Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Kalp nasıl çalışır?

    Kalp nasıl çalışır?

    Kalbin yapısı

    Kalp genellikle kişinin yumruğundan biraz büyük, vücut kanını toplardamarlar ile toplayan, atardamarlar ile tüm vücuda yönlendiren kas yapısında güçlü bir pompadır. Günde ortalama 100.000 kez kasılır ve 8.000 litre kanı sürekli olarak dolaşıma pompalar.

    Kalp tabanı üstte, tepesi (apeksi) altta olacak şekilde, göğüsün merkezinde hafif sola doğru yerleşmiştir. Önde göğüs kemiği ve yanlarda göğüs kafesi ile çevrelenmiştir.

    Kalpte 4 odacık (üstte sağ ve sol kulakçıklar ile altta sağ ve sol karıncıklar) ve bu odacıkları birbirinden ayıran duvarlar vardır. Sol kulakçık ile sol karıncık arasında ikili (mitral) kapak, sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında üçlü (triküspit) kapak, sol karıncıktan çıkan aortun kapağı ve sağ karıncıktan çıkan akciğer atardamarının (pulmoner arterin) kapağı bulunmaktadır. Bu kapaklar kanın tek yönlü akışını sağlamaktadırlar.

    Kalbin çalışması

    Kalpte yukarıdan aşağıya doğru olan elektriksel ileti sistemi vardır. Bu ileti sisteminde uyarıyı başlatan nokta üst ana toplardamarın sağ kulakçığın üst kısmına açıldığı yerin hemen yanında olan sinoatrial (SA) düğümdür. Kalbin doğal pili olan bu düğüm (sinüs düğümü olarak da adlandırılır) eşit aralıklarla, hastanın yaşı ve durumuna göre değişen hızlarda uyarı çıkarır. Bu uyarı, kalbin her iki kulakçığı boyunca, yine bu iş için özelleşmiş ileti yolları ile aşağıya doğru yayılır. Böylece kulakçıklar kasılarak içlerindeki kanı karıncıklara boşaltırlar (diastol = kalbin gevşemesi). Sonrasında uyarı, kulakçıklar ile karıncıklar arasında bulunan diğer bir özel bölgeye; atriyoventriküler (AV) düğüme gelir. Elektrik iletisi karıncıklara ulaştırılmadan önce atriyoventriküler düğümde 0,1 saniyelik gecikme yaparak kulakçıklar ile karıncıkların aynı anda kasılmasını engeller ve böylece kulakçıkların karıncıklardan önce kasılması sağlanmış olur. Atriyoventriküler düğümden geçen akım, His demeti ve Purkinje lifleri ile karıncıklara yayılır. Karıncıklar kasıldıklarında içlerindeki kanı akciğer atardamarı yoluyla akciğerlere ve aort yoluyla vücuda pompalarlar (sistol = kalbin kasılması). Böylece diastol ve sistolden oluşan bir kalp döngüsü (bir kalp atımı) tamamlanmış olur. Ardından sinüs düğümü yeni bir uyarı çıkarıp yeni bir döngü başlatır ve bu olay günde yaklaşık 100.000 kez tekrarlanır.

  • Tüm hastalıkların tanısında tüm genom ve tüm ekzom analizi

    İnsan genetik yapısının çalışmalarının yer aldığı “İnsan Genom Projesi” ile insandaki DNA dizisinin (A:Adenin, G:Guanin, T:Timin, C:Sitozin), genetik şifresinin tamamlanıp, 24 Nisan 2003 yılında yayınlanmasından ve DNA’nın keşfinin 50. Yılı olmasından dolayı, her yıl 25 Nisan “Dünya DNA Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

    DNA her kişiye özgü 3 milyar 200 milyon A,G,T,C harflerinden oluşmaktadır. Nasıl insanların görünüşleri bir birine benzemiyor ise, görünüşlerine yol açan gen yapıları da bir birbirine benzememektedir. Bu nedenle her bireyin kendine özgün bir DNA sı vardır.

    Genin yapısı: Gen, kendine özgü protein sentezinden sorumlu DNA parçasıdır. Enzimler protein yapılı olduğundan her gen bir enzim sentezler. Buna bir gen bir polipeptit hipotezi denir. Oluşan enzimlerde kendine özgü kimyasal reaksiyonları katalizlediği için genler enzim etkinliklerini belirlemiş ve yönetmiş olur.

    Gen mutasyon nedeniyle değişirse enzim sentezleyemeyeceği için canlıda çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir ya da canlı yaşamını sürdüremez.

    Genetik çalışmalarında geliştirilmiş en temel teknolojilerden biri olan DNA dizilemesi araştırmacılara DNA parçalarındaki nükleotid dizisini belirleme olanağı sağlamaktadır.

    1977’de Frederick Sanger ve çalışma arkadaşlarınca geliştirilen bir DNA dizileme yöntemi DNA parçalarını dizileme de artık rutin bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Bu teknoloji sayesinde araştırmacılar, birçok insan hastalığıyla ilgili moleküler dizileri inceleme olanağına kavuşmuşlardır.

    DNA dizi analizinde genin büyüklüğüne yani bir gende ne kadar çok bölge var ise, test süresi o kadar zaman almaktadır. Bu yöntem, sokak sokak dolaşarak adres bulmaya benzemekte, bir caddeyi gen kabul edersek, caddede ne kadar çok sokak var ise adresi bulmak o kadar zaman alır.

    Son yıllarda tüm ekzom analizi ve tüm genom analizleri 200.000 ekzom ve 21. 000 gen taranarak tüm hastalıkların tanısında %90 başarı sağlanmaktadır.

    Ayrıca hücrenin enerjisini sağlayan mitokondrial genlerde çalışarak hastalıkların tanısı netleşmektedir.

    Tüm ekzom ve tüm gen analizi bir şehirde bir adres aramaya benziyor. Mahalleler, caddeler ve sokaklar taranarak adres bulunuyor. Ev adresi bulununca yani mutasyon saptanınca aynı evdeki bireyler de bu mutasyon var mı yok mu taramak hem kolay hem de kısa sürede gerçekleşiyor.

    Merkezimizde alınan kanlar önce işleme tabi tutuluyor, sonra Almanya’da bulunan CENTOGENE laboratuvarlarına özel kartlar ile gönderiyoruz, yaklaşık iki ay içinde sonuç alıyoruz.

    Sonuçlar alındıktan sonra, sonuçların kişiye göre ayrıntılı yorumu yapılarak genetik danışma verilmektedir. Ayrıca takip eden hastanın hekimi ile görüşülmekte karşılıklı olarak hastanın klinik ve moleküler yönü tartışıldıktan sonra, kişinin tanısı netleşmekte ve tedavi yöntemi, hekimi tarafından daha net olarak belirlenmektedir.

  • Çocuklarda kanser ne zaman?

    Çocukluk çağı kanserlerinde uyarıcı belirtiler nelerdir?

    Çocukluk çağında kanserin erken tanısı için, erişkinlerde kullanılan tarama testleri mevcut değildir. En sık raslanan bulgu ve belirtiler şunlardır:

    – Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde lenf bezelerinde şişlikler,

    – Vücudun herhangi bir bölgesinde şişlik

    – Solukluk, halsizlik.- Sık ateşlenme

    – Ciltte morluklar, çürükler

    – Burun, dişeti kanamaları

    – Baş ağrısı, kusma

    – Ateşsiz havale geçirme

    – Dengesizlik, yürüme bozukluğu, görme bozukluğu

    – Kemik, eklem ağrıları

    – Enfeksiyon tedavisine rağmen sebat eden öksürük, nefes darlığı,

    – Gelişme geriliği, aşırı kilo kaybı

    – İdrarda kan, idrar ve dışkılamada zorlanma

    – Göz bebeğinde parlaklık, gözde kayma

    Çocukluk çağında görülen kanserlerin sıklık sırasına göre dağılımı şöyledir:

    – Lösemiler(kan kanseri) %30

    – Santral sinir sistemi tümörleri(Beyin tümörleri) %19

    – Lenfomalar(Lenf bezesinden kaynaklanan kanserler) %13

    – Nöroblastom (İlkel sinir hücrelerinden köken alan kanserler) %8

    – Yumuşak doku sarkomları (en sık rabdomiyosarkom görülür) %7

    – Wilms’ tümörü (böbrek tümörü) %6

    – Kemik tümörleri (Osteosarkom, Ewing sarkomu) %5

    – Diğer tümörler %12 (Retinoblastom (Göz tümörü), Germ hücreli tümörler, Karaciğer kanserleri ve diğer kanserler)…..Ülkemizde lenfomalar ikinci sıklıkta görülmektedir.

    kanserin nedeni kesin bilinmemekle birlikte, kanser oluşumunda rol oynayan bazı yapısal ve çevresel risk faktörleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

    – Bazı doğumsal/kalıtsal bozukluklar ve hastalıklar,

    – Bağışıklık yetersizliği sendromları

    – Çeşitli virüs enfeksiyonları,

    – Radyasyona maruz kalma, güneşe uygunsuz saatlerde çıkma

    – Bazı kimyasal maddeler(benzen, pestisidler gibi)çevre kirliliği,gıda kirliliği,teknolojik kirlilik

    – Hamilelikte kullanılan bazı ilaçlar

    – Ailesel .genetik kanser sendromları…Çocukluk çağı kanserlerinin tedavi şansları çok yüksektir. Tüm çocukların, gerek büyüme gelişmelerinin takibi, gerekse genel muayeneleri açısından düzenli doktor kontrolune gitmeleri önemlidir. Çocukluk çağı kanserlerine ilişkin bulgu ve belirtiler gözlendiğinde ise , derhal hekime ve kanser şüphesi varsa tam teşekküllü sağlık kurumlarına başvurmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, erken tanı ile başarı daha da artmaktadır. Günümüzde kansere yakalanan çocukların yaklaşık % 70’i tamamen iyileşebilmektedir. Bu çocukların toplumun sağlıklı birer bireyi olarak uzun bir hayat yaşayabilmeleri için hem etkin tedaviyle çocukları kanserden iyileştirmek, iyi ve doğru beslemek,psikolojik tam destek vermek ,çevre düzenlemesine dikkat etmek ,hem de tedaviyi geç yan etkilerin en az olacağı şekilde planlamak gereklidir

  • Tekrar eden ateş

    SIK ATEŞLENEN ÇOCUKLARDA (PFAPA) DÜŞÜNÜLMELİDİR

    Periyodik ateş(ateş tekrarı), aftöz stomatit(ağızda yara olması), farenjit(bademcik iltihabı-boğazı kızarık denmesi) ve servikal adenit (çene altı ve boyunda beze ) Semptomları ile tanınan bu sendroma dikkat edilmelidir.

    PFAPA sendromu, çoğunlukla 5 yaşından küçük çocuklarda görülmektedir. Sendrom erkeklerde genellikle kızlardan daha sık görülmektedir. PFAPA sendromunun en önemli bulgusu 21-28 gün arası olmak üzere düzenli aralıklarla tekrarlayan ve genellikle 40.0-40.6C’ye yükselen ateştir.Ateş ortalama 4 gün sürmekte ve kendiliğinden gerilemektedir.

    Hastaların ateşinin antibiyotik ve ateş düşürücülere yanıt vermemesi dikkat çekicidir.

    Tonsillerde-bademciklerde genellikle kızarıklık-beyazlık görülebilir. Hastaların atakları sırasında alınan boğaz kültürü normal olarak saptanır,mikrop üremez. PFAPA sendromuna özgü bir laboratuvar bulgusu bulunmamaktadır. Ataklar sırasında lökositoz ve eritrosit sedimantasyon hızında artış görülmektedir. Atak aralarında ise klinik ve laboratuvar bulguları tamamen normale dönmektedir.

    PFAPA sendromunun nedeni bilinmemekle birlikte viral ve otoimmün mekanizmalar üzerinde durulmaktadır.Yineleyen ateş atakları olan bir çocukla karşılaşan hekimlerin bu hastalıklara özgü bazı ipuçlarından yararlanarak tanı koymaları mümkündür.(PFAPA) sendromu ender hastalıklardan biridir . Bu sendromun hastalığa özgü laboratuvar bulgusunun olmayışı hastalığın tanısını güçleştirmektedir.

    PFAPA sendromu ender görülse de, sendromu oluşturan ateş, aftöz stomatit, farenjit ve servikal lenfadenit gibi bulguların çocuklarda sık rastlanan muayene bulguları olması nedeniyle atlanabilir. Hekim bademcikler iltihaplı diyebilir çünkü farenjit mevcuttur hakikaten ama ateşin tekrar edişi gözden kaçırılmamalıdır.Antibiyotik ve ateş düşürücü kullanılmasına karşın ateşin 5-6 gün sürdükten sonra normale döndüğü vakalarda, yineleyen ateş nedeniyle ayrıntılı biçimde incelenen hastada ailevi Akdeniz ateşi (FMF) açısından DNA analizinde mutasyon saptanmaması önemlidir.

    .PFAPA sendromunda ataklar yıllar boyu sürebilmektedir,ailelere çocukta sekel kalmayacağı, gelişiminin etkilenmeyeceği ve hastalığın kendiliğinden iyileşeceği anlatılmalıdır.

  • Alerji,astım ve hırıltılı çocuk tedavisi çevre önlemleri

    ALERJİ,ASTIM VE HIRILTILI ÇOCUK TEDAVİSİ ÇEVRE ÖNLEMLERİ VE GECE SAAT 20 DEN SONRA GİDA YASAĞI YANİ REFLÜ DİYETİ İLE BAŞLAR!

    Alerjik olunan maddeden mümkün olduğunca uzak durmak alerjiyi kontrol etmenin en önemli yoludur. Dünya’da ve Türkiye’de çocuklarda astıma yol açtığı bilinen en sık alerji ev tozu akar alerjisidir. Ev tozu yaşamımızdan uzaklaştırmakta zorlandığımız ancak gözle görmediğimiz için zaman zaman varlığından bile haberdar olmadığımız ciddi bir sağlık tehditi haline gelmiştir. Ev tozlarının içinde yaşayan akarlar (mite’lar) vücut parçacıkları ve dışkı atıklarıyla çocuklarda alerjik reaksiyona yol açar. Bu maruziyet sonrası hassas bir hava yoluna sahip olan çocuklar sıklıkla okul enfeksiyonlarının ; sigara dumanının veya kimyasal bir maddenin tetiklemesiyle atak geçirirler. Alerjisi olan bir çocuğun evinde ev tozunu azaltmak hastalık şikayetlerini belirgin azaltacaktır.

    Halıların kaldırılması ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise çocuğun yatağına ev tozlarını yataktan yukarı geçirmeyen özel kılıflar koymaktır. Tüm bunlarla beraber çocuğa sigarasız bir ortam sağlamak ve kimyasalları yaşamından mümkün olduğunca uzaklaştırmak ilaçsız da astım kontrolü sağlamanın ilk adımı olacaktır.Yine çocuğun odasında çok az eşya bulundurmak,tüylü,yünlü giysi örtü yatak yastık kullanmamak gereklidir.Çocuğun giyimi penye,pamuklu,elyaf olmalı,odasında her gün elektrik süpürgesi ile toz alınmalıdır.Evin nemi 45-50 arası tutulmalı,ev içinde canlı çiçek,tüy döken hayvan bulundurulmamalıdır.Akşam saat 20 den sonra su dışında bir gıda verilmemeli, gazlı içecekler,meyveli-meyvesiz sodalar,kızartmalar,çikolata ve ketçap gibi mide boşalımı uzun besinler yasaklanmalıdır.Alerjisi veya astımı saptanan çocuklar her yıl eylül ekim ayında grip aşısı olmalı,mümkünse evde mayalanan kefir 50-100 ml hergün içirilmelidir.

  • Çocuklarda çarpıntı olur mu?

    Çocuklarda çarpıntı olur mu?

    Çarpıntı ne demek?

    Çarpıntı kişinin kendi kalp atımlarını hızlı, düzensiz veya güçlü kalp atımları şeklinde hissetmesidir. Çocuğun çarpıntı hissettiği andaki kalp hızı yaşına göre olması gereken normal aralıklarda değilse bu şikâyeti anlamlı kabul edilerek değerlendirilmelidir.

    Her çarpıntı bir hastalık işareti midir?

    Heyecanlanma, üzülme, öfkelenme ve stres anlarında, ateşli durumlarda ve egzersiz sırasında kalp atışlarımızı daha fazla hissedebiliriz. Fizyolojik veya normal kabul edilen bu gibi durumlarda çarpıntı hissedilmesinin nedeni genellikle kalbin normalden daha hızlı ve güçlü pompalama yapmasıdır.

    Hangi çarpıntılar daha önemlidir?

    Tarif edilen çarpıntılar aniden başlayıp aniden sonlanıyorsa, beraberinde bulantı hissi, baş dönmesi, göz kararması, göğüs ağrısı, halsizlik ve bayılma şikâyetleri varsa hastada ciddi bir ritim bozukluğu olabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalarda uykuda, yüzerken, ani/beklenmedik seslerle veya egzersiz yaparken bayılma dikkat çekicidir. Ailesinde 35 yaşından önce ani ölüm olan hastalarda da hayatı tehdit edebilen ritim bozukluğu olma ihtimali yüksektir.

    Ritim bozukluğu nedir?

    Kalpte yapısal bozukluk olsun ya da olmasın kalbin kasılmasını ve gevşemesini düzenleyen elektriksel ileti sistemindeki tüm bozukluklar ritim bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Basit sinüs taşikardisinden, çok ciddi ve hayatı tehdit eden ventriküler taşikardiye (karıncıklardan kaynaklanan taşikardi) kadar birçok ritim bozukluğu tipi vardır.

    Çocuklardaki çarpıntı sebepleri

    Yukarıda bahsi geçen ve hastalık olarak kabul edilmeyen çarpıntının fizyolojik nedenleri dışında, kafeinli yiyecek ve içecekler (çay, kahve, çikolata, kola, enerji içecekleri), sigara, alkol, kokain, bazı diyet ilaçları, tiroid bezinin normalden fazla çalışması (hipertiroidi), kansızlık, derin nefes alıp verme, kan şekeri düşüklüğü, ilaçlar (tiroid hormonları, astım, hipertansiyon, grip, depresyon, ritim düzenleyici ilaçların bazıları), kalp hastalıkları ve kalp ritim bozuklukları çocuklarda görülen başlıca çarpıntı nedenleridir.

    Çarpıntısı olan çocuklarda yapılması gereken tetkikler

    Çarpıntı ile gelen her çocuğa öncelikle elektrokardiyografi (EKG) çekilerek kalp ritmi incelenmelidir. Özellikle hasta doktora ya da hastaneye ulaştığında çarpıntı şikâyeti devam ederken çekilecek EKG’nin tanısal değeri fazladır. Maalesef hastaların çoğunda EKG çekilene kadar çarpıntı geçtiği için EKG çekilse bile çoğunlukla normal bulunur. EKG çekilmesi mümkün değilse olay anında çocuğun bir dakikalık nabız sayısının belirlenmesi ve kan basıncının ölçülmesi de tanıya yardımcı olabilir.

    Ayrıca çocuğun şikâyetine göre bazı ileri tetkikler planlanabilir. Bunlar ekokardiyografi (EKO), 24 saatlik Holter ile EKG izlemi, anlık olay kaydediciler, eforlu EKG (egzersiz) testi ve elektrofizyolojik çalışma olarak sayılabilir.

    Çarpıntısı olan çocuklar için öneriler ve tedaviler

    Bu hastalar çay, kahve, kola, çikolata, sigara, stres (gerilim) ve uykusuzluktan kaçınmalıdırlar. Tiroid, astım, grip ve depresyon ilaçları gibi çarpıntı ile ilişkisi gösterilmiş ilaçları doktor kontrolünde kullanmalıdırlar.

    Çarpıntı atağı sırasında çocuk sakinleştirilerek uzandırılmalı, derin nefes alması ve ıkınması sağlanmalıdır. Bu hastaların boyundaki atar damarına tek taraflı masaj yapılması (sadece büyük çocuklarda) veya yüzünün buzlu-soğuk suyla yıkanması çarpıntıyı sonlandırabilmektedir. Buna rağmen çarpıntı şikâyeti devam ediyorsa hasta en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeli ve oraya ulaşır ulaşmaz da EKG çekilmelidir.

    Bayılmaya neden olan ritim bozukluklarının ani ölümle sonuçlanabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle çarpıntı şikâyeti olan çocuklar Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

    Çarpıntının tipine göre bu hastaların bir kısmı ilaç tedavisi verilmeksizin izlenirken, bir kısım hastaya ise tekli veya çoklu ritim düzenleyici ilaç başlamak gerekebilir. Ayrıca çocuklarda çarpıntı yapan bazı ritim bozukluklarının kalp kateterizasyonu ve elektrofizyolojik çalışma sırasında sıcak veya soğuk yakma metotlarıyla kesin olarak tedavisi de mümkündür.

  • Bayılma (senkop) nedir?

    Bayılma (senkop) nedir?

    Bayılma, beyin kanlanmasındaki geçici ve yaygın azalmaya bağlı gelişen ani bilinç ve kas gücü kaybı olarak tanımlanmaktadır. Çocukluklarda acil servise başvuruların %1’ini oluşturmaktadır. En sık 15-19 yaş grubunda olmak üzere çocuklarda %15-25 oranında görülmektedir.

    Yirmi yaşın altındaki erkeklerin %20’sinin, kızların da yarısının en az bir kez bayılma atağı geçirdiği bildirilmiştir. Bu atakların beş yıl içinde tekrarlama riski de %33 ile %51 arasındadır. Bu sıklık ve tekrarlamalar ile yaşanabilecek kafa travmaları ve hayatı tehdit eden kalp kaynaklı altta yatan hastalıklar bayılmanın önemini artırmaktadır.

    Çocuklarda bayılmanın sebepleri

    Çocuklarda kalp hastalıkları ile ilişkili bayılma yetişkinlerden daha az sıklıkta görülmektedir. Özellikle ani pozisyon değişikliği, uzun süre ayakta durma, kızgınlık, ağrı, korku gibi tetikleyici bir durum sonrası vücuttaki kanın uygunsuz şekilde bacaklarda göllenmesine bağlı kan basıncı düşüklüğü ve bununla ilişkili beyin kanlanmasındaki azalma sonrası gelişen bayılma (vazovagal senkop) çocuklarda daha sıktır. Bunun dışında kalp ritim bozuklukları, yapısal kalp hastalıkları, migren, havale, beyin damar hastalıkları, kan şekeri ve elektrolit bozuklukları ya da psikiyatrik rahatsızlıklar da çocuklarda bayılmaya neden olabilir.

    Bayılma tanısı

    Çoğunlukla iyi bir klinik öykü ile bayılma tanısı konulabilmektedir. Ancak, tanı koydurucu objektif bulgu olmaması yaklaşım, tedavi ve izlemde sorunlara neden olmaktadır. Buna ek olarak ailelerde çocuklarında ciddi bir sinir sistemi ya da kalple ilişkili hastalık olabileceği korkusu ve bu hastaları karşılayan hekimlerin altta yatan ciddi bir hastalığa tanı koyamama endişesi nedeniyle, ayrıntılı incelemelerin yapılması gerekmektedir.

    Bayılma nedeniyle getirilen çocuklarda sık kullanılan kan testleri, akciğer röntgeni, elektroensefalografi (EEG) ve beyin tomografisi gibi tetkiklerin tanısal değerinin oldukça sınırlı olduğu bildirilmiştir.

    Ancak, Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılacak ayrıntılı öykü, fizik muayene, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile çocuklukların çoğunda bayılma nedeni belirlenebilir ve özellikle ani ölüm riski taşıyan kalp hastalıklarının olmadığı gösterilir. Böylece ailelerin endişeleri de ortadan kaldırılabilir.

    Nadiren bayılmanın tanısı için eforlu EKG (stres testi), uzun süreli EKG kaydı veya eğik masa (tilt table) testi gibi ileri tetkikler gerekebilir.

    Bayılmada tedavi

    Hayatı tehdit eden hastalıkların olmadığı gösterildikten sonra hastanın bayılma tipine bağlı olarak diyet (özellikle su içilmesi), egzersiz ve/veya ilaç tedavisi önerilebilir.

    Eğik masa (tilt table) testi : Yatay pozisyonda hastanın kan basıncı ve kalp hızı kaydedilir. Sonra üzerinde yatan çocuk ile beraber masa 60-80 derece açıyla kısmen dik pozisyona getirilir. Bu pozisyonda 45 dakika boyunca 5 dakikada bir hastanın kan basıncı ve kalp hızı izlemi yapılır.

  • Çocuklarda görülen göğüs ağrısının nedenleri nelerdir?

    Çocuklarda görülen göğüs ağrısının nedenleri nelerdir?

    Erişkinlerde karşılaşılan göğüs ağrısında ilk akla gelen kalbe bağlı nedenlerdir. Çocuklarda ise kalp hastalığından kaynaklanan göğüs ağrısı oldukça nadirdir. Buna rağmen, göğüs ağrısının bazı belirtileri, özellikle de ani ölüm ihtimali çocuklarda ve ailelerinde korku ve endişeye yol açar. Ancak çocukluk yaş grubunda ani ölüm, özellikle de ani kardiyak ölüm nadirdir.

    Çocukluk yaş grubunda göğüs ağrısı en sık 11-13 yaşları arasında görülür. Kız ve erkek çocuklarda genellikle aynı oranlardadır. Çocuklarda göğüs ağrısı sık karşılaşılan genel bir problem olmasına rağmen, bu ağrılar iyi huyludur. Ancak bu ağrıları geçirmek güçtür ve sıklıkla tekrarlayabilirler. Ayrıca çocuğun hayatını değiştiren etkileri vardır, öyle ki göğüs ağrısı olan çocukların yarısı hastalık esnasında okuldan geri kalır, çoğu da göğüs ağrısı nedeniyle aktivitelerini kısıtlar.

    Göğüs ağrısı nedenleri

    Göğüs kafesinin yapısı dolayısıyla kas-iskelet sistemi (kaslar, tendonlar, bağlar, kıkırdaklar ve kemikler), solunum sistemi, kalp-damar sistemi, mide-barsak sistemi ve sinir sistemine ait çeşitli hastalıklar göğüs ağrısına neden olabilir. Bu nedenle göğüs ağrısını değerlendirirken ayrıntılı öykü ve ağrıya neden olabilecek organ ve sistemlerin tam muayenesi büyük önem taşır. Göğüs ağrısına eşlik eden çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma gibi yakınmalar ya da muayenede kalp üfürümü duyulması kalple ilişkili nedenleri akla getirir. Bu hastalara elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması kalple ilişkili nedenleri ortaya koymak için önemlidir.

    Göğüs ağrısında tedavi ve izlem

    Tedavinin esasını hastanın ve ailesinin şüphelerinin giderilmesi oluşturur. Ağrının tekrarlayabileceği bilinmeli ve bundan dolayı hastalar Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilmelidir. Göğüs ağrısına neden olan hastalık saptanırsa tedavi, saptanan bu nedene göre planlanır.

  • Üfürüm nedir ?

    Üfürüm nedir ?

    Kalp üfürümü nedir?

    Kalp üfürümü kalp atımları arasında duyulan basit gürültü sesleri olarak tanımlanmaktadır. Doktor, kalp muayenesinde “lub-dub”, “lub-dub”, “lub-dub” şeklindeki kalp seslerini duyar. Çoğu zaman, lub ve dub ile dub ve lub sesleri arasındaki sürede başka ses duyulmaz. Sessiz olması gereken bu dönemlerde duyulan herhangi bir ses üfürüm olarak adlandırılmaktadır. Üfürüm kelimesi rahatsız edici olmasına rağmen, üfürümler son derece yaygındır ve genellikle sağlıklı bir kalbin kan pompalama sesleri şeklinde normaldir.

    Masum üfürümler

    Okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarda duyulan kalp üfürümleri genellikle endişe verici değildir, hiçbir özel bakım gerektirmez ve bu sesler zamanla kaybolur. Çocuklardaki bu seslere “normal” ya da fonksiyonel veya masum kalp üfürümleri denilmektedir.

    Çocuğunuzda böyle bir üfürüm varsa, muhtemelen bir ve beş yaşları arasındaki rutin muayene sırasında tespit edilmiştir. Doktor bu sesin “normal” bir kalp üfürümü olup olmadığını belirlemek için çocuğunuzu dikkatli bir şekilde dinleyecektir. Ancak bu sesten emin olmak için bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanına danışmak daha uygun olacaktır.

    Bebeklerde kalp üfürümü duyulması

    Doğumdan itibaren yaşamın ilk altı ayında duyulan üfürümler ise işlevsel ya da masum olmayıp büyük olasılıkla hemen bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından değerlendirilmeyi gerektirir. Kalbin kan toplama (kulakçıklar) ve pompalama (karıncıklar) odaları arasındaki deliklerin (septal defektler) ya da kalpten çıkan büyük kan damarları (aort ve akciğer atardamarları) arasındaki anormal bağlantıların bu üfürümlerin sebebi olabileceği unutulmamalıdır. Bu bebeklerde maviye dönen cilt rengi değişiklikleri (morarma), solunum veya beslenme güçlükleri, büyüme gerilikleri de görülecektir. Bu nedenle elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) gibi ek testlerin yapılması gerekmektedir. EKG kalbin elektriksel uyarı ve ileti sistemi hakkında fikir verirken, ses dalgalarını kullanarak yapılan EKO kalbin yapısı hakkında ayrıntılı bilgi verir.

    Testlerin normal çıkması durumunda bebekteki ek kalp sesi masum üfürüm olarak adlandırılabilir, ancak Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanınız bebeğinizi gelişim dönemi boyunca takip etmeye devam edecektir. Çünkü sağlıklı bebeklerde anne karnında olan, ancak doğumdan sonraki yakın zamanda kapanması gereken açıklıkların Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından izlemi önemlidir. Aksi halde kaçırılacak tedavi zamanlaması sonucunda düzeltilmesi çok zor durumlarla karşılaşılabilir.

    Tedavi

    Masum üfürüm tanısı konulan çocuklar bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından takip edilse dahi bu durum spor ve diğer fiziksel faaliyetler için herhangi bir kısıtlama gerektirmez.

    Masum üfürüm genellikle ergenliğin ortalarında kendiliğinden kaybolur. Bu üfürümlerin neden duyulduğundan çok nasıl kaybolduğu hala bir bilinmeyendir. Bu üfürümlerin aynı uzmanın yaptığı bir muayenede daha yumuşak, diğer bir muayenede daha gürültülü duyulması çocuğun farklı kalp hızları ile açıklanabilir. Ancak sonuç olarak, büyük olasılıkla bu üfürümler zamanla kaybolacaktır.

    Kalp üfürümü nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda, kalp rahatsızlığı tanısı konulan bebek ve çocukların bir kısmı ilaç tedavili veya tedavisiz olarak takip edilirken, bir kısmı da hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Çocuğun yaşına ve hastalığın tipine göre farklı tedavi seçenekleri vardır.

  • Doğuştan kalp hastalığı nedir?

    Doğuştan kalp hastalığı nedir?

    Doğuştan kalp hastalığı kalpte doğum sırasında bulunan yapısal bozukluk olarak tanımlanabilir. Bu bozukluklar genellikle hamileliğin erken evrelerinde organların gelişmeye başladığı dönemde oluşur.

    Çocuklardaki bütün kalp hastalıkları doğuştan mıdır?

    Çocuklardaki kalp hastalıklarının çoğu doğuştandır. Ancak doğuştan normal olan bir kalpte sonradan da hastalık gelişebileceği unutulmamalıdır. Çocukları etkileyen sonradan kazanılmış (edinsel) birçok kalp hastalığı vardır. Akut romatizmal ateş, Kawasaki hastalığı (uzun süreli yüksek ateş ile cilt-mukoza-lenf nodu tutulumlu hastalık), perikardit (kalp zarı iltihabı), miyokardit (kalp kası iltihabı), enfektif endokardit (kalp kapakçıklarının iltihabı), kardiyomiyopatiler (kalp kası bozuklukları) ve ritim bozuklukları edinsel kalp hastalıklarındandır.

    Doğuştan kalp hastalıkları neden oluşur?

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğunda neden bilinmemektedir. Ancak bu hastalıkların genel olarak genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Annede şeker hastalığı gibi kronik hastalıkların olması, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar, alkol veya uyuşturucu maddeler nedeniyle bebekte doğuştan kalp hastalığı gelişme riski yükselmektedir. Bebekte genetik (kromozomal) bir bozukluk olması halinde de doğuştan kalp hastalığı gelişme riski artar. Dolayısıyla sebebi tam bilinemeyen doğuştan kalp hastalıkları nedeniyle ailelerin kendilerini suçlu hissetmeleri doğru olmaz.

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocuk doğurma riski nedir?

    Bütün anne ve babaların doğuştan kalp hastalıklı çocuğu olabilir. Bin canlı doğumdan 8-10’unda çoğunluğu hafif olmak üzere doğuştan kalp hastalığı görülür. Ülkemizde yaklaşık olarak yılda 1.500.000 (1,5 milyon) bebek doğduğu göz önüne alınırsa her yıl 12.000-15.000 bebeğin kalp hastalıklı olarak doğduğu söylenebilir. Anne, baba veya kardeşlerden birinde doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebeğin kalp hastası olma riski 10 kata kadar artabilir.

    Doğuştan kalp hastalığı nasıl fark edilir?

    Ağır kalp hastalıklı bebekler ilk birkaç ay içerisinde belirti verirler. Bebeklerde ağlarken artan morarma ve bayılma, beslenme güçlüğü, emerken çabuk yorulma ve solunum sıkıntısı, yeterli kilo alamama, alından soğuk terleme veya göz kapaklarında şişlik gibi belirtiler olabilir. Daha büyük çocuklarda ise koşarken veya ani heyecan sonrası bayılma, eforla başlayan göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı ya da sık tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonları doğuştan kalp hastalığı yönünden uyarıcı olabilir. Hafif bozukluklar ise genellikle belirti vermezler ve doktor muayenesinde duyulan üfürüm nedeniyle yapılan tetkikler sonucunda tanı alırlar.

    Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından gebeliğin 16-18. haftalarından sonra yapılan fetal ekokardiyografi (fetal EKO = anne karnındaki bebeğin kalbinin ultrason ile incelenmesi) kullanımı son yıllarda artmıştır. Böylece bebek dünyaya gelmeden doğuştan kalp hastalığına tanı konulabilmektedir.

    Doğuştan kalp hastalığı tanısı nasıl konulur?

    Yukarıda anlatılan belirtileri olan bebek ve çocuklar dikkatli bir şekilde muayene edildikten sonra kalp grafisi (elektrokardiyografi = EKG), göğüs röntgeni (telekardiyogram) ve kalp ultrasonu (ekokardiyografi = EKO) çekilmesi ile tanı konulur. Tecrübeli bir Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından yapılan muayene ve çekilen EKO doğuştan kalp hastalığının değerlendirilmesi için çoğunlukla yeterlidir. Çok nadir durumlarda uzun süreli EKG izlemi, stres testleri veya kardiyak kateterizasyon ve anjiyokardiyografi gerekebilir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının tedavisi var mıdır?

    Fetal EKO ile doğuştan kalp hastalığı tanısı konulan bebeklerin bazılarına anne karnındayken müdahale edilebilir. Ancak bu bebeklerin çoğuna girişim yapılmaz ve dünyaya gelmesi beklenir. Eğer bu karar alındıysa, gerektiğinde uzmanların her türlü girişimi yapılabileceği bir merkezde bebeğin doğumunun gerçekleşmesi önemlidir.

    Doğuştan kalp hastalıklarının çoğu, kasık damarından girilerek yapılacak bir kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı ile tamamen düzeltilebilir.

    Doğuştan kalp hastalığı nedeniyle yapılan ameliyatların başarısı gelişmiş merkezlerde oldukça yüksektir. Genel olarak bu ameliyatlardaki başarı oranı yüzde 95’in üzerindedir. Ancak ameliyatlardaki başarı oranı, risklere göre de çok değişmektedir. Öyle ki, 5 yaşındaki bir çocukta kalbin odacıkları arasındaki bir deliğin kapatılmasının riski %0,5 iken, yenidoğan bir bebekte yapılacak çok karmaşık bir ameliyatın riski daha yüksek olacaktır.

    Doğuştan kalp hastalıklarının hepsine kardiyak kateterizasyon girişimi veya kalp ameliyatı gerekmez. Çünkü bazı doğuştan kalp delikleri kendiliğinden kapanabilir.

    Doğuştan kalp hastalıklı çocukların izleminde dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocukların tedavi öncesi ve sonrası Çocuk Kalp Hastalıkları (Pediatrik Kardiyoloji) Uzmanı tarafından düzenli aralıklarla izlenmesi gerekir.

    Egzersiz kapasitelerinde kısıtlılık olabilmekle birlikte, çoğunda normal veya normale yakın bir günlük yaşam kalitesi vardır. Ağır kalp hastalığı olanlarda egzersiz kapasitesinde azalma belirgindir. Bazı hastalıklarda büyüme geriliği ve öğrenmede güçlük olabilir.

    Bütün çocuklarda olduğu gibi doğuştan kalp hastalığı olan çocuklarda da genel tıbbi önlemlere uyulmalıdır.

    Doğuştan kalp hastalıklı çocuklara diğer çocuklarda olduğu gibi yaşına uygun aşıların yapılması gerekir. Nadiren ek aşılamaya gerek olabilir.

    Doğuştan kalp hastalığı olan çocuklar, çocukluk çağı hastalıklarını kalp hastalığı bulunmayan çocuklar gibi genellikle sorunsuz geçirirler. Ancak ağır kalp hastalığı olan çocukların bazı hastalıkları atlatması daha zor olabilir.

    Enfektif endokarditten (kalp kapakçıklarının iltihabı) koruması için bazı cerrahi işlemlerden önce (bademcik ve geniz eti ameliyatları, kanama oluşturabilecek diş girişimleri ve diş çekimleri, karın ameliyatları) hastaya antibiyotik verilmelidir.

    Enfektif endokardit nadir görülen bir enfeksiyon olmasına rağmen, doğuştan kalp hastalığı bulunan çocuklar bu enfeksiyon için yüksek risk taşırlar. Kana karışarak bu enfeksiyona yol açan bakterilerin çoğu ağızda bulunduğu için ağız temizliği, diş bakımı ve sağlığı çok önemlidir.

    Sık görülen doğuştan kalp hastalıkları nelerdir?

    Doğuştan kalp hastalıkları, kalbin kulakçıklar veya karıncıklar arasındaki küçük veya büyük delikler ya da kapaklardaki hafif veya ağır darlıklar şeklinde olabileceği gibi, kulakçık veya karıncıklardan bir veya birden fazlasının olmaması gibi çok ağır bozukluklar şeklinde de görülebilir. Toplumda en sık görülen doğuştan kalp hastalıkları sıklık sırasına göre şöyledir:

    VSD: Sağ ve sol karıncıklar arası delikler.

    ASD: Sağ ve sol kulakçıklar arası delikler.

    PDA: Anne karnındayken normal olan koni şeklindeki (aort ile akciğer atardamarı arasındaki) damar açıklığının kapanmayıp devam etmesi.

    PS: Kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarı kapağında darlık.

    AS: Kalpten tüm vücuda temiz kanı taşıyan aortun kapağında darlık.

    Aort koarktasyonu: Kalpten bacaklara doğru temiz kanı taşıyan inen aortta darlık.

    Büyük arterlerin yer değiştirmesi: Kalpten çıkan iki büyük damarın (aort ile akciğer atardamarının) yer değiştirmesi.

    Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.

    AVSD: Sağ ve sol kulakçıklar arasından sağ ve sol karıncıklar arasına kadar devam eden büyük delik.

    Triküspit kapak atrezisi: Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasındaki üçlü kapağın olmaması ve sağ karıncığın yetersiz gelişimi.

    Hipoplastik sol kalp sendromu: Sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki ikili kapağın, sol karıncığın ve buradan çıkan aortun gelişiminde yetersizlik.

    Fallot tetralojisi: Sağ ve sol karıncıklar arası geniş delik, kalpten akciğerlere giden akciğer atardamarında darlık ve sağ karıncık kasında kalınlaşma birlikteliği.