Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Okul öncesi beslenme

    Okul öncesi beslenme

    Ömür boyu sağlıklı yaşayabilmenin yolu da çocukluk çağında yeterli ve dengeli beslenmekten geçer. Çünkü kas-iskelet sistemi, kemik yoğunluğu, yağ dokuları ve zeka gelişimi gibi hayati önem taşıyan fonksiyonlarımızın temelleri bu dönemde atılır. Okul öncesi dönemde karbonhidrat, enerji, yağ ve proteinin her üç öğün ve iki ara öğün olarak düzenli bir şekilde tüketilmesi sağlıklı ve dengeli beslenmeyi sağlar.

    Okul öncesi çocuklarının besin gereksinimleri, yetişkinlerden üç yönden farklıdır:
    * Enerji harcaması, vücut ölçüsünün birimi başına yetişkinlerden oldukça yüksektir. Çünkü büyüme süreci önemli miktarda enerji harcamasını gerektirir.
    * Yeni dokuların yapımı, protein, mineral ve vitaminlere olan gereksinimi artırmaktadır.
    * Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendilerine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı oluşu, çocukların diyetinde belirli besinlerin bulunmasının ve bunların belirli şekilde hazırlanmasını gerektirir.

    Bu yaş grubundaki çocukların çoğu için yemek yemek, hayatın koşmak, zıplamak, oynamak gibi zevkleri yanında sanki bir tür zaman kaybıdır. Yemek zamanı geldiğinde, onları sofraya oturtmak bile başlı başına sorun olabilmekte. Sağlıklı bir yemek alışkanlığı/disiplini kazandırabilmek, çocuğun tüm hayatını olumlu yönde etkileyecektir, ve biraz ciddiye alınmalıdır. Çocuğun sağlıklı yemek alışkanlığı kazanabilmesi için, ailenin sağlıklı yemek alışkanlığı olmalıdır. Yemekler, tüm ailenin- en azından o anda evde olanların biraraya geldiği, bir seremoni, sohbet havası içinde olmalıdır, ki, çocuk da o ortamın içinde olmak istesin. 2 yaşından itibaren, çocuğunuz, sofradaki yerini almalıdır. 3 öğün uygun yemek ve 2 ara öğün, sağlıklı beslenmeiçin yeterlidir.

    Yine bu yaştan itibaren, çocuk kendi yemeğini kendi yemesi yönünde cesaretlendirilmelidir. Bu yaşta çocuğa, yemek yedirmek değil, yemek konusunda öneriler gereklidir; “yemek yerken konuşma”, ” küçük lokmalar al” gibi. Gıda allerjisi olmayan 2 yaşında bir çocuk, sofraya oturup, herkesle birlikte yemeğini yemelidir. Bu durumda, çocuk, çevresinde gördüğünü uygulayacak, siz ne yapıyorsanız onu yapacaktır. Siz su içiyorsanız o da içecek, siz çorbayı bırakıp, kimi sebzeleri yemiyorsanız, o da benzer tercihlerde bulunacaktır. Çocuğa yemek alışkanlığı kazandırmak, aynı zamanda siz anne-babaların da yemek alışkanlıklarını gözden geçirmesini gerektirmektedir. Çocuğun günlük menüsünde temel besin grupları özellikle bulunmalıdır. Temel besin gruplarından, enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve vitamin gereksinimlerinin tümünü karşılamalıdır. Besinler içerdikleri besin öğeleri açısından birbirini tamamlamalıdır. Organların düzenli çalışması, büyüme ve gelişmenin sağlanması açısından önemlidir.

    Et Grubu:
    Bu gruptaki besinler, iyi kalite protein ve minerallerden zengin olup vücudun sağlıklı büyümesi ve sağlıklı bir yaşam için gereklidir. Et, tavuk, balık, yumurta, peynir gibi besinler bu grupta yer alır. Bu besinlerden 3-4 porsiyon günlük yeterlidir.
    Bu besinler kemik ve dişlerin gelişimi, sinir ve kasların düzenli çalışması için gerekli kalsiyum, A-B vitaminleri ve iyi kalite protein sağlar. Bu grup besinlerden olan süt, yoğurt veya ayrandan günde 500 ml. tüketmek yeterlidir.

    Tahıl Grubu:
    Bu gruptaki besinlerde bitkisel proteinler ve B grubu vitaminleri bulunur. Bu besinler yemek halinde, çorbalar içinde sütle veya yoğurtla zenginleştirilerek günde 4 porsiyon verilmesi yeterlidir.

    Sebze-Meyve Grubu:
    Özellikle yeşil yapraklı sebzeler, A, C ve B grubu vitaminlerinden zengindir. Bu grup vitaminler çocuğun korunması için önemlidir. Günde 4 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir. Sebzeler yemek şeklinde, meyveler çiğ olarak tüketilmelidir.

    Şeker ve Yağ Grubu:
    Bu grup besinler vücuda enerji sağlarlar. Bu besinler şeker ve şekerden yapılmış, bal, reçel, pekmez, zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağlardır.

  • Mama ile beslenme

    Anne sütü bebeğiniz için en ideal besin olmakla birlikte anne sütünün olmadığı bazı özel durumlarda anne sütü yerine veya anne sütünü desteklemesi amacıyla özel mamalar kullanılabilir.

    Mamayı hazırlarken:

    * Sabun ve su kullanarak ellerinizi yıkayın
    * İç yüzeyleri düzgün, ısıya dayanıklı, cam biberon kullanın
    * Temizlenmiş biberon, biberon kapağı, emziği temiz su bulunan bir kapta en az 10 dakika kaynatın
    * Kaynatılıp ılıtılmış suyu (el değecek sıcaklıkta) biberona doldurun, size önerilen veya mama üzerinde belirtilen ölçüde mamayı ekleyin, ağzını kapatarak iyice çalkalayın
    * Mamayı bebeğinize vermeden hemen önce hazırlayın, bekletmeden verin
    * Mamanın tamamı bitmemiş ise kalan mamayı kullanmayın

    Bebeğinizi mama ile beslemeye başlamadan önce mutlaka uzmanların önerilerini alın. Çünkü ülkemizde gereksiz mama kullanılımı maalesef yaygın bir uygulamadır. Bunun en nemli nedenlerinin başında da bebeğin doymadığına uzman olmayan kişiler tarafından karar verşlerek gelişigüzel mama başlanmasıdır. Unutulmaması gereken bebeğin ağlaması genellikle doymadığı anlamına gelmez; bebekler doğumdan sonraki ilk haftalarda nedensiz ağlayabilir, kolik nedeni ile ağlayabilir, altının kirli olması gibi basit nedenler yanında çeşitli hastalıkların belirtisi olarak da ağlayabilmekte, ancak aile ve yakın çevresi tarafından yanlış olarak bebeğin doymadığı hissine kapılarak mama başlanabilmektedir. Bebeğin doyup doymadığının anlaşılmasının en objektif yolu ayına göre yeterli klio alması olduğu unutulmamalıdır. Çünkü gereksiz başlanan mama, bebeğin annesini emmesini azaltarak anne sütü üretümini durdurabilir ya da kesilmesine neden olabilir.

    Anne sütünün olmaması ya da azalması annenin ciddi üzüntü, stres ve psikolojik problemleri ile yine annenin ağır hastalıkları dışında üek mümkün değildir. Bu nedenlerin dışında yanlış emzirme teknikleri de bir diğer nedendir ve dikkat edilmelidir. Anne sütünün bebeğe dokunması sadece doğuştan laktaz enziminin (anne sütündeki laktoz şekerinin sindirilmesini sağlayan enzim) yokluğu durumunda olur ki bunun da en önemli belirtisi hiçbir tedaviye cevap vermeyen durdurulamayan ishaldir. Ayrıca erken ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde kilo alımını hızlandırmak, yeterli kilo alımını sağlamak ve bu bebeklerin normalden fazla olan ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile anne sütünü zenginleştirmek için mamalar kullanılabilir. Hasta doğan ve uzun süre hastanede yatan bebekler de yine mama kullanılması gerekebilen bir diğer durumdur.

  • Bebeklerde katı gıdalara geçiş

    Bebeklerde katı gıdalara geçiş

    * Bebeklerde katı gıdalara geçiş en erken kaç aylıkken olmalıdır?

    Yaşamın ilk iki yılı, büyümenin ve gelişmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu dönemde doğru beslenmenin ileri yaşlara da yansıyan önemli etkileri vardır. Katı gıdalara başlama zamanı 4. aydan önce olmamalı, katı gıdalara geçiş zorlanacağından 6. aydan sonraya da bırakılmamalıdır.

    * Bebeğin katı gıdalara hazır olup olmadığı nasıl anlaşılır?

    Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan önce gelişmez. Bebeklerin emmeden ağızlarını kapalı tutarak çiğneme ve yutmadan oluşan yemek yeme davranışını öğrenmeleri zaman alır. Bu aşamada dil oluk görevini bırakarak öne ve yana döndürme gibi karmaşık hareketleri yapmasını öğrenir. Bebeklerin 6-7 aylar arasında katı besinlerle tanıştırılmaları bu davranışın kazanılması açısından önemlidir.

    * Alacağı ilk katı gıdalar ne olmalıdır ve sonrasında nasıl devam etmelidir?

    Bebeklerin beslenmesi ilk aylarda sıvı besinlerden oluşur. 6. aydan sonra önce pürelere, ardından bir ay içinde daha katı ve pütürlü besinlere geçilerek bebeğin farklı yapıdaki besinleri alması sağlanmalıdır. Elma ve şeftali püresi, pirinç unu ile hazırlanmış muhallebi, yoğurt, sebze püreleri ilk başlanacak besinlerdir.

    Daha sonra püre türünde hazırlanan gıdaların bir ay içinde yavaş yavaş katı ve pütürlü şekillerine geçilir. Sebze mamaları taze olarak pişirilir, içine pirinç ve yağ da eklenerek tat ve kalori yönünden zenginleştirilir. Patates, maydanoz, ıspanak, havuç, kereviz, karnabahar sebze mamasına eklenebilir.

    * Bu süreçte anne sütünün beslenmedeki yeri nedir?

    İlk 4-6 ay bebekler sadece anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü ile beslenme iki yaşına kadar faydalıdır. Tamamlayıcı beslenmeye başlanılan 4 – 6. aylardan sonra da çocuğun büyüme-gelişme, zeka gelişimi, hastalıklardan korunma gibi bir çok etkisinden dolayı beraberinde anne sütüne de iki yaşına kadar devam edilmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından da önerilmektedir.

    * Katı besinlere ilk geçişte dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Katı besinlere erken başlanması anne sütü alımını kısıtlar ve proteinlerin günlük toplam enerjiye olan katkısı azalır. Bu da büyüme hızını etkiler.

    Çocukların çiğneme becerisi 4. aydan sonra gelişmektedir. Katı besinlerin verilmeye başlandığı dönemde bebekler dilleri ile besinleri itebilir. Bu durum besini reddetme olarak algılanmamalı, doğal bir tepki olarak karşılanmalıdır. Bebeklerin istem dışı yaptıkları bu hareket genellikle 7. ayda düzelir. Bu dönemde yeme ve içme faaliyetleri etrafı çok kirleten bir eylemdir. Birçok bebek yiyeceklere kendi elleri ile dokunmak ve ağızlarına sokup çıkarmak isterler. Çocuk gelişiminin normal bir parçası olan bu hareketlere izin verilmesi, bebeklerin el ve ağız hareketlerinin olgunlaşmasına yardım eder.

    Katı gıdalara ilk geçilme zamanlarında çocuk bunları öğürebilir ve kusabilir. Bu durumda katı ve pürtüklü gıdalara başlamaya kesinlikle ara verilmeyip, kısa bir süre sonra tekrar denenmelidir. Katı ve pürtüklü gıdalara geçiş 6-7. aylardan sonraya bırakılırsa çocuğun bu gıdalara alışması daha sonra çok zor olacaktır. Bu nedenlerden dolayı katı besinler, çatalla ve cam rende ile ezilmeli ve ufak parçalara ayrılmalı, kesinlikle blender veya robot kullanılmamalıdır.

    * İlk defa denediği bir yiyeceğe allerjisi olup olmadığını anlamak için nelere dikkat etmek gerekir?

    İlk kez verilecek besinler haftada bir çeşit olacak şekilde verilmelidir. Böylece istenmeyen bir allerjik reaksiyon geliştiğinde, buna hangi yiyeceğin neden olduğu kolayca anlaşılabilir. Bebeklerde besin allerjisinin en sık bulguları kusma, ishal, aşırı gaz artışı, huzursuzluk, ciltte döküntü ve bazen de kakada kan görülmesi şeklinde ortaya çıkar.

    * Bu dönemde özellikle verilmemesi gereken yiyecekler nelerdir?

    Allerji yapma riski olan turunçgiller, yumurta, ekmek, balık ve et ilk verilecek besinler arasında yer almaz. Pırasa ve taze fasulye gibi uzun lifli sebzeler püre haline getirilmeleri zor olduğu için erken dönemde kullanılmaz. Ispanak gibi yeşil yapraklı sebzelerin nitrat içerikleri bekletilmekle artacağından, pişirildikten hemen sonra yenmelidir. Bakla nadir olmakla birlikte favizme yol açacağından, patlıcan da hiç mineral ve vitamin içermediğinden bebeklikte seçilecek uygun besinler değildir.

    * Verilen yiyecekleri reddediyorsa alıştırmak için neler yapılabilir?

    İlk kez verilecek besinler bebek açken ve kaşık ile verilmelidir. Ek besinler tek öğün olarak ve çok az miktarlarda verilmeye başlanmalıdır. Bebeğin alımına uygun olarak verilen miktar ve öğün sayısı artırılmalıdır. Bebek almadığı besinler için zorlanmamalı ve bir süre sonra tekrar verilmelidir. Bu arada başka yeni bir besin denenmelidir.

    * Bebeğin yeterli beslendiği nasıl anlaşılır?

    Bir bebeğin yeterli beslendiğinin tek göstergesi haftalık ve aylık kilo alımları ile her gün yeterli miktarda idrar yapmasıdır. İlk altı ay haftada 150, ayda 600 gr ve üzeri, ikinci altı ayda ise haftada 100, ayda 400 gr ve üzeri kilo alımları bebeğin yeterli beslendiğinin en önemli kanıtıdır.

  • Emzirme !

    Emzirme doğumdan yarım saat sonra başlamalıdır. Annelere emzirme ve bebeklerinden ayrı olduklarında da sütlerini muhafaza etme yöntemleri öğretilmelidir. Yeni doğmuş bebeklere anne sütü dışında herhangi bir yiyecek ve içecek verilmemelidir. Bebek her isteğinde emzirilmelidir. Yapay meme veya emzik emzirme döneminde bebeklere verilmemelidir.

    * Emzirmeden önce eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.
    * Anne rahat pozisyonda oturmalıdır. Sandalyeler emzirmek için uygun değildir.
    * Meme başı kaynatılmış ılık suyla veya % 5’lik karbonatlı su ile silinmelidir.Meme başının dışarı çıkık olması için meme ucu iki parmakla tutup masaj yapmalıdır.
    * Bebeğin burnunun açık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Meme başı hafif bastırılarak burun açık tutulmalıdır.
    * Bebeğin altı temiz olmalıdır. Bebeğin emmesini engelleyebilecek nedenler ortadan kaldırılmalıdır.
    * Emzirme bittikten sonra bebek dik olarak anne omuzuna yatırılmalı ve sırtına hafif masaj yapılarak gazı çıkartılmalıdır. Bir defa geğirdikten sonra gazın çıktığı sanılmamalıdır. Bu nedenle yatağa yatırıldıktan sonrada, sağ yanına veya yüzün koyun yatırılmalıdır.
    * Her beslemede her iki memede boşaltılmalıdır. Devamlı olarak 10-15 dakika emme bile bir memeyi boşaltmaya yetecek süredir. Eğer bebek, prmatüre (erken doğmuş) bebeklerde olduğu gibi bu sürede boşaltamıyorsa , meme tutması iyi olabilir ancak sütü ağız içne çekmesi yetersizdir. Bu durumda müdahale etmek gereklidir. Kalan süt sağılarak boşaltılmalıdır. Memede kalacak süt, daha sonra gelecek süt oranını azaltacaktır. Sağılan süt ayrıca bebeğe verilir.
    * Annenin psikolojik durumu süt salgısını etkiler. Yorgunluk süt salgısını azaltır.
    * Süt yapımını artıran belirli bir besin veya ilaç yoktur. Ancak annenin susuz kalmaması ve psikolojik durumu önemlidir. Bu açıdan sulu gıdaların yayarı olabilir.
    * Emziren anne alacağı ilaçlara dikkat etmelidir. Süt ile bu ilaçla bebeğe geçebilir. Anne sütü vageçemediğimiz bir gıda olduğundan,süte geçen ilaçın bebeğe zararı olup olmadığı iyice araştırılmalıdır. Süt verilip verilmemesine karar verilmelidir. Süt verilmemesi genellikle geçiçi tutulmaya çalışılarak bu arada anne memesinin boşaltılmasına çalışılır.

    Anne sütü tüm uğraşılara rağmen verilemiyorsa, anne sütüne adapte edilmeye çalışılan endüstriyel mamalar verilir. İneksütü verilmek zorunda kalındıysa, bebeğin ayına göre süt yarı yarıya veya 2/3 oranında sulandırılır ve % 5 şeker eklenir. Bebek yeni doğduğunda mama için her ağladığında ortalama günde 8-12 kez emzirilir, takiben günde 6-8 kez anne sütü verilir.

  • Anne sütü !!

    Anne sütü !!

    Anne sütünün yararları ve emzirmenin önemi saymakla bitmez. Emzirme son derecede sağlıklı ve doğal bir yöntemdir. Her memeli canlı gibi insanlar da yavrusunu doğumdan hemen sonra emzirmelidir.

    * Her bebek için en iyi, en doğal ve en taze besin.
    * Her zaman, temiz ve mikropsuz.
    * Daima hazır ve bedava. Özel harcama gerektirmez.
    * Tamamıyla ve kolaylıkla sindirilir.
    * İshal, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür.
    * Bağışıklık sistemini güçlendirir, enfeksiyonlardan korur.
    * Bebeklerin daha zeki olmasını sağlar.
    * Bebeğin su ihtiyacını tam olarak karşılar, ayrıca su verilmesine gerek yoktur.
    * Doğumdan sonra gelen ağız sütü, bebeği hastalıklardan korur.
    * Bebekle anne arasında özel sevgi bağı kurulmasını sağlar.
    * Emzirme, annenin sağlığını korur, meme ve rahim kanseri olma riskini azaltır.

    Anne sütü, bebeklere gereksinimi olan tüm besin öğelerini tek başına ilk altı ay sağlayabilen en iyi besindir. Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt, bebek için çok önemlidir, çünkü bebeği hastalıklara karşı korur, bebeğin ilk aşısıdır. Anne sütü bebekler için yaşamsal öneme sahip. Ayrıca annesiyle sevgi bağı kurabilmesi için en iyi iletişim yolu emzirme. Ayrıca anne sütü ileriki yaşlarında, diğer besinlerle beslenen bebeklere göre daha zeki olmalarına katkı sunar.

    Anne sütü, bebeğin ilk altı ay ihtiyacı olan protein, yağ, demir, vitamin gibi her türlü besin değerine içeren ideal besin kaynağıdır. İçindeki koruyucu maddeler nedeniyle bebeği enfeksiyonlardan korur. Anne sütünün hazmı kolaydır, kaynatmak gerekmez. Daima taze, temiz ve bebeğe vermek üzere hazırdır.

    Tamamen doğal olan anne sütünde bebeğin büyümesi için gerekli olan maddeler inek sütünden daha fazladır. Anne sütünde yeterli miktarda su ve vitamin bulunduğu için, çok sıcak iklimlerde bile bebeğe su vermeye ve ayrıca ilk altı ayda meyve suyuna gerek yoktur. Anne sütü alan bebekler diğer besinlerle beslenen bebeklerden daha zeki olurlar.

    Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt ishal, solunum yolu enfeksiyonu gibi hastalıklardan koruyor. Anne sütü ile beslenmiş çocuklar astım, alerji, çocuk diyabeti gibi hastalıklara karşı daha dirençli oluyor ve kanser oranının daha düşük olduğu biliniyor. Anne sütünün içinde yeterli demir olduğu için, emzirilen bebeklerde kansızlık görülmez. Ayrıca anne sütü alan bebeklerde, pişik, karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür.

    Anne sütü ile beslenmeyen çocuklarda ölüm oranları beslenenlere göre 4-6 kat daha fazla. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre emziren kadın oranları yüksek olsaydı yılda 1.5 milyon bebeğin yaşamı kurtulacaktı.

    Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF, anne sütü ile beslenmenin doğumdan hemen sonra başlanmasını, ilk altı ayda sadece anne sütü verilmesini ve emzirmenin altı aydan sonra uygun besin takviyeleriyle iki yaş ve üzerine kadar devam etmesini öneriyor.

  • İştah ve beslenme psikolojisi

    İştah ve beslenme psikolojisi

    Beslenme halk arasında karnın doyması, istenilen besinlerin tüketilmesi veya açlık duygusunun bastırılması olarak bilinir. Esas anlamda beslenme vücudun ihtiyacı olan makro ve mikro besin öğelerini yeterli ve dengeli şekilde alınmasıdır. Beslenmeye sadece fizyolojik değil psikolojik ve sosyolojik açıdan da incelenmesi gereken bir durumdur. Bazı insanların sinirlenince normalden farklı besin tüketmesi, kederlenenlerin alkol tüketmesi beslenmenin psikolojik boyutuyla ilişkilendirilebilir. Yaz aylarının yaklaşmasıyla kilo verme konusunda hırslanan bayanlar genellikle iradelerine hakim olmayıp ‘yarın başlarım’ diyerek diyeti erteleyebilmektedirler.

    İnsanlar irade yetersizliklerinin değiştirilemeyeceğini düşünmektedirler. Değişime ‘hayır’ demesini öğrenerek başlayabilirsiniz. Başkalarına eşlik etmek yerine çevrenizdeki insanlara ‘Hayır’ diyebilmek , özgüveninizin artmasını da sağlayacaktır. Günlük hayatta yenilen besinlerin fayda zarar süzgecinden geçirilerek seçilmesi zararlı alışkanlıkların oluşmasını veya var olan zararlı alışkanlıkların devam edilmesini olumsuz etkilemektedir. İnsanlarda fazla kiloların ve bazı hastalıkların bir nedeni aşırı beslenmektir. İştah da fazla beslenmeye neden olan dürtüdür. İştahı baskılamanın en kolay yolu kan şekerinde dalgalanma yaratan rafine şeker tüketiminden kaçınmak, gün içinde sık sık ve azar azar beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır.

    Posalı yiyeceklerin diyette arttırılmasıyla çiğneme ve tükürük salgısının artışı bazı sindirim hormonlarının salgılanması ve toplam besin alımının azalması söz konusu olmaktadır. Kuru fasülye , nohut, kuru barbunya, mecimek gibi baklagiller; fındık, ceviz, yerfıstığı gibi yağlı tohumlar kepeği ayrılmamış tahıl ürünleri sebze ve meyveler posa içeriği yüksek besinlerdir. Diyetin posa içeriğinin arttırılması için soyulmadan yenilebilen sebze ve meyvelerin kabuklu tüketilmesi gerekmektedir. Özellikle kan yağ değeri normalin üzerinde olanlar ; diyabet riski taşıyanlar, kabızlık sorunu yaşayanlar, kilo problemi olanlar, iştahını kontrol edemeyenler beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, pirinç yerine bulgur, haftada en az 1-2 kere kuru baklagil yemeği bol sebze ve meyve tüketmelidirler.
    Posanın söylenildiği olumlu etkilerini gösterebilmesi için mutlaka yeterli su da alınmalıdır. İşlanmiş şeker içeren besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya neden olurlar. Kısa sürede yükselen kan şekeri aynı hızla düşmeye başlar. Tatlı yenildikten sonra hızla yükselip düşen kan şekeri tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Bu nedenle kimse bir parça tatlı yedikten sonra tatlıyı bırakamaz. Bu nedenden dolayı tatlı tüketilecekse bile light ürünler tercih edilmelidir. Böylece iştah da baskılanmış olur.

    Spor yapmanın iştahı sınırladığına dair yapılan araştırmalarda spor yapılınca artan endofrin hormonunun iştahı baskıladığı aynı zamanda mutluluk verdiği bulunmuştur. Bu nedenle düzenli egzersiz ve spor yapmak iştahı baskılamak ve kilo vermek için sağlıklı bir sebep olabilir.

  • Obezitenin ergenlik dönemindeki etkileri

    Obezitenin ergenlik dönemindeki etkileri

    Beslenme, insanların büyümesi için besinlerin yeterli miktarda vücuda alınmasıdır. Bu besin miktarlarından birinin daha az ya da daha çok alınması beslenme sorunlarına yol açar. Çocuklar ve gençler, tek yönlü beslenmemeli, her çeşit gıdadan doğru miktarda yemelidir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde gelişim hızlı olduğu için bu daha da önem kazanır.

    BEBEK HER AĞLADIĞINDA ACIKMAZ

    Çocukluk dönemindeki obezite sebeplerinden en önemlisi annelerdeki yanlış kanıdır. Bebek her ağladığında anne bebeğine süt verir. Tabii ki anne sütü çok önemli ve en az 6 ay verilmelidir. Ancak bebeğin gazı olduğunda, çocuğun karnı ağrıdığında ve benzeri sebeplerle de anneler bebeklerine süt verebiliyor. Çocuklarının tüm ağlama ve rahatsızlığına meme ya da biberonla cevap veren anneler, ileride çocuklarına farkında olmadan, stresli durumla baş etme becerisi olarak yemek yeme davranışını yerleştirebilirler.

    SABAH KAHVALTISI GİBİ ÖNEMLİ BİR ÖĞÜNÜ ATLAMAYIN

    Ergenlik döneminde dış görünüşe daha fazla önem verme bazen hatalı beslenmelere yol açabilir ve bu nedenle besinler yeterli miktarlarda alınamayabilir. Sabah kahvaltısı gibi çok önemli bir öğün çeşitli sebeplerle atlanmaktadır. Bu noktada ebeveynlere çok önemli bir görev düşmekte ve çocukların, gençlerin düzenli yemek yeme alışkanlığı edinebilmeleri için önce anne-babalarının bu alışkanlığa sahip olmaları gerekmektedir. Okul kantinleri, arkadaşlar gibi çevresel faktörlerden de çocuklar olumsuz etkilenebilmektedir. Uzun süre televizyon, bilgisayar başında hareketsiz kalmak da obeziteye yol açar..

    Çocukların ya da gençlerin çok kilolu ya da çok zayıf, çok iştahlı ya da iştahsız olması gibi anne, babaların rahatsızlık duyulan anormal durumlarda mutlaka doktora başvurulmalıdır.

  • Çocuklarda dengeli beslenmenin önemi

    Çocuklarda dengeli beslenmenin önemi

    Yetersiz ve dengesiz beslenme, hayatın ilk yıllarında meydana gelmişse çocuğun yalnız bedensel gelişimi değil zihinsel yeteneklerden geri kalır. Çocuklar da sinir sistemi özellikle beyin gelişimi hayatın ilk yıllarında çok hızlıdır.

    İki yaşında bu sistemingelişmesi erişkin düzeyinin %60’ını, 6 yaşında %9’ına erişir. Gelişme döneminde yetersiz ve dengesiz beslenme beyin hücrelerinin sayısını ve hücre fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Daha sonraki dönemlerde de bu zihinsel gerilik kapatılamaz. Ülkemizde ve dünyada pek çok araştırmayla doğumdan önce ve doğumdan sonraki yıllarda beslenme bozukluğu olan çocukların zeka gelişiminin geri kaldığı gösterilmiştir.

    Beslenme bozukluğu, pek çok enfeksiyon hastalığının meydana gelmesine ya da ağır seyretmesine zemin oluşturur. Bir çok hastalık beslenme bozukluğu olanlarda daha sık görülür. Çünkü yeterli protein, vitamin ve enerji gereksinimi karşılanmayan çocuklar vücut ısınma mekanizmalarında yetersizlik olduğu için enfeksiyon hastalıklarına sık yakalanırlar.

    Ergenlik çağında büyüme oldukça hızlıdır. Hızlı büyüme ve gelişme ise enerji ve besin öğelerine gereksinimi artırır. Gencin artan ihtiyaçlarının karşılanmasında çeşitli sorunlar ortaya çıkar.

    İlkokul çağı çocuğun ailesinden ilk kez ciddi bir şekilde ayrıldığı ve çocuğun çevresi ile iletişiminin arttığı bir dönemdir. Bu çağda eğitim ile konulan kurallar çocuğun ruhsal gelişimini etkilerken, sağlıklı büyüme de beslenme ile desteklenmelidir.

    Yine ilkokul çağı (6-12 yaş ) hızlı büyüme ve gelişmenin başladığı dönemdir. Dolayısı ile çocuğun beslenmesini aile ve okul yönetimi birlikte yönlendirilmelidir. Okul çağında yeme alışkanlıkları ailenin beslenme alışkanlıkları tarafından etkilenmektedir. Okulda beslenme konusunda kontrolsüz olan çocuk yine anne ve baba çalışıyorsa eve geldiğinde kendi kendine yiyecek hazırlama ile karşı karşıya kalırsa yanlış beslenme alışkanlıkları edinebilir. Bu sebeplerden ilkokul çağı çocuğunun yanlış beslenmesi veya doğru beslenmesi ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Bunlar sağlanamaz ise büyümede yavaşlama görülür. Okul çocuğunun büyüme ve beslenmesinin izlenmesi çocuk doktoru tarafından yapılmalıdır.

    Gelişmiş ülkelerde okul çağı çocuğunun beslenmesi bilimsel kurallar içinde olmaktadır. Ancak bu uygulamalarda da güçlükler vardır.

    Gelişmiş ülkelerin ölüm sebepleri inde ilk beş sırayı

    • Koroner kalp hastalıkları
    • Bazı kanser tipleri
    • Serebrovasküler hastalıklar
    • Diabetes mellitus
    • Ateroskleroz

    gibi, diyetin önemli rol oynadığı hastalıkların olması ve bu hastalıkların çocuğunun başlangıcının çocukluk dönemindeki yanlış beslenme alışkanlıkları ile ilişkili olduğu bunları önlemeye yönelik önlemlerin bu çağlarda alınası gerekliliğini ortaya koymuştur.

    erişkinler için hazırlanan bir beslenme modelinin çocuklara uygulanması yeterli büyümeyi ve gelişmeyi engelleyebileceğinden dikkatli uygulanması gerektiği bildirilmiştir. Okul çocuğunun nutrüsyonel durumunun iyileştirilmesinde beslenme önerileri tabloda açıklanmıştır.

    Okul Çocuğunda Beslenme Durumunun İyileştirilmesi İçin Öneriler:

    • Beslenme durumunun yeterliliğini öğrenmek için boy uzaması izlenmelidir
    • Beslenme ve yeme alışkanlıkları için anne ve baba çocuğa yol GÖSTERİCİ rehber olmalıdırlar
    • Çocuğun beslenmesinde diyetinin yeterli olduğunun uzman kişi tarafından takibi gereklidir
    • Beslenme, spor ve fiziki aktivite çocuğun normal gelişimini destekleyecek şekilde olmalıdır
    • Çocuğun kilosu fazla ise egzersizi artırma ve enerji alımını azaltma yolu için aile-çocuk teşvik edilmelidir
    • Beslenme ile ilgili diş çürükleri gelişimi riski en aza indirilmelidir.
    • Çocuğun gıda seçiminde güvenilir besin kaynakları ve güvenilir olmayan reklam amaçlı besinler arasında çocuk ve ergenin seçim yapmasına yardımcı olunmalıdır.
    • Diyetin yağ, kolesterol, şeker, tuz içeriği açısından kısıtlanması sağlanmalıdır.
    • Çocuğun lifli gıdaları seçimine yardımcı olunmalıdır ( yaş+5 gr veya vücudun her kilogramı için 0.5 gr lif verilmelidir).
    • Uygun besin seçenekleri ile demir takviyesi sağlanmalıdır.

    Bu sorunların bir bölümü gencin yaşam biçimiyle, bir bölümü ise biliçsizlik nedeniyle kazanılan yanlış alışkanlıklarda olabilir.

    Sorunların çözülüp, gencin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlayacak beslenme koşullarına kavuşturulmasında ve gelecek yaşamında sağlığını olumlu yönde etkileyecek alışkanlıkların kazandırılmasında aileye, okula ve toplumun diğer kurumlarına önemli görevler düşmektedir.

  • Sağlam bebek takibi ve allerjide erken teşhis

    Allerji doğumda başlar. Genetik yatkınlık; bunun üzerine eklenen çevresel faktörler; buyursun hastalık. Bu çevresel faktörler ne zaman bebeğin tolerans sınırını geçerse, o zaman hastalık olarak ortaya çıkar. Bazen daha hayatın ilk günlerinde, bazen 4-5 yaş civarı…

    En çok inek sütü alerjisi şeklinde görülen besin alerjisi; en erken başlayanıdır. Hayatın ilk günlerinde bile ip uçları verebilir. Süt çocukluğu döneminde “üşütme”, “soğuk algınlığı”, “bronşit başlangıcı” vs. isimler verilen durumlar belki de bir alerjik hastalığın belirtileridir.

    Ailede; anne, baba, kardeşlerde alerji öyküsü varsa; bu risk katlanarak artmaktadır. Özellikle aile öyküsü olan bebeklerin periyodik sağlıklı bebek kontrolleri sırasında bazen ailenin gözünden kaçan erken belirtileri yakalayarak gereken önlem ve tedavileri uygulandığında yıllarca sürecek bir tedavi sürecini başlamadan önlemek mümkün olmaktadır.

    Bir de madalyonun diğer yüzü var. Hiçbir özelliği olmayan bazı belirtilerden yola çıkılarak bebekler ilk aylardan itibaren gereksiz tedavilere de maruz kalabiliyor. Gereksiz besin yasaklamaları, gereksiz ilaç yüklemeleri de maalesef sık gördüğümüz uygulamalar.

    Sağlıklı periyodik bebek kontrolleri yaptığım bebeklerimde zaman zaman rastladığım bir durum olduğu için gündeme getirmek istedim. Baştan bana sağlam bebek kontrolüne başlayan ailelerin çoğunda alerji öyküsü var. Bebeklerin ve ailenin hayatı zehir olmasın diye dikkat ve özenle izliyor, gerektiği zaman, gerektiği kadar tedavi ile bilimin sınırları içinde yardımcı olmaya çalışıyorum.

    Bazen tavsiye ile veya başka nedenlerle birkaç ay geçtikten sonra takibe gelmeye başlayan bebeklerimde ne yazık ki bu yanlışlar görülebiliyor. Komşu, arkadaş tavsiyeleri ile, internet paylaşımları ile bebeklere gereksiz besin yasaklamaları uygulandığını görüyorum. Bazen de basit bir öksürük sonrası piyasada ne kadar ilaç varsa başlanıp sanki ağır astımlı gibi tedavi aldıklarını görüyorum.

    Hastalık yok; hasta vardır. Her bebek ayrıdır. Öyküsü, muayenesi, tetkikleri farklıdır. Aynı kefeye koyarak tedavi edilmemelidir. Süt alerjisi deniyor; bir kan tetkiki yaptırılıyor; biraz yüksek çıktı diye hadi bakalım her şey yasak, başlasın bir sürü ilaç…. Bu doğru değil. Bazen sınırın üstündeki değerlerde bile yasak uygulanmayabilir. Ya da kısmi yasaklar yapılabilir. “Yasak” demek çok kolay. Bebeği için fedakarlık yapmaya hazır anneler de abartarak bu yasakları uyguluyor. Peki anne ve bebeğin beslenmesi ne olacak? Kaş yaparken göz çıkarmamak da gerekli.

    Tüm bebeklerimize sevgiler, sağlıkla gelecek mutlu günler dileklerimle

    16.5.2015

    Prof.Dr.Reha Cengizlier

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

    Çocuk Allerjisi Uzmanı

  • Astım veya allerjik bronşit

    Tekrarlayan hırıltı- hışıltı, öksürük atakları, hele bir de nefes alıp vermede güçlük varsa; akla gelmesi gereken en önemli hastalıklardan birisidir.
    “Astım” kelimesi, anne babalara korkutucu gelmekte; genellikle daha yumuşak bir ifade olan “allerjik bronşit” kullanılmaktadır. Hatta bazen anne babalar, “bizim çocuğumuzun hastalığı henüz astıma dönmemiş; allerjik bronşit” derler. Oysa her iki terim de aynı hastalığı ifade etmektedir.

    Astım; diğer ülkelerde de olduğu gibi bizim ülkemizde de giderek artmaktadır. Bölgelere göre değişmekle birlikte ülkemizde yaklaşık her 10 çocuğun 1’i astımlıdır. Giderek de artmaktadır.
    Astım, genetik bir yatkınlık üzerine, karşılaşılan bazı dış etkenlerin de kolaylaştırması ile ortaya çıkan, esas olarak solunum sistemini etkileyen bir hastalıktır. Çoğu, çocukluk döneminde ortaya çıkar.

    Hazırlayıcı faktörler var mıdır?
    Evet.
    -Ailede astım veya başka bir allerjik hastalık öyküsü olması önemlidir. Örneğin anne veya babada astım varsa, çocukta olma ihtimali %20 oranında artar. Yine kardeşler, yakın akrabalar da bu ihtimali artırır.

    -Solunum sistemini olumsuz etkileyen çevresel faktörler önemlidir. Bunların en önemlisi de sigara dumanıdır. Çocuğun yaşadığı evin hangi odasında olursa olsun, çocuk yokken bile içilse zararlıdır. Başka odada içmek, kapıyı kapatıp pencereyi açmak, dumanı havalandırma bacasına doğru veya pencereden dışarı üflemek çözüm değildir. Yine kirli hava ortamı, mikroplarla sık karşılaşma, bulaşıcı solunum sistemi hastalıkları birer risk faktörüdür.

    -Allerjenlerle karşılaşma da önemlidir. Küçük yaştan başlayan allerjen teması, o allerjene erken dönemde duyarlılık gelişmesine, astım gelişmesine neden olur. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüy ve deri döküntüleri, küfler, bazen de daha az oranda gıdalar allerjen olabilir.

    -Sık geçirilen enfeksiyonlar; zaman içinde astıma dönüşmez. Ancak her enfeksiyon, zaten var olan ama henüz ortaya çıkmamış olan astımı biraz daha belirginleştirir. Yani astımı tetikler.

    Nasıl tanı konur?
    -Bebeklikte sürekli veya tekrarlayan hışıltı, tekrarlayan bronşit-bronşiolit atakları, sık öksürük, gece yatınca gelen kuru öksürük şüphelendirir. Özellikle küçük bebeklerde 1 yıl içinde 3 kez veya daha fazla tekrarlayan bronşiolit; kuvvetle astım düşündürür. Daha büyük çocuklarda; tekrarlayan kuru öksürük, hırıltı, hışıltı, özellikle nefes verirken duyulan ıslık sesi gibi ötme, göğsünün inip kalkması gibi nefes zorlanması belirtileri hep astımı destekler. Ailenin vereceği öykü, hastanın muayene bulguları çoğu zaman tanı için yeterlidir. Ancak bazen ayrıntılı kan tetkikleri, röntgen, allerji testi, solunum fonksiyon testi gibi tetkiklere de başvurulabilir. Tetkiklerin bir amacı da astıma çok benzeyen bazı başka hastalıkların olup olmadığını araştırmaktır.

    Tedavisi var mı?
    Evet. Astım sözünün belki de en korkulan özelliği, kalıcı olup ömür boyu devam edeceğidir. Bu yanlış bir bilgidir. Bebeklikte astım tanısı koyulan çocukların % 20’si hiç tedavi edilmese bile iyileşir. Oysa iyi bir tedavi ile bu oran % 100’e yaklaşır. Çocuğun bünyesinin allerjik özellikte olması, göz rengi gibi kalıcı bir özelliktir. Yani o çocuk, ömür boyu allerjik bir bünyeye sahiptir. Oysa hastalık, tedavi edilebilen bir durumdur. Ancak tedavi bazen aylarca, yıllarca sürebilir. Aile ve hekim dayanışması ile, el ele verilerek inançla ve umutla tedavi sürdürülürse; başarı şansı çok yüksektir.

    Nasıl tedavi olur?
    Öncelikle sigara dumanı başta olmak üzere çevre kontrolü önemlidir. Kirli havadan olabildiğince uzak durmak, evde evcil hayvan beslememek, keskin kokulu parfüm kullanmamak, boya, cila kokusundan uzak durmak, enfeksiyonlardan korunmak; korunamadığında da tedavi olmak önemlidir.
    Ayrıca allerji testi yapılarak belirlenmiş ev tozu akarı, polen gibi dış etkenlerden de sakınmak gerekir. Sakınma tedavinin büyük bir bölümüdür. Ancak yetmez.

    İlaç tedavisi:
    Tedavide iki grup ilaç kullanılır. Bir grubu; rahatlatıcı, diğer grubu da koruyucu ve tedavi edici ilaçlardır. Hastanın bulgularına ve hastalığın özelliklerine göre doktorunun seçeceği ilaçlarla tedavi devam eder. Bu tedavi değişkendir. Yani hastanın durumuna göre artırılır, azaltılır, kesilir, ek ilaç verilir. Bu durumları değerlendirmek için yine hastalığın ağırlığına göre belli aralıklarla kontrol edilir. Gerekirse haftada bir, ayda bir, birkaç ayda bir gibi aralıklarla kontrol ve tedavi ayarlanır. Tedavi edici ilaçlar içerisinde en önemlisi kortizon içeren ilaçlardır. Genellikle nefes yoluyla uygulanır. Doğru doz, doğru süre ve doğru kullanım ile yan etki riski sıfır kabul edilebilir. Yani korkmadan, güvenle kullanılmalıdır. İlaç tedavisinde en önemli konu da ilaçların hastaya göre ayarlanmasıdır. Hem çeşidi, hem dozu, hem süresi kişiye özeldir. Başkasının çocuğuna iyi geldi diye bir ilaç kullanılmaz. Veya bu konuyu anlamayanların korkutması ile de gereken ilaç kesilmez. En önemlisi ve iyisi, güven duyduğunuz doktorunuzla birlikte tedaviyi yürütmektir.

    Aşı tedavisi:
    Bir diğer tedavi de allerji aşısıdır. Aşı tedavisi de yöntemlerden birisidir. Ancak bu pek çok kişinin sandığı gibi 1 kez olup biten bir uygulama değildir. Sakınılması mümkün olmayan, nefes yolu ile vücuda giren allerjenlere karşı yapılır. Hastanın sadece o allerjenlere seçici allerjisi varsa yapılır. 3-5 yıl; ortalama 4 yıl süren bir tedavidir. Haftada bir, 15 günde bir, ayda bir gibi sürelerle uygulanır. Cilt altına veya dil altına uygulamaları vardır. Birlikte gerekli ilaçları kullanmaya da devam edilir. Allerji aşısı başlama kararı; mutlaka bir allerji uzmanı tarafından verilmelidir. Aşı ve ilaç ayarlaması allerji uzmanı tarafından başlanıp, hasta başka bir yörede yaşıyorsa, tedavi planı yaşadığı yerdeki bir doktorla işbirliği içinde devam ettirilebilir.

    Ne zaman iyileşir?
    Her çocukta farklı seyreder. Bazen bir tek atak olup, bir daha hiç tekrarlamaz. Bazen çok sık ataklarla başlayıp zaman içinde yatışabilir. Genel olarak hastalığın daha sık iyileştiği dçnemler; 3 yaş civarı, 7 yaş civarı ve ergenlik dönemleridir.
    Ancak en önemli konulardan birisi; çocuğa hiçbir zaman hastalıklı çocuk psikolojisi yerleşmemelidir. Yaşıtlarının yaptığı her şeyi yapabilir. Beden Eğitimi dersine mutlaka girer; rapor verilmez.

    Tam iyileşme gerçekleşmeyen o %5’lik gruba girerse ne olur?
    Herhangi bir sorun olmaz. Erken başlanan tedavi sonucu; kalıcı bir hasar oluşması önlenmiş olur. Ancak zaman zaman ufak tefek şikayetleri olup astım ilaçları kullanması gerekebilir.