Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Ateşin tanımı nedir?

    Ateşin tanımı nedir?

    Ateş vücut ısısında yükselme olarak tanımlanmaktadır. Normal vücüt ısısı ölçümün yapıldığı zamana ve ısının alındığı vücut bölgesine göre değişmektedir. Normal vücut ısısı koltukaltından 36,5-37 derece , ağızdan 37,5 derece, kulak zarından 37,5 derece ve makattan 38 derecedir. Bu derecelerin üstü ateş olarak tanımlanır.

    Ateş, beyinde hipotalamus olarak bilinen bir bölge tarafından kontrol edilmektedir. Vücut ısısı sabah saatlerinde en düşük, öğle ve özellikle akşam saatlerinde en yüksek olmaktadır. Vücut ısısı gün içerisinde böyle bir değişim gösterirse de, hipotalamus vücut ısısını oldukça dar bir aralıkta tutmaya çalışmaktadır. Karaciğer ve kaslarda oluşan ısının düzenlenmesi ve deri ve akciğerler yolu ile ısı kaybının sağlanması da yine aynı merkezin kontrolu altında oluşmaktadır.

  • Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Çocuklarda ateş ne kadar sıklıkta görülmektedir?

    Bugün için çocuk acillere ve polikliniklere en sık başvuru nedenini ateş oluşturmaktadır. Acil servis doktorlarının en sık karşılaştıkları tablo ateş yakınması ile başvuran çocuklar olmaktadır. Tüm çocukluk çağı acil başvurularının %30’undan fazlası ateş yakınması ile olurken çocuk poliklinikleri başvurularının %10 ile %20’sinde esas yakınma ateş olmaktadır.

    Ateş, hastalıklarda organizmanın bağışıklık yanıtı, savunma düzeneğinin bir parçası olmasına karşın ailelerde ciddi korku ve kaygıya neden olmakta, ateş süresi uzadıkça korku bazen paniğe dönüşebilmektedir. Bu durum, ailenin yanısıra doktorları da etkilemekte, kaygı ve panik hali ateşi düşürmek için kimi zaman gereksiz, kimi zaman da hastaya zararlı olabilecek uygulamaların yapılmasına neden olmaktadır. Bu yanlış tutum ve uygulamaların en başında da antibiyotiklerin ateş düşürücü olarak kullanılması gelmektedir. Ateş bir hastalık olmayıp bir bulgudur. Ateşli bir çocukta bu bulgunun ortadan kaldırılması için, ateşe neden olan esas hastalığın ortaya çıkarılması gerekmektedir.

  • Sık ateşlenen çocuk

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Boy uzamasında etkili faktörler;

    Çocuğun gelişiminde doğumdan sonraki ilk 2 yıl büyümede en önemli faktör beslenmedir. 2 yaşından itibaren genetik kapasiteye göre büyüme ön plana geçer. Boy uzaması yeni doku oluşması ile olur. Vücuttaki hormon ve büyüme faktörlerinin bunu yapabilmesi için yapıtaşlarına ihtiyaç vardır. Beslenme ile bu yapıtaşları alındığından beslenme büyümede çok önemlidir.

    Besinlerin pek çoğu büyümek için gereklidir. Boy uzaması yaş ile değişkenlik gösterir. Et, balık, tavuk, yumurta en önemli protein kaynaklarıdır. Süt ve yoğurt öncelikle kalsiyum ve fosfor içerdiği için kemik gelişimi için olmazsa olmaz bir gıdadır, ayrıca protein desteği de sağlar. Bunların yanısıra taze sebze, meyveden alınan vitamin ve mineraller, karbonhidrat ve yağlardan alınan enerji de büyüme işlemi için gereklidirler.

    Her çocuk genetiği doğrultusunda uzar. Bazı çocuklar daha erken, bazıları ise daha geç büyüme gösterebilir.Protein alımı,kalsiyum içeren gıdaların alımı, D vitamini ve genetik boy uzamasındaki en önemli etmenlerdir.

  • Astımda ne yedirelim?

    Ne yedirelim ne yedirmeyelim noktasında, çok soru gelmekte. Özellikle bıldırcın yumurtasından mucize beklememenizi önereceğim.

    Yapılan bazı çalışmalarda üzüm çekirdeği tozunun faydalı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Hazır şurupları ülkemizde mevcut. Ayrıca zerdeçalın soğuk verilmesinden fayda gören hastalar olduğu belirtilmiştir.

    Öğünlerin düzenli yapılması ve karışık her yiyeceğin tüketimi asıl olandır.

    Öksürüğün çok olduğu dönemde ada çayı, ıhlamur gibi bitki çayları ve bol su içilmesi balgamı incelterek rahatlama sağlayabilir.

    Gene D vitamini takviyeside muhakkak yapılmalıdır.

    Astım ve yineleyen bronşit tedavisi bir ekip işidir. Burada ailenin verilen ilaçları düzenli kullanıp, düzenli hekim takibinde olması, çocuğun kullandığı ilaca ve cihaza uyumu; hekimin doğru teşhis ve ilaç kullandırması ile alınan doğru çevresel önlemler tedavide başarıyı getirir.

  • Paraben üzerine

    Paraben içermeyen ilaç,demir damlası,vitamin diye bizlere yüksek fiyatla satılan ve temini zor olan bir ilaç piyasası oluşturulmaktadır.Organik beslenme,katkı maddesi içermeyen gıda ve ilaç kullanımı tabiiki önemsenmelidir.Lakin içinde paraben olmayan ilacın eşdeğerinden on kat pahalı olması ve ülkemiz koşullarında temin edilememesi durumu zorlaştırmaktadır.Sağlıklı yaşam için yaşam tarzımıza ,gıdalarımıza dikkat etmemiz gereği muhakkaktır.Lakin 4 adet açık cep telefonunun yaydığı radyasyonun bir baz istasyonu gücünde olduğunu düşünürsek,parabene dikkat edelim derken başka gerçekleri gözden kaçırdığımızı düşünüyorum.Hiç unutmuyorum termik santral istemiyoruz diye yapılan bir yürüyüşte ;kanserden ölmek istemiyoruz sloganı atan arkadaşlarıma SİGARAYI BIRAKIN demiştim.Parabene dair ispatlanmış bir durum yok,genede bilimsel olarak yapılan çalışmalar var ve takip etmekteyiz. AŞAĞIDAKİ YAZIDAN BİLGİLENMENİZ DİLEĞİYLE Parabenler, ilaçlarda ve kozmetik ürünlerde antimikrobik etkileri nedeniyle 1924’ten beri tüm dünyada, koruyucu amaçlı ve çok düşük dozlarda yardımcı madde olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Parabenlerin kimyasal yapılarına göre metil, propil, bütil paraben gibi türevleri vardır.
    -Parabenler insan vücudunda östrojen hormonuna benzer etkiler göstermektedir. Ancak bu etkileri, östrojenin binde biriyle 10 milyonda biri kadardır. İlaçta ve kozmetikte en çok kullanılan metil parabenin etkinliği, östrojen etkinliğinin 2 milyon 500 binde biri kadardır. İlaçlarda ve kozmetik ürünlerde bulunan miktarıyla (östrojene uzun dönemde yüksek doza maruz kalmaya bağlı yan etkileri de dahil) östrojenik etki göstermediği kabul edilebilir. Bu nedenle kanserojenik ve endokrin bozucu etki göstermesi beklenmemektedir. Ayrıca, parabenler ilaç veya kozmetik olarak kullanıldığında çok hızlı bir şekilde parçalanarak vücuttan idrarla atılır. Ağız yoluyla alındıklarında ise midedeki asit ortamı nedeniyle parçalanmaları yüksek olup kana geçen miktarı yok denecek kadar azdır.
    -Bu maddenin vücutta toksik etki yaratacak ölçüde biriktiğini gösteren ve insanlarda doğrudan kanser oluşturmasına yönelik kanıtlanmış bilimsel veri bulunmamaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarla konu bilim dünyası tarafından yakından takip edilmektedir.
    -Ülkemizde klinik kullanıma sunulmuş ilaçlar ve kozmetikler içerisinde bulunan parabenlerin, formülasyonlardaki miktarları itibariyle insan sağlığına zararlı etkileri olması beklenmemektedir.
    -Bugünkü veriler doğrultusunda parabenlerin, bilimsel olarak risk yaratmamakla beraber, çocukların korunmasına yönelik -özellikle bebeklik döneminde- kozmetik ürünlerin hekim veya eczacıya danışılarak kullanılması önerilir.

  • Çocuklarda kabızlık sorununa öneriler!

    KABIZLIK;
    Çocuk doktoru olarak bize çok sık iletilen sorunlardan biridir kabızlık…

    Özellikle beş yaş altında daha sık rastlamaktayız.Nedeni de çocuğun özel bir başka hastalığı yoksa, yeterli lif tüketmemesi, yani sebze meyveden fakir beslenmesidir.

    Hastalarımıza sebze-meyve ve su tüketimini arttırmasını öneririz.Fakat çocuklar sebze,meyve yemeyi çok sevmezler, bazende yedirebildiğimiz miktar kabızlığın önlenmesi veya tedavi edilmesi için yeterli olmaz…

    Dışkı yumuşamazsa,çocuk dışkılarken çok sıkıntı yaşar ve canı yanar.Hatta makatta küçük çatlaklar oluşup az miktarda kanamaları olabilir.Bu durumda da korktuğu için çocuk kakası gelse bile yapmaz, korkar, bekletir. Kaka sertleşir ve kalınlaşır. Dışkı yaparken yine canı yanar ve kısır bir döngü oluşur.

    Kabızlıkta ilaçların uzun süre kullanılmasını önermeyiz. Kullandığımız süre ise bu sorunun çözülmesine uygun olmayabilir. Çünkü kabızlığın tedavisinde kullanılan ilaçlar, günde bir defa yumuşak dışkılama dozunda en az 6 ay süreyle kullanılmalıdır ki bağırsaklar bu tempoya alışsın ve sorun çözülsün.Öncelikli olarak uyanır uyanmaz 100 ml bir çay bardağı ılık suyu ,çay suyunun ılık olarak sabahları içirilmesini öneriyoruz,liften zengin,kabak,semiz otu,bamya,erik kurusu,kayısı kurusu,hoşafları,meyve olarak erik,çilek,kivi,armut,elma öneriyoruz.

    Muz,patates,havuç ve pirinç çok çok azaltınız diyoruz. Bol su içirin ve gıdasını ayarlayın buna rağmen kaka sertse veya 4 günde bir den daha geç yapılıyorsa hekime başvurunuz.

  • Tuvalet eğitimine başlıyoruz

    Tuvalet Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gereken Kurallar:

    18.aydan önce asla tuvalet eğitimine başlamayınız. Sabırlı ve şefkatli davranmazsanız asla olumlu sonuç alamayacağınızı bilmelisiniz.

    Çocuğuna tuvalet alışkanlığı kazandırmak isteyen anne ve babaların, bu eğitim süreci boyunca yapması gereken davranışlardan sizlere bahsetmek isterim.

    Örneğin; anne ve babalar tuvalet eğitimi verdikleri çocuklarına gece yatmadan önce sıvı gıdaları vermemeli ve uykudan önce çocuklarının tuvalet ihtiyacı mutlaka giderilmelidir. Ayrıca gece belirli aralıklarla çocuğu tuvalete kaldırmak gerekmektedir.

    Örnek vermek gerekirse; saat 21:00 ‘da uyumuş bir çocuğu gece bir daha 01:00 veya saat tam 00:00’da kaldırarak tuvaletini yaptırmak gerekmektedir. Bu esnada çocuğunuzun tam anlamıyla uyanık olduğundan emin olmanız gerekmektedir. Çocuğun uykusunun kaçacağını düşünerek uykulu bir halde tuvaletini yaptırmaktan kaçınmalısınız. Tuvalet ihtiyacı olan çocuklar, uykulu olduklarında eğer huzursuzluk yaratıyor ve anne- baba kaldırırken yatakta sağa sola dönme hareketlerinde bulunuyorsa, bu zamanlama çocuğu tuvalete kaldırmak için doğrudur.

    Bunlara Dikkat Edelim :

    -Çocuğunuz hazır olmadığı sürece ona tuvalete alışkanlığı kazandıramazsınız.

    -Çocuğunuzla ilişkileriniz iyi değilse, onu tuvalete alıştırmakta güçlük çekersiniz.

    -Çocuğunuz kaslarını kontrol etmesini öğrenmeden tuvalet eğitimine girişmeyiniz. Tuvalete alışmak, kolay ve basit bir işlem olarak görünse de, çocuk için hiç de öyle olmadığını unutulmamalısınız.

    -Çocuğun, altını ıslatmamaya alıştırma denemelerinden hiç bir sonuç elde edilemeyişi ya da çocuğun oturağa oturmamak için direnişi, bu konuda vaktin henüz erken olduğunu gösterir.

    -Çocuğun cesaretini kaybetmemesi için annenin, kısa bir süre bu işten vazgeçmesi yerinde bir davranış olur.

    Çocuğunuzu teşvik edin :

    Bezi bıraktırmadan önce çocukla alış verişe çıkmak, cinsiyetine göre seveceği renkli ve desenli iç çamaşırları almak çocuğu da işin içine katacağından, onu teşvik edici olacaktır.

    Aynı şekilde bez ilk defa çıkarıldığında ve çamaşırlar ilk kez giyilmeye başlandığında, bu eğlenceli bir tören haline getirilmelidir. Yakın aile bireyleriyle bu olay paylaşılmalı,çocuğun yanında onu özendirecek ve heveslendirecek bir dille anlatılmalıdır.

    Çocuğa artık abi-abla olduğunu söylemek, kirli bezlerle dolaşmaktan kurtulacağını ve aynı anne-babası gibi büyüdüğünü ifade etmek önemlidir. Tuvalet eğitimi sırasında ortamdaki psikolojik şartlar da dikkate alınmalıdır. Bu eğitime başlandığı sırada aileye katılan yeni bir kardeş, anne baba arasındaki sorunlar, ayrılıklar, çevre değişimi, kreşe başlamak gibi faktörler çocukta olumsuz etkilere sebep olacaktır.Unutmayın sabır ve sevginin çözemeyeceği sorun yoktur.

  • Ateşe bakış ve sık ateşlenen çocuklarda (pfapa)

    ATEŞLİ ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI

    Çocuğunuzun ateşi 37.9 ve üzeri ise ve kendini rahatsız hissediyorsa ateşe müdahale edilmelidir. Hastalık süreci içerisinde alttaki neden tedavi edilmediği sürece ateş tekrar yükselecektir, ancak ateşi düşürerek çocuğunuzun kendini daha rahat hissetmesini sağlayabilirsiniz.

    Ateşi düşürmek için bazı şurup ve fitilleri kullanabiliriz. Özellikle 2 yaş altındaki çocuklarda ilaç seçiminde doktorunuza danışmakta fayda vardır.Ateşin sebebi ne olursa olsun ılık sularla banyo yaptırmak alnına, koltuk altlarına, kasıklarına ılık ıslak bez ile uygulama yapmak her zaman işe yarar.

    Çıplak kalabilir ya da ince giydirilmelidir

    Sık sık emzirin ya da bol sıvı veriniz.

    Ateş ölçümü için dijital termometreler hem kullanım hemde fiyat açısından uygundur, çabuk ve doğru ölçebilirler.

    Ağız, koltuk altı veya her iki yoldan ölçebilirler. Kullanmadan önce koltuk altındaki teri veya suyu silmek gerekir.

    Bebeğiniz 3 ay ve altındaysa, ateşi 37.9 C’ nin üzerinde olduğunda doktorunuzu aramalısınız.

    Düşüremediğiniz her ateşte veya sık tekrarlayan ateşte hekiminizi aramalısınız.

    Bunların yanında huzursuzluk ateş düşürücüye cevap vermeyen ateş;döküntü var ise çocuğunuzun ateşi düştüğü halde halsiz görünümü devam ediyor ya da giderek artıyorsa, ateşi 2 yaşın altında 24 saatten daha uzun süre, 2 yaş ve üzerinde 3 gün ve daha uzun süre devam ediyorsa doktorunuza gitmelisiniz.

    Önce duş veya kompresle müdahale peşinden ilaç tercih etmek ateşi daha kolay kontrol etmemizi sağlar..

    ALTINCI HASTALIK (ROSEOLA İNFANTUM)

    Roseola üç ay- altı yaş arasındaki çocukları etkileyen çok yaygın hafif viral hastalıklardan biridir.

    Bir kaç saat ile üç beş gün sürebilen yüksek ateş ve sonrasında kırmızı deri döküntüleri ile seyreder.

    Döküntü, bazen kızamık veya kızamıkçık ile karışabilir.

    Rozeola da en büyük risk ateşin tetiklediği febril konvülziyon (havale) riskidir.

    Tedavi seçenekleri bol sıvı, parasetamol, dinlenme ve evde bakımı içerir.

    Belirtiler:

    Roseola 39,4 – 40,6 derece arasında genellikle 2-3 gün süren, en fazla 8 güne kadar uzayabilen ani yüksek ateş ile başlar. Ateş başladığı gibi aniden normale döner. Bazen yüksek ateşe bağlı nöbetler gelişebilir. Kulak arkası ve boyunda lenf bezlerinde şişmeler görülebilir.Nadiren ensefalit ve hepatit gelişebilir.
    Diğer belirtileri göz kızarıklığı, burun akması, huzursuzluk, sinirlilik,iştahsızlık, boğaz ağrısıdır.
    Ateşin düşmesi ile birlikte pembe-kırmızı döküntüler başlar. Döküntüler önce gövde ve boyunda başlar, daha sonra yüz, kollar ve bacaklara yayılır. Kabuk hafifçe kaldırılırsa altında yara oluşabilir. Döküntüler birkaç saat ile 1-2 gün arasında sürebilir. Genellikle kaşıntı yoktur.

    Hastalık genellikle bir haftada iyileşir. HHV-6 enfeksiyonlarının yaklaşık % 70 inde döküntü oluşmaz, sadece ateş vardır.

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal adenit Semptomları ile tanınan bu antiteye dikkat çekmek isterim.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6ºC’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve spontan olarak gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve non-steroid antiinflamatuvar ilaçlara yanıt vermemesi dikkat çekicidir. Ateşle beraber aftöz stomatit %70, farenjit %72 ve servikal adenit %88 oranında eşlik etmektedir (5). Aftöz stomatit genellikle grup yapmayan 5 mm’den küçük, yüzeyel ülserler şeklindedir. Bunlar skar bırakmadan 5-10 gün içinde iyileşirler.

    Tonsillerde genellikle non-eksudatif eritem görülebildiği gibi kript ve membranlar da görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal boğaz florası olarak saptanır. Servikal lenfadenit genellikle bilateral, çapları 5 cm’yi geçmeyen, ağrısız, hareketli lenfadenopatilerdir. Servikal bölge dışındaki lenf bezlerinde büyüme görülmez. PFAPAsendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir .. Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    PFAPA sendromu düşünülen hastaya atak başlangıcında 1mg/kg tek doz prednizon tedavisi verilip bu tedaviyle hastanın klinik bulguları bir gün içinde hızla düzeliyor mu test edilerek tanıya gidilebilir. Hastanın prednizolon aldıktan sonra saatler içinde semptomlarında iyileşme olduğu gözlenmesi tanıda kıymetlidir.PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Grip aşısı hikayesi

    OLMAK YADA OLMAMAK(BİR GRİP AŞISI HİKAYESİ)

    Grip aşısı yıllardır yapılsın yapılmasın tartışmlarıyla her yıl eylül ekim aylarında gündeme gelmektedir .Aşının yapılması gerekliliğinde fikir beyan edenler ki büyük çoğunluğu bunlar oluşturur.gribe bağlı ölümleri ve gribe karşı gelişen komplikasyonları önlemeyi hedeflemektedirler .Yani hedef grip olunmamasından çok gribin tetiklediği hastalıklar ve ölümlerin önlenmesidir .Aşı özellikle risk grubundakiler için önerilmektedir. Kimdir bu risk grupları diye sorarsak astım ,diyabet, böbrek hastalığı ve kronik hastalığı olan çocuklar ve erişkinler ile bu kişilerle aynı evde yaşayan diğer kişiler

    risk grubunda olmasalar bile mutlaka aşılanmalıdır.Örneğin;evde astımlı , bronşitli bir çocuk var ise evdeki herkesin aşılanması önerilmektedir.Bunun dışında sağlık çalışanları 6 ay- 5 yaş arası çocuklar,hamilelerin(ilk 3 ay dışı),emziren annelerin ve 65 yaş üzerindeki kişilerin grip aşısı yaptırılması önerilmektedir.Risk gruplarından birinde değilseniz bile grip aşısının yapılması yıl içinde grip olma riskinizi azaltır.aşının koruyucu etkisi 2-3 hafta sonra ortaya çıkar. Aşının piyasaya çıktığı ilk tarihte uygulanması önerilir. Eylül ekim aylarında aşının yapılması iyi olur.kişi grip geçirmiş olsa dahi aşı olabilir. Grip aşısı tekli aşı olduğu için civa veya thimerosal içermez.aşı iyi tolere edilmektedir.İnaktif yani canlı olmayan virüslerden oluşmaktadır bu nedenle aşının hastalık yapma riski yoktur. En sık görülen yan etkisi aşı yerinde ağrı ve hassasiyettir. Bu yıl grip aşısının hem 3 hemde 4 suş içeren iki ayrı formu ülkemizde kullanıma sunulmuştur.Aşı yumurta alerjisi olanlar dışında ve 6 aydan büyük herkese uygulanabilir.

    Gripsiz günler dilerim.