Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Ailesel akdeniz ateşi

    YAŞADIĞIMIZ BÖLGEMİZİN ATEŞLİ HASTALIĞI:

    AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ

    Bölgemizin ve ülkemizin önemli bir kalıtsal hastalığıdır. Özellikle Ön Asya veya Avrasya dediğimiz topraklarında yaşayan Türkler, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Yahudilerde sık görülen bir hastalıktır.

    Bu bölgedeki insanların ortak genidir ve ortak hastalığıdır. Belli dönemler içinde sürekli savaşan ve ateş altında olan bu bölgede, ailesel akdeniz ateşi de yıllardan beri genetik olarak süren ve ateş ile seyreden bir hastalıktır.

    Bu hastalık ile bölge de süren savaş hastalığı arasında bir ilişki olmalıdır. Bu hastalıkta erken tanı konmaz ise süreğen böbrek yetmezliği ve ölüme kadar götürmektedir. Bölgede yaşanan savaşta ülkeler gerekli önlemleri almaz ise, süreğen ülke yetmezliklerine ve milyonlarca insanın ölümüne neden olmaktadır.

    Özellikle Diyaliz merkezlerinden rastgele aldığımız örneklerden daha önce süreğen böbrek yetmezliği tanısı konmuş ancak ailesel akdeniz ateşi testi yapılmamış hastalarda ailesel akdeniz ateşi hastalığını bulduk, aile taramalarında taşıyıcılık bulduk. Taşıyıcı olan bireyler de akraba evliliklerinden kaçınmalıdır.

    Halk arasında Ailesel Akdeniz Ateşi olarak bilinen FMF hastalığı, tekrarlayan ateş yanında, karın ağrısı, eklem ağrısı, göğüs ağrıları ile karakterize irsi bir hastalıktır. Hastalık zamanında tanınmaz ise ve tedaviye başlanmaz ise anormal bir protein olan PYRİN tüm organlarda birikmeye başlar, en çok etkilenen organ böbrek olduğu için AMİLOİDOZ denen hastalığa ve sonuçta böbrek yetmezliğine yol açabilir.

    Toplumda görülme sıklığı: Hastalık tipi, Akdeniz bölgesinde yaşayan insanlarımızda 1/1000 sıklıkta gözlenir iken, hastalığı genetik olarak taşıyanların sıklığı %20 civarındadır yani her beş kişiden birinde taşıyıcılık tipi vardır. Bu durum, özellikle akraba evliliklerinin çok sık olduğu ülkemizde, (her dört kişiden biri akraba evliliği yapmaktadır) için ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü kalıtsal geçen tüm hastalıklarda akraba evlilikleri hastaların daha fazla ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

    Klinik bulgular olarak, karın ağrısı, eklem ağrıları, 12-96 saat sürebilen tekrarlayan ateş atakları ile karakterizedir. Hastalık belirtilerinin belirli periyotlarla ortaya çıkması tanı için en önemli kriterdir.

    Hastalık bir çok hastalıklar ile karışabilir. Ateş nöbetleri, bir çok periyodik ateş tablolarına benzer, eklem ağrıları romatizmal ağrılar benzer, karın ağrıları başta apandisit gibi akut karın karın ağrılarına benzer, göğüs ağrıları zatürreye benzer, erişkinlerde kalb krizine benzer.

    Tanı: Ailevi Akdeniz Ateşi tanısını koymak eski yıllarda çok zordu, aile öyküsü, klinik bulgular yanında, çoğu zaman tedaviden teşhise gidilirdi. Artık genetik yöntemler ile tanı koymak kolaylaştı.

    Genetiği: Hastalık otozomal resesif geçişli bir hastalıktır, ancak literatürlerde az sayıda otozomal dominant geçişli vakalar da bildirilmiştir. Hasta bireyin anne ve babası zorunlu taşıyıcıdır.

    Ailesel Akdeniz Ateşi taşıyıcılığı ve akraba evliliği oranı yüksek olan toplumlarda çocukların taşıyıcı veya hasta olarak dünyaya gelme olasılığı yüksektir. Eğer anne ve baba mutasyonu heterozigot olarak taşıyorsa bir sonraki nesilde hasta bireyin dünyaya gelme ihtimali %25, taşıyıcılık oranı %50 iken sağlıklı birey olma olasılığı %25’dir.

    Moleküler Tanısı: Ailesel Akdeniz Ateşinden sorumlu olan MEFV geni, kromozom 16p13.3’de lokalizedir, 10 ekzondan oluşur ve Pyrin proteinini kodlar. MEFV geninde oluşan mutasyonlar, pyrin ekspresyonunu azaltır. Hastalığa neden olan mutasyonlar, en fazla genin 2, 3, 5 ve 10. ekzonların da bulunur.

    Tedavisi: Hastalığın tedavisinde KOLŞİSİN tableti kullanılmaktadır. Hastanın yakınmalarına doz ayarlaması yapılmaktadır. Yapılan çalışmalarda Kolşisin kullanan hastalarda Amiloid birikmemekte ve böbrek hastalığı gelişmemektedir.

    Sonuç olarak; Ailesel Akdeniz Ateşi ile benzer semptomlar gösteren hastalıkların ayırıcı tanısının güçlüğü göz önüne alındığında, hasta ve taşıyıcı şüphesi olan kişilerin MEFV geninin tüm DNA Dizi Analizi yapılarak tanının konması gerekir.

    Tanısı konan hastaya uygulanan Kolşisin tedavisi ile Böbrek hastalığından kurtulmuş olacak, Diyalize bağlı kalmayacaktır.

    SGK SUT Uygulamasında Diyaliz Merkezleri ile anlaşma yapılarak Diyaliz tedavisine ödeme yapılır iken, aynı maddede yer alan Genetik Tanı Merkezleri ile anlaşma yapılmaması ve hastalığın tanısının netleşmesini sağlayan DNA Analizi ne ödeme yapılmaması, hem koruyucu hekimlik açısından hem insan sağlığı açısından hem de ülke ekonomisi açısından dikkate alınmalıdır. Sosyal Güvenlik SUT uygulamasına Genetik Tanı Merkezleri dahil edilmelidir.

    Tüm genetik hastalıklarda olduğu gibi, Ailesel Akdeniz Ateşi için de genetik tanı uygulaması yapılmalı ve danışma hizmeti verilmelidir. Her hastanın taşıdığı mutasyon tespit edilerek “genetik kimlik kartı” alması sağlanmalıdır.

  • Çocuklarda lejyoner hastalık

    1976 yılında ilk kez tanımlanan bu hastalık hafif bir solunum yolu enfeksiyonundan yaşamı tehdit eden zatürre tablosuna kadar değişik klinik tablolar da görülebilir.

    Erişkin hastalığı olarak bilinen Lejyoner hastalık günümüzde çocukluk hastalığı olarak da tanımlanmaktadır.

    Etken Legionella Pneumophia bakterisidir.

    Bu bakterinin bulunduğu ortamlar :

    – Nehirler

    – Göller

    – Irmaklar ve

    – Termal sulardır.

    Bakteri doğal ortamda serbest olarak bulunmaz. Doğada bir hücrelilerin (Protozoon) ’ların parazitleri olarak yaşarlar. Protozoon içinde çoğalarak bu canlıların ölümüne neden olur ve daha sonra suda yaşamlarına devam ederler. Uygun ısı koşullarında yoğun bir şekilde çoğalma gösterirler.

    Legionella bakterileri esas olarak :

    -Klima cihazlarının suyu

    -Sıcak ve soğuk su sistemleri

    -Su tankları

    -Duş başlıkları, sıcak su muslukları

    -Termal banyo ve kaplıcalarda bulunur.

    Ayrıca oda nemlendiricileri ve solunum aygıtlarında enfeksiyonun yayılmasında önemlidir.

    Son yıllarda Lejyoner hastalığında belirgin artış olmuştur. A.B.D. ‘de yılda 8000 – 18000 hasta lejyoner hastalık tanısıyla hastaneye yatırılmaktadır. Bu rakamın daha yüksek olduğu ve çoğunlukla tanı konmadığı düşünülmektedir. Avrupa’da lejyoner hastalığın görülme oranının yüksek olduğu bildirilmektedir. Salgınlar şeklinde seyredebilir nitekim 2014 Portekiz salgının da 264 kişi lejyoner hastalık tanısı ile hastaneye yatırılmış ve maalesef 5 hasta yaşamını yitirmiştir. Genellikle çocuklarda az tanımlanmakta ise de ciddi tablolarda seyrettiği ve ölümlere neden olduğu vurgulanmaktadır.

    Çocuklarda hastalık çoğunlukla belirtisiz enfeksiyon şeklinde seyretmektedir. Hastalığın bu şekline Pontiac ateşi denilmektedir. Hastalığın ciddi formu Lejyoner hastalık olarak tanımlanmaktadır. Pontiac ateşi ve Lejyoner hastalık Lejyonellozis olarak başlığı altında değerlendirilmektedir.

    Bu hastalarda bulaşım şahıstan şahısa damlacık yoluyla olmaz. Bulaşım enfekte su ve su ile ilgili sistemlerde olmaktadır.

    Hastalığın kuluçka süresi 2-10 gündür.

    Çocuklarda hastalık çoğunlukla belirtisiz enfeksiyon şeklinde seyretmekte veya tanımlanmamaktadır. Ciddi şekilde seyreden Lejyoner hastalık ise

    -Bağışıklık sistemi bozulmuş

    -Organ transplantasyonu uygulanan

    -Kortikosteroid tedavisi olan

    -Kronik böbrek ve akciğer hastalığı olanlar

    -Kanser tanısı ile takip edilen çocuklarda görülür.

    Özellikle kortikosteroid tedavisi olan astımlı çocuklarda bu durum önemlidir. Sık hastane ziyaretleri ve nebüluzatör kullanmaları ise enfeksiyon riskini arttırmaktadır.

    Lejyoner hastalık yenidoğan bebeklerde önemli bir sorun olabilir. Yeni doğanların akciğerlerinin yetersiz olması yanı sıra bağışıklık sisteminin zayıflığı da risk faktörü oluşturmaktadır. Yeni doğan servislerinde salgınlara yol açabilmektedir. Kaybedilen bebek sayısı önemlidir.

    Hafif form kendiliğinden iyileşir ciddi formlar ölümle sonuçlanabilmektedir. Lejyoner hastalığa özgü klinik bulgular yoktur.

    Lejyoner hastalık belirtileri

    -Ani başlayan ateş

    -Öksürük

    -Göğüs ağrısı

    -Karın ve kas ağrısıdır. İlerleyen vakalarda solunum zorluğu ve yetmezliği gelişir.

    Lejyoner hastalığında tanı

    -Balgam ve solunum yolu salgılarında bakterinin üretilmesi

    -Antijen testi (idrar)

    -Immunofloresans ve DNA testleri

    -Serolojik yöntemler ve ile konulabilmektedir.

    Çocuklarda erişkinlerden farklı olarak karaciğer fonksiyon testlerinde bozulma ve tuz azlığı görülmektedir.

    Tedavide antibiyotik tedavisi uygulanır. Makrolid grubu antibiyotikler başlangıçta damar yolu daha sonra ağızdan verilmek üzere planlanır. Tedavi süresi 2-3 haftadır.

    Korunmada su kaynakların kontrolü ve takibi önemlidir. Su sistemlerinin dezenfeksiyonu hiperklorinasyon veya metalik iyonizasyon uygulanmaktadır.

    Çocuklarda Lejyoner hastalık birçok nedenle gözden kaçmaktadır.

    -Tanı koyduracak laboratuar testlerinin güçlüğü

    -Klinik bulguların belirgin olmayışı başlıca nedenleri oluşturmaktadır.

    Özellikle tedaviye yanıt vermeyen ciddi zatürre vakalarında Lejyoner hastalık akla gelmelidir. Literatürde bu hastalıkla ilgili çocukluk dönemindeki veriler göz ardı edilmektedir. Uygun tedavi edildiği takdirde tedavi sonuçları yüz güldürücü olduğu Lejyoner hastalığının başlangıçta düşünülmesi önemlidir.

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk Sağlığı ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Astımdan korkmayın

    Ekimin ayının son haftası Amerika’ da “Solunum Yollarını Koruma ve Sağlıklı Akciğerlere Sahip Olma” haftası olarak kutlanıyor.

    – Eğer çocuğunuz sürekli ya da değişen zamanlarda öksürük atakları yaşıyorsa,

    – Çok sık nezle grip oluyor ve nezle grip sonrası öksürük atakları yaşıyorsa,

    – Hırıltısı varsa,

    – Aldığı nefesin yetmediğini söylüyorsa ya da siz nefes darlığı çektiğini hissediyorsanız,

    Çocuğunuzun bu bulgularını ihmal etmeyin, Çocuğunuzun “SOLUNUM YOLU HASSASİYETİ” olabilir.

    Öksürük aslında sağlıklı bir reflekstir ve bronşlara yeterince hava gitmediği ve/veya bronşların içinin balgam ile dolu olduğu hisseden bronşların, bronşları bu durumdan kurtarmak için ortaya çıkardığı sağlıklı bir reflekstir. Bu nedenle zaman zaman ortaya çıkan ve/veya başladığında hep devam eden öksürüğün ihmal edilmemesi gerekir. Öksürük çocuklarda solunum yolu hassasiyetini gösteren en önemli bulgulardan biridir. Öksürük, özellikle hırıltı ve nefes darlığı ile birlikteyse astımdan şüphe etmek gerekir.

    Astım bütün dünyada en sık görülen solunum yolu hastalıkların başında gelir ve erişkin astımının aksine çocukluk çağı astımı çok büyük oranda hafif derecelidir, geçme eğilimdedir ve tedavi edilebilir.
    Çocuklarda ASTIMDAN değil ASTIMI İHMAL ETMEKTEN KORKMAK gerekir.

    Astımın tedavisi doğru bir teşhis ile başlar. Çocukluk çağı astımın en sık nedeni EV TOZU AKARI dediğimiz “MİTE” lardır. Ev tozu akarlarının neden olduğu astımın en etkili tedavisi; ev tozu akarlarının vücutta alerji oluşturmaması için bağışıklık sistemine alerjik cevap oluşturmamayı öğreten “ALERJİK AŞI TEDAVİSİ” dir.

  • Otizmin en etkili ilacı zamandır.

    Otizmin en etkili ilacı zamandır.

    Otizmli çocukların önemli bir bölümü erken yaşta başlanan eğitim ve tedavi ile hastalığı yenebiliyor. Hastalığın belirtilerinin en şiddetli yaşandığı 3-6 yaş arasında aileler umutsuzluğa kapılsa da yapılan araştırmalar tünelin sonunda ışık olduğunu gösteriyor.

    Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin 112 çocukla yürüttüğü çalışmalarda, otizmin yaşam boyu süren bir hastalık olduğu kanısının yanlış olduğu yolunda işaretlere rastlandı.

    Henüz bu konuda bilimsel kabul gören bir sonuca ulaşılmış olmasa da, Çocuk Psikolojisi ve Psikiyatri Dergisi’nde (Journal of Child Psychology and Psychiatry) yayımlanan çalışmanın bulguları, önemli görülüyor.

    Ancak araştırmaya temkinlilikle yaklaşılması gerektiğini belirten uzmanlar da var.

    Bu uzmanlar, bulguların arkasındaki nedenleri açıklamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

    Connecticut Üniversitesinden Dr Deborah Fein ve ekibi erken yaşta otizm teşhisi konan 34 çocuğun, ilerleyen yaşlarda sınıflarındaki otizm teşhisi konmamış diğer 34 çocuk kadar başarılı bir performans sergilediğini ortaya koydu.

    Bilişsel ve gözlem testlerinde, otizm teşhisi konmuş çocukların performansı, otistik olmayan çocuklarınki ile aynı düzeyde seyretti.

    Çocukların, dil, yüz tanıma, iletişim ve sosyal etkileşim konularında herhangi bir problemle karşı karşıya kalmadıkları belirtiliyor.

    Araştırmacılar, otizm teşhisi konmuş çocukların performansını karşılaştırmak için aynı yaşlarda başka 44 çocukla da çalışmalar yürüttü.

    Çalışmalar sırasında yapılan testlerde, otistik çocukların, hastalıklarının tespit edilemez olduğu ortaya çıktı.

    Araştırmacılara göre, bu sonuçlar, bazı çocukların otizmi yenmesinin bir sonucu olabileceği gibi, çocukların otizmin olumsuz etkilerini başka şekillerde tamamlayabilmesinden de kaynaklanıyor olabilir.

    Özellikle hafif ve orta şiddetli otizmli çocuklarda ilkokul 3. sınıfa gelindiğinde belirgin düzelmeyi bizde takip ettiğimiz hastalarda görüyoruz. Umudunuzu yitirmemeniz dileğiyle.

  • Bebekleri sıcak su ile yıkamak epilepsi (sara) nöbetine yol açabilir!!!

    Bebekleri sıcak su ile yıkamak epilepsi (sara) nöbetine yol açabilir!!!

    Epilepsi, bir başka deyişle sara krizleri, bazen hiç akla gelmeyen nedenlerden kaynaklanabilir. Refleks epilepsi denilen bu durumlarda bir koku, ışık yansımaları hatta yemek yemek gibi uyaranlar sara krizlerini tetikler. Sıcak su epilepsisi de bu refleks sara krizlerinden biridir.

    Ülkemizde ve müslümanların yaşadığı güney hindistanda sık görüldüğü bildirilmektedir. Bunun nedeni genetik yatkınlık yanında, yıkanırken sıcak suyun tasla vücuda dökülmesine bağlanmaktadır. Sıcak su dolu tas birden çok miktarda suyun baş, boyun ve gövdeye temas etmesine yol açar. Beynin bu geniş alandan aldığı uyarının sara krizini tetiklediği düşünülmektedir.

    Sıcak suyu epilepsisi genellikle bebeklik ve çocukluk çağında ortaya çıkar. Çocuk yıkandıktan sonra dalgınlaşır, bazen banyo esnasında gözleri kayıp bayılır. Bu anormal durumda tanıda gecikmeler yaşanabilir, çünkü bir çok hasta banyo dışında tamamen normaldir. Tetkikler de tanıda yardımcı olmaz.

    Tanı konabilmesi için daha önce benzer hasta ile karşılaşmış hekime rastgelene kadar biraz uğraşmak gerekir… Çoğu kez de tedavisi çok basittir. Hastaya ılık su ile yıkanmasını önerirsiniz. Kışın biraz üşür ama ilaç kullanmasına gerek kalmaz.

  • Doğa kız bebekleri otizmden koruyor.

    Doğa kız bebekleri otizmden koruyor.

    Bugüne kadar yapılan otizm spektrum bozukluğu ile ilişkili en kapsamlı genomik analizde, UC San Francisco’lu bilim adamları tarafından yürütülen uluslararası bir araştırma ekibi, otizm gelişiminde rol oynayan 65 gen tespit etti.

    Ayrıca, çalışmada kaybolması veya kazanılması, otizm riskine katkıda bulunan birçok gen içeren 6 kromozom bölge tespit edildi. 5500 otizmli çocuğun genomunun incelenmesi sonucu 71 gen veya riskli bölge tespit edildi.

    Bütün bu bölgeler sinir hücreleri arasında sinapsları(bağlantıları) düzenleyen veya kromatin denilen genlerin paketlenmesi ile ilgili bölgeler. Bu sonuç bize otizmin sinirler arasında iletişim bozulmasından kaynaklanan bir hastalık olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

    Çalışmanın diğer bir ilginç sonucu ise otizmin neden erkeklerde daha sık görüldüğüne ışık tutması. Bilindiği gibi otizm erkeklerde kızlardan 4 kat daha sık görülüyor. Çalışmada kızlar ve erkeklerde otizme yol açan gen ve kromozom bölgelerinin aynı olduğu saptanmış fakat ilginç olarak otizmli kızlarda mutasyon sayısının belirgin olarak daha fazla olduğu gösterilmiş.

    Basitçe söylemek gerekirse erkek bebekleri hasta etmeye yetecek mutasyon sayılarına sahip kızlarda otizm gelişmiyor. Kızları otizmden neyin koruduğuna dair elimizde kanıt yok. Gelişmekte olan beyne testesteron ve östrojenin gösterdiği farklı etkilerin rolü olabileceği düşünülüyor.

    İnsan doğası kızları otizmden koruyor. Nedeni için biraz daha beklememiz gerekecek gibi duruyor.

  • Otizmde bulmacanın bir parçası folat mı?

    Otizmde bulmacanın bir parçası folat mı?

    Otizm spektrum bozuklukları tanısı alan çocukların sayısı çığ gibi büyürken, nedenleri hakkında bilim insanları da nefes almadan çalışıyor.

    Son zamanlarda otizmli çocuklarda folat metabolizma ve taşıyıcı bozukluğunun sağlıklı çocuklara oranla çok daha sık görüldüğü ortaya konuldu. Folat bir çok biyokimyasal ve yapısal mekanizmada önemli rolleri olan bir vitamin. Tanımlanan durumun tam adı ise serebral folat eksikliği, yani beyinde folat vitamini eksikliği. Folat metabolizma bozukluğunun otizm benzeri bir tabloya yol açtığı zaten biliniyordu, fakat beyine folat taşıyan mekanizmaların otizmli çocukların çoğunda bozuk olduğu yeni saptandı.

    Otizm spektrum bozukluklarının sıklığı son yıllarda artıyor, Benzer şekilde otoimmün hastalıklarda artış gösteriyor. Çocuklarımız gittikçe artan sıklıkta alerji bulguları gösteriyor. Bir çok aile inek sütü alerjisiyle uğraşıyor. Benzer şekilde otizmli çocuklarda beyne folat taşıyan mekanizmanın alerji benzeri bir durum nedeniyle çalışmadığı gösterildi.

    Daha çarpıcı olan ise bu çocuklara beyne başka şekilde girebilen folat türevleri verildiğinde ise dramatik yanıtlar elde edilmesi. Özellikle alerjik testleri pozitif çıkan çocuklarda otizm belirtilerinin tamamen gerileyebileceği bildirilmiş.

    Bunlar umut veren fakat oldukça yeni bulgular. Daha büyük çalışmalarla kontrol edilmesi gerekli. Peki beklemeden bu ilaçları kullanabilir miyiz diye merak ediyorsanız…

    Sonuçta yan etki profili düşük bir vitamin olan folat türevlerinin denenebileceğini düşünüyorum…

    Doç Dr Barış Ekici, Çocuk Nörolojisi Uzmanı

  • El ayak ağız hastalığı (hand, foot &mouth disease) – eaah

    El, ayak ve ağız hastalığı (EAAH) virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Coxsackie virüs A10, Coxsackie virüs A16 ve Enterovirüs 71, bu tabloya yol açmaktadır.Özellikle 5 yaştan küçük çocuklarda görülmektedir.Son yıllarda büyük çocuk ve erişkinlerin hastalığı olarak da tanımlanmaktadır.

    Hastalık uzak doğu ülkelerinde ciddi boyutlarda salgınlar yapar.2015 yılında Singapore da 18000 vaka bildirilmiştir. Ülkemizde son yıllarda artış olduğu gözlenmektedir .Bölgelere göre mevsimsel farklılık gösterir.

    Bulaşma ne şekilde olur?

    -Enfekte şahısların burun boğaz salgıları (Tükürük,Balgam gibi)

    -Döküntüleri

    -Dışkıları ile bulaşım olmaktadır .

    -Esas bulaşım kaynağı hastaların dışkılardır.

    Bu virüsler;

    Öksürme ,Hapşırma

    Öpme, yakın temas

    Dışkı ile temas sonrası bulaşmaktadır.

    Örneğin hasta çocukların bez değişimi sonrası ellerin yıkanmaması bulaşımda önemlidir.

    Bulaşıcılık süresi ne kadardır?

    Hastalığın ilk haftasında bulaşıcılık yüksektir.Bulaştırıcılık süresi haftalarca sürebilir.Özellikle erişkin hastalarda hastalık belirtileri gelişmez , buna karşın bulaştırıcılık uzun süre devam eder.

    Klinik belirtiler;

    Ateş

    İştah kaybı

    Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu

    Hastanın kendisini iyi hissetmemesidir.

    Bu belirtilerden bir veya iki gün sonra Ağızda yaralar, El ayası ve Ayak tabanında döküntüler ortaya çıkar. Bu döküntüler diz, dirsek ve kalçalarda da görülebilir. Döküntüler su toplayabilir ve kaşıntılı değildir.

    Tanı;

    Viral kültür

    Seroloji

    Nükleik asit amplifikasyon yöntemi uygulanır.

    Kuluçka süresi 3-7 gündür.

    Hastalığa özgü tedavi yöntemi yoktur.Ateş ve ağrı için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılır.Ağız bakımı önemlidir.Sıvı tedavisi gerekebilir.

    Ciddi vakalarda hastaneye yatış, antiviral tedavi ve destekleyici tedavi yapılabilir.Bulgular 7-10 gün içinde geriler.

    Ciddi seyreden vakalarda kardiyak ve nörolojik komplikasyonlar gelişebilir.El, ayak ve ağız hastalığından korunmada aşı mevcut değildir.Bu hastalıktan korunmada hijyen şartlarına uymak önemlidir.Temas edilen vakalarda 20 saniyelik el yıkamanın önemi hatırlanmalıdır.Tuvalet kullanımı sonrası veya bez değiştirdikten sonra eller yıkanmalıdır.

    Nadiren El, ayak ve ağız hastalığını geçiren bir birey tekrar farklı bir virüs nedeniyle aynı hastalığı geçirebilir.Hayvanlardan geçiş olmaz, ev hayvanları enfeksiyon açısından risk faktörü oluşturmaz.

    Gebelikte bu enfeksiyon geçirildiğinde ciddi bir tablo gelişmez.Doğumdan hemen önce annenin enfeksiyonu geçirdiği durumda ise virüs bebeğe geçebilir ve yenidoğan Bebekte hastalık tablosu hafif seyreder.

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Norovirüs enfeksiyonu

    Bu virüsün neden olduğu enfeksiyon yaygındır. İshal geçiren her 5 kişiden birinin nedeni norovirüs enfeksiyonudur. Rotavirüs aşılarının uygulamaya girmesi ile birlikte rotavirüs ishalleri azalmış buna karşın norovirüs ishallerinde artış olmuştur.

    Norovirüsler insan ve hayvanlarda hastalığa neden olur.İnsanlarda hastalık yapan 3 tipi mevcuttur. Enfeksiyon farklı tiplerle oluştuğu için birkaç kez hastalığa yakalanma şansı vardır.

    Norovirüs çok bulaşıcı bir virüstür. Özellikle çocuklar, bağışıklık sistemi bozuk olan hastalar ve yaşlılarda ağır seyretmektedir.

    Hazır gıdalarla bulaşım yüksektir. Deniz yolu seyahatleri,okul,kreş ve yurtlarda süratle yayılım gösterir.

    Kış aylarında görülür. Kuluçka süresi 12-48 saattir.

    Hastalığın belirtileri;

    Bulantı

    Kusma

    İshal

    Mide kramplarıdır.

    Ateş,titreme,baş ağrısı,kas ağrısı da klinik tabloya eşlık edebilir. Genellikle hastalar yorgunluktan şikayet ederler. Hastalık ani başlar ve genellikle 1-2 gün süren klinik tablo kendiliğinden düzelir. Çocuklarda ishal daha sık görülürken, erişkinlerde kusma daha belirgin olur. Hastalar çoğu kez kendilerini kötü hissetmekte ve kusmaktadır.Genellikle bu tablo 1-2 gün sürmektedir.Hastalar devamlı kustukları ve ishal oldukları için su kaybederler,bundan dolayı bazı hastalarda su kaybı ortaya çıkabilmektedir.

    Norovirüs, enfekte kişilerin dışkı ve kusmuğunda bulunmaktadır.

    İnsanlar bu enfeksiyonu;

    Norovirüsle enfekte gıda, su veya sıvıların tüketilmesi yoluyla

    Enfekte yüzeylere temas edip, ellerini ağızlarına sürmek yoluyla

    Enfekte şahısla direk temas veya enfekte şahsın gıdasını paylaşma yoluyla alırlar.

    Özellikle kreş ve yuvalarda bulaşıcılık açısından çok dikkatli davranılmalıdır.Çalışan personel Norovirüs enfeksiyonu konusunda eğitilmeli ve koruyucu önlemler açısından çok dikkatli olunmalıdır.Aksi halde enfeksiyon süratle yayılım göstermektedir.Özellikle ishal olan çocukların altını değiştirdikten sonra son derece dikkatli davranılmalı ve el yıkamaya özen gösterilmelidir.

    Norovirüs enfeksiyonunun bulaşıcılık süresi hastanın kendini iyi hissetmediği dönemde başlar ve iyileştikten sonra en az 3 hafta daha devam eder. Bu durum göz önüne alındığında, hastalığı geçiren kişilerin, nekahat döneminde el yıkama ve diğer hijyenik tedbirlere dikkatle uyması büyük önem taşır.Gıda sektöründe çalışan bireylerin bu konuda eğitimleri gereklidir.Norovirüsü enfekte yüzeylerden temizlemek zordur.Sıcak ve soğuk ısılardan etkilenmez.Dezenfektanlar içinde aynı durum söz konusudur.

    Tanı dışkı analizi ile konulmaktadır. Özel durumlarda diğer laboratuvar yöntemleri düşünülebilir.

    Tedavide antibiotiklerin yeri yoktur. Çoğunlukla kusma öneleyici yaklaşım önerilmez. Ağızdan sıvı takviyesi önemlidir. Gereken vakalarda damar yoluyla sıvı verilmesi düşünülebilir.

    Norovirüs enfeksiyonundan korunmada etkili bir yöntem mevcut değildir. Hastalığın aşısı yoktur. Bu konuda yapılan çalışmalar başarısız olmuştur.

    İshal

    Kusma

    Norovirüs

    Enfeksiyon

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı

  • Anne sütü ve emzirmenin önemi

    Geleceğimiz olan çocuklarımızın daha sağlıklı olması için en ideal besin anne sütüdür. Konunun önemine dikkat çekmek ve gündem oluşturulması amacıyla tüm dünyada 1-7 Ekim Haftası “Dünya Emzirme Haftası” olarak kutlanmaktadır.

    1- Sütüm yetmiyor. Ne zaman ek gıdaya başlamalıyım?

    Anne sütünün azalması durumunda yetkili sağlık çalışanının önerisi ile anne sütüne ek olarak, içeriği anne sütüne benzetilmeye çalışılmış hazır mamalar verilir. Sütünüzün yetersiz olup olmadığına karar vermeden önce mutlaka doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz bebeğinizin büyüme, gelişmesini değerlendirerek sizi yönlendirecektir. Bebeğinize bir yaşından önce kesinlikle inek sütü verememelisiniz. Bunun nedeni, saf inek sütünün alerji, kansızlık, kabızlık, aşırı gaz, kalsiyum/ fosfor mineral dengesizliği gibi pek çok soruna yol açabilmesidir.

    2-Bebeğimi nasıl emzirmeliyim? (Başarılı emzirme nasıl olur?)

    Emzirme doğal ve basit bir olay gibi görülmesine rağmen, çoğu anne başlangıçta emzirme konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Bu konuda anneler sağlık personeli (ebe, hemşire, doktor) tarafından yeterince eğitilmeli ve çevresi tarafından desteklenmelidir.

    Emzirme esnasında sakin bir ortam ve rahat edebileceğiniz bir oturuş şekli önemlidir. Kaslarınız gergin olursa bu gerginlik bebeğinize yansıyacaktır ve bu durum bebeğinizin iştahını etkileyecektir.

    En rahat oturma şekli bir koltukta oturarak bebeği tuttuğunuz kolunuzu dayamaktır. Huzurlu ve bölünmemiş bir emzirme için telefonunuzu veya dikkatinizi bölen cihazları kapatmak doğru olacaktır.

    Bebeğinizi kucağınıza alarak göğsünüzü elinizle desteklerken bebeğinizin yanağını okşayarak uyarı verin. Bebeğiniz ağzı açık olarak göğüs ucunuzu tutmak için kafasını çevirecektir. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey meme ucu ile beraber meme başındaki koyu yuvarlak halkanın büyük bölümünü bebeğinize kavratmaktır. Aksi takdirde halkanın etrafında bulunan süt keseciklerine baskı uygulanmayacağı için bebeğinize yeterli süt gelmeyecek, sizin de canınız acıyacak ve meme ucu çatlağına yol açacaktır.

    Bebek emerken burnunun meme içine gömülmemesine dikkat edin. Aksi halde bebek rahat nefes alamadığı için memeyi bırakacaktır. Burnun meme içine gömülmemesi için memeye üstten hafifçe basılması yeterlidir.

    Emzirmeyi sonlandırmak ya da emzirmeye ara vermek için parmağınızı nazikçe göğüs ucunuzla bebeğinizin ağzı arasına koyun. Meme zorlanarak bebeğin ağzından çıkarılırsa meme başı çatlakları oluşacaktır.

    Emzirme sırasında en etkili uyarıyı ilk emzirilen göğüs aldığından, bir sonraki emzirmede diğer göğsünüzü ilk olarak bebeğinize vermelisiniz. Böylece süt salgılanması daha etkili olacaktır.

    Gerek emzirme sırasında gerekse emzirmeden sonra bebeğin sırtına hafif hafif vurularak gazı çıkartılmalıdır.

    3-Emzirme döneminde nasıl beslenmeliyim? Nelere dikkat etmeliyim?

    Emzirme döneminde her annenin vücut depolarındaki vitamin ve mineraller azalır. Eksiksiz vücut depoları ve dolayısı ile besleyici bir emzirme dönemi için, emziren anne, mutlaka iyi beslenmelidir; her besinden dengeli almalı; süt, yoğurt, sebze, meyve ve etten zengin diyetler tüketmelidir.

    Emzirme döneminde sıvı almaya özen gösterilmelidir. Günde en az 8-12 bardak sıvı alınması gerekir, suyun yanı sıra taze meyve suları ve besin değeri yüksek sütler gibi içecekler tercih edilmelidir. Unutmayın, bu dönemde sadece Anne Sütünüzü arttırmak için çabalamamalı, buna ek olarak daha uzun süre, sağlıklı bir emzirme için mutlaka çok iyi beslenmelisiniz.

    Emzirme döneminde zayıflama diyeti yapmayın. Düşük kalorili diyet uygulamaları, süt yapımını azaltır ve sütün besin değerini olumsuz etkiler.

    Güneş ışınlarından yararlanarak, gerekli D vitaminini alın.

    4- Anne sütünü ne zaman kesmeliyim?

    Bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam etmelisiniz.

    İlk iki yıl anne sütü, bebeğiniz için en ideal besindir çünkü bebeğinizin fiziksel gelişimini, beyin gelişimini, hastalıklardan korunmasını sağlayan bağışıklık sistemi gelişimini sağlar.

    Ayrıca bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeniz, bebeğinizle aranızdaki duygusal bağı da destekler.

    5-Emzirme döneminde oluşan meme iltihabı nasıl geçer?

    Memede iltihap (laktasyonel mastit), emziren annelerde doğum sonrası çok sık görülen bir durum. Doğumdan sonra 1. haftadan itibaren memede iltihap gelişebilir. Meme başındaki çatlaklar, yaralar, kabuklanma ve kötü hijyen meme başında mikrop üremesine yol açabilir. Bu durum antibiyotikle tedavi edilir. Böyle durumlarda emzirmeye devam etmek veya sütün pompa yardımıyla boşaltılması apse oluşumunu azaltabilir.

    Mastiti tedavi etmenin bir diğer yolu da Homeopatik yaklaşımdır. Homeopati : “Benzer benzeri tedavi eder “prensibine dayanan ve 200 yıldan fazla zamanıdır uygulanan bir tedavi şeklidir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 2014 yılında kabul edilmiştir ve Homeopati eğitimi alan hekimler tarafından uygulanmaktadır. Homeopatik yaklaşım ile mastit bulguları çok kısa bir sürede geriler, anne kısa sürede rahat ederek sütten geçen ve bebeği de etkileyecek olan antibiyotik almamış olur.

    Homeopatik tedavide Klasik Tıp yaklaşımından farklı olarak her tanı aynı olmasına rağmen her hastanın tedavisi / ilacı farklıdır çünkü bireysel bir tedavi şeklidir ve hastaya özgü şikayetlere dayanarak ilaç uygun ilaç seçilir.