Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • 6 aylık bebek gelişimi

    6. Ayın Sonunda Bebeğin Neler Yapabilir? Ayın sonu geldi! 6 aylık bebek neler yapar diye soruyorsan, işte cevaplarımız:

    Yüzü koyun yatarken elleri ile güç alarak oturabilir.
    Küçük cisimleri parmağı ile ya da baş parmağı ile yakalayabilir.
    Tekrar eden heceleri birleştirerek baba, mama, dede gibi kelimeleri rahatlıkla söyleyebilir.
    Bir elinden diğerine bir nesneyi geçirebilir. Ulaşamayacağı bir yerdeki oyuncağı almaya çalışabilir.
    Yastık desteği gibi desteklerle destekli olarak oturmaya başlar. Birisine veya bir eşyaya tutunabilir.
    Düşürdüğü ya da attığı oyuncağın arkasından bir süre bakabilir.
    Yüzüstündeyken bir an sırt üstüne dönebilir. Yuvarlanmaktan çok hoşlanır.
    Ayak parmaklarıyla oynayabilir.
    Tanıdığı kişilere gülücükler saçarak onlarla oyunlar oynayabilir.
    Sesinin tonunun ne anlama geldiğini anlayabilir.
    Başını bağımsız bir şekilde her yöne çevirebilir.
    Düşürdüğü ya da fırlattığı oyuncağın ona geri verilmesini ister.
    Yüzünle oynamaktan saç çekmekten hoşlanır.
    Henüz konuşmasa bile anne, baba ve biberon gibi önemli sözcükleri tanır.
    Not: Bazı bebekler bu gelişim aşamalarından birkaçına erişemeyebilir. Konu ile ilgili endişen varsa mutlaka doktoruna danışmalısın. Ayrıca prematüre bebekler bu aşamalara aynı doğum yaşındaki bebeklere göre daha geç ulaşırlar.

    6. Aylık Bebeğin Gelişimi için Neler Yapılır? Bebeğinin gelişimi için neler yapabileceğine dair birkaç önerimiz var.

    Bebeğinin 6 aylık bebek fiziksel gelişimine katkı sağlamak için, onu destekli bir şekilde oturtabilirsin.
    Burun, göz, elleri gibi uzuvlarını göstererek “Bak burun, işte ayakların” gibi kısa cümlelerle hem uzuvlarını öğretebilir hem de anlamasını sağlayabilirsin.
    Çok sevdiği bir oyuncağı onun görebileceği şekilde saklayarak bulmasını sağlayabilirsin.
    Ona resimler göstererek “bak anne, bak baba, bak dede” gibi kısa cümlelerle insanları tanıtabilirsin.
    Öneri: Bebeğinin İlk Dişini Kutlamaya Ne Dersin?

    Bu ay bebeğin ilk dişini çıkarıyor olabilir ve sen de bu dişi kutlamayı düşünebilirsin. Bu yüzden sana önerebileceğimiz etkinlik: Diş buğdayı kutlaması! Bebeğinin dişlerinin buğday gibi güçlü ve güzel olması için düzenlenen bu etkinliği yapmayı düşünüyorsan, hazırlıklar başlasın!

    6 Aylık Bebeğin Beslenmesi Altıncı ayda bebeğin ek gıdaya hazır. Bu ayda anne sütü ile vermeye devam etmelisin ama yavaş yavaş ek gıdalara da başlayabilirsin.

    Peki, Bebeğimin İlk Gıdası Ne Olmalı?İşte bebeğini ek gıda ile tanıştırmak üzere olan her annenin sorusu! İlk gıda ne olmalı? Bebeğe verilebilecek ilk gıdalar;

    Muhallebi

    Bebek ekmeği
    Kabak (bal kabağı da yeşil kabak da olabilir)
    Tatlı patates
    Havuç
    Ev yapımı yoğurt ya da kefir
    Elma, muz, şeftali, armut püresi
    Yağsız kuzu eti/ kıyma
    Tüm bu gıdalar bebekler tarafından seviliyor. Peki, 6 aylık bebek beslenmesi nasıl olmalı? Nelere dikkat etmeli, hangi besinleri tercih etmelisin?

    Bebeğini önce pirinç, arpa ve yulaf ile tanıştırmalısın. Daha sonra sebzelere geçmelisin. Eğer bu arada muz, elma ya da şeftali püresine geçersen, bebeğine sebzeleri veya daha az tatlı gıdaları yedirmekte zorlanabilirsin.

    Kıvam olarak ise 7. aya kadar yumuşak tutmaya dikkat etmelisin. Bebek büyüdükçe kıvamı koyulaştırabilirsin.
    Bu gıdaları birbiriyle nasıl kullanabileceğine dair 6. ay bebek beslenme listesine ekleyebileceğin birkaç öneri hazırladık.

    Pirinç Gevreği: Kolayca inceltilebildiği ve sindirildiği için ek gıda olarak sen de bunu denemelisin. Bu gıdayı, yoğurt, anne sütü ve su ile karıştırabilirsin. Fakat muz, elma gibi tatlı gıdalar ile karıştırmamalısın.
    Tatlandırılmamış Yoğurt veya Kefir: Bebeğinin ilk ek gıdaya daha kolay alışması için, süte daha yakın bir tat olan yoğurt veya kefiri deneyebilirsin. Tabii şeker ile tatlandırılmamış olmasına dikkat etmelisin. Hatta fikrimi sorarsan, yoğurdunu kendin yapmalısın. Bu hem bebeğinin hem de senin sağlığın için daha yararlı. Üstelik artık “aman tutturamadım” gibi bir derdin de yok! Çünkü piyasada kolayca yoğurt yapabileceğin yoğurt makinesi alarak bebeğine rahatlıkla kendi yaptığın yoğurdu yedirebilirsin.
    Tatlı Gıda: Anne sütü veya mama ile karıştırılmış muz veya elma püresine her bebek bayılır. Bu ilk gıda başta işini kolaylaştıracak fakat sonra daha az tatlı gıda vermeni zorlaştıracağı için ilk gıdalardan sonra vermeni tavsiye ediyoruz.
    Sebzeler: Sebzeleri mutlaka tatlı gıdalardan önce bebeğine vermen gerekir. Yoğurda göre daha az sevecek, buna hazır olmalısın. O nedenle tatlı patates ve havuç gibi besinlerle başlayarak sonra yeşil fasulye ve bezelyeye geçebilirsin.

    Bebeğimin Gıda Alerjisi Olduğunu Nasıl Anlarım?

    Bebeğine ilk gıdaları sürekli farklı bir gıdayı deneyerek değil, 3 gün üst üste aynı gıdayı vererek denemelisin. Böylece alerjik reaksiyon gösterip göstermediğini anlayabilirsin. Eğer tepki gösteriyorsa bir hafta bekleyip tekrar denemelisin. Aynı tepki 2 ya da 2’ den fazla gösteriyorsa bebeğinin alerjik reaksiyonu olabilir, bu konuda mutlaka doktoruna danışmalısın.

    Eğer her gıda için reaksiyon gösteriyorsa belki ek gıda için erken davranmışsındır. Bunun için de mutlaka doktoruna danışarak ek gıdayı önündeki aylara bırakabilirsin. Bal mı? Asla!

    Bebeğin için kesinlikle yasak olan ne var diye sorarsan bal cevabını alırsın. İçeriğindeki Clostridium Botulinum denen bakterinin bebeklerde hastalık riski taşıdığı bilinmektedir. Yetişkinlere zararsız olsa bile bebeğin 1 yaşına gelene kadar hem gereksiz kalori almaması hem de hastalık riski taşımaması için baldan uzak duruyorsun. Bir parça bile olmaz!

    Bunun yanında inek sütü, domates, yumurta akı, portakal suyu gibi alerjik reaksiyon göstereceği gıdaları 1 yaşına kadar vermeni önermiyoruz. 6 aylık bebek vücudunda kızarıklık gibi bir sorununun olmasını istemeyiz. Ayrıca 1 yaşına kadar yemeklerine tuz da eklememelisin. Bu konuda farklı düşünüyorsan doktoruna danışabilirsin.

    Ve güzel bir haber! Bebeğinin elleri artık daha güçlü olduğu için 6 aylık bebek aktiviteleri de çoğalmaya başlıyor.soruna hoşuna gidecek bir cevabımız var! Bu ay artık bebeğinin cisimleri kavrama yeteneği daha iyi olduğu için biberonu veya bebek bardağını kendi tutabilir ve kaldırabilir. Üstelik bunu yaparken ne kadar mutlu olacağını gördüğünde sen de bebeğinin keyfini mutlulukla izleyemeye bayılacaksın.

    Tamam, bebeğin kendi tutabilir ve kavrayabilir dedik ama ilk biberon denemesinde hemen harikalar yaratacağını düşünme lütfen. İlk başlarda çenesinden akacak, etrafa dökecek ve üzerini kirletecek. Ama unutma deneyerek öğrenmek en güzeli.

    Yalnız biberonu sadece mama sandalyesinde vermeye dikkat etmelisin. Henüz yatar vaziyette biberon içmek için daha küçük… Ayrıca biberonunun iki elle kavrayacağı büyüklükte de olmasına özen göstermelisin.

    Bardak ya da Fincan Kullanmaya Ne Zaman Başlanmalı?

    Biberondan sonraki adım ise, bardak veya fincan olacak. Fakat bebeğinin biberondan bardak veya fincana geçmesi için mutlaka oturabilmesi gerekiyor ya da mama sandalyesini kullandırmaya başlamalısın. Ayrıca, bebeğinin bardak ya da fincanla yaptığı hareketler, 6 aylık bebek davranışları hakkında da bilgi edinmeni ve bebeğindeki gelişimi görmeni sağlayabilir.

    İşte biberondan bardağa geçişe dair önerilerimiz:

    Çalkalandığında ya da yana yatırıldığında akmayan bir bardak almaya dikkat etmelisin.

    Ayrıca bebeğin bir şeylerin ses çıkarmasına bayıldığı için bardağını ya da biberonunu uçuşa geçirecektir. O nedenle fırlatıp atma ya da kazayla elinden düşürme riskine karşı kırılmaz bir ürün almaya dikkat etmelisin.

    İlk başlarda bebeğinin gırtlağından geçmesi gerekenden daha fazlası çenesinden aşağı akacağı için su geçirme ya da iyi emici bir mama önlüğü edinmelisin.
    Bebeğin senin elindeyken bardağı ya da fincanı kapmaya çalışacak. Çünkü onun işi bu. Denemesine izin ver, belki senin bebeğin tutmayı daha erken başarır ne dersin.
    Bebeğin birkaç kez denedikten sonra hala fincan ya da bardağı istemiyorsa önce ürünü değiştirmeyi denemeli, yeni ürünü de istemiyorsa bardağa geçmeyi bir iki ay ertelemesin.

    6 Aylık Bebeğin Uyku Düzeni

    Altıncı ayda bebeğinin 12 saati gece olmak üzere 14 saati geçebilen bir uyku düzeni tutturmuştur. Bu yönüyle, 6. ay bebek uykusu, senin hayatını da kolaylaştıracak şekilde bir düzene oturur. Ancak, bu düzenin oturması, bebeğine güven vererek onun uykuya çabuk bir şekilde geçme düzenini sağlamış olmanla ilişkilidir. Alıştırdıysan daha rahat bir döneme hazırsın. Eğer alıştırmadıysan hala geç değil, yanında olduğunu hissettirerek onu yavaş yavaş uyumaya bırakabilirsin.

    Geceleri Hala 2’den Fazla Uyanıyorsa Ne Yapmalıyım? Bebeğin hala geceleri 2’den fazla uyanıyorsa, bunun önüne geçmen için sana birkaç önerimiz var.

    Her uyandığında ya da ağladığında yanına giderek onu emzirmek, sallamak ya da ninni söylemek sana yardımcı olmayacak aksine sana bağımlı olma süresini uzatacaktır. Eğer bebeğin bir ya da iki kez uyanıyorsa onunla ilgilenmeyip kendi kendine uyumasını sağla.

    Üç ya da dört kez uyanıyorsa ilgiyi yavaş yavaş kesmeyi denemelisin. Mesela ağlamalarında yanına gidip onu beslemek yerine sırtına bir iki defa vurarak ya da kısa bir ninni söyleyerek yatışmasını sağlayabilirsin. Bu sana zalimce geliyor olabilir fakat değil.
    Yine de yufka yüreğin bunu yapmaya el vermeyecekse başka bir yol deneyebilirsin. Bir hafta boyunca bebeğinin uyanma saatlerini kaydedebilir ve o uyanmadan yarım saat öncesine alarmı kurup bebeğini uyandırarak her normal uyanma seansında ne yapıyorsan –altını değiştirme, sallama, besleme gibi- onu yapabilirsin. Buna sistematik uyandırma da denir. Böylece bebeğin ağlamaya başlamadan önce sen tekrar uyku moduna geçirmiş olacaksın. Bu metodun giderek süresini uzat ve daha sonra ise birer birer bunları azalt. Birkaç hafta sonra hepsini kaldırabilir ve bebeğindeki ağlama seanslarını bitirebilirsin.

    Erken Kalkan Bebekle Nasıl Baş Edilir?

    Bebeklerin işi erken kalkmaktır. Fakat bazı bebekler sabah saat 5:00’da uyanıyorsa o noktada isyan etmekte haklısın. Eğer baş edebiliyorsan ne mutlu, ama edemiyorsan, 6. ay bebek uyku düzenini sağlayabilmen için aşağıdaki önerilerimize bakabilirsin.

    Bebeğini belki de çok erken yatırıyorsundur. Bu geceden başlayarak her gece bebeğini 10 dakika geç yatırmaya başlayabilirsin. Bu toplamda 1 ya da 2 saat olana kadar her gece yapabilirsin.
    Gün ışığının içeri girmesine izin verme. Eğer gün ışığı odasına doluyor ya da oturduğun yerin gece lambaları direk bebeğinin gözüne gelecek vaziyetteyse odasının karanlık olmasını sağlamalısın. Eh bebeğine göz bandı takamayacağın için odasının perdesini karartıcı jaluziler ile destekleyebilirsin.
    Odasının penceresi sabah trafiğinin yoğun olduğu alana bakıyorsa imkanın varsa odasını değiştir, yoksa da sesi engelleyici bir formül bulmaya çalışmalısın.
    Gündüz uykularını azaltabilirsin. Gündüz uykularından her birini biraz kısaltabilir veya bir tanesini kaldırabilirsin. Tabii günün sonunda bitkin düşmesini sağlayacak kadar da abartmamalısın.
    Feryat figan ağlamıyorsa ilk yaygarasında yanına koşma. Hatta 5 dakika ile başlayarak her seferinde yanına gitme süresini uzatabilirsin.
    Eğer kahvaltı saati olarak 5:30’a alışmışsa o nedenle uyanıyor da olabilir. O halde kahvaltı için biraz beklemeli ve her seferinde kahvaltı saatini ileriye almalısın.

  • Ateş ve ateşli havale

    Normalin üstündeki vücut ısısı olarak tanımlayabileceğimiz ateş, anne babaları korkutsa da aslında çocuk için zararlı değil hatta yararlıdır. Çocuk hastalıklarında, özellikle enfeksiyonlarda görülen bir bulgudur, kendi başına bir hastalık değildir. Ateş, vücudun enfeksiyon etkeniyle savaşmasını, bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar.

    Kaç Dereceye Ateş Demeliyiz?

    Bu, ateşin ölçüldüğü yere göre değişir. Makattan yapılan ölçümlerde 38 derece üzeri, ağızdan 37.5 , koltuk altından 37.2, kulaktan 38 derecenin üstündeki değerler ateş olarak kabul edilmelidir.

    Ateş Ne Kadar Yükselirse Tehlikeli Olur?

    Ateşli bir çocuğu değerlendirirken, ateşin yüksekliğinden çok çocuğun genel durumu yol gösterici olmalıdır. Ateşin ne kadar yüksek olduğu, hastalığın ağırlığının bir göstergesi değildir. Çocuklarda ateşin en sık nedeni olan basit viral enfeksiyonlar, 39-40 derece ateşe neden olabilir. Tam tersine, bazı ciddi hastalıklar da çok yüksek ateşe yol açmayabilir. Ancak 0-3 ay arası bebeklerde, normalin üstünde ölçülen bir vücut ısısı- değer kaç olursa olsun- hemen doktora ulaşmayı gerektirir. Daha büyük çocuklarda, çocuğun genel durumuna dikkat etmek gerekir. Eğer çocuk uyanık, aktifse, oynuyorsa, yiyip içebiliyorsa, uykusu iyiyse, solunumu normalse çok korkmaya gerek yoktur.

    Ancak eğer; uyku hali, huzursuzluk, solunum zorluğu varsa, yeme içmeyi reddediyorsa, şiddetli başağrısı varsa, ateşi düşse de genel durumu düzelmiyorsa veya ateş 24- 48 saatten uzun sürerse yine doktora ulaşmak gerekir.

    Çoğu anne babanın ateşle birlikte aklına gelen havale geçirme olasılığı ise, ancak bazı ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülmektedir.

    Ateşin Nedenleri Nelerdir?

    Virüs veya bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlar: Soğuk algınlığı, grip gibi enfeksiyonlar ateşin sık görülen nedenleridir. Soğuk algınlığında ilk 24 saat tek bulgu ateş olabilir, diğer belirtiler arkadan gelir. Anjin, orta kulak iltihabı, ishal, idrar yolu enfeksiyonu da ateşe yol açar. Nadiren zatürre, menenjit, tüberküloz gibi ciddi enfeksiyonlar da ateşin nedeni olarak saptanabilir.

    Aşılar: Bazı aşılardan sonra ateş görülebilir, aşıyı yaparken doktorunuz sizi uyaracaktır.

    Fazla kalın giydirme: Küçük bebekler, özellikle yenidoğanlar sıcak ortamlarda fazla giyimli olurlarsa, vücut ısılarını dengeleyemediklerinden ateşleri çıkacaktır.

    Romatizmal hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları,lösemi, lenfoma gibi hastalıklar ise uzun süren ateşlerde araştırılması gereken nedenlerdir.

    Ateşli Çocuğa Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

    Öncelikle, ateşin düşmanımız değil dostumuz olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Ateşin yükselmesiyle, vücut enfeksiyon etkeniyle daha iyi savaşabilmektedir. O halde, ateşli çocukta hemen ateşi düşürmeye çalışmak gereksizdir. Eğer bir enfeksiyon söz konusuysa, ateşi düşürmek enfeksiyonu daha çabuk iyileştirmeyecek, nedeni ortadan kaldırmayacaktır. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa, halsizse ateş düşürücü ilaçların yardımıyla kendini daha iyi hissedecektir.

    Ateşli çocuğun, normalden fazla sıvı almasına, susuz kalmamasına dikkat etmek gerekir.

    Eğer ateş çok yüksek değilse ve çocuk kendini kötü hissetmiyorsa, ilaç vermeden önce üzeri soyulup ılık bir duş aldırılabilir. Bulunduğu oda serin tutulmalı, giysileri mümkün olduğunca ince ve pamuklu olmalıdır.

    Ateşli Havale Nedir?

    Ateşli havale, 6 ay- 5 yaş arası ateşe hassas çocuklarda, ateşin ani yükselmesiyle görülen bir havale ( nöbet ) türüdür. Görülme sıklığı yaklaşık yüzde 3 ‘tür. Ateşli havaleye ailesel bir yatkınlık söz konusudur. Ateşli havale geçiren çocukların anne, baba veya yakınlarında çocuklukta ateşli havale geçirme öyküsü saptanabilir.

    Ateşli Havalede Ne Görülür?

    Çocuk aniden bilincini kaybeder, vücudu, kol ve bacakları kilitlenir. Ardından kasılmalar başlar, gözleri kayabilir.Altını ıslatabilir. Rengi solar. Genelde birkaç saniyeden 1-2 dakikaya dek sürer ve kendiliğinden geçer. Kasılmaların ardından çocuk derin bir uykuya dalmış gibi görünür.

    Ateşli Havale Sırasında Ne Yapmak Gerekir?

    Çocuğunun havale geçirdiğine tanık olmak, anne babalar için korkunç bir deneyimdir. Özellikle ilk defa böyle bir olay yaşanıyorsa, soğukkanlılığını korumak, paniğe kapılmamak pek kolay değildir. Ancak elden geldiğince sakin olmak, çocuğun da yararına olacaktır. Nöbet sırasında boğulma, tıkanmayı önlemek için çocuğun başı yana çevrilir. Ağzını açmaya çalışmak doğru değildir. Üzerinde sıkı giysiler varsa, açılıp gevşetilmesi uygun olur. Nöbet sonrası, ateşi düşürmek için ilaç verilebilir. İlk ateşli havale mutlaka doktor tarafından değerlendirilmeli, ateşe neden olan etken saptanıp buna uygun tedavi başlanmalıdır. Tekrarlayan ateşli havaleler geçiren çocuklarda, aileye nöbet sırasında makattan verilecek, nöbeti durduracak bir ilaç önerilebilir.

    Ateşli Havalenin Tehlikesi Nedir?

    Korkutucu görünümüne rağmen, ateşli havale geçirmek çocuklarda kalıcı bir hasara, nörolojik bir bozukluğa neden olmaz. Bir kez ateşli havale geçiren çocuk, ateşli olduğu dönemlerde tekrar havale geçirebilir. Yaşı büyüdükçe bu risk azalacak, 5-6 yaştan sonra ateşli havale görülmeyecektir.

  • Bebeklerde diş bakımı nasıl olmalıdır?

    Bebeklerde diş bakımı nasıl olmalıdır?

    Bebeğinizin ilk dişi çıkmaya başladıktan sonra, diş bakımına başlamanız gerekir. 1 tane dişi fırça ile fırçalamanız mümkün olmadığından, her gece ıslak ve yumuşak bir bezle bebeğinizin dişini temizleyebilirsiniz. Daha sonraları bu ıslak bezin üzerine kırmızı mercimek tanesi kadar florürlü diş macunu sıkıp o şekilde temizleyebilirsiniz. Bebeğiniz diş macununun tadını sevmiyor veya onu yemeye kalkışıyorsa hiç kullanmayabilirsiniz. Günde iki kez florürlü diş macunuyla fırçalamak çocuğunuzun dişlerini çürümelerden koruyacaktır. Biraz diş macunu yutması çok fazla kaygılanılacak bir durum değildir.

    1 yaşından sonra bebekler için hazırlanmış yumuşak bir diş fırçasıyla bebeğinizin dişlerini fırçalayabilirsiniz. Bebeğinizi buna alıştırmak için önceleri oyun olarak birlikte dişlerinizi fırçalayın. Özellikle sabah ve akşam yemekten sonra ailecek diş fırçalama zamanı eğlendirici bir oyun olabilir.
    Bebeğiniz bu işi size bıraktığı sürece dişlerini siz fırçalayın. Eliniz ile başının arkasından destek olursanız, dişlerini fırçalarken ağzının içini rahatça görebilirsiniz. Çocuklar 2 yaşına geldiği zaman dişlerini artık kendileri fırçalamak isterler. Eğer anne ve baba düzenli olarak dişlerini çocukları ile fırçalar ise, çocuklar da bunu çok kısa sürede öğrenecek ve zevkle yapmak isteyecektir.

    Beslenme sonrasında diş çıkarmaya başladığı andan itibaren bebeğinizin dişlerini ve diş etlerini temiz ve ıslak bir bezle silin. Dişlerini Korumak İçin; 2 yaşından sonra diş fırçalamayı kendisinin yapmasına olanak tanıyın. Düzenli olarak sabah-akşam diş fırçalama alışkanlığı için ailece diş fırçalamaya özen gösterin.

    Özellikle bebeğinizin beslenmesinin kalsiyum (süt, peynir, yoğurt ve yapraklı yeşil sebzeler) ve D vitamini (yumurta sarısı, balık ve süt ürünleri) içeriğinden zengin olmasına dikkat edin.

    Şeker ve çikolata gibi şekerli yiyeceklere yer vermeyin. Bebeğiniz büyüdükçe şeker ve çikolata yedikten hemen sonra dişlerini fırçalamasına dikkat edin. Bebeğinize öğün aralarında da şekerli yiyecek vermemeye dikkat edin. Bebeğinize emzik kullanıyorsanız asla şekerli bir şeye batırıp vermeyin.

    Bebeğiniz uyurken biberonla şekerli yiyecek ve içecekler vermeyin. İçilmekte olan sıvının içindeki şekerler, ağız bakterileri ile karışıp dişleri çürütürler.

    Süt Dişlerine neden iyi bakım yapılmalıdır?

    Süt dişleri kalıcı dişlerin yerini tutmaktadır. Süt dişlerinin çürüyerek dökülmesi, ağız yapısında kalıcı değişikliklere neden olabilir. 6 yaşına kadar bebeğiniz süt dişleri ile beslenme ihtiyacını giderecektir. Bu nedenle çürük dişler beslenme bozukluklarına da yol açabilir.

    Çocuğun kendine güven duyması ve düzgün konuşması için sağlıklı ve beyaz dişlere ihtiyaçı vardır. Dişlerdeki şekil bozukluğundan dolayı düzgün konuşamayan, çürümüş dişleri göstermemek için ağzını sürekli kapatan çocuklar kendilerini iyi hissetmez. Nede olsa süt dişleri dökülüp yenisi çıkacak diyerek bu dişleri ihmal etmemeliyiz.

  • Bademcik iltihabının beyni istilası: kalp romatizması ve sydenham koresi

    ~~Çocuğunuz bademcik iltihabı geçiriyor ise, garip dans eder gibi haraketler yapıyor ise bu yazıyı okumalısınız.

    Kalp romatizması diğer bir deyişle akut romatizmal ateş (ARA) grup A streptokok bakterisinin yapmış olduğu boğaz enfeksiyonundan (farenjitinden) yaklaşık üç hafta sonra gelişen iltihabi bir hastalıktır. Bu hastalık eklemleri, kalbi ve beyni etkileyen bir hastalıktır. En sık 5- 15 yaş arası tüm çocukları etkileyebilmektedir. Bu nedenle çocuklarda boğaz ve bademcik enfeksiyonlarının erken tanınması bu hastalığı önlemesi açısından önem arz etmektedir. Bademcik enfeksiyonu yılda dünyada yirmi milyon çocukta kalp romatizmasına neden olmaktadır. Kalp romatizması boğaz enfeksiyonu sonrası eklemlerde ağrı, şişlik, kızarıklık, yürüme zorluğu ve ağrı ile başlayabilir. Eklem tutulumu genellikle diz, kol ve bacak eklemlerinde olup gezici özelliktedir. Yani önce bir kol eklemini tutar sonra dizi etkiler.
    Kalp romatizması eklemleri yalar kalbi ısırır. Eklem bulguları tedavi ile hemen iyileşir. Ancak kalbi etkilediğinde yıllar boyunca sinsi bir şekilde içten içe ilerleyebilir. Bu çocukların bir kısmı erişkin yaşta kalp kapak hastası olur.
    Kalp romatizması bazı çocuklarda beyni etkiler. Bu durumda Sydenham koresi dediğimiz hastalık gelişir. Bu hastalık kalp romatizması geçiren hastaların %10- 15’ inde gelişmektedir. Ergen kızlarda daha sık görülmektedir. Beyinde bazal ganglion dediğimiz bölgelerin etkilenmesi sonucu meydana geldiği düşünülmektedir. Korede belirtiler bademcik enfeksiyonu geçirdikten üç ay veya daha uzun sürede ortaya çıkar. Çocuklarda duygusal dengesizlik, okulda başarısızlık, gövde ve özellikle kollarda, ellerde genellikle tek taraflı, istemsiz, hızlı, düzensiz, amaçsız ve sürekli garip hareketler ve kaslarda koordinasyon bozukluğu ile başlar. İstem dışı hareketlerin stres altında artması ve uyku esnasında kaybolması tipiktir. Bütün kaslar etkilenir, fakat belirtiler yüz kasları ve kollarda daha belirgin olur, ayrıca dilde kasılmalar görülebilir. Dilini dışarda tutmakta zorluk yaşanır. Hasta durmadan kımıldar ve yüzünü buruşturur. Hasta sabit kalamaz. Konuşma kekeleme ve patlayıcı tarzda olur. Hastanın avucunda sıktığı parmakları düzensiz kasılmalarla gevşetmek zorunda kalması ile “süt sağma hareketi belirtisi” gözlenebilir. El yazısında beceriksizlik gösterir. Duygusal dengesizlik karakteristiktir. Kolayca ağlayıp uygunsuz davranışlar sergilerler.
    Kore kendini sınırlayan bir hastalıktır. Belirtiler birkaç ay, nadiren de iki yıla kadar uzayabilir. Nadiren de tekrarlayabilir. Kore altta yatan romatizmal hastalığın işareti de olabilir. Kore bulguları gösteren hastaların uzun dönem izleminde % 27 oranında kalp romatizması geliştiği gözlenmiştir. Bu nedenle kore teşhisi almış olan çocuklar Çocuk Kardiyoloji Uzmanı tarafından da takibe alınmalıdır.
    Bademcik iltihabı yaşıyan her çocukta dans eder gibi garip haraketlerin görülmesi durumunda Çocuk Nöroloji Uzmanına zaman kaybetmeden başvurulmalıdır. Böylelikle hastalığa erken tanı konularak tedavi bir an önce yapılacaktır.

  • Serebral palsi tedavisinde botox uygulanımı

    ~~Botox yani Botulinum toksini birçok tıbbi ve kozmetik problemin tedavisinde son yıllarda yaygın olarak kullanılan popüler bir ilaç olmuştur. Kolay uygulanabilirliği, yan etkilerinin az ve faydalarının fazla olması nedeniyle sık olarak kullanılmaktadır.
    Serebral palsi (beyin felci) her 1000 canlı doğumda 2- 3 çocukta görülen beyinde kalıcı hasarla karakterize bir hastalıktır. Sebebi anne karnında, doğumda ve doğum sonrası birçok sebebe bağlı olabilmektedir. İlk yaşlarda oturma, yürüme ve konuşma geriliği şeklinde belirti verebileceği gibi el tercihinin iki yaştan önce gelişmesi, anlamsız geceler boyu ağlama, tükrüğünü yutamama, yemek yemeyi red etme, dilini dışarıya çıkarma, boynunu tutamama şeklinde birçok belirti verebilmektedir. Serebral palsinin spastik dediğimiz alt tipinde kollarda bacaklarda yoğun sertlik, haraket kısıtlılıkları hastadan hastaya farklı düzeylerde olabilmektedir. Hastaların neredeyse tamamına fizik tedavi önerilmektedir. Fizik tedaviye rağmen kollarda ve bacaklarda rahatlama olmayan çocuklara botox tedavisi önerilmektedir. Aileler de genellikle enjeksiyonun zararsız olacağını düşünerek bu yönteme oldukça sıcak bakmaktadırlar. Serebral palsili hastalarda botulinum toksin kullanımının amaçları: Hastanın fonksiyonun ve hareketlerinin arttırılması (daha az makaslama, düşme ve daha büyük adımlama, çocuğun altını değiştirirken kolaylık sağlaması), postürün iyileştirilmesi, fizik tedavi cihazlarına daha iyi uyum, hijyenin sağlanması (el ve alt temizliği), kişisel bakımın iyileştirilmesi (giyinme, oturma), kozmetik olarak iyileşme (dirsek, el-bilek kasılmalarının düzelmesi) ve aşırı kasılmaya eşlik eden ağrının giderilmesidir. Tedavinin etkinliğinin başlaması enjeksiyondan 24- 72 saat sonra olmaktadır ve üç- altı ay kadar etkinliğin sürdüğü kabul edilmektedir.

  • Sık görülen insanı korkutan masum bir nöbet nedeni: katılma nöbeti

    ~~Çocuğunuz ağlarken morarıyor mu? Canı yandığında bayılıyor mu? Çocuğunuzda katılma nöbeti olabilir!!!

    Katılma nöbeti (soluk tutma nöbeti) çocukluk çağında sık olarak görülen, iyi gidişli, epileptik olmayan tekrarlayıcı bir hastalıktır. Ataklarla seyreder. Atak anında oluşan renk değişikliğine göre siyanotik (morarma), soluk ve karışık tip nöbet olarak üç şekilde görülmektedir. Tipik başlangıç yaşı 6- 18 ay olup, dört yaşına doğru kendi kendine düzelmektedir. Ülkemizde 100 çocuktan 3’ünde görülmekte olup Gaziantep ilimizde 2014 yılında tarafımca yapılan bir çalışmada ülkemizle benzer oranda bulgular saptamıştır (%3.8). Bu çalışma Gaziantep ilimizde bu konuda yapılmış ilk ve tek çalışmadır. Bu çalışmada altı yaş altı çocuklarda en sık 21’inci ayda (13-29 ay) katılma nöbetinin en sık görüldüğü saptanmıştır. Erkek çocuklarda kız çocuklara göre sıklık iki kat olarak saptanmıştır. Hastaların %98’inde hastalık ilk bir yılda görülmüş olup en sık olarak morarma nöbetleri saptanmış idi.
    Katılma nöbetinin sebebi ne?
    Hastalığın nedeni, niye olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Nöbetler bayılmanın (senkobun) bir tipi olup, otonom sinir sisteminin fonksiyon bozukluğuna bağlı gelişebileceği düşünülmektedir.
    Katılma nöbeti sara hastalığından başka bir hastalık mıdır?
    Ağır katılma nöbetleri bazen epileptik nöbet (sara hastalığı) olarak değerlendirilebilir. Bu durum hem aileyi korkutmakta hem de doktorlar tarafından yanlış epilepsi tanısı konulmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle katılma nöbetlerinin başta epilepsi olmak üzere diğer tekrarlayıcı olaylar ile ayırıcı tanısının yapılması gerekmektedir. Nöbetin öyküsü ve gözlenmesi tanı için çok önemlidir.
    Katılma nöbetinin tedavisi var mı?
    Katılma nöbetini iyileştirecek bir ilaç ne yazık ki yoktur. Katılma nöbetlerinin tedavisinde genellikle ilaç tedavisi önerilmemektedir. Anne ve babanın nöbetler konusunda bilgilendirilmeleri çoğu zaman yeterli olabilmektedir. Ağır katılma nöbetleri olan çocukların aileleri korku ve stres yaşayabilirler. Bu olgular için medikal tedavi düşünülebilir. Olguların çoğunda nöbetlerin demir eksikliği anemisi ile ilişkili olduğu, demir tedavisi ile atakların düzeldiği ve genetik geçişli olduğu bilinmektedir. Bu nedenle katılma nöbeti olan çocuklara demir tedavisi önerilmektedir. Hastaların hepsi zamanla azalarak düzelmektedir. Bu nedenle hastaların bir çocuk nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Katılma nöbetleri epileptik nöbetlere çok benzediği için epilepsiden ayırt edilmelidir. Her hastanın Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Doktor başım ağrıyor

    ~~Baş ağrısı toplumda neredeyse herkesin sık yaşadığı ağrı türlerinden birisidir. Etkilediği bireyde rahatsızlığa, günlük aktivitelerinin olumsuz etkilenmesine neden olur. İnsanların ömrü boyunca %90’ ından fazlası en az bir kez baş ağrısından etkilenmektedir. Ülkemizde her beş kadından ve on erkekten birinde migren baş ağrısı vardır. Migren baş ağrısı 4- 72 saat süren ataklar halinde kendini gösteren, yineleyici baş ağrısı bozukluğudur. Tek yanlı yerleşim, zonklayıcı nitelik, orta veya şiddetli düzeyde ağrı, ağrıda günlük fiziksel aktiviteyle artış, bulantı ve/ veya ışıktan rahatsız olma (fotofobi) ve sesten rahatsız olma (fonofobi) ile birliktelik tipik özellikleridir. Migren tedavisi, tanının hastaya açıklanması ve hastalığın yönetimi konusunda hastanın işbirliğinin sağlanmasıyla başlar. Uykunun düzenlenmesi, düzenli egzersiz, düzenli beslenme, aşırı alkol ve kafein alımını sınırlama, ağrı kesicilerin akılcı kullanımı gibi önlemler pek çok hastanın atak sayısını anlamlı düzeyde azaltır. Migren atağı başlangıcında, sessiz, ışığı az bir odada uyumak yararlı olabilmektedir. Migrenin ilaç tedavisi, akut atakların sonlandırılması veya önleyici (profilaktik) tedavi olarak iki düzeyde ele alınır. Baş ağrısı güncesinin değerlendirilmesinden sonra, hastanın yaşamını belirgin derecede etkileyen atakların varlığı durumunda, önleyici tedaviye hasta ile birlikte karar verilir. Pek çok hasta için önleyici tedaviye karar verme sınırı, aydan üçten çok atak geçirilmesidir.
    Her baş ağrısı migren olmayabilir. Ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir. Baş ağrısı olan kişilerde şu şikayetlerin olması tehlike işaretleridir. Baş ağrısının orta yaşın üzerinde başlaması, baş ağrısının şiddetli olması, baş ağrısı hastasında ilerleyici kötüleşme, baş ağrısının ani başlaması, baş ağrısının fiziksel aktivite sırasında başlaması, baş ağrısının özelliklerinde anlamlı değişim, ateşle birlikte açıklanamayan baş ağrısı, sistemik belirtilerle (bulantı, kusma, çift görme, zayıflama, gece terlemeleri) birlikte baş ağrısı, şiddetli hipertansiyonla birlikte baş ağrısı, sabah erken saatlerde en kötü olan baş ağrısı, her zaman aynı tarafta olan baş ağrısı, nörolojik bulgularla birlikte baş ağrısı, travma ile yakın zamansal ilişki içinde başlayan baş ağrısı, öksürme, ıkınma veya öne eğilmekle baş ağrısında artış olması, çocukluk çağında açıklanamayan baş ağrısı olması ciddi bir hastalığın işaretleri olabilmektedir. Bu nedenle baş ağrısı dikkate alınmalı bir nöroloji uzmanına başvurulmalıdır.

  • Bebeklerde el tercihi bir hastalık belirtisi olabilir mi?

    ~~İnsanlarda el tercihi iki yaşından sonra gelişmektedir. İki yaşından küçük tüm bebeklerde her iki el ve kol aktif olarak kullanılmaktadır. Bebeklik döneminde gelişim ile parelel olarak yüksek beyin fonksiyonlarının gelişimi ile ya sağlak ya da solak olunmaktadır. Erken yaşlarda el tercihinin olması kesinlikle normal bir durum değildir. Böyle bir durumun erken aylarda gelişmiş olması bir beyin hastalığına işaret eder. Biz klinikte erken el tercihi gelişimini serebral palsili çocuklarda (beyin felci gelişmiş bebeklerde) sıklıkla görmekteyiz. Bilindiği üzere beynimiz bir cevizin iki parçası gibi iki ana parçadan gelişmiş olup arasında korpus kallosum dediğimiz bir yapı ile birbirlerine yapıştırılmıştır. Beynin sağ tarafı vücudumuzun sol tarafını, sol tarafı da sağ tarafının fonksiyonlarını düzenlemektedir. Bu nedenle, beynin bir tarafında gelişebilecek bir hadisede vücudun karşı tarafında fonksiyon bozukluğu olacaktır. Ülkemizde serebral palsi yani beyin felci hastalığı 1000 canlı doğumda 3 bebekte görülmektedir. Bu bebeklerin de çoğunda erken aylarda el tercihi gelişmektedir. El tercihi gelişiminde serebral palsi dışında başka hastalıklarda olabilmektedir. Özellikle bebeklik döneminde zor doğuma bağlı doğum travmaları, boyun ve kol sinirinin incinmesine bağlı felçler, beyin kanaması, beyin tümörü, kas ve bağ hastalıkları ve ortopedik sorunlar neden olabilmektedir.
    Bir bebekte iki yaştan önce el tercihi gelişmiş ise mutlaka bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Böylelikle, altta yatabilecek ciddi problemlerin erken saptanması ile tedavi mümkün olacaktır.

  • Nöbet deyince akla gelir

    ~~Çocuğunuz sürekli dalıyor mu?, sürekli baygın mı bakıyor?, uykuda garip haraketler mi yapıyor?, ellerinde ve ayaklarında atma haraketi mi yapıyor?, garip garip gülümsüyor mu? Çocuğunuz nöbet geçiriyor olabilir. Nöbet deyince akıla epilepsi geliyor. Nöbet deyince akıla beyinsel hastalık geliyor. Nöbet deyince akıla beyin tümörü geliyor.

    Nöbet nedir?
    Nöbet çocukluk çağında sık görülen nörolojik bir semptomdur. Yaşanması aile için korkunç ve dehşet verici bir olaydır. Nöbet ani olarak meydana gelen bilincin açık ya da kapalı olduğu bir durumdur. İnsanın vücudunda kasılma, atılma, yüzünde seyirme şeklinde olabileceği gibi bir korku hissi, buruna kötü koku gelmesi, hayaller görme, bulanık görme, bir olayı yaşamış gibi hissetme, baş ağrısı, baş dönmesi şeklinde olabilir.
    Nöbet ateşli mi olur?
    Nöbetler ateşli olabileceği gibi ateşsiz de olabilir. 5 yaş altı çocuklarda en sık ateşli nöbetleri görürüz. Ateşli nöbetler genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası görülmektedir. Genellikle masum nöbetlerdir. Ancak, ateşli nöbetler menenjit gibi ciddi beyinsel hastalığın bir semptomu olabilir. Ateşsiz nöbetler halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi hastalığının da bir bulgusu olabilir. Epilepsi hastalığı tekrarlayıcı nöbetler ile karakterize bir hastalıktır. Genellikle ateşsiz nöbetler şeklinde bulgu verir. Nadir olarak ateşin tetiklediği nöbetler ile de bulgu verebilir.
    Her nöbet tehlikeli midir?
    Nöbetlerin çoğu kısa süreli olup tehlikesizdir. Uzun süren nöbetler tehlikeli olabilir. 5 dakikadan kısa süren nöbetler genellikle masum nöbetlerdir. 5 dakikadan uzun süreli nöbetler müdahale gerektirmektedir.
    Nöbet ile karşılaşıldığında ne yapılmalıdır?
    Nöbet aileleri korkutan bir durum olduğu için genellikle yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Nöbet geçiren hastaların %90’ından fazlası ilk beş dakika içerisinde kendiliğinden durduğu için hasta yan çevrilir. Etrafında zarar verebilecek objeler uzaklaştırılır. Hasta kusar ise ağzı temizlenir. Nöbet durmaz ise 112 acil servisi arayarak yardım talep edilmelidir. Nöbet esnasında çeneyi açmaya çalışmak, ağız içerisine kaşık gibi cisimler sokmak tehlikelidir. Çene çıkılarına ve diş kırılmalarına neden olunabilir. Hasta dilini ısırmış ise dili geriye itilir. Nöbet esnasında suyun altına sokulma, birşeyler yedirip içirmeye çalışmak tehlikeli ve zararlıdır.
    Nöbet ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir mi?
    Evet, kesinlikle olabilir. Beyin tümörleri, menenjit, ansefalit (beyin iltihabı), elektrolit bozukluğu, kalsiyum düşüklüğü, D-vitamini eksikliğinin ilk bulgusu nöbet olabilir. Her nöbet ciddiye alınmalı bu açıdan tetkik edilmelidir.
    Son söz
    Nöbet geçirmiş olan her hasta nöbet sonrası bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından görülmelidir. Nöbet sonrası beyin filmi (tomografi, emar) çekilmeli, beyin EEG’si yapılmalıdır. Her hasta Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından takibe alınmalıdır.

  • Enürezis

    Çocukluk döneminde idrar kaçırma (inkontinans) sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durum kendini yalnızca gece idrar kaçırma (nokturnal enürezis) , yalnızca gündüz kaçırma veya hem gece hem gündüz idrar kaçırma şeklinde gösterebilir . 1-2 yaş arası dönemde mesane dolgunluğunun bilinçli algılanması başlar. İşemenin istemli olarak başlatılması veya durdurulması 2 – 3 yaş arası gelişir. Gece idrar kontrolü ise 3-5 yaş civarında gelişir. Çocuk sosyal olarak uygun ortam bulunana kadar işemenin engellenmesi ve uygun ortam bulunduğunda işemenin gerçekleştirilmesini bu dönemde öğrenir. 7 yaşında bir çocuk günde 3-7 kez işerken,12 yaş üzerinde günde 4-6 kez tuvalete gider. İdrar inkontinansı, “gündüz ve gece inkontinansı,” “gündüz inkontinansı “ve “nokturnal enürezis” olarak sınıflandırılabilir.

    Birçok anotomik yada fonksiyonel üriner sistem anomalisi, tübüler hastalık yada sistemik hastalıkta idrar kaçırma görülebileceği için idrar kaçıran çocuğun değerlendirilmesi gerekir.

    Enürezis nedenleri nelerdir ?

    5 yaşındaki çocukların yüzde 15’i, 15 yaşındaki çocukların ise yüzde 1’i gece idrar kaçırmaktadır. Oluş nedenlerinde birden çok etkenin üzerinde durulmaktadır ve bir çocukta birden fazla neden olabilir. Bebeklikten itibaren hiç kuru kalma dönemi yoksa buna birincil EN, en az 6 ay tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamışsa ikincil enürezis nokturna adı verilir

    Genetik etkenler: Genetik yatkınlık uykuda işemeye yol açan önemli faktörlerden biridir. Aile öyküsü olmayan çocukların %15’inde uykuda işeme gözlenirken, ebeveynlerden birinde öykü varsa bu oran %44’e, her ikisinde de öykü varsa bu oran %77’ e kadar çıkmaktadır.

    Uyku bozuklukları: Uyku bozukluklarının enürezisdeki rolleri tartışmalıdır. Uykuda işeyen çocukların sağlıklı çocuklara göre daha derin uyuduğuna dair kanıtlar elde edilmemiştir. Uykuda işemenin uykunun derin safhalarında olduğu bazı çalışmalarda gösterilmişse de yapılan ayrıntılı çalışmalarla uykunun her döneminde olabildiği bildirilmiştir.

    Hormonal etkenler: Uykuda işeyen çocukların bir kısmının sağlıklı çocuklara göre geceleri idrar idrar miktarlarının daha fazla olduğu gösterilmiştir. Bu durumun mesane kapasitesini aşarak uykuda işemeye neden olduğu kabul edilmektedir.

    Mesane kapasitesinde azalma: Uykuda işeyen çocukların bir kısmının geceleri mesane kapasitelerinin daha düşük olduğu gösterilmiştir.

    Psikososyal etkenler: Özellikle ikincil enürezisi olan çocuklarda psikososyal faktörlerin rolü olduğu öne sürülmektedir.

    Tanı Nasıl koyulur ?

    Üriner sistem enfeksiyonları, tübüler hastalıklar , şeker hastalığı gibi durumlarda enürezise yol açabileceğinden öncelikle idrar tetkiki yapılması gerekir. Gündüz de idrar kaçıran hastalarda ileri ürolojik inceleme gerekebilir.

    Nasıl tedavi edilir ?

    Enürezis nokturna kendi kendine düzelen bir durum olmakla birlikte, çocuğu ve aileyi sosyal olarak etkileyen bir durumdur. Psikososyal sorunlara yol açabilmesi ve çocuğun özgüveninin azaltabilmesi nedeniyle tedavi edilmesi gerken bir durumdur.

    Destekleyici tedavi:

    Takvim tutma ve ödüllendirme: Her sabah çocuğun çeşitli sembollerle belirlediği kuru ve ıslak geceleri işaretlediği bir takvim doldurması sağlanır, takvimde kuru gün sayısı için bir hedef belirlenerek, bu sayıya ulaşınca ödüllendirilir.

    Sıvı alımının kısıtlanması:, akşamları yatmadan 2 saat önce sıvı alımı kısıtlanmalıdır öğle ve akşam tuz ve kalsiyum miktarı az olan yemekler faydalı olabilir.

    Mesane Eğitimi:Çocuğun yatmadan önce tuvalete gitmesi önerilir. Bu şekilde geceleri mesanedeki idrar miktarının azalması sağlanır. Benzer şekilde ailenin yatmadan önce çocuğu tuvalete götürmesi de gece mesane hacmini azaltmada etkilidir. Çocuğun gün boyu düzgün aralıklarla tuvalete gitmesi, idrarını son ana kadar tutmaması, uygun pozisyonda, mesanesini tam olarak boşaltması önerilir. Gündüz 3 saat ara ile tuvalete gitmesine yardım edilmeli, kabızlık sorunu varsa ona yönelik bir tedavi uygulanmalı, bez bağlamaktan kaçınılmalıdır.

    Yukarıda belirtilen yöntemler enürezisli hastalarda önerilmekle hastaların çoğunlığunda alarm yada ilaç tedavisine gereksinim vardır.

    Alarm tedavisi:

    Çocuk uykusunda işediğinde bir zil sisteminin çalmaya başlaması ve çocuğu uyandırması temeline dayanır. Mesane kapasitesini arttırdığı, gece idrar miktarını azalttığı ve uyanmayı kolaylaştırdığı öne sürülmüştür. Başlangıçta hasta mesane tamamen boşaldıktan sonra uyanır. Bir süre sonra daha erken, uykusunda idrarı geldiğinde uyanmaya başlar. Alarm çaldığı anda mesanelerini boşaltmayı durdurular. Böyle bir durumda ailenin çocuğu tuvalete götürmesi ve geri kalan idrarı yapmasını sağlaması önerilir. Çocuğun tamamen uyanık olması gerekli değildir. Alarm tedavisi tamamen kuruluk sağlandıktan 1 ay sonra bırakılmalıdır. Çeşitli çalışmalarda başarı oranı %65-90 olarak bulunmuş olup, diğer bütün yöntemler içinde en yüksek başarı ve en düşük relaps oranına sahip yöntemdir. Alarm tedavisinde amaç, uykuda işeme sıklığını azaltmak değil, tam kuruluğu sağlamaktır.

    İlaç tedavisi:

    Desmopressin tedavisi: Antidiüretik hormonun sentetik şeklidir. Tek semptomlu gece işemesi olan hastaların bir kısmında geceleri ADH salınımında beklenen artışın olmadığı ve bu hastaların geceleri fazla miktarda idrar yaptıkları gösterilmiştir. Bu çocuklarda oluşan idrar miktarı, mesane kapasitesini aşar ve gece işemesi olur. Kısa dönemde, desmopressine alarma göre daha hızlı yanıt alındığı bildirilmiştir, ancak yapılan çalışmalarda tedavi kesilmesinden tekrarlayabilir. Uygulama kolaylığı, düşük yan etkisi nedeniyle tercih edilen bir yöntemdir.

    Antikolinerjikler (Oxybutinine, tolterodine): Düz kasları gevşetici etkileri nedeniyle mesane instabilitesi ve işeme bozukluğu olan olgularda kullanılır. Mesane fonksiyonları normal olan gece uykuda kaçıran hastalarda etkili olması beklenmez.

    Kaynaklar

    1-Norgaard JP, van Gool HD, Hjalmas K, Djurhuus JC, Hellstrom AK. Standardization and definitions in lower urinary tract dysfunction in children BJU Int, suppl, 1998;81

    2-Hjalmas K, Arnold S, Bower W, Caione P, Chiozzaa M, Gontard A. Nocturnal Enuresis: An international evidence based management study. J Urol, 2004; 171;2545-2561

    3-Özkaya O. Enürezis (Derleme). Türkiye Klinikleri J Pediatr Sci. 2008; 4(1):106-110

    Alon US. Nocturnal enuresis. Pediatr Nephrol 1995;9: 94-103

    4-. Genc G, Özkaya O, Özden E, Varol S, Nalçacıoğlu H, Arslan S, Sarıkaya S. Enuresis: Is bedwetting really isolated or not ? J Exp. Clin. Med. 2013: 30:11-14

    5-Jalkut M W, Lerman S, Churchill BM. Enuresis.Pediatric Urology, Pediatrics Clinics of North America 2001;48, 1461-1488

    6-Fly Hansen A, Jorgensen TM. Treatment of nocturnal enuresis with the bell and pad system. Scand J Urol Nephrol, 1995;Suppl 173: 101-102.