Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Epilepsi ve nöbet

    ~~Nöbet nedir? Nöbet çocukluk çağında sık görülen nörolojik bir semptomdur. Yaşanması aile için korkunç ve dehşet verici bir olaydır. Nöbet ani olarak meydana gelen bilincin açık ya da kapalı olduğu bir durumdur. İnsanın vücudunda kasılma, atılma, yüzünde seyirme şeklinde olabileceği gibi bir korku hissi, buruna kötü koku gelmesi, hayaller görme, bulanık görme, bir olayı yaşamış gibi hissetme, baş ağrısı, baş dönmesi şeklinde olabilir.
    Nöbet ateşli mi olur? Nöbetler ateşli olabileceği gibi ateşsiz de olabilir. 5 yaş altı çocuklarda en sık ateşli nöbetleri görürüz. Ateşli nöbetler genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası görülmektedir. Genellikle masum nöbetlerdir. Ancak, ateşli nöbetler menenjit gibi ciddi beyinsel hastalığın bir semptomu olabilir. Ateşsiz nöbetler halk arasında sara hastalığı olarak bilinen epilepsi hastalığının da bir bulgusu olabilir. Epilepsi hastalığı tekrarlayıcı nöbetler ile karakterize bir hastalıktır. Genellikle ateşsiz nöbetler şeklinde bulgu verir. Nadir olarak ateşin tetiklediği nöbetler ile de bulgu verebilir.
    Her nöbet tehlikeli midir? Nöbetlerin çoğu kısa süreli olup tehlikesizdir. Uzun süren nöbetler tehlikeli olabilir. 5 dakikadan kısa süren nöbetler genellikle masum nöbetlerdir. 5 dakikadan uzun süreli nöbetler müdahale gerektirmektedir.
    Nöbet ile karşılaşıldığında ne yapılmalıdır? Nöbet aileleri korkutan bir durum olduğu için genellikle yanlış uygulamalar yapılmaktadır. Nöbet geçiren hastaların %90’ından fazlası ilk beş dakika içerisinde kendiliğinden durduğu için hasta yan çevrilir. Etrafında zarar verebilecek objeler uzaklaştırılır. Hasta kusar ise ağzı temizlenir. Nöbet durmaz ise 112 acil servisi arayarak yardım talep edilmelidir. Nöbet esnasında çeneyi açmaya çalışmak, ağız içerisine kaşık gibi cisimler sokmak tehlikelidir. Çene çıkılarına ve diş kırılmalarına neden olunabilir. Hasta dilini ısırmış ise dili geriye itilir. Nöbet esnasında suyun altına sokulma, birşeyler yedirip içirmeye çalışmak tehlikeli ve zararlıdır.
    Nöbet ciddi bir hastalığın bulgusu olabilir mi? Evet, kesinlikle olabilir. Beyin tümörleri, menenjit, ansefalit (beyin iltihabı), elektrolit bozukluğu, kalsiyum düşüklüğü, D-vitamini eksikliğinin ilk bulgusu nöbet olabilir. Her nöbet ciddiye alınmalı bu açıdan tetkik edilmelidir. Nöbet geçirmiş olan her hasta nöbet sonrası bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından görülmelidir. Nöbet sonrası beyin filmi (tomografi, emar) çekilmeli, beyin EEG’si yapılmalıdır. Her hasta Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından takibe alınmalıdır.
    Nöbet hastalarına öneriler şu şekilde sıralanabilir: Açlık, uykusuzluk, ateşli hastalıklar,, anksiyete ve depresyon, titrek ve parlak ışıklar nöbetleri tetikler. Özel bir beslenme şekli önerisi veya yapmaları için özel bir spor önerisi bulunmamaktadır. Televizyon, bilgisayar, tablet ve cep telefonu çok kullanılmamalıdır. Ağır sporlar önerilmemektedir. Kola, cips gibi abur cuburlar yenmemelidir. Nöbet ilaçları aniden kesilmemelidir. Nöbet ilaçları ile antibiyotik, ağrı kesici ve ateş düşürücüler birlikte kullanılabilmektedir. Bazı nöbet ilaçları acı tadda olabilmektedir. Bu ilaçları meyva suyu ile karıştırarak içirebilirsiniz. Düzenli bir hayat düzeni faydalı olacaktır.
    Nöbet anında yapılması gerekenler: Hasta nöbet geçirdiği sürece hastaya hiçbir şekilde müdahale edilmemelidir. Hastanın ağzını açmak için dişlerinin arasına parmak, kaşık sokmaya çalışmak veya kasılmalara engel olmak için tutmak bastırmak ile hastaya zarar verilebilir. Normal şartlar altında atak kendiliğinden maksimum 1-5 dk içinde sonlanır. Eğer epileptik atak bu sürede sonlanmıyorsa hasta mutlaka hastaneye götürülmelidir. Hasta epilepsi nöbeti geçirdiği sırada sadece çevre faktörlerin ona zarar vermesini engellemek adına önlem almak gerekebilir. Hastanın nöbet geçirdiği sırada düşme ve kasılma gibi durumlarda etrafta hastaya zarar verebilecek keskin bir obje veya sert bir cisim varsa hasta o tehlikeden uzaklaştırılmalıdır. Kriz anında hastanın boğazını sıkan, sıkı bağlanmış kravat, eşarp gibi giysiler hastanın rahat nefes alabilmesi için gevşetilmelidir. Hastaya soğan, kolonya vb koklatmanın tedavi edici hiçbir anlamı yoktur. Nöbet geçiren bir hastanın yakınları ya da çevresindeki insanlar tarafından kol ve bacaklarının tutulması, bastırarak kontrol altına alınmaya çalışılması omuz çıkığı oluşması gibi ortopedik sorunlara sebebiyet verebilir. Hasta kasılırken ağzını açmaya çalışmak; çene çıkığı, dişlerini kırma, açmaya çalışan kişinin parmaklarının hasta tarafından ısırılması, kanamaya sebep olma gibi pek çok olumsuzluklara sebebiyet verebilir. Kişi kendine geldikten sonra yorgunluk hissedebilir, geçici olarak bilinç kaybı, sersemlik durumu söz konusu olabilir. Bu yüzden hasta bir süre dinlendirilmelidir.
    Epilepsi nedir?: Epilepsi nöbeti beyin normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile oluşan klinik bir durumdur. Halk arasında “Sara Hastalığı” olarak da bilinen epilepsi, kendini epileptik nöbetler ile göstermektedir. Epileptik nöbet gerçekleştiğinde hastada gelip geçici bilinç kaybı veya farklı özelliklerde belirtiler olmaktadır. Epilepsi oldukça yaygın bir hastalıktır. Epilepsi belli bir yaş grubunda değil herhangi bir yaş ve zamanda ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın sık görüldüğü çocuk yaşlarda anne ve babanın gözlemleri teşhis için önemli rol oynamaktadır. Çocuğun arada bir ağzını şapırdatması, kol ve bacaklarında ani sıçramalar-irkilmeler olması, burnuna kimsenin duymadığı kötü koku gelmesi (örneğin yanmış lastik kokusu) veya çocuğun arada bir gözünün dalması, bir yere birkaç saniye boş boş bakması gibi durumlar gözlenebilir. Bu gibi davranışların bir kısmı normal değildir ve şüphelenirlerse bir nöroloji hekimine başvurmakta fayda vardır.
    Epilepsinin çeşitleri var mı?: Evet vardır. Temelde epilepsi basit ve komplike diye ikiye ayrılır. Basit demek nöbet esnasında bireyin bilincinin açık olduğu, nöbetinin farkında olduğu nöbettir. Komplike ise bilincin kapalı olduğu nöbetlerdir. Ayrıca vücudun bir yerinde lokalize yada tüm vücudunda jeneralize şekilde de olabilmektedir. Parsiyel dediğimiz nöbetler kendi içinde farklı gruplara ayrılmaktadır. Parsiyel nöbetlerde işitsel, baş dönmesi şeklinde, hayaller görme, yaşanmış bir olayı yaşamış gibi hissetme, bir şeyi iki kez yaşama hissi, buruna kötü koku gelmesi, korku, öfke, heyecanlanma, dil tutulması, illüzyonlar görme, mide bulantısı, karın ağrısı gibi nöbetler görülebilir. Jeneralize dediğimiz nöbetlerde ise dalma, ellerde atılma, düşme, tüm vücutta kasılma, ağızda şapırdatma, ağızda birşeyler yeme haraketleri şeklinde nöbetler olabilmektedir.
    İLAÇ TEDAVİSİ ALAN VE KONTROLE GELECEK HASTALAR: Hasta kontrole sabahleyin tok karnına gelmelidir. Kan tahlili yapılacaksa ilaçını içmeyecek. Ancak ilacı yanınızda getirmeniz gerekmektedir. Kan verildikten sonra çocuğunuza ilacını içirmelisiniz.
    EEG ÇEKİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR: Hastaların uykusuz gelmesi çekim için önemlidir. Gece geç yatırılarak sabah erken uyandırılmalıdır. Küçük çocuklara uyku ilacı verilebilir (aileden olur alınır ve velisi imza atar). Saçlar temiz olmalı. Toka ve küpeler çıkarılmalıdır. EEG çekiminde hastaya bir kişi refakat etmelidir.

  • Ataksi: denge bozukluğu

    ~~Ataksi yürüme, oturma gibi istemli hareketlerde bozukluk olmasıdır. En basit tabiri ile dengesizliğe ataksi diyoruz. Ancak bazı farklılıkları mevcuttur. Beyincik ve beyinciğe bağlı sinir yollarının etkilenmesinde, omurilik hastalıklarında, ayaklarda his kayıplarında, siniri ve beyni ilgilendiren hastalık durumlarında gelişebilir. Serebellar ataksi beyincik kaynaklı olan ataksi, hafiften ağıra kadar değişen dengesizlik, geniş tabanlı sarhoşvari bir yürüyüş ile karakterizedir. Her an düşecekmiş gibi olduğundan ayaklarını yerden kaldırmadan sürüyerek yürürler. Dengesizlik ani duruş ve dönüşlerde daha belirginleşir. Hasta ayakları bitişik, ayakta durmakta güçlük çekerler. Bu hastalarda sıklıkla sakarlık söz konusudur. Beceri gerektiren işlerde zorluk yaşanır.
    Ataxinin en sık nedenleri ilaç zehirlenmeleri, suçiçeği gibi enfeksiyonları izleyen beyincik tutulumları ve beyin-beyincik tümörleridir. Enfeksiyon ile ilişkili ataksi nedenleri içinde çocuklarda en sık görülen akut serebellar ataksidir. Viral ve diğer enfeksiyonlardan (suçiceği, kabakulak, parvovirus, Epstein-Barr virüs) sonra 1-3 hafta içinde gelişir. Genellikle 1-4 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Aniden başlar. Hafif veya ağır derecede olabilir. Ağır olsa dahi bilinç açıktır. Başlangıçta kusma olabilir, ense sertliği ve ateş yoktur. Gövde ve ekstremitelerde (kollarda ve bacaklarda) ataksi, dizartri (konuşma bozukluğu) ve hastaların yarısında gözlerde istemsiz haraket (nistagmus) gözlenir. Akut serebellar ataksi birkaç günde kendiliğinden düzelmeye başlar, çoğu zaman 3-4 haftada iyileşir. Bazen hafif derecede olmak üzere 2-5 ay devam edebilir. Çok azında davranış ve konuşma bozukluğu, hareketlerde bozukluk (koordinasyon bozukluğu) kalabilir.
    Dengesizlik bir beyin tümörünün ilk bulgusu olabilir. Beyin ve beyincik tümörlerinde ataksi yavaş yavaş başlayarak giderek artar. Kafa içi basıncının artması neticesinde bulantı, kusma, çift görme, gözlerde şaşılık ve bilinç değişiklikleri görülebilir. Okulda çok başarılı olan bir çocuğun başarısı giderek gerileyebilir. Bazı çocuklar yürüyemez hale gelebilir.
    İlaç zehirlenmeleri de ataksi nedenidir. Yeşil reçete bazı ilaçların zehirlenmelerinde hemen ortaya çıkar. Genellikle evde bu ilaçları kullanan birileri vardır. Bazande misafirlikte yaramazlık yapan çocuk kimse görmeden içebilir. Bu durumun özelliği bir anda başlayan ataksidir. İlacın etkilerine bağlı başka bulgularda (aşırı uyuma, bilinç değişiklikleri, anlamsız konuşma) görülebilir. Bu nedenle evde özellikle yeşil reçete ve diğer tüm ilaçlar çocukların ulaşamayacağı yerlere konulmalıdır. Zehirlenme durumunda hemen acile başvurulmalı ve mide yıkaması uygulaması yapılmalıdır.
    Ülkemizde ataksinin başka bir nedeni de Guillain-Barre Sendromu denilen hastalıktır. GBS diye kısaltılarak ifade edilen bu hastalık bir felç durumudur. GBS genellikle geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu izleyen günlerde bazan aynı zamanda gelişir. Hastalık hafif bir dengesizlik, yürüme bozukluğu ile başlayarak ayaklardan yukarıya doğru ilerler. Ağır hastalarda tüm vücut etkilenebilir. Bazan solunum cihazı ihtiyacı olabilir. Tedavi ile hastalarda çoğunlukla iyileşme olur.
    Bazı genetik hastalıklarda beyincik erimesine neden olarak ataxiye neden olabilir. En zor hastalar bunlardır. Genellikle bir tedavisi yoktur. Hastalık giderek ilerleyerek yürüme fonksiyonu bile etkilenebilir. Ataksi telenjektazi denilen hastalıkta denge bozukluğu ile hastalık başlar. İleri yaşlarda gözün beyazındaki damarlarda artış olur. İmmün sistem etkilenerek sık enfeksiyon görülür. Beyincik giderek erir. Bazı hastalarda nöbetler görülebilir. SCA denilen spinoserebellar ataksi hastalığı 1den 15’lere kadar klasifiye edilmiş diğer bir genetik ataksi nedenidir. Bu hastaların kaderi giderek yürüme bozukluğudur. İlerleyen hastalar spastik hastalar gibi olurlar. Sonunda hastalar kaybedilir.
    Çocuklarda ataksi çok önemli bir bulgudur. Hele hele ani başlayan bir ataxi çok ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Bu nedenle bir çocukta dengesizlik fark edildiği anda çocuk nöroloji uzmanına acil olarak başvurmalıdır.

  • Vücudumuzdaki beyaz lekeler nörolojik bir hastalığın belirteci olabilir mi?

    ~~İnsanın cildinde birçok leke görülebilir. Bunların çoğu masum ve zararsızdır. Benler, cilt hastalıkları ve doğuştan gelen bazı doğum lekeleri (mongol lekesi, vampir ısırığı, hemanjiomlar, milia, vb) ciltte görülebilmektedir. Bazı doğumsal lekeler ise bir hastalığın belirteci olabilmektedir. Çocuk Nöroloji pratiğinde birçok cilt bulgusu gösteren hastalık vardır. Bunlara nörokutanöz hastalıklar denilmektedir. Bunlardan beyaz ve sütlü kahve lekeler en sık karşılaşılanıdır. Kesinlikle bir beyin hastalığına da işaret ederler. Ciltle beyin ne alaka!!! Nasıl yani derideki leke beyin hastalığı!!!! Evet. Kesinlikle doğru. Cilt hastalığı ile beyin hastalığı çok yakın ilişkilidir. Çünkü daha anne rahmine döllenmiş yumurta düştükten 2-3 hafta sonra insan taslağı 3 katlı sandiviç görünümündedir. Bu üç tabakadan birisine ektoderm ismi verilmektedir. Ektodermden sinir sistemi yani beyin, beyincik, sinir hücreleri, tırnak, diş, saç ve cilt gelişmektedir. Demek beyinsel bir hastalığı olan bir insanda cilt bulguları yanında tırnak, diş ve saçta da değişiklik olabilmektedir. Çok ilginç değil mi?
    Vücuttaki Nörolojik Bir Hastalığa İşaret Eden Beyaz Lekelerin Özelliği Nedir?
    Beyaz lekeler Tüberoskleroz denilen bir hastalığın bir bulgusudur. Tüberküloz değil. Hastalar isim benzerliğinden hep karıştırırlar. Bu hastalık genetik geçişli bir hastalıktır (otozomal dominant kalıtılmakta). 1/6000-1/10000 canlı doğumda bir görülmektedir. Bazan sülalede böyle bir hastalık olmayabilir (hastaların yaklaşık 2/3’ü spontan mutasyon ile oluşmaktadır). TSC1 (9q34) ve TSC2 (16p13.3) genlerinde mutasyonlar neticesinde hamartin ve tüberin kompleksinin fonksiyonu bozulmakta ve rapamisinin memeli hedefi (mTOR) sinyal yolundaki inhibitör etkisi bozulduğu için klinik bulgular ortaya çıkmaktadır.
    Tuberosklerozda vücudun herhangi bir yerinde çok küçük boyutlardan çok büyük boyutlara kadar değişebilen boyutlarda hipopigmente cilt bulguları olmaktadır. Hastaların %80-90’ında bu bulgu vardır. Ailelerin çoğu bu lekeleri fark etmeyebilirler. Bazan bacak arkasında bazan gövde cildinde çok soluk olabilir. Yaz aylarında güneşin cildi karartması ile daha belirgin ve göze görünür hale gelirler. Tuberoskleroz neredeyse her organı etkileyebilen bir nörolojik hastalıktır. Kalbi etkileyerek kalpte et parçası (rabdomyom), tırnaklarda etlere (subungual fibroma), dişlerde mine bozukluklarına, beyinde tümörlere neden olabilmektedir.
    Vücuttaki Nörolojik Bir Hastalığa İşaret Eden Sütlü kahve (cafe au lait lekeleri) Lekelerin Özelliği Nedir?
    Bu lekelerde sütlü kahverenginde olmaktadır. Bir çocuğun vücudunda altıdan fazla olması hastalık açısından önemlidir. Bu lekelerde etrafı düzensiz değişik büyüklüklerde olabilmektedir. Bazı hastalarda kasıklarda ve koltuk altlarında çillenmeler şeklinde görülebilmektedir. Genellikle Nörofibromatozis denilen hastalığın bulgusudur. Bu hastalıkta hem cildi hem de beyni ve sinir sistemini etkileyen bir hastalıktır. Bu hastalık genetik olarak babadan geçebileceği gibi ilk kez çocuğunuzda çıkmış olabilir. Tuberoskleroz gibi her organı etkileyebilir.
    Tuberoskleroz ve Nörofibromatozis Hastalıkları Epilepsiye Neden Olabilirler mi?
    Evet neden olabilirler. Ancak kural değildir. Her türlü epilepsiye neden olabilirler. Özellikle Tuberosklerozis West Sendromu dediğimiz epilepsiye neden olmaktadır. Çoğu hasta nöbet geçirir. Doktorun muayenesi esnasında tuberoskleroz hastalığı olduğu ortaya çıkar. West Sendromu bebeklik döneminin epilepsisidir. Genellikle öne doğru nadiren arkaya veya her iki şeklinde atılmalar ile karakterizedir. Bu atılmalara infantil spazm denilir. İnfantil spazm adı üzerinde bir spazm yani sancı gibi bir durumdur. Zaten bilmeyen kişiler tarafından gaz sancısı zannedilebilir. İnfantil spazmın özelliği atılma olması sonrasında ağlama şeklinde olmasıdır. Bazan bebeğin yüzünde kızarma, terleme gibi bulgular olabilir. Bu nöbet çeşidi ilk başladığında günde onlarca yüzlerce kere olabilir. Bu nöbet çeşidi çok tehlikelidir. Çünkü çocuğun zekasını yemektedir. Hasta EEG cihazına bağlandığında beyin dalgaları allak bullaktır. Beyinde elektriksel bir kaos vardır. Bebeklerde nöbetler başladıktan sonra zaten algılamada bozulma başlar. İşitmez, duymaz gibidirler. Gülen bebek gülmez olur. Huzursuz ve sürekli ağlayabilir.
    Sonuç olarak, vücuttaki beyaz ve kahverengi gibi lekeler nörolojik bir hastalığın belirteci olabilir. Bu nedenle bir çocuk nöroloji uzmanının görmesi, tetkik ederek takibe alması elzemdir.

  • Geç konuşma

    ÇOCUKLARDA GEÇ KONUŞMA

    Çocuklar genelde 6. aydan itibaren bazı heceler çıkartmaya başlar. 12. aydan itibaren bu heceleri kelime haline dönüştürür. 18. aydan itibaren bilinçli olarak kelimeleri dile getirir ve iki sözcüklü cümleler kurabilir, erkekler içinse 2 yaş beklenebilir.Ama 2 yaşını geçen çocuk ,anne gel,mama ver , gibi iki kelimeden oluşan cümleleri artık kurabilmelidir.Zeka özürü,işitme sorunu gibi sorunlar zaten özel bir tedavi gerektirirler.Bizim kolaylıkla çözebileceğimiz ailelerin hatası sebebiyle televizyon bağımlısı yapılan çocuklardır.elevizyona bağımlı olan çocuklar dış dünyadan koparak insanlardan soyutlanır. Özellikle 0–3 yaş arası çocukların televizyon karşısında fazla zaman geçirip bağımlı olması halinde çocuk tepkisiz, insanlardan ve nesnelerden uzaklaşmaya başlar. Ayrıca duygusal ve sosyal gelişiminde gerileme görülür.

    Çevreden yoksun bir ortamda büyüyen çocuk kelime dağarcığını geliştiremez. Sonuçta çocuğun konuşması ve dil düzeyi daha düşük olur..Bu durumda öncelikle televizyon,cep telefonu,laptop çocuk uyanıkken asla açık bırakılmamalıdır.Çocuk bakmıyor ki biz haberler seyrediyoruz diyerek kendimizi de kandırmayalım.İri resimli kitaplar alıp,hikayeler okuyup,çocuğumuzun gözüne bakarak onunla faaliyetler yapmalıyız.Bazen B12 vitamin eksikliği ,demir eksikliği varlığı tespit edebiliyoruz,bu durumda takviye vermemizde algıyı kuvvetlendiriyor.Gereğinde oyun grupları,kreşe erken başlama öneririz.Yaşıtları konuşurken çocuğun konuşamaması ciddi sosyal ve psikolojik sorunları beraberinde getirir.Bu nedenle iki yaşı geçti ise vakit kaybetmeden hekime müracaat edilmelidir.

  • B12 vitamin eksikliği

    ~~B12 vitamin eksikliği ülkemizde sık görülen bir kansızlık çeşitidir. B12 vitamin eksikliği sıklıkla beslenme bozukluğuna bağlı gelişmektedir. Vejeteryan beslenme ya da et ürünlerinin yeterince alınamaması sonucu gelişmektedir.

    B12 vitamini insanda ne iş yapar? Görevleri nedir? Nörolojiyi niye ilgilendirir?

    B12 vitamini vücudumuzdaki tüm hücrelerin gelişmesi, büyümesi ve yenilenmesi için gereklidir. DNA sentezi için olmazsa olmazdır. Sinir hücrelerinin yani beynin iyi çalışması için gereklidir. Eksikliğinde beyinsel problemler yaşanması doğaldır. Algılama, konsantrasyon, zeka, düşünme fonksiyonları eksikliğinde etkilenmektedir. B12 vitamini hiçbir bitkinin yapısında yoktur. Sadece hayvansal gıdalarda vardır. Karaciğer, dalak, böbrek, et, yumurta, peynir, süt ve deniz ürünleri başlıca zengin bulunduğu gıdalardır. Aslında vücudumuzun B12 vitamini gereksinimi çok düşüktür. 3 mikrogram bir insana yeter. 1 mg B12 vitamini bir insana 2 yıl yetecek düzeydedir. B12 vitamini vücutta depolanabilen bir vitamindir. Eksiklik bulgularının çıkabilmesi için en az iki yıl yetersiz alınması gerekmektedir. Eksikliğinde demir eksikliğinde gördüğümüz halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, huzursuzluk ve solukluk şikayetleri olur. Nörolojik ilk belirtiler ellerin uçlarında uyuşma, denge bozukluğu ve yürüme bozukluğudur. Depresyon, psikiyatrik şikayetler, hayeller görme sıktır. Okul çocuklarında okul başarısında gerileme ön planda olabilir. Öğretmeni son zamanlarda çocuğunuzda bir gerileme olduğunu size bildirebilir. Göz sinirinin etkilenmesi durumunda görme zorlukları yaşanabilir. Peki yeni doğan bebekler nasıl etkilenir. Eğer annede gebelik süresince eksiklik var ise bebekte de eksiklik olmaktadır. Doğum sonrası emzirme sürecinde anne sütünde de az miktarda olduğu için bebekte eksikliği yaşamaktadır. B12 vitamini eksikliği olan çocuklarda bazan epilepsi nöbetleri de görülebilmektedir.
    B12 vitamini eksikliğinde önemli olan korunmadır. Zengin olduğu gıdaların diyette yer alması, gebelik süresince annelerin en az bir kere B12 vitamin düzeyi baktırmaları yeterli olacaktır.

  • Bebeklerde kolik nednleri

    Kolik nedir?

    3 haftadan fazla süren, haftada üç günden fazla, 3 saati geçen ağlama ve huzursuzluk nöbetlerini kolik olarak adlandırıyoruz. Kolik genellikle doğumdan 3 hafta sonra başlar ve 3 aya kadar devam edebilir. Bebeklerin % 5 ile % 25 inde görülmektedir. Koliğin etkin bir tedavisi olmamakla beraber, bebeğin ağrısını azaltacak yardımcı ilaçlar ve masajlar, bazı seslerin dinletilmesinin bebeğe faydası olabilmektedir.

    Bebeklerdeki ağlama nöbetlerine yüksek tonda çığlık atma, yüzde kızarma ve inleme, bacakları karnına çekme, kafasını geriye atma, yumruklarını sıkma, gaz çıkarma, tahta gibi sert bir karın ve huzursuzluk eşlik eder. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; bu sorunlara neden olabilecek başka bir hastalığın olup olmadığıdır. Bunun içinde bir hekim muayenesi şarttır. Bebeklerde; fıtık, barsak düğümlenmesi, orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu gibi problemler de çok ağlamaya yol açar ve bebeğin kolik sorununu taklit edebilir.

    Koliğin kesin olarak bir nedeni tespit edilememiştir. Sadece bazı teoriler ortaya atılmıştır. Barsak gelişiminin yetersiz olması, besin alerjileri, barsak hareket azlığı, formüla mama intoleransı, gebeliğin stresli geçmesi, annenin alkol kullanması, anne yaşının küçük olması, ailenin sosyal şartlarının kötü olması gibi durumlar kolik riskini artırmaktadır.

    Bebeklerde koliği gidermek için bazı öneriler bulunmaktadır. Bunlar davranış değişiklikleri, diyet değişikliği, bitkisel çaylar, bazı seslerin bebeğe dinletilmesidir. Bebeğin kucağa alınması, hafif hafif sallanması, yumuşak bir ses tonu ile onunla konuşulması, gürültüsüz ve loş ışıklı bir odaya alınması, gözlerinin içine bakarak karnına sıvazlama yaparak masaj yapmak önlem olarak denenebilir. Tek başına anne sütü ile beslenen bebeklerde diyet değişikliği yapmaya gerek yoktur. Mama ile beslenen bebeklerde laktozsuz mamalar ya da alerjisi olan bebeklerde hidrolize alerji mamaları denenebilir. Bitkisel çayların kolik tedavisinde etkili olduğunu gösteren araştırma az sayıdadır. Rezene, meyan kökü, papatya kolik tedavisinde en sık kulla­nılan bitkilerdir. Melisa, rezene ve matricariae recutita karışımıyla yapılan çalışmada bir haftadan sonra ağlama zamanı azalmış, yan etki saptanmamıştır. Yine bir araştırmada kolikli bebeklerde beş değişik bitkinin karışımından yapılan bir bitkisel çay kullanmışlar ve anlamlı etkili bulmuşlardır. Bebeklerde kolik için kullanabilecek ağrı kesiciler ve gaz damlaları mevcuttur. Bunların doktor önerisi olmadan kullanmak doğru değildir.

    Gaz sancısı (kolik) nedeniyle ağlayan bebek nasıl sakinleştirilir

    Kolik selim bir durumdur ve pek çok vakada 3 ay sonra ortadan kaybolmaktadır. Ağlayan bir bebeği sakinleştirmek için birçok yöntem var­dır. Ancak, bir bebeğin yatıştırılmasını sağlayan bir yöntem bir diğerinin daha çok ağlamasına neden olabilir. Yavaş tonda bir şeyler mırıldanır­ken bebeğin gözlerinin içine bakmak ve onu hafifçe sallamak, genellikle yararlı olmak­tadır. Ağlayan bebeği rahatlat­mak için aşağıdaki yöntemlerde denenebilir:

    Bebeğin kucakta, pusette, yatağında, hamakta, bebek altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde yavaş yavaş sallanması. Çok sert ve hızlı sallama boyunda yaralanmaya yol açabileceğin­den dikkatli olmak gerekir.

    Kucakta hafif hafif sallayarak gezdirmek.

    Bebeğin kanguru içinde ya da annenin/ bakıcının kucağında tutulması. Bazı bebekleri sıkıca, kun­daklar gibi sarmak işe yarayabilir.

    Bebeğin karnına sıcak havlu sarmak

    Bebeğe ılık banyoya yaptırmak

    Şarkı veya ninni söylemek. Bebeğin hangi müzik türünden hoşlandığını keşfetmeye çalışmalıdır.

    Ritmik seslerden yararlanma. Birçok bebek vanti­latör ya da elektrik süpürgesinin sesiyle, rahim içinde duyduğu guruldamaların teyp kaydıyla, doğadaki seslerle ya da babalarının sesleriyle sakinleşebilmektedir.

    Bebeğe masaj yapılması. Okşanmaktan ve doku­nulmaktan hoşlanan bebekler için masaj, sakin­leştirici olabilir.

    Kısa bir süre, annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği, üzerine yüzü koyun yatırması.

    Basınç uygulama tekniği: Bebek kucağa alınır, annenin/ bakıcının karnı üzerine yatırılır ve hafif­çe sırtına vurulur ya da sırtı sıvazlanır. Bu, birçok bebeğin çok sevdiği bir yöntemdir.

    Bu yöntemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir. Ama bir çok bebek bu yöntemlerden bir veya bir kaçı ile sakinleşmektedir. Bütün bunların dışında kolikle başa çıkamadığını düşünüyorsanız, doktorunuza danışarak ilaçla tedavi yöntemini tercih edebilirsiniz. Fakat bilmelisiniz ki, koliği kesen sihirli bir ilaç yok. Ve ilaçların da yan etkileri olabilir.

  • Benin paroksismal tortikollis

    ~~Benign paroksismal tortikollis tekrarlayan boyunda ani eyrilme atakları ile seyreden epileptik olmayan iyicil bir hastalıktır. Tekrarlayan ataklar genellikle yaşamın ilk aylarında başlayabilir. Dört-beş yaşından sonra kendi kendine geriler. Boyun ve omuzda tek bir tarafa eğilme şeklinde postür ve pozisyon değişikliği tipiktir. Bu ataklar esnasında kusma, huzursuzluk, dengesizlik, uyuşukluk, solukluk ve bazı çocuklarda gövdenin bir tarafa eğilmesi eşlik edebilir. Aileler genellikle doktora bir panikle gelirler. Çocuklarının ara ara bazan 2-4 saat bazen birkaç gün boynunda eyrilme olması şikâyeti ifade ederler. Bu hastalara boyun ve beyin emarları genellikle çekilmiş olmaktadır. Hastalığın sebebi halen bilinmemektedir. Kızlarda erkeklerden daha sık görülür. Birçok çocukta ailede migren öyküsü olabilmektedir. Yaş ilerledikçe ataklarının sıklığı ve atak süresi giderek azalmakta ve iyileşmektedir. Tanı klinik olarak yani muayene ile konulmaktadır. Bazı ilaçların yan etkileri ve nadir nörolojik hastalıklar benzer tabloya neden olabilmektedir. Bu nedenle her hastanın bir çocuk nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilerek altta yatabilecek başka hastalıkların araştırılması uygun olacaktır. Bu hastalığın kesin bir ilaç tedavisi yoktur. Genellikle tedavi gerekmez. Hastalık kendi kendine zaten iyileşir. Bazen atak sıklığı fazla ve klinik ağır olduğunda difenhidramin ve siproheptadin gibi antihistaminikler (allerji şurupları) veya anti epileptikler (sara hastalığı için kullanılan ilaçlar) atakları önlemek amacıyla kullanılabilir.

  • Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu ve tedavisi

    Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen ikinci enfeksiyondur. Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, uygun şartlarda alınan idrar kültüründe bakteri üremesine denir.

    İdrar yolu enfeksiyonu çeşitleri ve nedenleri:
    İdrar yolu enfeksiyonları alt ve üst diye ikiye ayrılır. Üst üriner sistem enfeksiyonları daha tehlikelidir. Böbreklerde meydana gelen enfeksiyonlarda ilerde böbrekte hasara neden olup hipertensiyon veye böbrek yetmezliği gibi hastalıklara neden olabilmektedir. Alt üriner sistem enfeksiyonları ise idrar torbası ve sonrası kısımdaki enfeksiyonlardır. Üst üriner sistem enfeksiyonları hızlı tedavi edilir ise bu hasarların önüne geçilebilir. İdrar yolu enfeksiyonları kız çocuklarında daha sık görülmektedir. Barsak bakterileri en sık etkenler arasında bulunur. Yaş, cinsiyet, anatomik bozukluklar, immün sistem, hijyenik faktörler, genetik yatkınlık gibi nedenler risk faktörüdür.
    Kızlarda üretranın kısa olmasının idrar yolu enfeksiyonu gelişiminde rolü vardır. yine, temizlik şeklinin, perine hijyeninin, yüzmenin ve banyo yapmanın idrar yolu enfeksiyonu ile direk ilgisinin olmadığı gösterilmiştir. İdrar yolu enfeksiyonlarında asıl neden bakterinin idrar yollarına bulaşmasıdır Ailelere hijyen ile ilgili önerilerde bulunurken, denize girmenin yasaklanması sadece çocuk üzerindeki baskıyı arttıracaktır ve enfeksiyon sıklığını etkilemeyecektir. Bununla birlikte, sabun gibi irritan maddeler ile yapılan banyoların, yanmalı idrar yapma, idrar bekletme ve kötü işeme şekline yol açarak idrar yolu enfeksiyonuna zemin hazırlayabildiği bilinmektedir. İdrar yolu enfeksiyonu gelişiminde en önemli risk faktörlerinden birisi de işeme bozukluğudur.
    Özellikle, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ile işeme bozuklukları arasında belirgin bir ilişki bulunmaktadır. Yine kabızlık ile idrar yolu enfeksiyonları arasında da ilişki bulunmaktadır. Kabızlığın tedavisinin idrar yolu enfeksiyonunun sıklığını azaltığı bilinmektedir. Altta yatan işeme bozukluğunun tedavisinin enfeksiyonların tedavisinde ve varsa reflünün kendiliğinden düzelmesinde çok önemli rol oynadığı bilinmektedir.

    İdrar yolu enfeksiyonlarının belirtileri ve tanı yöntemleri:
    Bebeklerde sadece huzursuzluk, iştahsızlık, beslenmeyi reddetme ya da kilo alamama ve kilo kaybı olabilir. Ateş her zaman olamayabilir. Daha büyük çocuklarda sık ve ağrılı idrar yapma, kesik kesik idrar yapma görülebilir. Ani idrar yapma isteği ve idrarını tam boşaltamama, damla damla idrar kaçırma ve tam boşaltamama gibi bulgular olabilir. İdrar yolu enfeksiyonu için en güvenilir tanı yöntemi idrar kütürüdür. Sünnetli erkek çocuklarda orta akım örneğinde 100 bin ve üzerinde üreme olması enfeksiyonu düşündürmelidir. İdrar kontrolünü kazanmış kızlarda ise tek bir orta akım örneğine güvenmek yerine 2 ya da 3 kez tekrarlamak yoluna gidilmelidir.
    Görüntüleme yöntemlerinden ultrason normal anatomik yapıyı ve bir darlık olmadığını görmek için en uygun inceleme yöntemidir. Reflü şüphesi varsa voiding sistoüretrografi (VSUG, VCUG) ile reflü araştırması yapılmalıdır. Eğer böbreklerde hasardan şüphe ediliyorsa sintigrafi çekilebilir.

    İdrar yolu enfeksiyonları tedavisi

    İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi genellikle antibiyotiklerle yapılmaktadır. Fakat her antibiyotik her bakteri türü için etkili olmadığından uygun antibiyotik kültür sonucuna göre belirlenmektedir. Antibiyotik tedavisi başladıktan bir kaç gün sonra belirtiler ortadan kalkar, fakat doktorunuz enfeksiyonun tamamen temizlenmesi için ilacı 1 hafta kullanmanızı isteyebilir. Enfeksiyonun neden olduğu yanma ve ağrılar çok şiddetliyse ağrı kesici ilaçlar tedaviye eklenebilir.

  • Çocukları zatürreden koruyunuz

    Zatürre (Pnömoni) akciğerlerin enfeksiyonu olup, her yıl milyonlarca insan zatürre’ye yakalanmaktadır. Erken tanı konulan vakalarda tedavi başarı olmakta ise de bazı vakalarda sekeller görülmekte ve hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Zatürreye bağlı ölümler ciddi sorun oluşturmaktadır. A.B.D her yıl 50.000 yakın insan zatürreden kaybedilmektedir.

    Zatürre;

    Bebekler,

    Küçük çocuklar ve

    Yaşlılarda ağır seyreder.

    Dünya genelinde her yıl 5 yaşından küçük 1 milyon çocuk zatürreden ölmektedir. Günümüzde zatürreden ölümün diğer enfeksiyon hastalıkları AIDS, sıtma ve tüberküloza kıyasla daha yüksek olduğu vurgulanmaktadır.

    Ülkemizde ise zatürreden ölüm oranının yüksek olduğu görülmektedir. Sağlık bakanlığı verilerine göre;

    Bir yaşından küçük bebek ölümlerinin % 48.4

    1 – 4 yaş grubu çocuk ölümlerinin ise % 42.1 i

    Zatürre nedeniyle kaybedildiği vurgulanmaktadır.

    Bebek ve çocuklar için öldürücü olabilen bu hastalıktan korunma mümkün müdür sorusunun yanıtı evettir.

    Aşılama ve diğer koruyucu yöntemlerle hastalık riski azaltılabilmektedir.

    Temel olarak aşılar bağışıklık sistemini enfeksiyonlara karşı hazırlar. Bağışıklık hale gelen çocuklar bakteri ve virüslerle karşılaşma durumunda hastalığı hafif geçirebilir veya bağışık olduğu için hastalıktan korunmaktadır.

    Korunmada aşıların önemi küçümsenemez. Aşı uygulanan vakalarda zatürre olma riski düşüktür. Bu aşıların bir kısmı bakteri bir grubu viral aşılardır.

    Bakteriyel aşılar;

    Hemofiluz influenza tip b

    Boğmaca

    Pnömokok

    Viral aşılar;

    Kızamık

    Su çiçeği

    Grip aşılarıdır.

    Aşıların yan etkisi yoktur. Güvenle kullanılabilir. Günlük aktiviteyi sınırlayıcı etkisi yoktur. Özellikle grip aşısının etkisinin olmadığını savunan uzmanların aksine pnömoninin önlenmesinde grip aşısının yeri tartışılmaz.

    Soğuk algınlığı ile grip enfeksiyonunun karıştırılması ise sözün bittiği yerdir. Kalp hastası, kanser ve akciğer hastalığı olan çocukların aşılanması ayrı bir önem taşır.

    Korunmada anne sütü ile beslenme son derece önemlidir. Anne sütündeki koruyucu maddeler bebekleri birçok enfeksiyon hastalıkları ve zatürreden korunmada etkili olmaktadır.

    Hastalıktan korunmada sık sık ellerin yıkanması önemlidir.

    Hasta olan bireylerin izolasyonuna dikkat edilmelidir. Hapşırık ve aksırırken kağıt mendil kullanılmalıdır.

    Sigara içen ortamlardan kaçınılmalıdır.

    Sağlık bakanlığı verilerine göre 5 yaşından küçük çocuklarda çocuk ölümlerinin bir numaralı nedeni olan zatürreden korunmada aşıların vazgeçilmez olduğu unutulmamalıdır.

    Anahatar kelimeler:

    Zatürre

    Zatürreden korunma

    Pnomokok aşısı

    Grip

  • Alice in wonderland sydrome: alis harikalar diyarında sendromu

    ~~Alis harikalar diyarında sendromu cisimlerin şekillerinde ve yapılarında eyilme, bükülme, azalma ve genişleme şeklinde illüzyonlar ve hallüssinasyonlar görme ile karakterize bir hastalıktır. Bu hastalık adını 1865 yılında Lewis Carroll (Charles Lutwidge Dodgson) tarafından yazılmış olan “Harikalar Diyarında Alis’in Maceraları” isimli klasik hikâyeden almıştır. Bu hikâyede Alis bir anda boyunun uzadığını bir anda şişman olduğu görmekte olup hikayede ki bir çok canlıda yapısal farklılıkların olduğu ifade edilmektedir. Yazarın kendisinin migren hastası olduğu ve deneyimlerini hikayeleştirdiği speküle edilmektedir. Hastalıkta mikropsi (cisimleri olduğundan küçük görme), makropsi (objeleri olduğundan büyük görme), telopsi (cisimleri uzakta görme), metamerhopsi (cisimleri çok şişman, çok ince, kısa, uzun gibi görme), pelepsiya (cisimleri olduğundan yakın görme) olabilmektedir. Bazen bazı hastalarda alis harikalar diyarında sendromu benzeri hastalıklar da olabilmektedir. Bu da tanı kriterlerini tam destekleyemeyen hastalar için kullanılmaktadır.
    Bu hastalığın tam nedeni bilinmemektedir. Migren, epilepsi ve bazı enfeksiyonlar (ebsstein barr virüs enfeksiyonu) sebep olarak atfedilmektedir. Bu sebeplerden en iyi bilineni tabi ki migren baş ağrılarıdır. Baş ağrısı aurası ya da baş ağrısı çekildiği anda görsel problemler yaşayan hastaların bu şikâyetleri atak sonrasında kendiliğinden kaybolmakta ve atak tekrar yaşadığında bu deneyimi tekrarlamaktadır. Uzun yıllar bu deneyimleri tekrar edebilen hastalar mevcuttur. Bazı epilepsi türlerinde özellikle oksipital epilepsisinde bazan hastalar görsel illüzyonlar ve hallüssinasyonlar yaşamaktadırlar. Beyindeki epileptik aktivitenin farklı alanlara yayılması ile korku ve dehşet hisleri dahi yaşıyan hastalar vardır. Oksipital epilepsilerde bazan görmeme, yarı görme, renkli görme tarzında nöbetler olabilmektedir. Enfeksiyonlar içerisinde en ünlüsü ebsstein barr virüsünün yaptığı tablodur ki hastalar görsel olaylar yaşayarak aileleri korkutmaktadırlar.
    Görsel hadiseleri olan hastaların çocuk nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve altta yatabilecek çok farklı hastalıkların ortaya konulması açısından çok önemlidir.