Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Çocuk ve bebek kalp hastalıklarında beslenme ve spor

    Doğuştan kalp hastalıkları olan bebeklerin boyları genelde normal olmakla beraber kilo almaları daha yavaş olmaktadır. Kalp sorunu olan bebeklerde anne sütü veya mama ile beslenme yeterli olabilir. Ancak beslenme yönteminde biraz esnek davranarak anne sütü veya mama ile besleniyor olsalar bile ek kaloriye gereksinimleri olabiliyor bebeklerinizin..

    Akdeniz mutfağı tipinde beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması çok önemli. Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu diyet, çocuğunuzun erişkin yaşlarda da sağlıklı bir kalbe sahip olmasına yardımcı oluyor.

    Kırmızı et kolesterolce yüksek olduğundan haftada en fazla 2 gün gibi sınırlı tüketilmelidir. Diğer günler derisi alınmış ve özellikle de göğüs bölgesini içeren tavuk eti ve kalbi korumada etkili olduğu bilinen omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan balıklar tercih edilmeli ve tüketilmelidir. Ancak balık, tavuk eti ve kırmızı etin pişirilme yöntemleri de önemlidir. Bunlar kesinlikle kızartma olmamalı, haşlama, buğulama veya ızgara tercih edilmelidir.

    E ve C gibi antioksidan vitaminlerin de kalp sağlığına olan olumlu etkileri bildirilmektedir.

    Çocukların beslenmeleri erken yaşlarda kontrol altında tutulmalı ve ailede kalp hastalığına bağlı erken ölüm varsa gerekli kan testlerine erken yaşlarda başlanması uygun olacaktır.

    Uzun süre bilgisayar veya televizyon karşısında fast-food tarzı yiyecekler ve yağ-karbonhidrat açısından zengin diyetler obezite oranını arttırdığı gibi kalp hastalıklarına da yol açmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri yapılarak bu tip beslenmeden kaçınarak başta yürümek olmak üzere hareketsizliğe son verip kalp hastalıklarına zemin hazırlayacak obezite riskinden kurtulmuş oluruz.

    Spor bir yaşam biçimi olarak küçük yaştan itibaren çocuklara benimsetilmelidir. Küçük yaşlardan itibaren spor yapanlar, yaşlandıklarında da spora daha rahat bir biçimde devam etmektedirler. Kalp atışlarını aniden arttıran ve yüksek efor gerektiren tenis, koşma gibi sporlardan uzak durulmalıdır. Yürüyüş yapmak zayıflamaktan öte, vücuttaki stresi azaltmaya da yaramaktadır. Yürüyüşle kan yağları düşüyor, yararlı kolesterol denen HDL yükseliyor hatta düzenli yürüyüşlerle tansiyonu bile kontrol altına almak mümkün olabiliyor.

    Sonuçta, hangi yaşta olursa olsun kalp sağlığını korumada ve kalp hastalıklarında doymuş yağları içeren katı yağların tüketimi sınırlanırken, kolesterol oranı en düşük zeytinyağı ile beslenme ön planda tutulması gerekmektedir. Bunun yanısıra bol yeşil yapraklı sebze ve meyve tüketilirken yürüme ve yüzme gibi sporlar ile hareketsiz yaşam terkedilecektir.

    Kalp hastalığı olan çocuklarda çeşitli beslenme yöntemleri ve alınan besinlerdeki kalori miktarlarının arttırılması konusunda bir uzman diyetisyen ile görüşülerek bilgi alınabilir.

  • Sağlıklı bir çocuk kalbi için anne babaların dikkat etmeleri gereken detaylar nelerdir?

    Sağlıklı bir çocuk kalbi için anne babaların dikkat etmeleri gereken detaylar nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalıklarını önlemek için anne adaylarının özellikle kızamıkçığa karşı aşılamalarını yaptırmaları; gebelikte ilaç, sigara, alkol kullanmamaları ve röntgen filmi çektirmemeleri, yüksek risk taşıyanlarda genetik danışma olanaklarının kullanılması gerekmektedir

    Anne ve babaların bebeklerin doğumdan sonraki rutin izlemlerini düzenli yaptırmaları kalp sağlığı açısından önemlidir çünkü çocuk hekimi belirtileri farkettiği zaman hastayı çocuk kardiyoloji uzmanına yönlendirmektedir. Bunun yanısıra çocukları infeksiyonlardan koruma, aşıların düzenli yapılması, iyi beslenme ve bakım kalp hastalıklarından korunmada önemli olmaktadır.

    Çocuklarda büyüme ve zihinsel gelişim hamileliğin başladığı andan itibaren besinlerden büyük ölçüde etkilenmektedir. İyi beslenme aynı zamanda kalp sağlığı için çok önemlidir. Gelişmekte olan toplumlarda özellikle beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve fast-food ağırlıklı beslenme tipleri nedenleri ile kalp hastalıklarına yakalanma yaşı gittikçe düşmektedir. Dengesiz beslenme çok küçük yaşlarda şişmanlığa, anormal kolesterol düzeylerine ve yüksek tansiyona yol açabilmektedir. Hiperkolesterolemi, çok nedenli metabolik bir bozukluk olup, hastalık genetik faktörlerin yanısıra diyet ve fiziksel aktivite gibi çevresel faktörlerden çok etkilenip ortaya çıkmaktadır. Kanda kolesterol yüksekliği ateroskleroz (damar sertliği) için risk faktörüdür ve bu hastalık daha çocukluk çağında başlamaktadır.

    Yeşil sebze ve meyve ağırlıklı, beyaz et ve balık eti bakımından zengin, zeytinyağının tercih edildiği, karbonhidratların makul derecede tutulduğu bir diyet ile beslenme alışkanlığının çocukluk yaşlarından itibaren başlatılması hem çocukluk çağında ve hem de erişkin yaşlarda sağlıklı bir kalbe sahip olunmasına yardımcı olmaktadır.

    Normal kilonun üstünde olan bir çocuğun fiziksel etkinliklere katılması sağlanmalıdır. Uzun süreli bilgisayar oyunlarını oynama ve televizyon izleme gibi çocuğu hareketsiz kılan durumlarda obezite daha çok oluşmakta ve bu durum da kalp hastalıkları için zemin hazırlamaktadır.

    Anne ve babaların çocuklarının ağız hijyenine önem vermesi, yumuşak diş fırçaları ile dişlerin fırçalanması alışkanlığını öğretmeleri ve sağlıklı insanlarda dahi %1-2 oranında kana mikrop karışmasına olanak sağlayan ciklet ve benzeri şeylerin çiğnenmesi ile ağız içerisinde oluşacak küçük yırtıkların oluşmasına engel olmaları gerekmektedir.

  • Anne karnında yapılan incelemeler kalp hastalıklarının tanısında önemli bir yer tutarmı?

    Fötal ekokardiyografi ile anne karnındaki bebeğin kalbinde oluşan doğuştan kalp hastalıklarının çoğuna tanı konulabilmektedir. Bu incelemenin zor ve kompleks olması nedeni ile ekokardiyografiyi uygulayacak uzmanın deneyimli olmasını gerektirmektedir. Bunun için en iyi görüntüleme 22-24. haftalarda yapılabilmekte, bazı ağır kalp hastalıklarında tanı 16-18. haftadan sonra da konulabilmektedir.

    Annede doğuştan kalp hastalığı bulunması, annede diyabet, fenilketonüri ve birtakım bağdokusu hastalıklarının bulunması, annenin infeksiyonlara maruz kalması ve/veya yapılan rutin ultrasonografik tetkiklerde fetusta kalp dışı problemlerin bulunması, fetusta kromozom anomalisi saptanması, fetus kalbinde ritm sorunları fetal ekokardiyografi yapılmasını gerektirmektedir.

  • Bebeklerde kalp hastalıkları belirtileri nedir?

    Bebeklerde kalp hastalıkları belirtileri nedir?

    Bebeklerde kalp hastalıkları hangi belirtilerle ortaya çıkıyor? Anne babaların özellikle dikkat etmeleri gereken noktalar nelerdir?

    Bebeğinizde morarma, sık nefes alıp verme, solunum zorluğu ve beslenme güçlüğü varsa nedeni morarma ile seyreden doğuştan kalp hastalığı olabilir. Bunlar hayatın ilk günlerinde görülmekte olup acil olarak çocuk kalp hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır. Bu grup hastalıklarda erken tanı ve erken ameliyat hayat kurtarıcı olmaktadır.

    Bebeğinizde beslenme süresinin ortalama 20 dakikadan daha uzun sürmesi, beslenirken yorulması ve nefes nefese kalması, özellikle saçlı deride olmak üzere aşırı terlemesi ve yeterli kilo alamaması doğuştan kalp hastalığına bağlı kalp yetmezliğini düşündürmelidir. Acil olarak hastalığın tanısı ve kalp yetmezliğinin tedavisinin verilmesi gerekmektedir.

    Özellikle yenidoğan dönemini aşmış bebeğinizde sık nefes alıp verme ile birlikte solunum zorluğu, çok sık akciğer infeksiyonu geçirmesi, aşırı terleme, beslenme güçlüğü ve kilo almada yetersizlik varsa kalp odacıkları arasındaki bölmelerde geniş deliklerin olabileceği düşünülerek tanı konulması amacı ile çocuk kalp hastalıkları uzmanına başvurulması gerekmektedir.

    Küçük çocularda çabuk yorulma, beslenme bozuklukları, huzursuzluk, terleme, solunum bozuklukları ve gece uykudan aniden uyanarak uzun çığlıklar atması; daha büyük çocuklarda eforla yorulma ve efor sonrası ortaya çıkan bayılma atakları, nöbet benzeri belirtiler, halsizlik, başdönmesi, çarpıntı ve göğüs ağrısı kalpte ritm ve ileti bozukluklarının haberci bulguları olabilmektedir.

  • Çocuklarda görülen kalp hastalıkları!

    Çocuklarda görülen kalp hastalıkları!

    Çocuklarda en çok hangi kalp hastalıkları görülmektedir? Bu hastalıklar hangi dönemlerde ortaya çıkmaktadır? Bu hastalıkların belirli oluşum nedenleri varmıdır?

    Çocuklarda görülen kalp hastalıklarını üç ana başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar; doğuştan kalp hastalıkları, sonradan oluşan (edinsel) kalp hastalıkları ve ritm ve ileti bozukluklarıdır.

    Doğuştan kalp hastalıkları, en sık rastlanılan doğuştan anomaliler olup doğan her 1000 çocuktan 8’inde kalp hastalığı görülmektedir. Bu da canlı doğumların ortalama %1’i olmaktadır. Ülkemizde her yıl ortalama 12000-13000 bebek kalp hastası olarak doğmaktadır.

    Doğuştan kalp hastalıkları doğum öncesi anne karnındaki bebeğin organlarının gelişimi sırasında ortaya çıkan hastalıklardır. Bu hastalıklar, kalbin kulakçık veya karıncıkları arasında bulunan bölmelerdeki delikler, kalbe gelen ve kalpten çıkan damarların anormal pozisyonları, ana damarların kapakçıklarındaki ve kulakçık ile karıncıkları birbirlerine bağlayan kapaklardaki darlık ve yetmezlikler, kalp kasını besleyen koroner damarlardaki anomaliler veya yukarıda sayılan anomalilerin birlikte bulunduğu daha ciddi ve kompleks hastalıklardır. Çocuklarda en çok görülen kalp hastalıkları doğuştan kalp hastalıklarıdır.

    Sonradan oluşan (edinsel) kalp hastalıkları arasında en sık görüleni romatizmal kalp hastalıklarıdır. Sıklıkla 5-15 yaş grubu çocuklarda üst solunum yolundan giren A grubu beta hemolitik streptokokların romatizma yapıcı türünü alan çocuklarda eklem bulgularının yanısıra %50 olguda boğaz infeksiyonundan 2-4 hafta sonra kalp kapakları, kalp kası ve bazen de ek olarak kalbin dış zarı etkilenerek kalıcı kalp hastalığı oluşmaktadır.

    Edinsel kalp hastalıklarının oluşmasında özellikle süt çocukluğu döneminde görülen viral üst solunum yolu infeksiyonlarında, kabakulak, kızamıkçık ve suçiçeği gibi hastalıklarda da kalp kası ve kalp zarı etkilenebilmektedir. Edinsel kalp hastalıklarından daha seyrek olarak görülen Kawasaki hastalığı 5 yaş altı çocuklarda koroner damarları tutan bir hastalık olup 5 günden fazla süren ateş ve döküntü olduğunda bu hastalık düşünülmelidir.

    Ritm ve ileti bozuklukları, kalbin elektriksel sisteminde anormal yavaşlama, duraklama veya hızlanmalarla belirlenen kalp atım bozukluklarıdır. Bu gibi ritm bozuklukları çocuklarda, erişkinlerde olduğu kadar sık değildir. İyi huylu ritm bozuklukları olabildiği gibi; kalp yetmezliğine, bayılma ve hatta ani ölüme yol açabilecek ritm bozuklukları çocukluk çağında görülebilmektedir. Bunlar sıklıkla doğuştan kalp hastalıklarına veya bu hastalıklar nedeni ile geçirilmiş kalp ameliyatlarına bağlı olabilmektedir. Ritm bozuklukları bazen de bilinen herhangi bir nedene bağlı olmadan da ortaya çıkabilmektedir. Çabuk yorulma, halsizlik, huzursuzluk, aşırı terleme, bebeklerde iyi beslenememe ve özellikle gece uyku bozuklukları mevcut bir ritm ve ileti bozukluğunun belirtileri olabilmektedir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda hastalığın nedeni bilinmemektedir. Hamilelik döneminde kullanılan bazı ilaçlar, alkol ve uyuşturucu, röntgen ışınlarına maruz kalma bebekte risk faktörü olabilmektedir. Annenin insülin bağımlı diyabetik olması kalp hastalığı görülme sıklığını ortalama 5 kat daha arttırırken, bazı bağ dokusu hastalıkları da kalpte ileti bozukluklarına neden olabilmektedir. Gebeliğin ilk üç ayında, özellikle kızamıkçık gibi bazı viral infeksiyonların geçirilmesi kalpte yapısal bozukluklara neden olurken, bu gibi virüslerin son üç ayda alınması kalp kasında bozukluklara yol açabilmektedir. Bazı kalp hastalıklarının oluşmasında kalıtım sorumlu tutulurken, bazı kromozom bozukluklarında (Down sendromu, Trizomi 13 ve Trizomi 18 gibi) doğuştan kalp hastalıkları çok daha sık görülmektedir. Ailede bir bebekte doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak diğer kardeşlerinde de kalp hastalığı oluşma riski ortalama %2 olarak bilinmektedir. Annenin doğuştan kalp hastalığı olmasında da doğacak bebeğinde kalp hastalığı oluşması yine aynı oranda risk faktörü olabilmektedir.

  • Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir? Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşin oluşturduğu yan etkiler nelerdir?

    Bunlar, ateşe bağlı havale nöbeti ve sıcak çarpmasıdır.

    Bu yan etkiler ile nasıl mücadele etmemiz gerekir?

    Ateşli havale:

    Ateşin oluşturduğu en önemli yan etki “febril konvülziyon” diya isimlendirdiğimiz ateşli havalenin oluşumudur ve bu durum acil tedavi gerektirmektedir. Ailelerde ateşe bağlı korku ve panik gelişimine yol açan nedenlerin başında gelmektedir. Ateşe bağlı havale geçirmekte olan çocuğun ilk destek tedavisini yapmak zorunda kalacak ailelerin, bu konuda panik yapmamaları ve soğukkanlı olarak yapılması gerekenleri uygulamaları gerekmektedir.

    Çocuklarda ateşe bağlı havale geçirmenin görülme sıklığı %2 ile %5 arasında değişmektedir. En sık olarak 6 ay-5 yaş arası görülür ve 18. ayda görülme sıklığı artar. Ateşe hassas çocuklarda ateşin aniden yükselmesi ile ortaya çıkar ve ailevi yatkınlık gösterir. Böyle çocukların anne, baba veya çok yakınlarında çocuklukta havale öyküleri bulunmaktadır. Havale genellikle 1-3 dakika kadar sürer ve kendiliğinden geçer. Bilinç kaybı, el, kol ve bacaklarda kasılma olur. Nöbet geçtiğinde çocuk uykuya dalar. Bu cins havaleler zaralı ve tehlikeli değildir ve sıklıkla sekel bırakmaz.

    Havale sırasında anne ve babaların çocuğu bir tarafına dönük olarak yatırmaları, mümkün olduğunca hareket ettirmemeleri, üzerindeki fazla giysileri telaşlanmadan çıkarmalı, çocuğun ağzına mümkün olduğunca ellerini sokmamaları, ılık su pansumanları ile ateşin düşmesine yardımcı olmaları ve havale geçirirken ılık su dolu küvete sokmamaları gerekir.

    Daha sonraki ateşli havalelerinde doktorunuzun verdiği ve belirtilen dozda rektal uygulanabilecek diazem fitili, havaleyi daha çabuk sonlandırmaları için uygulamalıdırlar.

    Ateşli havale geçiren çocuklarda ateş nedenini saptamak ve tedaviyi planlamak esastır.

    Sıcak çarpmaları:

    Ateşli çocuklarda acil tedavi gerektiren diğer bir durum da sıcak çarpmasıdır. Sıcak havada araba içinde veya diğer kapalı ortamlarda kapalı kalmak gibi çevre ısısının çok yükselmesine bağlı olarak görülmektedir. Bunun yanısıra özellikleateşli yenidoğan ve küçük bebeklerin oda ısısı yüksek olan yerde, bir ısıtıcı yanında aşırı giydirilmesi gibi ısı kaybını azaltan durumlarda ortaya çıkar. Bu durumlarda halsizlik, aşırı huzursuzluk veya uyuklama, bulantı ve kusma, çok sıcak bir deri ile karakterize olan sıcak çarpması, havale geçirme ve bilinç kaybı ile sonuçlanır.

    Bu durumda bebeğin giysilerini çıkarıp, çok soğuk bir su ile ıslanmış havlu ile sarılmalıdır. Ateş düşürücü ilaçlar etkisizdir. Acil olarak damar yolu açılıp sıvı tedavisine başlanması gerekmektedir.

  • Çocuklarda ateşle mücadele nasıl olmalıdır?

    Çocuklarda ateşle mücadele nasıl olmalıdır?

    Ateş, enfeksiyonlara karşı organizmanın oluşturduğu bir tür bağışıklık yanıtı, enefeksiyon etkenleri ile savaşın işaretidir. 38-39 derece arasındaki ateşlerde hastalık yapıcı mikroorganizmalar rahat çoğalamaz ve hayatiyetlerini kaybederler. Özellikle ateş yükselmeye başladığında bu yanıt daha belirgindir.

    Aslında ateş bir hastalık olmayıp sadece bir bulgudur. Ateşi tedavi edemeyiz. Önemli olan ateşe neden olan etkeni veya hastalığı bulmak ve ona özgül tedaviyi vermemiz gerekmektedir. Tabiiki çok yüksek ateşlerde doktora ulaşıncaya dek uygun birtakım girişimlerle ve/veya ateş düşürücü ilaçlarla, yüksek olan ateşi daha uygun düzeylere indirmemiz gerekebilir.

    Evde uygulanabilecek bu girişimler ile belki de hiç ilaç kullanmadan ateşi daha uygun düzeylere indirmek gerçekleşebilecektir. Oda ısısını 22-24 derece arasında tutmak, ateşli çocuğun üzerindeki giysileri çıkarmak ve üzerini örtmemek gerekir. Ateş, solunum sayısını arttırarak sıvı kaybı oluşturur. Bu nedenle ateşli çocuklara bol miktarda sıvı (su, meyve suyu, ayran, çorba gibi)verilmelidir. Fizik aktivite ile karaciğer ve kaslarda ısı yapımı olacağından aşırı fizik aktiviteden kaçınılmalıdır. Gerekirde ısısı 29-31 derece olan su ile banyo yaptırılmalı veya belirtilen ısıda su ile doldurulmuş küvetler içerisinde ortalama 15-20 dakika kadar bekletilmelidir. Soğuk su ile banyo yaptırıldığında etraf damarlarda kasılma meydana geleceğinden ateşin düşmesi mümkün olmayacak hatta daha da artacaktır.

  • Ateşli çocuğu hangi durumlarda doktora götürmek gerekir?

    Ateşli çocuğu hangi durumlarda doktora götürmek gerekir?

    1-30 gün arası bebeklerde (yenidoğan dönemi) ateşin yüksekliği kadar düşük vücut ısısı da önemlidir. Bu nedenle bu dönemdeki her bebek doktor tarafından görülmelidir.

    Ateşin 38 derece ve üstü olduğu 3 aylıktan küçük bebekler yine doktor tarafından görülmelidir.

    3-36 aylık bebeklerde 38,5-39 derece gibi yüksek ateşe ek olarak dalgınlık, huzursuzluk, ağlama, beslenememe, nabız ve solunum sayısının artması ile birlikte solunum güçlüğü belirtileri, uykuya meyil olduğu durumlarda doktorunuzun aranması veya çocuk acil servislerine başvurunuz gerekmektedir.

    Herhangi bir yaştaki çocukta ateş 40 derece ve üzerinde ise, çocuğun öyküsünde daha önceden geçirilmiş ateşli havale mevcutsa, ateşle birlikte döküntüler varsa ve çocukta kalp hastalığı, kanser ve orak hücreli kansızlık gibi kronik hastalıklar var ve bu nedenle izleniyorsa mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

  • Çocuklarda ateş ölçüm metodları nelerdir ve nasıl ölçülmektedir?

    Çocuklarda ateş ölçüm metodları nelerdir ve nasıl ölçülmektedir?

    Bugün kullanımda çok farklı ateş ölçüm cihazları bulunmaktadır. Ateş ölçerler kullanılarak çocukların ateşleri koltuk altından, ağızdan, kulak zarından ve makattan ölçülebilmektedir. En eski ve en çok bilineni civalı cam termometrelerdir. Son yıllarda gündeme gelen civa zehirlenmeleri ile ilgili kaygılar bu tip termometrelerin kullanımının sorgulanmasına neden olmuştur. Bu termometrelerin kırılması ve civanın oda içine yayılımı solunum yolu ile civa alınımına neden olabileceği, seyrek olmakla birlikte ağızdan ölçümlerde termometrenin ağız içerisinde kırılması ve civanın yutulması gibi nedenlerle zehirlenme gelişmesi olasılığı düşünülerek civalı termometrelerin kullanımı sınırlandırılmıştır.

    Son yıllarda özellikle ev kullanımlarında yaygınlaşmış ve ölçüm tamamlandığında sesli uyarı veren, kullanım kolaylıklarına sahip ve kolay okunabilen ekranları ile dijital termometreler ön plandadır. Özellikle koltuk altı ve ağızdan ateş ölçümlerinde kullanılan bu termometrelerde en önemli sorun zamanla ölçüm duyarlılıklarını kaybetmeleridir. Hastane şartlarında veya kreş gibi ortak kullanımın söz konusu olabileceği ortamlarda enfeksiyon bulaş tehlikesi ve ölçüm güvenilirliklerinin tartışmalı olması nedeni ile tercih edilmemektedir.

    Genel olarak uzaktan ölçüm termometresi olarak da bilinen infrared termometreler ile kulaktan ölçüm yapılabilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı temasa gerek kalmadan, uzaktan sıcaklığın ölçülmesine olanak tanımasıdır. Kullanım kolaylığı, kolay ulaşılabilir olması ve hijyenik oluşu da diğer avantajlarıdır. Kulak zarı, vücudun ana arterlerinden karotid arterin direkt dalından kanlandığı ve beyindeki ısı merkezi ile aynı atardamarın dalını kullandığı için vücut merkez sıcaklığını en iyi yansıtan odaklardan biridir. Bu termometrelerde karşılaşılan en önemli sorun dış kulak yolunda uygun olmayan yerleşime bağlı olarak hatalı ölçümler olabilmektedir. Ayrıca çalışma özellikleri nedeni ile kulak zarını net olarak görecek pozisyondan ölçüm yapmaları gerektiği için yenidoğan döneminde ve ilk bir yaşta ölçüm güvenilirliği düşüktür.

    Vücut sıcaklığının en yüksek ölçüldüğü vücut bölgesi makat’dır. Genel olarak güvenilir bir ölçüm bölgesi olarak kabul edilmesine rağmen, özellikle yenidoğan ve küçük süt çocuklarında makat yırtılması tehlikesi taşımaktadır. Büyük çocuklarda ve yetişkinlerde ise fiziki şartlar ve hastaların psikolojik tutumları nedeni ile de çok tercih edilen bir ölçüm bölgesi değildir.

    Koltukaltından ateş ölçümleri güvenli, kolay ve hastaya çok rahatsızlık vermeden uygulanabilir olması önemli avantajlardır. Özellikle ateşin yükselmeye başlaması ile birlikte küçük uç damarlarda kasılma geliştiği için koltuk altı ateş ölçümlerinde hata oranı artmaktadır.

  • Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta nasıl oluşmaktadır?

    Ateş vücutta üç değişik mekanizma ile oluşmaktadır. Bu değişik mekanizmalarla oluşan ateşe, ateş düşürücü ilaçların cevabı da farklı olmaktadır.

    Birinci grupta enfeksiyonlar, kanserler ve bağ dokusu hastalıkları bulunmaktadır. Bu grupta beyindeki hipotalamus bölgesindeki ateş ile ilgili merkezde ısı yükselmesi olmaktadır. Bu tip ateşlerde ateş düşürücü ilaçlarla ve çevre ısısının düzeltilmesi ile ateş düşürülebilmektedir.

    İkinci tip ateş tiroid bezinin aşırı çalıştığı ve çevre ısısının aşırı arttığı durumlar ile aspirin gibi bazı ilaçların yüksek dozlarda alındığı salisilat zehirlenmelerinde oluşmaktadır. Bu grupta ısı kaybından fazla ısı oluşması söz konusu olup ateş düşürücü ilaçlar ateşi düşürememektedirler. Üçüncü grupta sıcak çarpması, bazı deri hastalıkları ve zehirlenmeler sonucu ateş oluşmaktadır. Bunlarda ısı kaybında sorun vardır ve ateş düşürücüler yine etkisiz olmaktadır.