Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Fetal ekokardiyografi gereken durumlar nelerdir?

    A. Anne ile ilgili durumlar;

    a. Annede diyabetes mellitus (şeker hastalığı veya gebelikte şekerin yüksek olması) olması durumunda bebekte kalp hastalığı ortaya çıkma insidansı %3-7 arasındadır. Kan şekerinin iyi kontrol edilememesi halinde risk en yüksektir.
    b. Kollajen doku hastalıkları: Annede sistemik lupus eritematozus gibi otoantikor üretimi görülen bir hastalığın olması fötusta ritim sorunlarına neden olabilir.
    c. Fenilketonüri: Bebekte kalp hastalığı riski %25-50 arasındadır. Fenilalanin düzeyi yüksek olan annelerin çocuklarında kalp hastalığı sıklığı normal popülasyonun 10 katıdır.
    d. Kan uyuşmazlığı: Fötuste kansızlığa ve kalp yetmezliğine neden olabilir.
    e. İleri anne yaşı: 35 yaş üstündeki annelerin bebeklerinde doğumsal bozukluklar daha sıktır (özellikle trizomi 21).
    f. Gebelik sırasında kullanılan bazı ilaçlar fötusta organ gelişimini bozabilir.
    g. Gebelikte enfeksiyon
    h. Daha önce anomalili bebeklerin doğmuş olması

    B. Fetusla ilgili durumlar;

    a. Gebelik sırasında yapılan ultrasonografik incelemelerde kalpte anormallikten kuşkulanılması. Kalbin dört-boşluk pozisyonunda anormal görüntü, doğumsal kalp hastalığı olasılığını düşündürür.
    b. Ultrasonografide kromozom anomalisi düşündüren bir bulgu olması kalbin de ayrıntılı incelenmesini gerektirir.

    C. Fötal kalp hızında anormallik;

    D. Ailede doğumsal kalp hastalığı öyküsü;

    Fötal ekokardiyografi 16. haftadan itibaren her gebelik haftasında yapılabilir. İlk inceleme için 18-20. haftaların seçilme nedeni görüntünün daha iyi olması ve anormallik saptandığında gebeliği sonlandırma şansı vermesidir.

  • İlk adım ayakkabısı

    Bebeğinizin ilk adımlarını görmek bir anne-baba için şüphesiz ki en gurur verici anlardan birisidir. Fakat bu adımlarla beraber bebekler yürüdükleri ilk aylarda sık düşerler ve buna bağlı olarak yumuşak doku travmaları görülebilir. Bu travmaları önlemek ve ayağın uygun gelişimini sağlamak için doğru ayakkabı seçimi çok önemlidir. Çocuk ortopedistleri, en sağlıklı olanın bebeklerin çıplak ayak yürümesi olduğunu belirtmektedir. Bu sayede ayak tabanları yeri tam olarak hisseder ve kavrar, henüz tam gelişmemiş olan ayak kemikleri uygun şekli alır. Ayakkabı seçimi de buna uygun olarak bebeğin ayağını, ayakkabı yokmuş gibi rahat hissedebileceği özellikte olmalıdır.

    İyi bir ilk adım ayakkabısının özellikleri ne olmalıdır ?

    Kolay giyilebilmeli ve çıkarılabilmeli

    Ayağı ve bileği sıkmamalı ama ayaktan da çıkmamalı

    Yumuşak, deri üst ve iç yüzeyi olmalı ki hem ayağı vurmamalı hem de terin dışarı çıkmasına izin vermeli

    Yumuşak, ince, yeri kavrayan ve kaymayan tabanı olmalı

    Hafif ve dayanıklı olmalı

    Şekli çocuk ayağına uygun olmalı: geniş ön, dar topuk kısmı

    Ev içinde giyilenler patik şeklinde, ince, altı kaymayan deri olmalıdır.

    Günümüzde çok çeşitli ilk adım ayakkabıları vardır. American Podiatric Medical Association’ ın önerdiği bu özellikleri taşıyan markalar ülkemizde bulunmaktadır.

  • Ek gıdaya geçiş

    İlk 2 yaş dönemindeki beslenme kısa süreli büyüme ve gelişme için değil, yetişkin dönemdeki sağlık açısından da çok önemlidir. Altı aydan sonra anne sütü tek başına, bebeğin besin ihtiyacını karşılamaz; altı ay bir yaş arasında enerji ihtiyacının yarısını, bir yaşından sonra da 1/3’ünü karşılar. Ek gıdaya başlama zamanı Avrupa Pediatrik Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Derneği’ne göre de 17. Hafta ile 26. Hafta arasında olmalıdır. Erken başlanması durumunda alerjik reaksiyonlar, sindirim sorunları veya böbreklere fazla yük binmesi gibi durumlar gözlenebilir. Ek gıdaya geç başlanması durumunda da beslenme yetersizliği, büyüme-gelişme geriliği, çiğneme ve yutmayı öğrenmede gecikme, gıda reddi, tip 1 diabet ve çölyak hastalığı riskinde artış görülebilir.

    Tamamlayıcı besinler ne kadar verilmelidir ?

    Bebeklerde mide kapasitesi doğumda yaklaşık 30 cc ( 2 yemek kaşığı), 6. Ayda 180 cc ( 1 çay bardağı), 1 yaşında da 240 cc ( 1 su bardağı) kadardır. Ek gıdalar için verilmesi gereken öğün sıklığı 6-8 aylık bebekler için 2-3 öğün, 9-11 ve 12-24 aylık bebekler için 3-4 öğündür.

    Tamamlayıcı besinler nelerdir ?

    Sebze ve meyveler: Erken dönemde başlanması gereken besin grubudur. A ve C vitamini açısından zengindirler. 6-24 aylık bebeklerde günlük A vitamini ihtiyacı 1.5 kaşık havuç veya 1/3 kase pişmiş yeşil sebze ile karşılanabilir. Sebzelerin pişirileceği zaman kesilmesi, az suyla ve kısa sürede (tercihan düdüklüde ) pişirilmesi vitamin kaybını önlemektedir. Meyve suları sıkıldıktan hemen sonra tüketilmeli ve günde 250 ml’yi geçmemelidir. Meyvelerde kısa sürede püre kıvamına geçiş sağlanmalıdır.

    Sebze çorbalarına geleneksel olarak patates ve havuçla başlanır, daha sonra teker teker başka sebzeler ilave edilir. Sebzelerin taneli olarak konulması ve etin kıyma şeklinde erken dönemde başlanması hem protein kalitesini arttıracak hem de bebeğin pütürlü gıdalara alışmasını kolaylaştıracaktır.

    Süt ve süt ürünleri: Dünya Sağlık Örgütü inek sütünü 1 yaşına kadar önermemektedir. Ek gıdalara geçişte de anne sütüne devam edilmesi gerekir. Anne sütü yoksa formula mamalar kullanılmalıdır. Süt, yoğurt ve peynir, protein, kalsiyum, çinko, magnezyum, riboflavin, A ve B vitamini yönünden zengindir. Yoğurt ve peynir fermente olmuş süt ürünleridir ve sindirimi daha kolaydır, ayrıca probiyotik içermektedirler. 6. aydan itibaren ek gıda olarak başlanabilir.

    Hayvansal besinler: Tamamlayıcı beslenme döneminde eksikliği en sık görülen besinler demir, çinko, kalsiyum ve B vitaminleridir. Bu besinlerin eksikliğini önleyen gıdalar da hayvansal gıdalardır. Bunlar et, tavuk, balık ve yumurtadır. Yumurta çok iyi bir protein kaynağıdır; sarısı A vitamini, B vitamini ve demir yönünden, beyazı da protein yönünden çok zengindir. Altıncı ayda sarısı az miktarda başlanır. Ciğer, protein, demir, çinko, A vitamini ve folat yönünden zengin, çok değerli bir besindir. Somon, tuna, sardalya ve uskumru omega 3’den zengin balıklardır. Omega 3 beyin ve göz gelişimi için gereklidir. Ayrıca yağlı balıklar en iyi D vitamini kaynağıdırlar.

    Tahıllar: Buğday, arpa, pirinç, yulaf, çavdar ve mısır başlıcalarıdır ve enerji ihtiyacını karşılarlar. Tahıllar, et veya baklagillerle birlikte tüketilirse besin değeri yükselir. Bebek 17.-26. hafta arasındayken ve anne sütü alırken tahılların başlanması çölyak hastalığı riskini azaltır. Tarhana içerdiği tahıl, yoğurt ve sebzeler nedeni ile kalorisi ve besin değeri yüksek kültürel bir besin kaynağımızıdır. Pirinç nişastasının içerisinde vitamin, mineral ve protein bulunmadığı için bebek beslenmesinde yeri yoktur.

    Baklagiller: Kuru fasülye, nohut, mercimek, barbunya protein içeriği yüksek, lifli gıdalardır. Aynı zamanda önemli bir vitamin ve mineral (demir, çinko, kalsiyum, magnezyum, B ve E vitamini) kaynağıdırlar. Özellikle yeterli hayvansal gıda alamayan bebeklerin tahıl ve baklagilleri hergün tüketmesi önerilir. Mercimek çorbası çok besleyici bir ek gıdadır.

    EK GIDAYA GEÇİŞTE TEMEL KURALLAR:

    1. 17.- 26. Hafta arasında ek gıdaya başlanmalıdır.

    2. Ek gıdaya tek çeşit ile başlanmalıdır.

    3. Gıda açken verilmeli ve miktarı önce 1 kaşık olmalı, 2-3 gün içinde yavaş yavaş arttırılmalıdır.

    4. Her yeni gıda 2-3 gün arayla eklenmelidir.

    5. Besinlere şeker ve tuz ilave edilmemelidir.

    6. Et erken dönemde beslenmeye eklenmelidir.

    7. Çay, şekerli içecekler, hazır meyve suları, hazır çorbalar, konserve gıdalar, şekerli yoğurt ve tuzlu baharatlı besinler bebek beslenmesi için uygun değildir.

  • Bebekler neden emmeyi bırakır ?

    Bebekler Neden Emmeyi Bırakır ?

    Bebekler genellikle 3.-5. ay civarında veya bazen daha geç aylarda emmeyi reddedebilir. Pek çok anne bu durumda bebeğin kendisini reddettiğini, bir daha asla emmek istemeyeceğini düşünür ve endişelenir. Bu durumda annenin olabildiğince sakin olması ve pozitif düşünmesi gerekir, aksi durumda annenin gerginliği bebeği de etkiler. Bebeğin emmek istememesi memeyi tamamen bıraktığı anlamına gelmez, bu genellikle geçici bir durumdur. Emme reddinin altında yatan birçok sebep olabilir.

    Burnu tıkalı olabilir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren veya burnu tıkalı olan bebekler ememez. Emmeye başlar ama devamlı memeyi tutup bırakır ve ağlar. Serum fizyolojik damla ve burun aspiratörü yardımıyla bebeğin burnunu açtıktan sonra emzirin.

    Ağrısı var mı ?

    Bebek diş çıkarma dönemindeyse, ağzında pamukçuk veya aft gibi yaralar varsa veya boğaz ağrısı varsa emmek istemeyebilir. Bu durumda çocuk doktorunuza başvurun, uygun tedavi başlandıktan 1-2 gün sonra bebeğinizin emmesi düzelecektir.

    Enfeksiyon durumu olabilir

    Üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı veya ateşli hastalık durumu varsa emmeyi reddedebilir. Böyle bir şüpheniz varsa doktorunuza başvurun.

    Gündelik hayatınızda bir değişiklik emmeyi reddetmesine neden olabilir

    Kullandığınız farklı bir parfüm, sabun veya losyonun kokusu bebeğinizi rahatsız etmiş olabilir. Acılı, baharatlı veya kokulu besinlerin ( sarımsak, lahana vb.) tadı sütünüze geçtiği için bebeğinizin hoşuna gitmemiş olabilir. Bu durumları gözden geçirip, varsa değiştirin. Bunların yanı sıra tekrar hamile kaldıysanız veya mensturasyon periyodunuz başladıysa bu hormonal değişiklikler de bebeğinizi etkileyebilir.

    Sütünüzde azalma var mı ?

    Bebekler özellikle 4. aydan sonra daha fazla süt isteyebilir. Sütünüz yavaş ve yetersiz geliyorsa sinirlenebilir, emmek istemeyebilir. Göğsünüzü emmek yerine çok fazla emzik emiyorsa bu da meme karmaşasına ve sütünüzün azalmasına sebep olur. Emziği daha az kullanmanız ve daha sık emzirmeniz bu durumu düzeltecektir. Eğer biberonla mama veriyorsanız, memeden de biberonda olduğu gibi hızlı bir akış isteyebilir. Biberonu tek delikli kullanmak ve mümkün olduğu kadar az vermek işe yarayacaktır.

    Etrafta fazla uyaran var mı ?

    3.-4. aydan sonra etrafta çok fazla uyaran ve dikkat dağıtıcı (TV, ses, konuşma, hareket vb.) varsa emmeye ilgisi dağılabilir. Sessiz sakin bir odada tek başınıza emzirin. Bazen de tam tersi olarak hareket etmek işe yarar; yürüyerek emzirmeyi deneyin.

    Bazen de hiçbir sebep olmaksızın emmeyi bırakabilir. Ama aniden bırakıyorsa genellikle altta yatan bir neden vardır ve bu gerçek anlamda bir sütten kesilme değildir. Yavaş yavaş emmekten uzaklaşıyorsa sütten kesiliyor olabilir.

    Bu durumda neler yapılabilir ?

    Sık sık emzirmeye çalışın ama bu sırada bebeğinizi çok zorlamayın, inatlaşmayın. Sessiz, sakin bir odada, bebeğinizle temas edecek şekilde emzirin. Memenizi elinizle bebeğinizin ağzına sıkarak onu teşvik etmeye çalışın. Farklı emzirme pozisyonları deneyin. Uyanıkken emmek istemiyorsa uykuluyken emzirmeye çalışın. Bütün bunlara dikkat etmenize rağmen bebeğinizin emme reddi 4-5 günden fazla devam ederse çocuk doktorunuza başvurmanız uygun olacaktır.

  • Bebeklerde uyku alışkanlığı oluştururken sık yapılan hatalar

    ÇOCUKLARDA UYKU ALIŞKANLIĞI OLUŞTURURKEN SIK YAPILAN HATALAR

    Çocuklarda uyku problemlerinin görülme oranı yaşa göre değişmekle beraber %25-50 arasında değişiyor. Uykusuzluk kronikleştiği zaman, gündüz uyku hali, huzursuzluk, sinirlilik, davranış problemleri, öğrenme güçlükleri, akademik başarılarında düşüş ve kazalarda artış gözleniyor. Tüm bu sorunların ortaya çıkmaması için ailelerin, bebeklikten itibaren doğru uyku alışkanlıkları oluşturması ve bunun devamlılığını sağlamak konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Amerikan Aile Hekimleri Derneği, bütün aile hekimlerine rutin sağlam çocuk muayeneleri esnasında çocuğun uykusunda sorun olup olmadığının sorgulanması gerektiğini belirtiyor. Uyku alışkanlığı oluştururken yapılan hatalar sonucu “davranışsal uykusuzluk” dediğimiz durum oluşuyor.

    Davranışsal Uykusuzluk:

    Çocukların/bebeklerin uykuya dalmak veya uykuyu devam ettirmek konusunda öğrenilmiş yetersizliğidir. Amerika’da bu gruptaki çocukların, tüm uyku bozuklukları içerisinde %10-30 oranında olduğu bildirilmiştir. Fakat kanımca ülkemizde bu grubun oranı çok daha yüksektir. Davranışsal uykusuzluğu olan çocuklar 2 alt gruba ayrılabilir:

    Uykuya geçiş sorunu

    Sınır koyma sorunu

    Uykuya Geçiş Sorunu: Bu gruptaki çocuklarda uykuya dalmakta veya uyandığı zaman geri uyumakta yetersizlik veya isteksizlik vardır. Belirli bir durum veya eylem sağlanmadan uykuya geçiş ve tekrar uyuma yapamazlar. Örnek vermek gerekirse bebeklik yaş grubunda ayakta sallanma, emzirilme, kucakta gezdirilme ..vs, oyun çağı grubunda ebeveyn yatağına gelme, gece beslenme..gibi durumlar sağlanmadığı takdirde çocuk uykuya geçemez. Bu durum 0-2 yaşta daha sık görülür.

    Sınır Koyma Sorunu: Eğer aileler çocuklara sınır koymada sorun yaşıyorsa bu durumla karşılaşıyoruz. Örneğin çocuğun belirli bir uyuma ve uyanma saati yoksa, uyumak istemediği zaman aile geç yatmasına, televizyon izlemesine, ebeveyn yatağında yatmasına izin veriyor ve bu durum sıklıkla görülüyorsa, defalarca içecek, tuvalet ..vs için kalkıyorsa uyku sorunları ortaya çıkıyor. Bu durum okul öncesi yaş grubunda daha sık görülür.

    Davranışsal uyku sorunlarında en iyi tedavi yöntemi önlemektir. Yani sorun ortaya çıkmadan aile hekimleri ve çocuk doktorları tarafından, sağlam çocuk takibi sırasında ebeveynlere çocukların uyku ihtiyaçları, uyku döngüleri, sınır koyma, uyku planı konularında eğitim verilmesi gerekir. Uyku eğitiminin içerisinde uyuma ve uyanma saatleri, gündüz uyku saatleri, uykuya geçiş rutinleri, beslenme saatleri ve gece uyanmaları konuşulmalıdır.

    Davranışsal uyku sorunlarıyla karşı karşıya kaldıysak çocuğun yaşına, sorununa ve ailenin yapısına göre değişen tedavi planı oluşturulması gerekir. Uyku sorunlarını çözmek için dünyada kullanılan başlıca üç yöntem mevcuttur:

    Ferber Yöntemi

    Tracy Hogg Yöntemi

    Kim West Yöntemi

    Bu yöntemlerin üçünün de amacı çocuğun kendi başına uyumasını ve uyanınca tekrar uykuya dalmasını sağlamak ve gece uyanma sıklığını azaltmaktır. Uyku sorunlarının çözümünde her hastaya göre farklı yöntem ve tedavi planı uygulanır. Çoğu zaman sadece uyku prensiplerine dikkat ederek sorun çözülebilir.

  • Çocuklarda uyku sorunları – uyku eğitimi

    Çocuklar için uykunun önemi nedir?

    Uyku, çocukların fiziksel ve zeka gelişimi için çok önemlidir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, uyku sorunu olan bir çocuğun uykusu düzenlendikten sonra okul başarısının ve konsatrasyonunun arttığı, dikkat eksikliğinin azaldığı gösterilmiştir. Uykusuz bir bebek gün boyu mutsuz ve huzursuzdur, yaptığı hiçbir aktiviteden zevk almaz, konsantre olamaz.

    Uyku sorunu, sadece çocuğu değil ailenin geri kalanını da etkiler, hayat kalitesini bozar. Çocuklarınıza iyi bakabilmek için önce kendinize iyi bakmanız gerekir. Bunun yolu da iyi uyumaktan geçer. Bebeğinize düzenli bir uyku sağlarsanız, kendiniz ve aileniz için de sağlamış olursunuz.

    Kronik uyku sorunu olan çocuklarda ne gibi problemler ortaya çıkar ?

    -Kazalar ve yaralanmalar

    -Davranış problemleri

    -Konsantrasyon ve dikkat eksikliği

    -Okul başarısında düşüş

    -Daha yavaş reaksiyon süresi görülür.

    Çocuklarda uyku sorunları ne sıklıkta görülüyor ?

    1-5 yaş arasındaki çocukların %25’inde uyku sorunları görülüyor ve bu sorunlar zannedildiği gibi çocuk büyüdükçe düzelmiyor. Yapılan çalışmalarda uyku sorunları olan bebeklerin %84’ünde sorunun 3 yaşından sonra da devam ettiği gösterilmiştir. Dolayısıyla sorunun çözümünü ertelememek gerekir. Uyku eğitimine ne kadar erken başlarsanız o kadar kolay ve hızlı yol alırsınız.

    Ne kadar uykuya ihtiyaçları var ?

    Yenidoğanlar: 16-18 saat

    9 ay-2 yaş : Gece 10-12 saat (bölünmeden olabilir), gündüz 2-3 saat

    1-4 yaş : Toplam 12-14 saat

    5-10 yaş : Gece 10-11 saat uykuya ihtiyaç duyarlar.

    Uyku problemi belirtileri nelerdir ?

    Uykuya dalmakta güçlük

    Gece sık uyanmalar, ağlayarak uyanmalar

    Gündüz uykulu ve huzursuz olma

    Uyku düzeninin ne zaman oluşturulması gerekiyor ?

    Bebekler doğduktan sonraki ilk 3 aylarında düzensiz bir şekilde uyuyup uyanırlar. Uyku süreleri ve saatleri değişkendir. Altı haftalık olduktan sonra gece ve gündüzü ayırt etmeye ve geceleri daha düzenli uyumaya başlarlar. Dördüncü aydan sonra da beyin yeterli olgunluğa ulaşır ve uyku düzeni oluşturulması gerekir.

    Bu düzeni oluşturmak için sihirli bir yöntem var mı ?

    Uyku düzeni oluştururken sihirli bir kelime var “ rutin”. Çocuklar düzene bayılırlar. Düzenli yatış-kalkış saatleri ve yemek saatleri olursa çok daha mutlu, özgüvenli ve sorunsuz olurlar.

    Uyku rutini oluşturun ! Bu rutin çocuğunuzun ayına/yaşına göre değişen ama her gün aynı sırada, aynı şeylerin yapıldığı bir aktivite olsun. Mesela:

    – banyo-uyku tulumu-emzirme-ninni-yatak

    – sütünü içmek-diş fırçalamak-pijamaları giymek-kitap okumak-uyku

    Önemli olan ne yaptığınız değil, çocuğunuzun hoşuna giden, zorla yapılmayan, çocuğunuzla beraber geçirdiğiniz özel bir zaman dilimi olsun. Sizin de stresinizi azaltsın, onu da sakinleştirsin. Ebeveynliğin her alanında olduğu gibi bunda da devamlılık ve tutarlılık başarının anahtarıdır.

    Zamanlama çok önemlidir. “Uyku işaretlerine” dikkat edin. Esnemek, gözleri ovuşturmak, kulakları-saçları çekiştirmek, huzursuzlanmak, ağlamak, emmek istemek..vs. uyku işaretleridir. Bu işaretleri gözleyin ve görünce daha fazla bekletmeden uykuya geçirin. Eğer gecikirseniz bebeğiniz çok yorulur ve daha zor uykuya dalar.

    Uykuyu düzenlemenin püf noktaları nelerdir ?

    Uyku işaretlerine dikkat edin. Zamanlama çok önemli !

    Gece ve gündüz aynı odada ve aynı yatakta uyutmaya dikkat edin.

    Odası karanlık ve sessiz olsun.

    Uyku rutini oluşturun ve bu rutine uyun.

    Belirli bir uyanma ve uyuma saati ayarlayın. Bu saat hafta içi veya sonu ½-1 saatten fazla değişmesin.

    Gece iyi uyuması için gündüz uykularının yaşına uygun ve düzenli olması gerekir.

    Yatağına uykuluyken ama henüz tam uyumamışken koyun. Bu sayede uyandığı zaman kendi başına tekrar uykuya dalmayı öğrenir.

    Okul öncesi çocuklarda :

    Hep aynı saatte yatırın.

    Uyku rutini oluşturun ve bunu çocuğunuza anlatın, gerekirse resimli anlatım olsun.

    Yatağına yattıktan sonra tekrar bir şey isterse ( su, süt, öpücük..vs), sadece 1 defa verin. Tekrar isterse cevap vermeyin veya hayır deyin.

    Bazı durumlarda “uykuya dalamıyorum oyunu” oynamak işe yarar.

    Sizin uyku sorunu olan hastalara yaklaşımınız nasıl oluyor ?

    Uyku sorunları her 4 çocuktan birinde görülüyor ve özellikle ilk 0-2 yaşta tüm ailenin düzenini bozan ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle ben, takibimdeki bebeklerin rutin kontrollerinde beslenme ve gelişim gibi, uyku düzenini de sorguluyor ve bu konuda aileyi bilgilendiriyorum.

    Başvuran hastalarda öncelikle ayrıntılı bir öykü alıyorum. Altta yatan uyku bozukluğuna sebep olabilecek bir hastalık olup olmadığını sorguluyorum. Kolik, kabızlık, besin alerjisi veya idrar yolu enfeksiyonu gibi durumlar uyku sorunlarına sebep olabiliyor. Uyku prensiplerini anlatıyorum. Çocuğun yaşına göre nelerin hatalı yapıldığını, ne yapılıp, ne yapılmaması gerektiğini anlatıyorum. Daha sonra aileye bebeğin uyku ihtiyacına ve yaşına göre değişen bir uyku planı öneriyorum. Bu planı nasıl uygulayacaklarını anlatıyorum ve 7 günlük bir uyku günlüğü tutmalarını istiyorum. İkinci görüşmede uyku günlüğüne göre sorun veya eksik olan kısımlarda düzenlemeler yapıyorum. Sonra bütün aileye sabaha kadar deliksiz uykular diliyorum…

  • Çocuklarda yeme bozuklukları

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENMENİN ÖNEMİ NEDİR?

    Çocukluk döneminde büyümeyi etkileyen en önemli faktörler beslenme, genetik alt yapı ve hormonlardır. Ama özellikle ilk 2 yılda büyümeyi en çok etkileyen beslenmedir. İlk yıllarda kazanılan beslenme alışkanlığı erişkin hayattaki beslenme biçimini ve ortaya çıkabilecek, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların görülme riskini de azaltmaktadır. Biz hekimler için büyüme, bebeğin sağlığının yerinde olduğunun temel göstergelerinden birisidir. Bu nedenle iştahsızlık şikayeti ile başvuran bebeklerde büyümede duraklama veya gerileme olup olmadığına bakılması ve eğer varsa muhakkak araştırılması gerekir. Fakat en sık yapılan yanlışlardan birisi büyümesi normal olan bebeğin anne- babasına “bebeğiniz normal, kilo alımı gayet iyi, iştahsızlığı için endişe edilecek birşey yok” denmesidir. Çocuğun büyüme duraklaması olmasa da mikronütrient eksiklikleri veya uygun olmayan besleme yöntemleri kullanılıyor olabileceği akılda tutulmalı ve annenin bu konudaki endişesi dikkate alınarak, anneden ayrıntılı öykü alınmalıdır.

    ÇOCUKLUK ÇAĞINDA BESLENME SORUNLARI NE SIKLIKTA GÖRÜLMEKTEDİR?

    Çocukluk çağında bu sorun %25-35 sıklıkta görülmekte, %1-2 ‘sinde de çok ciddi düzeyde olmaktadır. Yani her 3-4 anneden birisi çocuğunun iştahsız olduğundan veya yeme problemi olduğundan şikayet etmektedir.

    BU SORUN NE ZAMAN ORTAYA ÇIKIYOR? DOĞUŞTAN İTİBAREN Mİ VAR YOKSA SONRADAN MI OLUŞUYOR?

    Yeme davranışının ortaya çıkmasında genetik faktörler, hormonlar, anne-bebek ilişkisi ve annenin besleme tutumunun rolü var. Bazı çocuklar doğuştan itibaren seçiciler, bazıları da başta iştahlı yerken sonradan annenin veya bakım veren kişinin yanlış besleme modeli nedeniyle sorunlu hale geliyorlar.

    Ebeveynlerin besleme modelleri 4 gruba ayrılıyor:

    Kontrol Edici: Genellikle çocuğa daha fazla yemesi veya bir besini tüketmesi için ısrar eder, eğer iyi yemek yerse veya istenilen besini tüketirse karşılığında tatlı, şeker, ipad vs verme sözü verir. Bir lokma veya bir kaşık daha yemesi için ısrar eder.

    Müsamahakar: Çocuğun sevdiği yiyecekleri hazırlar ve sunar, çocuk yemekte olanları beğenmez ise onun istediğini hazırlar, ne zaman yemek isterse o zaman, ne şekilde yemek isterse öyle yedirir.

    İhmalkar: “Çocuğum istediği zaman yiyebilir, istediği şeyleri yemesine izin veririm, her zaman ne yediğini takip etmem, bazen yemek vermeyi unuttuğum olur” der.

    Hassas-sorumlu: Çocukla birlikte oturur ve yemek yer, çocuğu aile sofrasına dahil eder. Çocuğun öğün aralarında abur- cubur tüketmesine veya beslenmesine izin vermez. Çocuğa sağlıklı yiyecekler sunar ve çocuğun bunlardan istediğini yemesine izin verir. Yeme sırasında çocuğa baskıcı, zorlayıcı tutum sergilemez.

    Bu 4 besleme modeli arasında hassas model uygun olan ve tercih edilmesi gerekendir. Yanlış besleme modeli uygulanması da çocukta yeme sorunlarına yol açabilir.

    YEME BOZUKLUKLARI KENDİ ARASINDA ALT GRUPLARA AYRILIYOR MU?

    Evet, sıklıkla gördüğümüz 4 gruptan bahsetmek istiyorum:

    İştahsız olarak değerlendirilen normal çocuk: Ebeveyn çocuğun iştahının az olduğuna ve yeterince yemediğine inanır ama aslında çocuğun büyüme hızı ve yeme miktarı ve çeşitliliği normaldir. Anne-babanın aşırı endişesi çocuğu fazla yemeye zorlamaya, ısrara ve sonucunda bazen çocukta yeme korkusu oluşmasına sebep olur. Maalesef bizim toplumumuzda , özellikle anneanne ve babannelerde çocuklara çok yedirme alışkanlığı olduğundan bu hasta grubu çok görülmektedir. Bazen zorlamaya bağlı olarak bu çocuklarda yeme korkusu da oluşmaktadır.. Anneye çocuğun büyümesinin beklenen değerlerde olduğu anlatılmalı ve “hassas-sorumlu besleme modeline” geçilmelidir. Aksi durumda anne-bebek arasındaki ilişki bozulmakta ve ilerleyen yaşlarda daha büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır.

    İştahsız ve hareketli çocuk: Hareketli, aktif bir çocuktur. Oyun oynamayla, konuşmayla ve çevreyle, yemekten daha ilgilidir. Yemeğe olan ilgisi kısa sürede dağılır. Masada oturmak istemez. 9-10 aylıktan sonra kilo alımı durabilir. Bu durumda aileye çocukla ilgili bilgi verilir. Çocuğun iştahını arttırmaya yönelik yeme düzeni planlanır. Aile ile beraber, dikkatini dağıtıcı şeyler olmadan, 20-30 dakika ile sınırlandırılmış öğünler planlanır. Kesinlikle yemeye zorlama yada baskı yapılmaması gerekir. Kilo ve boy takibi yapılır, gerekirse besin desteği verilir.

    Çok seçici yemek yiyen çocuk: Bazı yiyeceklerin kokusuna, tadına, görünüşüne veya kıvamına karşı reaksiyon gösterir, iğrenir. Yeni yiyecekleri denemek istemez. Bu çocuğun yemek dışında başka alanlarda da duyusal güçlükleri olabilir: Yüksek sesten veya ışıktan rahatsız olabilir, çıplak ayakla kuma veya çime basamaz, ellerinin kirlenmesinden hoşlanmaz, kıyafet etiketlerinden rahatsız olabilir. Bu çocukları, sevmediği yiyeceği yemeye zorlamak tam tersi etki yapar. Öğürmesine veya kusmasına neden olan yiyeceği bir daha vermemek gerekir. Sevmediği yiyecekler farklı şekillerde sunulmalı ve 10-15 defa denenmelidir. Çok seçici yemek yiyen ve mikronütrient eksiklikleri olan çocuklarda besin desteği ve bazen ilaç tedavisi vermek gerekir.

    Yemek yemekten korkan çocuk: Biberonu, mama önlüğünü veya mama sandalyesini görünce ağlamaya, kendini geriye doğru atmaya başlar, ağzını kilitler, yememek için kendini kusturabilir. Çocuklara besleme sondası veya solunum tüpü takılması gibi tıbbi müdahalelerden sonra veya zorla besleme yapıldığı durumlarda görülür. Bizim toplumumuzda sıklıkla, zorla besleme, ağzını zorlayarak açma veya yatırarak besleme yapılan çocuklarda görülmektedir. Bu durum “kontrol edici besleme modeli” uygulayan ailelerde daha sıklıkla görülmektedir. Uygun olan hassas-sorumlu besleme modeline geçmektir. Çocuğu oturtarak, zorlama yapmadan, kendi başına yemesine teşvik ederek beslenmesini sağlamak gerekir. Bu süreç biraz zaman ve sabır gerektirir fakat sorunun düzeltilmesi anne-çocuk ilişkisi açısından ve gelecekteki beslenme alışkanlığı açısından büyük önem taşımaktadır.

    YEME SORUNLARININ TEDAVİSİ VAR MI? SİZ NASIL BİR YOL İZLİYORSUNUZ?

    Yeme bozukluğunun tedavisi mümkün. Ben öncelikle bu hastalarda çok ayrıntılı bir öykü alıyorum. Yani annenin doğum öncesi dahil beslenmesini, bebeğin emme süreci dahil tüm beslenmesini, ek gıdalara geçişi, neleri sevip neleri sevmediği, ne miktarda tükettiği, verilme şekli, allerji öyküsü..vs sorguluyorum.

    Yeme bozukluğunun hangi alt gruba girdiğini tespit etmek için anket uyguluyorum. Hangi besinleri yediğini tek tek kayıt altına alıp, eksik olan besin grubunu tamamlamaya yönelik beslenme planı hazırlıyorum. Ayrıntılı fizik muayene yapıp, önceki ve o anki boy-kilo değerlerini ölçerek, büyümede duraklama veya gerileme olup olmadığına bakıyorum. Eğer büyümede sorun varsa veya altta yatan başka bir hastalık düşünüyorsam gerekli tetkikleri istiyorum. Tüm bunların sonuçlarına göre çocuğa özel bir tedavi planı oluşturuyorum. Bu plana çocuğun beslenme eylemine katkısı olan herkesin ; anne, baba, anneanne, babaanne, bakıcı..vs katılması ve uyması gerekiyor. Belirli aralıklarla görüşüp bir sonraki adımı planlıyoruz. Bazı durumlarda beslenme desteği, vitamin takviyesi veya ilaç kullanmak gerekiyor. Sonuç olarak her hasta grubu için muhakkak çözüm var, yeter ki aile ile işbirliği içinde çalışalım ve biraz zaman verelim.

    SON OLARAK AİLELERE SÖYLEMEK İSTEDİKLERİNİZ VAR MI?

    “Temel Besleme İlkeleri”nden bahsetmek istiyorum:

    Yemek zamanında dikkat dağıtıcı şeylerden ( TV, bilgisayar, telefon vs.) kaçının
    İştahını arttıracak şekilde besleyin (3-4 saat arayla, acıkmasını sağlayacak şekilde)
    Yemek süresini 20-30 dakika ile sınırlandırın
    Yaşına uygun gıda verin
    Yaşına uygun dağınıklığı , kirliliği tolere edin
    Baştan itibaren kendi kendine yemesini teşvik edin
    Yemek zamanlarında doğal tutum takının, baskı yapmayın, hassas-sorumlu besleme modelini kullanın
    Sistematik bir şeklide yeni gıdalar sunun

    Bu ilkeler olmazsa olmazlar ! Bütün annelere tavsiyem ek gıdalara başladıkları andan itibaren bu kurallara uymaları, ama bebekte bir sorun farkettikleri anda da gecikmeden doktora başvurmalarıdır. Annelerin, bebeklerinin iştahıyla ve beslenmesiyle ilgili endişelerinin her zaman önemsenerek uygun yönlendirme ve tedavinin yapılması gerekir. Bu sorunlar bekledikçe küçülmüyor aksine büyüyor ve tedavisi zorlaşıyor. Benim “ uyku bozuklukları” ve “ yeme bozuklukları” için bir tavsiyem var: “Ne kadar erken o kadar kolay”. Tabii en güzeli baştan itibaren uygun ek gıdaya geçiş ve besleme yöntemlerini kullanarak bu sorunlarla hiç karşılaşmamak. (Bir dergiyle yapılmış röportajımdan alınmıştır.)

    Dr. Gülben EFES

  • Kistik fibrozis,

    Her insanda farklı özelliklerden sorumlu olan çok sayıda gen (hücrelerin içerisinde vücudumuz ile ilgili bilgileri taşıyan yapıtaşları) vardır. Bir özelliğin belirlenmesinde biri anneden, diğeri babadan gelen iki gen rol oynar. Böylece her özelliğimizden sorumlu, anne ve babamızdan bize aktarılan genlerimizdir. Hem anne, hem de baba bu hastalık için bir bozuk gen taşıyordur. Bu hastalık ile ilgili bir çift genden diğeri normal olduğu için anne ve babada hastalık bulguları görülmez. Bozuk geni taşıyan anne ve babanın çocuğu her bir gebelikte;%25 olasılıkla sağlıklı,%50 olasılıkla taşıyıcı (hastalık bulguları yoktur tamamen sağlıklıdırlar ancak bozuk geni çocuklarına aktarabilirler),%25 olasılıkla hasta olur (hasta kişide 2 gen de bozuktur).Yani taşıyıcı anne ve babadan doğacak her bir çocuk dörtte bir ihtimalle hasta olacaktır.

    KİSTİK FİBROZİS HASTALIĞININ BELİRTİ VE BULGULARI NELERDİR?

    Akciğerlerle ilgili olanlar;

    Balgamlı, sık ve uzun süreli öksürük

    Tekrar eden veya iyileşmeyen akciğer enfeksiyonları (zatürre, bronşit, hırıltılı solunum)

    Nefes darlığı

    Sindirim sistemi (mide ve barsaklarla) ile ilgili olanlar;

    Yenidoğan bebeğin ilk kakasını katı ve barsaklara yapışık olması nedeniyle ilk 24 saat içerinde çıkaramaması

    Fazla miktarda, yağlı ve kötü kokulu ishal

    Karında şişlik, gaz ve ağrı

    İştahın iyi olmasına rağmen kilo alamama, büyüme ve gelişimin geri kalması

    Bağırsağın uç kısmının (anüs) makattan dışarıya çıkması

    Bağırsak tıkanıklığı tablosu

    Diğer sistemler ile ilgili belirti ve bulgular;

    Terin fazla tuzlu olması

    Özellikle sıcak mevsimlerde terle aşırı tuz ve su kaybı sonucu vücudun susuz ve tuzsuz kalması; ciddi kayıplarda şok tablosu.

    Ciltte yaralar ve soyulmalar; ödem

    Sık tekrar eden, düzelmeyen sinüzit, nazal polip (burun eti)

    Parmaklarda çomaklaşma

    Karaciğer hastalığı (siroz) -safra kesesi taşları

    Diyabet (şeker hastalığı)

    Kısırlık (özellikle erkekte)

    Kemik mineralizasyon bozuklukları (raşitizm veya osteoporoz).

    KİSTİK FİBROZİS HASTALIĞININ TANISI NASIL KONULUR?

    KF’li hastaların şikayetleri çok çeşitli olabilir. Bazen ailede böyle bir hastalığa sahip kardeş olduğu için de diğer çocuklar araştırılabilir. Böyle bir hastalık şüphesi olduğunda ilk yapılacak olan terde klor değerinin ölçülmesidir.

    Ter testi (terde klor değerinin ölçülmesi);

    Bu testte hastanın ön kolundan ter bezleri uyarıldıktan sonra ter toplanır ve terde klor oranı ölçülür. Bu test hastanın canını yakmaz. KF’li bireylerin terlerindeki klor oranı yüksektir. Hastalığın tanısı için en az iki kez yüksek değer gösteren test sonucuna ihtiyaç vardır. Bazı hafif hastalığa sahip çocuklarda sınırda klor değerleri görülebilir. Bu konuda doktorunuzun yorumu önemlidir.

    Nazal (burun) potansiyel farkı ölçümleri;

    Bazı kliniklerde bulunan ve yaygın olmayan bu tanı yönteminde KF’li hastaların burunlarına yerleştirilen bir elektrot yardımı ile burun içi potansiyel farkı ölçülebilir. KF’li hastalarda bu değer daha negatiftir ve bazı maddeler ile burun yıkandığında potansiyel farkı değişiklikleri KF’li hastalarda sağlıklı kişilerden daha farklı olur. Özellikle ter testlerinde sınırda değerlere sahip KF’li hastaların tanıları için tercih edilecek bir testtir. Bu test hastanın canını yakmaz ancak uygulama zaman alıcıdır ve uygulanan kişinin uyumunu gerektirir.

    Mutasyon Analizi

    Tanı konulan hastalardan kan alınarak gendeki bozukluğun tipi de saptanabilir. Şimdiye dek hastalığa neden olan gende 2000 civarında mutasyon (gendeki bozukluk) saptanmıştır. Bir çok merkezde ülkemizde en sık görülen mutasyonların taraması (genellikle 30-40 mutasyon) yapılabilmektedir. Çocuğun hem anne hem de babasından alınan genlerinde (iki taraflı) mutasyonun gösterilmesi ile hastalığın tanısı kesin olarak konulabilir. Taranan mutasyonların gösterilememesi çocuğun hasta olmadığı anlamına gelmez. Çünkü çocuk geriye kalan mutasyonlardan birisini veya şimdiye kadar tanımlanmamış bir mutasyonu taşıyor olabilir. Gen dizi analizi ile genetik olarak mutasyonların tanımlanması da mümkündür.

    Anne karnında (prenatal) tanı;

    KF olduğu bilinen bir hastanın kardeşi olacaksa veya ailede yakın akrabalarda benzer hastalık nedeni ile bebeğin araştırılması planlanmışsa anne karnında tanı yapılabilir. Anne ve babanın taşıdıkları mutasyon ya da KF’li kardeşte hastalığa neden olan mutasyon biliniyorsa bebek anne karnındayken 11. haftada bebeği çevreleyen zarlardan (koryon villus örneklemesi) ya da 16-17. haftalarda bebeği çevreleyen sıvıdan örnek alınarak (amniyosentez) doğumdan önce tanı konabilir. Bu işlemin anneye ve bebeğe zararı ihmal edilebilecek kadar azdır. Bebeğin hasta olduğu saptanırsa ailenin izni ile düşük yaptırılabilir. Bu imkandan yararlanmak isteyen ailelerin hamile olduklarında; hatta tercihen bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde hamile kalmadan önce izlendikleri merkezle iletişime geçmeleri gerekir.

    Kistik fibrozis için yenidoğan tarama testi;

    Dünya’da birçok ülkede bebeklerden doğum sonrası ilk hafta içerisinde alınan topuk kanlarından yapılan testler (İmmün reaktif tripsinojen ve bazı ülkelerde birlikte mutasyon analizi) ile tanı konulabilmektedir. Tanıyı doğrulamak için bu bebeklere daha sonra ter testi yapılmalıdır. Ülkemizde KF hastalığı için yenidoğan tarama testleri henüz başlanması için ön hazırlıklar yapılmaktadır.

    KİSTİK FİBROZİSTE TEDAVİ

    KF’de yaşam süresini ve kalitesini etkileyen organ akciğerlerdir, hastanın beslenme durumu da çok önemlidir. Bu nedenle tedavide amaç, akciğer hasarını en aza indirmek ve beslenmeyi düzenleyerek hastanın yaşam kalitesini yükseltmek ve yaşam süresini uzatmaktır. Tedavi ömür boyu devam edecektir.

    Tedavi ekip işidir; ekipte çocuk göğüs hastalıkları, gastroenteroloji, endokrinoloji ve çocuk ruh sağlığı uzmanları, hemşire, göğüs fizyoterapisti ve diyetisyen bulunmalıdır. Ancak tedaviden sorumlu olan kişiler yalnızca sağlık çalışanları değildir, aile bireylerinin de (anne-baba-kardeşler) tedavi edici takımın içinde yer almaları gerekmektedir. Hastaların yaşları büyüdükçe kendi tedavi sorumluluklarının üstlenmelerine çalışılmalıdır.

    Hastaların hiçbir zaman sigara içmemeleri, sigara içilen ortamlarda bulunmamaları gerekir. Solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerden uzak tutulmaları ve el yıkanmasına önem verilmesi de önemlidir.

    KF yaşam boyu süren kronik bir hastalıktır. KF’li hastalar, büyüme-gelişmelerinin izlenmesi, ilaç tedavilerinin buna göre düzenlenmesi, oluşabilecek organ işlev bozukluklarının erken saptanması ve gerekli müdahalelerin yapılması için düzenli aralıklarla kontrollere çağrılırlar.

    Eğer ailenin şartları uygunsa ilk yıl ayda bir; daha sonra 3-6 ayda bir düzenli olarak kontrollere gelmeleri uygundur. Araya giren hastalık durumlarında daha sık kontroller gerekebilir.

  • İlaç alerjisi,

    İlaç Alerjisi Yapan İlaçlar?

    Penisilin, sefalosporinler, sulfanamidler ve diğer antibiotikler

    Penisilin alerjisi sıklığı %1 ile %10 arasında değişmektedir. Hayatı tehtid eden alerjik reaksiyon sıklığı ise yüz binde bir ile beş arasında değişmektedir.

    Radyokontrast Maddeler

    Hem alerjik hem alerjik olmayan reaksiyonlara neden olurlar. Alerjik olmayan ilaç reaksiyonları radyokontrast madde vermeden önce bazı ilaç reaksiyonlarını önleyebilen ilaçların verilmesiyle önlenebilir.

    Lokal Anestezikler

    Lokal anesteziklere karşı gelişen alerjik reaksiyonlar nadirdir. Reaksiyonlar genelde ilacın içinde bulunan koruyucu maddelere karşıdır.

    Genel Anestezikler

    Genel anestezi esnasında anaflaksi gelişmesi oldukça nadirdir. Anestezi sırasında gelişen reaksiyonların %60 ile %70’i nöromusküler ilaçlara, %15’i latekse karşı gelişmektedir. Daha az sıklıkta ise hipnotiklere, antibiotiklere, plazma ürünlerine ve morfin benzeri ilaçlara alerji gelişebilmektedir. Anesteziden hemen sonra gelişen reaksiyonlar daha çok anestezik maddelere bağlı reaksiyonlarken anesteziden 1 saat sonra gelişen reaksiyonlar daha çok latekse ve kullanılan kimyasal antiseptiklere bağlıdır.

    Asetil salisilik asit gibi non-steroid antiinflamatuar ilaçlar en sık görülen ikinci ilaç reaksiyonlarıdır. Astımı ve nazal polipi olan yetişkinlerde asetil salisilik asit duyarlılığı %25’e kadar ulaşmaktadır.

  • Çocuklarda ürtiker (kurdeşen)

    Çocuklarda ürtiker (kurdeşen) hastanelerin aciline başvuruya neden olan en sık alerjik cilt rahatsızlığıdır.

    Halk arasında kurdeşen de denilen ürtiker; çocuklarda görülen, kaşıntılı ciltten kabarık ve halkalar şeklinde olan döküntülü bir hastalıktır. Çocuğun vücudunda ani başlayan, ciltten hafif kabarık, pembe kırmızı renkte, sınırları belirgin, çeşitli şekil ve büyüklükte olabilen kaşıntılı deri lezyonlarına ürtiker denir. Bu kırmızı döküntüler genelde basmakla solar.

    Bazen dudakta ve dilde şişmeler, el bileğinde ve ayak bileğinde şişmeler görülebilir. Bu şişmelere anjioödem denilmektedir. Ürtiker gelişen çocukların yarısında bu anjioödem görülmektedir. Bu anjiödemler nedeniyle bazen çocukların yürümesi de kısıtlanabilir. Genellikle 1-2 hafta içinde düzelir. Bir anda tüm vücutta kaşıntı ve kızarıklık şeklinde belirmesi ve tüm vücudu etkileyebilmesi nedeniyle aileleri endişelendiren bir hastalıktır. Doğru teşhis ve tedavi ile sonuç yüz güldürücüdür.

    Ürtikerin Türleri
    Akut ve kronik, fiziksel ve diğer nedenlerle oluşan ürtiker olmak üzere 4 çeşit ürtiker vardır.

    Akut ürtiker 6 haftadan daha kısa süren ürtikere denir.

    Kronik ürtiker ise 6 haftadan daha uzun sürer. İki ürtiker çeşidinin de gösterdiği bulgular aynıdır. İki ürtiker süre bakımından ayrılır. Ancak akut ürtiker ve kronik ürtikerin nedenleri farklılık göstermektedir.

    Fiziksel ürtiker dediğimiz soğuğa bağlı, basınca bağlı, sıcağa bağlı, güneşe bağlı, titreşime bağlı ürtiker çeşidi de vardır. Fiziksel denilmesinin sebebi dışdan uygulanan fiziksel olaylardan kaynaklanıyor olmasıdır.

    Diğer ürtikerler grubunda ise vücut ısısı artmasına bağlı, suya bağlı, temasa bağlı ve egzersize bağlı ürtiker bulunmaktadır.

    Çocuklarda Ürtikerin Nedenleri

    Enfeksiyonlar

    Çocuklarda ürtikerin en sık nedeni enfeksiyonlardır. Enfeksiyonlardan daha çok virüsler ürtikere neden olmaktadır. Bu virüslardan adenovirus, enterovirüs, hepatit A, B,C, influanza A, B ve parvavirus B19 ürtikere neden olabilmektedir.

    Bazen bakterilerden E. Coli’ye bağlı idrar yolu enfeksiyonları ve B grubu streptokokların neden olduğu tonsillit de ürtikere neden olmaktadır.

    Parazitler de ürtikere neden olabilir. Özellikle makatta kaşıntı olan ve geceleri ağzından salya akan çocuklarda parazit düşünülebilir.

    İlaçlar

    En sık tespit edilen ürtiker nedeni ilaçlara bağlı olanlardır.

    Ürtikere neden olan ilaçlar penisilin ve ateş düşürücü olarak kullanılan nonsteroid anti inflamatuar ilaçlardır. İlaçların içindeki katkı maddeleri de ürtikere neden olabilmektedir. İlaçlar hemen alındıktan sonra alerji yapabildiği gibi 10 gün sonrasına kadar ürtikere neden olabilir Hatta bazı tansiyon ilaçları 3 ay sonrasına kadar alerji yapabilir. Bu nedenle kullanılan ilaçların sorgulanması çok önemlidir.

    Gıdalar

    Çocuklarda gıdalar da sıklıkla ürtiker nedeni olabilmektedir. En sık yumurta ve süt alerjileri ürtiker nedeni olmaktadır. Süt ve yumurta alerjisi genellikle 1 yaşın altında ürtiker yapmaktadır. Bir yaş altında gıda alerjisi olmayanlarda bir yaşından sonra alerji gelişme olasılığı düşüktür. Süt ve yumurta dışında yer fıstığı, buğday, fındık, deniz ürünleri, soya fasülyesi, meyvalar, süt ürünleri, çukulata ürtikere neden olabilmektedir. Domates, çilek ve kabuklu deniz ürünleri alerji olmadan da ürtikere neden olabilmektedir.

    Gıda Katkı Maddeleri

    Katkı maddesi içeren gıdalar özellikle alerjik bünyeli çocuklarda alerjik bünyeli olmayanlara göre 10 kat daha fazla alerji oluşturma riski vardır. Bu katkı maddeleri gıdanın içinde bulunan boya maddesi olarak kullanılan tartrazin, suni tatlandırıcılar, sodyum sülfit ve koruyuculardır.

    Böcek Isırmalarına Bağlı Ürtiker

    Böcek ısırmaları da ürtiker yapabilmektedir. Özellikle havaların ısınmasıyla ortaya çıkan ürtikerde böcek ısırmaları da düşünülmelidir. Deneyimli bir hekim böcek ısırmalarına bağlı ürtikeri rahatlıkla tanıyabilmektedir. Böcek ısırmalarına bağlı ürtiker özelikle vücudun açık bölgelerinde yani boyun, kol ve bacaklarda görülmektedir.

    Temasa Bağlı Ürtiker

    Antijenik maddelerin deri yüzeyine teması ile oluşmaktadır. Kimyasal maddeler, lateks gibi alerjik bir madde teması ile oluşmaktadır. Daha çok alerjenin temas ettiği bölgelerde ürtiker plakların olması bize temas ürtikeri olabileceğini düşündürmektedir.

    Strese Bağlı Ürtiker

    Stres ürtikere neden olabilmektedir.

    Çocuklarda Ürtiker Teşhisi

    Teşhis için öncelikle hasta veya hasta yakınından çok detaylı bilgi alınması gerekir. Daha önce böyle bir döküntünün olup olmadığı, kaşıntının olup olmadığı, kullandığı ilaçlar, uygulanan tedaviler, vücuda sürülen ilaçlar, geziye veya pikniğe gidip gidilmediği, katkı maddesi olan gıdaların tüketimi, makatta kaşıntı olup olmadığı, döküntünün süresi gibi ayrıntılı olarak sorulara cevaplar alınmalıdır. Çocukta böbrek hastalığı, karaciğer hastalığı, romatizmal hastalık ve tiroid hastalığı olup olmadığı sorgulanmalıdır.

    Bu sorgulama sonrası çocuğun muayenesinde döküntünün karakteri değerlendirilir. 24 saat içinde düzelen döküntü varlığı, döküntü sonrasında morluk oluşup oluşmadığına bakılır. Önemli bir hastalık açısından muayene bulguları gözden geçirilir.

    İlk defa olan ve çok ciddi ürtikeri olmayan çocuklara genelde bir tetkik yapmaya gerek yoktur. Ancak ciddi vakalarda veya nefes sıkışıklığı yapmış durumlarda ilk ürtiker görüldüğünde de inceleme yapılmalıdır. Birden fazla tekrarlayan ürtikeri olan çocuklar mutlaka incelenmelidir.

    Dikkatli alınmış bilgi, muayene bulguları ve gerekli durumlarda yapılan tetkikler sonucunda deneyimli bir hekim kesin teşhisi koymaktadır.

    Ürtiker ile Egzama Arasındaki Fark

    Ürtiker tüm vücutta görülen ve halkalar şeklinde kızarıklık ve kaşıntı ile kendini gösterir. Genellikle 1-2 hafta içinde düzelir ve tekrarlamaz. Egzama ise bebeklik döneminde yüzde yanaklarda görülür. Yaş büyüdükçe eklem yerlerinde özellikle el ve ayak bileğinde dizlerin arakasında olmaya eğilimlidir. Banyodan sonra cilt kuruması sık gözlenir. Tekrarlayıcıdır.

    Sonuç olarak egzaman daha çok eklem yerlerinde kaşıntılı kızarıklık, ciltte kuruma yapar ve tekrarlayıcıdır. Ürtiker ise eklemelerden ziyade tüm vücutta döküntü yapar, döküntüler halkalar şeklinde gözlenmektedir.

    Ürtiker ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

    1-Ürtikerin (kurdeşenin ) tedavisi var mı?

    Öncelikle söylenmesi gereken ürtiker geçici bir durum olduğudur. 1 hafta süresi içinde tüm vücudu kaplayabildiği gibi bir gün sonrasında tamamen kaybolabilir. 1 hafta süresince dalgalanma göstermektedir.

    İlk yapılması gereken iş şüpheli ürtiker nedenini ortadan kaldırılmak olacaktır.

    Çocuğun kaşıntısını geçirmek ve rahatlatmak önceliklidir. Kaşıntı dayanılmayacak kadar ağır ise enjeksiyon şeklinde antihistaminik ilaçlar uygulanabilir. Bunun dışında çocuğu rahatlatacak antihistaminik ilaçlar ağızdan verilmelidir. Doz ayarlanması ve süresi hekimler tarafında yapılmalıdır.

    24 saat içinde yanıt alınmayan durumlarda diğer tedaviler de ilave edilebilir. Çok ciddi durumlarda kortizonlu ilaçlar da kullanılabilmektedir.

    2-Hangi ürtikerli çocuk hastanede izlenmelidir?

    Kaşıntı nedeniyle yaşam kalitesi çok bozulan, vücudun büyük bir alanını ürtiker kaplayan, ürtikerle birlikte nefes sıkışıklığı, öksürük gibi bulgular olan, şuur durumunda değişme olan, şiddetli karın ağrısı ve kusması olan, aşırı anjioödem gelişen, dilde ve dudakta aşırı şişmeler olan ve ya ciddi enfeksiyonu olan çocukların hastanede yatırılarak izlenmesi gerekir.