Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Dıl altı damla aşı tedavısı

    Dil Altı Damla Alerji Aşı (Sublingual İmmünoterapi) Nedir?

    Dil Altı damla alerji aşıları çocuklarda dil altına damlatma şeklinde uygulanan sıvı formda aşılardır.

    Her alerjik çocuk aşıya uygun olmayabilir. Öncelikle alerji deri testi uygulaması sonrası çocuk alerjisi uzmanınca aşıya uygunluğun değerlendirilmesi gerekir. Dil altı alerji aşıları ile çocuklarda ciddi alerjik reaksiyon görülme riski düşük olduğundan evde aileler tarafından uygulanır. Aşının içerisinde sadece alerjik olunan madde yer alır.

    Aşının içerisinde kortizon bulunmaz. Haftada 3gün yada her gün şeklinde günde 1 kez uygulanan Dil Altı Aşı tedavisinde aşı uygulama süresi en az 3 yıldır. Uygulama sürecinde dil altından emilen alerjik maddeye karşı vücutta tolerans gelişir.

  • Çocuklarda alerjı testı

    Alerji testi nasıl yapılır?

    Çocuklarda ciltten alerji testleri cilt yüzeyine uygulanır. Can yakıcı veya ağrı verici bir test değildir. 3 aylık çocuğa bile yapılabilmektedir. Verdiği acı duyusu yok denecek kadar azdır. Test uygulamasından 15 ile 20 dakika sonra değerlendirme yapılabilmektedir.

    Alerji testi yapılmadan kullanmamam gereken ilaçlar var mı?

    Evet var. Antihistaminik içeren öksürük şurupları, antihistaminik gibi bazı ilaçlar testi etkileyebildiği için testten 7 ile 10 gün öncesinde bu tür ilaçları kullanmamak gerekir. Bu nedenle testten önce hangi ilaçları kullanmamanız gerektiğini doktorunuzdan öğrenmeniz gerekir. Açlık veya tokluk önemli değildir.

    Ciltten alerji testi en erken hangi yaşta yapılabilir?

    Besin alerjileri için alerji testi 2-3 aylıktan itibaren yapılabilir. Astım ve alerjik nezle nedeniyle ciltten alerji testleri her yaşta yapılabilmekle birlikte 1-2 yaşından sonra yapılması uygun olur.

    Alerji testi kandan mı ciltten mi yapılmalıdır?

    Alerji testlerinin ciltten yapılması daha güvenilir sonuçlar vermesinden dolayı ciltten yapılması tavsiye edilir. Ciltten yapılan alerji testleriyle daha ayrıntılı sonuç elde edilebilmekte ve tedaviye daha doğru yön verilebilmektedir.

    Çocuklara alerji testini hangi doktor yapmalıdır?

    Çocuklarda alerji testi konusunda en deneyimli olan Çocuk Alerjisi uzmanlarıdır. Çünkü çocuklarda alerji testi tekniği yetişkinlerden bazı farklılıklar göstermekte ve test sonucunun ve çapraz reaksiyonların değerlendirilebilmesinde deneyim çok önemlidir. Aksi takdirde yanlış teşhis ve tedaviye neden olabilir. Hatta çocuğun yaşamını tehtid eden ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.

    Kandan alerji testi ne zaman yapılmalıdır?

    Ciltten alerji testi yapılamadığı yaygın cilt alerjileri varsa, anti-histaminik denilen alerji ilaçlarının kesilemediği durumlarda tavsiye edilir.

    Alerji testinin tehlikesi var mıdır?

    Alerji uzmanları tarafından yapılması durumunda ciddi reaksiyon görülme sıklığı yüz bin çocukta ikidir. Ancak deneyimsiz kişiler tarafından ve yanlış teknikle yapılması halinde bin çocuktan beş çocukta ciddi reaksiyonlar görülebilir ve ölümle sonuçlanan bildirimler vardır. Bu sebepten alerji uzmanı tarafından yapılması gereklidir.

    Alerji testi neden yapılır?

    Alerjik hastalığın tansında yardımcı olmak, alerjik hastalık gelişme riskini değerlendirmek, alerjik hastalığın tedavisine yön vermek; hangi alerjenlerden korunmamız gerektiğini öğrenmek, aşı tedavisine gerek olup olmadığını ve uygulanacak aşıda hangi alerjenlerin ve hangi dozdan oluşması gerektiği kararını vermek için yapılır. Bu yüzden çocuk alerji uzmanlarınca veya denetiminde yapılması çok önemlidir.

    İlaç alerjisi testi nasıl yapılır?

    İlaçlara karşı alerji testi için öncelikle test edilecek ilaçlar belirlenir. İlacın konsantrasyonu en az riskliden normal doza kadar farklı konsantrasyonlarda hazırlanır. Önce normal cilt alerji testi yapılır ve arkasından cilt içine 20 dakika aralarla alerji testi uygulanır. Alerji testi bittikten sonra eğer alerji saptanmamışsa ilaç uygulanır ve reaksiyon verip vermediği test edilir. Bu testin sonucuna göre karar verilir. Test süresi yaklaşık 2 ile 3 saat arasında sürmektedir.

    Besin alerjisi testi nasıl yapılır?

    Ciltten alerji testi, kandan alerji testi ve yama testi (patch) olmak üzere farklı yöntemler vardır. Sıklıkla ciltten alerji testi ve kandan alerji testi birlikte kullanılması önerilmektedir. Alerji testlerinin tek başına tanı koydurucu özelliği yoktur. Alerji testlerinde alerji saptanmaması alerji olmadığını kanıtlamaz. Çünkü alerjinin farklı tipleri olmasından dolayı alerji testleri ile alerji çıkmamasına rağmen farklı mekanizmalarla oluşan alerjiler olabilir.

    Yama testi (Patch testi) nasıl yapılır?

    Yama testi (Patch test), temasa bağlı alerjik cilt reaksiyonları teşhisinde kullanılan test yöntemidir. Sırt bölgesine uygulanır ve 48 saat sırtta kalır. 48 saat sonunda ve 72. Saat sonunda test değerlendirilir. Bu testin alerji uzmanlarınca yapılması büyük önem taşımaktadır. Can yakıcı bir test değildir.

  • Çocuklarda alerjı aşıları

    Alerji aşılarını hangi uzmanlar yapmalı?

    Çocuk yaş grubunda aşı tedavisi konusunda eğitim alan tek uzmanlık alanı Çocuk Alerji uzmanları olduğu için alerji aşısının gerekip gerekmediği, aşı tedavisinde uygulanacak aşının hangi karışımdan yapılması gerektiği ve yan etkiler gelişince nasıl davranılması gerektiği konusunda da çocuk alerji uzmanları eğitim almıştır. 3 ile 5 yıl gibi uzun süre yapılacak aşı tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi ve yan etkiler çıkınca ne yapılması gerektiği konusunda çocuğunuz risk altında kalabilir. Bu nedenlerle çocuklarda aşı tedavisi çocuk alerji uzmanlarınca yapılmalıdır.

    Çocukluk astımında aşı tedavisinin faydası var mıdır?

    Seçilmiş ve uygun hastalarda aşı tedavisi çocukların hayat kalitesini artırmakta ve ilaç gereksinimini azaltmaktadır. Başka alerjilerin gelişmesini engeller. Bu sebepten faydalıdır. Tedavi başarısı yüksektir. Ancak çocuklarda aşı tedavisinin hangi alerjenden oluşması gerektiği ve hangi dozlarda uygulanması gerektiği sadece ve sadece çocuk alerjisi uzmanlarınca yapılmalıdır. Aksi takdirde tedavinin başarısız olmasına ve hatta çok ciddi yan tesirlerle karşı karşıya kalınabilir.

    Aşı tedavisi kimlere yapılır?

    Alerji nedeniyle olduğu kesinleşen astımlı, alerjik nezleli çocuklara yapılması tavsiye edilir. Öncelikle astım ve alerjik nezle belirtileri olan çocuklara ciltten alerji testi yapılır ve test sonucuna göre ve çocuğun çıkan alerjiden etkilenip etkilenmediğine göre karar verilir. Çocuklara aşı tedavisi gerekliliği ve nasıl yapılacağı konusunda tek yetkili uzmanlar çocuk alerji uzmanlarıdır.

    Aşı tedavisi kaç türdür?

    Aşı tedavisi üç türdür. Dilaltı damla, tablet ve cilt altına enjeksiyon formları vardır. Cilt altı aşılar da iki türdür. Yıl boyu yapılan ve mevsim öncesi olmak üzere iki türdür. Mevsim öncesi aşılar sadece polen alerjisinde uygundur.

    Dil Altı Damla Alerji Aşısı nasıl uygulanır?

    Alerjisi olan çocuk astım hastalarına ve alerjik nezlesi olan çocuklara uygulanırAşı içinde sadece çocuğun astımına veya alerjik nezlesine neden olan alerjik madde vardır. Örneğin polen alerjisinde kullanılan damla aşı içinde sadece polen vardır, ev tozu akarına alerjisi için yapılan alerjide akar alerjeni vardır. Kesinlikle kortizon içermez. Çok küçük dozlarda başlanarak vücudun bu alerjik olduğu maddeye alıştırılması sağlanır. Haftada 3 kez veya her gün uygulanan formları vardır. Çocuklarda ciddi alerjik reaksiyona neden olma ihtimali düşük olduğu için evde uygulanabilir. Dişleri fırçalamadan ve kahvaltı veya yemekten önce uygulanır ve 2 dakika dilaltında tutulduktan sonra yutulur. 10 dakika sonra gıda alınabilir. Dil Altı Aşı tedavisinde aşı uygulama süresi en az 3 yıldır.

  • Cılt altı iğne aşı tedavısı (subkütan immünotarapı)

    Cilt Altı İğne Aşı Tedavisi (Subkütan İmmünotarapi)

    Devamlı ve mevsim öncesi şeklinde yapılabilir. Mevsim öncesi cilt altından yapılan aşılar sadece polen alerjisinde uygulanabilir. Ocak ayından Nisan ayına kadar haftada bir uygulanmaktadır. Devalı uygulanan aşılar ise başlangıçta en az alerjen içeren konsantrasyonda başlanır. Haftada bir başlanır. Konsantrasyon giderek artırılır. Daha sonraki aylarda doz aralığı 1 aya kadar çıkılır. Toplam uygulama süresi 3 yıl ile 5 yıl arasında değişmektedir. 5 yaşından sonra uygulanabilir. Etkili bir tedavi yöntemidir. Ancak bu tedavi yöntemi sadece çocuk alerji uzmanları tarafından planlanabilir ve uygulnabilir. Aksi taktirde tedavi başarısızlıkla sonuçlanabilir daha da önemlisi ciddi kötü sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir.Kesinlikle evde yada eczanelerde alerji aşısı yaptırılmamalıdır.

    Aşılar nasıl saklanmalıdır?

    Buzdolabı rafında saklanmalıdır. 2 ile 8 derece arasında korunmalıdır . Buzluk veya diffirize konulmamalıdır. Buzdolabı dışında tutulmamalıdır. Buzdolabı dışında uzun süre tutulursa yapılan aşının etkisi olmaz.

    Aşı tedavisinin etkisi ne zaman başlar?

    Aşı tedavisinin etkisi tedaviden sonra 6 -9 ayda başlar. Birinci yılın sonunda faydası mutlaka olmalıdır. Birinci yılın sonunda aşı tedavisinin faydası yoksa aşı tedavisi kesilir.

    Astımlı çocuklara aşı tedavisi neden yapılır?

    Astımlı veya alerjik nezleli çocuklarda alerjiye karşı tolerans oluşturmak için kullanılır. Aşı tedavisi ilaç gereksinimini azaltır veya ortadan kaldırır, yeni alerjilerin gelişmesini önler ve hayat kalitesini artırmaktadır. Çocuklarda aşının etkisi yetişkinlere göre çok daha fazladır. Çünkü çocuklarda immun sistem değişim içindedir.

    Aşı kortizon içeriyor mu?

    Alerji aşılarında sadece alerjen vardır.Örneğin polen aşısında polenler vardır. Ev tozu mite aşısında mite alerjenleri vardır. Bu nedenle kesinlikle kortizon yoktur. İlerde herhangi bir zararı da olmaz. Kısırlık, karaciğer zararı gibi herhangi bir organa zararı olmaz.

    Alerji aşılarının yan etkisi var mıdır?

    Dil altı aşıları sonrasında dudakta ve dilde şişme, dilaltında aft gelişmesi ve karın ağrısı gibi bazı belirtiler görülebilir. Ancak bu belirtiler genelde hafiftir. Cilt altı enjeksiyon aşıları sonrasında ise aşı yapılan yerde şişlik, kızarıklık, hafif yorgunluk gibi bazı belirtiler görülebilir. Nadiren de ciddi alerjik reaksiyon gelişebilir. Bu ciddi reaksiyon aşıdan sonra 30 dakika içinde görüldüğü için aşı sonrası 30 dakika gözetim altında tutulmalıdır. Aşı tedavisinin uzun vadede kısırlık, organlara zarar gibi herhangi bir zararı olmaz.

    Cilt Altı İğne Aşı Tedavisi (Subkütan İmmünotarapi)

    İğne şeklindeki alerji aşıları uzun yıllar alerjik çocuk ve erişkinlere alerjinin tedavisi için uygulanmaktadır. Bu uygulamada alerjik olunan madde direkt cilt altına verilmektedir.

    İğne Aşı Tedavisi Alan Hastaların Bilmesi Gereken Konular

    Ülkemizde alerji aşısı üretilmemektedir. Uygulanan aşıların uluslararası aşı firmalarınca hazırlanan üzerinde içeriğinde ne olduğunun yazıldığı etiket taşıyan aşılar olması gerekmektedir. İğne aşıların kesinlikle doktor kontrolünde acil şartlarının sağlandığı sağlık kuruluşlarında yapılması önerilir. Kesinlikle evde yada eczanelerde alerji aşısı yaptırılmamalıdı

  • Allerjık hastalıklar ve önemı

    Alerjik hastalıklar, çocukluk çağında sık rastlanılan hastalıklardır. Bronşial astım, alerjik nezle, alerjik göz hastalıkları, ürtiker (kurdeşen), anjioödem (şişlik), besin allerjisi, gastrointestinal alerji, atopik dermatit, diğer alerjik deri hastalıkları ve anaflaksi alerjik hastalıkların en önemlilerindendir.

    Çevre kirliliği, kimyasal maddeler ve katkı maddeli allerjik gıdaların tüketiminin arttığı son yıllarda allerjik hastalıkların görülme sıklığının da arttığı dikkati çekmektedir. Toplumda her beş kişiden birinin alerjik bünyeli,10-20 kişiden birinin bronşiyal astmalı olduğu bilinmektedir.

    Tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı, burun akıntısı„ aksırık geniz akıntısı, burun ve genizde kaşıntı, gözde sulanma – kızarıklık, deride kaşıntı kızarıklılık – şişlik, ishal, kusma, karın ağrısı gibi şikayetlerin nedeni alerjik reaksiyonlar olabilir.

    Ailede alerjik hastalık öyküsü olanlarda alerjik hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bunun nedeni alerjik hastalıkların oluşmasında genetik yatkınlığının rolünün olmasıdır. Ancak ailede alerjik hastalık öyküsü olanlarda mutlaka alerjik hastalık görülecek diye bir kural da yoktur.

    Polenler, mantar sporları, hayvan deri tüy ve döküntüleri, mite (akarcık) denilen ev tozlarında ve yün içinde bol miktarda üreyen alerji böcekleri, kozmetik ve kimyasal maddeler ve bazı alerjik besinler alerjik reaksiyonlarm oluşumuna yol açan etkenlerin başında gelir.

    Alerjik hastalıkların tedavisinde ilaç tedavisinin yanı sıra aşağıdaki kurallara uymanın da önemi büyüktür.

  • Alerjı ve astım hastalarına önerıler

    Sigara kesinlikle içilmemelidir. Sigara içiyorsanız, sigarayı bırakmak bile tek başına birçok ilaç tedavisinden bile daha faydalı olacaktır. Evinizde başka odada da olsa sigara içilmesine izin vermeyin. Sigara bilinen pek çok zararının yanında alerjik hastalıkların, özellikle astım hastalığının görülme sıklığını artırmaktadır.

    Yün ve tüyden yapılmış yatak, yorgan, yastık, halı gibi eşyaları kullanmayın. Bunları yatak odanızda bulundurmayın. Bu gibi eşyalar toz tutarak akar adı verilen bir tür böceğin çoğalmasını kolaylaştırır. Bu böcek ise alerji hastalarının şikayetlerinin artmasına neden olmaktadır. Yatak odalarında mümkün olduğu kadar az eşya bulundurun. Anti-alerjik çarşaf ve yastık kılıflarını kullanın.

    Evinizi, özellikle yatak odanızı sık sık havalandırın. Gözle görülür toz olmasa bile evin her bir tarafını sık sık elektrikli süpürge ile temizleyin. Kullandığınız elektrik süpürgesinin tozu torba yerine su içine toplama özelliği olmasını tercih edin. Hastayı temizlik anında odada tutmamaya dikkat edin.

    Nem ve sıcak ortam hem akarların, hem hamam böceklerinin hem de küf mantarlarının çoğalmasını kolaylaştırır. Bunlarda alerji hastalarının şikayetlerini artırır. Bu nedenle evinizin rutubetsiz olmasına dikkat edin.

    Evinizde tüylü ve kürklü hayvanları(kedi, köpek, kuş gibi) beslemeyin.

    Kokular, özellikle parfüm, oje, boya gibi kimyasal maddelerin kokuları alerji hastalarını çok rahatsız eder. Bu nedenle bu tür kokulardan uzak durun.

    Hava kirliliği ve egzoz gazları da hastalığınızı alevlendirebilir. Bu nedenle, hava kirliliğinin arttığı zamanlarda dışarı çıkmamaya özen gösterin.

    Beslenmenizde mümkün olduğu kadar taze, doğal besinleri tercih edin. Katkı maddesi ve boya içeren şekerleme, sakız, hazır meyve suları ve benzeri hazır yiyecekleri yememeye özen gösterin.

    Alerjik hastalıklar ancak düzenli olarak tedavi edildiklerinde düzelebilen ve tekrarlama özelliği olan hastalıklardır. Bu nedenle iyi bile olsanız doktorunuza danışmadan ilaçlarınızı aksatmayın.

    Alerjik hastalıkların tüm dünyada yaygındır. Bu nedenle çok çeşitli tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Bunların önemli bir kısmı bilimsel değeri olmayan tedavilerdir. Bu nedenle mağarada bulunma, bıldırcın yumurtası, polen gibi etkinliği olmayan alternatif tedavi yöntemlerine itibar etmeyin. Günümüzde bu türlü tedavi yöntemlerine hiç gerek kalmadan çağdaş ve bilimsel yöntemlerle hastalığınızdan kurtulmanız mümkündür.

    Diğer birçok hastalık gibi alerjik hastalıklarda ancak hasta doktor işbirliği ile düzelebilecek hastalıklardır. Tedavi uzun sürse de bu tür hastalıkların önemli bir kısmı günümüzün tedavi yöntemleri ile iyileştirilebilirler. Her türlü sorundan doktorunuzu haberdar edin ve ilaçlarınızı düzenli kullanın.

  • Bayram şekeri çocuğunuzu sağlığından etmesin

    Bayram ziyaretlerinin olmazsa olmazı çikolata ve şekerlemelerin aşırı tüketimi çocukların sağlığına ve beslenme düzenine zarar veriyor. Çocuklara hayır diyemeyip, her ziyarette onlara fazla fazla ikramda bulunmak, sindirim sistemi hastalıklarından, alerjik reaksiyonlara kadar vücutta olumsuz etkilere yol açıyor.

    Yaz aylarında artan ishal vakalarını tetikliyor

    Fazla şeker tüketiminden ilk olarak sindirim sistemi etkilenir. Günlük beslenme düzeni bozulduğu için çocuklarda bulantı, kusma, dışkılama alışkanlıklarının değişmesi ve iştahsızlık görülür. Özellikle sıcak havalarda çocuklar arasında yaygın olarak görülen ishalleri şeker ve şekerli tüketimin daha çok tetiklediği ve şiddetini artırdığı unutulmamalıdır. Başlangıçta karın ağrısı ile başlayan belirtiler, sulu dışkılamayla kendini gösterir.

    Beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor

    Çocuklar her zaman güzel ve tatlı olanı tercih ederler ve enerji veren, mutlu eden, lezzet aldıkları bir şeyi bırakmak istemezler. Fakat sadece şekerden kalorilerini aldıklarında düzenli beslenmeleri ve günlük almaları gereken gıdalardan uzaklaşmaya başlarlar. Bu durum da hem iştah kaybına, hem vücut direncinin düşmesine, hem de başka hastalıklara yol açar. Şeker tüketimi beslenme alışkanlıklarını bozmadan, bayramın güzelliğini de kaçırmadan ölçülü bir şekilde olmalıdır.

    Çocuklar şekerlemeleri öğleden sonra yemeli

    Şekerleme tüketiminin planlanması çocukların iştahı ve yaşına göre değişir. Eğer şeker tüketimi öğleden sonraya bırakılabilirse çok iyi olur. Sabahları meyveyle tatlı ihtiyacını karşılamak, öğleden sonra birkaç parça çikolata ve akşamları da dondurma saati yapılabilir. Bayramda ekstra kaçamaklar olabilir. Ancak sabah ve öğle arasındaki döneme yani enerjinin yüksek olduğu zamanlara dikkat edilmelidir. Çocuklar konuştuğumuzu anlayacak yaşta ise, onlarla konuşulmalı ve şekerlerin hepsinin onun olduğunu ve bunu zamana bölerek yemesi gerektiği anlatılmalıdır. Çocukların şeker tüketimi ailelerin kontrolünde olmalıdır.

    Alerjik reaksiyonlara yol açabilir

    Şekerlerdeki boyar maddeler, renklendiriciler, katkı ürünleri, doğal olsunlar ya da olmasınlar çok ciddi anlamda çocuklarda alerjik reaksiyonlara yol açabilirler. Bunların en tehlikelisi hızlı gelişen alerjidir. Renkli jelatin içeren ürünlerde sıkça görülür. Çocuk yer yemez 5-10 dakika içinde hızlıca döküntü, yüzde kulaklarda ödem meydana gelir. Bir de çocuklarda ürtiker denilen ve halk arasında kurdeşen olarak bilinen kaşıntılı döküntüler olabilir. Nispeten zararsız gözükse de bazen çok şiddetli olup ve çocuğun tedavi alması gerekebilir. Bunun için ilk kez temas ettiği şeyler çocuklara az miktarda verilip, gözlemlenmelidir.

    Çocuğunuza şeker yedikten hemen sonra 1 bardak su verin

    Şeker tüketimi çocukların diş sağlığını olumsuz etkilemektedir. Özellikle çürükleri olan çocuklarda yaygın ağrılarla yol açabilir. Bu nedenle her şeker tüketiminden sonra su içmeleri sağlanmalıdır. Günde iki kez dişlerini fırçalamaları sağlanmalıdır. Buna rağmen şiddetli ağrıları olursa hekimlerine gidene kadar ağrı kesici alabilirler.

    Günlük şeker tüketimi bir iki taneyi geçmemeli

    Günlük şekerleme tüketimi yaş grubuna göre değişmektedir. 2 yaşın altındaki çocuklar şeker ya da hazır gıdalar yememelidir. Özellikle cam şekerler bebekler için riskli olabilir. Hareket kabiliyeti gittikçe gelişen bebek, ani bir refleksle yemeği kontrol edemeyebilir ve cam şekeri geriye kaçırabilir. Ailenin kontrolü dışında yutulursa bebeği yüzükoyun çevirip sırtını pat patlayarak kusması sağlanmalıdır. Kusmuyorsa ve nefes borusuna kaçtığından şüpheleniliyorsa sağlık kuruluşuna gidilmelidir. 2 yaşın üzerindeki çocuklarda ise tüketilen şekerin cinsine bağlı olarak değişmekle birlikte günde bir ya da iki tane küçük bir misafir şekeri ya da en fazla üç parça çikolata tüketilebilir. Bayram tabaklarında hamurlu ve şekerli gıdalar da olacaktır. Neyse ki çocuklar bunları çok fazla tüketmemektedir. Ancak yine de çocuklar için sütlü tatlılar ve dondurma eşliğinde farklı alternatifler hazırlanmalıdır.

    Kolonyalar bebekler ve küçük çocuklardan uzak tutulmalı

    Bayram misafirliklerinin olmazsa olmazı kolonyalara da dikkat edilmelidir. Bu kolonyaların bebekle teması tehlikeli olabilir. Öncelikle bebekler her şeyin tadına bakmak ister, kolonyayı da içebileceği unutulmamalıdır. Böyle durumlarda hemen hastanelerin zehir danışma merkezleri aranmalı ve bilgi alınmalıdır. Temas edilen maddenin cinsi ve içilen miktar çok önemlidir. Eğer bebeğin kolonya içtiği biliniyorsa ağzı hemen soğuk su ile yıkanmalı ve yumuşak gıdalarla beslenmelidir. Ancak çocuk yutkunmakta zorluk çeker, ağlama krizlerine girerse yanık ve zehirlenme tehlikesinden şüphelenilmeli ve doktora gidilmelidir.

  • Astımlı çocuk için şeker bayramı acil serviste geçmesin!

    Yıllardır gözlediğimiz ve önlemeye çalıştığımız bir durum vardır ki; o da bayramların astımlı çocuklar için gerçek bir tehlike olduğudur. Bir çok astımlı çocuk bayramın sonlarına doğru öksürük, hırıltı ve nefes darlığı şikayetleri ile acil servislere başvurmaktadır.

    Normalde doktor gözetiminde tedavi ile hastalığı kontrol altında olan bir hastada ne olup ta bayramlarda alevlenme yaşanıyor?

    Birinci ve en önemli nedenin kötü beslenme olduğunu söyleyebiliriz.. Adı üzerinde; şeker bayramı, özellikle çocuklar için bol şeker ve çikolata demektir. Bunun yanı sıra normalde az tüketilen kızartma, cips, kola v.b. gıdalar da bayram nedeniyle daha rahat tüketilmeye başlar.

    Bu tür gıdalar birçok astım hastasının veya astımlı çocukların anne ve babalarının hastalık ile ilgili bilmediği bir gerçek nedeniyle astım alevlenmesine neden olmaktadır.Bu gerçek astım ve reflü birlikteliğidir. Astımlı çocukların % 80’de reflü gözlenmektedir. Bu çocukların bir çoğu reflünün farkında bile değildir. Durum doktor tarafından alınan hastalık öyküsü ve beslenme düzeni araştırması sırasında anlaşılır. Farkında olmadan tüketilen kakaolu gıdalar, çay kahve ve kola gibi kafein içeren yiyecek ve içecekler midede asit salgısının artmasına ve mide başını tutan kasların gevşemesine neden olur. Sonuç; asitli mide içeriğinin yemek borusundan yukarı soluk borusuna kaçması ve akciğerlerde astımı tetiklemesidir. Bayramlarda çocukların beslenmesi üzerindeki kontrol ortadan kalkınca doğal olarak reflünün tetiklediği astım atakları da görülmeye başlar.

    Bayramları olası bir tehlike haline getiren bir diğer durum da bayram ziyaretleri sırasında yaşanan ortam değişiklikleridir. Alerjisi olan astımlı çocukların çoğunun evinde halılar kaldırılmıştır. Sigara ev içinde kesinlikle içilmez. Ancak bayramlarda bu sıkı kontrol ortadan kalkar. Ziyaret edilen büyüklerin evlerinde bir araya gelen çocuklar halıların üzerinde koşup oynadıkça havaya kalkan toz alerjik durumu alevlendirir.

    Misafir olarak gidilen evlerde sigara yasağı da sıklıkla delinmektedir. Evlerde çocukların olmadığı bir odada sigara içilmesinin zararı olmayacağına inanan anne ve babalar kurallarda yaptıkları bu gevşemenin bedelini sıklıkla bayramı acil serviste geçirerek öderler. Sigara dumanı evin dört duvarı arasında içildiğinde eşit olarak ev havasına yayılmaktadır. Başka bir odada oynuyor olsa da astımlı çocuk bu kokudan etkilenmektedir.

    Sonuçta; astımlı çocuk ve erişkinlerin hastalık kontrolü için uymaları gereken tüm kuralların bayramlarda da geçerli olması gerekmektedir. Sigaralı ortamlardan ve çikolatadan uzak durulmalıdır. Geç saatte yemek yedikten kısa süre sonra yatmak da reflü ve dolaylı olarak astım atağı tetikleyicisidir. Bu nedenle yatmadan önce en az 2 saat süreyle yemek yememek gerektiği kuralı da bayramda geçerli olmalıdır. Mide boşalmasını geciktiren yağlı kızartmalar ve cips gibi gıdaların da kontrollü tüketilmesi çok önemlidir.

  • Kistik fibrozis hakkında merak edilenler

    Kistik fibrozis (KF), en sık solunum ve GİS olmak üzere birden çok sistemi etkileyen, çocuk ve genç erişkinlerde, yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini etkileyen, otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır

    Solunum, gastrointestinal sistem, üreme sistemi, mukus bezlerini, ter bezlerini, pankreası etkileyen metabolik bir hastalıktır. Beyaz ırkta her 2500-3500 doğumda bir, bu hastalık görülmektedir. Türkiye’de ise, 1/3000 dir. Kistik Fibrozis geni, 7. kromozomun uzun kolunda yerleşmiş, 1480 aminoasitlik “KF Transmembran Regulatör” (KFTR)

    Proteinini kodlar. KFTR, solunum yolları, gastrointestinal sistem, ter bezleri ve genitoüriner sistem epitelyum hücrelerinde eksprese olur. Günümüze kadar, 1995 mutasyon bildirilmiştir. En sık mutasyon 508, aminaasitteki fenilalanınde delesyon (Delta F508)dir (%70). Türkiye’de %18.8-28.4 oranında, Delta F508 mutasyonu görülmektedir. Kistik Fibroziste klinik bulgular, hastanın yaşına, taşıdığı genetik mutasyona (Genotip-Fenotip), tutulan organlara komplikasyonların varlığına göre değişir.

    Kistik Fibrozis de tanı, bir veya daha fazla fenotipik karakteristik özellik veya KF olan kardeş öyküsü veya Y.D Döneminde (+) tarama testi ve 2 veya daha fazla terde yüksek klor saptanması veya 2 KF mutasyonu gösterilmesi veya anormal nazal potansiyel farkı ile konulur.

    Kistik Fibrozis, akciğerdeki hava yolarında yoğun sekresyonlara ve tekrarlayan akciğer enfeksiyonları sonucunda kronik akciğer hastalığına yol açar. Sindirim sistemi de sıklıkla etkilenir ve malabsorpsiyon nedeniyle hastalar kilo alamazlar. Kistik Fibrozisin temel tedavisi, akciğerdeki yoğun sekresyonların temizlenmesi, enfeksiyonların tedavisi ve pankreatik yetmezliğin tedavi edilerek, gerekli vitamin ve besin desteğinin sağlanmasıdır. Kistik Fibrozis hastaları erken tanı alırlar ve uygun tedavi edilirlerse, hem yaşam süreleri uzar, hem de yaşam kaliteleri artar. Bir çok ülkede yenidoğan taraması ile tanı alan kistik fibrozisli hastaların yaşam süresi erken tanı ile uzamıştır. Bizim ülkemizde de, yenidoğan taramasının başlamasıyla hastaların tanısının ve tedavisinin gecikmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.

    Kistik Fibrozis (KF) yenidoğan tarama programı 01.1.2015 itibari ile ülkemizde başlamış bulunmaktadır. Topuk kanından alınan örneklerde immun reaktif tripsinojen (IRT) ölçümü yapılmakta, pozitif değerin üzerinde bulunan bebekler, 2.kez topuk kanından IRT ölçümü için çağrılmaktadır. İki IRT değeri de belirlenen eşik değerin üzerinde çıkan bebekler, ter testi yapan merkezlere yönlendirilmelidir.Ter testi sonucuna göre ise hastalar üç gruba ayrılmakta ve izlem ve tedavileri buna göre yapılmaktadır.

    Ter testinin uygun teknikle uygulanması, doğru yorumlanması ve hastanın doğru yönlendirilmesi, bu tarama programının başarısında temel noktalardır. Ter testi pozitif gelen bebekler ve ara değerde çıkan bebekler, KF merkezi tarafından değerlendirilmeli ve gerekli takip ve tedavileri yapılmalıdır. Bu aşamalarda genetik inceleme dahil, birçok ilave tetkikler kullanılabilmektedir. KF tanısı alan hastalar, KF merkezi tarafından izlenir.

    KF merkezinin bulunmadığı illerde,eğitim almış çocuk uzmanı izlemde yardımcı olabilir. Bu hastaların da, yılda en az 1 kez, en yakın KF merkezinde kontrolü önerilir.

    Hastalara Sağlık Bakanlığı’nın uyguladığı rutin aşı takvimi uygulanmalıdır. 6 aydan büyük bebeklere yıllık grip aşısı önerilir. Her vizitte hastaların tartı ve boy büyümeleri izlenmelidir. Tüm hastalara pankreatik fonksiyonların değerlendirilmesi için dışkıda fekal elastaz 1 testi önerilir. Fekal elastaz 1 düzeyleri, en az yıllık olarak kontrol edilmelidir.

    İki yaş altındaki pankreas yetmezliği ile ilişkili 2 mutasyonu olan tüm bebekler, Fekal elastaz düzeyi <200mcg/gr ya da objektif pankreas yetmezliği kanıtları olan bebekler (yağlı – pis kokulu çok sayıda dışkılama, kilo almada yetersizlik), şüphe götürmez malabsorpsiyon bulgu ve semptomları olup test sonuçları beklenen bebeklere, pankreas enzim replasmanı yapılmalıdır.

    İki yaş altı bebeklerde, tanıdan sonra yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerinin önerilen dozlarda verilmesi önerilir. Yeterli kalori alımı ve enzim replasmanına karşın büyüme geriliği olan iki yaş altı bebeklerde, çinko desteği önerilir. (1 mg/kg/gün, bölünmüş dozlarda, 6 ay süreyle.)

    İki yaş altı bebeklerde, aşırı terleme ile tuz kaybı olduğundan, tanı anında 1/8 tatlı kaşığı 6 aydan itibaren çay kaşığı günlük tuz desteği önerilir. Bu amaçla önerilen dozda sofra tuzu kullanılabileceği gibi, %20’lik serum sale 10 cc’lik ampul preparatı da kullanılabilir ve günlük ortalama 1cc/kg dozunda kullanılması önerilir. İhtiyaç elektrolit düzeylerine göre ayarlanmalıdır.

    Büyüme geriliği olan 1-12 yaş çocuklarda, kilo alımını sağlamak için yoğun nutrisyonel danışma ve davranışsal tedavi önerilir (Gastroenterolog ve diyetisyen tarafından değerlendirme).

    Hastalar 2-3 ay aralıklarla izlenmelidir, klinik problemi olan hastalar daha sık görülebilir. Her vizite ve solunum ataklarında pulse oksimetre ile oksijen satürasyonu ölçümü önerilir. Akciğer grafisinin ilk 3-6 ay arasında çekilmesi, ilk 2 yaşta kontrolünün yapılması önerilir. Akciğer enfeksiyonu atak dönemlerinde de akciğer grafileri gerektiğinde çekilir. Rutin akciğer bilgisayarlı tomografisi (BT) çekilmesi önerilmez, tedaviye rağmen devam eden akciğer bulgularında ayırıcı tanıda gerekli ise BT çekilebilir.

    Hastalar çevresel sigara maruziyetine karşı mutlaka korunmalıdır.Tanı alır almaz hastalara hava yolu temizliği-fizyoterapi (Postural drenaj ve göğüs perküsyonu) önerilir. Postural drenaj ve göğüs perküsyonu öncesi, rutin olarak her hastaya salbutamol inhalasyonu yapılmasına gerek yoktur.

    Solunum semptomları olanlarda ve salbutamol inhalasyonundan fayda gören hastalarda tercih edilebilir.Enfeksiyon kontrolü için, el yıkama gibi hijyen kurallarına uyulması önerilir. Solunum sekresyonu örnekleri (Balgam çıkartmayanlarda orofarengeal aspirasyon) kültürleri en az 3 ayda bir alınmalıdır. Uygun tedaviye rağmen devam eden dirençli solunum problemleri olan hastalarda fleksibl bronkoskopi ve bronkualveolar lavaj incelemesi önerilir.

    Kistik Fibrozis de akciğer transplantasyonu, FEV1 <%30 ve hızlı düşme, PCO2 >55 mmHg. PO2<50 mmHg. antibiotik tedavisine rağmen artmış egzezerbasyon, refrakter ve/veya tekrarlayan pnömotoraks, kontrol altına alınamayan hemoptizi durumlarında düşünülmelidir.

    Ancak son yıllarda hastalığın temel sorunu olan klor kanalındaki bozukluğu düzelten tedaviler geliştirilmiştir ve bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.

  • Alerjik çocuğun beslenmesi:antioksidanlar

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında; taze sebze meyve ve balık ağırlıklı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu vurgulandı.

    Son yarım yüzyılda başta astım olmak üzere alerjik hastalarda epidemi olarak adlandırılabilecek artışlar olmuştur. Bu artışlar özellikle sanayileşmiş batı ülkelerinde yoğunlaşmıştır.

    Risk faktörlerine yönelik çalışmalarda, taze sebze, meyve ve balık gibi antioksidan gıdaların hazır ve çabuk besinlerle yer değiştirmesinin bu artışta rolü olabileceği ilk kez Seaton ve ark. Tarafından İngiltere’den verilerle hipoteze edilmiş günümüze kadar da binlerce araştırmanın konusu olmuştur.

    Normalde besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde ve diğer hücresel faaliyetlerinde kullanılan oksijenin elektron kaybederek oluşturduğu reaktif moleküller serbest oksijen radikalleri olarak isimlendirilir. Eksik elektronlarını normal doku ve hücrelerden sağlamaya çalışan bu moleküller hücre zarına hücre protein yapısına ve DNA’ya zarar vererek inflamasyon ve hücre ölümüne yol açarlar. Oksidatif stres olarak adlandırılan bu süreç, hücrelerde bulunan antioksidan enzimler; süperoksitdismutaz (SOD), Katalaz, Glutation Stransferaz ve dışarıdan alınan antioksidan besinlerle dengelenmeye çalışılır. Astımlı hastaların ise antioksidan savunma kapasiteleri yeterli olmayıp eksojen antioksidanlara artmış ihtiyaçları vardır. Diyetle alınan antioksidanlar Vitamin C, E, Karotenoidler ve Flavinoidlerdir.

    Bunlardan C vitamini suda eriyen bir vitamin olup akciğer ekstraselülerinde en çok bulunan antioksidandır. Serbest radikallerin makrofajdan sekresyonunu baskılar ve ekstraselüler radikalleri toplar. Narenciye, kivi lahana,yeşil sebzeler önemli C vitamini kaynağıdır. Epidemiyolojik çalışmalarda akciğer fonksiyonları üzerine koruyucu etkileri raporlanmıştır. Vit E’nin ise alfa ve gama tokoferol başta olmak üzere 8 bileşeni vardır, lipid solubl olan alfatokoferol lipid peroksidasyonu esnasında ortaya çıkan membran hasarını önler. Genellikle tohum yağlarda (zeytinyağı, ayçiçekyağı vb) ve yeşil sebzelerde bulunur. Kanola ve soya yağında bulunan gama tokoferol ise inflamatuvar etkiye sahiptir. Karotenoidlerde Likopen kırmızı, beta karoten ise vitamin A ya dönüşen pigmenttir. Havuç ve domateste bolca bulunan bu karotenoidler hücre membranında birikerek süperoksid anyonları temizler ayrıca peroksil free radikaller ile reaksiyona girip lipidsolubl antioksidan olarak hizmet ederler. Flavonlar, ksantinoksidaz, siklooksijenaz ve lipoksijenaz enzimlerini inhibe ederek antioksidan etki gösterir. Kuşkonmaz, brokoli, ıspanak, narenciye önemli flavonoid kaynaklardır. Polifenoller adaçayı, yeşilçay ve değişik sebze ve meyvalarda bulunan antioksidanlardır.

    Astım risk faktörlerini belirlemeye yönelik ISAAC faz 2 çalışma grubunun1995-2005 arası 20 ülke 29 merkezden 50.000 üstü çocukla gerçekleştirilen çalışmasında taze sebze meyve ve balık ağırlıklı Akdeniz diyeti tarzı beslenmenin düşük astım prevalansı ile ilgili olduğu işaret edilmiştir. Takiben yapılan çalışmalarda bu etkinin olmadığı hatta antioksidanların alerjik hastalıkların artışına nede olabileceği şekelinde de yayınlar vardır. Bu konuda sağlıklı bir karar verebilmek için tüm bu çalışmaların metaanalizlerine bakıldığında iki çalışma dikkati çekiyor, örneğin 2009 da Allen ver ark. 2624 çalışmadan metodolojisi uygun 37 çalışmayı seçiyorlar. 1985-2007 arası farklı ülkelerden yapılan çalışmalardan vaka kontrol kesitsel ve 2 kohort çalışma alınıyor. Çocuk ve erişkinleri kapsayan bu çalışmada diyetle düşük A ve C vitamini alınması yüksek astım ve wheezy ile birlikte bulunuyor. Sadece pediatrik yaş grubuna ait benzer bir metaanalizde Saadeh ve ark. 1992-2012 arası 30 u kohort 101 çalışmayı değerlendirdiklerinde hamilelikteki maternal ve çocukluktaki antioksidan zengin diyetin sağlıklı olarak düşünüldüğünü ve allerjik hastalıklardan koruyabildiğini görüyorlar. Çalışılan metodların riski belirleme açısından bazı handikapları vardır. Diyet çalışmalarında, fazla sayıdaki sorular, cevapların ebeveynlerden alınması, kişisel yeme alışkanlıklarındaki farklılıklar karşılaşılan zorluklardır. Astım ve alerjik hastalıkların orijini fötal yaşam ve erken çocukluk dönemi olduğu için bunu gözeten prospektif longitudinal çalışmalar muhtemelen en iyi sonuçları verecektir ama bu şekilde çalışmalar henüz yeterli sayıda değildir. Ayrıca günlük gerekli dozun üstünde gıda takviyesi olarak kullanılan antioksidanların kanser profilaksi çalışmalarında mortalite artışları ile birlikte olması ve bazı hayvan deneylerinde antioksidan alanlarda yaşam süresinin kısalması bu konudaki öneriler konusunda dikkatli olunması gerektiğini göstermektedir.

    Sonuçta elimizdeki verilerle,

    * Düşük diyet antioksidan içeriği ile yüksek astım prevalansının desteklendiğini,

    * Alerjik çocuğun beslenmesinde taze sebze meyve gibi antioksidanlardan zengin bir diyetin astım insidensi ve morbiditesini azaltmak için önerilebileceğini söyleyebiliriz.

    * Diyetteki antioksidanların belirgin eksik olduğu veya uygun diyete ulaşmanın zor olduğu veya çevrel oksidanların yoğun olduğu durumlarda da diyet dışı gıda takviyesi, vitamin vb desteğin potansiyel yarar veya zararları gözetilmelidir.

    * Ülkemizin geleneksel beslenme kalıpları bu öneriler karşılayacak kapasiteye sahip görünmektedir.