Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Anemi – kan değerinde düşme – kansızlık

    Toplumumuzun en sık rastlanan kronik hastalıklarının ilk beşinden biri olan kansızlık-anemi aslında birazda bizlerin var ettiği bir durumdur.Oysa günlük gıdalarla demir alımını yeterli tutmak mümkündür .Dünyada her 5 çocuktan 2 si ( % 40’ ı)kansızdır ancak pek ÇOĞU bu durumlarını ne yazık ki bilmemektedir. Gelişmiş ülkelerde 0-5 yaş arası çocuklarda kansızlığa rastlanma sıklığı % 4-20 iken, az gelişmiş ülkelerde aynı yaş grubunda bu oran % 80’lere kadar çıkmaktadır. Ülkemizde bu oran % 50 (her iki çocuktan biri) gibi oldukça yüksek bir değerdedir.Önemsenmediğinde çocuklarda sık hastalık ve gelişme geriliği sebebi olan ANEMİ-KANSIZLIK Kanda bulunan alyuvarların veya alyuvarların içinde bulunan hemoglobinin azalmasına verilen isimdir.Çocuklarda kansızlığın birçok nedeni olmakla beraber, en sık görülen neden demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Demir eksikliğine yol açan nedenler ise; yeterli ve dengeli beslenememe yüzünden yetersiz demir alınımı, hızlı büyüme nedeni ile demir ihtiyacının artması ve çeşitli nedenlerle oluşan kan kaybıdır.

    Demir eksikliğine bağlı kansızlık her yaş grubunda görülmekle beraber en sık 6 ay ile 2 yaş arasında görülür.Özellikle annelerimizin kan değeri düşük ve demir depoları yetersiz olduğu için doğuma 1-2 ay kala bebeğe geçmesi gereken demir miktarı yetersiz olur.Bundan dolayı demir depoları eksik olan bebeğin 4. aya doğru ihtiyacı artış gösterir ve bu ayda çocuklara kiloya 1-2 mg dozda demir damlaları takviye ederiz.Bu damlaların çocukta ateş var ise ateşli iken verilmesini önermemekteyiz.Kansızlık hafif ise belirti görülmeyebilir. Ancak kan analizleri sonucu kansızlık saptanabilir.Bazen anemi hastaları PİKA ile başvururlar.Pika gıda olmayan maddelerin yenmesidir.Mesela çocuk kil,kum,kül,toprak,kağıt yemeye başlar;bu bir davranış bozukluğudur ama en çok demir eksikliği ile beraberdir ve demir tedavisinden sonra düzelir geçer.

    Bunlar dışında şu belirtiler olabilir:

    Baş dönmesi, kulak çınlaması,

    Ağız kenarında çatlaklar,

    Tırnakların kaşık şeklini alması, çatlaklar oluşması,

    Dilde kızarma, çatlak ve kabarcık oluşumu,

    Yutarken zorlanma, ağrılı yutma,

    Demir eksikliği olan çocukların yürümesi, oturması, konuşması gecikir. Bu çocuklarda davranış bozukluğu ortaya çıkar ve öğrenme güçleşir. Bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalığa yakalanma ihtimali artar.

    Çocukluk yaş grubunda demir eksikliğini belirtileri özgün değildir. Belirgin kansızlık ortaya çıkana kadar tanımlaması güçtür. Öylesine yavaş gelişme eğilimindedir ki sıklıkla bunları fark etmek zordur. Demir eksikliği anemisi yaş gruplarına göre farklı belirti ve bulgular verebilir.

    Bebeklerde kansızlık ve demir eksikliği belirtileri; iştahsız, huzursuz, neşesiz, halsizdir, hareketleri yavaştır, uyku bozuklukları olabilir. Bu bebeklerde fizik muayenede göz kapaklarının içi, avuç içi, ayak tabanı, tırnak yatakları soluktur. Ancak bütün bu belirtiler silik kalabilir.Kansızlık belirgin ise, solukluk, halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, çabuk yorulma, oturma emekleme ve yürümede gecikme, katılma nöbetleri,çarpıntı, nefes darlığı görülebilir.Özellikle saç dökülmesi yaşayan veya saçları geç çıkan kişilerde demir eksikliği sıkça vardır;ve buna demir hariç çinko ve biotin eksikliğide eşlik eder.Gene yapılan bazı yurtdışı çalışmalarında 2 yıldan daha uzun süre demir eksikliği yaşayan çocuklarda algıda azalma,anlama güçlüğü ve zor öğrenme gibi bulgularda tespit edilmiştir. Hastalığın teşhisi Kan analizleri sonucu konulur.

    kandaki hemoglobin miktarının erişkin erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda 12 g/dL değerlerinin altına düşmesidir. 6 ay ile 6 yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin, 6-14 yaşlarda 12 g/dL’nin altı kansızlık olarak kabul edilir.

    Kan analizleri sonucu anemi saptanan hasta, demir eksikliği dışındada kansızlık yapan nedenler açısından değerlendirilir, gerekirse nedene yönelik testler yapılır. Demir içeren damla ya da şuruplar kullanılır. İlaçlar öğünler arasında verilir. Beslenmede demir yönünden zengin gıdalara (et, balık, tavuk, kuru üzüm, üzüm pekmezi, tahin, yumurta, kuru baklagiller, kuru yemişler) ağırlıklı olarak verilir.Ispanak zannedildiği kadar demirden zengin değildir. Demir EKSİKLİĞİNE İYİ GELEN GIDALAR;

    Hayvansal gıdalardan kırmızı sakatat en zengin demir kaynağıdır. Diğer yararlı gıdalar ise; kırmızı et, tavuk, yumurta, kabuklu deniz mahsulleri ve balıktır (en zengini somon). Bitkilerden ise buğday, mısır ve yulaf, taneli olduğunda demirden daha zengin durumdadır. Diğer pek çok vitamin ve mineral gibi demirde özellikle tahıl tanelerinin dış kısmında bulunur; örneğin buğday öğütülürken içerdiği demirin %75’i kepeğinde kalır, yani buğday unu tane buğdaya göre ancak %25 demir içerir. Ispanağın, demir içeriği açısından zengin olarak bilinmesine karşın bu bilgi tam doğru değildir, zira içerdiği bazı maddeler nedeniyle ıspanak, kara lahana gibi birçok sebzenin yapısında bulunan demirin vücuda sanıldığı kadar bir faydası olmamaktadır. Kuru üzüm, kuru kayısı, kuru erik, badem, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler ile çekirdekler demir yönünden çok zengin olmamakla beraber yeterli düzeyde demir içerirler. Bir çorba kaşığı pekmezde yaklaşık 3 mg demir bulunur. Günde bir bardak portakal suyunun içilmesi bitkilerden alınan demirin emilimini bir kat artırırken, çay ve kahve tüketimi demir emilimini %75 oranında azaltmaktadır.Birde demir içeren gıdaların ve ilaçların kalsiyum içeren süt ürünleri ile beraber verilmemesi arada bir saat bulunması demirin emilmesi için iyi olur.

    Fazla inek sütü kansızlık yapabildiğinden günde yarım litreden fazla tüketilmemelidir.Demir içeren İlaçların bazı yan etkileri vardır-Dişler geçici olarak siyaha boyanabilir, ilaçlar dil köküne doğru verilirse boyanma çok az olacaktır.Kakada koyu renk oluşabilir.Bulantı, kusma, ishal ya da karın ağrısı görülebilir. Yakınmalar sürekli olursa doz azaltılır ya da ilaç grubu değiştirilir.Hastanın kan hemoglobin düzeyi yaşına göre normal düzeye gelinceye kadar demir ilaçlarına devam edilir. Kan düzeyi normale ulaştıktan sonra vücudun demir depolarının dolması amacıyla da yarı dozda 1-2 ay daha ilaç alımı sürdürülür.Çocukların büyüme dönemi tamamlanana kadar her yıl bir kere 18 yaşına kadar kan tahlili ve demir ölçümü yaptırması ,kişinin daha sağlıklı büyümesi için iyi olacaktır.

  • Öksürük var neden?

    Çocuğum niçin öksürüyor? Astım mı? Sinüzit mi? Bronşit mi? Zatürre mi? Boğmaca mı?Allerjik mi?

    Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kabusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”.

    Solunum yollarının bir korunma refleksi olan öksürük çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun (ÜSYE) belirtisidir. Öksürüğün özellikleri ve ona eşlik eden diğer hastalık belirtileri “soğuk algınlığı” veya “grip” olarak tanımlanan ve 5-10 gün içinde hafifleyerek iyileşen viral ÜSYE’den ayırımına yardımcı olur, örneğin:

    – Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akiğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Halbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir ÜSYE’dir. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

    – Bir viral ÜSYE sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir.

    – Her viral ÜSYE sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir.

    – “Havlama sesine benzeyen” boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür.

    – Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral ÜSYE sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir. Gene öksürük sebeplerinden biri olan ;ALLERJİK NEZLE de ,göz altı mor halkalar ve fırça gibi kirpikler dikkat çeker.

    Çocuklar genellikle hareketli ve hırçın çocuklardır.

    Bu çocuklarda östaki borusu allerjiye bağlı şiş ve ödemli olduğundan sık sık orta kulak iltihabı ve ateşli hastalık geçirirler.
    Burunları ve gözleri kızarık ,kaşınan,şiş görünen çocuklardır.
    Çocukların uykuda kafa ve boyun kısmı yoğun ter içinde kalır.Çoğunun yastığı terden ıslanır.Uykuda diş gıcırdatma allerjik nezleli çocuklarda sıktır .Buda orta kulağın havalanma dengesini sağlayan östaki borusunun tıkanması ve gıcırdatarak bu boruyu açma girişimi gayretlerinden dolayıdır.
    Solunum allerjileri sıklıkla allerjik nezleyle başlar.Belirli süre sonra astım bronşiale gelişme riski yüksektir.

    – 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle ÇOCUĞUMUZ 6 ayın altında ve 8 yaşın üstünde ise boğmacayı da düşündürmelidir.

    İnatçı ve sıradışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15’inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.Uzayan,gece meydana gelen,hareketle artan öksürük muhakkak hekime danışılmalıdır.

  • Eve bebek geldi, neler yapmalıyız?

    BEBEĞİMİZ GELDİ

    İlk gebelik testinin üzerinden takriben 40 hafta geçti ve ellerini,yüzünü,gözünü,sağlığını merak edip hayal ettiğiniz,ultrasonda gördüğünüz kişi artık yanınızda,artık annesiniz artık babasınız hayatınız çok daha güzel ,ama çok daha kaygılı bir döneme başlıyorsunuz.İşte bu kaygılı,ama harika dönemde size doğru bilgiyi verecek ,bebeğimizin sağlıklı büyümesini yönlendirecek ,acil durumda bilgi alacağınız bir kişi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının hayatınıza katılması sizi daha güvende hissettirecektir.

    Anne kendine gelir gelmez hemen bebeği emzirmeye başlamalıdır,sıkça bebeğin emzirilmesi annenin sağlığı içinde çok önemlidir. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar uterusun kanamasını daha çabuk durduracak,anne daha hızlı iyileşecektir.Annelerin ilk günlerdeki en büyük kaygısı sütlerinin yetmediğidir.Oysa ilk günlerde gelen ağız sütü denen kolostrumu bebeğin alması gelecekte bebeğin savunma sisteminde etkili olan immunglobulinleri yoğun miktarda içermektedir,bu nedenle sık sık emzirmek bebeğe yeterli sütü sağlayacaktır.Pratikte bebeğin bir öğünde alacağı miktarı kilosunu 15 ile çarparak,bir günde alacağı total miktarı da kilosunu 150 ile çarparak hesaplarız.Örneğin 3 kilo bir bebeğin bir kerede alacağı anne sütü miktarı 45 ml bir günde alacağı 450 ml civarıdır.Bebeğimizin 2 saatte bir emdiğini varsayarsak toplam bir günde 450 ml alacak ise yani 3 kilo civarı ise her 2 saatte bir 40 ml civarı alması yeterlidir.Zaten birinci haftadan sonra annenin aldığı bitki çayları,günde 3litre civarı su içimi haftada iki gün balık yemesi ile anne sütü çok daha artacak, bebeğin ihtiyacı karşılanacaktır .

    Günlük kaka sayısı,kilo alımı takibi,ateşin takibi bize kabaca yeterli beslenmenin olup olmadığını anlamamızda yardımcı olur.Yenidoğan bebek yeterli beslenemezse kaka yapamaz,ateşi olur,genelde çok ağlar ama bazen açlığa bağlı olarakta hareketleri azalabilir.Şüphe edildiğinde bir hekime gösterilmelidir.Bebek emdiği sayıda kaka yapabilir,sık hapşırık,sık aksırık,sık hıçkırık olabilir.Bu belirtiler anne karnından dünyaya uyum sağlama çabaları ve bebeğin ihtiyaçtan fazla beslenmesi sebebi iledir.İkinci haftanın bitimi ile altıncı hafta arasında bebeğimizin genelde saat 3 ten sonra ,haftada 3 kere ,3 saat civarı ağlamaları olması kolik yani gaz sancılarının başladığını düşündürür.Doğru emzirme ,gazını çıkarma sancıyı azaltabilir, elektrik süpürgesi-davlunbaz-saç kurutma makinesi seside bebeğin ağlamasını azaltır,hekiminiz bir gaz damlası önerir ama gene de krizler bitmezse otomobil ile gezinti bebeği rahatlatan en sağlam tedavi şekillerinden biridir. Çocuk hekimi ile ilk altı ay ayda bir kere sonra üç ayda bir görüşerek bebeğinizin sağlıkla büyümesi noktasında yardım alabilirsiniz.Aşılarınızın çoğu sağlık ocaklarında yapılmakta olup ilk üç ayda rotavirüs aşısı ,9. Ayda meningokoksik menenjit aşısı ve 4 yaş bitiminde ikinci doz suçiçeği aşısını özel olarak yaptırmanızı öneririz

  • Kime astım diyelim?

    ASTIM ın kelime karşılığı havayollarının daralması ,nefes darlığıdır. Bizler hastalarımıza astım dediğimizde anne ve babalar kanser demişiz gibi tepki gösterir,korkar eminmisiniz? diye sorar ,kızar ;bazen ikinci bir hekime muhakkak danışır Oysa bronşit dediğimizde tepki O KADAR YUMUŞAKTIR Kİ ; BRONŞİTİN BAŞI MI AĞIR MI? ALLERJİK BRONŞİT Mİ GİBİ SORULAR GELİR VE HASTA BUNUN ZATEN KOLAYCA tedavi olacak bir hastalık olduğunu zannederek ,kaygı duymadan teşhisi kabullenerek verilen tedaviye hemen başlar. Yani aslında her ikiside birbirine yakın mekanizmalarla oluşan astım-bronşitte teşhisin isimlendirilmesi aile açısından önemlidir. Aile bunun geçip geçmeyeceğini kesin tedavinin var olup olmadığını ASTIM deyince sorarken BRONŞİT dendiğinde ayrıntılandırmadan hemen ilaçlara başlar. Evet tabii ki iki teşhis birbirinin aynı değildir.Astım hava yollarının tekrarlayan enflamatuar bir hastalığıdır.

    Ülkemizde çocuklarda görülen en sık kronik hastalıktır ki bu oran %6-8 olarak ifade edilir.Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hırıltı,hışıltı,nefes darlığı,öksürük özellikle gece öksürüğü ve sabaha karşı olan öksürük en önemli belirtilerindendir.Astım oluşturan sebepler allerjik ve non-allerjik allerjik olmayan iki başlıkta incelenir.Astım her yaş grubunda olabilmekle beraber genellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda bronşiolit,bronşit,biraz balgamı var,hışıltılı çocuk gibi isimlendirilmelerle tanı söylenmekte olup bir kısmı tıbbi bir kısmı halk diliyle aslında çocuğunuzun solunum yolları problemli denmeye çalışılmaktadır.Bazen hastalar öyle geçişkendir ki iki teşhis aynı anda kullanılabilmektedir hekimler tarafından.

    Hastalık allerjik ise; ailede astım,allerjik nezle-saman nezlesi,egzema gibi bir hastalığı olan ebeveyn muhakkak sorgulanır. Nasıl ki çocuğumuzun gözleri dayısına benzemişse ev tozu ,polen gibi bronş allerjik duyarlılığıda ona benzeyebilir.Yani allerji genetik geçişli olabilir.Ama diğer taraftan ailede olmasadazaman içinde çocuğumuz duyarlanarak herhangi bir maddeye allerjik tepki geliştirebilir. Bazen 5 yaşında bir hastaya polen allerjisi var dediğimizde bugüne kadar yoktu nasıl olur ? diye sorar. Halbuki daha ileri yaşlardada allerji geliştiği bilinen bir bilimsel gerçekliktir.

    Allerjinin olmadığı astım-bronşit vakalarında özellikle gece beslenen ve bu nedenle reflü hastalığı geliştirdiğimiz çocukları görmekteyiz. Allerjinin olmadığı diğer bir büyük grupta viral üst solunum yolu hastalıklarından dolayı bronş darlığı yaşayan hastalarımızdır. Bu durumda allerji yaratan etmenlerden;kirli havadan koruduğumuz,viral enfeksiyon maruzıyetini azaltıp aşılarla ve bazı ilaçlarla direncini yükselttiğimiz ve gece beslenmesini kesip reflü tedavisi yaptığımız çocukların büyük çoğunluğu bu hastalığa karşı tedavide başarılı olacaktır.

    Ensık rastladığımız allerjenler; ev tozu ve akarları,polenler,tüy döken ev hayvanları , küf mantarlarıdır. Bunlarla mücadelede ev içi nemin%50 civarında tutulması,evde çamaşır kurutulmaması,tüylü yünlü oyuncak,giysi,halı gibi tozu çokca barındıran eşyaların çocuktan uzak tutulması önemlidir.Çocuğun sıkça kullandığı odaların hergün suya çeken veya hepa filtreli elektrik süpürgesi ile temizlenmesini öneriyoruz .

    Evin hiçbir odasında sigara içilmemesi,hatta sigara kullanan ebeveynin çocuğa dokunmadan önce el-ağız temizliği yapıp giysilerini bile değiştirmesi o kokunun öksürüğü tetiklememesi için önemlidir .Astım-bronşit teşhisi hekimin muayenesi ile konulabilir.Film çekilmesi,tahlil yapılması şart değildir.Muayene sırasında çocuğun dinlenen solunum seslerinin o anda normal olmasıda astım-bronşit olmadığı anlamına gelmez.

    Geçmişte öksüren,balgam kusan,hırıltısı olan ve bu belirtileri birkaç kez yaşıyan kişi hekimce takip edilip semptomların olduğu anda muayene edilerek teşhis konulabilir.Ya bronşit astım değilse işte o nedenle ilk görüşmede bazı testler akciğer grafisi gibi,solunum fonksiyon testi gibi yaşı 5 ten büyük ve uyumluysa ve bazı kan tahlilleri yapılabilir.Allerjiden şüphe diliyorsa kan tetkiki ve yaşça uygunsa ve uyumluysa ciltte allerji prick test yapılabilir. Hastaların ilaca verdiği cevapta teşhisi kesinleştiren bir diğer faktördür.

    Tedavide önce belirtiler kontrol altına alınır,sonra ataklar önlenmeye çalışılır,ilaç ihtiyacı en aza indirilir;çocuğun günlük hayatını tüm çocuklar gibi yerine getirebilmesi amaçlanır.Verilen ilaçların nasıl kullanılacağı eğitimini hastaya bizzat doktorun kendisi vermelidir.Hasta düzenli takip edilmeli,yapması ve yapmaması gerekenler detaylı anlatılmalıdır.Astım yineleyen bronşit hastaları her yıl eylül ile aralık ayı sonuna kadar grip aşılarını olmalıdır.

    Ne yedirelim ne yedirmeyelim noktasında çok soru gelmekte olup özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozu ki hazır şurupları ülkemizde mevcut ve zerdeçalın soğuk verilmesinden fayda gören hastalar olduğu belirtilmekle birlikte;aslında öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır.Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı,ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir.Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir.Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp,düzenli hekim takibinde olması,çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu;hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.

  • Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?

    Astım ya da hava yolu hassasiyeti olan çocuklarda tedavi uluslar arası tedavi rehberlerine göre planlanmaktadır. Bu tedavi rehberlerindeki ilk seçenek ilaçlar direkt hava yollarına verilen ilaçlardır.Bu hastalarda kullanılan iki çeşit ilaç vardır

    Koruyucu/Tedavi edici ilaçlar

    İnhale kortikosteroidler

    Ağızdan alınan diğer ilaçlar (Çiğneme tableti)

    Rahatlatıcı, şikayetleri giderici ilaçlar

    HAFİF ASTIM; Eğer çocuğunuzun çok aralıklı ve hafif şikayetleri var ise Astım atakları hafif ve kısa süreli ise Günlük aktivasyonları normal ise ;SADECE ŞİKAYETİ OLDUĞUNDA RAHATLATICI İLAÇLARI KULLANABİLİR ORTA -AĞIR ŞİDDETTE ASTIM

    Astım semptomları haftada iki kezden daha fazla ise

    Ayda iki geceden daha fazla gece semptomu var ise

    Astım atakları çocuğun aktivitesini engelliyor ise; HERGÜN KORUYUCU İLAÇ KULLANMALIDIR Tedavide eğer püskürtme ilaçlar kullanılıyor ise kesinlikle direkt ağıza sıkılmaz. Çocukların yaş gruplarına göre kullanılan bazı ara cihazlar vardır

  • Hangi çocuklar astım gelişimi açısında risklidir?

    Okul öncesi dönemde çocuklar yılda 5-8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilir. Bazı çocuklarda hava yolları daha hassastır ve genellikle ÜSYE’yi takiben hırıltı nefes darlığı , uzamış öksürük gibi şikayetler ile doktora başvururlar.
    Okul öncesi dönemde çocukların nerede ise % 50’sinde buna benzer şikayetler görülebilir. Bu çocukların önemli bir kısmı büyüdükçe bu şikayetler azalır ve ortadan kaybolur ama bir kısmında şikayetler daha ileriki yıllara kadar devam eder ve astım tanısı alırlar.

    Hangi çocukların iyileşeceğini ya da hangi çocukların hayatlarının ileriki yıllarına kadar şikayetlerin devam edeceği ya da astım tanısı alacağını önceden kesin olarak mümkün değildir.

    BUNUNLA BİRLİKTE,

    Şiddetli hırıltı/bronşiolit nedeni ile sık hastane yatışları

    Son 6 ay boyunca en az 3 hırıltı atağı

    Ailesel astım hikayesi

    Atopik dermatit

    Rinit varlığı (USYE yokluğunda)

    Hırıltı (Solunum yolu enfeksiyonu yokluğunda)

    Yapılan testlerde allerjinin saptanması

    Astım gelişimi açısından risk faktörleridir.

  • Dünya astım günü’nde “astım” hastaları dikkat!

    Türk Toraks Derneği ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından kurulan GARD (Global Alliance Against Respiratory Diseases ), Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle, her yıl Mayıs ayının ilk Salı günü, ülkemizde ve dünyada “Dünya Astım Günü” olarak kutlanıyor.

    Dünyada 300 Milyon Astımlı Hasta Var!

    Dünyada yaklaşık 300 milyon kadar astım hastası bulunuyor, ülkemizde ise yaklaşık her 12-13 yetişkinden biri, çocuklarda ise her 7-8 çocuktan biri astım hastasıdır. Hastalığın, yıllar içinde artış gösterildiği görülüyor. Astım, akciğer içi hava yollarında daralmaya neden olan ve alevlenmeler ile seyreden kronik bir akciğer hastalığıdır. Hava yollarındaki bu daralmanın nedeni mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu düz kaslarının kasılması ve yine aynı zamanda hava yolu duvarının şişmesidir. Hastalık tekrarlayan nefes darlığı, nefes alıp verirken ortaya çıkan hırıltı/hışıltı/ıslık sesi, göğüste baskı hissi ve öksürük gibi belirtilerle kendini gösterir. Belirtilerden bazen hepsi bazen sadece bir tanesi görülebilir. Genellikle çocuklarda tekrar eden öksürük, hırıltı nefes darlığı, geceleri ve sabah kalktığında öksürme, koşma ve ağlama sonrası öksürük, nezle ve gribin uzun sürmesi, göğüse inmesi, burun akıntısı, burun tıkanıklığı gibi sorunlar, çok sık hastalanma ve çok sık antibiyotik kullanımı gibi belirtiler astımı düşündürür. Genellikle çocuklarda besin alerjilerini astım takip eder. Dolayısıyla besin alerjili çocukların yakın takibi önemlidir.

    Astım Nöbetlerini Tetikleyen Faktörler

    En sık görülen kronik hastalıkların başında “Astım” gelirken, bahar alerjileri ve mevsim değişikliklerinden kaynaklanan hastalıklar, astımı etkilemektedir. Astım için en önemli iki risk faktöründen biri genetik yatkınlık, bir diğeri ise çevresel etkilerdir. Anne, baba ya da yakınlarının alerjik hastalıklara ya da astım hastalığına sahip olması çocuklarda en önemli risk faktörüyken, alerjenler, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, sigara dumanı, iç ve dış ortam hava kirliliği, beslenme tarzı ise çevresel risk faktörlerini oluşturmaktadır. Virüs enfeksiyonları(soğuk algınlığı, grip), üst solunum yolu hastalıkları (anjin, bademcik, kafa sinüslerinde, burun ve burun arkası iltihapları), alerjenler (ev tozları, küfler, evcil hayvanlar, hamam böcekleri ve çiçek tozları), mevsim değişikleri, ağlamak ve stres, astım nöbetlerini tetiklemektedir.

    Astım Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

    En iyi tedavi, astım yapan faktörlerin iyi belirlenmesi ve bunlardan korunma yollarının iyi bilinmesidir. Korunma yapılmasına rağmen şikâyetler oluyorsa bazı ilaç tedavilerine ihtiyaç vardır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu hastalığın tedavisi ile ilgili gerekli her türlü̈ ilaç ve malzeme bulunmaktadır. Uygun ilaç̧ tedavisi ile astımlılar iş ve okul dâhil günlük yaşamlarına, hastalık nedeni ile herhangi bir kısıtlanma olmadan devam edebilirler. Alerjik astımda en kalıcı tedavilerden biride alerjik olunan maddeye karsı yapılan aşı tedavileridir. Alerjik astımın tedavisindeki en etkili yol aşılama yöntemidir ve bu yöntemle hastalıktan kurtulmak mümkündür. Alerji aşıları, astımın gidişatını değiştirebilme potansiyeline sahip tek tedavidir. Mümkün olduğunca erken başlanmalıdır. Çünkü alerji aşıları dışındaki tedavilerin hiçbiri hastalığın vücuttan atılmasını sağlamaz, sadece mevcut yangının seviyesini azaltır.

    Tüm çocuklarımıza ve sizlere sağlıklı günler dilerim…

  • Pandas / çocuklarda streptokokların neden olduğu nöropsikiyatrik hastalıklar

    Enfeksiyon hastalıkları ve nörolojik bozukluklar arasındaki ilişki uzun yıllardan beri bilinmektedir. Virüsler, bakteriler ve diğer etmenler ciddi nörolojik bozukluklara yol açmaktadır. Çoğu zaman hastalık tablosunun tanımlanmaması veya gerekli tedavinin zamanında uygulanmaması sonucu yaşam boyu etkilenebilecek tablolar ortaya çıkmaktadır.

    Bu yazımızda Grup A Beta hemolitik streptokokların (halk diliyle beta mikrobu) neden olduğu nöropsikiyatrik bozukluk olan PANDAS klinik tablosuna ait bilgiler özetlenecektir.

    PANDAS ; Grup A hemolitik streptokok (GABS) enfeksiyonundan sonra gelişen obsessif kompülsif bozukluk (OKB) ve/ veya tik gelişen çocukları tanımlamak için kullanılmıştır.

    Obsessif kompulsif bozukluk (OKB) Mantıksız düşünce ve takıntıların insanı sürekli tekrar eden davranışlar sergilemesine zorlayan psikolojik bir hastalıktır. Takıntı hastalığı olarak tanımlanmaktır.

    Tik istem dışı gerçekleşen kas kasılmalarının tümüdür.

    PANDAS İngilizcede çocuklarda streptokok enfeksiyonu ile birlikte gelişen otoimmun nöropsikiyatrik hastalık kelimelerinin baş harfleri alınarak oluşturulmuştur.

    Özetle söylenecek olursa çocuk boğaz enfeksiyonu geçiriyor (GABS) ve bu enfeksiyonla ilintili olarak nöropsikiyatrik bulgular ortaya çıkıyor. Ortaya çıkan bu tablo PANDAS olarak yorumlanmaktadır.

    PANDAS ‘ın klinik bulguları nelerdir?

    Belirtilerin 3 yaş ile ergenlik dönemi arasında ortaya çıkması

    Ani başlangıç göstermesi ve bulguların zaman zaman alevlenme göstererek oluşması

    Takıntı (OKB) veya tiklerin bulunuşu

    GABS enfeksiyonu ile ilişkinin saptanması

    Alevlenmeler sırasında nörolojik bulguların görülmesi.

    Hastalığın ani başlaması ve alevlenmeler göstermesi özellik taşımaktadır.

    PANDAS ‘ın yaygın bir hastalık olup olamadığı bilinmemektedir. Tanımı 20 yıl önce yapılmış olup bu konudaki bilgi yetersizliği tanının gözden kaçmasına neden olmaktadır.Erkeklerde kızlara oranla daha sık görülmekte ve ailesinde akut eklem romatizma bulunan çocuklarda hastalık daha fazla tanımlanmaktadır.Bazı vakalarda ise streptokok enfeksiyonu takip eden 4 ile 6 haftada belirtiler ortaya çıkar. Bu hastalarda antibiotik tedavinin yetersiz olduğu veya uygulanmadığı düşünülmektedir. Son verilere göre 200 çocuktan bir tanesi PANDAS tablosunu göstermektedir. Diğer bir deyişle OKB ve tikli çocukların %25 de PANDAS tanımlanmaktadır.

    Grup A streptokok enfeksiyonu geçiren her çocuk PANDAS tablosu gösterebilir mi sorusunun yanıtı net olarak hayırdır.Ancak GABS enfeksiyonunu sık geçiren çocuklarda bu tablo oluşmaktadır. PANDAS ‘ın otoimmun bir mekanizma sonucunda oluştuğu ve beyinde bazal ganglionları tuttuğu ve fonksiyonlarda bozukluk olduğu düşülmektedir.

    PANDAS ‘lı hastalarda

    Boğaz kültürü

    ASO ve Anti-DNase B titrasyonu periodik olarak incelenmelidir.

    Bu hastalarda boğaz enfeksiyonu öyküsü dikkatle izlenmelidir.

    Radyolojik olarak gereken vakalarda Kraniyel Manyetik Rezonans incelenmesi yapılabilir.

    Hastalığın tanısı klinik olarak konulmaktadır. Ancak bazı laboratuvar incelemelerinin de önemi vardır.

    Bugün PANDAS’lı çocukların tanısı kadar tedavisinde sorun teşkil etmektedir.

    Hasta çocuk psikiyatrisi ve çocuk enfeksiyon uzmanı birlikte takip ederek tedavi planlanmalıdır.

    Tedavi ;

    – Antibiotik tedavisi

    – İmmunolojik tedavi

    – Nöropsikiyatrik tedavi başlıkları altında planlanır.

    – Antibiotik tedavisinde 2-4 hafta süre ile uygun antibiotik başlanır, hastanın kliniği izlenir. Klinik bulgular da değişiklik olmazsa antibiotik tedavisi değiştirilir.2.’inci bir antibiotik 10-14 gün süre ile verilir. Bu hastalara uzun süreli koruyucu antibiotik tedavisi önerilmektedir.

    İmmunolojik tedavi

    Plazmaferez

    IVIG

    Steroid
    tedavisi yapılabilir.

    Hastalarda aynı zamanda çocuk psikiyatri tarafından gereken nöropsikiyatrik tedavi uygulanır. PANDAS tanısı olan çocuklarda obsessif kompülsif bozuk ve /veya tiklerin yanı sıra

    Anksiyete

    Kişilik değişiklikleri

    Dikkat eksikliği

    Uyku bozuklukları

    Gece işemeleri

    Matematik ve yazma becerisinde azalma görüldüğü vurgulanmaktadır.

    Tanı alamayan veya tedavi edilmemiş vakalarda ise nöropsikiyatrik bulgular bir ömür boyu devam edebilmektedir.

    Sonuç olarak nöropsikiyatrik bulguları olan çocukların mutlaka enfeksiyon açısından değerlendirilmesi önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Anahtar kelimeler;

    – Pandas

    -Grup A beta hemolitik streptok

    -Beta mikrobu(GABS)

    -Obsessif kompulsif bozukluk

    -Çocuklarda tik

    -Antibiotik tedavisi

    -İmmünolojik tedavisi

    -Nöropsikiyatrik tedavi

    Prof. Dr. Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Orak hücre sendromları

    Orak hücre sendromları HbS ile beraber olan bir grub hastalığı tanımlamaktadır. Orak hücre anemisi ise HbS in homozigot şeklini tanımlar. HbS, beta zincirinin NH2 ucunda 6.amino asidi olan Glutamin yerine Valin geçmesi ile yani baz düzeyinde GAG yerine GTG gelmesi ile oluşur.Yapısal fomülü,a2b2 6Glu-Val, veya a2b2 S veya a2b2 6val dir. Taşıyıcılık formu; SA, Homozigot formu: SS, birleşik formları; S-Beta, S-Alfa, S-C, S-D şeklindedir

    HbS solubl bir yapıda uygun oksijen ortamında sorun yoktur. Oksijen düzeyi düştüğü zaman HbS polimerize olur, bu polimerlerde eritrositlerin oraklaşmasına neden olur. Oraklaşan eritrositler, dolaşımın viskozitesini artırır böylece dolaşım yavaşlayarak özellikle küçük damarlarda hipoksi ortamına yol açar. Oraklaşan hücrelerin bir kısmı reversibldir, normal hale gelir, bir kısmı ise hücre membranlardaki harabiyetten dolayı irreversibldir, bu hücreler damar tıkanıklarına yol açarak, doku hipoksisine, hipokside ağrılı krizler ve organ infarktasyonlarına, sonuçta akut ve kronik doku harabiyetine yol açar .

    OHA de aplastik, hemolitik ve ağrılı (vazookluziv) krizler olmak üzere üç tip kriz vardır .

    Tanı :

    1.Öyküde; ırkı, geldiği yöre, aile öyküsü, yakınmalarının başlangıcı, tetikleyen etkenler değerlendirilir.

    2. Fizik incelemede solukluk, ikter, splenomegali, enfeksiyon bulgular, organlarda ve iskelet deformite bulguları değerlendirilir.

    3. Tam kan sayımında normokrom normositer tipte anemi yanında lökositoz ve trombositoz olabilir, retikülosit sayımı %5-20, periferik yaymada orak hücreler, target hücreler, polikromazi, normoblastlar, siderosit granüller ve howel-jolly cisimcikleri görülebilir.

    4. Hemoglobin S miktarı; sellüloz asetat elektroforezi (pH 8.4) veya agaroz jel elektroforezi (pH 6.0-6.5), izoelektrik fokus (IEF) veya yüksek basınçlı likit kromatografisi (HPLC) ile ölçülür.

    5. Moleküler Tanı: Her zaman tek tip nokta mutasyonunun neden olduğu HbS’in DNA analizi ile en etkin ve ekonomik şekilde DdeI restriksiyon enzimi ile yapılır. Tedavi: Tedavide temel prensipler; HbF yapımını artırmak, HbS solubilitesini veya oksijen affinitesini değiştirmek, orak hücrelerin mikrovasküler bölgede tutulmasını azaltmak, ve anormal orak hücre genini değiştirmektir.

  • Kalıtsal demir yükü

    Demir metabolizması: Vücuda giren demir ile çıkan demir miktarı 1-2 mg dır. Diyette demir, kırmızı ette bulunan hemoglobin ve myoglobulinden kaynaklanan hem demiri (Fe++) veya et dışı kaynaklardan alınan hem olmayan demir (Fe+++) şeklindedir. Diyette bulunan Fe+++ , Demir redüktaz enzimi ile Fe++ şekline dönüştükten sonra Divalan Metal Taşıyıcı -1 (DMT1) ile duodenal enterositlere girer. Demir eksikliğinde; demir redüktaz ve DMT1 artar iken, demir fazlalığında azalırlar.

    Demir fazlalığı nedenleri: Demir fazlalığı kalıtsal demir metabolizması hastalıklarında veya edinsel düzenli kan transfüzyonlarında olmaktadır.

    · Kalıtsal demir metabolizması hastalıkları:

    · Herediter hemakoromatozis

    · Tip I – Klasik erişkin tip (HFE gen)

    · Tip II a- Jüvenil hemokromatozis (HJV gen)

    · Tip II b- Jüvenil hemokromatozis( HMAP gen)

    · Tip III – Erişkin tip (TFR2)

    · Tip IV- Ferroportin hastalığı

    · Diğer genetik hastalıklar

    · Ferritin gen mutasyonu ( FTH ve FTL genleri)

    · Hipotransferrin ve atransferrinemia (TF gen)

    · Aserülloplazminemi (CP geni)

    · DMT1 gen mutasyonu

    · Gracie sendromu (Fellman Sendromu) (BCS1L geni)

    · Düzenli transfüzyon gerektiren kalıtsal hastalıklar

    · Membran defektleri

    · Enzim defektleri

    · Hemoglobin defektleri: talasemiler ve anormal hemoglobinler

    Herediter hemakromatozisin %80’i bilinen HFE genleri ile açıklanır iken, yüzde yirmisi HFE olmayan genler ile açıklanır. HFE genleri olarak en sık tip I HFE geni C282Y, H63D, S65C allelleri homozigot veya birleşik heterozigot olarak yayınlanmıştır.

    Son zamanlarda HFE olmayan dört temel gen tanımlanmıştır. Hemojüvelin (HJV gen, tip II A), hepsidin (HAMP gen, tip IIB), transferrin reseptör-2(TFR2, tip III) ve ferroportin (SLC40A1, tip IV)