Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Oksipital lob epilepsisi

    Oksipital lob epilepsi (OLE) tüm epilepsilerin yaklaşık olarak % 5- 10’ unu oluşturmaktadır (1). Genel olarak nörolojik defisit varlığında gelişen ve yapısal lezyonlarla yakından ilişkili olan tipi semptomatik OLE olarak kabul edilirken, nörolojik muayenesi ve beyin görüntülemesi normal olan OLE’li hastalar idiopatik OLE olarak sınıflandırılır (2-4). İdiopatik OLE, benign OLE (BOLE) olarak da bilinmektedir. İdiopatik OLE genellikle çocukluk çağında başlamasına rağmen semptomatik oksipital nöbetler her hangi bir yaşta başlayabilir (2).
    İdiopatik oksipital lob epilepsileri klinik özelliklerine göre erken (Panayiotopoulos tipi) ve geç başlangıçlı (Gastaut tipi) tiplere ayrılır. Erken başlangıçlı tip genellikle gözlerde kayma ve başlıca iktal bulgusu kusma ile 1- 12 yaşlarında başlar. Bu tipte hemi- veya jeneralize nöbetler veya parsiyel status epileptikus nadirdir (5,6). Diğer taraftan geç başlangıçlı tip erken başlangıçlı tipten tamamen farklıdır. Sıklıkla 3- 16 yaşlarında başlar ve başlıca iktal bulgusu görsel nöbetlerdir (7,8).
    Oksipital lob epilepsisi, epilepsi türleri arasında çok sık rastlanmamaktadır. Bu nedenle literatürde klinik özellikleri ve takip konusunda veriler de kısıtlıdır. Ayrıca, farklı beyin alanlarına hızlı iktal yayılım sonucunda vakaların %50’sinde görülen temporal veya frontal motor nöbetler nedeniyle OLE tanısı zordur (9-11). OLE’de vizüel ve okülomotor iktal semptomlar en sık görülen semptomlardır. Görsel auralar ve/veya basit görsel hallüssinasyonlar, iktal amarozis, kontralateral göz veya baş deviasyonu, göz hareket salınımları, göz kırpma, göz kapağı seyirmesi, görme bulanıklığı ve diplopi OLE hastalarında bildirilmiştir ancak hiçbiri patognomonik değildir (3). Yapılan bir çalışmada lezyonal parsiyel epilepsili 276 hastanın auraları incelenmiş ve parsiyel lob veya oksipital lob epilepsilerinde görsel auraların daha sık görüldüğü bildirilmiştir (12).
    OLE hastalarında interiktal diken ve keskin deşarjlar sık görülür. Diğer taraftan OLE hastalarının %50 gibi yüksek bir kısmının iktal EEG’lerinde fokalden ziyade bölgesel tutulum görülebilir (11). EEG değerlendirmesinde, göz kapama sırasında diken dalga paroksizmleri erken başlangıçlı idiopatik formun bir özelliğidir ancak oksipital lob epilepsilerinde multifokal deşarjlar, jeneralize diken dalgalar da sıktır (13).
    Literatüre göre, idiopatik OLE çocukluk çağı benign parsiyel epilepsilerinin %20-25’ini oluşturmaktadır (2,14). İdiopatik OLE tanısı için nörolojik muayene ve beyin görüntülemesi normal olmalıdır. İktal semptomlarına göre ayrılan iki ana tipi vardır; erken başlangıçlı Panayiotopoulos ve geç başlangıçlı gastaut tipleri. Kusma ve gözlerin tonik deviasyonları erken başlangıçlı tipin ana özelliğiyken; görsel nöbetler daha çok geç başlangıçlı tipin özelliğidir. İdiopatik formun, özellikle de Gastaut alt tipinin hastaların klinik sonuçları ve hızlı tedavi açısından migrenden ayrılması önemlidir. Özellikle erken başlangıçlı tip olmak üzere her iki tipde benign bir sürece sahiptir (14,15). Alves-Leon ve ark. (16) benign oksipital epilepsisi olan 12 çocuğu incelemiş ve 4’ünün erken başlangıçlı (%33.3), 6’sının geç başlangıçlı, ikisinde ise (%16.7) erken ve geç başlangıçlı formun iç içe olduğunu bildirmiştir (16). Bu çalışmada en sık iktal semptomlar kusma, baş ağrısı ve görsel halüsinasyonlardı ayrıca tek anti-epileptik ilaç kullanan tüm hastalarda prognoz iyiydi (16). Bu sendromlar çocukluk çağının erken dönemlerinde görüldüğü için olgunlaşma sürecinin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Aslında aile çalışmalarında hem fokal hem jeneralize özellikler gösterilmiştir. Bu bulgular bu epilepsi türlerinin idiopatik epilepsilerden çok farklı türler olmadığını desteklemektedir. Muhtemelen genetik benzerlik vardır. Özellikle bu alt grup epilepsi çeşitlerinin sınıflandırılması ve etiyolojilerinin aydınlatılması için genetik çalışmalara ihtiyaç vardır (17).
    Aksoy ve ark’ın, idiopatik OLE tanısı almış 35 hastayı inceledikleri çalışmalarında bu hastaların 15 tanesi Panayiotopoulos, 11 tanesi Gastaut alt-grubunda kabul edilmiş ve hastaların 9 de atipik bulguları nedeniyle karışık (mixed) grup olarak tanesi sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada, Panayiotopoulos alt-tipi daha sık ve daha iyi huylu olarak tespit edilmiştir (18). Benzer şekilde son dönemde yapılan çalışmalarda, sadece Panayiotopoulos ve Gastautalt tiplerinin değil, hastaların her iki grubun da bazı özelliklerini taşıdığı karma bir alt grubun da yapılması gerekliliği üzerinde durulmaktadır (19).
    İncecik ve ark’nın ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, idiopatik oksipital lob epilepsisi olan 42 hastanın %81’i tek ilaçla başarılı bir şekilde tedavi edilmiş, geri kalan %19 hastada iki ya da daha çok sayıda ilaca ihtiyaç duyulmuştur. AEİ sayısı ile cinsiyet, aile öyküsü, ya da EEG bulguları arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, Gastaut alt-tipi, Panayiotopoulos ile karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı şekilde daha çok hastada 2 ve üzeri AEİ ihtiyacı olduğu bildirilmiştir (20). Değerliyurt ve ark, ülkemizde yaptıkları bir çalışmada, Panayiotopoulos sendromu tanısı alan ve ortalama nöbet başlangıç yaşı 4.6 yıl olan 38 hasta değerlendirilmiş ve bu hasta grubunda da en sık semptomlar iktal kusma, baş-göz deviasyonu ve bilinç bulanıklığı olarak bildirilmiştir. Göz bulguları hastaların % 5’ inde rapor edilirken, iki ya da daha çok AEİ ihtiyacı olan hasta oranı %13 olarak bildirilmiştir. İlginç olarak bu çalışmada, hastaların büyük bir oranında kendisinde ya da ailesinde migren, febril konvülzyon gibi bir öykü mevcuttur (21).

    KAYNAKLAR
    1. Kuzniecky R, Gilliam F, Morawetz R, Faught E, Palmer C, Black L. Occipital lobe developmental malformations and epilepsy: Clinical spectrum, treatment, and outcome. Epilepsia. 1997;38:175–81. Adcock JE1, Panayiotopoulos CP Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol. 2012 Oct;29(5):397-407.
    2. Adcock JE, Panayiotopoulos CP. Occipital lobe seizures and epilepsies. J Clin Neurophysiol 2012; 29: 397-407.
    3. Kuzniecky R.Symptomatic Occipital Lobe Epilepsy. Epilepsia, 1998; 39(Suppl. 4):S24-S3 I.
    4. Proposal for revised classification of epilepsies and epileptic syndromes. Commission on Classification and Terminology of the International League Against Epilepsy. Epilepsia. 1989;30:389–99.
    5. Panayiotopoulos CP. Benign childhood epilepsy with occipital paroxysms: a 15-year prospective study. Ann Neurol 1989;26:51-56.
    6. Ohtsu M, Oguni H, Hayashi K, Funatsuka M, Imai K, Osawa M. EEG in children with early-onset benign occipital seizure susceptibility syndrome: Panayiotopoulos syndrome. Epilepsia 2003;44:435-442.
    7. Gastaut H. A new type of epilepsy: benign partial epilepsy of childhood with occipital spike-waves. Clin Electroencephalogr 1982;13:13-22.
    8. Di Bonaventura C, Giallonardo AT, Fattouch J, Manfredi M. Symptoms in focal sensory seizures. Clinical and electroencephalographic features. Seizure 2005;14:1-9.
    9. Wieser HG, Blume WT, Fish D, Goldensohn E, Hufnagel A, King D, Sperling MR, Lüders H, Pedley TA; Commission on Neurosurgery of the International League Against Epilepsy (ILAE). ILAE Commission Report. Proposal for a new classification of outcome with respect to epileptic seizures following epilepsy surgery.Epilepsia. 2001 Feb;42(2):282-6.
    10. Engel J Jr. Classification of epileptic disorders. Epilepsia. 2001 Mar;42(3):316.
    11. Salanova V, Andermann F, Olivier A, Rasmussen T, Quesney LF: Occipital lobe epilepsy: electroclinical manifestations, electrocorticography, cortical stimulation and outcome in 42 patients treated between 1930 and 1991. Surgery of occipital lobe epilepsy. Brain 1992; 115:1655–1680.
    12. Ye BS, Cho YJ, Jang SH, Lee MK, Lee BI, Heo K. The localizing and lateralizing value of auras in lesional partial epilepsy patient. Yonsei Med J. 2012 May;53(3):477-85.
    13. Smith S J M . EEG in the diagnosis, classification, and management of patients with epilepsy. J Neurol Neurosurg Psychiatry 2005;76:ii2-ii7.
    14. Panayiotopoulos CP, Michael M, Sanders S, Valeta T, Koutroumanidis M. Benign childhood focal epilepsies: assesment of established and newly recognized syndromes. Brain 2008;131:2264-2286.
    15. Caraballo RH, Cersosimo RO, Fejerman N. Benign focal seizures of adolescence:a prospective study. Epilepsia 2004;45:1600-1603.
    16. Alves-Leon SV, Nunes RG, Andraus ME, Junior JC, Hemb M, Genofre MA. Clinical and electroencephalographic characteristics of benign occipital epilepsy of childhood in two tertiary Brazilian hospitals. Arq Neuropsiquiatr. 2011 Aug;69(4):648-53.
    17. Taylor I, Berkovic SF, Kivity S, Scheffer IE. Benign occipital epilepsies of childhood: clinical features and genetics. Brain 2008;131:2287-2294.
    18. Aksoy A, Haliloğlu G, Yalnızoğlu D, Turanlı G. Childhood Epilepsy with Occipital Paroxysm: Classification, Atypical Evolution and Long-Term Prognosis in 35 Patients. Turk J Pediatr. 2015 Sep-Oct;57(5):439-52.
    19. Yilmaz K, Karatoprak EY. Epilepsy classification and additional definitions in occipital lobe epilepsy. Epileptic Disord. 2015 Sep;17(3):299-307.
    20. Incecik F, Herguner OM, Altunbasak S. First-drug treatment failures in 42 Turkish children with idiopathic childhood occipital epilepsies. J Neurosci Rural Pract. 2015 Jul-Sep;6(3):300-3.
    21. Değerliyurt A, Teber S, Bektaş O, Senkon G. Panayiotopoulos syndrome: a case series from Turkey. Epilepsy Behav. 2014 Jul;36:24-32.

  • Gece terörü

    ~Gece terörü özellikle 4- 6 yaşları arasında ve erkek çocuklarında daha sık görülen bir uyku bozukluğudur. Uykuya daldıktan yaklaşık 1- 2 saat sonra çocuk uykudan bağırarak kalkar, etrafında olanları, anne ve babasını tanımaz, şaşkın ve korku içinde olur. Bu olay 3- 5 dakika kadar sürebileceği gibi dakikalarca devam edebilir. Sonra uyandığında yaşadığı bu olayların hiçbirini hatırlamaz. Bazı çocuklarda bir iki kez olup bir daha görülmeyebilir. Bazı çocuklarda da 7-8 yaşlarına kadar devam edebilir. Teşhis ailenin anlatacağı öykü ile kolayca konulur. Ancak bazen epilepsi nöbetleri ile karışabilir. Bu durumda uyku EEG’si çekilmesi yeterli olacaktır.

  • İnfantil mastürbasyon

    ~~Mastürbasyon genital organların sürtünme, elleme gibi haraketlerle veya bacakların cinsel organ bölgesine baskı oluşturacak şekilde sıkıştırılması ile gelişen çocuğa bu şekilde zevk veren bir durumdur. Genellikle 1- 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Çoğunlukla kız çocuklarında görülmektedir. Günde 10- 20- 30 ve hatta daha fazla kez görülebilir. Sevgi ve ilgi azlığı olan gelişimsel geriliği olan çocuklarda daha sık olarak görülmektedir. Bir çocuk mastürbasyon yapmadan önce kendine yalnız kalacağı koltuk arkası, masa altı gibi sessiz ve uygun bir yer arar. Sonra bacaklarını çaprazlayarak orasına baskı yapmaya çalışır. Bazen bir oyuncağa bazan sert bir köşeye de kendini vererek bunu yapabilir. Genellikle ellerini orasına götürmez. Bu haraketleri yaptığı zaman zevk- haz alan çocuk renk değiştirir. Kızarır, terler, nefes nefese kalabilir. Bazen bazı çocuklar annesinin kucağında oturduğu yerde bile bu haraketleri yapabilir. Çocuk engellenmeye bu işi bırakmaya zorlandığında ağlar, ajitasyon gösterebilir. Sürekli bu haraketi yapmak istiyebilir. Ebeveynler bu gibi bir durumla karşılaştıklarında çocuğunun nöbet geçirdiğini zannedebilirler. Çünkü epilepsi nöbetlerinde de kasılma olur ve tekrarlar. İnfantil mastürbasyon ile karşılaşıldığında cep telefonları ile yapılacak olan kayıtlar tanı için çok değerlidir. Çocuğum kasılıyor, kendinden geçiyor denildiğinde insanın aklına ilk epilepsi nöbeti gelmektedir. Bu nedenle bu şekilde bir problem sergileyen bir çocuğun öncelikle epilepsi olmadığını ispatlamak çok önemlidir. Peki bir çocuk hele de bir iki yaşındaki bir çocuk mastürbasyonu nereden biliyor ve yapmayı öğreniyor. Çünkü bu yaş çocuklarda alt bezi kullanımı fazla olduğu için, idrar yolu enfeksiyonu, vaginit gibi enfeksiyonların olması bu çocuklarda bu bölgenin tahrişine, kaşınmasına neden olabilmektedir. Böylece bu sebepler mastürbasyon yapmayı çocuklara kendiliğinden öğretebilmektedir. İnfantil mastürbasyonun bir ilaç tedavisi yoktur. Uygun davranışsal yaklaşım yeterli olacaktır.

  • Çocukluk çağı absans epilepsisi

    Çocukluk çağı absans epilepsisi nedir?

    Absans epilepsi ve nöbetleri bilincin (dalma, duraksama, boş boş bakma) ve motor aktivitenin etkilendiği dalma ve boş bakma ile karakterize bir epilepsi çeşitidir. Tipik absans nöbetlerinin özelliği ani başlama ve sonlanmadır (saniyelik nöbetlerdir). EEG’de özel bir patern olan bilateral senkron, 3 Hertz ritmik diken dalga deşarjları eşlik eder. Bu bulgular absans epilepsi için özel ve tipik bir bulgudur. Bu epilepsi çeşidinde epileptik deşarjlar beynin tüm alanlarından kaynaklanmaktadır. Çocukluk çağı absans epilepsilerinin başlangıç yaşı 4- 10 yaş arası olup en sık olarak 5- 7 yaşları arasında görülmektedir. Hastaların nörolojik muayenesi ve gelişimleri normaldir. Nöbet özelliği ani başlangıçlı, bilinç kaybı ile giden, kısa (4-20 saniye, nadiren daha uzun süren) ve sık tekrarlamaktadır (günde onlarca). Hastaların çoğu kızdır (%70).

    Hastalığın sıklığı nedir?

    Sıklığı epilepsili çocukların % 10 kadardır. Yani 10 epilepsili çocuktan birisi absans epilepsidir.

    Bu hastalık genetik bir hastalık mıdır? Kardeşinde de olabilir mi?

    Hastalığın genetik yönü vardır. Hastaların % 20’ sinde ailede başka bir epilepsili birey bulunmaktadır. Genetik faktörler dışında çevresel faktörler de etkili olabilmektedir. Bu hastaların bir kısmı geçmişte ateşli havale geçirmiş çocuklardır.

    Nöbet özellikleri nelerdir?

    Tipik nöbetler kısa saniyelik özellik göstermektedir. Ani başlar ve ani olarak sonlanır. 4- 20 saniye arasında sürebilir. Bilinç kaybı mutlaka olmaktadır. Nöbetler günde birkaç kereden yüzlerce kereye değişebilir. Nöbetler genellikle kendiliğinden olmaktadır. Hızlı hızlı nefes alıp verme durumlarında özellikle koşma, oynama esnasında nöbetler tetiklenebilmektedir. Yemek yerken olursa bir an durup boş bakar sonra yemeğini yemeye hiçbir şey olmamış gibi devam eder. Konuşuyor ise bir anda konuşma kesilir. Birkaç saniye sonra kaldığı yerden devam eder. İlginçtir bu çocukların bir kısmını ilk olarak öğretmeni fark etmektedir. Dersi dinlerken sıklıkla daldığı fark edilir. Bazen aileler bu dalmaları önemsemezler. Gözü daldı. Normalmiş gibi algılanır. Geçer diye aylarca önemsemeyebilirler.

    Bu hastalığın teşhisi nasıl konulur?

    Dalma şikayeti ile gelen hastalara EEG çekilerek tanı kolaylıkla konulabilmektedir. EEG yani elektroensefalografi 24 kablodan oluşan saçlı deriye özel tutturucu maddeler ile yapıştırılan bir alettir. Çekim beyin aktivitesini direkt kaydeder. Radyasyon gibi zararlı bir yöntem değildir. Çocuğa kesinlikle zarar vermez. Bu EEG kayıtlarında tipik bozuk dalgaların saptanması teşhisi kolaylaştırmaktadır.

    Bu hastalığın tedavisi var mı?

    Evet var. Çoğunlukla bir ilaç tedavisi ile hastaların çoğu iyileşmektedir. Bir kısım hasta ise dirençli olabilmektedir. Bazan iki hatta da üç ilaç verilebilir.

    Bu hastalık iyi mi kötü mü? Hiç kurtulamayacak mı?

    Bu hastalık % 90 oranında iki yıl içerisinde düzelmektedir. Hastalık süresi uzayan hastalarda nöbetler 5- 6 yıl sürebilir.

    Bu hastalarda özel bir diyet var mı?

    Hayır özel bir diyet önerilmemektedir. Sağlıklı beslenme ve aburcubur yiyeceklerden uzak durulması uygundur.

    Hastalar nelere dikkat etmelidirler?

    Yorgunluk, uykusuzluk, alkol, uzun açlık nöbetleri tetikleyebilir. Evlerde bulunan bazı bozuk floresans lambalar, yanıp sönen renkli reklam ışıkları, panoları, hızlı renk geçişleri olan televizyon renklamları nöbetleri tetikleyebilir. Aşırı bilgisayar oyunları oynamak önerilmez. Sık nöbet durumlarında Çocuk Nöroloji uzmanına başvurmak elzemdir.

  • Çocuklardaki iştahsızlık

    Çocuklarının iştahsız oluşu ebeveynlerin en sık rastlanan şikayetlerinden biridir. Çoğunlukla bu çocukları doktorları ‘iyi ve yeterli boy ve kiloda’ olarak değerlendirir. Ebeveynler farkında olmadan çocuğun az yemesi veya yeterli beslenmemesi ile ilgili endişelerini onun yanında dile getirirler. Bu şekilde yemeye zorlanmakla çocuk yemeyi giderek daha fazla reddetmeye başlayabilir.

    Çocuğunuz enerji dolu gözüküyor, yeterli hızda büyüyor ve sağlıklı gözüküyorsa büyük olasılıkla yeterli besleniyordur. Yemek için zorlanmazsa kendisi için yeterli miktarda yiyecektir. Sağlıklı çocuklar aç olduklarında yeyip, tok hissettiklerinde yemeyi bırakırlar. Sunacağınız yiyecekleri planlayarak sunmanız, çocuğunuzun bunlar arasından kendi tercihini yapması, miktarı için kendi karar vermesi ve kendi başına yemesi iştahlı yeme olasılığını arttıracaktır. Yemek zamanlarının ve ortamının sakin, huzurlu ve gerginlikten uzak olması çocuğun açlık ve tokluk durumlarına ait vücut sinyallerini algılayıp öğrenmesini kolaylaştıracaktır. Aynı zamanda bu, yaşam boyu sağlık için iyi bir alışkanlık olacaktır.

    Çocuklar ebeveynlerinin yeme alışkanlıklarını da gözlemlerler. Yemek seçen, düzenli öğün alışkanlığı oturmamış, ailece sofra paylaşımı az olan ebeveynlerin çocuklarında da beslenme süreçleri sorunlu olabilir.

    Çocukta dönemsel iştah kaybının sebeplerine göz atalım:

    2-6 yaş arasında normal olarak büyüme hızı yavaşlayan çocuklarda besin gereksinimleri de ilk yaşlara göre azalacağından genellikle iştah kaybı yaşanır. Ayrıca bu döneme ait psikolojik gelişim uyarınca, sevdikleri ve sevmediklerini dile getirerek bağımsızlıklarını ortaya koymaya çalışırlar. Sağlıklı beslenmenin parçası olarak ağız tadı tercihleri oluşmasının ilk dönemleri de bu zamana rastlar.

    Hastalık zamanlarında iştah azalır.

    Mutsuz hissettiği zamanlarda çocuk yemeyecektir.

    İstediğinden fazlası için yemeye zorlandığında yemeyecektir.

    Öğünler arasında abur cubur yemesi iştahını azaltacaktır.

    Kansızlık iştahsızlık nedeni olabilir.

    Özetle, NELER YAPILABİLİR ?

    Renkli kaşıklar, desenli , şekilli tabaklar, sevdiği müzikler ya da benzeri yöntemlerle besin ilgi çekici hale getirilebilir.

    Beslenme saatleri sabit olmalıdır.

    Besin tercihleri ve ağız tadı hayatın erken evrelerinde oluşur ve bir kez oluşunca değişmesi zordur. Bu nedenle çocuk sağlıklı yiyecekler için desteklenmeli, sağlıksız olanlarla tanışmasının önüne geçilmelidir.

    Bir süre için çocuğun kendi yiyeceğini seçmesine izin verilebilir, iştahı azalan çocuklar az yese de yeterli sıvı alırlar.

    Yemek zamanı yiyeceği miktarı kendi belirlemesine izin verilmeli, sonrasında öğünler arasına küçük ara öğünler eklenmelidir.

    Yüzme, bisiklet veya benzeri aktivitelerle iştah artışının uyarılması sağlanabilir.

    İştahsız dönemlerde vitamin desteği doktora danışılarak yapılabilir.

    Yemek yeme alışkanlığı hakkında konuşmayı bırakmalı,

    Yemek zamanı uzun tutulmamalıdır.

    Çocuklar gece uyku arasında beslenmemelidir.

    2 saatten kısa aralıklarla beslenmemelidir.

    Ara öğünler ana öğüne yakın miktarda olmamalıdır.

    Çocuk iştahsızlığı nedeni ile suçlu hissettirilmemeli,

    Hiçbir zaman ağız tutulup kaşık ya da çatal ile zorlayarak beslenmemelidir.

    Bunlara rağmen, iştah kaybı uzun sürer ve tartı kaybı ile birlikte olursa, çocuğun doktoru tarafından değerlendirilmesi uygun olacaktır.

  • Bebeklerde kabızlık

    Yeni anne babalar için bebeğin gülücükleri, rahat, düzenli uykusu kadar kaka alışkanlıkları da bebeğin mutlu ve sağlıklı oluşuyla ilgili göstergelerdendir. Bebeğin düzenli aralıklarla kaka yapması yeterli beslendiğini destekler. Yine de kaka yapma düzeninin bebekten bebeğe değişebileceği, anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğin her beslenme sonrası kaka yapabileceği gibi, haftada bir veya daha uzun arayla dışkılamasının da sorun olmayabileceğini belirtmeliyiz. Yine de hayatın ilk haftalarındaki, yalnız anne sütü alan bir yenidoğan için seyrek dışkılama büyük olasılıkla yetersiz beslenme bulgusu kabul edilir. Kabızlık tanımı sert, taneli ve zorlu dışkılama olarak algılanmalıdır. Yalnız anne sütü ile beslenen bir bebekte kabızlık görülmesi oldukça nadirdir. Ancak formül mama ile beslenen bebeklerde durum biraz daha farklı. Formül mamalar inek sütünden yapıldığı için bebekte sert ve zorlu kakaya yol açma olasılığı daha fazla. Anne babalar katı gıdaların beslenmeye eklendiği 4- 6 ay sonrası bebeğin kaka formu, kıvamı, rengi veya sıklığında değişikliğe hazır olmalılar. 0-4 ay arası bebekler günde 3- 4 kez kaka yaparken, ek gıdalara geçilen bebekte bu sıklık genellikle günde 1- 2 keze düşecektir. Kabızlık sonucu sertleşmiş kakanın dışarı atılması zorlaşır, bebekte anal çeperi hasarlayarak taze kanamaya yol açabilir. Bu da karşımıza kakaya veya beze bulaşmış taze kırmızı kan olarak çıkar. İştahsızlık da kabızlık bulgularından biri olabilir.Kabızlık nedenleri: Bebekte inek sütü allerjisi olması, formül mama ile beslenen bebekler için kabızlık nedenidir. Anne sütü alan ve inek sütü allerjisi olan bebekler de annenin diyetinde bulunan inek sütü ürünleri ve hatta dana etine reaksiyon olarak kabızlık gösterebilirler. 6 ay sonrası bebeğe verilen ek gıdalar kaka alışkanlığının temel belirleyicisi olarak karşımıza çıkar. Elma suyu, muz, pirinç, bazen patates veya yoğurt suçlu olabilir. 7. ay sonrası bebek ev yemeklerinin bir kısmı ile tanışınca kabızlık etkeni besini saptanmak güçleşebilir. Sertleşmiş kaka sonucu anal bölgede oluşmuş çatlak veya yırtık sebebiyle duyduğu ağrı bebeğin kakayı daha da tutmasına sebep olur. Bu bir kısır döngü olarak karşımıza çıkar. Tiroid bezinin az çalışması anlamındaki hipotiroidi tablosu da uzamış kabızlık yapabilir. Zamanında tedavi edilmezse gelişim ve zeka geriliğine yol açabileceği için ayırıcı tanıda akılda tutulması gerekir. Kabızlık Tedavisi: Kullanılan mamanın hipoallerjenik özel mamalarla değiştirilmesi veya annenin olası allerjenik besinler ve inek süt ve süt ürünlerini diyetinden çıkarması besin allerjisi olan bebeklerde kabızlığı düzeltecektir. Ek gıdalara geçmiş bebeklerde armut, kayısı püresi, brokoli, kabak gibi sebzeler, diyette lif içeriğini arttırmak, tam tahıl kullanımına dikkat etmek önerilir. Yeterli su alımı desteklenmelidir.

  • Okul çağı çocuklarının bağışıklık sistemi için doğru beslenme

    Günümüzde sıklıkla 3 yaş sonrası okul öncesi eğitime ve ardından ilkokula başlayan cocuklar bu ortamlarda özellikle kış ve bahar aylarında yaygın görülen infeksiyon hastalıklarına yoğun olarak maruz kalmakta. Okul öncesi ev yaşamında oldukça hijyenik koşullarda yaşayan çocukların bağışıklık sistemleri henüz hazır olmadıkları infeksiyon etkenleri ile karşılaşınca, karşımıza geçmeyen burun tıkanıklığı, tekrarlayan orta kulak infeksiyonları, inatçı balgamlı öksürükle giden bronşit tablolarını arka arkaya yaşayan minikler ve endişeli anneler ordusu çıkmakta. Karşılaştığımız bu enfeksiyonların % 80 ‘ i viral enfeksiyonlardır ve bu durumlarda gereksiz antibiyotik kullanımı ile çocuğun cilt – bağırsak ve boğaz florası bozularak bakteri direnci ve çocukta alerji – astım – atopi riski artar.

    Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra, çocukların sağlıklı ortamlarda büyümesi bağışıklık sisteminin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Sağlıklı ortam aşırı hijyenik ortam demek değildir. Çocuklar bağışıklık sisteminin gelişebilmesi için çevredeki mikrop ve bakterilere de ihtiyaç duyarlar. Çocuk ne kadar çok yaşadığı çevreyle ilişkide ise, yaşıtları ile oynuyor, toprakla oynuyor ise o kadar bağışıklık sistemi güçlenir.

    Beslenme bağışıklık sistemini en çok etkileyen çevresel faktörlerden biridir. Bağışıklık sisteminde en önemli besin kaynağı tabi ki anne sütüdür. Anne sütü içeriğindeki immunglobulinler ve koruyucu diğer faktörler bebeğe direkt olarak geçmekte ve bireyin ömür boyu onu koruyacak olan bağışıklığının ilk temellerini atmaktadır.

    Çocukların yaşlarına uygun kaloriyi sağlayan dengeli beslenme bağışıklık sistemini olumlu yönde etkiler. Beslenme yetersizliği kadar obezite de kan yağları arttığı için bağışıklık sistemi negatif olarak etkileyen bir faktördür.

    Sebze ve meyveler içerdikleri vitaminler yoluyla özellikle de antioksidan vitaminler olan Beta karoten, C, E vitaminleri ve selenyum-çinko gibi eser elementler ile bağışıklığımızı güçlendirir. Sebzelerden kırmızı-yeşil biber, brokoli, lahana, kereviz, turp, pazı ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler özellikle kış aylarında mutlaka tüketilmesi gereken bağışıklığı güçlendiren sebzelerdir.

    Balık ve ceviz içerdikleri omega-3 yağları ile bağışıklığı destekler. Haftada bir kez balık ve hergün ceviz tüketilmesi önerilmektedir.

    Meyvelerden özellikle turunçgiller, portakal, mandalina, kivi ve limon C vitamini iceriği ile öne çıkmaktadır. Günde en az 1 portakal, 1 kivi ya da 2 mandalina tüketilmesi çocuğun günlük ihtiyacı olan C vitaminini sağlar. Taze sıkılmış meyve suları şüphesiz vitamin desteği sağlasa da, meyvenin içerdiği lifler ve diğer minerallerle tam olarak tüketilmesi tercih edmelidir. İncir, Beta karoten ve A vitamininden zengin kayısı gibi yaz meyveleri kışın kurutulmuş olarak tüketilebilir.

    Probiyotikler ağız yoluyla alınan canlı mikroorganizmalardir. Barsaklara yerleşerek bizi zararlı bakterilere karşı korur , sindirime yardımcı olurlar. Mayalı ürünler yoğurt -ayran- kefir -tarhana -boza vb. içerdikleri probiyotikler ile bağışıklık sistemimizi güçlendirirler. Özellikle suyu üst kısımda birikebilen ev yapımı yoğurtların tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    Prebiyotikler ise bu yararlı bakterilerin barsakta sağlıklı çoğalmasını destekleyen, diyetle aldığımız canlı olmayan maddelerdendir. Sarmisak, soğan, muz, tüm sebzeler, tahıllar ve kuru baklagiller bu gruptadir.

    Protein grubu besinlerin ana kaynağı olan et de büyümeyi desteklemenin yanında, çinko içeriği ile bağışıklığı destekler.

    Tüm bu bilgiler ışığında çocuğun mucize yaratacağını düşündüğümüz tek bir meyve ya da sebzeyi yemeye zorlanması yerine, tüm mevsim sebze ve meyvelerini , tam tahılları, eti ve kuru baklagilleri dengeli olarak tüketmesini önermekteyiz .

  • Bebeklerde reflü hastalığı

    BEBEKLERDE REFLÜ HASTALIĞI

    Reflü mide içeriğinin yemek borusuna tekrar kaçmasıdır. Reflü sağlıklı bebeklerde tekrarlayan kusma ve öğürmelerin en sık nedenidir. Midemizdeki asit, yemeklerin sindirilmesinde yardımcı olur. Eğer mide ekşimesi yaşadıysanız, asit reflünün nasıl bir yanma hissine sebep olduğunu bilirsiniz. Bundan dolayı reflüsü olan bebekler de huzursuzluk olabilir.
    Bebeklerde reflü çoğunlukla fizyolojik bir olay olup 18 ay içinde kendiliğinden geçmektedir. Reflüye eşlik eden büyüme geriliği, tekrarlayan solunum sistemi rahatsızlıkları veya yemek borusunda iltihap gibi durumlar ortaya çıkabilir. İlk üç ay boyunca bebeklerin yarısında günde bir ya da daha fazla defa reflü görülür. Reflüsü olan bebeklerinde küçük bir kısmında sıkıntılı, şiddetli ya da inatçı reflü vardır.
    Reflüsü olan bebek küçük miktarlarda süt çıkarabilir veya devamlı kusabilir, hıçkırık tutabilir, öksürebilir ya da tükürük saçabilir. Bunlar normaldir, bebek bunların dışında iyiyse endişe etmenize gerek yoktur.
    Reflü 1 yaşından sonra devam ediyorsa altta yatan bir hastalıktan şüphe edilmelidir. Bebeklerde reflüde mide ile yemek borusu arasında bulunan kaslarda zayıflık olabilmektedir. Yine midenin boşalma zamanı yavaş olabilir. Kısa ve dar bir yemek borusu olabilir. Mide ve barsaklarda sindirimi yavaşlatan hastalıklarda da reflü görülebilir. 1 yaşındaki bebeklerde reflü sıklığı % 5 e kadar düşmektedir.
    Bebeklerde reflüyü önlemek için: dik pozisyonda beslemek, beslenme sonrası 20 dakika kadar dik tutup bebeği hemen yatırmamak, az az ve sık sık beslemek, biberonla beslenme esnasında 3 dakikada bir ara verip bebeğin gazını çıkarmak, biberon deliğini küçük tutmak, bebeğin mamasını biraz daha yoğun hazırlamak reflüyü önlemeye yardımcı olacaktır.
    Bebeklerde reflünün cerrahi ve ilaçlar ile tedavisi mümkündür. Cerrahiye gidecek vakalar ağır ve anatomik bozukluklara bağlı olan reflülerdir. İlaç tedavisinde anti asit ilaç tedavisi ve mide boşalmasını hızlandıran ilaçlar doktor önerisi ile kullanılabilir. Yine sütü koyulaştırıcı yani kıvam artırıcı maddeler kullanılabilir.

    Bebeğinizi besledikten sonra ufak miktarda bir çıkarma ya da kusma endişe edilecek bir şey değildir. Eğer bebekte aşağıdaki durumlar söz konusuysa doktorunuza başvurmanız gerekebilir.

    -Reflü sıkça tekrarlıyorsa, aylık düzenli kilo alımı yoksa, sürekli öksürük ve hırıltı varsa
    -Bebek yemek sırasında ve sonrasında huzursuz oluyorsa, ağlıyor ya da sırtını büküyorsa
    -Düzenli olarak yemeklerden sonra fazla miktarda kusuyorsa doktorunuza başvurmalısınız.

  • Çocuklarda öksürük ve nedenleri

    Öksürük sık karşılaştığımız çocukluk çağı şikâyetlerinden birisidir. Çocukların günlük aktivitelerini ve sosyal hayatını etkileyen, aileleri huzursuz ve tedirgin eden bir durumdur. Nefes darlığı ve nefes yetmezliği gibi şikâyetler eşlik ediyor ise altta yatan ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir. Tanımı: kimyasal, irritan, mekanik, çevresel ve mikroplara bağlı uyaranların solunum yollarında bulunan reseptörleri (alıcı) tetikleyerek beyin sapında bulunan öksürük merkezini çalıştırması ve buna bağlı gelişen refleks (istem dışı) klinik yanıttır. Bir nevi vücudun dışarıdan gelen yabancı uyaranlara karşı korunma mekanizmasıdır.
    Özelikle size bu yazımızda, kronik öksürük ismi verilen, dört haftadan fazla süren ve geçmeyen öksürükten bahsedeceğiz. Çocuğunuzun yaşam kalitesinin arttırılması, sağlıklı bir birey olarak yetişmesi, sosyal hayatını geliştirmesi, günlük aktivitelerini rahatlıkla yapabilmesi, hayatını minimum şikâyetlerle geçirmesi için altta yatabilecek kronik öksürüğe neden olan sebeplerin bilinmesi gerekir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kentsel yaşam şartları ve olumsuz yönde etkilenen çevre koşulları, baskılanmış şekilde çocukların genlerinde bulunan veya bulunmayan hastalıkları provoke ederek öksürükle seyreden hastalıkların daha sıklıkla karşımıza çıkmasına neden olmuştur. Koruma amaçlı olan bu mekanizma bazı çocuklarda amacını aşar ve kontrol dışı çalışmaya başlar. Kontrolsüz abartılı çalışan bu mekanizma çocuklarda ve ailelerde farklı şikâyetlerin ortaya çıkmasına neden olur.
    Geçmeyen öksürükle birlikte bulunan şikâyetler:
    Günlük aktivite azalması
    Çabuk yorulma
    Uyku bozukluğu
    Huzursuzluk
    Uyuyamama
    Kendini soyutlama akranlarından uzaklaşma kendini dışlama
    Anne babada huzursuzluk
    Sebebi bilinmiyor ise tedirginlik
    Çocuklarda güven eksikliği
    İçine kapanıklık
    İştahsızlık
    Büyüme gelişme geriliği
    Hırıltı
    Hızlı soluk alıp verme
    Gülerken ağlarken öksürük krizi

    UZAMIŞ ÖKSÜRÜK SEBEPLERİ:
    Unutulmaması gereken, çocuklarda öksürüğe sebep olan hastalıklar yaş grubuna göre değişmekle birlikte her yaş grubu için en sık sebep enfeksiyonlar (mikrobik hastalıklar) ve solunum yolu hassasiyeti (reaktif hava yolu) olan çocuklardır.
    Yenidoğan dönemi öksürük sebepleri:
    • Yutma bozukluğu: bebeğin emerken anne sütünü soluk borusuna kaçırması
    • Anatomik bozukluklar: soluk borusu ve akciğerlerde anne karnında olan dokuların
    gelişimi ile ilgili problemler
    • Refü (GERD): mide içeriğinin ters yönde kaçarak soluk borusuna girmesi
    • Konjenital kalp hastalıkları
    Süt çocukluğu dönemi öksürük sebepleri:
    • Bronşiolit (genellikle virüslere bağlı bronşlarda daralma ve balgamla seyreden
    hastalık)
    • Pnömoni (akciğer mikrobik hastalığı)
    • GER (mide içeriğinin soluk borusuna kaçması)
    • Boğmaca (soluk borusu mikrobik hastalığı)
    • İmmun yetmezlik (bağışıklık sistemi zayıflığı)
    Okul öncesi dönemi öksürük sebepleri:
    • Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu
    • Astım veya astmatik bronşit
    • Geniz akıntısı yapan durumlar (geniz eti, burunda polip, alerjik rinit, vagal rinit)
    • Sinüzit
    • Tüberküloz (verem)
    • Pnömoni
    • Sigara dumanına maruz kalma
    • Bronşektazi (bronşlarda düzelmeyen genişleme, sürekli balgam yapar)
    • Kistik fibroz (solunum ve sindirim sistemini tutan fonksiyonel çalışmasını bozan Genetik bir hastalık)
    • İmmun yetmezlik ( bağışıklık sistemi zayıflığı)
    Okul çağı dönemi öksürük sebepleri:
    • Tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu
    • Astım
    • Sinüzit
    • Pnömoni
    • Bronşektazi
    • Kistik fibroz
    • Akciğerlere kaçan yabancı cisim
    • Sigara dumanına maruz kalma
    • pisikolojik
    HASTAYA YAKLAŞIM VE HEDEFLER
    Öksürük sebebi, basit bir hastalıktan hayatı tehdit edecek kadar ciddi çok çeşitli bir durum olabilir. Dolayısı ile geçmeyen öksürüğe bir sistem dâhilinde adım adım yaklaşılmalı. Öncelikle hasta hakkında alınan detaylı bilgiler ve muayene bulgular öksürüğü değerlendirmede büyük önem taşır. Sonra ayırıcı tanı yapılıp olası hastalıklara yönelik tetkikler yapılmalıdır.
    Bilgilendirmede dikkat edilecek noktalar:
    Hastanın yaşı
    Öksürüğün ne zaman başladığı
    Beslenme ile alakası var mı?
    Egzersiz ile ortaya çıkıyor mu?
    Çevresel faktörlerle bağlantısı var mı?
    Gece gündüz arası fark ediyor mu?
    Eşlik eden hırıltı hızlı soluk alıp verme nefes alamama gibi şikâyetler var mı?
    Mevsimsel özellik gösteriyor mu?
    Öksürüğün karakteri ( tiz, balgamlı, boğulma şeklinde )
    Daha önce bronsit, bronşiolit, zatüre gibi hastalıklar geçirdiği
    Öksürme esnasında morarmanın eşlik edip etmediği
    Kusma sonrası öksürük veya öksürük sonrası kusma oluyor mu?
    Sık tekrarlayan ateşli hastalık geçiriyor mu?
    Ailede astım hikâyesi var mı?
    Ailede alerji hikâyesi var mı?
    Evde sigara içiliyor mu?
    Çocuk yuva veya kreşe gidiyor mu?
    Evde tüylü hayvan var mı?
    Kilo alamama veya geçmeyen ishali var mı?
    Şeklinde şikâyetin sebebini ortaya koymada önemli değere sahip bilgilerin alınması gerekir. Hasta ve ailesi hakkında alınan detaylı bilgilerden sonrası fizik muayenesi yapılır.
    Fizik muayenede
    Büyüme gelişme geriliği
    Hızlı soluk alıp verme
    Burun kanadı solunum
    Çomak parmak
    Dudaklarda ve tırnak yataklarında morarma
    Burun deliklerinde tıkanma
    Akciğerlerde tek taraflı solunum seslerinin alınamaması
    Burunda polip
    Göz etrafında şişlik ve morluk
    Ciltte kuruluk
    Terleme
    Balgamlı geniz akıntısı varlığı kontrol edilir.
    Muayenede tespit edilecek bu durumlar şikâyetin tanısını koymada önemli ipuçları verir. Hastanın hikâyesi alınıp muayenesi tamamlandıktan sonra hedefe yönelik tetkikler istenir.
    Labaratuar:
    Hemogram
    Sedimantasyon
    Akciğer filmi
    Sinüzit filmi
    PPD
    İmmunglobulinler
    Akciğer fonksiyon tesleri ( 6 yaş üstü )
    Alerji testleri ( kanda spesifik RAST veya Cilt testleri )
    Nazal smear
    Tanısı konamamış veya şüphen ilen durum için ileri tetkik
    Bronkoskopi
    Akciğer tomoğrafisi
    Açlık mide suyu alımı
    İğne biyopsisi
    Sindirim sistemi pasaj grafisi
    PH monitorizasyon
    Ter testi
    Öksürüğe eşlik eden solunum sıkıntısı var ise acil müdahale edilmesini gerektiren bir durumdur. Yabancı cisim aspirasyonu şüpheleniliyorsa mutlaka bronkoskopi yapılması gerekir. Öksürükle gelen hastada amaç öksürüğü kesmek olmamalı. Çocuğunuzun tekrar eden geçmeyen öksürüğü var ise mutlaka araştırılıp sebebin ortaya konması gerekir. Tanısı konan hastalığın tedavisi yapılmalıdır.

  • Raşitizm hastalığı

    Raşitizm gelişmekte olan ülkelerde daha çok görülmektedir.

    Raşitizm Hastalığı nedir?
    Raşitizm, büyüyen kemiğin yetersiz mineralizasyonu nedeniyle gelişen kemik hastalığıdır. Kemik büyümesinin tamamlanmasından sonra gelişen mineralizasyon kusuruna ise osteomalazi denilir. Kemik mineralizasyonunu sağlayan başlıca mineraller, kalsiyum (Ca) ve fosfordur (P). Bu minerallerin vücut sıvılarında ve dokularda yeterli miktarlarda bulunmasını D vitamini sağlar.

    D vitamini başlıca iki kaynaktan sağlanır: • Diyet kökenli ergosterol (vit.D2) • Deride ultraviyole (UV) ışınları ile D vitaminine dönen provitamin D3 (7 dehidrokolesterol)

    D vitamini önce karaciğer daha sonra böbrekte işleme tabi tutulup, aktif hale geldikten sonra etki gösterir.

    Hastalığın oluşum sebepleri nelerdir?

    Raşitizm, daha ziyade gelişmekte olan ülkelerin hastalığıdır. Özellikle sütle beslenen, esmer tenli süt çocuklarında ve hızlı büyüme dönemlerinde D vitamini eksikliği gelişir. Prematüre bebeklerde eksik depo ile doğdukları ve hızlı büyüdükleri için erken dönemde D vitamini eksikliği görülür. Doğumsal raşitizm ise güneşten yeterince yararlanamayan ve yetersiz beslenen annelerin bebeklerinde görülür. Yetersiz alım dışında, D vitamininin aktifleşmesini bozan karaciğer ve böbrek hastalıklarında, bağırsak emiliminin bozuk olduğu hastalıklarda, veya bazı antikonvülzan ilaçların kullanılması durumlarında da raşitizm gelişebilir.

    Hastalığın klinik bulguları nelerdir?
    Raşitizm, en sık 3 ay-2 yaş arasında görülür. Süt çocukluğu döneminde kafa kemiklerinde yumuşama, bıngıldakta genişlik, kaburgalarda kıkırdak birleşme yerinde tespih tanesi şeklinde oluşumlar, göğüs kafesinde çöküklük, el-ayak bileklerinde genişleme olur. Diş çıkmasında gecikme, geç oturma ve yürüme söz konusudur.

    Kaslarda hipotoni olması nedeniyle karın şiş ve yanlara doğru yaygındır (kurbağa karnı). Terleme ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık vardır. Baş, gövdeye göre büyük olup; yatma yönüne göre düzleşme gösterir. Yürümeye başladığında çocukta parantez bacak gelişir. Ağır olgularda kanda kalsiyum (Ca) düşüklüğüne bağlı kasılmalar meydana gelir.

    Hastalığın tanısı nasıl konur?
    Klinik bulgular, D vitamini alım öyküsü yanı sıra kanda kemik metabolizması ile ilgili parametreler, kan D vitamini düzeyi, uzun kemiklerin epifizlerinin değerlendirileceği grafiler ile konulur.

    Hastalığın tedavisi nasıl yapılır?

    Tedavi için D vitamini takviyesi yapılır. D vitamini günlük veya tek depo doz şeklinde verilebilir. Beraberinde kalsiyum (Ca) desteği de eklenmelidir. Vitamin dozu, doktor tarafından belirlenmelidir. Yüksek veya gereksiz D vitamini kullanımı, özellikle böbrek üzerinde zararlı etkiye neden olur.

    Hastalıktan korunmak için neler yapılabilir?
    D vitamini doğal olarak çok az yiyecekte bulunur. Yeni doğan bebekte D vitamini düzeyi, anneninkinin %80’i kadardır. Annenin depoları boş ise bebek eksik düzeyle doğar. Bu nedenle hamilelikte anneye D vitamini desteği önerilmektedir. Anne sütüne D vitamini geçişi çok az olup; anne sütü alan bebeklere D vitamini takviyesi gereklidir.

    İnek sütü, tahıllı gıdalar, sebzeler, meyveler hatta yumurta bile çok az D vitamini içerir. Bu nedenle yeterli D vitamini içeren mama alan bebekler haricinde, tüm süt çocukları D vitamini desteği almalıdır. Bunun yanı sıra güneş ışığının dik gelmediği saatlerde kol, bacak ve yüzün günde yaklaşık 30 dakika güneşlendirilmesi, günlük D vitamini gereksinimini sağlar (cam UV ışınlarını geçirmez). Süt çocukluğu döneminde günde 400 ünite, yeterli ve dengeli beslenmeyen çocuklara da 6 yaşına kadar D vitamini verilmelidir. Prematüre bebeklerin D vitamini dozları, doktor tarafından belirlenmelidir. D vitamini metabolizmasının bozulduğu hastalıklarda da D vitamini raşitizm gelişmesinin önlenmesi için gereklidir. Hızlı büyüme dönemlerinde de doktor kontrolünde D vitamini takviyesi önerilmektedir.