Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Bebek gelişiminde duyarlı dönemler hakkında

    Çocuk beynini erişkin beyninin küçük hali olarak değil, birtakım yapısal ve işlevsel değişikliklerin sürekli yaşandığı dinamik bir ortam olarak düşünmek gerekir. Çocuğun gelişim evresinde kazandığı her yeni beceri şu etmenlerin birlikte çalışması ile olur: Beynin yapısal gelişimi, sağlıklı beyin bir yapısı, çevresel destek (uyaranlar ve deneyim). Bu etmenler arasında çocuğun anne ve babasından edindiği genler onun yeteneklerini ve gelişimsel olasılıklarını belirler. Sonuç sadece ne genetik yapıya ne de sadece çevresel uyaranlara bağlıdır. Sonucu ortaya çıkaran genler ve çevresel destek arasında yaşam boyunca devam eden etkileşimdir.

    Beyin gelişimi hayat boyu devam eden bir süreçtir. Beynimiz ağırlığının %98’ine 6 yaşta ulaşır. İç ve dış kabuk (beyaz ve gri cevher) oluşunun tamamlanması, arasında bağlantıların oluşması en fazla ilk 1 yaşta olur ve yaklaşık 18-20 yaşta tamamlanır. Sinaptik bağlantı dediğimiz beyin hücrelerinin arasındaki bağlantıların oluşumu yine ilk 1 yaşta en hızlıdır. Beyin hücreleri arasındaki bu bağlantılar 40’lı yaşlara kadar bir taraftan devam ederken bir taraftan budanma dediğimiz olay ile azalır. Beyindeki kimyasal maddelerin (nörotransmitter) salınımı hayat boyu sürer. Ayna nöron olarak adlandırılan kısaca empati ve taklit yeteneğinden sorumlu olduğu düşünülen yapıların oluşumu da hayat boyu sürer.

    Çocuk doğduğunda beyin; temeli atılmış, kaba inşaatı ve odaları bitmiş bir ev gibidir. Odalar arasında bağlantıların kurulması, evin içinin döşenmesi ve güzelleşmesi ise aslında hayat boyu devam eder. Çocuklar doğdukları andan itibaren kendi bireysel ihtiyaçları ve tercihlerine uygun gelişir. Beynimiz bazı yönlerden özel bir eğitime ihtiyaç duymaz. Örneğin; bebek doğar doğmaz emebilir, daha küçük bebekken bile karnı acıkınca ağlar. Çocuğunuzun beyni sağlıklı ise ihtiyaç duyduğu şeyleri dünyadan nasıl alacağını doğal olarak bilir. Aynı zamanda beyin, gelişimi süresince her kişinin çevresel özelliklerine göre şekillenir. Bu nedenle insanlar çok değişken koşullarda yaşayabilir. Bu gelişim beynin arka kısımlarından ön kısımlarına doğru olur. Kısacası doğduğumuzda beynimizin yaşamımızı devam ettirecek fonksiyonları ilk önce gelişir. Yaşamamızı daha güzelleştirecek olan kısımlar- olaylar karşısında çözüm bulabilme, mantıklı düşünebilme, ahlaklı davranma, matematiksel beceriler gibi -ise daha sonra gelişir. Bu kısımların gelişiminde uyaranların etkisi büyüktür. Yine beş duyumuz gelişiminde uyaranların etkisi çok büyüktür.

    Beyin gelişim süresince ilk bir yıl çok önemlidir. Bu yıllarda belirli davranış ve duyuların olgunlaşması için o gelişim dönemine uygun doğru çevresel desteğin (deneyimin) yaşanması gereklidir. İşte bu kaçırılmaması gereken bu dönemlere “duyarlı dönemler” denilir.

    Duyarlı dönemler bazı duyular açısından anne karnında iken başlar. Tat duyusu bunlardan birisidir. Annenin aldığı gıdalar çocuğun içinde bulunduğu sıvı ile çocuğa ulaşır. Doğum sonu erken dönemde anne sütü ile daha sonra ek gıdaya geçiş ile olgunlaşmaya başlar. Yaklaşık 3 yaşında tat tercihlerinin çoğu oluşmuştur. Çocuğa bu dönemler kaçırılmadan farklı tatlar defalarca sunulmalıdır. İşitme duyusu da anne karnında gelişmeye başlar. Annenin hamileyken dinlediği müzikler doğum sonu dönemde çocuğu sakinleştirmek için kullanılabilir. Doğumdan sonra işitme testi yapılarak kayıp varsa erken teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır. Konuşma bebeğin yaşamının ilk yıllarında en çok duyduğu (ana dilindeki) sesleri anlama ve çıkarma ile başlayarak gelişir. İleri yaşlarda yeni bir dil öğrenmek mümkün olsa da daha fazla uğraşı gerektirir. Yabancı dil eğitimine ne kadar erken yaşta başlanırsa çocuk o kadar kolay öğrenir. Dokunma duyusu deneyim ile kazanılır. Yetiştirme yurtlarında büyüyen çocuklara bu açıdan dikkat edilmelidir. Görme duyusu en erken kazanılan ve deneyimle artan duyulardandır. Göz tembelliği erken fark edilmez ise ileri yaşlarda geri dönüşü çok güçtür.

    Anne karnından başlayan ve ilk bir yılda çok önemli olan bu duyarlı dönemleri kaçırmayalım. Beyin gelişiminin bazı yönlerden hayat boyu devam ettiğini unutmayalım.

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı-Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Çocukluk obezitesi

    Obezite vücutta artmış yağ kitlesini ifade eder. Günümüzde obezite çocukluk çağının en yaygın kronik hastalığı haline gelmiştir. Çocukluk obezitesi erişkin obezitesine dönüşeceğinden çocukluk obezitesinin önlenmesi erişkin obezitesinin önlenmesi açısından da son derece önemlidir. Fazla beslenen çocukların daha iyi büyüyeceklerine yönelik yanlış bir toplumsal inanış mevcuttur. Oysa çocukların günlük aldıkları toplam enerjinin ancak %5’i büyüme için harcanmaktadır. Çocukların sağlıklı büyümesi için sağlıklı besinler tüketmesi, günlük düzenli fiziksel aktivitelerinin olması ve yeteri kadar uyuması gerekmektedir. Zira çocukların büyümesini sağlayan büyüme hormonu uykuda, egzersiz sırasında ve açlıkta salgılanmaktadır. Harektsizlik, sürekli tokluk hali ve obezite ise büyüme hormonunu baskılamaktadır. Günümüzde çocuklar vakitlerinin çoğunu bilgisayar başında geçirip, yüksek kalorili sağlıksız besinler tüketip, uyuyor olmaları gereken vakitlerde televizyon seretmektedirler.

    Obez çocukların günlük tükettikleri besinler yalnızca kalori, yağ ve protein açısından yeterli olup vitamin, mineral, eser element ve diğer organik maddeler açısından fakirdir. Yüksek kalorili beslenme ve hareketsizlik obezite gelişiminde doğrudan etkilidir. Fast-food tipi beslenme, gazlı içecekler, cips ve çikolata alışkanlığı, anne-babanın obez olması, hızlı yeme alışkanlığı, çok televizyon izleme ve bilgisayar başında fazla zaman harcama obezite gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Son yıllarda obezite madde bağımlılığı olarak kabul edilmektedir. Buradaki bağımlılık çeşitli yiyecek maddelerine karşı gelişmektedir. Kola ve benzeri gazlı içecekler, cips ve çikolata bağımlılık yapan yiyecek ve içeceklerin başında gelir Bağımlılık yapan yiyecek ve içeceklerin çokca tüketilmesi sonucunda başka bir bağımlılık gelişmektedir: Karbonhidrat Bağımlılığı.

    Çocuğunuzda karbonhidrat bağımlılığı olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?

    Çocuğunuz kola ve benzeri gazlı içecekleri çokca tüketiyorsa, makarna, pilav, ekmek ve hamur işi gıdaları özellikle tercih ediyorsa, karbonhidrattan zengin olmayan sebze ağırlıklı gıdalar yediğinde doymuyorsa, sık sık şekerli gıda arayışına giriyorsa, sürekli kilo alıyorsa çocuğunuzda karbonhidrat bağımlığı başlamış demektir. Bağımlılık yapan yiyecek-içecekler günlük beslenme alışkanlığını ve damak tadını tamamen değiştirip karbonhidrat bağımlılığına neden olduklarından çocuklar bu tür yiyecek-içecekleri tüketmeyi tamamen kesseler bile günlük olarak almaya alıştıkları karbonhidratı makarna, pilav, ekmek ve her türlü şekerli gıdayı çokca tüketerek gidermeye çalışırlar. Karbonhidrattan zengin bu tür gıdalar ve gazlı içecekler alındığında kan şekeri hızla yükselir. Buna paralel olarak insülin de yükselir. İnsülin hormonunun yükselmesi vücudumuzdaki her türlü olumsuzluğu başlatan bir sinyal görevine dönüşür.

    Kilo artışı ile birlikte insülin hormonunda artış gözlenir. Bu duruma insülin direnci adı verilir. Tedbir alınmaz ve tedavi ile bu durum geri döndürülmez ise insulin direnci tip 2 diyabete (şeker hastalığı) neden olur.

    Çocuğunuzda insülin direnci olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?

    İnsülin direnci boyun, koltuk altı, kasıklar ve deri katlantı bölgelerinde ciltte koyulaşma ile kendisini belli eder. Ancak bu durum uzun süredir yüksek insülin düzeyi olanlarda gözlendiğinden insülin direnci başlangıcında ciltte bu koyulaşmalar gözlenmez. Obez bir çocukta bu değişikliklerin görülmemesi insülin direnci olmadığı anlamına gelmez. İnsülin direnci olanlarda kilo almak kolaylaşırken kilo vermek güçleşir. Kesin tanı insülin düzeyine bakılarak konulur. İnsülin direnci olan kız çocuklarının yumurtalıklarda kistler gelişir. Bu kistler androjen hormonu (erkeklik hormonu) salgılayarak adet düzensizliklerine, kıllanmaya ve ciddi psikolojik bozukluklara neden olurlar. Tedavi edilmeyen olgularda ileriki dönemlerde çocuk sahibi olamama riski mevcuttur. Bu tabloya polikistik over sendromu adı verilir. İnsülin direnci ve polikistik over sendromunun erken tanı ve tedavisi ileride ortaya çıkacak ciddi sorunların engellenmesi açısından önemlidir.

    Çocuğunuzda polikistik over sendromu olup olmadığını nasıl anlayabilrsiniz?

    Obezite, adet düzensizliği, kıllanma, sivilce oluşumu, boyun, koltuk altı, kasıklar ve diğer katlantı bölgelerinde koyulaşma belirtilerinden birkaçı ergenlik dönemindeki kız çocuğunuzda mevcutsa polikistik over sendromundan şüphelenebilirsiniz.

    Obezitenin oluşturduğu sağlık sorunlarının çokluğu insan ömrünü kısaltmakta ve yaşam kalitesini azaltmaktadır. Obezite nedeniyle iskelet sisteminin erken yaşlarda fazla ağırlığa maruz kalması çeşitli ortopedik sekellere neden olabileceği gibi obezite aynı zamanda karaciğer yağlanması, safra taşı oluşumu, erken ve gecikmiş ergenlik, hipertansiyon, kalp ve böbrek hastalıklarına da yol açmaktadır.

    Doç. Dr. Mehmet Emre TAŞCILAR

    Çocuk Endokrinolojisi

  • Beyin sağlığınız için hareket edin !

    Fiziksel egzersiz kalp hastalığı, yüksek tansiyon, kilo kontrolü gibi genel sağlığımıza olumlu etki etmesi yanısıra beyin sağlığımız için de en faydalı aktivitelerden birisidir. Hareketin beyin sağlığına olumlu etkilerini gösteren pek çok araştırma bulunmaktadır. Bir çalışmada; altı ay boyunca yoğun tempolu bedensel hareketler ya da esneme-germe egzersizleri yapan 60-70 yaş arasındaki altmış katılımcının beyin manyetik rezonans tarama yöntemiyle beynin ön bölümündeki gri maddenin (mantıklı düşünme, karar verme gibi işlevlerden sorumlu bölge) ölçümü yapılmış. Sonuçta, sadece yoğun tempolu hareketler yapan grupta bu bölgenin kalınlığında artış saptanmış. Bir başka çalışmada; 67 yaş üstü katılımcılarda beynin bilgi saklamamız açısından çok önemli bir bölümü (hipokampus) incelenmiş. Bir yılın sonunda yoğun tempolu hareket yapanlarda bu bölgede %2 oranında artış olduğu bulunmuş. Pek çok hayvan deneyinde tekerlek çevirme şeklinde yapılan egzersizin hipokampusda yeni hücre oluşumunu arttırdığı gösterilmiş.

    Düzenli koşu alıştırmalarının zihinsel başarıya etkisi üzerine yapılan bir çalışmada haftada 3 gün orta düzeyde yarım saat koşturulan gençlerin programa başlamadan önce ve 12 hafta sonra kendilerine verilen karmaşık zihinsel fonksiyonları ölçen testlerdeki başarılarında anlamlı bir gelişme olduğu gösterilmiş. Bununla birlikte, koşucuların düzenli antrenmanı kesmeleri halinde zihinsel başarı puanlarının da düştüğünü belirtilmiş. Amerika’da beyin yaşlanmasını inceleyen bir enstitüde, 3 haftalık bir koşu bandı egzersizi sonrasında farelerin beyinlerinde ilginç sonuçlar elde edilmiş. Araştırmada farelerin beynin strese, öğrenmeye ve dış etkenlere karşı tepki verme sorumluluğunu üstlenen genlerde artmış etkinliklerin olduğu ortaya konulmuş. Bu da sporun strese öğrenmeye ve vücudu dış etkenlere karşı koruyan fonksiyonlarına olumlu etkisini düşündürmektedir.

    Fiziksel hareketlilik bir taraftan da beyindeki sinirsel büyüme faktörlerini arttırır. Bu maddeler beyindeki hasarlı dokuların tamirini ve nöronlar arasında yeni bağlantıların kurulmasını sağlar. Fiziksel açıdan aktif olmak nörotransmitter denilen aracı maddelerin (dopamin, serotonin gibi) oluşumunu aktive eder. Bu maddelerin artışı beyinde yeni hücre oluşumunu arttırır diğer yandan duygu durumunu düzenleyerek depresyon gibi olumsuz olaylardan korur.

    Beynimizi olabildiğince sağlıklı tutabilmek için yapmamız gereken nedir ? Sorusunda ilk seçeneğe “vücudumuzu fiziksel olarak çalıştırmak” yanıtını koyabiliriz. Fitness, yürümek, yüzmek önerilen egzersiz biçimleridir ve ne kadar sık (hemen hergün) yapılırsa o kadar faydalıdır. Yaşlılar ve ek sağlık sorunu olanlar doktorlarına danışarak hangi egzersizi ne kadar süre ile yapabilecekleri konusunda bilgi almalıdır.

    Spora erken başlamak beynimize faydasının yanısıra sporu bir yaşam tarzı haline getirmek açısından önemlidir. Çocuklarımızı spora yönlendirelim, fiziksel olarak aktif olmalarını sağlayalım. Beyin gelişimine faydalarını çocuklarımıza anlatalım ve onlara örnek olalım. Spor sevgisini ve spor yapma alışkanlığını kazandırmak çocuklarımızın geleceğine yapılan en büyük yatırımdır. Şu sözü hatırlayalım “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”

    Prof. Dr. Nesrin Şenbil

    Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Nöroloji Uzmanı

  • Çocuklarda hepatit c

    Hepatit C aynı isimli virüsün (HCV) neden olduğu esas olarak karaciğer tutulumu gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığın artışıyla ilgili veriler her geçen gün artmakla erişkinleri tehdit eden hepatit C bebek, çocuk ve gençlerin sorunu olmaktadır.

    Hepatit C virüsü ile karşılaşıldığında hastalık oluşur. Hastaların bir kısmı bu virüsü vücuttan atamaz ve taşıyıcı olur. Bu vakalar hepatit C virüs taşıyıcıları HCV taşıyıcıları olarak tanımlanmaktadır. Taşıyıcı olanlar bu virüsü bulaştırdıkları gibi, sağlık açısından da sorunlar yaşamaktadır. Çocuklardaki hepatit C vakalarında HCV pozitif anneden geçiş önemlidir.

    Dünya nüfusunun %3 ‘ü kronik hepatit C ile yaşamaktadır. Amerika’da 2014 verilerine göre 2.7 – 3.9 milyon kronik hepatit C hastası olduğu ve yıllık akut hepatit C ‘li hasta sayısının ise 30.500 olduğu bildirilmektedir. Asya ve Afrika’da ki bazı ülkelerde enfeksiyon oranı yüksektir. Mısır’da enfeksiyon oranı %22 ‘e ulaşmaktadır.

    Türkiye’de hastalığın gerçek sıklığı bilinmemektedir. Bir milyon kişi hepatit C hastası olduğu tahmin edilmektedir. Hepatit C hastalarında tanı çoğunlukla geç evrelerde konulabilmektedir. Ülkemizde çocuklarda hepatit C sıklığı nedir sorusuna cevap vermek mümkün değildir.

    Bu konuda yapılan çalışmalar sınırlıdır.

    Hastalık sinsi seyrettiği için tanımlamak güçtür ve vakalar gözden kaçmaktadır.

    Ülkemizde hastalığın yaygınlığının %1-2.4 olduğu bildirilmektedir.

    Hepatit C sinsi gelişen bir hastalıktır. Başlıca belirtileri;

    Halsizlik, yorgunluk

    Bulantı

    Kas, eklem ağrısı

    Kilo kaybıdır.

    Bu tablo birçok hastalıkta olabileceğinden tanı çoğu hastada tesadüfen yapılan kan testi ile anlaşılmaktadır. HCV ile bulaşan kişilerin %15-20 si altı aylık bir süre sonunda tamamen iyileşir.

    2

    %80-85 ‘i ise kronik hepatitli bireye dönüşür. Bu vakaların %20 ‘si siroz ve karaciğer kanseri oluşmaktadır.

    Hepatit C virüsü nasıl bulaşmaktadır?

    Hepatit C virüsünü taşıyan anneler bu virüsü bebeklerine bulaştırmaktadır.

    İlaç bağlılığı olan şahısların kullandığı iğne ve diğer malzemelerin paylaşımı.

    Enfekte kan ve kan ürünlerinin kullanımı.

    Cinsel temas ile bulaşabileceği gibi,

    Enfekte materyalle karşılaşan sağlık personellerinde bulaşım riski altında olmaktadır.

    Ayrıca Hepatit C virüsünün yayılmasında enfekte iğnelerle yapılan dövmeler ve hızmalar önemlidir.

    Enfekte anneden bebeğine hepatit C geçişi %10 oranında olmaktadır. Bu annelerin sezaryen yapılma endikasyonu yoktur. Normal doğum ve sezaryen arasında bulaş yönünden farklılık görülmemiştir. Ancak annede 6 saatten uzun süren erken membran rüptürü (suların erken gelmesi) var veya anne karnına gebelik sırasında müdahale yapılmışsa risk artmaktadır.

    Eğer hepatit C ile birlikte HIV virüsü pozitif ise (anne AIDS ise ) hepatit C’ nin bebeğe bulaşma oranı yükselmektedir. Bu vakalarda anne sütü verilmesi önerilmez. Hepatit C pozitif annelerin anne sütü vermesinde bir sakınca yoktur. Eğer annenin meme başında kanama ve iltihap varsa anne sütünden kaçınılmaktadır.

    Hepatit C taramasının gebelikte rutin olarak yapılması önemlidir.

    Enfekte anneden doğan bebeklerin çoğu doğumda normal tanımlanırsa da daha sonra hastalığın oluştuğu görülmüştür.

    Son yıllarda hepatit C vakalarındaki artışla birlikte hepatit C ile doğan bebek sayısında artış dikkati çekmektedir. Enfekte olan bu bebeklerin %25-40ında kendiliğinden düzelme olmaktadır. Bazı çocuklarda bu virüsün vücuttan atılması yedi yaşına kadar uzayabilmektedir.

    3

    Hasta olan çocuklarda kronik hepatit görülmekte, siroz oluşmakta ve bazı çocuklarda ise tablo ciddi seyretmekte ve karaciğer transplantasyonuna (nakline) gidilmektedir.

    Anneden çocuğa HCV geçişini belirlemek için anti HCV pozitif çocukları 18 aya kadar izlemek gerekir. Eğer

    Anti – HCV pozitifliği 18 aydan daha uzun sürüyorsa,

    Bebekte 3-4 aylıkken HCV-RNA tanımlanmışsa,

    Karaciğer fonksiyon terslerinde bozukluk varsa,

    Anne ve bebekte aynı genotip saptanırsa bu vakalarda kesin geçiş olduğu kabul edilmelidir.

    Bu hastalar takip programına alınır ve gereken vakalarda anti viral tedavi uygulanmaktadır.

    Bütün bu sorunlara karşın hepatit C aşısının araştırma safhasında olduğu ve rutin aşılama programında olmayışı üzücüdür.

    Sonuç olarak:

    Hepatit C enfeksiyonu günümüzde önemini korumaktadır.

    Bu vakaların tanımlanması güçtür. Çoğu kez belirtilerin özgül olmayışı nedeniyle göz ardı edilmektedir.

    Gebelikte HCV taraması rutin uygulanmalıdır.

    Anne ve bebeğe geçişin olduğu vakaların izlenimleri anne ve çocuk sağlığı açısından önemlidir.

    Aşının en kısa zamanda uygulanabilir olması sorunun çözümüne yardımcı olacağı aşikardır.

    Prof.Dr.Nuran Gürses

    Çocuk ve Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı

  • Epilepsi ve öğrenme güçlüğü

    Epilepsili hastalarda öğrenme güçlüğü daha fazla mı görülmektedir?

    Öğrenme güçlükleri, zeka sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, kaygı bozukluğu ve depresyon gibi durumlar normal nüfusa göre epilepsi hastalarına daha sık eşlik etmektedir.

    Bütün epilepsi hastalarda öğrenme güçlüğü görülür mü?

    Hayır, bütün epilepsi hastalarında bu tür sorunlar görülmek zorunda değildir.

    Hangi hastalarda öğrenme güçlüğü daha sık görülmektedir?

    Nöbet kontrolü sağlanamayan,
    Tekrar eden nöbetleri olan,
    Dirençli epilepsi hastalarında,
    Çoklu ilaç tedavisi alanlarda,
    Eşlik eden nörolojik sorunu olan hastalarda

    Bazı özel epilepsi tiplerinde;
    BECTS, West sendromu,
    Landau Kleffner sendromu gibi veya uykuda EEG bozukluğu belirgin artış gösteren bazı özel epilepsi türlerinde EEGde fokal (kısmi) epileptik bozukluğu olanlarda öğrenme güçlükleri daha sık görülmektedir.

    Öğrenme güçlüğü nasıl tanınır?

    Aile ve öğretmen gözlemlerine dayanan iyi bir öykü ve muayenenin yanı sıra deneyimli bir hekim tarafından izlenen epilepsi hastalarında epilepsinin tipine ve hastalık seyrine göre öğrenme güçlüğü erken dönemde tanınır. Gerekli testler istenir.

    Öğrenme güçlüğü anti-epileptik ilaç tedavisine engel midir?

    Hayır, öğrenme güçlüğünün erken tanınması erken tedavi olmasını sağlar. Anti epileptik tedavinin
    düzenlenmesiyle öğrenme güçlüğünde azalma veya düzelme de görülebilir.

    Öğrenme güçlüğü hastalarına EEG gerekir mi?

    Daha önceden çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmeyen öğrenme güçlüğü olan çocuklara ayrıntılı bir klinik değerlendirme sonrası EEG çekilmesi ve tedavisinin düzenlenmesi klinik durumunda düzelme sağlayabilir.

  • Epilepsi ve dikkat eksikliği

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) nedir?

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu – DEHB dikkat sorunları aşırı hareketlilik ve dürtüsellikle kendini gösteren bir bozukluktur. Üç tipi vardır. Hastalarda sadece dikkat eksikliği, sadece hiperaktivite ya da ikisi birlikte olabilir.

    DEHB görülme sıklığı nedir ?

    Toplumda görülme sıklığı oldukça yüksektir; %5-7 oranında saptanır.

    Epilepsi hastalarında dikkat eksikliği daha sık mı ortaya çıkmaktadır?

    Evet, epilepsi hastalarında DEHB daha sık görülmektedir. Ancak bazen dikkat eksikliği olarak düşünülen durumlar gerçek dikkat eksikliği değil de epilepsiyle ilişkili olabilir. Örneğin; dalma nöbetleri olan hastalarda dalmanın nedeni ilgisizlik değil de gerçek nöbetlerdir.

    Dikkat eksikliği olanlarda EEGde bozukluğu görülme oranı yüksek midir?

    Evet, DEHB olanlarda EEG bozukluğu daha fazla görülür. Bu hastaların bir kısmında da ilerleyen dönemde nöbet görülebilir. Nöbet öyküsü olan ya da nörolojik sorunu da olan hastaların çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmesinde yarar vardır.

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçlar epilepsi hastalarında kullanılabilir mi?

    DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların nöbet tetikleyici etkisi olduğundan dikkatli olunmalıdır. EEG çekilip epilepsi ile ilgili klinik durumu değerlendirildikten sonra anti epileptik ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Epilepsi hastaların DEHB ilaç tedavisi öncesi mutlaka çocuk nörolojisi hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir.

  • Otizm nedir, nasıl anlaşılır?

    Otizm nedir?

    Otizm çocuklarda sosyal iletişim bozukluğuyla kendini gösteren gelişimsel bir sorundur.

    Otizm nasıl anlaşılır?

    Genellikle 2 yaş civarında belirtilerin farkına varılır. Konuşmada gecikme, arkadaşlarla oyun oynamama, stereotipik hareketler olarak adlandırılan kanat çırpma, el ovuşturma benzeri hareketler, dönen cisimlere (araba tekerleği, çamaşır makinesi gibi ) aşırı ilgi duyma, sıra dışı ilgi alanları olması, göz teması kurmama gibi belirtiler varlığında kuşkulanılmalıdır. Anneyle temasın az olması, annenin arkasından ağlamama, komut almama gibi daha erken belirtiler de dikkat çekebilir.

    Otizme eşlik eden başka hastalıklar var mıdır?

    Otistik spektrum bozuklukları olarak adlandırılan geniş bir grup hastalığı kapsarlar. Sadece otizm olabileceği gibi kızlarda RETT sendromu erkeklerde Frajil-X sendromu gibi bazı bozukluklar da otizmin nedenleri arasındadır.
    Otistik spektrum bozukluklarında epileptik nöbetler ve epilepsi oldukça sık görülür.

    Otizm tanısı nasıl konur?

    Aileden alınan öykü, fizik ve nörolojik muayeneyle tanı konur. Nörometabolik, genetik ve yapısal bozuklukların tanınması için bir takım testler yapılır. İşitme testi, Nörogörüntüleme (MRG), EEG, genetik testler gibi bazı testler yapılabilir.

    Otizmin tedavisi var mıdır?

    Otistik hastaların aile, çocuk nöroloğu, çocuk psikiyatrı, özel eğitim öğretmenleri ve bazen fizyoterapistlerden oluşan geniş bir ekip gözetiminde özel eğitim alması gerekir. Epilepsi eşlik ediyorsa tedavi edilmelidir.

  • Gevşek bebek nedir?

    Gevşek bebek ne demektir ?

    Gevşeklik (hipotoni) bir bebeğin yer çekimine karşı kas tonusunun ve gücünün az olmasını tarif eder.

    Gevşekliğin nedenleri nelerdir?

    Gevşeklik kas hastalıklarına, sinir hastalıklarına bağlı olabileceği gibi serebral palsi gibi durumlarda beyinden, bazen de beyincikten kaynaklanabilir. Ayrıca Down sendromu, Prader willi sendromu gibi bazı özel durumlarda bebekler normalden daha gevşektir. Tiroid hormonu eksikliği, B12 vitamin eksikliği gibi bazı nedenler de gevşekliğe neden olabilir.

    Bebeklerde gevşeklik olduğu nasıl anlaşılır?

    Motor becerilerde gecikme görülür. Gevşek bebeklerin yatış pozisyonu kurbağa pozisyonunda olabilir. Bebeklerde baş kontrolü en geç 3. ayda sağlanır. Gevşeklik nedeniyle bebekler zamanında baş kontrolünde zorlanırlar, sırt kaslarının etkilenmesiyle destekli oturma, desteksiz oturma ve yürüme gecikebilir.

    Tedavisi var mıdır?

    Erken tanı konması erken tedavi olanağı sağlar. Vitamin eksikliklerinin yerine konması ya da ek başka ilaçlar verilebileceği gibi erken fizyoterapi oldukça yararlıdır.

  • Gelişim geriliği nedir, gelişim geriliği erken tanınabilir mi?

    Nöromotor Gelişim geriliği nedir?

    Standardize edilmiş referans testlere göre ya da hastanın yaşıtlarına göre hastanın ortalamanın altında olmasına denir.

    Yaygın (global) gelişim geriliği nedir?

    Kaba motor, ince motor, dil/konuşma, bilişsel ve sosyal/kişisel gelişim alanlarının 2 veya daha fazlasında belirgin gerilik olmasıdır.

    Gelişim geriliği demek zihinsel gerilik demek midir?

    Hayır zeka geriliği ya da zihinsel gerilik demek değildir. Yaygın gelişim geriliği olan bir hastanın zekası normal olabilir. Örneğin yaygın gelişim geriliği olan kas hastaları ya da serebral palsi hastalarının zekası normal sınırlar içerisinde olabilir.

    Zihinsel gerilik tanısı kaç yaştan itibaren konabilir?

    Zihinsel gerilik tanısı zeka testlerinin güvenilir olarak uygulanabildiği yaşlarda, çoğunlukla beş yaş sonrası konur.

    Gelişim geriliği erken tanınabilir mi?

    Gelişim geriliği iyi bir öykü ve nörolojik muayeneyle saptanabilir. Ayrıca DENVER gelişimsel tarama testi ya da AGTE gibi testlerle de tanınabilir.

    Ne zaman gelişim geriliğinden kuşkulanılmalıdır?

    Çocuğunuzun yaşıtlarından geri olduğunu düşündüğünüz her durumda ayrıntılı değerlendirme gereklidir. Kaba motor gelişim açısından 3 aylıkken başını tutmuyorsa, 6 aylıkken destekli 8 aylıkken desteksiz oturmuyorsa, 15 aylıkken henüz yürümemişse Dil gelişimi açısından 3 aylıkken agulamayorsa, 1 yaşta anne baba demiyorsa, 2 yaşında 2 sözcüklü cümlesi yoksa gelişim geriliği ya da başka bir sorun olabilir.

  • Çocuklarda baş ağrısı

    Çocukluklarda baş ağrısı olur mu?

    Çocuklarda da baş ağrısı olabilir. En sık neden soğuk algınlığı, sinüzit, farenjit gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarıdır.

    Baş ağrısı tehlikeli midir?

    Baş ağrısının tehlikeli olabildiği durumlar söz konusudur.
    Eğer çocuk 3 yaşın altındaysa, baş ağrısına şiddetli kusma eşlik ediyorsa, ağrının şiddeti giderek artıyorsa ya da hayatındaki en şiddetli baş ağrısı olduğunu söylüyorsa, eşlik eden başka bir bulgu varsa (görme kaybı, gözlerde kayma, ateş, havale, felç gibi) en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    Çocuklarda migrene bağlı baş ağrısı olur mu?

    Çocukluk çağında da migrene bağlı baş ağrıları olabilir. Migren ağrıları tekrarlayıcı ağrılardır. Çocuklarda tek taraflı olabileceği gibi çoğunlukla her iki yanda ya da alında olur. Atak sırasında bulantı kusma eşlik edebilir. Sese ve ışığa duyarlılık gelişir.

    Baş dönmesi ile baş ağrısı ilişkili midir?

    Çocuklarda bazen baş ağrısı yerine baş dönmesi görülebilir. Baş dönmesi çocuklarda migren eş değeri durumlardan birisidir.

    Migrenin tedavisi var mıdır?

    Migren tedavisi iki türlüdür. Birincisi atak tedavisidir; ağrıyı geçirmek üzere yapılır. Çok sık ağrı kesici kullanmak önerilmez. İkincisi de koruyucu tedavidir. Ağrılar çok sıksa, hastanın yaşam kalitesini etkiliyorsa koruyucu tedaviler önerilir. Hangi tedavinin uygun olduğunu doktorunuza danışınız.