Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuklarda 2 yaş sendromu nasıl görünür ?

    2 YAŞ SENDROMU

    2 yaş sendromu, bebeklikten çocukluğa geçiş sırasında karşılaşılan, bir takım sorunların yaşandığı özel bir dönemdir. Genellik bu dönem 18 aylıkken başlar 3,5 yaşa kadar devam eder. 2 yaş sendromu, anne-babaların çocuk gelişiminde en çok zorlandığı dönemdir.

    2 Yaş Sendromu Niçin olur?

    Bu dönemde gelişen sorunların altında yatan nedenler, aslında çocuğun psikolojik gelişimi içinde saklı olan faktörlerdir. Çocukta öz bilinçilik durumu 18/24 aylar arasında gelişmektedir. Bu dönemde, dünyayı çevresindeki nesneleri, kişileri tanımaya ve keşfetmeye yarayacak yetilere sahip olur. Bedenini kullanmaya başlar ve iletişim becerileri artar. Ne kadar çok nesneye dokunursa, ne kadar çok ortaya koymaya çalışırsa gelişimi o denli olumlu yönde etkilenir.

    Soru sorması engellenen çocuk ileride kendine güvensiz, içe kapanık gibi kişilikler gösterebilir.

    Öfkesi engellenen bir çocuk ise bu duyguyu zamanla kendisine yönelterek ısırma gibi davranışlar gösterebilir. Bu dönem çocuğun kendini ortaya koyduğu, her şeyin onun olmasını istediği, ısrarlı davrandığı bir dönemdir. Çocuğun davranışları anne-babaları ne kadar yorsa ve yıpratsa da, bu geçici dönemi kabul etmek ve hazırlıklı olmak gerekir. Çocuğu bu dönemde asla uyusuz, iyi yetiştirilmemiş, kötü huylu bir çocuk olarak tanımlamamak gerekir.

    2 Yaş Sendromunda Ebeveynlerin İzlemesi Gereken Yollar

    Söylediğiniz bir şeye itiraz ettiğinde aslında “Ben de kendi fikirleri ve kararları olan biriyim. Nasıl davranılması gerektiğini deneyerek öğrenmek istiyorum.” demek istiyordur. Onun bağımsızlık çabalarını destekleyin. Ona yaşına uygun sorumluluklar verin. Net, anlaşılır, tutarlı sınırlar koyarak kendini güvende hissetmesini sağlayın. Bahçeyi sulamadaa hortumu ona verebilir, kendi kendine yemek yemesini teşvik edebilir, alışveriş merkezleri ve süpermarketlerde alışverişe onun da katılımını sağlayabilirsiniz.

    Enerjisini boşaltması için gün içinde bol bol dışarı çıkarın. Güvenliğini tehdit etmediği sürece istediği her şeye dokunsun. Bu onun mutlu olmasını ve gün içinde daha uyumlu olmasını sağlayacaktır.

    Çocuğun oyun aktivitesini kısıtlayacak dışarı çıkmaktan ve ev ziyaretlerinden kaçının. Uzun süreli yolculuğa çıkacaksanız sevdiği oyuncakları ya da kitabı yanına alın. Aç, yorgun ya da uykuluyken çocuğunuzu dışarıya çıkarmayın.

    Öfkelendiği zaman yanında sakince onunla göz teması kurmadan durun. Davranışının farkında olduğunuzu, ama aldırış etmediğinizi hissettirin. Kesinlikle onu odaya kilitlemeyin. Çok inatçı davrandığında siz de sakin olamazsınız. Bu nedenle bir süre odayı terk edin.

    Çocuğunuzu huzursuz edebilecek durum ve ortamlardan kaçının.

    Bazen büyük bir çocuk gibi bazen küçük bir bebek gibi davranıyorsa şunu diyor olabilir. “Büyümek ve bağımsız bir birey olmak istiyorum. Ama henüz küçüğüm. Senin desteğine ve yol göstermene ihtiyacım var.” siz tutarlı sınırlar koyup, net ve makul beklentiler içinde oldukça, onun da bu dalgalanmalarının daha hafif ve kısa süreli olacağını unutmayın. Çizdiğiniz sınırları o sakinken ona anlatmaya çalışın. Böylelikle olay anında ya da öfkeli durumlarında sizin anlattıklarınız aklına gelecek ve nasıl davranması gerektiğini önceden kestirecektir.

    Nerede duracağını bilemediğinde şunu demek istiyor olabilir: “Kendi kendimi kontrol etmeyi öğreniyorum. Bazen kendimi frenlemekte geç kalabiliyorum.” size ne zaman ihtiyacı olacağını önceden tahmin etmeye ve hazırlıklı olmaya çalışın. Frenlemekte zorlandığı durumlarda zarar görmemesi için tedbirli olun. Ona sınırlarını zorlayabileceği, zaman zaman sınırlarını aştığında sonuçlarını görüp öğrenebileceği, özgür olabileceği ve kendisini tümüyle ortaya koyabileceği güvenli ortamlar yaratın. Ona bir oda ayırın ve düştüğünde canının yanmaması için yastıklarla döşeyin.

    Yapmasını istemediğiniz bir davranışı varsa kızmak, engellemek ve cezalandırmak gibi davranışlar sergilemeyin. ”Hayır!” kelimesini kullanırken seçici davranın. Yerine getirilmesi imkansız ya da zor olmadıkça her isteğine hayır demeyin. Bu tür davranışlar olumsuz yönde etkileyebilir. Yapmanız gereken ilgisini dağıtmak olsun. Dikkatini başka yöne çevirmede yaratıcı olmanız gerekiyor. Bunu sağlamak için onun gözüyle dünyaya bakıp oyunları kullanabilirsiniz. Direnmesi devam ediyorsa ikinci bir oyun bulun. İlgi alanlarını keşfedin.

    Günlük hayatta yapması gereken şeyleri zorunluluk olarak hissettirmeyip, ona seçenekler sunarak kendi kararıymış gibi göstermeye çalışın.(Mesela”banyoya gidelim ”ifadesi yerine “Banyo vakti! Yürümek mi istersin, omzumda mı taşıyayım?” gibi)

    Kendisine zarar veren hareketler yapıyor ve bunu bir oyun olarak algılıyorsa, bu davranışını sevmediğinizi belli eden jest,mimik ve sözlerle dikkatini başka yönlere çekin. Siz kaygılanıp aşırı tepki gösterirseniz bu ilgiyi ödül olarak algılayabilir. Başka çocuklara vurduğunda, onları ittiğinde ya da ısırdığında şunu diyor olabilir: ” Sinirliydim, istediğim şeyin olmasına izin vermediler. Kendimi kontrol edemedim.” Diğer çocuklarla birlikteyken gözünüzün önünde olsun. Yumruk atma, cisim fırlatma, eşyalara zarar verme gibi davranışları varsa, gerginlik belirtileri olmaya başladığında duruma müdahele edin. Çocuğunuza kendini kontrol etmesi için zaman verin. Daha uygun yöntemlerle gerginliğini azaltabileceği yolları gösterin. Vurma davranışına sıkça şahit olmuş, sorun çözme yöntemi olarak bu davranışı öğrenmiş olabilir. Örnek model olarak ebeveynlerin dikkatli davranması, görsel olarak buna maruz kalsalar dahi çocuklarına bunun yanlış olduğunu belirtmeleri gerekir. Kendisine, çevresine ve başkalarına zarar verebilecek davranışlarda bulunuyorsa bir uzman kişiye danışmak doğru olabilir. Kendisine zaman ayırmayan ebeveynler, çocuklarıyla daha çok çatışma içine girer. Bu nedenle gün içerisinde kendinize özel vakitler ayırın. Ayrıca benzer problemleri olan ailelerin ebeveynleriyle arkadaşlık kurmanız, paylaşım ve destek açışından önemlidir.

  • Bebek giysileri nasıl yıkanmalıdır ?

    Bebek cildinin özelliği farklı mıdır?

    Yeni doğan bebekte vücudu zararlı etkilerden koruyan yararlı mikroorganizmların oluşturduğu cilt florasıhenüz oluşmamıştır. cilt Ph’ı normal insanda 5.5 iken bebeklerde 6.8’dir. Aynı zamanla deriyi örten keratin tabakası bebeklerde tam değildir.

    Keratin tabakası bebeklerde 2 aylıktan sonra gelişmeye başlar.Bu özellikler asidik özelliği az, florası oluşmamış ve keratin tabakadan yoksun olan bebek cildinin erişkin insanlardan daha fazla mikroplara ve kimyasallara karşı hassas olduğunu açıklar. Bebek cildine temas eden giysilerin yıkanması, ısı derecesi ektra dikkat gerektiği gibi, deterjan seçimi, cilt kremleri, şampuanlar, yumuşatıcılar, giysiler ve bebek bezleri, ıslak mendiller dahi özenle seçilmelidir. Özellikle alerjik bünyeli bebeklerde bu özen yararlıdır.

    Astım, saman nezlesi, alerjik cilt döküntüleri ailede, yakın akrabalarda var ise bu bebeğin alerjik bir yapıya sahip olma olasılığı daha yüksektir. Zamanla giysiler, şampuanlar, bebek bakım kremleri, bezler, deterjanlar ile tetiklenen bebek egzaması, sık diaper dermatit (pişikler vs), cilt yapısını daha somut ortaya koyacaktır.

    Bebeğinizin giysilerini yıkarken nelere dikkat edilmedir?

    Üretim, boyama süresince giysiler kimyasallara maruz kalmıştır. Bu riskleri ortadan kaldırmaya yönelik olarak

    Yeni alınan bebek giysilerini mutlaka yıkayın.

    Paraben ve fitolat içerikli olanlara mümkünse kulanmayınız.

    Giysilerin bileşimine göre hazırlanmış yıkama talimatlarına uygun hareket edin ve naftalin gibi kimyasal giysi koruyucular kallanmayın.

    Bebek giysileri küçük parçalardan oluştuğu için çamaşır yıkama filesi almanız sizin için uygun olacaktır. Böylelikle kolayca kaybolan çorap ve eldivenler bu seferde makine içinde sıkışıp kaybolmayacaktır.

    Yıkama öncesi lekenin cinsini özellikle saptayın ve ona göre yıkama programı uygulayın. Kurumuş, sertleşmiş mama, ek gıda ile veya bebek bezinden sızıp elbiselere bulaşmış bebek dışkıları çıkması zor lekeler olduğundan lekelerin tortusunu diş fırçası ile kabaca alabilir, bir miktar ılık suda deterjanla birlikte 30/60 dk beklettikten sonra da yıkamada daha başarılı olursunuz. Son yıllarda yıkama öncesi bu lekeler üzerine dökülen çözücüler etkili bir çözüm sunmaktadır.

    Yıkamadan önce renklilerle, beyazların farklı derecelerde yıkanabilmesi, renk solması ve boyaması olmaması için ayırmalısınız.

    Özellikle bebek bez bölgesi çamaşırları ile üst giysilerini hijyen açısından mümkünse ayrı yıkayın.

    Marka etiketleri bebeğin cildini tahriş edebilir çıkarmayı unutmayın.

    Çamaşır makinesini çok doldurmayın.

    Lekeleri en güzel şekilde çıkarabilmek için giysilerin kendi üzerinde bulunan yıkama önerilerinin izin verdiği en yüksek derecede yıkayın.

    Bebek giysileri üzerindeki deterjan atıklarının tam geçtiğinden emin olmak için ikinci kez durulama yapın.

    Sürekli düşük yıkama derecelerinde uzun süre kullanılan çamaşır makinelerinde ve bebekler için şiddetli enfeksiyonlara neden olabilecek mikrop kolonileri oluşturabilir. Daha yüksek derecelerde yıkama yapmanız, durulama sayısını arttırmanız, makinenize bakım ve temizlik yaptırmanız böyle durumları önleyecektir.

    Yıkama ve kuruma önemlidir?

    Yıkanırken temizlenen tozlar, kimyasalllar ve bakteriler kurutma esnasında yeniden çamaşırlara bulaşır.

    Kıyafetleri kurutmak için açık hava en uygundur ancak gerek kirli, soğuk, nemli hava gerekse balkonu uygun olmayan bahçesiz evlerde bu her zaman mümkün olmadığından kurutma makineleri hayatımıza girmiştir.

    Birçok aile kurutucunun bebek cildine zararlı olabileceğinden ya da küçük olan bebek giysilerinin daha da küçüleceğinden endişe eder, ancak bu çok nadir bir durumdur. Daha azaltılmış ısı dereceleri ile kurutma, taze bir koku ile birlikte zararsız seçim olacaktır.

    Bebek giysileri nasıl yıkanmalıdır?

    Yıkama için kullanılan sabunlar hatta parfümler erişkinler için dahi alerjik olabiliyorken bebeklerde bu risk daha fazladır. Ayrıca bebeklik döneminde kullanılan bu kimyasal maddelerin, yıllar sonra zararlı etkilerini gösteren bilimsel çalışmalar vardır. Bu nedenle sabun, çamaşır suyu, yumuşatıcı, ağartıcı maddeler ve cilt tahrişleri yapan parfümlerden kaçınmak gerekiyor.

    Yeni ebeveynlerin çoğu bebeklerinin giysilerini yıkamak için özel deterjanlar kullanmaktadır. Hangi deterjanı alacağınız kişisel tercihinizdir.Bununla birlikte ailede alerji, hassas cilt öyküsü, bebekte egzama, temas dermatiti ailelerin tercihini belirlemektedir.

    Bazı deterjanlar güzel bebek kokuları ihtiva eder. Bu koku seçenekleri de ailelere cazip gelmektedir. Ancak çoğu ebeveynde bu deterjanların koku ve kirleri çıkarmakta yetersiz olduğunu söylerler ve ön yıkama gerektirdiğini ifade etmektedirler.

    İkinci seçenek bebeklerin ciltlerine özel kokusuz deterjanlardır ve ciltte tahriş yapma ihtimalleri çok azdır. Etkinlikleri kokulu deterjanlardan daha fazladır.

    Diğer bir çamaşır deterjanı seçeneği, bebeğe spesifik olmayan kokusuz deterjanlardır. Eğer ki giysilerin temiz olmasını isterseniz ve bebeğiniz alerjik, hassas cilt yapısına sahip değilse bu güzel bir seçimdir. Mama lekelerinde özellikle en etkili tercih olacaktır.

    Sıvı deterjanlar çamaşırların içine daha rahat işler ve doygunluğa ulaşır, bu nedenle temizleme etkinliği, toz deterjanlara oranla daha fazladır.

    Mikroplar kaç derecede yok olur?

    Giysileriniz baktığınızda tertemiz görünebilir. Ama bu tam temizlendiği anlamına gelmez. 40°C sıcaklık üstünde yıkamalarda dahi yaşayabilen bakteriler vardır.

    Isı artıkça giysilerin solma, boyama, çekme ihtimali arttığı gibi, mikropların yok edilme olasılığı da artar. 60°C’nin üzerindeki yıkama dereceleri pamuklar dışındaki çamaşırlar için sadece zarar anlamına gelir.

    Hassas giysilerde 30-40°C sıcaklıkta ön yıkama, tekrar yıkama ve fazladan mikroplara yönelik nispeten daha iyidir.

    Hava kirliliği, sağlıksız katkı maddesi içeren besinler ve aşırı hijyenin tetiklediği alerjilerdir. Temiz olmasına özen gösterdiğimiz giysiler kadar bebek ve çocuklarımızın maruz kaldığı kimyasallardan sakınılmalıdır.

  • Gece sabaha karşı öksürük krizi nedir?

    Devam eden öksürük nedir?

    Astıma neden etkenler birinci derece akraba aile üyelerinde astım veya allerji öyküsü olması, annenin gebelik ve emzirme döneminde sigara içmesi ve bebeğin bulunduğu ortamda sigraya varlığı, kent tipi yaşam, duvardan duvara halılar, maruz kalması pasif içicilik, anne sütü alamaması, geçirilen akciğer enfeksiyonu, egzema hava kirliği risk faktörleridir. Virüs enfeksiyonları ilk aylarda daha sık görülür. Özellikle sık RSV denilen virüs ile sık enfeksiyon astım için risk oluşturabilir. Tam tedavi olamayan olgular kronik bronsit sebebi oluşturabilir.

    Astım oluş nedenleri arasında en önemli sebeblerden biri allerjenlerdir. Çevresel faktörler ev içi ve ev dışı allerjenlere temas önemlidir. Vucudumuz girdiğinde bağışıklık sisteminde yabancı veya zaralrı olabilecek durumlara karşı başlatılan sebeblere allerjen diyebiliriz. Her insanda aynı reaksiyonu vermeyebilir. Allerjen maddelerin bu gibi durumlarda farklı yanıt vermesinin esas sebebi tam olarak anlaşılamamıştır.

    Her insanda farlık reaksiyonlarla oluşabilmetedir. Allerjenler deriden, ağız , burun ve diğer solunum yollarında vucuda girdiğinde bir reaksiyon baştatır. Bu durum başladığı yere göre farlıklık gösterebilir. Ciltte döküntü , kızarıklık, egzema, Burunda akıntı, hapşırık, dolgunluk , tıkanıklık, bağırsaklarda ishal, kusma, karın ağrısı, gaz oluşumu, karında şişlik hatta bağırsakta ufak kanamalar (inek sütü allerjisinde), Akciğerlerde oluşan salgıların dokuyu tahrip ve tıkaması sonucunda solunum zorluğu, öksürük, branşlarda tıkanma yol açabilir.

    Hastalık her kişide farlı boyutlarda seyredbiliyor. Bazı hastalar hastanede kalmayı gerektirebilir. Ataklar sırasında çocuğun izlemi ve ilaçların doğru kullanımı önemlidir. Nefes açıcı ilaçlar, oksijen desteği, antibiyotik, kortizollü ilaçlar veya genel yoldan verilen kortizollü ilaçlar kullanılabilir. Sprey şeklinde kullanılan kortizollü ilaçlar bu atakları önlemede etkisi olumlu olacaktır. Bazı hastalarda aşı kullanmak bu atakları engeleyebilir. Allerji ile ilgili bunların kontrol altına alınabilmesi için hekim gözetiminde bulunmak gerektirir.

    Astımdan şüphenilen olgular için hekime başvurulmalıdır. Ailelerinde en sık yakınmaları çok sık hasta oluyor , öksürükleri geçmiyor. Gece ve sabaha karşı öksürükleri kriz şeklinde oluyor. , sigara dumanı ve diğer kokulara maruz kaldığında öksürük ortaya çıkıyor, Hışırtılı nefes alıyor, çabuk yoruluyor diye belirtiyorlar.

    Evde duvardan duvara halı olup olmadığı sorgulanmalır. En sık rastlanılan allerjenler; ev tozu akarı, çayır, çimen ve ağaç poleni, mantar veya hayvan toz ve tüyleridir. Bunlarla birlikte inek sütü, yumurta, balık, midye, soya, fıstık ve bazı endüstriyel katkılardır.

  • Psikiyatride kullanılan ilaçlar epilepsi nöbetlerini tetikler mi?

    Günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan birisi de, çeşitli endikasyonlarla merkezi sinir sistemi uyarıcısı (metilfenidat türevleri; Ritalin, strattera, concerta, medikinet vb) veya yatıştırıcısı ( risperidon, aripirazol vb; risperdal gibi) kullanan veya yeni kullanmaya başlanan çocukların bir kısmında görülen epileptik nöbetlerdir.

    Bu grup ilaçlar tek başlarına epilepsiye neden olmamakla birlikte, var ise altta yatan epilepsi potansiyelini ortaya çıkarabilir veya epilepsi nöbetlerini, nöbet eşiğini düşürerek tetikleyebilir veya zaten epilepsisi olan çocuklarda da nöbetlerin antiepileptik ilaçlarla kontrolünü zorlaştırabilirler. Bunun yanısıra zaten epilepsisi olan çocukların bir kısmında da zaten dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu veya otizm gibi bozuklukları birlikte görülebileceğinden pek çok durumda bu iki grup ilacın birlikte kullanılması gerekebilir.

    Bu nedenlerle bu grup hastalarda eğer bu tip psikiyatrik bozukluklara yönelik ilaçlar başlanacak ise veya başlanmış ve kullanıyor iken epilepsi nöbeti benzeri şüpheli durumlarda (dalma nöbetleri dahil) çocuk nörolojisi ile çocuk psikiyatrisinin çocuğu birlikte değerlendirmesi, gerekli durumlarda beyin elektrosunun (EEG) tedavi öncesi ve tedaviler sırasında lüzumlu görülen periyotlarla çekilmesinde fayda vardır. Hasta ailesi bu konuda yeterince bilgilendirilmeli ve olası ilaç etkileşimleri ve varsa yan etkileri anlatılmalıdır.

  • Çocuklarda ani yürüme bozuklukları görülür mü?

    Bir sabah gördünüz ki yataktan kalkan çocuğunuz yürüyemiyor, yataktan kalkamıyor veya bir ayağını sürüyemiyor. Bu ve benzeri durumlar birçok nedene bağlı görülebilirler. Ani gelişen tek bacak veya her iki bacakdaki kuvvet kayıplarının değişik anlamları olabilir. Bazen bir kısım ateşli hastalıkları takiben olabilecek bağışıklık sistemi ile ilgili durumlardan, bacakları çalıştıran sinirlerin bozukluklarına kadar değişik nedenler söz konusu olabilir. Kalçadan yapılan bir injeksiyonun siyatik sinire zarar vermiş olması muhtemeldir.

    Çocuk felci her ne kadar ülkemizde arık görülmese de göçler ve mülteci trafiği nedeni ile, kendisinde yeterince bağışıklık gelişmemiş çocuklarda akla gelmelidir. Bazen özellikle ishaller veya viral üst solunum yolları enfeksiyonlarını takiben bacaklarda güçsüzlük meydana gelmesi çocuk nörolojisinin acil durumlarından birisi olan bir sinir iltihabı durumunu, Guillain- Barre sendromunu düşündürmelidir.

    Bazen bacak ve eklemlerde ağrı ile görülen yürüme zorluklarında eklem iltihabı ve diğer artrit tabloları unutulmamalıdır. Bazı kas hastalıkları da benzer tablolar yapabilir. Gün içinde dalgalanma gösteren Myastenik sendromlar bunlardan bazılarıdır.

  • Çocuklarda tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

    Günümüzde kabul edilen kriterlere göre son bir yılda 7 veya daha fazla boğaz enfeksiyonu geçirilmesi tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olarak kabul edilmektedir.Eğer bir çocuk son iki yılda her yıl en az 5 kez veya son 3 yılda en az 3 kez boğaz enfeksiyonu geçiriyorsa aynı tanımı almaktadır.

    Boğaz enfeksiyonu ne şekilde seyreder ? Eğer enfeksiyon bademciklerde ise tonsillit, boğazda ise farenjit olarak tanımlanmaktadır.Bu iki klinik tabloyu ayırt etmek güç olduğu için pratikte tonsillofarenjit olarak değerlendirilmektedir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonuna esas olarak bakteriler neden olmaktadır. Bakterilerden A grubu beta hemolitik streptokoklar (GABHS) önemlidir.Adenovirüs ,koronovirüs ve influenza virüsleri de boğaz enfeksiyonlarına yol açmaktadır.

    Tekrarlayan boğaz boğaz enfeksiyonu olan bir çocukta nedeni saptamak güç olmaktadır. Bazen ayrı bakteriyel etkenle tablo oluşabildiği gibi bazen de virüsler boğaz enfeksiyonuna yol açarlar.

    Aile ve hekimin tekrarlayan boğaz enfeksiyonlarını titizlikle değerlendirmesi gerekir. En sık etkenin GABSH olduğu bilinmektedir.

    Grup A beta hemolitik streptokok klinik tanısı için aşağıdaki kriterlerin bulunması gerekmektedir.

    Ateş 38 C veya daha yüksek

    Boyun lenf bezlerinde büyüme

    Bademcik ve boğazda eksuda

    Yutkunma güçlüğü ile birlikte boğaz ağrısı

    Kırgınlık , yorgunluk gibi hastalık şikayetleri.

    Yukarıda belirttiğim beş klinik bulgu veya şikayetten en az üçü bulunan hastalar streptokoksik farenjit ve tonsillit olarak düşünülebilir. Klinik tablo ile beraber boğaz kültüründe GABHS üremesi, hızlı antijen testinin pozitif olması tanı kesinleşir.

    Eğer neden viral ise gereken durumlarda laboratuvar incelemeleri yapılarak tanıya gitmek gerekir.

    Bakteriyel boğaz enfeksiyonlarında antibiotik tedavisi uygulanırken , virüslerin neden olduğu hastalarda bazı durumlarda antiviral tedavi gündeme gelmektedir.

    Sık boğaz enfeksiyonundan korunmada el yıkamanın önemi unutulmamalıdır. Ağız bakımı ihmal edilmemelidir.

    Sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuk ve erişkinlerde D vitamini yetersizliği dikkat çekilmektedir. Erişkinlerde çinko eksikliği ile solunum yolu enfeksiyonları arasındaki ilişki ise çocuklarda tanımlanmamıştır. Sonuç olarak sık boğaz enfeksiyonu geçiren çocuklarda D vitamini düzeyi takip edilmeli gereken vakalarda D vitamini takviyesi yapılmalıdır.

    Diğer önemli bir husus çocuğun geçirdiği enfeksiyon tekrarlayan boğaz enfeksiyonumu yoksa GABHS taşıyıcılığımı söz konusudur. Bu durumun açıklığa kavuşması gerekir. Bilindiği gibi A grubu beta hemolitik streptokok enfeksiyonunda taşıyıcılık olabilmektedir.Bu durumu ayırt etmek zordur.Mutlaka hastadan boğaz kültürü yapılmalıdır.GABHS ürerse antibiotik tedavisi başlanmalı ve takip edilmelidir.İki kür tedaviden sonra kültür pozitifliği devam ediyorsa hasta taşıyıcı olarak kabul edilir. Taşıyıcı olarak kabul edilen çocuklar yakın takibi gerekir.

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan çocukların KBB hekimi tarafından değerlendirilmesi önemlidir.Bademciklerin alınması karar verilen çocukların takibide önemlidir.Bilindiği gibi bademcikler boğazda enfeksiyon etkenini durdurmaya çalışır ve enfeksiyonun alt solunum yollarına inmesini engeller.Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu olan ve bademciklerin alındığı hastalarda sık enfeksiyon olma şansınında yüksek olduğu hatırda tutulmalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    Tekrarlayan boğaz enfeksiyonları

    A grubu Beta hemolitik streptokoklar

    Beta taşıyıcılığı

    Adenovirüs .koronovirüs,Influenza virüs

    Prof.Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Çocuklarda beslenme beyin gelişimini sağlar

    Sağlıklı bir hayat tüm insanların isteği. Özellikle küçük çocukların sağlıklı, aktif başarılı bir hayat devam etmesi için beslenme çok önemlidir.beslenme dengeli ve yeterli gıda tüketimidir. Bedenin kendisine yetecek kadar enerji ve bununla birlikte fiziksel, zihinsel gelişimini tamamlaması için gerek duyduğu besin ögeleri vitaminler, mineraller, su ve yağlar… özelliklede omega 3 çocukların beyin ve kalp gelişimi için olmazsa olmazlardan.

    Özellikle deniz balıklarında bulunan omega 3′ de bebek ve çocukların büyümesinde kadın sağlığında beyin gelişiminde kalp damar sağlığında eklem sağlığında önemli roller üstlenir. Temel yağ asidi olarak bilinen omega3 vücut tarafından üretilmediği için dışarıdan besin yoluyla alınması gerekir . Omega3 sinir yollarını sağlıklı oluşturmak için gereklidir. Eksikliğinde nörolojik ve pisikolojik rahatsızlıklar meydana gelebilir.Eğer vücut yeterli omega3 e sahip değilse beyinde vücudun diğer bölgelerine iletişim kuran sinir hücreleri başka bir yağ asidinden oluşturabilir. Bunun sonucu da beyin sinyalleri karışık algılayabilir. Bu da depresyon ve bazı pisikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Omega 3′ ün çocuklarda zihin gelişimini olumlu etkilediğini ve öğrenme kapasitesini arttırdığını yapılan çalışmalar göstermiştir.Dikkat eksikliği görülen çocuklarda omega 3 takviyesi problemi giderilmesinde olumlu sonuçlar gösterdiği bilinmektedir.Düşük kilolu doğan bebeklerde temel yağ asidi eksik olabileceği ve bununda bebeklerde zeka seviyesini olumsuz etkileyebileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda balık yağı veya omega3 şeker, kalp hastalığı, depresyon, sedef obezite, yeme bozuklukları, şizofren, osteoproz, iltihaplı bağırsak hastalıkları, bazı göz hastalıkları, kolon meme ve prostat, astım hastalıklarına karşı koruyucu etkisi olduğu söylenmektedir. Yapılan başka çalışmalarda omega3 ün akıl sağlığı üzerinde katkısının olduğu ve beynin yaşlanma sürecini yavaşlattığını söylemektedir.

    Hayatın ilk dönemlerinde beynin sağlıklı gelişebilmesi beslenme ile doğrudan ilişkilidir. Ve bu dönemde temel yağların rolü önemlidir. Bebekler ve çocuklar sağlıklı büyüyebilmeleri için yağ asitlerine ihtiyaç duyabilirler. Yağlar enerji veren besin maddesi olmasının yanında A, B, E, C vitaminleri için vücutta depolanmasında rol oynarlar. Aynı zamanda hücre zarının temel yapıtaşıdır. Deri altı yağ tabakası vücut ısısını önler, organları çevreleyerek dış etkenlere karşı korur.

    Omega3 açısından dengeli beslenen çocuklar beyin sinir ve görme yetenekleri sağlıklı gelişir.Ayrıca omega yağları çocuğun matematik zekasını, okuma telafffuz ve yazma becerisini arttırır eksikliği halinde çocuklarda davranış bozuklukları ve dikkat eksikliği gibi hastalıklara yol açabilir. Çocukluk dönemindeki doğru beslenme ileri yaşlarda gelişebilecek kalp, damar, şeker hastalıkları açısından koruma sağlayabildiği için önemlidir.

  • Çocuğa davranırken aşırı korumacı olmayın

    Aşırı korumacı davranışlar, çocuğun hem beceri ve deneyim kazanmasını hem de özgüven geliştirmesini engeller. Ayrıca yalnız kaldığında huzurlu, mutlu ve bağımsız bir birey olmasını engeller.

    Anne ve babaların çocuklarına güvenli ortam sağlaması onları olumsuz ve travmatik olaylarda koruması önemlidir. Ancak korumaya çalışırken öğreten ve hayatı anlamalarını engelleyen deneyimlerden mahrum etmemek gerekir.

    Çocuğun gelişim düzeyine uygun yapabileceklerinde dur yapma tehlikeli, kıyamam sen yapma ben yaparım, sen yapamazsın.. gibi ifadelerle bir problemi onun yerine çözmek ona şans bırakmadan yerine getirmek çocuğun gelişimini olumsuz etkileyecektir.Öz bakım becerilerinde kendi fikirlerini ifade etmeye kadar bir çok alanda kendilerini yeterli hissedemeyebilirler. Oysaki bir şeyi başarma ve sonuçlandırma ile duyulan haz bir birey olarak daha önemli katkıda bulundurur. Hayatı tatması ve geleceğe hazırlanması için deneme fırsatı vermek çocuğa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir.

    Bu temel yaklaşımdan sonra genel olarak dikkat edilecek şeyler nelerdir?

    Çocuğun kendisini değerli ve önemli hissedeceği bir iletişim kurmak içinde bulunduğu gelişim düzeyine uygun sorumluluk vermek yeni deneyimler için ortam sağlamak, deneme cesareti vermek, koruyucu olmaktan sakınarak oluşan durumla baş etmesine izin vermek oluşacak sonuçla ilgili sorumluluklarını farketmesini sağlamak

    Çocuğun gelişimini bir birey olmasına saygı duymak en önemli basamaktır.

  • Bebekler diş çıkartırken neler yaşanabilir ?

    Bebekler diş çıkartırken neler yaşanabilir ?

    Bebekler diş çıkarmadan önce bazı belirtiler görülebilir.

    Salya akıtmak:Çoğu bebek iki üç aylıkdan başlayarak salya akıtır. Bu bebekler için doğaldır. Diş çıkarmaya başladığında daha fazla salya akıtacaktır

    Ağrı: Bebeğin çıkan dişi etine baskı uyguladığı için ağrılar oluşabilir.En çok ağrıya sebep olan azı dişleridir.

    Huysuzluk: ağrının artması ve çıkan dişin daha yüzeye yaklaşmasıyla birlikte huysuzluk başlayabilir.

    Yanak ve Çene Bölgesinde Kızarıklık: Bebekler diş çıkartırken salya akıttıkları için bir çoğu salyaya bağlı çenede kızarıklık ve çatlaklık oluşabilir.

    Uykusuzluk: Diş çıkartırken ağrıya bağlı gece uykusuzluk çekebilirler

    İştahsızlık: Bebekler verilen katı gıdaları red edebilirler. Diş çıktıktan sonra iştahı yeniden gelecek.

    Isırma: Bu dönem bir çok bebekte görülür. Dişlerde kaşınmalar gözükebilir. Bu sebeple rahatlamak için her şeyi ısırabilirler.

    Ateş: Bazı bebeklerde görülmeyebilir. Ateş başka hastalıkların belirtisi sayıldığı için mutlaka hekim kontrolüne götürülmelidir.

    Kulak Kaşıma ve Çekiştirme: Diş çıkarken hissettiği ağrıdan kaynaklı kulaklarında ağrı hissedebilir ve kaşıyabilir. Ancak bu belirtiler kulakta iltihap başlangıcı da olabilir.Bu sebeple doktora götürülmesi, kontrol edilmesi gerekebilir.

    Bebekler Diş Çıkartırken Nasıl Rahatlatılabilir?

    Soğuk gıdalar verilebilir

    Daha sulu ve su gibi içecekler verilebilir.

    Diş etinde oluşan ağrıyı geçirmek için soğuk ve sert meyveler verilebilir.

    Dişlerini kaşımaları için diş kaşıyıcısı alınabilir.

    Her bebekte aynı sorunlar görülmeyebilir.Ancak salya akıtma huzursuzluk ateş kaşınma genel problemlerdir.

    Her bebeğin diş çıkarma ayı değişebilse de genel olarak dişler hangi sırayla çıkar?

    Ortalama oalrak ilk diş 6 ve 7. aylarda belirir. Ancak bazen ilk diş 3. ayda belirirken bazen de 12. ay hatta sonrasına sarkabilir. İlk olarak santral kesici dişler sonra lateral kesici, kanin(köpek diş), birinci azı ve ikinci azı son süt dişi olarak çıkar.

    Dişin tipine göre çıkış süresi ve sorunları değişir mi? Genelde aynıdır

    Diş tipine göre çıkış süreleri değişir:

    Ön santral dişler:6-10. ay

    Lateral(yan diş):9-12. Ay

    Kanin(köpek dişi):15-21. ay

    Birinci azılar:13-18. Ay

    İkinci azılar:24-33. Ay

  • Bebeklerde gaz sancısı nasıl düzelir?

    Bebeklerde gaz sancısı nasıl düzelir?

    İyi beslene hiçbir sorunu olmayan bir bebek neden ağlar?

    Kolik , gaz sancısı ve bağırsak gazı tüm bebeklerde görülebilir.

    Normal sağlıklı olan haftada en az 3 gün süren ve hergün 3 saatten fazla ağlama krizleri infantil koliktir. Kolik bir sinirlilik halidir. Yeni doğan bebeklerin pek çok konuda kapasiteleri düşüktür. Bu yediklerini hazmetme konusunda da geçerlidir. Tek besini anne sütü olan bebek annesini emdikçe laktoz tüketmiş olur, laktoz bebeğin yegane besin kaynağıdır. alar, hazmettirir. Bebeklerde yeterince bu sütteki besini parçalyacak enzim yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle bir çok bebekte bağırsak gazı oluşur.

    Başını omzunuza yaslayın ve minik darbelerle vurun!

    Bebek annesini emerken her iki göğüs arasında ve emzirme bittiğinde gazı çıkartılmalıdır.

    1-Bebeğin sanki etrafı seyrediyormuş gibi başını annenin omzuna yaslaması ve bu sırada annenin, bebeğin iki kürek kemiği arasına el ayasıyla minik darbelerle vurmasıdır.

    2-İkinci yöntemse, bebeği dizüstü yatırıp yine iki kürek kemiği arasına el ayasıyla minik darbelerle vurmaktır.

    Bebeğin gazının oluşacağı durumlar

    Bebeğin süt şekeri olan laktozu zor hazmedebilmesinin dışında, telaşlı ve sık emme olabilecek sırasında hava yutması, annede belirgin bağırsak gazı olması ya da bağırsak gazına neden gıdalar tüketmesi durumunda da bebeğin kolaylıkla gazlandığı görülür.

    Bebeğin gazı çıkartmasına yardımcı olmanın yanı sıra bebek sırtüstü yattığında bebeğe bisiklet çevirir gibi pasif bacak hareketleri yaptırmak,

    bebeğin emme anında hava yutmasını engellemek,

    bebeğin karnına sıcak bez koyduktan ve karnı ısındıktan sonra uygun masaj yağıyla masaj yapmak.

    Bu amaçla hazırlanmış, içeriği sadece kimyon olan masaj merhemi eczanelerde bulunmaktadır. Annenin sigara, koyu çay ve kahve, bakliyat, karpuz, kavun, mayalı hamurlar gibi bebeğin gazlanması ve keyfinin kaçmasına neden olacak gıdalardan kaçınması gerekir.

    Kolik ağrısı ne zamana kadar sürer?

    Bebek genelde 3 haftalık olduğunda kolik krizleri başlar ve en fazla üç aylık olana kadar devam eder. Genelde bu krizler akşamüzeri saatleri ve gece olur, bebek saatlerce ağlar.

    Bebek anne ve babasına doğum sancısını tekrar yaşatır ve bebek evdeki varlığını herkesin beynine kalıcı olarak işler. Bu huzursuzluğun sebebi yeni doğan bebeğin gelişiminin tam olmamasıdır. Bebeklerin beyni ilk aylar içerisinde çok aktiftir, beyinde beyin hücreleri mevcuttur amahücreler arasındaki bağlantılar yeni yeni oluşmaktadır.

    Yeni doğan bebekler çevrelerindeki uyaranları süzmekte zorlanırlar. Erişkinler kol saatinin cilde uyguladığı basıncı isterlerse hissedebilirler, caddenin gürültüsünü duymamazlıktan gelebilirler. Bir bebek beyni bu uyaran süzme kapasaitesini çok iyi gösteremez ve sonuçta tüm gün boyunca çevresinde oluşan uyarıları düzenlemediğinden akşam üzeri huzursuz olur. Sıcak günlerde otomobille tur atmak, uzaktan ritmik ses çıkarak saç kurutma makinesi ya da aspiratör çalıştırmak, bazı ritmik müzikler dinletmek bebeği sakinleştirebilir. Kolik krizleri ile baş etmek için hekim görüşü almak şarttır.

    Anne adayı için beslenme önerileri

    Loğusa her gün en az 3 litre olmak şartıyla bol sıvı almalıdır. Hoşaf ve komposto gibi içeceklerle, minerallerden zengin kuru kayısı ve kuru erik tüketilmelidir. Sabahları her gün bir yumurta yenmelidir. Vücudun üretemediği ve gıdalarla alınması gereken tüm protein ögeleri yumurtada mevcuttur.Peynir, reçel, bal, domates ve maydanoz sabahları mutlaka tüketilmesi gereken çeşitlerdir.

    Her gün et tüketilmelidir: Balık,hindi,kuzu eti ihmal edilmemelidir.

    Makarna ve abartılı olmayan miktarda yoğurt tüketilmelidir.

    Üzüm,mandalina,armut,şeftali,kayısı,kiraz,malta eriği, Trabzon hurması çiğ olarak tüketilebilecek meyvelerdir.

    Salata olarak domates, marul, maydanız, dereotu, semizotu ve mısır tercih edilmelidir.

    Taze fasulye, ıspanak, semizotu, kabak, bezelye, bamya ve enginar, bol bol tüketilmesi gereken sebzelerdir.

    Hem annede hem de bebekte bağırsak gazı ve de kabızlık oluşmaması amacıyla annenin tüketirken dikkat etmesi gereken gıdalar şöyledir: Süt ve sütlü tatlılar (sütteki laktoza karşı hassasiyet varsa yoğurt ve peynir dahil), gazlı içecekler, alkollü içecekler, bakliyat, soğan, soya, turp, brokoli, her tür lahana, karnabahar,patlıcan, elma, muz, karpuz,kavun, havuç, ramazan pidesi gibi mayalı hamurlar, kereviz ve salatalık.