Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Kusma ve gastroözofageal reflü

    Bebeklerde en sık görülen rahatsızlıklardan biri kusmadır. Süt çocuklarının en az yarısı beslendikten sonra bir miktar anne sütü veya mamayı kusabilir. Bebek bu esnada rahatsızlık hissetmez ve herhangi bir kusma gayreti de görülmez. Bu basit kusmalara tıp dilinde “regurgitasyon” adı verilir. Tamamen fizyolojik bir olay olup gaz çıkarma ve geğirmeye de eşlik edebilir. Çocuk büyüdükçe bu olay giderek azalır ve kaybolur.

    “Ruminasyon” (geviş getirme) yine küçük bebeklerde zaman zaman görülen bir durum olup anne sütü veya mamanın çocuğun ağzına geldikten sonra tekrar yutulmasıdır. Bazen zeka özürlü büyük çocuklarda da görülebilir. Bu durum reflü belirtisi de olabilir.

    “Gastroözofageal reflü” veya kısaltılmış adı ile “reflü” mide içeriğinin yemek borusuna geri gelmesi halidir. Reflü hastalığının çocuklarda ortalama % 8-10 oranında olduğu tahmin edilmektedir. Bebeklerde en sık belirtisi kusmadır. Kusmalar yemek sırasında veya sonrasında görülebileceği gibi öğün aralarında hatta gece uyurken dahi görülebilir. Bazı bebeklerde yattığı zaman huzursuzluk, huysuzluk ve öksürük nöbetleri görülebilir.

    Mide sıvısı asid (HCl) ve besinleri sindiren pepsin gibi enzimleri içerdiği, pH’sı asid olduğu ve de yemek borusu bu maddelere karşı duyarlı olduğundan reflülü çocuklarda bir süre sonra yemek borusunda kızarma (özofajit) ve yaralar (ülser) oluşabilir. Bu durum iştahsızlık, yemeyi reddetme, beslenirken ağlama gibi belirtilerin ortaya çıkmasına yol açar. Büyük çocuklar yanma, ekşime, kaynama gibi belirtiler yanında karın ağrısı, göğüs kemiği arkasında yanma ve acıma, yutma güçlüğünden yakınabilir. Ağızda koku olması da bilinen belirtilerden biridir.

    Hiçbir yakınması yokken kanama ile gelebilen bebek ve çocuklar olabileceği gibi, sadece kansızlık, tekrarlayan üst (farenjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı) ve alt solunum yolları enfeksiyonları (bronşit, zatürre) da reflünün tek belirtisi olabilir.

    Reflü tanısı için öncelikle hastalıktan şüphelenmek gerekir. Yukarıda sayılan belirtiler varsa ve bebeklerde kusmaya yol açabilen idrar yolu enfeksiyonu benzeri başka bir hastalık yoksa öncelikle reflü düşünülmeli ve tedavi önerilmelidir. Tedaviye alınacak yanıt reflü tanısını doğrulayacaktır. Tedaviye yanıt alınamazsa veya atipik belirtiler nedeni ile reflü tanısı doğrulanmak istenirse öncelikle yapılması gereken tetkikler özofagoskopi (yemek borusunun endoskop isimli cihazla incelenmesi) ve özofagusun 24 saatlik pH incelemesidir. Endoskopik inceleme yemek borusundan alınacak bir minik doku örneği ile desteklendiğinde % 90’ın üzerinde doğru tanı koydurur. Uygun koşullarda ve ehil eller tarafından yapıldığında çok basit bir işlemdir. Özofagusun pH incelemesinin ise 24 saat hastanede kalmayı gerektirmesi yanında alkalen ve nötral reflüyü gösterememek gibi dezavantajı vardır. Geçmiş yıllarda çok sık yapılan radyolojik inceleme % 50’ye yakın oranlarda yanlış sonuçlara yol açtığından günümüzde ilk tanı amacıyla neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Sintigrafik inceleme de çoğu zaman usulüne uygun yapılmadığı ve radyoaktif madde kullanıldığı için ilk seçilmesi gereken bir yöntem değildir.

    Reflü tanısı konan bir çocuğun tedavisinde ilk yapılacak olan şey yatağın baş tarafını en az 30 derece yukarı kaldırmaktır. Bebeklerde baş daha yukarıda sol yan pozisyonda yatırmanın en iyi yatış şekli olduğu gösterilmiştir.

    Mide içeriğini koyulaştırarak reflü ve kusmaları azaltmak olasıdır. Bu nedenle içine keçi boynuzu tozu katılmış AR (anti-reflü) mamalar kullanılabilir. Diğer taraftan yemek borusu kapağının basıncını azaltan ve mide asidini arttıran çikolata, aşırı yağlı, baharatlı, acılı, ekşili gıdaların (cips, ketçap, mayonez, hardal, soğan, sarımsak…), asitli, gazlı içeceklerin (kola, hazır meyva suları, gazozlar, içki…) yasaklanması veya azaltılması önerilir.

    Karın içi basıncını azaltmak amacıyla çocuklara çok sıkı elbiseler giydirilmemesi, kemerlerin çok sıkılmaması ve şişman çocukların zayıflatılması da alınacak önlemler arasında sayılabilir.

    Hekimler tarafından kullanılan ilaçlar ise yemek borusu kapakçığının basıncını arttıran, mide boşalımını kolaylaştıran, mide asidini nötralize eden veya azaltan ilaçlardır. Ancak bu ilaçların, belki de uzun yıllar tedavi gerekeceğinden, bir hekim denetiminde kullanılması şarttır.

    Tedaviye yanıt alınamadığında ve çok ciddi reflü belirtileri olduğunda cerrahi girişim de tedavi seçenekleri arasına dahil edilir. Ancak apne (geçici solunum durması), ani bebek ölümü tehdidi gibi ciddi belirtiler varsa, darlık gelişirse veya zeka özürlü çocuklarda anti-reflü ameliyatı düşünülür. Günümüzde çocuklara çok sık uygulanan bir tedavi değildir.

  • Çocuklarda hırıltı-hışıltı,wheezing

    Çocuklardaki önemli problemlerden biride akciğerlerde duyulan hırıltıdır. Hırıltı kelimesi bazen hışıltı olarak da ifade edilir. Hırıltı akciğerlerde bronşların daralması sonucu ortaya çıkan bir durumdur. En sık neden solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı bronşiolittir.

    Hırıltı

    Akciğerde bulunan hava keselerinin girişinin daralması sonrası gelişir ve hava keselererindeki hava çıkmakta zorlanır. Sonuç olarak ıslık sesi gibi bir ses duyulur. Bu sese hırıltı (hışıltı) denir. Hırlayan çocuklara da hırıltılı çocuk denir.

    Hırıltı birçok hastalıkta görülebilen bir durumdur. Solunum yolu enfeksiyonları özellikle küçük bebeklerde bronşları etkiler ve daralma yapabilir. Bunun sonucu da akciğerlerde ıslık çalma gibi bir ses duyulabilir. Bronşiolit gibi bir akciğer enfeksiyonu sonucu olabildiği gibi reflü, doğuştan gelen soluk borusu bozuklukları, bağışıklık sistemi hastalıklar, soluk borusuna kaçmış yabancı cisimler gibi birçok nedene bağlı hırıltı olabilmektedir.

    Hırıltı Çocuk nedir?

    1 aydan daha uzun süren veya, üç veya üçten fazla hırıltı olan çocuklara hırıltılı çocuk denir.

    Bebeklerdeki Hırıltı Tipleri

    Geçici erken hırıltılı bebekler

    Alerjik olmayan çocuklarda hırıltı

    Alerjik olan çocuklarda hırıltı

    Hırıltısı olan bebeklerin Çocuk Alerji ve İmmünoloji hastalıkları konusunda uzmanlar tarafından teşhis edilip tedavi edilmesi çok önemlidir.

  • Solunum fonkisyon testi

    Solunum fonksiyon testleri temel olarak ne kadar nefes aldığınız ve bu nefesin ne kadarını belirli bir zaman dilimi içerisinde çıkarabildiğinizi sayısal olarak değerlendirmeye dayanmaktadır. Bu testler ile hem tanı konulmasında hem de sizin astımınızın takibinde son derece önemlidir. Doktorunuz bu değerlere bakarak hastalığınızın şiddeti ya da astımınızın kontrol düzeyi ile ilgili olarak karar verecektir.

    Solunum Fonksiyon Testleri ne zaman yapılır.

    Astım şüphesi ile ilk muayeneye gittiğinizde.

    Astım tedavisi başlandıktan sonra kontrol için doktorunuza gittiğinizde

    Astım tedavisi değiştiğinde tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde

    Solunum fonksiyon testleri iyi bir iletişim ve performans gerektirmektedir. O nedenle 5-6 yaşından itibaren yapılmaktadır. Daha küçük çocuklar için farklı metotlar ile havayollarının durumu değerlendirilebilir. Testler bir kaç kez tekrarlanır. Aralarında farkın olmaması gerekir.

    Solunum Fonksiyon Testleri Öncesi Yapılması Gerekenler

    Yaş, boy ve vücut ağırlığı belirlenir.

    Hastanın varsa kullandığı ilaçların cinsi, dozu ve son kullanma zamanı bilinmelidir

    Sigara ve alkol içilmemesi (sırasıyla en az 24 saat ve 4 saat öncesine kadar)
    Ağır egzersiz yapmayın (<30 dakika)

    Göğüs ve karın hareketlerinizi kısıtlayıcı giysiler giymeyin.

    Aç olmayın ama aşırı da yemeyin

    Kısa etkili ß2 agonist kullanmayın (<6 saat) Test yapılmadan önce oturarak dinlenin.

    Test sırasında yapılacak manevralar size anlatılacaktır. Anlamadığınız konuları tekrar sorabilirsiniz.

    Solunum Fonksiyon Testleri Nasıl Yapılır?

    Burun kapatılır

    Ağıza uygun tek kullanımlık kullanılmalıdır.

    Öncesinde normal solunum yapar.

    Daha sonra derin ve kuvvetli bir nefes alır.

    Komutla hiç beklenmeden hızlı ve kuvvetli şekilde nefesini verir.

    Böylece zorlayarak en az 6 saniye nefesini vermeye devam eder.

    Nefesini verdikten sonra tekrar derin nefes alır ve test sonlandırılır.

    Arka arkaya yapılmış üç test içerisinden en iyisi seçilir.

  • Alerjik hastalıklarda tanı

    ALERJİK HASTALİKLARDA TANI

    Alerjik hastalıklarda tanısal işlemler deneyim gerektirir ve mutlaka alerji ve immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Eğer sizde ya da çocuğunuzda alerjik hastalık olduğunu düşünüyorsanız alerji ve immünoloji uzmanına başvurmalısınız. Tanı için yapılan testlerin yorumlanması çok önemlidir. Aksi taktirde yanlış tanı ve tedavi ile sonuçlanabilir.

    Alerjik hastalıklarda tanısal işlemler her hastalığa özgü olarak doktorunuz tarafından karar verilerek yapılabilir.

    Alerji uzmanına muayeneye gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili özellikleri kaydetmeyi unutmayınız.

    Şikayetleriniz;

    Gün içerisinde özel bir zamanda mı ortaya çıkıyor?

    Uykudan uyandırıyor mu?

    Gün boyunca sürüyor mu?

    Yıl içerisinde belirli dönemlerde mi sizi rahatsız ediyor?

    Evcil hayvanlar ile karşılaşınca ortaya çıkıyor mu?

    Herhangi bir içecek ya da yiyecek tüketmenizle ilişkili mi?

    Duyarlı olduğunuzu düşündüğünüz alerjenlerle her karşılaştığınızda oluyor mu?

    Evde ya da ev dışında, tatilde farklılık gösteriyor mu?

    Unutmayınız, doktorunuz ile görüşmeye gitmeden önce şikayetlerinizle ilgili özellikleri gözden geçirmeniz hem tanınızın daha doğru konulmasını sağlayacak hem de zaman kaybını önleyecektir.

    Alerjide tanısal işlemler

    Solunum fonksiyon testleri

    Alerjenlerle deri testleri

    Prik testler

    İntradermal

    Yama

    Serumda alerjene özgün IgE

    Provokasyon testleri

    Solunum yolu

    Besinler

    İlaçlar

    Bazofil aktivasyon testleri

    Lenfosit transformasyon testleri

    Alerjik hastalığımı nasıl kontrol edebilirim?

    Doktorunuz ve web sayfamızdan bu konuda bilgi sahibi olabilirsiniz. Ancak unutmamanız gereken 3 şey hastalığınızı kontrol edebilmenizin temelini oluşturmaktadır.

    Şikayetlerinizin nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını iyi bilmelisiniz.

    Alerjenlerden olabildiğince uzak durun

    Tedavinize (ilaç, aşı vb) harfiyen uyun.

    Tedavinin temel stratejisi olan bu üç kurala uyulması başarı şansımızı artıracaktır.

  • Bağışıklık sistemi bozuklukları. İmmün yetmezlikler

    PRİMER İMMÜN YETMEZLİKLER (BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HASTALIKLARI)

    Bağışıklık sistemimizi oluşturan elemanlardan herhangi birinin yokluğu ya da fonksiyon bozukluğu immün yetmezlik hastalıkları olarak adlandırılır. Bu hastalıklar kalıtsal ya da genetik nedenlere bağlı geliştiğinde primer immün yetmezlik olarak adlandırılır. Şimdiye kadar oldukça fazla sayıda primer immün yetmezlik tipleri tanımlanmıştır.

    Bağışıklık sistemimiz başlıca akyuvar olarak adlandırdığımız hücrelerimizden oluşmaktadır. Bu hücreler vücudumuza giren yabancı ve zararlı mikroplara (bakteri, virüs, mantar vb) karşı korurlar. Yabancı ve zararlı bu etkenlerle mücadele ederken direkt olarak yok edebilir ya da özgün antikorlar üreterek etkisizleştirmeye çalışır.bu mücadelede kompleman olarak bilinen proteinlerde yardımcı olurlar.

    Bağışıklık sistemimizi oluşturan hücreler ya da proteinlerin eksikliği yanında fonksiyon bozukluklarında vücudumuza giren zararlı etkenlere karşı mücadelede zafiyetler başlar. Bu hastaların en belirgin özelliği tekrarlayan, ağır ve komplikasyonlarla seyreden enfeksiyonlar geçirmeleridir. Bu enfeksiyonlar akciğerlerde, kulakta, sinüslerde, karaciğerde, sindirim sisteminde, ciltte, lenf bezlerinde, beyin ve kemiklerde ortaya çıkabilir.

    Bazı immün yetmezlikler ile beraber kardiyovasküler sistemde doğuştan anormallikler, endokrin sistem bozuklukları, otoimmün hastalıklarda görülebilir.

    Primer İmmün Yetmezliklerde Semptomlar ve Tanı

    Ağır immün yetmezlik durumlarında semptomlar çok erken başlayabilir. Özellikle T lenfositlerine bağlı Primer İmmün Yetmezlikliği olan hastalarda hayatın ilk aylarında ağır enfeksiyonlarla belirti verirler. B lenfositlerine bağlı belirtiler anneden geçen antikorların koruyucu etkilerinin geçmesi ile yani 6.aydan sonra ortaya çıkabilir.

    Primer immün yetmezlikleri düşündüren belirtiler

    Tekrarlayan, tedavisi zor, hayatı tehdit eden ve olağan dışı mikroplarla oluşan enfeksiyonlar

    Büyüme gelişme geriliği

    Tekrarlayan pnömoni, sinüzit ve kulak enfeksiyonları

    Tedaviye dirençli durumlar

    Ciltte ya da iç organlarda apse oluşumu

    Ailede primer immün yetmezlik hastalığı öyküsü

    Otoimmün hastalıklar

    Lenf bezlerinde ve dalak büyümesi

    Bazı immün yetmezlikler bir nedene bağlı olarak edinsel nedenler ile de gelişebilir. HIV virüsünün neden olduğu AIDS hastalarında olduğu gibi ya da sistemik olarak uzun ve yüksek doz kortikosteroid tedavisi alanlarda, kemoterapi gören kanser hastalarında ve ağır yanıklarda da immün yetmezlik görülebilir.

    Primer İmmün Yetmezliklerde Tedavi

    Primer İmmün Yetmezliklerde hastalığa neden olan mekanizmaları daha iyi anladıkça tedavi metotları da geliştirilmektedir. Öncelikle kalıtsal geçiş gösteren durumlarda bunu önleyici tedbirler alınmalıdır. Tarama testleri geliştirilerek hastaların daha semptomları ortaya çıkmadan tanınması tedavi başarısı için çok önemlidir.

    Son yıllarda nakil işlemlerinin (kemik iliği, kök hücre, timüs) gerçekleşmesi ile önemli mesafe alınmıştır. Ülkemizde de bu nakiller başarıyla yapılmaktadır. Diğer yandan immünoglobülin replasman tedavisi ile koruyucu antikorlar verilerek enfeksiyonlara karşı önemli bir başarı yakalanmıştır.

    Son yıllarda özgün gen tedavisi bazı primer immün yetmezlik tiplerinde başarılı sonuçlar vermektedir.

    İmmünoglobülin (IgG) Destek Tedavisi

    İmmünoglobülin (IgG) kandaki antikorlarımızdan birisidir. Bu antikorların hastalara verilmesi ile enfeksiyonlara karşı vücudumuzun verdiği yanıt güçlendirilir. Primer immün yetmezliği olan hastalar bu tedaviden oldukça fayda görürler.

    Bu antikorlar (IgG) kandan saflaştırılarak elde edilir. İnsanlardan elde edildiği için potansiyel olarak kan yoluyla geçebilecek hastalıklara karşı oldukça yüksek teknoloji kullanılarak olası enfeksiyon yapan ajanlardan temizlenir.

    IgG hem damar yolundan hem de cilt altına enjeksiyon ile verilir. Yan etkileri nadirdir. Baş ağrısı ve alerjik reaksiyon görülebilir.

  • Ürtiker (kurdeşen) anjioödem

    Ürtiker bir hastalık değil, belirtidir. Ürtiker, deriden kabarık, basmakla solan, etrafı kızarık, sınırları belirgin kaşıntılı döküntülerdir. Yaşamı boyunca her dört kişiden biri en az bir kez ürtiker geçirmiştir. Bu döküntüler bir günden fazla sürmez. Kaybolur ve tekrar vücudun başka yerinde çıkar.

    Ürtiker, bazı hücrelerimizden (mast hücresi) salınan histamin’in etkisiyle ortaya çıkar. Histamin, damarlarda genişlemeye, damar duvarında geçirgenliğin artışına ve dolayısıyla damar dışına sıvı çıkışına neden olur. Bunun sonucunda cildimizde şişlikler ve kızarıklıklar oluşur. Eğer sıvı çıkışı cilt altına olursa anjioödem olarak adlandırılır. Cilt altı dokusu göz çevresi, ağız ve genital bölgelerimizde daha gevşek olduğu için anjioödem daha çok buralarda görülür.

    Ürtiker süreye bağlı olarak iki başlık altında incelenir.

    Akut ürtiker

    Kronik Ürtiker

    Altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtiker olarak adlandırıyoruz. Akut ile kronik arasındaki fark sadece süre ile kısıtlı değildir. Akut ve kronik ürtiker nedenleri birbirinden oldukça farklıdır.

    Akut ürtiker besinler ya da ilaçlara bağlı alerjik reaksiyonlar ve enfeksiyonlar sırasında ortaya çıkabilir. Genellikle 2-3 hafta içerisinde kendiliğinden geçer.

    Kronik ürtiker hastalarının ancak %25’inde şikayetler dış etkenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bu etkenler fiziksel, kontakt ve kolinerjik olarak alt tipleri oluşturmaktadır. Soğuk, su, güneş ışıkları, basınca maruz kalınması ye da egzersiz gibi durumlar ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun dışındaki çoğu vakada neden tam olarak saptanamaz. Bu hastaların bir kısmında oto antikorlar (IgE reseptörüne karşı) saptanabilir.

    Fiziksel Nedenlere Bağlı Ürtikerler

    Semptomatik Dermografizm

    Sert bir cisimle (kalem, tırnak ucu) çizildiğinde ödem ve kızarıklık oluşur.

    Geç Basınç ürtikeri

    Vücudun herhangi bir bölgesine basınç uygulandıktan yarım saat-12 saat sonra bulgular ortaya çıkar (Sıkı çorap boğumlarında, ağır sırt çantası vb taşındığında)

    Kolinerjik ürtiker

    Egzersiz, sıcak su, baharatlı yiyecekler ve heyecanlandığımızda vücut ısısının artmasına bağlı ortaya çıkar

    Soğuk kontakt ürtiker

    Soğuk havaya, suya ya da cisme dokunulduğunda görülebilir

    Sıcak kontakt ürtiker

    Sıcak cisimlere, suya ya da havaya maruz kalındığında görülür.

    Egzesize bağlı

    Egzersiz sırasında ve sonrasında görülür

    Aquajenik ürtiker

    Herhangi bir sıcaklıkta su ile temas edildiğinde (yüz-el yıkama) ortaya çıkar

    Solar ürtiker

    Belirli dalga boyunda güneş ışığına maruz kalındığında ortaya çıkar

    Vibratuvar ürtiker

    Vibrasyon yapan makinalara temas edildiğinde (mikser kullanmak, bisiklete binmek vs)

    Ürtiker Semptom ve Bulgular

    Ürtiker ciltte şişlik, kızarıklık ve kaşıntının belirgin olduğu etrafı sınırlı döküntülerdir. Basmakla solarlar ve her döküntü 24 saatten daha kısa sürer, yenisi çıkabilir. Ürtiker ile birlikte çoğu zaman anjioödem bulguları görülebilir. Dudaklarda, göz çevresinde ve genital bölgede şişlikler hastaların çoğunda görülebilir.

    Semptomlar geceleri hastaları daha çok rahatsız eder. Yaşam kaliteleri (okul, iş, sosyal yaşam) olumsuz etkilenir. Ürtiker ile beraber bazı hastalarda ateş, eklem ağrıları gibi bulgular görülebilir.

    Ürtiker Tanı

    Hastalığın tanısında öykü çok önemlidir. Hastaların bazıları şikayeti olmadığı dönemde geldikleri için ürtikerin hasta tarafından iyi tanımlanması gerekir. Basmakla solması, ürtikerin düzelme süresi, şikayetlerinin ne zamandan beri olduğu (akut, kronik ayırımı için) çok önemlidir. Bu aşamada hastalara karışıklığa neden olmamak için döküntülerinin fotoğrafını çekmelerini tavsiye edebiliriz. Ürtikerin hangi şartlarda ortaya çıktığı (besinler, ilaçlar, fiziksel nedenler) iyi tanımlanmalıdır. Bu bilgiler tanısal işlemler için hekime yol gösterici olacaktır.

    Şikayetlerinin yaşam kalitesini (okul, iş ya da sosyal yaşam) nasıl etkilediği bilinmelidir.

    Ürtikeri olan hastalarda tanısal işlemlerin temelini hastanın öyküsü oluşturmaktır. Tanıya yönelik olarak yapılacak testler ne yazık ki bize pek yardımcı olmamaktadır. Laboratuvar analizleri olası etiyolojik nedenleri araştırmak amacıyla yapılmaktadır.

    Rutin uygulamada kan sayımı dışında öyküde alerjik reaksiyonlar düşünülüyorsa deri prik testleri yapılabilir. Kronik ürtikerde otoimmüniteyi göstermek amacıyla otolog serum testi yapılabilir. Bu test ile hastanın IgE reseptörlerine karşı antikor varlığı gösterilebilir. Dışkıda parazit ve otoimmün hastalıklar (troidit, Sistemik lupus eritematozis, Romatoid artrit) açısından laboratuvar testleri yapılabilir.

    Cilt biyopsisi kronik ürtikerli hastalarda önerilmez. Ancak ayırıcı tanı amacıyla yapılabilir.

    Tanısal testler daha çok fiziksel nedenler ile ortaya çıkan ürtikerler için yapılabilir. Bu testler her duruma özgü olarak tanımlanmıştır. Testler için tıklayınız.

    Ürtiker Tedavi

    Ürtikerin nedeni belirlenebilirse ondan kaçınmak tedavinin esasını oluşturmaktadır. Antihistaminik ilaçlar ürtikeri ve anjioödemi kontrol etmede başarılıdır. Antihistaminik ilaçlar histamin’in etkisini bloke ederek kaşıntıyı ve ürtikerin tekrarlamasını önler.

    Eğer standart tedaviye rağmen şikayetleriniz kontrol edilemiyorsa doktorunuz ilaçlarınızda düzenleme yapacaktır. Alternatif ilaçlara geçebilir ya da doz artırımı yapabilir. Kullandığınız ilaçlara bağlı semptomlar ortaya çıkıyorsa (ACE inhibitörleri vs) ilacınızın hekiminiz tarafından bir diğerine değiştirilmesi gerekir.

    Kronik ürtikeri olan hastalarda çoğu zaman semptomları kontrol etmede başarılı olamayabiliriz. Son yıllarda anti-IgE tedavisi ile iyi sonuçlar alınmaktadır.

  • Alerjik nezle, saman nezlesi

    Rinit (nezle) çok sık gördüğümüz ve insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olan bir hastalıktır. Burun işlevlerindeki bozulmaya bağlı olarak kişilerin okul performansları düşmekte, iş güçlerinde kayıplar olmakta ve ayrıca sosyal yaşamları da olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunun yanında rinit bir çok hastalığı (astım, rinosinüzit ve orta kulak iltihabı) olumsuz yönde etkileyebilir veya ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.

    Rinitler alerjik ve alerjik olmayan başlıklar halinde incelenmektedir.

    Alerjik Rinitli hastalarda alerjenlere karşı IgE yanıtı oluşmaktadır. Bağışıklık sitemimiz zararsız, fakat yabancı maddelere karşı IgG tipinde antikor oluşturur. Ancak bazı kişiler nedenini tam olarak bilemediğimiz oldukça karmaşık mekanizmalar ile bu maddelere karşı IgE tipinde antikorlar üretir. IgE yanıtı verilen bu maddeleri artık alerjen, bu kişileri de alerjik birey olarak tanımlıyoruz. Alerjen olarak tanımladığımız bu maddeler vücudumuza her hangi bir yol ile tekrar girdiğinde IgE-Alerjen etkileşimi olur. Bu etkileşim ile mast hücrelerinden histamin ve birçok mediyatör olarak adlandırdığımız kimyasal maddeler salınır ve organa göre (burun, göz, akciğerler, cilt vb) tipik alerji semptomları ortaya çıkar.

    Alerjik rinit mevsimsel (saman nezlesi) olabilir. Mevsimsel alerjik rinit’te en sık polenlere bağlı olarak bulgular ortaya çıkar. Belirli dönemlerde duyarlı olunan alerjenler havada varsa semptomlar görülür. Diğer zamanlarda şikayetleri yoktur. Semptomlar polenlere bağlı olduğu için bölgeler arasında da farklılıklar gözlenebilir.

    Bazı hastaların ise şikayetleri çok uzun sürelidir. Perennial (yıl boyu) alerjik riniti olan hastalar daha çok ev içi alerjenlerine duyarlıdır. Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri, mantar sporları gibi ev içinde bulunan alerjenler önlem alınmadığı takdirde yıl boyu semptomlara neden olurlar.

    Alerjik riniti olan hastalarda sıklıkla konjuktivit bulguları da görülür. Astım ve alerjik rinit tek hava yolu ve tek hastalık olarak kabul edilmektedir. Alerjik rinitli hastalarda astım sık görülmektedir. Rinit varlığında astımın kontrolü zorlaşır. Mutlaka her ikisi birlikte tedavi edilmelidir.

    Alerjik riniti olan hastalar alerjenlerden başka sigara dumanı, keskin kokulara maruz kaldıklarında ya da aşırı sıcak ve nemli ortamlarda da şikayetleri olabilir.

    Riniti olan hastaların üçte biri alerjik değildir. Bulguları alerjik nezleye benzerlik gösterir. Alerjik olmayan rinitli hastaların burun mukozaları şiş ve devamlı burun akıntıları olabilir. Daha çok erişkinlerde görülür. Alerjenlere IgE yanıtı olmadığı için deri prik testleri negatiftir ve serumda alerjene özgü IgE saptanamaz.

    Bazı kişilerde ısı veya nem değişikliği olduğunda nezle şikayetleri başlar. Vazomotor Nezle olarak adlandırılan bu durumda burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı görülür. Bu belirtiler aynı zamanda sigara dumanına ve keskin kokulara (parfüm dahil) maruz kalındığında ve duygusal bozukluk durumunda da ortaya çıkabilir. Vazomotor nezlenin nedeni alerji değildir. Ancak alerjik nezlesi olan kişilerde de meydana gelebilir.

    Uzun süre dekonjestan içeren burun spreyi kullanıldığında veya kokain kullananlarda da rinit bulguları görülebilir. Bu durum rinitis medicamentosa olarak adlandırılır. Dekonjestan içeren burun spreyleri sadece kısa süreli kullanım için uygundur. Aşırı kullanımları tam tersi etki yapıp burun tıkanıklığına neden olabilir. Bu şekilde yan etki oluşan hastaların doktoru ile temasa geçerek burun spreylerini yavaş yavaş azaltmaları gerekir.

    Bazı kişilerde hormonal nedenler ile rinit semptomları ortaya çıkabilir. Bu tür nezle hormonlardaki değişiklikler ile birlikte görülür. Bu durum genellikle gebelik sırasında, ergenlikte, adet dönemlerinde veya hipotiroidi durumlarında ortaya çıkar. En önemli belirtili ciddi burun tıkanıklığıdır.

    Rinit Belirti ve Bulgular

    Burunda, damakta, boğazda ve gözlerde kaşıntı

    Burun tıkanıklığı

    Burun akıntısı

    Burunda kaşıntı

    Hapşırık

    Göz altlarında morluk

    Gözlerde sulanma

    Rinit Tanı

    Rinit tanısının konulmasında hastanın öyküsü çok önemlidir. Semptomların özellikleri, mevsimsel özellikleri, ortaya çıkmasına neden olan faktörler ve ailesel öykü tanı ve tetikleyicilerin belirlenmesi açısından yol göstericidir. Tanı için burun akıntısında eozinofil aranabilir. Tetikleyicilerin belirlenmesi amacıyla deri prik testleri yapılır. Hastanın durumuna göre ayırıcı tanı için endoskopi ve sinüs tomografisi çekilebilir. Alerjik rinit semptomlarınız varsa alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gerekmektedir.

    Rinit Tedavi

    Eğer alerjik rinitiniz varsa ve tetikleyiciler belirlenmiş ise bunlardan korunmak tedavinin ilk ve en önemli basamağını oluşturmaktadır. Ev içi alerjenler ya da polenlere karşı korunma önlemleri için tıklayınız.

    Rinit tedavisinde antihistaminler (ağızdan ve sprey), kortizonlu (kortikosteroid) spreyler ve tuzlu su kullanılır. Burunda tıkanıklık fazla ise ilk başta dekonjestanlar kısa süreli (dört günden az) kullanılabilir. Akıntı çok fazla ise ipratropium burun spreyleri faydalı olabilir. Alerjik reaksiyona bağlı olarak gelişen burun tıkanıklığında kortizonlu spreyler oldukça etkilidir.

    Alerjik riniti mevsimsel olanlarda bu ilaçlar oldukça etkilidir. Bu hastalarda mevsim öncesi tedavi başlanması ile semptomları önlenebilir ya da mevsimi daha hafif şikayetler ile geçirmesi sağlanabilir.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi) alerjik rinit tedavisinde kullanılabilir. İyi seçilmiş hastalarda immünoterapi hem hastalığın tedavisinde hem de gelişebilecek astım gibi hastalıkların önlenmesinde etkili olabilir. İmmünoterapi enjeksiyon yolu ile yapılabildiği gibi son zamanlarda oral yol ile yapılan aşılar da bulunmaktadır. Ancak unutmamak gerekir ki immünoterapi yapılacak hasta seçimi tedavinin başarısı için son derece önemlidir. Uzun bir sürece (3-5 yıl) başlarken immünoterapiye alerji ve immünoloji uzmanı ile birlikte karar verilmelidir.

  • Alerjik şok

    Anafilaksi, yaşamı tehdit eden sistemik bir reaksiyondur. Çoğunlukla bağışıklık sistemimizin aracılık ettiği mekanizmalar ile mast hücreleri ve bazofillerden salgılanan başlıca histamin ve bazı maddelere bağlı olarak gelişir.

    Yaşamı tehdit eden reaksiyonlar olduğu için tedavisi süratle yapılmalıdır. Bu nedenle hastanın kendisi ya da çevresindeki kişiler (anne/baba, arkadaşlar) hastalığın tedavisi konusunda bilgi sahibi olmalıdır. En çok besinler, ilaçlar ve arı sokmasına bağlı olarak anafilaksi gelişir.

    Anafilaksiye neden olan alerjenlerden uzak durmak yanında tedavinin en önemli basamağı olan “adrenalin” ilk önce yapılmalıdır. Bu nedenle hastalar ya da yakınları yanlarında mutlaka adrenalin oto-enjektör taşımaları gereklidir. Anafilaksi geçiren hastalar kolayca tanınması ve hızlı tedavi imkanı sağlaması açısından üzerinde tanımlayıcı işaretler (kolye, bileklik vb) taşıması çok önemlidir.

    Çevremizdeki bir çok alerjen anafilaksiye neden olabilir.

    Besinler (inek sütü, yumurta, kuruyemişler, balık, kabuklu deniz ürünleri vb)

    İlaçlar

    Böcek sokmaları (bal arısı, yaban arısı vb)

    Latex

    Alerjenlere ek olarak fiziksel aktivitelerde anafilâksiye neden olabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği anafilaksi olarak tanımlanır. Anafilaksiye neden olan faktörler tanımlanamadığında sebebi bilinmeyen (idiyopatik) anafilaksi tanımı kullanılmaktadır. Anafilaksiye neden olan çevresel faktörler alerji ve immünoloji uzmanı olan doktorunuz tarafından mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.

    Anafilaksinin Belirti ve Bulguları Nelerdir?

    Anafilaksi çok hızlı gelişir. Sorumlu alerjene maruz kalındıktan sonra dakikalar içerisinde anafilaksi tablosu ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda anafilaksi tablosunun klinik bulguları daha geç yani saatler içerisinde de ortaya çıkmaktadır.

    Klinik bulgular

    Cilt bulguları en sık görülmektedir.

    Kızarıklık, kaşıntı, deride kabarıklık ve sıcaklık hissetme

    Solunum sisteminde

    Burun akıntısı, hapşırık, nefes darlığı, öksürük, göğüste tıkanıklık hissi ve hışıltı, ağır durumlarda morarma (siyanoz) görülebilir.

    Dolaşım sisteminde

    Tansiyon düşmesi, çarpıntı, nabız sayısında azalma ya da artış, baş dönmesi, halsizlik ve ağır durumlarda şok gelişebilir.

    Sindirim sisteminde,

    Ağız ve boğazda şişme, yutma zorluğu, Kusma, ishal, mide krampları görülebilir.

    Anafilaksi Sebepleri Nelerdir?

    Anafilaksi, çoğunlukla alerjenlerle karşılaşmaya bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu karşılaşma ağızdan alınan besinler, kas içi ya da damar içine verilen ilaçlar, arı ve böcek sokmaları, deri ve solunum yolu ile alınan alerjenler ile oluşmaktadır.

    Anafilaksi neden olan faktörler;

    Besinler

    İlaçlar

    Böcek sokmaları

    Latex

    Egzersiz

    Radyokontrast meddeler,

    Nedeni bilinmeyen

    Bazen anafilaksi tablosu bazı faktörlerin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Örneğin sorunsuz şekilde alerjik olduğu besini tüketen hastalar, ardından egzersiz yaptığı zaman anafilaksi gelişmektedir. Bu durum az görülmekle beraber ergenlik dönemi ve kızlarda daha sık görülmektedir. Diğer bir deyişle egzersiz yapmadığı zaman alerjik olduğu besini bu hastalar rahatça tüketmektedir. Egzersizin tetiklediği besinlerle ilişkili anafilaksi olarak tanımlanmaktadır.

    Anafilaksi Tedavisi

    Tedavinin en önemli basamağı ve ilk kullanılacak ilaç ADRENALİN’dir. Yaşam kurtarıcı olan adrenalin kas içine yapılmalıdır.

    Anafilaksi ani gelişen ve yaşamı tehdit eden reaksiyon olduğu için tedavisinde zamana karşı yarışılmalıdır. Adrenalin süratle kas içine yapılmalıdır. Sağlık ekibini bekleyecek ya da sağlık kurumuna gidecek kadar süreniz olmayabilir. Bu uygulama sizi yaşama bağlayan en önemli aşamadır. Bu nedenle hastaların herhangi birine ihtiyaç duymadan kendi kendine yapabileceği adrenalin içeren otomatik özel enjektörler (adrenalin oto enjektör) yapılmıştır. Her hasta ya da hasta yakını mutlaka bu adrenalin oto-enjektörü yanında bulundurmalıdır. Tek kullanımlık olan bu enjektörler hasta tarafından uyluk bölgesine (elbise üzerinden de olabilir) yapılmalıdır. Ardından en yakın sağlık kuruluşuna tedavisinin devam etmesi için de başvurmalıdır.

    Anafilaksi geçiren hastalara tıbbi tedavi yapılmasının yanında daha da önemlisi hastanın tekrar aynı duruma düşmemesini sağlamak gerekiyor. Bu aşama hastalar için çok önemlidir.

    Önlemler;

    Alerjenlerden kaçınma;

    Anafilaksiye neden olan alerjenler alerji ve immünoloji uzmanı tarafından tanımlanmalıdır. Hastaların da bu alerjenlerden kaçınması gerekmektedir. İlaç alerjisi olan hastalar hekime gittiğinde mutlaka alerjisi olduğu ilacı hekimine söylemelidir. Arı sokmasına bağlı anafilaksi geçiren hastalar aşı tedavisi ve adrenalin oto-enjektör taşıması yanında arı sokmalarına karşı gerekli önlemleri almalıdırlar.

    Etiket okuma

    Bu konuda karşılaşılan en önemli sorun besin alerjisi olan hastalarda yaşanmaktadır. Alerjisi olduğu besinden korunma açısından hasta ve hasta yakınları çok iyi bilgilendirilmelidir. Diğer yandan marketlerde satılan gıdalar çok farklı katkı maddeleri içermektedir. Bu hastalar için önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Yasal düzenlemeler ile bu durum kontrol edilmesine rağmen etiket içeriği hasta ve hasta yakınları tarafından çok dikkatli okunmalıdır.

    Ev dışında alerjenlere maruz kalabilirsiniz!

    Besin alerjilerinde diğer önemli sorunlardan biri ise dışarıda (restaurant, kafe vb) hazırlanmış gıdaların tüketilmesi ile ortaya çıkmaktadır. Çocuğun okulunda da benzer sorunlar yaşanabilir. Dolayısıyla çok geniş kapsamlı bilgilendirme eğitim ile sorunlar en aza indirgenebilir.

    Anafilaksi geçiren hastalara daha hızlı tanı konulabilmesi için üzerlerinde belirteç (kolye, bileklik) taşımaları gereklidir. Ayrıca yazılı eylem planı ile reaksiyon geçirenlerin neler yapabileceği konusunda rehberlik edebilecek dokümanlar hekim tarafından sağlanmalıdır.

    İmmünoterapi (aşı tedavisi)

    Arı sokmalarına bağlı anafilaksi geçiren hastalar mutlaka aşı programına alınmalıdır. Bu yöntem ile oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır.

    Anafilaksi benzeri durumlar

    Yabancı bir madde ile karşılaşma sonucunda da anafilaksi tablosuna benzer reaksiyonlar (anafilaktoid reaksiyon) gelişebilir. Bu reaksiyonlar IgE aracılıklı değildir ve önceden hastanın duyarlılaşması gerekmemesidir. Anafilaksi benzeri reaksiyonlar öyküsü olmayan insanlarda da gelişebilir (radyo kontrast maddeler vb).

    Adrenalin Oto Enjektör Kullanımı

    Adrenalin oto-enjektörü, anafilaksi geçiren ve geçirme riski olan hastaların (arı alerjisi, gıda alerjisi vb) beklenmeyen anafilaktik reaksiyonlarının gelişmesi durumunda acil tedavisi için (hastaneye ulaşıncaya kadar) geliştirilmiş bir otomatik şırıngadır. Hasta tarafından kendi kendine uygulanabilecek şekilde yapılmıştır.

    Sadece hekimler tarafından reçete edildikten sonra alınmalıdır.

    Adrenalin Oto-enjektörü, Sadece Doktor Tarafından Hastaya Uygun Dozlarda Reçete Edildikten Sonra Kullanılmalıdır.

    Oto-enjektörün kullanımı ile ilgili hekiminden mutlaka eğitim almalısınız. Yine de zamanla bazı konuları unutabileceğinizi düşünerek bilgilerinizi güncellemeyi ihmal etmemeniz gerekmektedir.

  • Astım tanı, takip ve tedavi

    Astım tanı, takip ve tedavi

    Astım, hava yollarının kronik (müzmin) hastalığıdır. Soluduğumuz hava akciğerlerimize yani oksijen ile karbondioksit değişiminin yapıldığı alveollere (keseciklere) havayollarından geçerek ulaşmaktadır. Astım aslında karmaşık bileşenleri olan bir klinik sendrom olarak kabul edilmektedir. Hastaların hava yollarında mikrobik olmayan iltihap vardır. İltihabi süreçte hem hava yollarında aşırı duyarlılaşma olurken hem de aşırı hücre birikimi, mukus ve hava yollarını saran kaslarda kasılma meydana gelir. Tüm bu faktörlerin etkisiyle hava yolları daralır. Nefes alıp verirken zorlanmaya başlarız. Soluduğumuz havanın alveol dediğimiz keseciklere ulaşmasında sorunlar yaşanmaya başlar. Bu durumda hastalarda öksürük gibi hafif bulgulardan, ağır nefes darlığına kadar değişen geniş yelpazede semptomlar ortaya çıkar.

    Astım tanısı olan şikayeti olmayan hastalar da bile havayollarında iltihap bulunmaktadır. Normalde reaksiyon verilmemesi gereken tetikleyicilerle (alerjenler, hava kirliliği, sigara dumanı) karşılaştıklarında hava yollarında aşırı hassasiyet olduğu için öksürük, nefes darlığı gibi semptomlar ortaya çıkar.

    Astım çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır. Dünyada 300 milyon kişide astım olduğu bilinmektedir. Sıklığı da giderek artmaktadır. Ülkemizde her 10 çocuğun birinde astım olduğu bilinmektedir. Bu oran erişkinlerde daha düşüktür.

    Diğer alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımında nasıl geliştiği tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde alerjik hastalıkların gelişimini açıklamaya çalışan “hijyen hipotezi” halen geçerliliğini sürdürmektedir. Astım ya da diğer alerjik hastalıkların sıklıklarındaki artışın, dünyadaki sosyo-ekonomik düzeydeki iyileşme dönemine denk gelmesi bu hipotezin esasını oluşturmaktadır.

    Astım semptomları alerjenler ile karşılaşıldığında ortaya çıktığı gibi, bazı kişilerde egzersiz sonrasında da görülebilir. Spor yaparken ortaya çıkan bu durum egzersizin tetiklediği bronkokonstrüksiyon (EIB) olarak adlandırılmaktadır. Yine bazı meslekleri yapan kişilerde işine özgün alerjenlere bağlı astım (mesleksel astım) görülebilir.

    Astım benzeri bulgular çocukluk döneminde özellikle 5 yaş altında sıkça görülür. Bu dönemde astım tanısı konulurken dikkatli olunması gerekir. Bu konuda alerji ve immünoloji doktorlarından yardım alınması uygun olur.

    Astım ne yazık ki kür (tamamen düzelme) edilebilen bir hastalık değildir. Ancak hekiminizle iyi bir işbirliği ile astımınızı kolayca kontrol altına alabilirsiniz. Ve yaşamınıza sorunsuz olarak normal kişiler gibi devam edebilirsiniz.

    Astım Semptomları nelerdir?

    Astım semptomları bireyler arasında farklılıklar gösterebilir. En sık görülen semptom göğüsten gelen hışıltı (vizing) sesidir. Hava yollarındaki daralma sonucu nefes verirken ortaya çıkar.

    Hangi bulgular astımı düşündürmelidir?

    Nefes darlığı

    Göğüste tıkanma hissi ya da ağrı

    Uzun süreli öksürükler

    Uykudan uyandıran öksürük ve hışıltı.

    Astım semptomları genellikle tetikleyiciler (infeksiyonlar, alerjenler, egzersiz vb) ile karşılaşıldığında ortaya çıkar. Astım semptomlarının alerjik olmayan tütün dumanı, hava kirliliği, kimyasal/kozmetik kokular ya da soğuk havalarda da ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Çocuklarda egzersizle yani oyun oynarken ortaya çıkan öksürük astım belirtisi olabilir.

    Semptomlar ağır olduğunda ya da belirgin nefes darlığında astım atağından söz edebiliriz. Bu durumda hızlı hareket edilmeli, gerekirse doktorunuzla irtibata geçip tedavi planınızda değişiklikler yapılmalıdır.

    Astım Tanısı Nasıl Konulabilir?

    Astım tanısının konulabilmesi için öncelikle hastanın iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoğu vakada tanı, hastanın öyküsü ve semptomların özelliklerine göre kolayca konulabilir.

    Ailesel alerjik hastalık bulunması tanı için oldukça önemlidir. Astım semptomları gece veya sabaha karşı daha sık ortaya çıkabilir. Tetikleyiciler (alerjen, egzersiz, hava kirliliği, vb) ile karşılaşıldığında öksürük, göğüste hışıltı sesinin duyulması ya da nefes darlığının oluşması astım tanısı için önemli özelliklerdir. Diğer bir önemli husus ise astım hastaları şikayeti olmadan tamamen normal olduğu dönemleri de vardır. Diğer kronik akciğer hastalıklarından ayırıcı önemli bir özelliktir.

    Öykü ve hastanın muayenesi ile büyük ölçüde tanı konulabilmesinin yanında ek laboratuvar incelemelerine de çoğu zaman gereksinim duyulmaktadır. Laboratuvar incelemeleri, tanı konulması yanında hastanın takip sürecinin de objektif parametrelerle yapılmasını sağlamaktadır.

    Tanısal işlemler

    Solunum fonksiyon testleri (Spirometri)

    Bronş provokasyon testleri

    Metakolin

    Egzersiz

    Diğer

    Tetikleyicilerin belirlenmesi

    Deri prik testleri

    İntradermal testler

    Astım tanısının konulmasında en önemli basamaklardan birisi solunum fonksiyon testleridir (SFT). Deneyimli personel tarafından uygun ortamlarda yapılması gerekir. Derin nefes alındıktan sonra hızla cihaza üflenir. Bu test ile akciğerlerinizdeki havanın 1.saniyedeki çıkan miktarının (FEV1) >%80 olması beklenmektedir. Astım şiddetine göre bu değerlerde düşüklük gözlemlenebilir. Ancak astımlı hastalarda bronşlarda daralma olup olmadığını göstermek için solunum fonksiyon testleri normal olsa bile kısa etkili ß2 agonist (salbutamol) verilerek işlem tekrarlanır. Hastanın ilk değerine göre belirli oranda artış görülürse tanı için çok değerli bir bulgudur.

    Solunum fonksiyon testleri hem astım tanısı konulmasında, şiddetinin belirlenmesinde ve hastanın takibinde çok önemlidir.

    Ancak bazı durumlarda hastanın öyküsü astım ile uyumlu olsa da solunum fonksiyon testleri normal olabilir. Bu durumda hastalara provokasyon testlerinin yapılması gerekir. Provokasyon testlerinden hangisinin yapılacağına hekiminiz karar verecektir. Çoğunlukla farklı dozlarda ilaç (metakolin)inhalasyonuyla ya da egzersiz ile bu testler yapılabilir.

    Astım tanısı konulduktan sonra hastalığı kontrol altına almak için varsa tetikleyicilerinin (alerjenler) belirlenmesi gerekmektedir. Hastanın semptomlarının özelliklerine göre seçilen alerjenlerle deri prik testleri yapılır. Pozitif çıkan alerjenler için hastalara korunma önlemlerinin alınması tavsiye edilir.

    Alerji deri testleri ile astım tanısı konulamaz. Bir çok hastanın deri testi pozitifliği olsa bile hasta olmadığını biliyoruz. Bu nedenle testlerin yapılması ve yorumlanması alerji ve klinik immünoloji uzmanları tarafından yapılmalıdır. Aksi taktirde hem tanısal yanlışlıklar yaşayabilir hem de gereksiz önlemlere ve tedavilere maruz kalabilirsiniz.

    Astımın tedavisi ve izlemi

    Her şeyden önce astım hastalığında kür dediğimiz tamamen düzelmenin olmadığı bilinmelidir. Astımda kontrolü sağlamak için bir kaç basamağın birlikte uygulanması gerekmektedir. Bir konuda aksaklık yaşandığında hastalığın kontrolü konusunda sorunlar yaşanmaya başlar.

    Astım,

    İlaçların düzenli kullanılması,

    Tetikleyicilerden kaçınılması (çevre kontrolü) ve

    İyi bir hekim hasta işbirliği ile kontrol altına alınabilir.

    Her üç basamakta hastaya iyi eğitim verilmesi başarı için olmazsa olmazımızdır. Hasta eğitiminde ilaçların kullanım teknikleri, izleyeceği yol haritası , tetikleyicilerden nasıl korunacağı ve sorun yaşadığında yapabileceği ilk müdahaleler konusunda donanımlı olması sağlanmalıdır. Elbette astım kronik bir hastalık olduğu için gerektiğinde aileye ya da hastaya psikolojik destek verilmelidir.

    Temel yaklaşımların yanında gerektiğinde hastalığı kontrol etmek için çoğu zaman ilaç kullanımına da ihtiyaç duyulmaktadır.

    Bu süreçte kullanılan ilaçlar kontrol edici ve rahatlatıcı ilaçlar olarak adlandırılır. İlaçlar daha çok solunum yolu (inhalasyon) ile alındığı için kullanımı konusunda eğitim verilmesi gerekir. Uygun teknik ve cihazlar kullanılmadığında ilaçlardan beklenen etkiyi göremezsiniz.

    Kronik hava yolu hastalığı olarak astım hastalarında bronşlarda mikrobik olmayan inflamasyon olduğu için buna yönelik ilaçların kullanılması çok önemlidir. Günümüzde az sayıda ama çok etkili ilaçlar ile astım hastalığının kontrolü sağlanabilmektedir. Anti-inflamtuvar etkiye sahip en etkili ilaçlar kortizonlardır (kortikosteroid). Bu ilaçlar solunum yolu ile değişik formlarda hastaların kullanımına sunulmuştur. Kullanım teknikleri açısından her birinin ayrı özellikleri vardır. Hekimler yeterli zaman ayırarak bu konuda hastalara eğitim vermelidir. Bu ilaçlar solunum yolu ile çok düşük dozlarda alınmakta ve sadece akciğerlerimizde etkili olmaktadır. Hekim kontrolünde kullanıldığında önemli yan etkileri bulunmamaktadır.

    Astım kontrolünde lökotrienlerin etkisini reseptörleri düzeyinde bloke eden ilaçlarda (montelukast)kullanılabilir. Bunların etkisi nispeten kortizonlu ilaçlara göre daha azdır. Ağızdan günde bir kez alınarak kullanılır.

    Astımın kontrolünde zorluklar yaşandığı zaman tedaviye ağız yoluyla verilen kortizonlu ilaçlar eklenebilir. Son yıllarda zor astım vakalarında biyolojik ajanlarda tedaviye girmiştir. Anti-IgE ile kontrol edilemeyen astımlı hastalarda iyi sonuçlar alınmaktadır. Anti-IgE’nin, kılavuzlarda önerilen tedavilere yanıt alınamadığında, bu tedavilere ek olarak kullanılması önerilmektedir.

    Astım tedavisinde kurtarıcı ilaçlar

    Kurtarıcı ilaçlar solunum yolu ile alınırlar. Daralmış bronşlarda hava yollarının etrafındaki düz kasları gevşeterek hastanın daha rahat nefes almasını sağlarlar. Salbutamol (ß2 agonist) en sık kullandığımız bronş genişleticilerden birisidir. Etkisi dakikalar içerisinde başlar. Astım ataklarında kısa aralıklarla bir çok kez kullanılabilir. Ayrıca hastaların kendisi de semptomları olduğu zaman kullanabilirler. Bu ilaçlar hastalarda rahatlama yapar ancak hava yollarındaki iltihap üzerine etkisi yoktur. İlacın rahatlatması sizde rehavete neden olmasın.

    Unutmayın. Haftada iki seferden daha fazla rahatlatıcı ilaç kullanıyorsanız doktorunuzla temasa geçmelisiniz!

    Uzun etkili olan ß2 agonist ilaçlar (formeterol, salmeterol vb) astım kontrolü için kullanılmaktadır. Uzun etkili olanlar kortizon gibi kontrol edici ilaçlar ile kombine şekilde hastaların kullanımına sunulmuştur. Ancak bu ilaçlar mutlaka alerji ve immünoloji uzmanlarının önerisi alınarak kullanılmalıdır.

    Astımlı hastalarda rahatlatıcı ilaçlardan bir diğeri ise antikolinerjiklerdir. Bu ilaçlar yine solunum yolu ile alınırlar. Ancak kısa etkili ß2 agonistlere (salbutamol) göre etkisi daha azdır ve geç başlar. Antikolinerjikler (ipratropium) havayollarındaki düz kasları kontrol eden sinirleri bloke ederek genişlemeye neden olurlar. Klinik uygulamada ilk tercih edilen ilaç değildir. Ancak ß2 agonistlere yeterli yanıt alınmadığı zaman ilave olarak kullanımı tercih edilmektedir.

    Daha fazla bilgiyi ilaçlar bölümünden alabilirsiniz.

    ÖZEL DURUMLAR ve ASTIM

    Gebelik ve Astım

    Hamilelik döneminde hiç bir ilacın kullanılmasını arzu etmiyoruz. Ne yazık ki çoğu zaman bu mümkün olmamaktadır. Uluslararası kılavuzlar astımı olan hamile kadınların astım ilaçları ile tedavi edilmelerinin, astım belirtilerinin ve astım ataklarının olmasından daha güvenli olduğunu önermektedir. Yani hamilelik sırasında astımın yeterli şekilde kontrol altında tutulmasının hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından daha önemli olduğunu söyleyebiliriz. Gebelik sürecinin bazı astımlı hastalar üzerinde olumlu etkisi olabileceği gibi, bazı astımlı hastalar üzerinde de olumsuz etkisinin olabileceği unutulmamalıdır. Diğer yandan iyi kontrol edilemeyen astımlı hastalarda gebelik komplikasyonlarında da artış görülmektedir.

    Hamilelikte astım kontrolünü nasıl sağlayabilirim?

    İyi bir astım kontrolü hem anne hem de bebeğinizin sağlığı için çok önemlidir. Gebelik sürecinde özellikle bebeğin ihtiyacı olan oksijen desteğinin sağlanabilmesi için astımınızın kontrolünün iyi olması gerekmektedir. Bunun için;

    Düzenli kontrollerinizi yaptırın

    Eğitim; Hasta-hekim işbirliği çok önemli

    Astımınız kötüleştiren tetikleyicilerden kaçının

    Uygun ilaç tedavisi alın

    Astım kontrolü hekiminizle iyi işbirliği yaparak sağlanabilir. Kullanmakta olduğunuz tüm ilaçları gözden geçirin. Zararsız gibi görünen vitaminler ve bitkisel ürünler bebeğiniz için sakıncalı olabilir. Her hangi bir ilacı almadan önce mutlaka doktorunuza danışın. Sadece doktorunuzun önerdiği ve reçete ettiği ilaçları kullanın.

    ÖZEL DURUMLAR ve ASTIM

    Egzersize Bağlı Bronkokonstrüksiyon

    Egzersiz yaparken ya da daha sonrasında nefes darlığı, öksürük ya da göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir. Bu durum egzersizin tetiklediği bronkokonstruksiyon olarak tanımlanmaktadır. Astımı olmayan kişilerde görülebileceği gibi alerjisi olan astımlı kişilerde de ortaya çıkabilir.

    Semptomlar ve bulgular genellikle egzersizden sonraki 20 dakika içerisinde çıkmaktadır. Bu hastaların solunum yolları soğuk ve kuru havaya karşı daha duyarlıdır. Solunum sırasında akciğerlerimize ulaşan hava, burunda nemlendirilir ve ısıtılır. Ancak egzersiz sırasında nefes, ağız yolu ile alındığında hava daha kuru ve soğuk olarak akciğerlerimize ulaşmaktadır. Bu durum hava yollarında daralmaya ve semptomların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hava kirliliği, solunum yolu infeksiyonları ve polenler de benzer şekilde astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olabilirler. Eğer astımlı hastada egzersiz ile öksürük, nefes darlığı ya da hışıltı gibi semptomlar oluyorsa hastalığının kontrolünde sorun olduğunu düşünmeliyiz.

    Egzersize Bağlı Bronkokonstrüksiyon Tanısı İçin Neler Yapabiliriz?

    Spor yaparken ya da günlük yaşantınızda, herhangi bir efor sırasında solunum yolu ile ilgili sorunlar (nefes darlığı, öksürük, göğüste sıkışma hissi ve hışıltı) olduğunda mutlaka alerji ve immünoloji uzmanına başvurmalısınız. Tanı konulması için hekiminiz dikkatli bir öykü aldıktan sonra size bazı testler yapacaktır.

    İlk olarak size

    Solunum Fonksiyon Testleri.

    Daha sonra da,

    Egzersiz Testi yapılacaktır.

    Size yapılan solunum fonksiyon test sonuçları düşük ve salbutamol (kısa etkili ß2 agonist) inhalasyonundan sonra düzeliyorsa (reverzibilite testi) muhtemelen astımınız olduğunu söyleyebiliriz.

    Ancak istirahat halinde solunum fonksiyon testleri normal ve bronkodilatatör (salbutamol) yanıtı yok ise size egzersiz challenge testi” yapılacaktır. Bu testler standart protokollere göre koşu bandında yapılır. Ancak tanı konulabilmesi için semptomlarınızın ortaya çıkmasına neden olan eforlar (koşu bandı veya aktivitenizin türüne göre) yaptırılarak ta test yapılabilir. Semptomlarınızın ortaya çıkıp çıkmadığı seri solunum fonksiyonları yapılarak gösterilmeye çalışılır. Bu testler sırasında solunum fonksiyon test değerlerinde belirli bir oranda düşme olursa tanı konulabilir.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlar yaşıyorum. Nasıl tedavi olabilirim?

    Eğer astımınız varsa ve egzersiz sırasında solunum yolu problemleri (öksürük, nefes darlığı ya da hışıltı) yaşıyorsanız hava yollarınızda iltihap olduğunu ve kontrol altında olmadığınızı söyleyebiliriz. Bu durumda hekiminiz size astımınızı kontrol edecek ilaçlar (inhale kortikosteroid, lökotrien reseptörlerini bloke eden ilaçlar vb) başlayabilir. Bu ilaçları zaten kullanıyorsanız astımınız kontrol altına almak için doktorunuzun sizi yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. İlaçlarınızı yeniden düzenleyebilir, kullanım tekniklerinizi ve alerjenlerden korunma önlemlerinizi gözden geçirebilir.

    Astımınız yoksa ve sadece egzersize bağlı olarak solunum yolu problemleri yaşıyorsanız doktorunuz size kısa etkili bronkodilatasyon yapan ilaçlar (salbutamol) önerebilir. Şikayetleriniz olduğunda ya da egzersize başlamadan 30 dakika önce almanız sizi rahatlatabilir.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlarımı gidermek için alacağım önlemler var mıdır?

    Soğuk havalarda, hava kirliliği olan bölgelerde ya da polen yoğunluğunun fazla olduğu dönemlerde egzersizden kaçınmanız size iyi gelecektir. Virüslere bağlı bir üst solunum yolu geçiriyorsanız egzersizinizi ertelemelisiniz. Soluduğunuz havayı filtre edecek ya da ısıtacak önlemleri de (ağzınızı kapatacak atkı, boyunluk ya da eşarp) alırsanız daha rahat edebilirsiniz.

    Egzersiz ile ilişkili solunum sistemimle ilgili sorunlarım var. Hangi sporları tercih etmeliyim?

    Aslında astımınız kontrol altında ise istediğiniz her aktiviteyi yapabilirsiniz. Yoğun efor gerektiren takım sporları yerine (futbol, basketbol, hentbol vb) bireysel sporları (yüzme, yürüyüş, yavaş tempoda bisiklete binmek) tercih edebilirsiniz.

    Eğer dalış sporları yapmak istiyorsanız mutlaka doktorunuza danışmalısınız

  • Atopik (alerjik) ekzama

    Atopik dermatit (Egzema) (AD), bir çok faktöre (genetik, çevresel) bağlı olarak kronik bir cilt hastalığıdır. Çoğunlukla erken çocukluk döneminde başlar. Atopik yürüyüş olarak adlandırdığımız sürecin ilk basamağında yer alır. Bu özelliği ile ileriki yaşlarda astım ve alerjik rinit gibi diğer alerjik hastalıkların gelişiminin habercisi olma özelliğini taşımaktadır. Atopik dermatit (Egzema), hastaların ve ailelerinin yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.

    Cildimiz vücudumuzu dış etkenlerden koruyan en önemli organımızdır.Atopik dermatit (Egzema)hastalarında cildin bariyer özellikleri bozulmuştur. Bu bozulmanın hangi nedenden kaynaklandığını tam olarak bilemiyoruz. Bariyer fonksiyonlarının bozulması yanında yoğun bir immünolojik reaksiyonda Atopik dermatit (Egzema) hastalarında görülmektedir. Cildin bariyer fonksiyonlarının bozulması ile su tutma özelliği azalır. Ve ciltte kuruluk başlar. Kuruluk atopik dermatitin en önemli özelliğidir. Kuruluğa yoğun bir kaşıntı eşlik eder.

    Bariyer fonksiyonları bozulmasının diğer olumsuz yanı ise alerjenler kolayca cildi geçerek bağışıklık sistemimizi uyarırlar ve alerjik reaksiyon gelişmesine neden olurlar. Bu da atopik dermatitin şiddetini artırır yani cildin daha da kötüleşmesine neden olur.

    Atopik dermatitli hastaların ciltlerinin mikroplara karşı savunma özellikleri de azalmıştır. Normalde cildimizde bulunan mikroplar bu hastalarda enfeksiyonlara neden olabilirler. Enfeksiyonlar hem atopik dermatit’in şiddetini artırır hem de tedaviye yanıtı olumsuz etkileyebilir.

    Atopik dermatiti olan çocukların yarısına yakınında besin alerjileri görülebilir. Bu hastaların mutlaka besin alerjisi yönünden alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Besin alerjisi ne neden olan besinler sıklıkla;

    İnek sütü,

    Yumurta,

    Buğday,

    Kuruyemişler (fındık, fıstık vb),

    Yer fıstığı,

    Balık,

    Kabuklu deniz ürünleridir.

    Ev tozu akarları, evcil hayvan alerjenleri ve polenler de atopik dermatit hastalarında alerjiye neden olabilir.

    Bebeklerde ilk aylarda yanaklarda kızarıklık, kaşıntı ile seyredebilir. Beraberinde besin alerjisi olabileceği unutulmamalıdır.

    Atopik Dermatit (Egzema) Belirti ve Bulgular

    Atopik deramtitin en önemli bulgusu cilt kuruluğudur. Kuruluğa bağlı olarak ciltte kaşıntılar meydana gelir. Kaşıntı atopik dermatite özgü cilt yaralarının çıkmasına neden olur. Kaşıntıyı terleme, sıcak, tahriş edici maddeler ve alerjenler artırır. Kaşınma ile cilt bütünlüğü daha da bozulur ve egzema olarak tanımladığımız yaralar meydana gelir.

    Egzema kızarık, üzeri pütürlü ve sızıntı bulunan lezyonlardır ve hastanın yaşına göre vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkar.

    Egzemalar

    süt çocukluğu döneminde en sık yüzde (sıklıkla yanaklarda), saçlı deride, diz ve dirsek bölgelerinde ve kulak arkasında görülür. Bez bölgesi genellikle etkilenmemiştir.

    İki yaşından büyük çocuklarda daha çok dirsek önü, diz arkası, boyun, el ve ayak bileği bölgesini tutar. Yüz ve göz kapaklarında bu dönemde lezyon görülmemeye başlar. Tutulan bölgelerde deride kalınlaşma, kabalaşma ve deri çizgilerinin belirginleşmesi gözlenir.

    Ergenlik döneminde kaşıntı ve deride kalınlaşma ön plandadır. Lezyonlar daha çok el ve ayak bilekleri, kol ve bacakların iç yüzlerinde, göz çevresi, yüz, boyun ve gövdenin üst kısmındadır. Bu dönemde egzama sadece ellerde görülebilir. Genellikle ciltte çizgilenme, kalınlaşma ve rengin kahverengileşmesine neden olur.

    Atopik Dermatit (Egzema) Tedavi

    Atopik dermatit kronik bir hastalıktır ve kür sağlayacak bir tedavi yöntemi yoktur. Hafif vakaların önemli bir bölümü kendiliğinden geçer.

    Tedavinin hedefleri:

    İlaç tedavisi

    Cildin nemlendirilmesi

    Koruyucu önlemler

    İlaçlar ile tedavideki amacımız, ciltte meydana gelen alerjik reaksiyonların baskılanmasıdır. Atopik dermatiti olan hastalarda ciltte bağışıklık sistemimize ait hücrelerin birikimine bağlı iltihabi bir süreç vardır. Bu iltihabi sürecin baskılanması tedavinin en önemli basamağını oluşturmaktadır.

    Atopik dermatitli hastalarda bu tedavi için daha çok lokal uygulanan ilaçlar kullanılır. Ama tedaviye dirençli hastalarda sistemik olarak kullandığımız ilaçlarda bulunmaktadır.

    Tedavide kullanılan en etkin ilaçlar kortizon (kortikosteroid) içermektedir. Sadece egzemanın olduğu yerlere sürülür. Bu ilaçları kullanırken mutlaka hekim tavsiyesine uyulmalıdır. Tüm vücuda yayılacak şekilde kullanılmadıkları sürece ciddi yan etkilere yol açmazlar.

    Olası yan etkileri arasında deri incelmesi, renklenmede azalma, çizgilerin oluşması, deri altı kanamalar, deri altı damar genişlemeleri sayılabilir. Çok güçlü etkiye sahip kortizonlu ilaçların uzun süre deriye uygulanması ile nadiren ciddi sistemik etkiler de ortaya çıkabilir. Bu nedenle hastalar doktoruna danışmadan bu ilacı kullanmamalıdır.

    Tedavide uyulması gereken ilkeler ise hastalığın kontrolünü sağlayacak en zayıf etkiye sahip kortizonlu ürünü seçmek ve kontrol sağlanır sağlanmaz da daha zayıf etkili bir ürüne geçmektir. Özellikle yüz gibi hassas bölgelerde mümkün olan en zayıf kortizonlu kremi kullanmaya özen gösterilmelidir. Kortizonlu kremler banyodan hemen sonra ve nemlendiricilerden önce kullanılmalı ve yalnızca egzemanın olduğu bölgeye uygulanmalıdır. Saçlı deride losyonlar ve kremler yaşa bağlı olarak seçilebilir

    Kortizon içermeyen kremler pimekrolimus ve takrolimus atopik dermatit tedavisinde kullanılan diğer ilaçlardır. Kortizonlu ilaçlarda görülen yan etkilere yol açmazlar. Yüz gibi hassas deri bölgelerinde kullanılabilirler. İki yaşından büyük bebeklerde hafif ve orta şiddette atopik dermatit tedavisinde kullanılması tavsiye edilmektedir. Bağışıklık sisteminde sorunu olan çocuklarda kullanılmamalıdır.

    Antihistaminiklerin tedavide yeri yoktur. Kaşıntının giderilmesindeki etkileri çok zayıftır. Gece kaşıntısının engellenmesinde yararlı olabilirler. Atopik dermatit hastalarının egzemalarında enfeksiyon geliştiğinde ki bu durum sıklıkla görülebilir. Antibiyotik tedavisi kullanılmalıdır.

    Fototerapi ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar (siklosporin vb) yeterli yanıt
    alınamayan ağır olgularda nadir olarak gerekli olabilir.

    Cildin Nemlendirilmesi

    Atopik dermatiti olan hastaların cilt kuruluğunun giderilmesi çok önemlidir. Bu nedenle ılık suyla banyo yapmaları gerekmektedir. Hastalığının derecesine göre sıklığına ve yöntemine (küvet içerisinde ya da duş) doktorunuzla karar verebilirsiniz. Cildi tahriş edebilecek uygulamalardan kaçınmak gerekir. Banyodan sonra cildin suyunu korumak amacıyla nemlendiricilerin kullanılması çok önemlidir. Su bazlı ya da yağ bazlı nemlendiriciler kullanılabilir. Bu seçimi doktorunuzla birlikte yapabilirsiniz.

    Nemlendiricilerin alerjen ya da kimyasal madde içermemesine dikkat edilmelidir.

    Atopik dermatit hastalarının alacağı önlemler nelerdir?

    1. Kaşıntı ve Döküntüyü Kötüleştiren Şeylerden Kaçının

    Kaşıntı, döküntü veya diğer semptomları neyin daha da kötüleştirdiğini çözmek önemlidir. Kaşınma ve ovalama cildi tahriş eder ve durumu daha da kötüleştirir. Kaşıntıyı önlemek için alınacak tedbirler

    Tırnaklarınızı kısa, düz ve temiz tutun.

    Kaşıntı hissettiğinizde nemlendirici uygulayın.

    Aşırı sıcak veya nem, alerji, aşırı duygusal durumlar ve stres kaşıntı ve döküntüyü artırabilir.

    2. Kimyasal Tahriş Edicilerden Uzak Durun

    Tahriş edici maddelerden (kimyasallar, çözücüler, sabun, deterjan, güzel kokular, cilt bakım ürünleri, bazı kumaşlar ve sigara) kaçınmanız gerekiyor.

    Yeni satın aldığınız tüm elbiseleri giymeden önce yıkayınız. Formaldehid ve diğer tahriş edici kimyasallar yeni yapılmış elbiselerde bulunabilir.

    Diğer kumaşlara nazaran daha az tahriş edici olan pamuk veya pamuk karışımlı elbiseler giyinin. Rahatsız ediyorsa giysilerin etiketleri çıkarın. Dikiş yerleri kaşıntı yapıyorsa, evdeyken giysileri tersyüz giyinin. Yün veya tahriş edici kumaşlardan sakının.

    Çamaşır deterjanınız tahriş edici geliyorsa, kokusuz ve boyasız deterjanlar kullanın. İkinci bir durulama çamaşır deterjanındaki deterjan kalıntılarının giderilmesine yardımcı olabilir.

    Güneş yanmalarından kaçının. Yüksek faktörlü koruyucu güneş kremi kullanın. Güneş kreminiz tahriş edici ise, yüz için geliştirilmiş diğer ürünleri veya güneş kremlerini deneyin.

    Yüzdükten sonra duş yapın ve nemlendirici uygulayın.

    3. Evinizin Sıcaklığını ve Nemini Uygun Hale Getirin.

    Aşırı sıcaklık ve rutubet atopik dermatitli kişiler için problem olabilir. Aşırı sıcak ve aşırı nemden kaynaklanan terleme cildi tahriş edebilir. Düşük nem ciltten su kaybına yol açar. Bu durum kuruluğa ve cilt tahrişine yol açar.

    Yaşadığınız ortamı rahat bir sıcaklık ve nem düzeyinde tutun.

    Egzersiz yaparken ve sıcak havalarda gevşek, geniş ve seyrek dokumalı kıyafetler giyinin.

    4. Alerjenlerden Kendinizi Koruyun

    Alerjiler atopik dermatit semptomlarınızı başlatabilir veya kötüleştirebilir. Alerjik reaksiyon gösterdiğiniz şeylere karşı alabileceğiniz birçok önlem vardır.

    5. Besin Alerjileri Egzemayı Kötüleştirir

    Besin alerjileri atopic dermatitli hastaların yarısına yakınında bulunabilir. Çocuklarda süt, yumurta, yer fıstığı, buğday, fındık, soya, balık ve kabuklu deniz ürünleri egzemayı tetikleyebilir. Mutlaka bir alerji ve immünoloji uzmanı tarafından değerlendirilmeniz gereklidir.

    6. Duygu durumunuz ve Stres, Egzemanızın Şiddetini Etkileyebilir

    Duygu ve stres atopik dermatite yol açmaz, ancak kaşıntı ve kaşınmaya neden olabilir. Kızgınlık, düş kırıklığı ve utanma kızarma veya kaşıntıya yol açabilir. Stresler kaşıntı-kaşınma döngüsüne yol açabilir ve durumu daha da kötüleştirebilir.

    Hastalığınızla daha iyi mücadele etmek için hastalığınızla ilgili olabildiğince fazla bilgi öğrenin.­

    Aile bireyleriniz ve arkadaşlarınızın destekleyici olmasını sağlayın.

    Olumsuz durumları nasıl tedavi edeceğinizi öğrenin.

    Duygu ve stresle mücadelenizde yardım alın.

    7. Enfeksiyonlara karşı dikkatli olun

    Cilt enfeksiyonları atopik dermatitli kişiler için sık sık problem oluştururlar. Bulaşıcı organizmalar (bakteriler, virüsler, mantarlar) çoğu kez cilt üzerinde sayıca normalin üzerinde seyreder. Kaşınan veya tahriş olan cilt daha kolay bir şekilde iltihaplanır.

    Cilt enfeksiyonlarının belirtileri:

    Artan kızarıklık

    İltihap dolu şişlikler veya sızıntı

    Uçuklar ve ateş

    Neler Yapılabilir;

    Herhangi bir enfeksiyon belirtiniz varsa hemen doktorunuzu arayın.

    Enfeksiyonu muayene etmek amacıyla doktorunuzun önerdiği eylem planını takip edin.