Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Kortizon kullanımı yan etkileri; astım bronşit

    Astım Bronşitte; İnhaler steroidlerin sistemik etkilerini değerlendiren çalışmaların çoğunluğu 5 yaşından büyük çocuklarda yapılmıştır. İnhaler steroidlerin astımlı çocuklarda büyüme üzerine etkilerini değerlendirirken bazı özellikler gözönünde tutulmalıdır. Örneğin, astımlı çocukların çoğunda ilk dekadın sonunda büyüme hızında azalma görülmektedir . Büyüme hızındaki bu azalma ergenliğin ortalarına kadar devam etmekte ve ergenliğin başlamasındaki gecikmeyle ilişkili görülmektedir.

    Ergenlik öncesi büyüme hızındaki azalma büyüme geriliğini taklit eder. Ancak, pubertedeki gecikme iskelet gelişimiyle uyumlu olduğu için çocuğun kemik yaşı boyuyla uyumlu olmaktadır. Sonunda erişkin boyu azalmamakta, ancak normalden daha geç bu boya ulaşılmaktadır. Astımı kontrol etmek için günde 400 mcg inhaler budesonid kullanımının boy üzerindeki etkisi düşük sosyoekonomik durumdan daha azdır . Ayrıca kontrol altında olmayan astımın büyümeyi olumsuz etkilediği de unutulmamalıdır. Günlük olarak 100-200 mcg inhaler steroidle büyüme üzerine olumsuz etki bildirilmemiştir. Büyüme geriliği doza bağımlı olup, çeşitli inhalerler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Adolesanlara göre 4-10 yaş grubu çocuklar büyüme geriliğine daha yatkın olup, tedavinin birinci yılındaki etkiler genellikle geçicidir. İnhaler steroidlerin çocuklar üzerindeki potansiyel yan etkileri osteoporoz ve kırıklar olarak tarif edilir. Uzun dönem çalışmalarında inhaler steroid tedavisinin kemik dansitesine genel olarak olumsuz etkisi bulunmamıştır ve kırık riskini arttırdığı gösterilememiştir. İnhaler steroid kullanımı çocuklarda obeziteye neden olmaz. Inhaler steroid kullanımı çocuklarda katarakt gelişimine neden olmamaktadır .

    Santral sinir sistemi etkileri: İnhaler steroid kullanımında hiperaktif davranış, saldırganlık, uykusuzluk, konsantrasyon bozukluğu görülmüş olmakla beraber, geniş hasta gruplarında yapılan iki uzun dönem çalışmada böyle bir etki gözlenmemiştir . Nadir görülen bir problem olan kandidiyazisi aracı tüp kullanımı ,oral kandidiyazisi azaltır . Bu yan etki daha çok birlikte antibiyotik kullanımı, yüksek doz veya aracı tüp olmaksızın inhaler steroid kullanımı ile iliş- kilidir. Korunmada ağız çalkalamak faydalıdır . Budesonid tedavisi sırasında seste kalınlaşma veya değişiklik görülme sıklığı plaseboyla aynıdır . Diş sağlığı: İnhaler steroid tedavisi diş çürüğüne neden olmaz.

  • Çocuklarda masturbasyon varlığı

    ÇOCUKLARDA MASTÜRBASYON GÖRÜLÜRSE YAPILMASI GEREKENLER

    Çoğunlukla cinsel organı ile oynama şeklinde görülen mastürbasyon, ailede endişe ve panik yaratan bir davranıştır. Küçük çocuk tesadüfen keşfettiği bu davranıştan zevk aldığını görünce, bunu sürdürür. Eğer çocuk aileden tepki görmezse, bu davranış zaman içinde kaybolur veya azalma gösterir. Eğer ailenin tepkisi büyük olursa, çocuk bu davranışı gizlice sürdürme yoluna gider. Gizli yaptığı bu davranış bir yandan ona zevk verirken, öte yandan onda korku ve suçluluk duygusunun doğmasına neden olur.

    Mastürbasyon hiçbir sorunu olmayan çocuklarda görülebildiği gibi, sıkıntılı, ürkek, güvensiz ve endişeli çocuklarda sıklıkla görülebilir. Bazı çocuklarda da yalnızlık, üzüntü hallerinde tekrarlanan bir davranış olarak görülebilir. Araştırma bulguları mastürbasyonun, yalnız büyüyen çocuklarda, sevgi ve ilgiden yoksun büyüyenlerde, aşırı disiplinin egemen olduğu evlerde, ailenin cinsel konulara aşırı duyarlı olduğu evlerde daha çok görüldüğünü ortaya koymuştur. Bazı çocuklarda sadece uykuya dalmadan önce mastürbasyon yaparken, bazıları masal dinlerken veya televizyon seyrederken, bu davranışı yaparlar, bazıları da özellikle sıkıntılı oldukları anlarda ve gerilimlerini gidermek için bu davranışa başvururlar.
    Erkek çocuklarda kızlardan daha çok görülen bu davranışı yok etmek amacıyla çocuğu azarlamak veya dövmek, onunla alay etmek, cinsel organının kopacağını söyleyerek korkutmak, hastalanacağını anlatarak ürkütmek, cinsel organını kesmekle tehdit etmek, kaçınılması gereken hatalarıdır. Bu hatalar zaten endişeli olan çocuğun daha huzursuz olmasına yol açar ve kendisinde var olan suçluluk duygusunu pekiştirir.

    Öneriler:

    Çocuğu tanımaya çalışmak
    Çocuğun ev, aile ve okul içindeki yerini belirlemek ve sosyal uyaranları gözden geçirmek
    Bu davranışın altındaki gerçek nedeni (ör: yoksunluk, uyaran eksikliği) keşfetmek
    Çocukla iyi bir diyalog kurmak, ihtiyaç duyduğu sevgi ve ilgiyi göstermek
    Çocuğun kendini ifade etmesine ve sorunlarını dile getirmesine olanak tanımak
    Çocuğa yaratıcı etkinlikler ve dramatizasyon oyunları için gerekli malzemeleri (Ör: hamur, kil, kum, su oyunları, sanat faaliyetleri vs.) sunmak

  • Yeni bela – zika virus

    Zika Virus, Flavivirus cinsi bir virüs olup Aades türü bir sivrisinek tarafından insanlara bulaşır. İlk defa 1947’de Uganda’da Zika Ormanı’nda, Hint şebeği türü maymunlarda tespit edilmiştir. İlk kez 1968 yılında Nijerya’da bir insanda görülen virüs Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasına göre Şili hariç tüm Güney Amerika ülkelerine yayılmıştır. Latin Amerika ve Karayipler’de de etkili olan virüs, Kolombiya’da 13 bin 500 kişide görülmüştür. Brezilya’da Mayıs 2015’de başlayan salgın, şu ana kadar bu virus nedeniyle olan en büyük salgındır. 440.000 – 1.300.000 şüpheli vaka bildirilmiştir Stockholm’daki Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi, Almanya ve İngiltere’de de Zika virüsü vakalarına rastlandığını rapor etmiştir.

    Dünya Sağlık Örgütü, 2016’da 33 ülkeye yayıldığı saptanan virüse karşı acil durum ilan etmiş ve bu virüse karşı bir aşı geliştirilebilmesi için en az 10 yıla ihtiyaç duyulduğunu açıklamıştır. Bu arada cinsel yolla da bulaştığı saptanan bu virüsle mücadelenin tek yolunun, sivrisineklerin ürediği durgun suları ilaçlamak ve kurutmaktan geçtiği vurgusu yapılmıştır.

    Kan tranfüzyonu ile bulaştığını gösteren 1 vaka olmuştur. Zika Virus’ un RNA’sının amniyon sıvısında saptanması virusun plasentaya geçip anneden bebeğe bulaştığını göstermektedir. Bugüne kadar, emzirmeyle bulaştığını gösteren bir vaka olmamıştır.

    Başlıca belirtiler; hafif ateş, baş ağrısı, konjuntuvit, kas-eklem ağrısı ve yorgunluktur. Bu belirtiler, yine sivrisinek ile bulaşan hastalıklar olan Deng Ateşi ve Chikungunya Virus İnfeksiyonu’na benzerdir. Virüs ile infekte olan yenidoğanlarda, mikrosefali ve beyin hasarı görülmektedir. En tehlikeli dönemin, hamileliğin ilk trimesteri olduğu düşünülmektedir. Zika Virus’ un oluşturduğu, 5000 üstünde mikrosefali, 100 üstünde ölüm bildirilmiştir. Hastalığın kuluçka süresi, sivrisineklerde 10 gün civarındadır. Virüsün konakları maymun ve insanlardır. Bu hastalığın tanısı, tükürük, kan, idrardan PCR testi yaparak ortaya çıkabilir. Test, belirtiler ortaya çıktıktan sonra ilk 3-5 gün içinde yapılmalıdır. Bunun dışında antikor testi de mevcuttur. Fakat belirtiler çıktıktan 5 gün sonra yapılabilir.

    Seyahat edenler, sivrisineklere karşı gerekli temel koruyucu önlemleri almalıdırlar. Sivrisinek kovan ilaçların işe yarayabileceği düşünülmektedir.

    Türkiye şu anda risk altında değildir. Fakat virüs çok hızlı yayılmaktadır. Ama panik olacak herhangi bir durum yoktur çünkü hastalık oldukça iyi seyirlidir. Gebeler tehlike altında olduklarından dolayı infeksiyonun yaygın olduğu yerlere seyahat etmemeleri önerilir.

    Doç. Dr. Ergun Çetinkaya

  • Bebeklerde ek gıdaya geçiş sürecinde dikkat edilecek noktalar

    Bebeklerde ek gıdaya geçiş sürecinde dikkat edilecek noktalar

    Yaşamın ilk altı ayı anne sütü ile beslenen bebeklerde, altıncı aydan sonra ek besinlere geçiş dönemi ‘weaning’ olarak adlandırılmaktadır. Bebeğe anne sütü yanısıra, yarı katı ve katı gıdaların verildiği, tek başına anne sütü ile beslenmenin kesildiği bir dönemdir. Tabi ki beslenme yaşamın her döneminde önemli olmakla birlikte, özellikle büyüme ve gelişmenin çok hızlı olduğu ilk iki yaşta çok önemlidir. İlk altı ay bebeğin protein ve enerji ihtiyacını anne sütü tamamiyle karşılamaktadır. Büyüme gelişmenin hızlı devam ettiği altı ay-iki yaş sürecinde, bebeğin protein ve enerji ihtiyacının karşılanması için anne sütü yanısıra, ek besinlere ihtiyaç vardır.

    Altıncı aydan sonra anne sütüne ilaveten, bebeğin fizyolojik gelişimine uygun ek besinler başlanmalıdır. Her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren birtakım ipuçlarından faydalanmak gerekmektedir.

    Ek besinlere başlama zamanını gösteren ip uçları nelerdir?

    Bebeğin ısırma, çiğneme ve yutma koordine hareketlerin başlaması, ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması, başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi, herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi, parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi, yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi, yiyecek verilince ağzını açması, diş çıkarmaya başlaması gibi sıralanabilir. Bu sürece başlamada annenin hazır ve istekli olması da önemlidir.

    Ek besinler hazırlanırken nelere dikkat edilmelidir?

    Ek besinler hazırlanırken en önemli konu, enfeksiyon riskinin azaltılmasıdır. Bu da öncelikle besini hazırlayan kişinin el yıkaması ile başlar. Yemek hazırlamadan ve yedirmeden önce, bebeğin altı değiştirildikten sonra, tuvaletten çıktıktan sonra ve dışarıdan geldikten sonra mutlaka sabun ve su ile el yıkanmalıdır.

    Ek gıdaların hazırlandığı kapların temizliği de çok önemlidir. Kullanılan kapların temizliğini sağlamak için bu kapların kolay yıkanabilen çelik, cam ve porselen olmasına dikkat edilmelidir. Plastik kaplar kullanılmamalıdır. Biberon temizliğinin zor olması ve ishal riskini artırması nedeniyle tercih edilmemelidir. Meyve püreleri için cam rende kullanılması, çelik rendeye göre vitamin değerlerinin daha az kaybolmasına yardımcı olacaktır. Besin hazırlanırken kullanılan kapların yüksek ısılarda yıkanması ve etkili durulanması hem mikrobiyolojik hem de kimyasal kirlilikten korunmak için gereklidir.

    Besinlerin bol suda yıkanması ve besinlere uygun pişirme ve saklama yöntemlerinin kullanılması gerekir. Yıkanmış ve soyulmuş sebzeler pişirildikten sonra oda ısısında iki saatten fazla bekletilmemeli, eğer daha sonra tüketilecek ise buzdolabında saklanmalıdır.

    Ek besinlerin miktarı, kıvamı ve beslenme sıklığı nasıl olmalıdır?

    Ek gıdaların, başlangıçta püre kıvamında, sekizinci aydan itibaren partiküllü (pütürlü) ve elde yiyebileceği gıdalar olması gerekmektedir. Partiküllü (pütürlü) gıdaların, onuncu aydan daha sonra başlanan bebeklerde, ileriki dönemlerde beslenme sorunları gelişebilmektedir. Beş yaşına kadar çocuklara sert ve küçük (fındık-fıstık-leblebi) yiyecekler akciğerlere kaçırma (aspirasyon) riskinin yüksek olması nedeniyle verilmemelidir.

    Beslenme sıklığı her çocuğun iştahına ve isteğine göre değişmekle birlikte genel olarak, 6-8 ayda 2-3 ana, 1-2 ara öğün, dokuz aydan sonra da 3-4 ana, 1-2 ara öğün önerilmektedir. Anne sütü alan bebekler, aralarda bebek istediği zaman emzirilir.

    Ek besinlerine ilk geçildiği dönemde her besin üç gün kuralı ile miktarı artırılarak verilmeli, daha sonra her öğünde 1-1/2 kase olarak verilmelidir. Bebeğimizde büyüme geriliği var ise, tüketilen ek besinlerin kalori hesapları yapılarak beslenme düzenlenmelidir.

    Ek besinlerin içeriği nasıl olmalıdır?

    Besin içeriği ilk günlerde veya 1-2 hafta tekli besinlerden oluşmalıdır. Daha sonra ana öğünlerde her besin grubundan gıdanın yer alması gereklidir. Karbonhidrat (tahıl, bulgur, pirinç,un vb), protein (et, kuru baklagil vb), kalori (yağ), vitamin-mineral (tahıl- meyve,sebze) içeriği açısından dengeli olması gereklidir.

    Ek besinlerin mevsimine uygun. sebze ve meyvelerden seçilmesi, konserve, dondurulmuş-paketlenmiş yiyecekler, hazır meyve suları ve kolalı içeçekler, içine boya ve tatlandırıcı katılmış besinlerden kaçınılması gereklidir. Her ek gıdanın evde hazırlanması gerekmektedir.

    Yemeklerin günlük pişirilmesi, etlerin, sebzelerden ayrı basınçlı (düdüklü tencere) pişirilmesi, yumurtanın katı pişirilmesi gereklidir. Hazırlanan besinlerin oda ısısında 2 saatten fazla bekletilmemesine dikkat edilmelidir.

    Allerjen olduğu için yumurtanın beyazı 12. Aydan sonra başlanmalıdır. İnek sütünün demir içeriğinin düşük olması, alerji ve barsak sisteminde kanamaya yol açabileceği için 12. Aydan sonra başlanmalıdır. Keçi sütü de aynı özellikleri taşıdığı için tercih edilmemelidir. Çay ve bitki çayları, bal, reçel, yağlı balıklar 12. Ayı tamamladıktan sonra verilmelidir. Ek besinler hazırlanırken tuz ve şeker kullanılmaması, besinleri doğal tadı ile öğrenmesini kolaylaştırmaktadır. Ancak tat arayan bebeklerde dokuzuncu aydan sonra çok az miktarda eklenebilir.

    Aylara göre hangi ek besinler önerilir?

    6-7 ay; Yumuşak, yarı sıvı, tekli besinler; meyve; püre veya suyu (elma-şeftali-armut-muz…), Yoğurt, Sebze, püre (patates, havuç,kabak…), 7-8 ay; İki çeşit besin içeren ikili karışımlar; yoğurt çorbası, tarhana çorbası, meyveli yoğurt, etli sebze. Ayrıca yumurta sarısı ve beyaz peynir ve birde tahıl içeren kahvaltı verilmeye başlanır. 8-9 ay; Üç veya daha fazla besin içeren çoklu karışımlar verilebilir; sebze çorbaları, köfte, dolma, kuru baklagiller, balık, tavuk…

    Bebekler bir yaşından itibaren, sağlıklı ve dengeli olmak şartıyla aile sofrasından beslenebilir.

  • Çiğ gıdadan gelen tehlike salmonella

    SALMONELLA’ ya BAĞLI GIDA ZEHİRLENMESİ

    Salmonella enfeksiyonları Dünyadaki yaygın enfeksiyonlardan biridir. Bu enfeksiyonlar klinik olarak değişik formlarda görülmektedir. Klinik tablo gıda zehirlenmesinden ciddi hastalık tablosu olan tifo’ya kadar değişim göstermektedir. Son yıllarda salmonellanın neden olduğu tifo vakalarındaki azalmaya karşın salmonellaların yol açtığı gıda zehirlenme vakalarında artış olduğu görülmektedir.

    Doğada vahşi ve evcil hayvanların mide barsak sisteminde doğal olarak bulunan ve yaygın olan bu etkenler insanlara enfekte hayvan ürünlerinden hazırlanmış gıdaların tüketilmesi ile bulaşır.

    Çiğ yumurta

    Çiğ veya az pişmiş tavuk eti

    Pastörize olmayan süt ve bu sütlerden üretilen gıdalar

    Mutfakta bu gıdaların işlem yapıldığı ve iyi yıkanmamış mutfak malzemeleri

    Bazı ev hayvanlarının dışkıları’da bulaşımda önemlidir.

    Kontamine (bulaşmış) gıdanın tüketilmesinden 6-48 saat sonra belirtiler ortaya çıkar. Hastalarda ;

    Bulantı

    Kusma

    Halsizlik

    Ateş

    İshal

    Kanlı dışkı görülür.

    Kuluçka süresi bazı hastalarda daha uzun sürebilmektedir. Bebeklerde , bağışıklık sistemi baskılanmış çocuk ve erişkinlerde ve yaşlılarda tablo dramatik olabilir. Bu hastalarda idrar miktarı azalır. Ağızda kuruluk ve halsizlik gelişebilir.

    Hastalık genellikle 4-7 gün sürmektedir. Tablo kendiliğinden düzelir. Salmonella bakterisi pişirme ve pastörizasyonla yok olmaktadır. Antibiotik tedavisinin bu hastalıklarda yeri yoktur.

    Yumurta ve tavuk eti ile bulaşan salmonella gıda zehirlenmesinde dikkat edilmesi gereken önlemler nelerdir?

    Salmonella mikrobunu taşıyan yumurtalar hastalığa yol açmaktadır. Yumurtalar uygun şekilde pişirildiği zaman bu sorun ortadan kalkmaktadır.

    Yumurtaları oda ısısında 2 saatten fazla tutmamalıdır. Yumurtalar tüketilmeyecekse buzdolabında saklanmalıdır.

    Yumurtalara dokunulduğu zaman eller iyice yıkanmalı

    Çiğ yumurta ile hazırlanan gıdaların bulunduğu kap kaçak uygun şekilde temizlenmelidir.

    Çiğ yumurtadan hazırlanan bazı soslar krema ve tiramisu tüketilirken dikkatli olmalıdır.

    Aynı prosedür tavuk etleri ve pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri içinde geçerlidir.

    Sürüngenler evcil hayvanda olsalarda salmonella taşıma olasılığı fazladır. Evde sürüngen beslenmemelidir.

    Genellikle hayvan dışkısıyla bulaşmış yiyecekler kanalıyla alınan salmonella gıda zehirlenmesinden korunmada hijyenin önemi büyüktür.

    Anahtar kelimeler;

    Çiğ gıda

    Salmonella

    Gıda zehirlenmesi

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • İdrar yolu üriner sistem enfeksiyonu nedir? Nasıl korunuruz?

    İDRAR YOLU ENFEKSİYONU;

    ·Çocukta idrar yaparken ağrı ve yanma, sık sık ve az az idrar yapma, kilo almama, ateş, ishal, huzursuzluk, karın ağrısı, kusma, kötü kokulu idrar, idrar kaçırma, idrarda kanlı görünüm varsa idrar yolu enfeksiyonundan şüpheleniriz.

    İDRAR YOLU ENFEKSİYONUNDAN KAÇINMAK İÇİN;

    ·Köpük banyolarından kaçınınız, çamaşır ve elbiselerinin dar olmamasına dikkat ediniz, kız çocuklara önden arkaya doğru temizlik yapmasını öğretiniz.

    Bazı çocuklar idrarlarını tutarlar. Tuvalete yeterli sıklıkta gitmezler. Eğer böyle bir sorun varsa, çocuğunuza belli aralarla tuvalete gitmesini öğütleyiniz. Basit bir idrar tetkiki ve sonra gereken ileri tetkiklerle teşhis konur,tedavi edilir. Tekerrür edenlerde daha ileri araştırma yapılıp, koruyucu ilaç verilebilir.

    Ülkemizde dializ veya böbrek nakline giden çocukların çoğu ihmal edilmiş idrar yolu enfeksiyonu sonucu oluşmaktadır.İyi tedavi ve iyi takip gerektiren bir enfeksiyondur.

  • Katkı maddelerinden paraben

    PARABEN İÇEREN İLAÇ VE VİTAMİNLER ÜZERİNE ;Paraben içermeyen ilaç,demir damlası,vitamin diye bizlere yüksek fiyatla satılan ve temini zor olan bir ilaç piyasası oluşturulmaktadır.Organik beslenme,katkı maddesi içermeyen gıda ve ilaç kullanımı tabiiki önemsenmelidir.Lakin içinde paraben olmayan ilacın eşdeğerinden on kat pahalı olması ve ülkemiz koşullarında temin edilememesi durumu zorlaştırmaktadır.Sağlıklı yaşam için yaşam tarzımıza ,gıdalarımıza dikkat etmemiz gereği muhakkaktır.Lakin 4 adet açık cep telefonunun yaydığı radyasyonun bir baz istasyonu gücünde olduğunu düşünürsek,parabene dikkat edelim derken başka gerçekleri gözden kaçırdığımızı düşünüyorum.Hiç unutmuyorum termik santral istemiyoruz diye yapılan bir yürüyüşte ;kanserden ölmek istemiyoruz sloganı atan arkadaşlarıma SİGARAYI BIRAKIN demiştim.Parabene dair ispatlanmış bir durum yok,genede bilimsel olarak yapılan çalışmalar var ve takip etmekteyiz.

    AŞAĞIDAKİ YAZIDAN BİLGİLENMENİZ DİLEĞİYLE

    Parabenler, ilaçlarda ve kozmetik ürünlerde antimikrobik etkileri nedeniyle 1924’ten beri tüm dünyada, koruyucu amaçlı ve çok düşük dozlarda yardımcı madde olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Parabenlerin kimyasal yapılarına göre metil, propil, bütil paraben gibi türevleri vardır.
    -Parabenler insan vücudunda östrojen hormonuna benzer etkiler göstermektedir. Ancak bu etkileri, östrojenin binde biriyle 10 milyonda biri kadardır. İlaçta ve kozmetikte en çok kullanılan metil parabenin etkinliği, östrojen etkinliğinin 2 milyon 500 binde biri kadardır. İlaçlarda ve kozmetik ürünlerde bulunan miktarıyla (östrojene uzun dönemde yüksek doza maruz kalmaya bağlı yan etkileri de dahil) östrojenik etki göstermediği kabul edilebilir. Bu nedenle kanserojenik ve endokrin bozucu etki göstermesi beklenmemektedir. Ayrıca, parabenler ilaç veya kozmetik olarak kullanıldığında çok hızlı bir şekilde parçalanarak vücuttan idrarla atılır. Ağız yoluyla alındıklarında ise midedeki asit ortamı nedeniyle parçalanmaları yüksek olup kana geçen miktarı yok denecek kadar azdır.
    -Bu maddenin vücutta toksik etki yaratacak ölçüde biriktiğini gösteren ve insanlarda doğrudan kanser oluşturmasına yönelik kanıtlanmış bilimsel veri bulunmamaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarla konu bilim dünyası tarafından yakından takip edilmektedir.
    -Ülkemizde klinik kullanıma sunulmuş ilaçlar ve kozmetikler içerisinde bulunan parabenlerin, formülasyonlardaki miktarları itibariyle insan sağlığına zararlı etkileri olması beklenmemektedir.
    -Bugünkü veriler doğrultusunda parabenlerin, bilimsel olarak risk yaratmamakla beraber, çocukların korunmasına yönelik -özellikle bebeklik döneminde- kozmetik ürünlerin hekim veya eczacıya danışılarak kullanılması önerilir.

  • Özel aşılardan biri, meningokoksik menenjit aşısı

    Meningo aşısı; Çocuklarımız daha önce MENENJİT SEBEBİ olan, bazı mikroplara karşı aşılanmışlardı. Karma aşı ile (H.Influenza) ve prevenar aşı ile pnömokokların sebep olduğu menenjit hastalığından korunmak için aşılanmışlardı.

    Meningokok aşısı da N.Meningitidis adı verilen bir bakteriye yönelik geliştirilmiş bir aşıdır. Meningokok aşısı aslında yeni bir aşı değildir. 2006 yılından beri bebeklere ABD ve Avrupa ülkelerinde uygulanan bir aşıdır. Yani ülkemize geleli 4 yıl olan ülkemiz için yeni bir aşıdır yoksa dünyada 10 yıldır uygulanmaktadır.Sağlık ocaklarında uygulanmayan,ücretli bir aşı olup koruyuculuğu çok yüksektir. Özellikle kıştan bahara geçilen mevsimi seven menengokok mikrobunun yarattığı menenjit çok ağır ve ölümcül olabilmektedir.

    Konjügasyon teknolojisiyle hazırlanan bu aşı, en sık görülen A,C,Y ve W 135 olmak üzere dört çeşit Meningokoka karşı koruma sağlamaktadır.

    AŞI nın ülkemizde iki ayrı markası vardır ve bu iki aşının uygulanma yaş ve şekli farklıdır;

    Aşı uygulama programı Menactra aşısı için 9. ay – 23 ay arasında en az 3 ay ara ile 2 doz, 2 – 11 yaş arasında tek doz şeklindedir. Diğer marka Nimenrix aşısı ise 1 yaşın üzerinde tek doz şeklinde yapılmaktadır ve 103 yaşındaki insanlara dahil yapılabilir

    Aşının en sık görülen yan etkileri, aşı yapılan yerde ağrı, kızarıklık, şişme, ateş, ağlama ve huzursuzluk şeklindedir

  • Çocuklarda allerjik hastalıklara dikkat!

    Allerjik hastalıklar en sık görülen kronik hastalıkların başında geliyor. Ayrıca görülme sıklığı gittikçe artıyor. Konuya allerji, allerjen ve alerjik hastalıkların tanımlanması ile başlayalım. ‘Allerji’, çoğu kişinin sorunsuzca tolere edebildiği bir maddeye anormal bir tepkidir. İşte bu tepkiye neden olan (yani allerjiye neden olan) maddeye de ‘allerjen’ diyoruz. En sık görülen alerjenler polenler, ev tozu mite’ları, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüleri, gıdalar ve ilaçlardır. İşte bu allerjenleri vücutta meydana getirdiği allerjik inflamasyon (allerjik iltihap) sonucu gelişen hastalıklara ‘allerjik hastalıklar’ diyoruz. Çocukluk çağında en sık görülen alerjik hastalıklar ise allerjik rinit, astım ve atopik dermatittir (çocuk egzaması). Şimdi bunlardan kısa kısa bahsederek uygulamaları vurgulayalım…

    Allerjik rinit

    Allerjik rinitin en sık görülen alerjik hastalıklardan biri olduğunu söylemiştik. Polen, ev tozu akarı, mantar sporu gibi aeroallerjenlere duyarlı kişilerde meydana gelir. Bu allerjenlerin burun mukozasında oluşturduğu allerjik inflamasyona (iltihap) bağlı burun akıntısı, burun kaşıntısı, hapşırma ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler meydana gelir. Bazı hastalarda belirtiler mevsimsel olarak tekrarlar. Özellikle bahar aylarında şikayetleri olan hasta grubunun sıklıkla polen alerjileri vardır. Bazı hastalarda ise belirtiler yıl boyu sürebilir. Bunlar sıklıkla ev tozu akarı alerjisi, mantar sporları, hayvan tüy ve deri döküntüsü alerjisi olan hastalardır.

    Allerjik rinit tanısında en önemli nokta hekimin muayenesinden sonra allerji testlerinin yapılmasıdır. Deri testleri kanda bakılan allerji tetkiklerine göre daha duyarlı ve kesinlikle daha hassastır. En fazla yarım saatte sonuç veren güvenli ve hızlı bir metottur. Tedavi için öncelikle sakınılması mümkün olan allerjenlerin uzaklaştırılması gereklidir (kedi ve köpek gibi). Fakat ev tozu gibi bazı allerjenler yok edilmese de azaltılabilir. Ancak polen gibi engelleyemeyeceğimiz bazı allerjenler için pencereleri sabah saatlerinde biraz geç açmak fayda verebilir. Tedavideki ikinci adım ise ilaç tedavisidir. Fakat verilen ilaçlar hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz, kullanıldığı sürece rahatlatabilir. Bazı hastalar buna rağmen yeterince rahatlayamazlar. Böyle hastalarda erkence immunoterapi denilen allerji aşı tedavisi planlanmalıdır.

    Allerjik astım

    Allerjik astım da çocukluk çağında görülen kronik hastalıklardan biridir. Belirtileri genelde 5 yaş altında başlar. Astımın belirtileri çok değişkenlik gösterebilir. Basit bir öksürükten şiddetli nefes darlığı, hırıltı ve morluk gibi solunum yetmezliği tablosuna kadar değişebilir. Astımın gelişmesinde genetik faktörler ve çevrenin önemi vardır. Astımlı hastalar düzenli takip ve tedavisi yapılması gereken gruptur. Yoksa ileri yaşlarda KOAH denilen tedavisi zor kronik hastalığa kadar ilerleyebilir. Allerjik astım tedavisinde ilk adım aile ve hastaya hastalığın ve hastalıkta kullanılacak ilaç ve cihazların anlatılması olmalıdır. Bunun yeterince yapılmaması ve uygun ilaç ile cihazın seçilmemesi tedavinin başarısını etkileyebilir. Hastalar düzenli takip edilirse tedavinin gidişatındaki problemler (ilaç ve cihaz uyumsuzluğu gibi) çözülebilir. Allerjik astımlı hastalarda da bu tedavilerle yeterince cevap alınamadığı durumlarda, allerji aşı tedavisi uygulanabilir.

    Çocukluk çağı egzaması

    Çocukluk çağında en sık görülen bir diğer hastalık çocukluk çağı egzamasıdır. Genellikle 2-3 aydan itibaren başlar. Tabiri caizse “allerjik hastalıkların ilk istasyonu” diyebiliriz. Daha sonraki istasyonlarda gıda allerjileri, allerjik rinit ve allerjik astım gibi diğer hastalıklar görülebilir. Özellikle yanakta kızarıklık şeklinde başlayıp dirsek önü ile diz arkasına yayılabilir. Eğer kontrol altına alınmazsa tüm vücudu tutan kızarıklık, pullanma ve kabuklanma olabilir. Bu hastalarda uykuyu bozabilecek derecede kaşıntı mevcuttur. Yumurta gibi hastalığı alevlendirebilen alerjenler vardır. Bu alerjenlerin allerji testleri ile tespit edilip uzaklaştırılması gereklidir. Testler uygulanmadan sadece tahmin ile gıdaların kesilmesi sakıncalıdır.

  • Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıkları nelerdir?

    Çocuklarda pek çok çeşit doğumsal kalp hastalığı görülebilir. Bu hastalıkların önemli bir kısmını, kalbin bölümlerini ayıran duvarlar üzerinde bulunan delikler oluşturur. Kulakçıklar veya karıncıklar arası duvarlarda bir veya daha fazla sayıda delik bulunabilir. Bir kısım hastalıklar ise kalp kapakçıklarında ve kalpten çıkan ana damarlarda darlık veya şekil bozukluklarıdır. Kalbin göğüs boşluğunda yerleşim anomalileri, kalp yapılarının veya büyük damarların ters yerleşimi, kapakçıkların, damarların veya kalp odacıklarının hiç gelişmemiş olması da rastladığımız anomalilerdendir. Bazen birden fazla bozukluk aynı hastada bulunabilir. Bunlara kompleks doğumsal kalp anomalileri diyoruz. Daha nadiren de doğumsal kalp kası hastalıkları görülebilir. Bunlar kalp kasının işlev bozuklukları, aşırı kalınlaşması veya yapı bozukluğu şeklinde olabilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir ?

    Çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarının belirti ve bulguları çok çeşitlidir. Hastalığın cinsine, dolaşımda ve kalpte oluşturduğu işlev bozukluğuna, çocuğun yaşına bağlı değişik belirtiler olabilir. Morarma, çabuk yorulma, sık nefes alma, çarpıntı, bayılma, göğüs ağrısı bu belirtilerin bazılarıdır. Morarma, özellikle yenidoğanda olmak üzere her yaşta önemli bir belirtidir. Ancak her kalp hastalığı morarma yapmaz. Küçük bebeklerde sık nefes alma, beslenirken çabuk yorulma, terleme, kilo almada gerilik, sık akciğer enfeksiyonları, kalp hastalığı belirtisi olabilir.Bazı kalp hastalıkları ise çocukta herhangi bir belirtiye yol açmaz, Örneğin kalpte küçük delikler, damar veya kapaklarda hafif veya orta dereceli darlıklar çoğu zaman muayene eden hekim tarafından kalpte üfürüm duyulması ile fark edilirler.

    Doğumsal kalp hastalıklarının teşhisi nasıl konuluyor?

    Hastanın öyküsü ve fizik muayenesinde elde edilen bulgular ile doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının tanısı konulabilirse de, şüphelenilen durumlarda , ekokardiyografi, elektrokardiyografi, rontgen, kalp kateterizasyonu gibi yöntemler ile ayrıntılı tanı konulabilir. Bazen MR-anjio, tomografi gibi yöntemler tanıda yardımcı olabilir. Doğumsal kalp hastalıklarında veya tek olarak görülebilen kalp ritm bozukluklarının araştırılmasında ise 24 saatlik Holter monitorizasyon, egzersiz testi ve elektrofizyolojik çalışmalar yapılabilir.

    Tedavide nasıl bir yol izleniyor?

    Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi hastalığın çeşidine, kalpte oluşturduğu bozukluğa ve hastanın yaşına göre değişiklikler göstermektedir. Kalp hastalıklarının bir kısmı tedavisiz izlenirken, bir kısmında ise cerrahi tedavi gerekebilir. Morarmaya ve ciddi belirtilere yol açan bazı hastalıklarda, örneğin damarların ters yerleştiği veya kapakların hiç gelişmediği durumlarda yenidoğan döneminde yapılan acil cerrahi tedavi hayat kurtarıcı olabilmektedir. Bir kısım kalp hastalıkları ise daha geç dönemde ameliyat gerektirebilir. Kalp yetersizliği olan hastalara ilaç ile tedavi verilir. Yapılacak tedavinin veya ameliyatın çeşidine ve zamanına hastanın klinik bulgularına ve gerektiğinde kateterizasyon bulgularına göre karar verilir. Bazı hastalıklar ise kalp kateterizasyonu sırasında ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Kalp kapaklarında belirli bir sınırın üzerinde darlık olan hastalarda kapaklar kalp kateterizasyonu sırasında balon ile genişletilebilmektedir. Kalbinde delik olan hastalarda ise deliğin yeri ve büyüklüğü uygun ise kateterizasyon işlemi sırasında özel cihazlarla kapatılabilmektedir. Bazı ameliyatlardan sonra uzun süreli ilaç alımı gerekebilir.

    Hangi hastalıklarda tam iyileşme mümkün ?

    Bazı hastalıklarda kendiliğinden zaman içinde düzelme görülebilir. Örneğin küçük olan bazı kalp delikleri kapanabilir. Ayrıca kalp kapaklarında darlık olan, özellikle pulmoner kapak dediğimiz kapakta darlık olup balon yöntemi ile darlığı giderilen hastalar tamamen düzelebilir. Aort damarında bulunan koarktasyon dediğimiz darlık da balon genişletme yöntemi ile düzelebilir. Kalp deliğinin yeri ve büyüklüğü uygun olan hastalar ameliyatsız yöntemle kateterizasyon sırasında kalp deliğinin kapatılması ile tamamen iyileşebilirler. Ameliyat ile düzeltilen birçok doğumsal kalp hastalığında tam iyileşme görülebilir. Anatomik olarak düzeltmenin mümkün olmadığı bazı kompleks ve ağır hastalıklarda ise palyatif ameliyatlar ile kısmen iyileşme sağlanabilir.

    Aileler tedaviden sonra nelere dikkat etmeli?

    İlaç ile tedavi edilen hastalarda ilaçların düzenli verilmesi ve kontrollerin düzenli yapılması önemlidir. Ameliyatlardan sonra da bazı hastalarda ilaç tedavileri gerekebilir. Bunlar kan sulandırıcı ilaçlar, kalp yetmezliğine yönelik veya ritm bozukluğunu tedavi eden ilaçlar olabilir. Ayrıca bir çok doğumsal kalp hastalığında hastayı ameliyat öncesi ve sonrasında endokardit dediğimiz kalbin iç yüzey enfeksiyonlarından korumak gerekir. Bu amaç için ailelere belirli cerrahi işlemlerden önce kullanılacak antibiyotiğin dozu ve kullanım şeklini belirten rehberler verilir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarının önlenebilmesi için ailelerin alabileceği önlemler nelerdir?

    Gebelik sırasında alınan bazı ilaçlar, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ileri yaş gebeliği veya radyasyona maruz kalmak, bebek için zararlı olabilir. Akraba evliliklerinin olduğu durumlarda bazı genetik hastalıkların ve beraberinde kalp hastalıklarının görülme olasılığı artıyor.Bu durumların önlenmesi bazı kalp hastalıklarını önleyebilirse de doğumsal kalp hastalıklarının büyük bir kısmının sebebi bilinmemektedir. Bu hastalıkların pek çoğu doğumdan önce fetal ekokardiyografi, yani anne karnında bebeğin kalbinin incelenmesi ile saptanabiliyor. Anomaliler tespit edildikten sonra buna uygun tedaviler planlanabiliyor, ya da tedavisi mümkün olmayan ağır kalp hastalıkları varlığında gebeliğin sonlandırılmasına karar verilebiliyor. O halde risk faktörlerinden mümkün olduğunca uzak durmak ve düzenli gebelik izlemi bu konuda önemli olabilir.