Oyun, her çocuk için vazgeçilmezdir. Her çocuğa oyun yoluyla kendini ifade etme şansı verildiğinde, sınırlarını en çok zorladıkları tek alandır. Oyun Terapisi, 3-13 yaş aralığındaki çocukların belli problemler yaşadıkları noktada, kendilerini duygusal olarak açmalarını, ifade etmelerini sağlayan, bunun sonucunda problemin çıkış noktasını bulmaya dayanan bir terapi tekniğidir. Amaç, çocuğun kendini ifade etmesi ve duygusal doyuma ulaşmasıdır Terapide çocuk, kullanılan oyuncaklar ve materyaller ile kendi dünyasını terapiste açar. Bunun sonucunda da uzman, aile ile çocuk arasında bir nevi köprü olur. Yıkılan veya bozulan dengeleri tekrar sağlamaya çalışır. Bu yolla aileler de çocuklarının ne hissettiğini, farklı bakış açıları olabildiğini ve onlar da bazen farkedemedikleri şeyleri beklediklerini görürler.
Kimlere Uygulanır?
Duygusal problemler yaşayan
Ağır kayıplar, travmalar yaşayan
Davranış problemleri
Uyum bozuklukları
Ebeveyne bağımlılık
Sosyal ilişkilerde yetersizlik gibi problemlerle başetmeye çalışan çocuklara uygulanmaktadır.
Portage Erken Eğitim envanteri 0-6 yaş arasındaki çocukların gelişimsel olarak yaşına uygun becerilere sahip olup olmadığını tespit etmek için kullanılmaktadır. Çocuğun sosyal, dil, özbakım, bilişsel ve fiziksel gelişim açısından hangi aşamada olduğu tespit edilir ve çocuğun olduğu aşamadan itibaren, her bir beceriyle ilgili geliştirmeye yardımcı egzersizler, oyunlar anne-babaya öğretilerek çocuğun sağlıklı büyümesini sağlamak hedeflenir. Portage erken eğitim programı normal gelişim gösteren çocuklara uygulanabildiği gibi gelişiminin herhangi bir basamağında gecikme göstermiş veya gelişimsel geriliği olan çocuklar için de uygulanabilir.Portage envanteri 1969 yılında Amerika Birleşik Devleti’nde geliştirilmeye başlanmıştır ve uygulamalar sonucu gelen bilgilerle güncellenerek bugünkü halini almıştır. Anne ve babalar çocuğun eğitimcisi rolünü üstlenerek hem çocuklarını yakından takip edebilir, hem de eğitim sürecine tanıklık etmiş olurlar.
Bu Envanterin Kapsadığı Alanlar:
Bebek Gelişim Basamakları
Dil gelişimi
Özbakım gelişimi
Bilişsel gelişim
Fiziksel gelişimdir.
600’e yakın beceri ve 3000’e yakın etkinlik örneği içerir. Uzman kişi tarafından belli sıklıklarla kontrol edilmesi ve hedeflerin her seferinde artarak ilerlemesinin hedeflendiği bir çalışma şeklidir.
Farklı gelişen bireylerin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için bu alanda gerekli tecrübeye ve donanıma sahip uzman kişi tarafından geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile onların engel durumuna ve özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitimdir.
Amaç Nedir?
Asıl amaç verilen tüm eğtimlerin neticesinde bu bireylerin toplumca kendilerinden beklenen rol ve sorumluluklar ile gelişimsel görevlerini yerine getirebilmeleridir. Bu doğrultuda özel gereksinimli bireye, yaşına ve durumuna bağlı olarak bir değerlendirme yapılır ve gelişimsel değerlendirme sonucunda bireyin bilişsel, sosyal, ince-motor, kaba-motor, fiziksel, özbakım ve duygusal gelişiminde yaşından geride olduğu noktalarda birey desteklenir.
Özel Eğitime Kaç Yaşında Başlamak Gerekir?
Özel eğitimin yaşı yoktur. Mümkün olan en erken dönemde başlamak bireyin her yönden ilerleme hızını olumlu yönde etkileyecek bir etkendir. İstikrarlı olmak çok önemlidir. Bazı durumlarda kişinin doğumundan, yetişkinlik dönemine kadar devam etmesi gereken bir süreçtir.
Ne Kadar Sürer?
Çalışılması gereken yoğunluk ve süreye uzman kişi gelen çocuğun’ un durum ve seviyesine göre karar vermelidir.
Kimlere Uygulanır?
Zeka geriliği olan çocuklar
Yaygın gelişimsel bozukluklar- Otizm
Ortopedik ve hareket bozukluğu olanlar
Konuşma bozukluğu olanlar
Üstün zekalı / Yeteneği olan çocuklar
Özel öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar
Duygusal ve davranış bozukluğu olan çocuklar
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar
5-17 yaş arasındaki bireylerin Planlama, Dikkat, Eşzamanlı ve Ardıl Bilişsel işlemlerini ölçmek için geliştirilmiştir. “Zeka bilişsel işlemlere dayanır” görüşünü ilke edinen ve bu yönüyle bilinen diğer zeka testlerinden farklı olan güncel bir testtir.
Testin uygulama şekli nasıldır?
Testin uygulama süresi 1 saatten 2 saate kadar değişebilmektedir. Uzmanın kendi materyallerini kullandığı dışarıdan ekstra materyal gerektirmeyen bir ölçektir.
“CAS” Uzmana Neyi Gösterir?
Danışanın:
· Nöropsikolojik durumu
· Zeka Bölümü
· İşitsel Hafıza ve işitsel Dikkat
· Görsel Hafıza ve görsel Dikkat
· Anlık dikkat ve diğer bilişsel işlevleri hakkında bilgi veren ve çıkan profil sonucunda oluşturulan müdahale programı ile çalışılması gereken bir değerlendirmedir.
CAS Kullanıldığı ve İhtiyaç Duyulduğu Alanlar
· Zeka bölümü (bir gerilik veya ilerilik durumundan şüphe edildiğinde).
· Akademik sorunlar yaşandığında
· Yaşanan duygusal ve travmatik hasarlar sonrası bilişsel işlevleri kontrol etme ihtiyacı duyulduğunda
· Dikkat sorunları ve buna eşlik eden hiperaktivite görüldüğünde uygulanmaktadır.
Diyete başladığınızda yakın çevrenizi ve çocuğunuzla ilgilenenleri bilgilendirmeniz gerekmektedir.
Diyete başladığınızdan çevrenizdeki herkesin (aile büyükleri, özel eğitim öğretmeniniz, çocuğun bakımı ile ilgilenen kişi vb) bilgilendirilmesi önemlidir. Onlara özel diyetinizle ilgili açıklama yapın. İsterseniz bu broşürü gösterebilirsiniz. Böylece diyetiniz dışında çocuğunuzun birşey yemesi konusunda ısrarcı olmamalarını sağlayabilirsiniz. ÇÜNKÜ diyet dışında verilen her yiyecek çocuğunuzun tedavisini olumsuz olarak etkiler.
Ani nöbet artışı olabilir mi?
Evet. Çocuğunuzda diyet esnasında atılım nöbetleri şeklinde ani nöbet artışı gözlemleyebilirsiniz. Atılım nöbetleri çocuğunuz bir süre nöbet kontrolü sağladıktan sonra ortaya çıkan nöbetlerdir. Telaşlanmanıza gerek yoktur. Bu duruma neden olabilecek olası şeyleri bulmaya çalışın. Doktorunuz ve beslenme uzmanınız atılım nöbetlerinin nedenlerini bulmanızda yardımcı olacaklardır. Gerekirse diyette değişiklik yapacaklardır.
Atılım nöbetlerinin sebepleri şunlar olabilir.
Çocuğunuz:
Diyette izin verilmeyen bir şeyi yemiş olabilir,
Bir öğündeki bütün yemeği yememiş olabilir,
Diyet soda yerine normal soda içmiş olabilir, Diş çıkarmaya başlamış olabilir,
Kabız olmuş olabilir,
Hasta olmuş olabilir,
Hasta olmaya başlamış olabilir,
Yeni bir ilaca başlamış ya da anti-epileptik ilacın bir dozunu almayı unutmuş olabilir,
Karbonhidrat içeren reçete edilmemiş bir ilaç almış olabilir,
Çok kilo almış olabilir,
Diyetinde kalorinin artması ya da oranın değişmesi gibi yeni bir değişiklik olmuş olabilir,
Şeker (dekstroz) içeren bir serum almış olabilir.
Ketojenik Diyette Görülebilecek Yan Etkiler
Kabızlık
Kemik erimesi (Osteoporoz)
Asidoz (kan pH değerinde düşme)
Kolesterol yüksekliği
Böbrek taşları
Karnitin eksikliği
Kabızlık
Kabızlık (düzenli dışkı yapamama) ketojenik diyette en sık gözlenen yan etkidir. Bunun nedeni diyetin posa açısından yoksun, yağ açısından fazla olmasıdır. Kabızlık karın ağrısına neden olabilir ve çocuğunuzun aşırı sinirli olmasına yol açabilir. Kabızlık, çocuğunuzda nöbetlerin artmasına neden olabilir.
Çocuğunuz kabız olduğunda
İnatçı kabızlık durumunda Fleet lavman kullanmak gerekebilir. Posa miktarını artırmak için çocuğunuzun öğününe her gün serbest yiyeceklerden ‘’marul’’ ekleyebilirsiniz. Posa miktarını artırmak için öğünlerde sebze bazlı menüler hazırlayın. Çocuğunuzun diyetinde belirlenen sıvıların hepsini içmesini sağlayın. Çocuğunuzu kahvaltıdan sonra tuvalete oturtun.
Çocuğunuzda mide bulantısı, kusma ya da ishal olursa
Çocuğunuzun susuz kalmasını engellemek için uyanık olduğu her saat bol miktarda sıvı verin. Çocuğunuzun günlük sıvı mikarını sınırlamayın. Su, kalorisiz soda (oda sıcaklığında) ya da Lipton Ice Tea Light verilebilir. Eğer çocuğunuz sıvıları içiyorsa ketojenik öğün vermeyi deneyebilirsiniz. Mutlaka beslenme uzmanınız ve doktorunuzla irtibata geçin. Beslenme uzmanınızın çocuğunuzun durumuna uygun hazırladığı menüyü veriniz.
Acil durumlarda ne yapılmalı?
Çocuğunuzda herhangi bir enfeksiyon durumunda ateş veya ağrı olabilir. Bu durumda doktorunuzla hemen irtibata geçin.
Eğer çocuğunuzda halsizlik, kusma, soluk alıp vermede zorluk olduğunu görürseniz muhtemelen ketonları aşırı yükselmiş olabilir. Keton ve şeker düzeyi ölçümü yapıp doktorunuza mutlaka haber veriniz!
Eğer kan keton düzeyi 7 ve üzeri, kan şekeri 50 nin altıda ise yarım çay bardağı (50 cc) meyve suyu veriniz, yarımsaat sonra kan keton ve şeker düzeyini tekrar ölçünüz. Acil durumlarda hastaneye gitmeniz gerekebilir. Bu durumda sizi muayene eden hekiminize ketojenik diyette olduğunuzu mutlaka belirtiniz.
Eğer damar yolundan serum verilmesi gerekirse şeker içermeyen sıvıların (serum fizyolojik) kullanılması konusunda bilgilendirin ve diyet takibini yapan doktorunuzla irtibata geçin.
Enfeksiyon durumlarında kullanılacak antibiyotik, ateş düşürücü ve diğer ilaçlar mutlaka tablet formunda olmalıdır. Gerekirse enjeksiyon formunda kullanılır.
Ketojenik diyetteki bir çocukta istenilen ideal kan keton seviyesi 4-6 arasında olmalıdır.
Ketojenik diyetin etkisini ne sürede anlarım?
Her çocuğun metabolizması farklıdır. Bazı çocuklarda kısa sürede ketonlar istenilen düzeye ulaşırken, bazı çocuklarda keton artışı daha uzun sürebilir. Diyetin olumlu etkilerinin gözlenebilmesi için en az 3.5 ay diyete devam edilmelidir. Ketojenik diyeti ne kadar süre uygulayacağım? Eğer diyet iyi şekilde ilerliyorsa diyete en az 2 yıl süre ile devam edilir. Ancak hekiminiz uygun görürse bu diyete daha uzun süre devam edebilirsiniz (maksimum 5 yıl).
Ketojenik diyetteyken çocuğum kendisini nasıl hissedecek?
Diyetin etkileri her çocukta ayrı şekilde görülür. Çoğu çocuk kendisini iyi hisseder. Ama başlangıçta çocuğunuzda halsizlik, isteksizlik, bazen uykuya meyil hali gözlenebilir. Bu durumda telaşlanmanıza gerek yok. Bu değişiklikler bir kaç gün içerisinde geçer. Bazı çocuklar diğerlerinden çok daha aktif ve enerjik olabilir.
Çocuğum açlık hissedecek mi?
Öğünlerdeki porsiyon miktarlarına göre çocuğunuz açlık hissetmeyecektir. Çünkü keton oluşturan yiyecekler çocuğunuzu tok hissettirirler.
Çocuğumun yiyecekleri arkadaşlarının yiyeceklerinden farklı gözükecek mi?
Evet. Daha yağlı ve miktar olarak az gözükebilir. Bu diyetle de çocuğunuzun damak zevkine uygun çok güzel menüler hazırlanabilir.
Ketojenik diyet çocuğumun gelişimini nasıl etkileyecek?
Çocuğunuzun günlük alması gereken enerji ve protein ihtiyacına özel hazırlanan bu diyetle çocuğunuzun gelişimi devam edecektir. Önemli olan çocuğunuzun kilo almamasına dikkat edilmesidir. Çünü kilo artışı keton seviyesini olumsuz etkiler. Aylık takiplerde büyüme ve gelişimi izlenmelidir.
Ketojenik diyet kan yağlarını olumsuz etkileyerek kalp problemlerine yol açabilir mi ?
Hayır. Diyetin özelliği yağdan zengin olmasıdır. Ancak bu yağlar ketona çevrilir ve beynimiz tarafından vücuda enerji vermek için kullanılır. Kullanılan yağın türü önemlidir. Kan yağlarını önemli etkileyen bitkisel sıvı yağlar özellikle sızma zeytinyağı kullanılmalıdır. Belirli aralıklarla kalp sağlığı değerlendirilmelidir.
Ketojenik diyet boyunca vitamin ve mineral takviyesi yapılmalı mıdır?
Doktorunuzun önerdiği toz ya da tablet şeklinde karbonhidrat içermeyen, multivitaminler her gün düzenli olarak alınmalıdır. Ayrıca selenyum, karnitin ve çinko eksikliği varsa ek olarak tablet formunda alınmalıdır.
Kan keton ve şeker düzeyi ne sıklıkla ölçülmelidir?
İlk 1 ayda her gün sabah ve akşam öğünlerden önce parmak ucundan özel sticklerle kan keton ve şeker düzeyi ölçülmelidir. Çocuğunuzun kan keton ve şeker düzeyleri, nöbet durumu, çocuğunuzdaki gördüğünüz tüm değişiklikler tedavi günlüğüne kaydedilmelidir. Bu tedavinin etkinliğini izlemede ÇOK ÖNEMLİDİR.
Ketojenik diyet çocuğuma nasıl yararlı olacaktır?
İyi bir diyet uygulaması ve takibi ile; çocuğunuzun nöbet sayısı, süresi ve /veya sıklığı azabilir ya da tamamen durabilir. Kullanılan ilaç miktarı azalabilir. Çocuğunuz kendini daha iyi hissedebilir. Algılarda ve motor becerilerinde artış gözlenebilir.
Ketojenik menü hazırlamak zor mudur?
Her öğün için ayrı bir hazırlık ve tartım işlemi gerektirir. Ancak zamanla uygulanması pratik hale gelecektir.
Ketojenik diyet kontrolleri hangi aralıklarla yapılır?
0. ay başlangıç
1. ay tetkikleri ile muayene ve EEG
3. ay
6. ay
9. ay
12. ay şeklinde devam eder,
* Diyeti bırakırsanız ya da başlamaktan vazgeçerseniz mutlaka hekiminize haber veriniz.
* Diyet iyi sonuç verirse en az 2 yıl, maksimum 5 yıl süre ile uygulanır.
Ketojenik diyette uyulması gereken önemli kurallar;
Diyet menünüzün dışında hiçbir yiyecek vermeyin.
– Menünüzde belirtilen miktarları büyük bir özenle tartın.
– Çocuğunuzun her öğün yiyeceklerini tamamen bitirmesine özen gösterin.
– Çocuğunuzun tabağındaki bütün yiyecekleri silikon spatula ile sıyırın.
– Çocuğunuz her öğünü 30 dakika içinde bitirmelidir.
– Öğünlerin saatlerine uyun.
– Çocuğunuzun günlük alması gereken sıvı miktarını tüketmesine dikkat edin.
– Çocuğunuza her gün vitamin ve mineral takviyesini verin
– Çocuğunuz çok acıkırsa, her gün bir tane ‘’serbest yiyecek’’ atıştırmasına izin verin.
– Aile fertleri çocuğun yanında başka yiyecek yememelidir.
– Çocuğunuz çok açlık hissediyorsa doktorunuza bilgi verin.
– Doktorunuza danışmadan çocuğunuza hiçbir ilaç vermeyin.
– Çocuğunuzu her hafta aynı tartıda ve üstünde aynı ya da ince kıyafetlerle
– Çocuğunuza vereceğiniz ürünler gizli karbonhidrat içerebilir, etiket biligilerini dikkatli okuyun ve kullanmadan önce doktorunuza veya beslenme uzmanınıza danışın tartın ve tedavi günlüğüne kaydedin.
4. gün 4 öğün ketojenik menü verilerek öğün sayısına göre tam ketojenik diyete geçilir.
Ketozisin oluşmasını sağlamak için diyete 4:1 veya 3:1 oranında başlanır. Keton düzeyine göre oranda değişiklik yapılabilir (2:1, 1.5:1 gibi) * 4:1 oran; 4 gram yağa karşı 1 gram protein + karbonhidrat demektir. Diyet başlangıcında mide bulantısı ve kusma görülebilir, sonra kaybolur.
SEBZELER
Menülerinizi hazırlarken sebzelerin bazılarını pişmiş, bazılarını çiğ tartmanız gerekmektedir. Sebzeler taze ya da dondurulmuş kullanılabilir. Aşağıdaki listede çiğ ve pişmiş tartılacak sebzeler belirtilmiştir. Bazı sebzeleri hem çiğ, hem de pişmiş olarak kullanabilirsiniz.
Eski çağlardan beri açlık durumunda nöbetlerin azaldığı farkedilmiştir. İlk kez ketojenik diyet 1921 yılında Amerika’da Mayo Klinikte Dr. Wilder tarafından uygulanmaya başlamıştır. diyet geri planda kalmıştır. 1990 yılından sonra ketojenik diyet Charlie’nin hikayesi ile tekrar gündeme gelmiş ve dünya çapında yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.
Ketojenik Diyet Nedir?
Ketojenik diyet; yüksek yağ, yeterli protein ve düşük karbonhidratlı yüksek yağ içeren bir diyettir. Çok kısıtlı karbonhidrat ve yüksek yağ içeren bu diyette yağların kullanılması kanda keton cisimciklerinin açığa çıkmasına yol açar. Bu nedenle ‘‘ketojenik diyet’’ olarak adlandırılmaktadır. Ketojenik diyette günlük enerjinin %90’ı yağlardan, %10’u protein ve karbonhidratdan sağlanır. Diyet her çocuğun günlük enerji, protein ve sıvı gereksinmesini karşılayacak şekilde çocuğun yaşı, boyu ve kilosuna uygun olarak hazırlanır.
DİYETE UYUM TEDAVİDEKİ BAŞARININ ANAHTARIDIR.
Ketojenik diyet bu konuda deneyimli beslenme uzmanı ve çocuk nöroloji uzmanı tarafından yakın izlemle takip edilmelidir. Ketojenik diyet sizin çocuğunuza özel olarak hazırlanan çok özel bir diyettir. Sizin çocuğunuza göre hazırlanan bu diyeti başka bir çocuğun uygulaması doğru değildir. Çünkü bu diyet her çocuğun yaşına, kilosuna, aktivitesine ve beslenme alışkanlığına göre özel olarak hazırlanmakta ve günlük yakın izlem ile takip edilmektedir. Çocukluk Çağı Epilepsisinde Ketojenik Diyetin Yeri En az iki ilaç tedavisine rağmen nöbetleri kontrol altına alınamayan, Epilepsi cerrahisi şansı olmayan hastalarda; ‘’ketojenik diyet bir tedavi seçeneğidir’’ Glikoz transport protein 1 eksikliği (GLUT-I), pirüvat, dehidrogenaz eksikliği, miyoklonik astatik epilepsi, infantil spazm, (West sendromu) gibi hastalıklarda ketojenik diyet etkindir. Özellikle infantil spazm (West sendromu) ve GLUT-1 eksikliğinde ketojenik diyet birinci tedavi seçeneği olmalıdır. Ketojenik diyete başlamadan önce yapılması gereken tetkikler Ketojenik diyete başlamadan önce; Hastanın tam kan sayımı, kan biyokimyasal parametreleri, Serum selenyum, karnitin ve çinko düzeyleri, Karın ultrasonu, idrar tahlili, Gerekli hastalarda metabolizma konsültasyonu Çocuğun yaşına uygun gelişim değerlendirme testi (Denver testi, WISCR vs.) yapılır. Bu tetkikler değerlendirildikten sonra diyete başlamaya engel bir durum yoksa aile ketojenik diyet eğitimine alınır. Çocuk diyete başlarken hasta olmamalı, herhangi bir enfeksiyon durumu varsa (grip, üst solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, idrar yolları enfeksiyonu v.b.) iyileştikten sonra diyete başlanmalıdır. Ketojenik diyet; bazı metabolik hastalıklarda (karnitin metabolizması ve kesinlikle kullanılmamalıdır.
Ketojenik Diyet Nasıl Etki Eder?
Yiyecekler bizim günlük enerji ihtiyacımızı karşılar. Yiyeceklerin vücutta yanması sonucu açığa çıkan enerji beynimizin ve Beynin yeteri kadar yakıt alması çok önemlidir. Beyin enerjisini glikoz ve yağlardan ortaya çıkan keton cisimcikleri olmak üzere iki kaynaktan alır. Beynin kullandığı ilk yakıt; glikozdur. Karbonhidrat kaynağı yiyeceklerden (ekmek, pirinç, bulgur, makarna vb., şeker, bal vb., sebze ve meyveler) vücuda alınır. Beynin diğer önemli yakıtı; KETONLARDIR. Bunlar da yağ (zeytinyağı, tereyağı, krema, kaymak vb.) veya yağ bulunduran yiyeceklerle alınır. Yüksek yağlı ketojenik diyetle oluşan keton cisimlerinin nöron dediğimiz beyin hücrelerinde çeşitli mekanizmalarla, nöbet aktivitesini engellediği varsayılmaktadır.
Sıklıkla 3 Ay – 3 Yaş arası kız çocukların dış genital organının küçük dudaklar olarak adlandırılan yapılarının kısmen veya tamamen yapışıklığı Labial Füzyon, Labial Adezyon, labial Sineşi gibi tıbbi terimlerle ifade edilirler. Ailenin bazen de doktorun farketmediği bir durumdur. Yapışma genellikle aşağıdan başlar yukarı doğru gelişir ve doğum sonrası oluşan bir durumdur. Nadiren doğumda görülür. Genelde görülme sıklığı % 3 civarındadır. Yapışıklığın hafif şekli çok önemli değildir. Ama tama yakın bir yapışıklık sorunlar yaratır. Genital bölgenin iç yüzünün tahrişi ( yanlış temizlik uygulamaları, alt değiştirme geciktirmeleri, yetersiz hijyenik şartlar, paraziter hastalıklar, köpük banyoları, deterjanlı su temasları, yoğun sabun, mantar hastalıkları, cinsel istismar gibi nedenlerle…) sonucu tahriş olan yüzeylerin östrojen hormon noksanlığının da etkisiyle biribirine yapışmasıyla gelişir. Yapışma oluştuğunda çocuk önce vajinanın ön yüzüne işer ve sonra idrarı tazyiksiz bir şekilde küçük bir aralıktan dışarı akıtır. İdrar yapma bitse de çocuk kalkınca damlama şeklinde idrar akımı devam eder. Hafif çamaşır ıslatmaları olur. Bazen hiç bir bulgu vermez ama bazen idrar yolu iltihabı, idrar boşaltım zorluğu, genital bölgede kaşıntı, yanma yapabilir. Farkedilmeyen bazı vakalarda yapışıklık organize yapışıklıklara dönüşebilir. Sorun yaratmayan vakaların büyük bir kısmı doğal hijyenik şartların sağlanmasıyla düzelir. Şikayet doğuran, idrar yolu enfeksiyonlarına yol açan vakalar hekim tarafından basit yöntemlerle separe edilir, ayrıştırılır. Vakaların % 95’i için cerrahi bir durumu gerektirmez. Yapışıklıkların tekrarını engellemede nemlendirici, östrojenli, hafif kortizonlu kremlerden faydalanılır. Östrojenli kremleri uzun süreli, sık olarak kullanmamak gerekir.
Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.
Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.
Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.
Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.
Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.
Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.
Prof. Dr. Nesrin Şenbil
Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı