Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda alerjik nezle

    Allerjik nezle en sık rastlanan allerjik hastalıktır. Burunda;

    Akıntı

    Kaşıntı

    Tıkanıklık

    Hapşırma ile kendini gösterir.

    Allerjik nezlesi olan çocukların burun akıntısı renksiz ve berraktır.

    Burnun sürekli silinmesine bağlı olarak burnun üst kısmında çizgilenme olabilir.

    Göz altlarında koyu renkli halkalar görülebilir.

    Tekrarlayan boğaz temizlemesine bağlı olarak kesik kesik öksürme olabilir.

    Allerjik nezleye neden olan allerjenler sıklıkla

    polenler (bitki tozu)

    ev tozu akarları (mite)

    kedi-köpek-kuş gibi hayvanların tüyleri ve salyaları ile hamam böceğidir.

    Polenler genellikle mevsimsel şikayetlere yol açarlar. En sık görüleni çayır poleni duyarlılığı olup şikayetler ilkbaharda alevlenir.

    Ev tozu akarları ise kumaş kaplı yüzeylerde, yün yatak-yorgan-yastıklarda , halılarda bulunur. Rutubet yaşamalarını kolaylaştırır. Şikayetler yıl boyu ve özellikle de sabah yataktan kalkarken belirginleşir.

    Allerjik Nezlenin kaç tipi vardır?

    Belirtilerin görülme sürelerine göre alerjik nezle mevsimsel veya peroneal (yıl boyu) alerjik nezle olarak sınıflandırılır.

    Çayır poleni alerjilerinde olduğu gibi şikayetler sadece bir mevsimle sınırlı kalırsa mevsimsel alerjik nezle olarak takip edilir.Ev tozu akarlarına duyarlılığı bulunan kişilerde olduğu gibi bulgular tüm yıl boyunca görülenler ise peroneal alerjik nezle gurubuna girerler.

    Nedenleri nelerdir?

    Allerjik nezlenin gelişmesindeki en büyük risk faktörü hastanın ailesinde allerjik bir hastalığın bulunmasıdır. Sigara ve egzoz dumanı, hava kirliliği, evde hayvan beslenmesi, hijyenik ortamda yaşanması gibi faktörler de allerjik nezle gelişme riskini artırırlar. Alerjik nezle belli bazı alerjenlere duyarlılığı bulunan çocuklarda uygun genetik ve çevresel şartlar sağlandığında ortaya çıkar.

    Allerjik Nezleye bağlı olarak görülebilecek hastalıklar nelerdir?

    Çoğunlukla allerjik nezlesi olan çocuklar erişkinlerde olduğu gibi tipik bulgular vermezler.

    Düzelmeyen ve yineleyen öksürük

    Geniz akıntısı

    Orta kulak iltihabı

    Sinüzit

    Geniz etinin büyümesinin

    altında allerjik nezle bulunabilir.

    Allerjik nezle çocukların,

    uyku düzeninin bozulmasına

    okul veriminin azalmasına

    dikkatinin dağılmasına

    konsantrasyonunun bozulmasına

    neden olduğu için tanınmalı ve tedavi edilmelidir.

    Allerjik Nezlenin teşhisi nasıl konur?

    Allerjik nezle bir doktor tanısıdır. Benzer şikayetlere neden olan diğer nezlelerden ayırt edilmelidir. Hastanın doktor tarafından şikayetleri dinlenip ayrıntılı fizik muayenesi yapılmalı, burun akıntıları incelenmeli, kanlarında veya ciltlerinde neye allerjileri oldukları araştırılmalıdır.

    Allerjik Nezlenin tedavisi nasıl yapılır?

    Allerjik nezle ömür boyu süren ve tamamen iyileşmeyen bir hastalık olmasına rağmen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.

    Allerjik nezlenin tedavisinde ilk ve en önemli nokta belirtilere yol açan allerjenden uzak durulmasıdır. Bu nedenle aşağıdaki önerilere dikkat ediniz.

    Çocuğunda ev tozu akarına allerjisi olanlar

    Akar geçirmeyen yatak kılıflarını kullanınız

    Evde rutubeti azaltınız

    Evinizi her gün havalandırınız

    Çocukların uyuduğu odadaki yün halı, yatak-yorgan-yastıkları, üzerinde toz tutabilecek kitapları, oyuncakları uzaklaştırınız

    Hafif nemli bir bez ile her gün odanın tozunu alınız

    Hayvanlara allerjisi olanlar

    Hayvanı uzaklaştırınız

    Polen allerjisi olanlar

    Polen mevsiminde pikniğe gitmeyiniz

    Gün içinde camları kapatıp ev içine polen girişini engelleyiniz

    Allerjenden korunmaya rağmen şikayetleri devam eden hastaların sürekli veya gerektikçe kişiye uygun ilaçlarla allerjisi kontrol altında tutulmaya çalışılmalıdırlar.

    Tüm tedavilere rağmen şikayetleri devam eden küçük bir gruba ise immünoterapi (aşı) tedavisi uygulanabilir.

    Tedavide geç kalınması durumunda nezlenin astıma çevirmesi durumu söz konusu mudur?

    Allerjik nezlesi olan hastalarda astım ve atopik dermatit (egzema) gibi diğer allerjik hastalıklarda gelişebilir, bu nedenle yakından takip edilmelidirler.

  • Sokaktaki tehlike- polenler- bahar alerjisi

    Bahar ayı ile birlikte alerjik şikayetlerde de artışlar görülmeye başladı. Özellikle üst solunum yoluna ait olanlar; burun, boğaz, kulak, göz şikayetlerinde artış çok daha belirginleşti.

    Bahar nezlesi, saman nezlesi gibi isimleri olan bahar alerjisi; en çok burunu etkiler. Su gibi burun akıntıları, sabah aksırıkları, burun tıkanması, genizde kaşıntı ve dolgunluk hissi, kulakta kaşıntı ve gözlerde sulanma, kaşınma gibi rahatsız edici belirtiler de eşlik edebilir. Hepsi bir arada olabildiği gibi bunların sadece bazıları görülebilir.

    Bahar nezlesi, polen alerjisi ile ilişkili bir hastalıktır. Vücutta alerjik reaksiyonların gelişebilmesi için önce alerjenle karşılaşılır; bağışıklık sistemi onu alıp tanır, hafızasına kaydeder. Daha sonra aynı veya çok benzeyen bir antijenle karşılaşınca; daha önceden tanımladığı bir düşmanı gördüğü için alarm verir. Bu düşmanı yok etmek için savaş başlatır. Bağışıklık sisteminin sinyalleri ile kan dolaşımındaki savaşçı hücreler bölgeye gelir, o alerjeni yok etmeye çalışır. Bunun için salgılanan kimyasal maddeler, bölgede salgıların da artmasına, kılcal damarlardan sızan serum ödem oluşmasına yol açar. Burun akıntısı ve tıkanması, alerjenlerin irrite eden etkileri ile uyardıkları aksırık refleksine yol açar.

    Polenlerin bu alerjik uyarıyı yapabilmesi için belli büyüklükte olması gerekir. Alerjen özellikteki polenler, çıplak gözle çok zor görülebilecek toz zerresi boyutlarındadır. Kavak ağaçlarından salınan kocaman pamuklar havada uçuştuğunda, genellikle o suçlanır. Oysa esas suçlu, görülmeyenlerdir.

    Renkli çiçeklerin polenleri de genellikle nisbeten büyük yapıdadır. Rüzgar etkisi ile çok uzaklara savrulamaz, yere düşer. Sadece yakın temas, çiçek koklamak gibi durumlarda alerjik etki yapabilir. Gösterişsiz, ot, ağaç veya çiçeği de yeşil renkli olan bitkilerde polen alerjisi riski daha yüksektir. Arpa, buğday gibi tarla bitkilerinin polenleri alerjen olabilir. Bu bitkilerin gıda olarak alınmasına engel değildir. Sorun olan; vücudun bu polenleri solunum yolundan almasıdır.

    Her insanın hedef organı farklıdır. Alt solunum yolu daha hassas ise, öksürük, nefes daralması; yani astım belirtileri olur. Üst solunum yolları daha hassas ise, alerjik nezle, göz nezlesi, geniz ve kulak kaşıntısı gibi belirtilere yol açar.

    Peki nasıl korunalım?

    Polen alerjisi olan kişiler, bahar aylarında özellikle kuru ve fırtınalı havalarda zorunlu olmayan açık hava aktivitelerini en aza indirmelidir. Kıra, pikniğe, ormana daha az gitmelidir. Çocuk okula gitmeli, beden eğitimi dersine girmelidir. Sadece ekstraları azaltmak yeter. Tabii bu arada tedaviyi planlayan hekimle de iletişime geçerek uygun koruyucu ve tedavi edici ilaçları kullanmalıdır.

    Sabah güneş havayı ısıttıkça polenler de yavaş yavaş havaya yükselir , öğleye kadar ev hizasına çıkar. Polen alerjisi olan kişinin penceresi açıksa içeri girip şikayete yol açar. Polen alerjisi onlalar, odalarını öğleden sonra havalandırmalıdır.

    Uzun saçlı çocukların gün boyu saçlarının arasına giren polenler, gece yatarken nefes yolu ile içeri girmeye devam edeceği için akşam saçları yıkamak, gündüz saçını sıkı bağlamak veya şapka gibi bir koruyucu ile polenle teması azaltmak yarar sağlayabilir.

    Polenlerin bir diğer giriş yolu göz ise, güneş gözlüğü kullanmak kısmen engelleyebilir. Yüze maske takmak pek tavsiye edilmez. Maskenin iççine hapsolan polenlerin solunum yoluna girmek için daha uzun zaman bulma olasılığı artar.

  • Süt alerjisi

    ANNE SÜTÜ ASLA ALLERJİK DEĞİLDİR. SÜT ALLERJİSİ OLAN BEBEKLERDE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE UZUN SÜRE VERİLİR

    Yenidoğan dönemindeki bebekte et, yumurta, süt gibi gıdalara karşı alerji görülebilir. Bebek daha bunları hiç yemedi ki nereden olsun? Burada dolaylı bir alerji söz konusudur. Annenin aldığı gıdaların içindeki bazı küçük partiküller anne sütünden geçerek bebeğe taşır ve alerji yapar. Bu durumda bebeğe yapılan test sonucu saptanan alerjen annenin diyetinden çıkarılarak tedavi sağlanır.

    İnek sütü, yapı olarak anne sütüne benzemekle beraber, içerdiği proteinlerin bileşimi farklıdır. Sadece inek sütü değil; koyun sütü, keçi sütü gibi beslenmede kullanılan diğer hayvan sütlerinde de aynı durum söz konusudur. “İnek sütü alerjiktir, keçi sütü alerjik değildir” düşüncesi tamamen yanlıştır. Yaygın kullanımı sonucu ona karşı da alerji gelişebilir. İçerdikleri ortak proteinler yolu ile çapraz reaksiyon yaparak % 60-70’inde zaten alerji olur. Az sayıdaki bebekte inek sütüne alerji olup keçi sütüne tolerans söz konusu olabilir. Bu da ancak araştırılıp saptanarak anlaşılabilir.

    İnek sütü alerjisi, sadece süt verince olmaz. Hazır mamalar da aynı derecede risk taşımaktadır. Yani süt alerjisi varsa; mama da alerji yapar. Bu nedenle tanı mutlaka kesin olarak konmalıdır. Kesin tanı konduktan sonra, allerjenik özelliği tamamen ortadan kaldırılmış, ama besleyici değeri korunmuş tam hidrolize özel mamalar verilir. Bu mamaları 2 yaşına kadar özel rapor çıkararak ücretsiz sağlamak da mümkündür. Bunun için uzman tarafından kanıtlanmış bir süt alerjisi tanısı şarttır. Bu mamaların tadı pek hoş değildir. Genellikle bebekler tarafından reddedilir. Alımını kolaylaştıracak şekilde içine başka aromaların katılması bazen çözüm olabilir. Süt alerjisi olan bebeklerde anne sütü verilebildiği sürece sorun yoktur. Ancak anne sütü yoksa beslenmede daha dikkatli olunur. Diyetisyen yardımı almak yararlıdır. Bebeğin protein, kalsiyum ve diğer elementlerinin kaynaklarının ayarlanması gerekir.

    Süt alerjisi tanısı koymak her zaman kolay değildir. Hatta çok zordur. Bazı bebeklerde (hatta büyüklerde), kan veya deri testi ile saptanabilen türleri vardır. Bazen de bu testler tamamen normal olup başka mekanizmalarla alerji yapar. Biz birinci grubu ele alırsak; deri testi ile (+) reaksiyon süt alerjisi vardır dedirir. Kanda bakılan değerler belli bir sınırı geçince yine alerji vardır dedirir. Ama bu; hemen anneyi ve bebeği kesin ve sıkı bir diyete koyacaksınız anlamına gelmez. Bunun dereceleri vardır, gerçek hayata yansıması vardır. Bazen sınırın hemen üstündeki bir değerde ama bebekte çok şiddetli allerji görülebilir. Bazen de çok yüksek değerde olduğu halde bebek rahatça sütünü içebiliyordur. İşte sadece laboratuvardan alınan test sonucundaki rakama göre davranmak, yanlışlıklara ve ardından gelecek bir sürü komplikasyonlara yol açar. Öyle olmasa; doktora, uzmana gerek kalmaz; bir testle herkes kendi tedavisini yapabilirdi. Etkileyen faktörler, o bebeğin özellikleri, yaşam koşulları vs. göz önüne alınarak yaklaşılmalıdır. Hastalık yok, hasta vardır.

    Bazen sadece süt değil, birlikte et, yumurta gibi başka gıdalara karşı da alerji vardır. O zaman anneyi sıkı diyete sokunca anne beslenmesine de dikkat etmek gerekir. Anne sütü alamıyorsa bebek için mutlaka doktor- diyetisyen işbirliği yaparak izlemek gerekir. Gıda alerjisi olup anne sütü de alamayan bebeklerde ek gıdalara da erken başlanır. Yine bebeğin durumuna göre bireysel planlar yapılmalı, genelleme yapılmamalıdır.

    Korunma, her zaman için tedaviden önce gelmelidir. İnek sütü alerjisi olmadan önce korumak gerekir. Ailede alerji öyküsü olan bebeklerde katı gıdalara geç başlamak, alerji potansiyeli yüksek gıdalara geç başlamak, anne sütünü olabildiğince uzun süre vermek, mama verilecekse de yarı hidrolize mamalar tercih edilmelidir.

  • Besin alerjili çocuğun annesinin beslenmesi

    Sevgili anneler, bu başlığı görünce hemen hemen hepinizin ortak cevabını duyar gibi oluyorum; “Tek çocuğum iyileşsin, ben hiçbir şey yemesem de olur”. Doğru düşünüyorum değil mi? Nasıl ki sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyorsa; sağlam bebek de sağlam anneyle elde edilir.

    Bebeklerde, beslenme sırasında mutlak ihtiyaçlar ön sırada gelir. Ne demek mi istiyorum? Şöyle; anneyi emen bir bebeğin kalsiyum ihtiyacı varsa, annenin kemiklerinde depolanmış kalsiyumu eriterek bile o ihtiyaç giderilir. Bir vitamin mi eksik kaldı? Annenin var olan depolarını idareli kullanalım diye bir şey olmaz. Gerekirse anne kanındaki vitamini sıfırlayacak şekilde hepsi süte geçer ve bebek hepsini alır. Bu arada alınanları yerine koyamayan annede giderek içten içe eksilmeler başlar. Bu eksilmeler önceleri hissedilmez. Zamanla çabuk yorulma, halsizlik, saç dökülmesi, bel ağrısı gibi sıradan şikayetle şeklinde görülür. Bu şikayetlere de daima bir bahane bulunur. Çok yoruldum, uykusuz kaldım vs. Bunlardan daha da önemlisi; kadınlarda daha sık rastlanan “osteoporoz” yani; kemik erimesi. Sanki her kadının kaçınılmaz sonu gibi düşünülmekle beraber, aslında böyle değildir. Kaçınmak, korunmak da mümkün; olacaksa bile hem daha ileri yaşlara kaydırmak, hem de daha hafif boyutta kalmasını sağlamak mümkün. Tabii her sağlık sorununda olduğu gibi korunmak, tedavi etmekten hem daha kolay, hem daha ucuzdur.

    Gebelik sırasında alınan kilolar, annelerin önemli sorunlarından biridir. Mümkün olan en kısa zamanda bu kilolardan kurtulma çabaları da başlar. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz yapılan diyetlerle bu sağlanmaya çalışılır.

    Şimdiye kadar saydığımız durumların hepsi sağlıklı bebeğe sahip olan annelerin de yaşadığı beslenme bağlantılı sorunlardı. Bir de bunun üzerine besin alerjisi olan bebek eklendiği zaman bu sorunlar katlanarak artmaya başlar.

    Bebeklerdeki besin alerjilerinin en sık görüleni inek sütü alerjisidir. Her ne kadar inek sütü alerjisi desek de aslında “hayvan süt alerjisi” demek daha doğrudur. Bu çocukların %90’ında keçi sütüne de allerji vardır. Sadece %10 kadarı keçi sütü ve ürünlerini tolere edebilir. Her neyse; konumuz bu değil. Bazen bir doktor eşliğinde ve doğru yaklaşımla bebeğe gerçek besin alerjisi tanısı konur. Bazen hiçbir destek olmadan çocuğun sıradan ağlama, gaz, uyku sorunu gibi şikayetleri besin alerjisi olarak yorumlanır ve diyet önerilir. ANNE SÜTÜNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. Bu nedenle anne sütünün kesinlikle devam edilmesi, ileri yaşa kadar anne sütü verilmesi gerekir. Annenin yediği gıdaların alerjen molekülleri, annenin sütüne karışarak çocuğa alerjiyi aktarabilir. Bu durumda da anneye sıkı diyet uygulanır. İşte bu diyet sırasında gerçek alerjinin tedavisi amacı ile veya yukarıda saydığımız sağlıklı annelerin de yaptığı diyet sonucunda annenin sağlığını korumak için beslenmeye dikkat çok önemlidir.

    Anneler;

    ****Süt ve ürünlerine katı diyet uygulayan anneler, bu yolla alamadığı protein ve kalsiyumu mutlaka tamamlamalıdır. Doktorun önereceği ilaçlarla kalsiyum desteği, kırmızı ve beyaz et yiyerek protein desteği almalıdır.

    ****Vitamin ve mineral desteği almalıdır. Gerek yeşil ve kırmızı meyve-sebzelerden, gerek baklagillerden yeterince tüketmelidir. Çeşitli nedenlerle doğal yoldan tamamlayamadığı eksiklikleri ise hem vitamin, hem mineral açısından ilaç olarak tamamlamalıdır. Bunun için de doktorunun ve diyetisyeninini yardımına başvurması gerekir.

    ****Dengeli beslenmelidir. Karbohidrat ve yağı tamamen kesmemelidir. Toplam yediği miktarı azaltabilir. Ancak yediğinin içeriğinde yaklaşık 5 50’si karbohidrat, %35’i protein, %15’i yağ şeklinde ayarlanmalıdır. Karbohidrat derken direkt bal, reçel, pekmez gibi basit şekerleri kast etmiyorum. Pilav, makarna, ekmek gibi kompleks karbohidratları kast ediyorum.

    ****Bol sıvı almalıdır. Hem toksinleri atmak, yediklerinin sindirilmesine ve vücuda yararlı hale gelmesine yardımcı olmak, hem de kan dolaşımını artırarak süt yapımını artırmak için çok su içmek önemlidir.

    ****Annenin yasaklı gıdalar dışında diyetine dikkati de gerekebilir. Daha önceden yediği zaman kendisine gaz oluşturduğunu bildiği gıdalardan emzirme döneminde de kaçınmalıdır. Gıdaların tadı, sütün tadını da etkileyebildiğinden; örneğin bol sarımsak yediği gün bebek süt emmeyi reddediyor, almak istemiyor olabilir. Böyle bir gözlemde o gıdayı almamakta yarar vardır.

    ****Hamilelikte diyet gerekir mi? En sık sorunlardan biri de budur. Bazen ilk çocuğu besin alerjisi yaşayan anneler, tekrar gebe kalınca yeni doğacak bebekte alerji olmasın diye gebelik süresince diyet yapar. Balık, yumurta, süt gibi temel gıdaları kız-sar. Bu tamamen yanlıştır. GEBELİKTE YAPILAN DİYETİN, DOĞACAK BEBEKTE ALERJİYİ ÖNLEME ÖZELLİĞİ YOKTUR.

    ****Her ne kadar beslenme konuşuyorsak da ilgili olan kilo söz konusu olunca egzersizden de bahsetmekte yarar var. Kilo vermek amacı ile yapılan aşırı egzersiz sırasında kas lifleri arasında oluşan laktik asit, vücuttan atılmak için kan dolaşımına geçer. Bir yandan vücuttan atılırken, bir yandan da süte karışır. Sütün tadını bozar. Bebek bu sütü almak istemez, ağlar, gaz veya ishal gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle emzirme döneminde aşırı egzersizden de kaçınmak gerekir.

    ****Bebeğin alerjik durumunun yakın kontrollerle izlenmesi, uygun biçimde diyetin açılması, gereksiz kısıtlama uzatılmasından kaçınmak gerekir.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji- ıı

    Bebekler 1 haftalık bile olsa alerji testi yapılabilir. Belli bir yaşa kadar bekleniyormuş diye gecikmek olmaz. Bebeğin durumuna ve annenin gözlemlerine göre, yaşı da göz önüne alınarak nelerle test yapılacağına doktoru karar verir. Deri testi veya kan testi ile süt alerjisi var şeklinde bir sonuç çıkarsa; işler daha kolay. Emziren anneyi ve ek gıda başlamışsa bebeği alerji yapan süt ve ürünlerini içeren gıdadan mutlak uzak tutmak gerekir. Beslenmeyi ve büyümeyi bozmamak için, mutlaka doktor ve bazen diyetisyen yardımı ile hareket etmek esastır. Çünkü süt alerjisinden sakınayım derken çocuğun büyüme beslenmesi bozulup büyüme geriliğine neden olabilir. Süt ve ürünlerini alamayan bebeklere ek olarak kalsiyum takviyesi de yapılmalıdır. Anne sütü alan bebeklere, anne sütü vermeye devam edilir. Ancak, anne diyete sokulur. Bebeğe yaptığı alerjinin derecesine göre anne diyeti ayarlanır. Hiç süt ve süt ürünü; hatta içine sütün , yoğurdun, peynirin, tereyağının çok az bir miktarı girmiş olan gıdaları bile alamayabilir. Bazen sadece sütü direkt süt olarak içmeyip, süt ürünlerini alabilir. Burada genelleme yapmayıp, bebeğe özgü yaklaşım esastır.

    Bebek ilk 6 ay içinde, (ek gıda alamayacak yaşta) ama anne sütü bir nedenle yoksa ne yapılacak?

    Bu durumda inek sütünün alerjik yapısını gideren ama besleyici değerini bozmayan özel mamalar kullanılır. Normal mamaların hepsi süt bazlı olup, direkt süt içirmek kadar alerji riski taşırlar. Bu mamaların avantajları;

    -Alerji riski olmadan bebeğin tüm beslenme ihtiyacını karşılar.

    -Hazırlaması kolaydır.

    Dezavantajları:

    -Pahalıdır (süt alerjisini kanıtlayan test sonuçları ile devletin sağlık kurumlarından 2 yaşına kadar bu mamayı ücretsiz alabilmek için rapor düzenlenebilir)

    -Tadı kötüdür. Maalesef alerjik özelliği ortadan kaldırmak için mecburen yapılan işlemler, mamanın tadını bozmaktadır. Henüz çok küçük bir bebekse, bu mamanın tadına alışıp rahatça alabilir. Ama daha önce başka mama tadını alan bebekler genellikle bunu reddeder. O zaman anneler mamaya vanilya şurubu, az şeker vs. bazı aromalar katarak yedirmeye çalışır.

    Süt alerjisi olan bebeklere beslenmeyi tamamen mamaya bırakmadan desteklemek için ek gıdalar da mümkün olduğunca erken başlanır. 4. Aydan itibaren ek gıda başlanması doğrudur. Ancak başlanacak her ek gıdanın da alerji yapma riski olduğundan, her yeni gıdayı en az 3 gün ara ile, gündüz vaktinde, azdan başlayarak verip, izleyen doktorla işbirliği içinde olmak gerekir. Verilen bir gıda sonrası oluşacak döküntü, kaşıntı, hırıltı gibi olağan dışı durumda ne yapılacağına doktorun yönlendirmesi ile karar verilir.

    Keçi sütü verilebilir mi?

    İnek sütü alerjisi olan bir bebekte keçi sütü alerjisi riski % 90 civarındadır. O anda yoksa bile birkaç kez verdikten sonra alerjik belirtiler gelişebilir. Nadiren inek sütüne alerji olup keçi sütü verilebilen bebekler vardır. Bu nedenle ezbere değil, çocuk değerlendirilerek kara vermek gerekir.

    Soya maması verilebilir mi?

    Keçi sütünde olduğu gibi soyada da inek sütüne benzer çapraz reaksiyon riski vardır. Bu % 65 civarındadır. Yine doktor kontrolünde denenebilir.

    Verilebilecek başka bir süt var mı?

    Evet; pirinç sütü verilebilir. Bazı marketlerde aynı kutudaki pastörize süt gibi ambalajlı pirinç sütü vardır. Pirinç unu değildir. Direkt süt gibi sıvı bir içecektir. İçine koyulan ek maddeler sonucu besleyici değeri süt gibidir. Bunu vermekle süt vermiş gibi beslenme sağlanabilir. Ama bu da hem pahalı, hem de görünümü yarı şeffaf, tadı süte benzemez. Mama yapmakta kullanılabilir.

    Bu arada meyve, sebze, et, tahıl, kuru baklagil gibi gıdaları bir program dahilinde başlayarak süt dışı besleyici gıdalara alışması da sağlanmalıdır. Beslenme tamamen süte bağımlı olmamalıdır.

    İlaçların yeri nedir?

    Besin alerjisinin tedavisinde ilaçların direkt yeri yoktur. Ancak alerjinin şekline göre oluşan rahatsızlıklara yönelik ilaçlar kullanılır. Şöyle ki; kaşıntılı cilt sorunu oluşuyorsa, yani egzema ise; cilt nemlendiricisi, gerektiğinde lokal kortizonlu kremler, bazen destek amaçlı antihistamin şuruplar verilebilir. Solunum yolu problemlerinde nefes açıcı sprey veya şuruplar kullanılabilir. Çok ciddi alerjik reaksiyonlarda zaman zaman kortizon iğnesi, hapı kullanılabilir.

    Besin alerjisi geçer mi?

    Büyük oranda geçer. Uzun sürenlerde bile hayatın ilk yılarında, özellikle 2 yaş civarında çoğu geçer. Başka besinlere karşı da alerji gelişirse; örneğin çerezler, balık gibi; bunların tamamen geçmeyip uzun sürebilme riski daha fazladır. Süt alerjisi genellikle geçicidir. Ama ne yazık ki çocuğun ileriki yaşlarında solunum yolu alerjisi, yani astım olma riski, başka çocuklara göre daha yüksektir. Bu nedenle de solunum yoluna yönelik korunma önlemleri erkenden başlanmalıdır. Bunlar içinde de en önemlisi çocuğun sigara dumanından korunmasıdır. Çocuğun yaşadığı evin hiçbir odasında, hiçbir koşulda, çocuk evde yokken dahi sigara içilmemeli içirilmemelidir. Hatta evin balkonunda bile içilmese daha iyi olur.

    İyileşip iyileşmediğini nasıl anlarız?

    “Acaba düzeldi mi? Hadi bir süt içirip deneyelim” şeklinde yanlış yapılmamalıdır. Minimum 2-3 aylık bir kesin yasaklamanın ardından doktorun değerlendirmesine göre hem dozu hem içeriği ayarlanarak deneme yapılabilir. Bazen direkt sütle, bazen önce yoğurt veya peynirle deneme yapılabilir. Ama bundan önce; eğer başlangıçta kanda veya deri testi yaparak süt alerjisi saptanmışsa, yine kan veya deri testi ile şu anki durum değerlendirilebilir. Özellikle kandaki alerjinin düzeyinde düşmeler çok değerlidir. Doktoru yönlendirebilir. Kan değeri ne olursa olsun, çocuğun besine tepkisi farklı olabilir. Kan değeri çok düşmüş bile olsa yine de şiddetli alerjik reaksiyon görülebilir; bu nedenle bu denemeler mutlaka doktor kontrolünde olmalıdır.

    Başlangıçta kan testi ile saptanamayan ama kakada mukus veya kanamaya yol açan grupta ise; süt veya süt ürününü verdikten sonra 48-72 saat gözlenir; kakada oluşan gelişmelere, çocuğun huzursuzluğuna göre karar verilir.

  • Bebeklerde kanlı-sümüksü kaka ve alerji-ı

    Yenidoğan bebekler, ilk aylarda hayata ve çevreye alışma, başta anne olmak üzere tüm aile ile tanışma dönemi yaşarlar. Tek istedikleri karnının doyması, rahat etmesi, uyuması ve bezini kirletmesidir. Az az da olsa günde 7-8 defa kaka yapabilirler. İlerde ek ve katı gıdalara geçtikçe bu sayı azalacaktır. Her şey yolunda gittiği sürece sorun yok. Ama bazen bu kakalarda yapının bozulması, sümüksü, bazen pembe renk alması; hatta bazen içinde iplikçik veya bulaşma şeklinde kan görülmesi, annenin dünyasını başına yıkar. Panik içinde çareler aramaya başlar. Bu kanlı- müküslü (sümüksü) kakaya bir de kolik tarzı karın ağrıları; bunun belirtisi olarak aşırı huzursuzluk, ağlama ve kusmalar da eklenirse panik daha da artar.

    Kusmuk içinde kan görünce hemen panik olmaya gerek yoktur. Hele bazı kusmalar kanlı, bazıları tamamen normalse, sıkıntı daha da azdır. Önce annenin meme başını kontrol etmesi gerekir. Meme başı çatlağı varsa, bebek memeyi emerken beraber yuttuğu kan mide bulantısı ve kusma yaparak geri çıkar. Meme başının tedavisi ile bu durum tamamen düzelir. Yutulan kan az olup kusmaya yol açmadan, tüm barsağı dolaşıp koyu renkli kaka olarak da çıkabilir. O zaman panikle kaka tahlili yaptırılır, kakada kan ve lökosit görüldü diyerek dizanteri teşhisi konur, gereksiz yere antibiyotikler yüklenebilir. Bu nedenle düşünmeye daima en basitinden başlamak gerekir. Sadece anne sütü alan bir bebekte kolay kolay mikrobik ishal olmaz. Çok özel durumlar gerekir ki; bu da ancak doktor tarafından diğer tüm ihtimallerin olmadığı gösterildikten sonra ve kültür gibi kesin kanıtla kanıtlanarak anlaşılır.

    Bazen şikayetler ilk aylarda değil, daha geç ; örneğin 5-6. ayda bile başlayabilir. Bebeğe başlanan karpuz, kırmızı erik, domates gibi kırmızı renkli ek gıdalar tam sindirilemeyip, kakadan olduğu gibi çıkıp; kan sanılarak korku yaşatabilir. Ek gıda döneminde bu konuda da uyanık olmak gerekir.

    Gelelim bu konunun en can alıcı kısmına; alerji ile olan bağlantısına. Bebeklerde en sık kanlı kakaya yol açan alerji; “inek sütü alerjisi”dir. Şimdi bu sorunu yaşayan bazılarınız, “ben hiç inek sütü vermiyorum ki” diyecektir. Hemen cevaplayalım; sadece mama alan veya sadece anne sütü alan bebeklerde bile inek sütü alerjisi görülebilir. Normal mamaların hepsi inek sütü bazlı olduğu için inek sütünün alerjik yapısını gösterebilir. Annenin yediği süt ve yoğurt, peynir gibi sütten yapılan gıdaların bir kısmı , anne sütü ile taşınarak bebeğe ulaşabilir. Eğer bebeğin bu gıdalara karşı alerjisi varsa, her bebekte farklı şekilde kendini gösterebilir. ANNE SÜTÜNÜN KENDİSİNE KARŞI ASLA ALLERJİ OLMAZ. SÜT ALLERJİSİ TEŞHİSİ ALAN BEBEKLERDE TEDAVİ AMACI İLE ANNE SÜTÜ KESİLMEZ; TAM TERSİNE DAHA UZUN SÜRE EMDİRMEYE TEŞVİK EDİLİR. Bazı bebeklerde egzema şeklinde deri döküntüleri ile, bazı bebekte hırıltı ve öksürük ile, bazı bebekte de aşırı gaz, kabızlık, ishal, kanlı – mukuslu kaka gibi kendini gösterebilir. Bebekte, bir şeylerin yolunda gitmediği görülünce, tahminlere dayalı veya kulaktan dolma bilgilerle ya da internetten ve diğer kaynaklarda okuyarak tedavi yaklaşımı yapılmamalıdır. Her bebek farklıdır, her bebeğin tedavisi farklıdır. İzleyen çocuk doktorunun da yönlendirmesi ile, mümkünse bir çocuk alerji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

  • Anne sütü ve besin alerjisi

    Anne sütü değil, annenin yedikleri alerji yapıyor…

    Alerjileri ve besin intoleransı (duyarlılık), besin zehirlenmeleri birbirine karıştırılıyor. Alerji testinde bir besine karşı alerji olduğu sonucunun çıkması, o besinin tüketilmesi halinde alerjiye yol açmayabiliyor. Hastalık yoktur, hasta vardır. Bu nedenle sadece laboratuvar testlerinin sonucuna bakıp, et, süt ve yumurta gibi temel gıda maddelerini kişilerin beslenmesinden çıkarmak doğru değil. Eğer çıkarmak zorunda kalınıyorsa da, bu besinlerin yerine mutlaka onların yerine geçebilecek olanlar konulmalıdır.

    Halkın yaygın olarak yanlış bildiği besin alerjisi türlerinin başında süt alerjisinin gelmektedir. Bazı annelerin bebeklerini verdikleri sütün alerjiye yol açtığını sanarak sütten kesmeleri yanlıştır. Anne sütü değil, annenin tükettiği bazı besinler bebekte alerjiye yol açabilir. Burada bebeği sütten kesmek çözüm değil. Onun yerine bebeğe alerji testi yapıp hangi besinlerin alerjiye yol açtığını saptamak gerekiyor. Böylece annenin diyetini düzenlediğinizde bebeğin de sıkıntısı kalmıyor. Aynı şekilde yapılan testlerde küçük bebeklerde et alerjisi de çıkabilir. Anneler bu duruma şaşırıyor. Bebeğim 5 aylık daha et yemiyor, nasıl ete alerjisi çıktı diyorlar. Oysa annenin yediği et nedeniyle bebekte alerji oluşuyor. Bu nedenle annenin diyetinden eti çıkarıp yerine başka bir protein kaynağını koymak sorunu çözüyor.

    ÇİLEK YERİNE BAŞKA MEYVE YEYİN

    Yaygın besin alerjisi nedenleri arasında çilek de önemli bir yere sahip. Ancak tahmin ve testlere dayanarak çilek yasağı koymak doğru değil. Çileğin vücutta alerjiye yol açtığının kesin olarak saptanması halinde kesilebilir. Çileğin yerine başka meyve koyabilirsiniz. Ama et, süt ve yumurtayı bunlar alerji yapıyor deyip kesmek yanlış. Temel gıda maddeleri yasaklanacaksa da bunu bir alerji uzmanının yapması doğrudur.

    ALERJİ YAPAN BESİNİ 6 AY YEMEYİN

    Besin alerjisi deride kaşıntı, kızarıkık, kabarıklık gibi belirtilere yol açarken, hırıltı, hışıltılı nefes alıp verme, sık sık öksürme gibi sorunlar da ortaya çıkıyor. Kişide eğer gıda alerjisi varsa, farklı zamanlarda birkaç organ etkileniyor. Gıda alerjisinde kesin çarenin alerji yapan besin maddesini en az 6 ay tüketmemek gerekir. Eğer çocuğun et, süt ve yumurtadan herhangi birine karşı alerjisi varsa, mutlaka büyümesini, beslenmesini bozmayacak bir şekilde başka gıdalarla takviye yapılmalı. Bu gıdalar da diyetten çıkarılan besin maddesinin yerini doldurabilmeli. ABD’de çok tüketildiği için fıstık alerjisi çok yaygındır. Fıstık alerjisinin ömür boyu sürebilir. Türkiye’de ise fıstık alerjisi gibi uzun süren ve hiç geçmeyen balık ve deniz ürünleri alerjisi daha az.

    DUYARLILIK DERECELERİ FARKLI

    Besin zehirlenmesi ve besin alerjisi birbirinden farklı. Besin intoleransı (duyarlılığı) denilen durumda, karın ağrısı, aşırı kusma ve sindirememe gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bağırsaktaki bazı enzimler alınan gıdayı yeterince sindiremiyor. Bağırsaktaki bakteriler nedeniyle bu gıdalar tüketildiğinde gaz ve karın ağrısı olabiliyor. Besin zehirlenmelerinde ise, besindeki mikrobik kirlenmelerle ishal, kusma oluşabiliyor. Kişilerin besinleri tolore etme dereceleri de birbirinden farklıdır. Bir kişi bir bardak süt içtiğinde birşey olmuyor da, ikinci bardakta alerji oluşuyorsa sütü yasaklamıyoruz. Ama sadece pastanın içine veya kahveye bir parça süt tozu katılmışsa ve aşırı duyarlılığa neden oluyorsa sütü kesiyoruz. Bu nedenle mutlaka bir alerji uzmanı değerlendirmelidir diyoruz.”

  • Çapraz besin alerjisi

    Besin alerjisi değişik şiddette pek çok çocuğun hayatında vardır. Çocuklarımızın kimi gerçekten alerjik olup dokunan gıdalar bilinir, kimi sadece şüphe nedeniyle , bazen gereksiz pek çok gıdadan mahrum edilir. Büyüme gelişme çağındaki bir çocuğun dengeli beslenmesinin önemini göz ardı etmemek gerekir. En dikkat edilecek bir konu da gereksiz yasaklardan kaçınmaktır.

    Allerji, biliyoruz ki zaman içinde değişir. Hiçbir şikayeti olmayan bir çocuk, bir zaman herhangi bir gıdaya, ev tozuna, polene karşı alerjik hale geçebilir. Bazen de bir alerjene duyarlık oluşunca, yapı olarak ona benzeyen başka maddelere de duyarlık olur. Bu konunun en iyi örneği, günlük hayatta sık karşımıza çıkan bir uygulamada gizli. İnek sütü alerjisi olan çocuklara hemen dana eti de yasaklanır. Oysa bu uygulama her zaman doğru değildir. İnek sütü alerjisi olan çocuklarda sığır eti alerjisi riski, diğer çocuklara göre biraz daha fazla. Bu doğru. Ama her zaman değil. Yani ezbere hemen yasaklamak doğru değil. Ancak o çocukta ete de allerji olduğunu gördükten sonra yasaklanabilir. Et örneği, çok büyük bir sorun değildir. Çünkü alternatifleri var. Örneğin, koyun eti, keçi eti gibi. Gerçi onlara da allerji olabilir; bu durumda en iyisi, bir allerji uzmanından yardım almaktır.

    Bazen tavuk yumurtası alerjisi var denen çocuklara, bıldırcın yumurtası verildiğini görüyoruz. Bu da olayın öteki ucu. Yumurtada işler daha farklı. Bir kanatlının yumurtasına gerçekten allerji varsa; diğerlerine de büyük ihtimalle vardır. Hepsinden uzak durmak gerekir.

    Balık için de farklı. Bazen büyük balıkları yiyebilir, küçük balıklara allerji olur. Ya da tam tersi, küçük balıkları yiyebilir, büyüklere alerjisi olur.

    Bazen “huş ağacı” polenine alerjisi olur; elma ve bazı başka yiyince de elmaya alerjikmiş gibi reaksiyon olur.

    Bazen latex alerjisi olur, muz, kiwi gibi bazı gıdaları yiyince de alerjik reaksiyon olur.

    Çapraz reaksiyonlar, tüm dünyada sorun olmaya devam ediyor. Bu nedenle Hangi madde ile hangisinin; en çok da hangi gıda ile hangilerinin çapraz reaksiyon gösterme riski yüksek olduğu araştırılmakta, bununla ilgili listeler oluşturulmaktadır. Bunlardan bir örneği aşağıda görüyorsunuz. Ancak bu bir örnektir. Buradaki çapraz reaksiyonlar sadece riski gösteriyor. Risk %90 gibi çok yüksek bile olsa, sizin çocuğunuzda olmayabilir. Bu nedenle şüphelendiğiniz bir çapraz reaksiyon olursa;

    KENDİ KENDİNİZE YASAKLAMALAR, KISITLAMALAR YAPMAYINIZ. MUTLAKA ALLERJİ UZMANI DOKTOR YARDIMI ALINIZ.

  • Gıda alerjisi

    Alerjik hastalıklar, giderek artmaktadır. Gıda alerjisinde de buna paralel bir artış vardır. Gıda alerjisi her yaşta görülebilmektedir. Yaş ne kadar küçükse, sorun o kadar büyüktür. Bu nedenle de esas olarak bebeklik döneminin ciddi bir sorunudur.

    Gıda alerjisi, kliniğe değişik şekillerde yansımaktadır. Yeni doğan döneminde, anne sütünün kesilmesinden sonra veya ek gıdalara geçilmesinden sonra başlayabilir.

    Gıda alerjisi ile intoleransını da karıştırmamak gerekir. Doğuştan bazı enzim eksikliği olanlar, bazı gıdaları yerse dokunur. Örnek; G6PD enzimi eksik olanlar, bakla yerse sarılık atağı ve kansızlık yapabilir. Laktaz enzimi eksik olanlar, laktoz içeren gıdaları ; örneğin süt, yoğurt yerse dokunur. Ama az miktarda yerse veya laktozsuz süt yoğurt yerse sorun olmaz. Oysa alerjide durum farklıdır. Gıdayı oluşturan protein molekülleri az da alınsa alerjik reaksiyonu oluşturur.

    Sindirim sistemi belirtileri:

    Aşırı huzursuz, ağlayan , gazlı bir bebekte süt alerjisi olma ihtimali vardır. Yine bebek çok kusuyorsa, kilo alamıyorsa, gece uykusuzluk sorunu yaşıyorsa bunlar hep inek sütü alerjisine bağlı olabilir. Süt çocukluğu döneminde ishal veya tam tersine kabızlık, anal fissür de alerjinin belirtisi olabilir. Daha az bir olasılıkla başka gıdaların alerjisi de olabilir.

    Deri belirtileri:

    Deri belirtileri en sık görülenlerdir. Daha çok süt çocukluğu döneminde görülmekle birlikte her yaşta deri belirtisi olabilir. Sadece yanaklarda veya vücudun belli bölgelerinde kızarma, pütürlü bir görünüm veya kabuklanma olabilir. Genellikle kaşıntılıdır. Tipik olarak atopik dermatit olarak tanımladığımız bu deri döküntüleri besin alerjisi kaynaklı olabilir. Atopik dermatitin tipik dağılımı olarak yüzde, boyunda, kulak arkalarında, el ve ayak bileklerinde, diz-dirsek kıvrımlarının iç yüzeylerinde görülür. Bazen de bu tipik dağılım olmayıp yaygın döküntü şeklindedir. Özellikle bebek soyunduğunda vücudunun çıplak olan kısımlarını yırtarcasına kaşır. Kapalı alanlarda kaşıntı daha az veya yoktur.

    Besin alerjisi ürtiker-anjioödem şeklinde görülebilir. Özellikle ani reaksiyonlar bu şekildedir. Alerji olan besinle karşılaşır karşılaşmaz, ilk 2 saat içinde ortaya çıkar. Hemen müdahale edilmezse anafilaksiye neden olabilir.

    Solunum sistemi:

    Hırıltı, öksürük, aşırı salgı artışına bağlı balgam üretimi, nefes almakta güçlük görülebilir. Nefesinde hışıltı sesi (wheezing) duyulabilir.

    Belirtiler bazen tek bir organ veya sistem tutulumu değil, bunların karışımı şeklinde görülebilir. Tanıda en önemli adım, besin alerjisinden şüphelenmektir.

    Alerjen gıdalar:

    Bütün gıdalar alerji yapabilir. Özellikle bunlar yapar, bunlar yapmaz diye bir ayırım yapmamak gerekir. Bazı gıdalar, diğerlerinden daha alerjen yapıdadır. Özellikle temel besinleri oluşturan gıdalar bu konuda çok önemlidir. Süt, yumurta, kabuklu ve kuru yemişler , balık ve diğer deniz ürünleri, çilek ve bazı başka meyveler, buğday ve tahıllar en sık karşımıza çıkmaktadır. Bunların alerjen potansiyeli hem yapısına göre, hem de alerjisi olan kişiye göre değişir. Süt, yumurta alerjisi genellikle 2-3 yaş civarında geçer; balık, deniz ürünleri ve kuru yemiş; özellikle de fıstık alerjisi daha uzun sürme eğilimindedir. Bazen ömür boyu hiç geçmeyebilir. Unutmamak gereken nokta, ayrıntılı öykü alınarak aile dikkatle dinlenmeli, her gıdanın alerji yapabileceği göz önüne alınmalıdır.

    Tanı:

    -Altın standart gıdanın yasaklanması ve tekrar verilmesi prensibine dayanır. Alerjiye yol açan gıda bir süre kesilir, hasta gözlenir. Daha sonra tekrar verilir, belirtilerin tekrarlayıp tekrarlamadığına bakılır. Doktor tarafından yapıldığında, tek kör (hastanın bilmeyip doktorun bildiği) veya çift kör (hastanın ve doktorun verdiği gıda alerjen olması denene mi yoksa zararsız olduğu bilinen başka bir gıda mı olduğunu bilmediği yöntem) uygulanarak alerji tesbit edilmeye çalışılır.

    -Deri testi

    Tanı koymada alerji tetkikleri yardımcı olur. Alerji uzmanı tarafından yapılarak doğru değerlendirilen deri prick testi uygulanabilir. Taze gıdadan “prick to prick” denen yöntemle; yani iğne ucu önce gıdaya batırılıp sonra cilde uygulanarak değerlendirilir. Bir diğer yöntem de hazır ve standart gıda alerjenleri kullanarak test yapmaktır. Çok iyi deneyimli uzman tarafından yapılmazsa yanlış değerlendirme, yanlış tanı ve yanlış tedavi riski vardır. Çocuğu besin alerjisinden koruyalım derken gelişme, büyüme ve beslenme bozukluğuna yol açmamak gerekir.

    -Kan tetkiki

    Şüphelenilen besine karşı kanda oluşan spesifik IgE düzeyi ölçülür. IgE, bağışıklık sisteminin alerji oluşmasından sorumlu parçasıdır. Besine karşı tolerans varsa bu oluşmaz. Oluşuyorsa, bu besine karşı alerji olduğunu gösterir. Ancak bunun da dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Sadece var olması yetmez. Bir besini yasaklamak için o besinin belli bir miktarda IgE yaptırmış olması gerekir. Bu sınırın altında ise tam yasaklama yapmadan tedavi yoları araştırılır. Özellikle bebeklerde süt alerjisinde önemlidir. İlk 2 yaşta 2 kU/l üzerinde, daha büyük yaşlarda 5 kU/l üzerindeki değerler anlamlıdır. Her bir besin için belirlenmiş düzeyler vardır. Yorum yaparken göz önüne alınmalıdır.

    -Öykü

    Deri testi veya kan tetkiki negatif çıkarsa alerji yok dedirtmez. Sadece anafilaksi denen ve çok kötü sonuçlara ulaşma riski taşıyan tip alerji yoktur dedirtir. Besin alerjisi, IgE dışı mekanizmalarla da oluşabilir. Kan düzeyi normal olduğu halde annenin ısrarla dokunduğunu söylediği gıda gerçekten alerji yapıyor olabilir. Bu durumda yaklaşık 3 haftalık yasaklama, gözlem, ardından gıdanın tekrar verilmesi uygulanabilir.

    Tedavi:

    Besin alerjisinin tedavisi, alerji yapan besinin mutlak yasaklanmasıdır. Çilek gibi yense de yenmese de olur tür besinlerde çözüm kolaydır. Ama süt, yumurta gibi temel besinlerde durum biraz daha zordur. Bir besini yasaklarken, mutlaka aynı değerde alternatifi bulunup yerine konmalıdır. Aksi taktirde daha önemli sağlık sorunlarına yol açar.

    Son yıllarda yasaklama dışında bazı tedaviler denenmektedir. Bazı besinlere karşı aşı tedavisi denenmektedir. Ancak henüz güvenli uygulamaya girmemiştir.

    Gıdanın yaptığı alerjik reaksiyona karşı rahatlatıcı ilaçlar destek amaçlı kullanılabilir. Atopik dermatitte cildi nemlendiriciler, lokal kortizonlu pomadlar, zaman zaman sistemik kortizon, antihistaminik ilaçlar gibi tedaviler kullanılabilir. “Çivi çiviyi söker” mantığı ile kontrolsüz bir biçimde yapılan alerjen gıdanın bol bol verilmesi yanlıştır, hayati tehlike oluşturabilir. Gıda yasaklandığında, en az 3 ay süre ile o gıda veya o gıdanın başka gıdalar içindeki hali dahil asla verilmez. Az az vermek çözüm değildir. Mutlak yasaklama uygulamak gerekir. Örneğin yumurta yasaklıyorsanız; bisküvi, pasta, börek gibi içine yumurta giren gıdalar da yasaklanmalıdır.

    Bebeklik döneminde inek sütü alerjisi ayrı bir önem taşımaktadır. Bu nedenle bir diğer yazıda üzerinde biraz daha ayrıntılı durulacaktır.

  • Çocuk sağlığı için aşının önemi ve aşı takvimi

    ÇOCUK SAĞLIĞI İÇİN AŞININ ÖNEMİ VE AŞI TAKVİMİ

    Bebeklik dönemi, insanoğlunun en savunmasız dönemidir. Bağışıklık sistemi henüz yeterince oluşmamıştır. Dışardan gelecek tüm mikroplara açıktır. İşte doğada bu dengeyi sağlamak için, hamilelik döneminde anneden bebeğe geçen, “antikor” denen koruyucu maddeler, özellikle ilk 6 ayda daha etkindir. Bebeği pek çok çocukluk çağı hastalığına karşı korur. Bir yandan da anne sütü ile devamlı desteklenir; böylece ilk aylarda bir koruyucu duvar oluşur. Bebek büyüdükçe, bu koruyucu maddeler ömrünü tamamlayarak gittikçe azalır. Bu sırada da bebeğin kendi bağışıklık sistemi gelişmeye başlar, aktif olarak kendini savunmaya çalışır.

    Çevremizde çok çeşitli mikroplar vardır. Nezle, grip yaparlar, boğaz, kulak, bronş, idrar yolu gibi çeşitli organlarda hastalıklar yaparlar. Bir de sadece özel bazı hastalıkları yapan özel mikroplar vardır. Örneğin; kızamık mikrobu; sadece kızamık enfeksiyonu yapar. Tüberküloz mikrobu, tüberküloz (verem) yapar. İşte bu özel mikroplara karşı bebeklerin önceden koruyucu madde (antikor) geliştirme şansı çok zayıftır. Korunmasız bebeğe bu ve benzeri özel mikroplar bulaştığı zaman, bazen sakat bırakma, ölüm gibi çok kötü sonuçlanabilen hastalıkları oluşturur. Doğal yolla vücuda girince böyle ciddi riskler oluşturan bu mikroplara karşı önceden savunma gelişirse, mikrop vücuda girer girmez engellenir ve hastalık yapması önlenir. Aşının temel mantığı budur.

    Bazı aşılarda mikroplar canlıdır, ama hastalık yapamayacak gibi engellenmiştir. Bazen mikroplar öldürülmüştür, bazen de bu mikropların kendisi değil de salgıları veya ürettiği toksin (zehir) aşı olarak kullanılır. Belli dozlarda belli zamanlarda vücuda verilen bu maddeler, bağışıklık sistemini o mikrobu tanımasını sağlar. Böylece hastalık yapabilecek gerçek mikropla karşılaşıldığında, buna önceden hazır olan bağışıklık sistemi, o mikrobu hemen yok eder, hastalık olmaz.

    Her hastalığın risk dönemi farklıdır. Bu nedenle doğumdan itibaren belli bir program dahilinde aşılamanın başlaması gerekir. Her aşının maksimum koruma sağlaması için hangi dozda ve kaç kez tekrar edileceği, ne zaman yapılacağı bellidir. Aşılama takvimi ve hangi aşıların yapılacağı, temel bir program şeklindendir. Ancak ülkelere göre bazı farklılıklar söz konusudur. Sadece tropikal bölgede görülen bir hastalığın aşısı, ancak oralara gidilecekse özel olarak yapılabilir. Aşılama programları, zaman içinde de değişiklik gösterir. Eskiden zorunlu olarak herkese yapılan çiçek hastalığı aşısı, artık kalktı. Çünkü bu hastalık dünyadan yok edildi. Aynı şekilde çocuk felci hastalığının da aşılama yolu ile yeryüzünden silinmesi için çalışmalar sürmektedir. Kızamık hastalığı eskiden daha yaygınken, bebekler 9. ayda aşılanırdı. Şimdi daha iyi kontrol altına alındığı için 1 yaşında kızamık-kızamıkçık-kabakulak karma aşısı şeklinde yapılıyor. Bazı aşılar da zorunlu olarak, devlet eliyle, resmi sağlık kurumlarında yapılırken, bazıları isteğe bağlı olarak yapılıyor. Örneğin, rotavirüs (ishal) aşısı, HPV (genital kanser) aşısı gibi aşılar ülkemizde isteğe bağlı aşılardır. Zaman içinde değişiklikler olabilir. Yakın zaman önceye kadar isteğe bağlı olarak yapılan pnömokok (zatürre) aşısı, artık devletin sağlık kurumlarında uygulanan zorunlu aşılar grubuna alınmıştır. Son bilimsel gelişmeler ışığında ülkemizde uygulanan aşılama takvimi aşağıda görülmektedir. Her zaman için temel prensip; hastalık olduktan sonra tedavi etmek önemli; ama olmaması için gereken önlemleri almak daha önemlidir. Çocukların aşıları ihmal edilmemelidir.