yaşa kadar verilmemesiyle demir eksikliğinden korunacaklardır. Ayrıca, bitkisel gıdalardaki demirin çok iyi emilmediğinin, C vitaminin demir emilimini olumlu, çayın olumsuz etkilediğinin de göz önünde tutulması gereklidir. Bu nedenle, kahvaltıda yumurtanın yanında portakal suyu veya domates iyi bir seçim olacaktır. Toplumumuzda çoğumuzun tiryakisi olduğumuz çayın ise, bebek ve çocuklara içirilmemesi gerekmektedir.

    Belirtiler Nelerdir?
    Soluk renkte cilt
    Halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık
    Büyümede yavaşlama
    Gelişim basamaklarında geri kalma
    Çabuk yorulma
    Toprak, kağıt yeme
    Davranış bozuklukları
    Sık enfeksiyon geçirme
    Katılma nöbetleri
    Dikkatini toplayamama
    Öğrenme güçlüğü, okulda başarısızlık görülebilir.
    Nasıl Anlaşılır?
    Bebeğin anneden aldığı demir depolarının azalmaya başladığı 6-9 ay arası dönemde yapılacak bir kan testi ile tanı konur, uygun tedavi başlanır. Eğer, düşüklük görülmezse bebek koruyucu demir tedavisine alınır.

    Nasıl Önlenir?
    Anne gebelik süresince demirden zengin beslenmeli, doktorun önereceği demir takviyesini kullanmalı

    Bebek ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeli

    Mamayla besleniyorsa, verilen mamanın demir içeren bir mama olması sağlanmalı

    İnek sütü 1 yaş dolmadan başlanmamalı

    1 yaştan sonra da, günlük inek sütü tüketimi yarım litreyi aşmamalı (İnek sütünün fazlası hem tokluk hissi yaratarak demirden zengin gıdaların alınmasına engel olur, hem de barsaktan gizli kanamalara yol açarak demir eksikliğine yol açar )

  • Anne sütü mucizesi ve yararları

    Annenin yenidoğan bebeği için yapabileceği en önemli şey, onu emzirmektir. Anne sütü, bebeğin hem besini, hem de ilk aşısıdır, annesiyle arasında doğduktan sonra kurulan ilk köprüdür.

    Yenidoğan Bebek Ne Zaman Emzirilmelidir?

    Her bebek doğar doğmaz mümkün olan en kısa zamanda, tercihen ilk yarım saat içinde, annenin memesine verilmelidir. Doğum sonrası beklemeye gerek yoktur. Anne bebek arasında emzirme ne kadar erken başlarsa, o kadar kolay sürecektir. Gelen ilk süt ( kolostrum) bebeği enfeksiyonlardan koruyacak, bağışıklık sistemine destek olacak çok değerli maddeler içermektedir. Bazen yanlış uygulamalarla, kolostrum bebeğe verilmemekte, süt gelmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya mama verilmekte, karnı doyan bebek meme emmeye ilgi göstermemektedir.

    Anne Sütü Gelmezse Ne Yapılır?
    Özellikle sezaryen ile doğum yapan annelerde, süt hemen gelmeyebilir. Ancak eğer bebek çok düşük kilolu, erken doğan bir bebek değilse vücudundaki enerji depoları, ona anne sütü gelene kadar (birkaç gün) yetecektir. Bu sırada kolostrumu alması hem bağışıklık sistemini destekleyecek, hem de bebeğin emme uyarısıyla sütün gelişi kolaylaşacaktır.

    Anne Sütünün Bebeğe Yeterli Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Anne sütü gelip te emzirme başladıktan sonra, anne bebek için yeterli olup olmadığından endişe edebilir. Bebeğin ağlaması, çevrenin yanlış yönlendirmesi zaten doğum sonrası hassas bir dönemde olan anneyi şüpheye düşürebilir. Oysa ki, hiçbir anne yoktur ki, sütü bebeğine yetmesin! Her anne, bebeği için yeterli süt üretebilir, yeter ki, doğru bilgiyle yola çıksın ve çevresinden de destek görsün. Anne sütünün yetmesi için en önemli koşul, bebeğin ilk 6 ay su dahil ek hiçbir şey verilmeden ve istediği sıklıkta emzirilmesidir. Bebek istediği sıklıkta emzirilir ve anne endişeden, stresten uzak kalırsa günden güne sütün artacağı görülecektir. Aylık kontrollerde, çocuk doktoru da bebeğin yeterli kilo aldığını onaylıyorsa, herşey yolunda demektir. Bu arada, ilk 2 haftalık dönemde bebeğin ağırlık kaybının tamamen normal olduğu, anne sütünün yetersizliğini göstermediği de bilinmeli, ölçümlerde 15 günden sonrası dikkate alınmalıdır

    Anne Sütü Ne Zamana Kadar Verilmelidir?

    Anne sütü, ilk 6 ay tek başına bebek beslenmesi, büyümesi için yeterlidir. 6 ayda uygun ek gıdalara başlanarak 2 yaşa kadar sürdürülmesi önerilir. Anne sütünün besleyici ve koruyucu özellikleri 1 yaştan sonra da devam etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve Unicef, 2 yaşa kadar emzirmenin sürmesini önermektedirler. Bu şekilde, bebek yaşama sağlıklı bir başlangıç yapacaktır.

    Anne Sütünün Yararları

    Anne sütü üstün içeriği ile yenidoğan bebeği tüm gereksinimini 6 ay boyunca tek başına karşılayabilen, kolay sindirilebilen ideal bir besindir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde hafif veya hayatı tehdit eden ciddi enfeksiyonlara daha az rastlanmakta, allerji, ani bebek ölümleri anne sütü almayanlara göre daha az görülmektedir Bağışıklık sistemi güçlenmekte, özellikle solunum ve sindirim sistemi enfeksiyonları azalmaktadır. Anne sütü alan bebek hastalansa bile enfeksiyonu daha kolay atlatmaktadır.

    Annesini emen bebeğin zihinsel gelişimi, ilerideki okul başarısı daha iyi olmakta, anne- bebek arasındaki bağ daha kolay ve güçlü kurulmaktadır

    Bebekliğinde yeterli süre anne sütü almış erişkinlerde lenfoma, lösemi, diyabet gibi bazı hastalıkların sıklığı da azalmaktadır

    Bebek için sayılamayacak kadar çok yararları olan anne sütü, annenin de gebelik öncesi formuna dönmesini kolaylaştırmakta;emziren anne bunun için gerekli enerjiyi sağlamak üzere depolanan yağ dokusundan kurtulmaktadır Ayrıca meme, yumurtalık ve rahim kanseri riski azalmaktadır

    Anne Sütünü Nasıl Arttırabiliriz?

    Emzirmek, annenin bebeğine vereceği en güzel armağan, onun için yapabileceği en iyi şeydir. Bebek için en iyi beslenme, hayata sağlıklı bir başlangıç yapma yoludur. Emzirmenin başlatılıp sürdürülebilmesi için özellikle bebeğin babası olmak üzere tüm aile anneyi desteklemeli; gebelikte takibini yapan doktoru, çocuk doktoru ve aile hep birlikte olumlu, destekleyici bir tutum içinde olmalıdırlar. Bu yazıda, annelere anne sütünü arttıracak bazı önerilerimizi sıralayacağız.

    Daha Sık Emzirin: Yenidoğan bebeğinizi en az 2 saatte bir emzirin, uyuyorsa uyandırın. Gece ise, 4-5 saatten uzun uyumasına izin vermeyin, uyandırıp emzirin. Bebeğin sık sık emmesi anne sütünü arttıracak en önemli etkendir. Bu durum, ilk günlerde yeni anne için biraz yorucu olsa da, emzirmenin başarıyla sürmesi ve bebeğin kilo alması ona bu ilk sıkıntıları unutturacaktır.

    Emzirmek İçin Göğsünüzün Dolmasını Beklemeyin: Göğsünüzde her zaman bebeğe yetecek süt vardır, emzirme sırasında da, hormonal uyarıyla vücut yeniden süt üretecektir. Göğüslerin çok dolu olması bebeğin daha çok doyduğunu göstermez. Aynı şekilde, bazen pompayla sütü sağan anneler gelen miktar karşında hayal kırıklığı yaşayabiliyorlar. Pompayla çektiğiniz miktar, bebeğin memede ne kadar alabildiğinin bir ölçüsü değildir. Bebeğin yeterince beslendiğini ancak kilo alışıyla anlayabiliriz.

    Daha Uzun Süre Emzirin: Bebeğin belli bir süre değil, bir göğsü bitirene kadar emmesini sağlayın, sonra da öbür göğse geçin. Böylece, hem önce gelen sulu sütü, hem de sonra gelen yağlı sütü alacak, vücudunuz da süt yapımı için gereken uyarıları almış olacaktır.

    Emzirme Sırasında Bebeği Mümkün Olduğunca Çıplak Bırakın: Emerken kolay yorulup bırakan, uyuyakalan bebekler; bezleri kalacak şekilde soyulup anneyle cilt teması sağlanırsa daha uzun ve etkili emmeleri sağlanabilmektedir. Üşümemesi için bir örtü ile korunarak emmesi sağlanabilir. Emerken özellikle bebeğe eldiven giydirmemeli, anneye dokunabilmesine fırsat vermeliyiz.

    Emzirmeye ve Kendinize Odaklanın: Yenidoğan bebeğini emziren anne önceliğinin emzirme olduğunu bilmelidir. Dinlenmeye, dengeli beslenmeye zaman ayırmalı, babadan emzirme dışı işlerde yardım almalıdır. Ev işlerini de bebekle birlikte mükemmel bir şekilde yürütmesi gerekmediğini kabullenmeli, her şeyi hallederim deyip kendini strese sokmamalıdır.

    Biberon, Emzik Vermeyin: Emzirme dengesi kurulup bebek kilo almaya başlayana kadar (tercihen ilk 1 ay ) bebeğe biberon, emzik vermeyin. Böylece tüm emme faaliyetini memede gerçekleştirecek, süt yapımını uyarmış olacaktır.

  • Yenidoğan bebek

    Yenidoğan bebeğiniz, dış dünyaya uyum sağlamak için birkaç haftalık bir süreye ihtiyaç duymaktadır .İlk haftarda, ne zaman ne yapacağını önceden kestiremezsiniz. Bazı günler daha aktif, bazen sessiz olacaktır.

    Yenidoğan bebek neler yapabilir?

    Yenidoğan bebek çok ağlayabilir, huzursuzluk gösterebilir

    Solunumu düzensiz olabilir

    Aksırabilir, kusabilir

    Sık sık irkilebilir

    Bebekler birbirine benzemez, her bebeğin farklı karakter özellikleri vardır. Örneğin, bazı bebekler daha sakin, uyumlu olur, gereksinimlerini kolayca tahmin edebilirsiniz. Bazı bebekler ise zordur, beslenme ve uyku saatleri düzensizdir, sakinleştirilmeleri daha zordur.

    Emzirme

    Kendiniz ve bebeğiniz için sakin, rahat bir yer bulun.

    Bebeği, kucağınızda yüzü size dönük olacak şekilde tutun

    Meme ucunu bebeğin yanak veya alt dudağına değdirip ağzını açmasını sağlayın ve memeye tutturun

    Emerken , sadece meme ucu değil, çevresindeki koyu renkli bölüm de bebeğin ağzı içinde olmalıdır. Aksi halde, emme meme başında çatlaklara yol açar ve canınız yanar.

    Emzirme bittiğinde, bebek memeden ayrılmıyorsa, ağzına küçük parmağınızı vererek meme başını bebeğin ağzından çıkarın, böyle yapmazsanız canınız yanabilir.

    Her emzirmede, bebeğin önce bir taraftaki sütü bitirmesini sağlayın, daha emmek istiyorsa öteki memeden verin.

    Yenidoğan bebek, 24 saatte 8-12 defa, yani 2-3 saatte bir , emmek isteyebilir Ama, korkmayın, bu sıklık giderek azalacaktır!

    Emziren annenin meme başlarının temizliği için su kullanması yeterli olacaktır.

    Emzirmeler arasında, göğüslerden süt akabilir, meme başlarını kuru tutmak için ped kullanmak gerekecektir

    Göğüsler şiş ve ağrılıysa ne yapmak gerekir?

    Bebeği daha sık emzirin

    Ilık bir duş alın veya göğse ılık havlu uygulayın

    Göğüste hasasiyet, kızarıklık varsa, grip olmuş gibi hisediyorsanız, doktorunuzu arayın

    Gaz Çıkarma

    Bebeğin emerken yuttuğu havayı çıkarması, onu rahatlatacaktır. Emzirmenin ortasında ve sonunda gazını çıkarmak uygun olur, çünkü yuttuğu hava bebeği rahatsız ederek daha fazla emmesine engel olabilir.

    Gazını çıkarmak için, bebeği omzunuzun üstüne veya kucağınıza yatırın veya kucağınızda oturtun, usulca sırtına vurun veya sırtını sıvazlayın.

    Çoğu bebek, gaz çıkarırken emdiğinin bir kısmını da çıkarabilir. Bu gerçek bir kusma değildir, endişe etmeye gerek yoktur. Sadece kendi giysinizi bir mendille korumanız yeterli olacaktır.

    Göbeğin Bakımı

    Enfeksiyon gelişimini önlemek için göbek kordonunu temiz tutmak gereklidir. Bunun için; her bez değişiminde, alkol veya doktorunuzun önerdiği başka bir antiseptik solüyona batırılmış bir kulak temizleme çubuğuyla kordonun özellikle tabanını silmelisiniz. Bu işlem, bebeğin canını yakmaz.

    Göbek düşene kadar, bebeğin bezini göbek kordonu dışarda kalacak şekilde aşağıdan bağlayın.

    Alt Bakımı

    Yenidoğan bebeğiniz, günde 6-8 bez ıslatabilir ( Neyse ki bu sıklık sonradan azalacaktır ).

    Bazı bebekler günde bir kaka yaparken, bazıları her emme sonrası yapacaktır, her ikisi de normaldir.

    İlk günlerde koyu yeşil, siyah renkli olan gaita, sonraki günlerde sarı- yeşil, yumuşak kıvamlı bir şekle dönecektir ( Bebeğin yumuşak ve sulu gaita yapması normaldir, ishal anlamına gelmez ) Mama ile beslenen bebekler daha kıvamlı gaita yaparlar.

    Bez kirlenince hemen değiştirerek, bebeğinizin altını iyice temizleyerek pişikleri önlemiş olursunuz.

    Altında kızarıklık olursa,temizleyerek havada kurutmaya bırakınız. Doktorunuzun önerdiği çinko oksit içeren kremlerden kullanabilirsiniz.

    Kız bebeklerde alt temizliğini mutlaka önen arkaya doğru yapın. İlk birkaç hafta beyaz bir akıntı olabilir, bu normaldir.

    Erkek bebeklerde, sünnet derisini geriye çekip temizlemeye çalışmayın.

    Giyim

    Bebeği mevsim koşullarına göre, kendinizin nasıl bir giysiyle rahat edeceğini düşünerek giydirin

    İnce bir tişörtle gezerken,bebeği kışlık battaniyelere sarmayın! Aşırı giydirme ve sarma bebeği huzursuz eder.

    Elleri ve aykakları genellikle soğuk olacağından, bebeğin üşüyüp üşümediğini göğüs veya sırtından kontrol edin.

    Güvenlik

    Yenidoğan bebek bile hareket eder, asla kanape, alt değiştirme masası gibi bir yerde yalnız bırakmayın. Yanından ayrılacaksanız, ya yatağına koyun ya da bebeği de götürün.

    Geniş kenarlı bir şapkayla bebeği güneşten koruyun.

    Bebeğin yannda sigara içmeyin, içilmesine izin vermeyin . Sigara içimine maruz kalan bebeklerde, solunum yolu ve kulak enfeksiyonları sıklığı artmaktadır.

    Bebek kucağınızdayken veya emzirirken asla sıcak içecekler içmeyin.

    Yatırırken yüzüstü yatırmayın.

    Başka bir küçük çocukla bebeği yalnız bırakmayın.

    Boğulmanın önüne geçmek için bebek yatağında yastık, büyük oyuncak, plastik poşet türü şeyler bulundurmayın.

    Araba yolculuklarında bebeğin yaş ve kilosuna uygun araba koltuğu kullanın. Yenidoğan bebeğin rahat etmesi için, kenarlardan rulo yapılmış havlularla destekleyebilirsiniz.Araba hareket halindeyken, ağlayan bebeği sakinleştirmek veya emzirmek için koltuğundan almayın, gerekirse aracı durdurun. Asla bebeği tek başına arabada bırakmayın.

    Gelişim

    Yenidoğanın beş duyusu günden güne gelişmektedir. Başı büyük ve ağırdır, boyun kasları güçsüzdür, desteklenmesi gerekir.

    Yenidoğan Bebeğiniz Neler Yapabilir?

    Karın üstü yatarken başını kısa süre kaldırabilir.

    Oturtulursa başı düşer.

    Yaklaşık 20 cm’ lik bir mesafeyi görebilir.

    En çok yüzlere ve parlak, kontrast renklere bakmayı sever.

    Şiddetli sesleri duyar ve irkilir.

    Sesinizi duymaktan hoşlanır, konuşarak onu sakinleştirebilirsiniz.

    Tat ve koku alır, hisseder.

    Annesinin kokusunu tanır.

    Bebeğe Destek Olmak İçin Siz Neler Yapabilirsiniz?

    Bütün bebekler sevgi ve sıcaklığa gereksinim duyar. Onu kucaklayarak şımarttığınızı düşünmeyin! Sık sık kucaklayın, sarın, sevginizi gösterin.Gereksinimlerini zamanında karşılayarak temel güven duygusunu geliştirin. Ağlayınca karşılık gören, sıkıntısı giderilen bebek hayata güvenli bir başlangıç yapacak, özgüven geliştirecektir.

    Tutarken elinizle başını destekleyin.

    Yüzünüzü görebilmesi için bebeği yakın tutun.

    Ona parlak, kontrast renkli cisimler gösterin.

    Onunla konuşun, ninniler, şarkılar söyleyin.

    Uyku

    Bebeklerin uyku düzenleri farklılık gösterir. İlk aylarda genellikle günde 15-18 saati uykuda geçirecektir.

    4 saatte 30 dakika kadar uyanık olabilir.

    Gece ve gündüz farkını bilmez ( Anne ve babalar için en kötü haber ! )

    Zamanla belli bir uyuma ve uyanma düzeni oluşacak, gündüzleri 1-3 saat kadar, geceleri 3-6 saat kadar uyumaya başlayacaktır.

    Bebek uyurken yan veya sırtüstü yatırılmalıdır.

    Bebek gece sık uyanacağından, annenin de gece gündüz demeden, bebek uyurken, en azından dinlenmeye çalışması iyi olur. Bebeğin uykusu sırasında ev işlerini halletmeye çalışan anne, gece de uykusuz kalırsa bu tempoya dayanması güç olacaktır.

    Gece ve gündüzün farkını anlaması için bebeğe destek olun. Gündüz uyanık olduğunda onunla oynayın, konuşun, uyarı vermeye çalışın.Gece ise mümkün olduğunca sessiz, sakin olun, bebeği fazla uyarmayın, onunla oynamayın.

    Ağlama

    Ağlama bebeğin sizinle iletişim kurma yoludur, buna üzülmeyin, bebekler ağlar çünkü henüz konuşamazlar!

    İlk haftalarda bebekler günde 2-3 saat ağlayabilirler.

    Hatta, ilk 6-8 hafta boyunca ağlama giderek artar.

    Bazı bebekler uykuya dalmadan önce 10-15 dakika ağlarlar.

    Farklı nedenlerle farklı ağlamalar olabilir.Zamanla, bunu ayırt etmeye başlayacaksınız. Ancak her ağlamanın da belli bir nedeni olmayabilir, bazen bebek nedensiz de ağlayabilir.

    Bebeğin ağlamasına hemen yanıt verirseniz, sizin yanında olduğunuzu bilecektir.Böyle davranarak bebeği şımartmış olmazsınız.

    Yenidoğan bebeğiniz ağlayınca; karnını doyurma, altını değiştirme, kucaklayıp sakinleştirme seçeneklerinin hepsini denediyseniz ve halen ağlıyorsa , bir süre yatağına koyup sakinleşmesini bekleyebilirsiniz. Sakinleşene kadar gözlem altında tutmayı unutmayın. Zamanla hangi ağlamada ne yapmak gerektiği konusunda deneyim kazanıp sizden sonra anne- baba olanlara öğüt vermeye bile başlayacaksınız!

  • Aşılar hakkında

    Aşılar hakkında

    Aşı uygulaması, geçirildiği takdirde çok ciddi komplikasyonlara hatta ölüme neden olabilen mikrobik hastalıklara karşı yapılan bir uygulamadır. Yaklaşık bir yüzyıldır tüm Dünya’da yapılan çalışmalar sonucunda bir çok hastalık artık sorun olmaktan çıkmıştır. Örneğin:

    Yapılan aşı çalışmaları sayesinde klasik çiçek hastalığı en son 1976’da görülmüş ve Dünya üzerinden tamamen silinmiştir. Unutmayalım ki klasik çiçek hastalığı %30 gibi yüksek oranda ölümcül bir hastalıktır.

    Yine çocuk felci hastalığı ülkemizde en son 1997’de görülmüş. Şimdilerde sokaklarda gördüğümüz çocuk felci hastalığı nedeniyle sakat kalmış topallayan insanların hemen hepsi 30 yaş üzeridir.

    Bu duruma bir de kızamık hastalığı açısından bakarsak şunu görürüz. Örneğin ABD’de, aşılamanın başladığı tarih olan 1963’ten önce sadece ABD’de her yıl 800.000 e varan kızamık hastası görülürken bu oran günümüzde 10’lar civarında. Bu hastaların da hepsinin dışarıdan gelen virüs nedeniyle hastalandıkları gösterilmiş. Ölüm oranının 1000’de 3-4 olduğunu da göz önüne alırsak aşılamanın ne denli önemli olduğunu daha iyi anlarız.

    Aşıların en çok görülen yan etkileri bölgesel kızarıklık, şişlik, döküntü, 48 saat kadar sürebilen ateş ve huzursuzluktur. Ciddi yan etkiler oldukça nadirdir. Örneğin akut polyomiyelit dediğimiz çocuk felci hastalığında üçte iki oranında az ya da çok sakat kalma oranı varken aşıya bağlı sakatlık oranı 2.4 milyonda birdir. Yine aynı şekilde kızamık hastalığına bağlı SSPE dediğimiz ölümcül seyreden beyin tutulumu oranı 100,000 de 1 iken , aşıya bağlı olduğu söylenen SSPE oranı 1,000,000 da 1 dir. Ayrıca kızamık aşısının otizm ile ilişkisini gösteren ciddi hiç bir bilimsel çalışma yoktur.

    Bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir. Sonuçta hiçbir şey yan etkisiz değildir. Ama aşılara atfedilen yan etkiler, hastalıkların kendilerine bağlı yan etki ve ölümlerden kat ve kat az ve sorunsuzdur.

    Bu kadar geniş bir konuda söylemek istediğim son şey ise özel aşı ve devlet aşıları arasıdaki fark. Devlet aşıları, parayla eczaneden alacağınız aşıların aynısıdır. Bunları dışarıdan almanıza gerek yok. Özel aşıların özel olmasının sebebi ise şimdilik devletimizin bu aşıların maliyetini henüz karşılayamamasıdır yoksa bu aşıların gereksiz olması değil.

    Sağlıklı kalın.