Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Aft-ağız içi yaraları

    Ağızda ülser olarak bilinen aftlar, ağız içinde oluşan en sık ağrılı yaralardır. Klasik lezyon kırmızı, yuvarlak veya oval ülserler şeklinde olup, genellikle 1 cm den küçüktürler. Ağızda mukoza üzerinde meydana gelir. Toplumun %40 ının yaşamları süresince ağızlarında aft oluşur. Tekrarlayan bir durum olmadığı takdirde tetkik veya tedavi gerekmez.

    En sık olarak ergenlik ve genç erişkinlik döneminde görülür, yaşlandıkça daha az oluşur.Bulaşıcı değildir.

    Ağızdaki aftların nedeni bilinmiyor. Aftı olan insanların büyük çoğunluğunda neden olacak başka bir sorun da yoktur. Hem kalıtsal hemde çevresel nedenleri varsada kesin nedeni belli değildir. Bir çok faktör duyarlı kişilerde neden olarak öne sürülmüşsede kesin neden bilinmemektedir.

    – Oral travma

    – Ağız içi ateşli enfeksiyonlar

    – Adet kanamaları ile ilişkili hormonal değişiklikler

    – Anksiyete veya stres

    – Sigarayı bırakma

    – Kalıtım

    – Gıda alerjileri; çikolata, domates, fındık, ananas ve benzoik asit

    – Sodyum lauril sülfat ihtiva eden diş macunları

    – Demir, folik asit veya B12 vitamini eksikliği

    -İnflamatuar barsak hastalıkları.

    – Çölyak hastalığı (gluten duyarlılığı) aft gelişimi ile ilişkili bulunmuştur.

    – Behçet hastalığı; Ağızda aft, genital yaralar ve göz iltihabı ile karakterize bir durumdur.

    – AIDS virüsü ile enfeksiyon da aft ile ilişkili bulunmuştur.

    TANI

    Aftlara dikkatli bir anamnez ve tipik görünüşü ile tanı konmaktadır. Eğer tanı kesin değil, hastalık daha şiddetli, ya da diğer belirtiler mevcutsa, biyopsi ve bazı testler yapmak gerekebilir. Aftların herpes veya mantar enfeksiyonları, travma ya da kanser ile ilişkili olabileceği unutulmamalıdır. Aftlar inflamatuar barsak hastalıkları, HIV enfeksiyonu ve bazı tıbbi durumlar ile birlikte de görülebilir.

    TEDAVİ

    Tuzlu su ile gargara yapılabilir veya diğer antiseptik gargaralar kullanılabilir. Bazen topikal kalamin losyonu veya benzokainli ağrı gidericili merhem kullanılabilir.

    Meyan kökü ekstresi glycyrrhiza iyileştirici etki yanında aftlara bağlı ağrıyı azaltabilir.

    Eksiklik varsa folik asit, demir, vitamin B12 verilebilir. Tedavi birkaç ay sürebilir.

    Kortikosteroidler: Çok şiddetli durumlarda, oral veya topikal verilebilir.

    Aftın Önlenmesi İçin

    Sert diş fırçası, kaba gıdalar, küçük bir travma afta neden olabilir.,kullanılmamalıdır.

    Stres azaltma: stres tekrarlayan aftlar için bir neden olduğundan stresi azaltın.

    Sodyum lauryl sülfat içeren diş macunlarından kaçının.

    Çiğneme sırasında konuşmayın.

    Düzensiz diş yüzeylerinin tamir ettirin.

    Hormonal faktörler bazen premenstrüel dönemde aftı tetikleyebilir.

    Demir, folik asit veya B12 vitamini eksikliği varsa, tedavi edilmelidir.

  • Tik bozukluğu: tekrarlayan haraket bozukluğu

    ~~Tikler, normal davranışlara benzeyen, ani ve tekrarlayıcı hareket, davranış ve seslerdir. Tek bir tik nadiren bir saniyeden uzun sürebilir. Genellikle birkaç kez bazen peşpeşe görülebilir. Sıklıkları ve belirginlikleri değişkendir. Ertelenmeleri ve bastırılmaları geçici süreler için mümkündür. Tik öncesinde hissedilen kimi hisler tik sonrasında hafifler. Hareket tikleri anlık, yalın hareketlerden (göz kırpma, kaydırma gibi), daha karmaşık, görünüşte amaçlı davranışlara (“ayıp” el-kol haraketleri gibi) kadar bir değişkenlik gösterirler. Ses tikleri ise boğaz temizleme gibi sıradan bir davranıştan anlamlı sözcük, küfür ya da cümleler gibi bir yelpazede yer alabilir.
    Tik bozuklukları geçici veya kalıcı tik bozuklukları şeklinde görülür. Geçici tik bozuklukları daha çok çocukluk çağlarında görülür. Geçmeyen veya tedavi ile yardım edilmeyen durumlar daha çok kalıcı olmaktadır. Özellikle karmaşık tikler görülenlerde kalıcı olma ihtimali daha yüksektir. Kalıcı tik bozukluklarında daha çok tek bir tik yer alır. Sık olarak baş-boyun-yüz bölgelerinde görülür.
    Tikler istem dışı olmasına rağmen zaman zaman kontrol edilebilir. Özellikle sıkıntı verici durumlarda (sınav öncesi, stres verici yaşam olayları gibi) artabilir. Zaman zaman kendiliğinde tiklerin kaybolduğu da olabilir. Özellikle ateşli hastalıklar tikleri artırabilir. Ateşli hastalıklar tikleri ilk defa ortaya çıkarıcı bir neden olabilir.
    Tik bazı vakalarda ailesel olabilir. Anne, baba veya yakın akrabalarında tik hikayesi olabilir. Geçici tiklerin aile bireylerinde görüldüğü yaşlarda çıkma olasılığı vardır. Tüm tiklerin ortaya çıkış yaşları, tedavileri ve seyirleri bilinmesine rağmen neden olduğu (fizyopatolojisi) halen bilinmemektedir.

    Tedavi

    Tik bozuklukları daha çok stres verici olaylar ile çıktığından ve kontrol edilemediğinden özellikle kaygı giderici ilaçlar faydalı olmaktadır. Küçük çocuklarda görülen geçici tik bozukluklarında allerji ilacı olarak kullanılan bazı ilaçlar faydalı olabilir.
    Tikler istemsiz/istemdışı geliştiğinden etrafındakiler bu konuda uyarılmalıdır. Tikler “inadına” yapılan bir davranış olarak kabul edilmemelidir. Bu rahatsızlığın genetik bir nedenden çıktığını ve bu nedenle bu davranışların çıkabileceğini kabul etmek aileleri rahatlatır. Öğretmenlerin bu hastalık hakkında bilgilendirilmeleri çocuğun sınıfta yersiz tepkilerle karşılaşmasını önleyerek sınıftaki durumunu düzeltir.

    SIK GÖRÜLEN TİKLER VE SINIFLANDIRMA

    1-Basit Tikler (1-2 saniyeden kısa sürerler)

    a.Hareket Tikleri

    Göz kırpma, burnunu kıvırma, dudak yalama, ani kafa atımları, omuz silkme, parmaklarıyla oynama veya tıklatma, ayaklarını sallama, vurma, sekme, ayak bileğinden germe

    b.Basit Ses Tikleri

    Öksürme, burun çekme, boğaz temizleme, ıslık çalma, hayvan veya kuş sesleri

    2-Karmaşık Tikler (Daha karmaşık “anlamlı” ve 2 saniyeden uzun sürelidir)

    a.Karmaşık Hareket Tikleri

    El veya yüzün “anlamlı” hareketleri veya yavaş bir baş hareketi, “şaşırmış” ya da “anlamamış” gibi bakma, eşyalara veya insanlara dokunma, parmaklarıyla “sayı sayar gibi” yapma, “bir ileri iki geri” adımlama, çömelme, eğilme ve bükülme hareketleri

    b.Karmaşık Ses Tikleri

    Heceler veya kelimeler söyleme, küfürlü veya kötü sesler tekrarlama, kelime tekrarları, karşıdan yapılan hareketleri tekrar etme

  • Bebeklerde ve çocuklarda karın ağrısı sebepleri

    Karın ağrısı ile gelen hastada yaşa göre, beslenme düzenine göre, gaita şekli ve sayısına göre, ağrının yeri ve şekline göre karın ağrısının özellikleri ile ilgili ayrıntılı bilgi alınır, ayrıntılı muayene yapılır, nedene yönelik laboratuar ve görüntüleme tetkikleri istenir, genellikle de hiçbir tetkik istenmez.

    Bebeklerde en sık karın ağrısı nedenleri:

    – Kolik (Gaz sancısı)

    – reflü hastalığı

    – Süt protein allerjisi

    – Bağırsak tıkanması ve düğümlenmesi

    – Karın içindeki organlara ait (karaciğer, safra kesesi, pankreas, ince ve kalın barsaklar, böbrekler gibi) yapısal ve iltihabi hastalıklar

    -İDRAR yolları enfeksiyonu

    Süt ve Okul Çocukluğu Döneminde Karın Ağrısı Nedenleri:

    – Sindirim ve beslenme bozuklukları

    – Kabızlık

    – İshal

    – reflü hastalığı

    – Gastrit

    – Ülser

    – Bazı besin allerjileri

    – Karın içindeki organlara ait iltihabi hastalıklar

    – İdrar yolu enfeksiyonu

    – Kurşun zehirlenmesi

    – Solunum yolu enfeksiyonları

    – Bağırsak tıkanması ve düğümlenmesi

    – Apandisit

    Ergenlik Döneminde Karın Ağrısı Nedenleri

    – Sindirim ve beslenme bozuklukları

    – Kabızlık

    – İshal

    – Gastrit

    – Ülser

    – Karın içindeki organlara ait iltihabi hastalıklar

    – İltihabi barsak hastalıkları

    – Apandisit

    – Jinekolojik nedenler

    – Testislere ait sorunlar

    – İlaç kullanımı

    – Psikolojik nedenler

    – Bazı kanser türleri

    Karın ağrısı ile gelen hastada yaşa göre, beslenme düzenine göre, gaita şekli ve sayısına göre, ağrının yeri ve şekline göre karın ağrısının özellikleri ile ilgili ayrıntılı bilgi alınır, ayrıntılı muayene yapılır, nedene yönelik laboratuar ve görüntüleme tetkikleri istenir,genellikle de hiçbir tetkik istenmez. Tedavi nedene yöneliktir.

  • Akut larenjite

    Larenks boynun orta hattında yerleşmiş olup, konuşma ve solunum fonksiyonlarımızın temel organıdır. Kıkırdaklar, kaslar ve mukozadan oluşan larenks anatomik olarak 3 bölgeye ayrılmıştır. Larenjit de genelde her üç bölge de tutulur. Akut larenjit tanım olarak enfeksiyöz nedenlere bağlı gırtlak iltihabıdır. En sık etken virüslerdir. Üst solunum yolları enfeksiyonlarının %20-25’inde larenjit gözükür.

    Akut larenjit belirtileri nelerdir?

    En başlıca belirtisi ses kısıklığıdır. Ses kısıklığı toplumumuzda göz ardı edilen şikâyetlerin en önemlilerinden biridir. Ses kısıklığı uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gereken önemli bir belirtidir. Larenjitte görülen ses problemi genellikle çatallanma ve eşlik eden tama yakın kısılma şeklindedir. Enfeksiyona bağlı oluşan ödem ses kısıklığının sebebidir. Öksürük diğer önemli şikâyettir. Ağrı sıklıkla gözükür ve yaygın boğaz ağrısı şeklindedir.

    Larenjit sebepleri nelerdir?

    Viral larenjitin etkenlerinden başlıcaları İnfluenza, Parainfluenza, Rhinovirusler’dır. Diğer üst solunum yolları tutulmadan izole larenjit görülebilmektedir. Bakteriyel larenjit ikinci sıklıktadır ve klinikte görülen belirtiler daha şiddetli ve sistemik etkileri daha sıktır. Tedavide antibiyotik tedavisi ve destekleyici ilaçlar kullanılmaktadır. Nadiren boğmaca ve difteri gibi geçmişte daha sık görülen hastalıklarda larenjit olarak karşımıza çıkabilmektedir. Krup adı verilen gırtlak ve bronşların beraber tutulduğu tablo çocuklarda sıklıkla görülmekte ve erken tedavi edilmediği takdirde ciddi sıkıntılar doğurabilmektedir.

    Kimlerde larenjit görülür?
    Larenjit her yaş grubunda görülebilmektedir. Diğer üst solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi sigara içenlerde larenjit sıklığı daha fazladır. Çocuklarda görülen larenjitler daha ağır geçirilmektedir. Sesini profesyonel olarak kullananlarda belirtiler daha çok hissedileceğinden göreceli olarak daha sık görülecektir. Diğer solunum yolu enfeksiyonları gibi bulaşıcı olabilmektedir. Larenks hastalıkları tanısı KBB hekimlerince konulabilmektedir. Endoskopik muayene tanı aşamasında altın standarttır. Muayene ile ses kısıklığına sebep olabilecek daha ciddi hastalıklar saptanabilir ve tedavi edilecektir.

    Larenjit tanısı nasıl konulur?

    KBB Hekimince alınan anamnez ve yapılacak larenks muayenesi tanı için yeterlidir. Hekiminiz gerek duyarsa nadiren laboratuvar tahlilleri ve radyolojik görüntülemeler yapılabilir.

    Larenjit tedavisi nedir?

    Tedavinin temelini ses istirahati ve bol sıvı alınması oluşturmaktadır. Medikal tedavide hekiminiz uygun gördüğü takdirde antibiyotik, steroidler ve anti inflamatuar ilaçlar kullanılabilir.

  • Göğüs deformiteleri pectus kavatus-karinatus

    PEKTUS HASTALIĞI – (KUNDURACI GÖĞSÜ & GÜVERCİN GÖĞSÜ)

    – Doğumsal / Ailesel

    – Göğüs duvarının yapısal bozukluğu

    – Beş tipi vardır;

    – En sık Pektus Excavatum (kunduracı göğsü)

    ve Pektus Carinatum (güvercin göğsü)

    – Poland sendromu (kas ve kaburga yokluğu)

    – Sternal (iman tahtası) yapı bozukluğu

    – Diğer

    Görülme sıklığı?

    – 300-400 canlı doğumda 1 tane

    – Erkeklerde kadınlara göre daha fazla (4 katı)

    – %37’sinde ailede de mevcut

    Tanı nasıl konur?

    – Çoğu ilk yaş içerisinde aile tarafından fark edilir

    – Göğüs duvarında çökme veya dışa çıkıntı vardır

    – İki yönlü direk akciğer grafisi

    – Göğüsün Bilgisayarlı Tomografisi (BT)

    – EKG, EKO

    – Solunum Fonksiyon Testi

    – Çoğunda görüntüde bozukluk dışında (kozmetik) bir şikayet yoktur

    – Yaş ilerledikçe;

    – Efor – egzersiz sonrası göğüs ön duvarında kaburgalarda ve sol meme bölgesinde ağrı

    – Efor sonrası kalpte çarpıntı

    – Kalp ritminde bozulma

    – Kalpte üfürüm

    – Eksiklerin uygun yerine koyucu cerrahi tedavisi

    Tedavi yaşı nedir?

    – İDEAL YAŞ: “7-14 yaş”

    – Cerrahi yöntemler artık “40 yaş” grubunda da başarıyla uygulanmaktadır*.

  • Clinical effects of vitamin d ın children with asthma

    Clinical Effects Of Vitamin D In Children With Asthma

    Abstract

    Objective: Both asthma and vitamin D deficiency are common among children. The results from studies examining the relationship between them are contradictory. The aim of this study is to determine the relationship between the clinical parameters of asthma and vitamin D status in children.

    Materials and Methods: One hundred and twenty children diagnosed with asthma and followed up in our hospital were included in the study. The control group included seventy-four children with no evidence of allergic disease. The eosinophil counts, immunoglobulin E levels and serum 25 OH cholecalciferol (25OHD) levels were measured.

    Results: This study consisted of 73(60.8%) males with a mean age of 4.4±1.2 years in the patient group. There was no significant difference between the patient and control groups with respect to gender and age. The mean 25OHD level was 21.49±7.74ng/mL in the study group and 23.94±8.97 ng/mL in the control group. The difference was not significant (p=0.094). The patients with asthma were grouped according to their vitamin D status as “deficient (Group-1)”, “insufficient (Group-2)” and “normal (Group-3)”. The sociodemographic features, duration of illness, number of hospitalizations, number of sensitivity to allergens, eosinophil count, and the serum IgE levels were not found to be different between the groups. However, the total number of the exacerbations, asthma severity, and systemic glucocorticoid need in the previous year were significantly higher in deficiency group (p<0.05).

    Discussion: Vitamin D levels were not significantly different in patients with asthma. Vitamin D deficiency was common in the study group as well as the control group. Clinical severity of disease, the number of exacerbations, and the systemic glucocorticoid need were related to the vitamin D level.

  • Adenovirüs enf

    Adenovirüs Enfeksiyonları
    Adenovirüsler, üst solunum yolları hastalıklarına yol açan bir grup DNA virüsüdür.
    Sonbahar ve ilkbahar ayları arasında özellikle bebeklerle çocukları etkileyerek boğaz ağrısı, ateş, boyundaki lenf bezlerinde şişme, bazen bronşit ve zatürree gibi akut üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olabileceği gibi konjonktivitede yol açabilir.
    Nasıl bulaşır ?
    Adenovirüs havadan solunum yoluyla, gıdalar ile ağızdan ve en çok dış ortama temas sonucu eller yoluyla bulaşır. Virüs dış ortama dayanıklıdır ve uzun süre canlı kalır. Ortama elle temas edip daha sonra ellerin ağız, göz, buruna dokundurulması ile virüs bulaşır.
    Belirtileri:
    Ateş, baş ağrısı, konjonktivit, burunda akıntı, boğaz ağrısı ve boğazdaki lenf düğümlerinde şişme görülür. İshal ve karın ağrısına da rastlanabilir.
    Tedavisi:
    Enfeksiyonun seyri genellikle hafiftir ve hızla iyileşme görülür.
    Adenovirüs hastalıklarının spesifik tedavisi yoktur. Antibiyotik tedavide etkisizdir.
    Semptomatik ve destek tedavisi verilmelidir. Yatak istirahatı iyileşmeyi hızlandırır.
    Bulaşmayı önlemek için :
    *Eller sık sık su ve sabunla yıkayınız,
    *Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı kapatın,
    *Eller göze dokundurulmamalı ve gözlerinizi ovuşturmayınız,
    *Kağıt mendillerinizi çöpe atın,
    *Havlular ortak kullanılmamalı, kişiye özel olmalıdır.
    *Tokalaşma ile öpüşmeden mümkün olduğunca kaçının,
    *Kalabalık yerlerde uzun süre kalmayın,
    *Bulunduğunuz yeri sık sık havalandırın.

  • Akdeniz ailevi ateşi

    Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF)

    Ailesel Akdeniz Ateşi (İngilizce: Familial Mediterranean Fever, FMF) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, eklem ve deri tutulumuyla karakterize ataklarla seyreden sıklıkla Ermeni, Yahudi, Türk, ve Orta Doğu Arap toplumlarında görülen otozomal çekinik genetik bir hastalıktır. Hastalık Türkiye gibi yüksek riskli toplumlarda 1000 de 1-3 görülmekte ve otozomal çekinik kalıtıldığından özellikle akraba evliliği yapanlarda yüksek sıklıkta görülmektedir.

    16. kromozom üzerinde yer alan AAA genine ‘MEFV’ geni denmektedir ve bu gen pyrin (pürin) adı verilen bir proteini kodlar. Pürin adlı bu protein, beyaz kan hücrelerimizden olan ve vücut savunmasında rol oynayan nötrofillerin baskılanmasını sağlamaktadır. AAA genindeki bir bozukluk bu proteinin sentezini bozmakta, inflamasyondaki baskılayıcı görevini yapmasını engellemekte dolayısıyla spesifik olmayan faktörlerin FMF atağını başlatmasına yol açmaktadır. Ülkemizde en sık görülen MEFV Gen mutasyonu M694V gen mutasyonudur. Bu mutanta sahip hastalar incelendiğinde başlangıç yaşının 5’den küçük, atakların daha ağır geçtiği, amiloidozun sık görüldüğü bir klinik saptanmıştır.

    FMF genellikle 5-15 yaşları arasında görülür. Ateş hastalığın en önemli ve en sık görülen bulgusudur ve ateşe en sık karın ağrısı eşlik eder. Karın ağrısının sebebi peritonit yani karın boşluğunun iç duvarının ve iç organları örten periton denen yapının inflamasyonudur. Bu tablo en sık apandisitle karıştırılmakta ve gereksiz cerrahi girişimlere sebep olmaktadır. Olguların yaklaşık %50-70’inde eklem tutulumu görülür. Çocuklarda daha sıklıkta görülüp genellikle asimetrik ve genelde büyük eklem (diz.ayak bileği,kalça,omuz) tutulumu vardır. Tutulan eklem çok hassas olup fonksiyon kaybı vardır ve 2-3 hafta veya haftalar sürebilir. Ataktan sonra eklem bulguları sona erer.

    Karın ağrısı ile birlikte veya sadece %20-40 hastada plöretik ağrı denilen akciğer zarının inflamasyonuna bağlı göğüs ağrısı görülebilir. %25-35 hastada ise en sık ayak bileği ve sırtında görülen kızarık 5-20 cm çapında deri döküntüleri görülebilir.

    Ataklar ortalama 15-60 günde bir tekrarlayıp 1-3 gün içerisinde kendiliğinden geriler. Atak sırasında vücutta enfeksiyon varlığında artan akut faz reaktanları artar ama bu hastalığa spesifik olmayıp vücudun başka herhangi bir yerinde gelişmiş olan enfeksiyondan dolayı da artmış olabilir.

    Tanı 2 majör yada 1 majör 2 minör kriter eşliğinde konur.

    Majör kriterler:

    · Tekrarlayan ateşli karın, göğüs,eklem ağrısı atakları

    · Başka bir neden olmaksızın AA tipi amiloidoz gelişmesi

    · Kolşisin tedavisine iyi cevap vermesi

    Minör kriterler:

    · 1 . derece yakın akrabalarında FMF tanısı olması

    · Deri lezyonları

    · Tekrarlayan ateş atakları

    Tanı koymada zorluk olduğunda gen analizleri de yapılabilir ancak %5-15 hastada gen mutasyonu gösterilemez.

    Hastalığın en önemli komplikasyonu amiloidozdur. Türkiyede amiloidoz sıktır ve tedavisiz % 40 hastada görülür. Amiloidoz böbrek fonksiyonlarını bozar ve nefrotik sendrom ve ardından kronik böbrek yetmezliği gelişir. Tedavisiz % 30 olguda da kısırlık gelişebilir.

  • Katılma nöbeti

    Katılma nöbeti; sütçocukluğu döneminde sık görülen ve epilepsi ile karışabilen istemsiz solunum durması ataklarıdır. Bir epilepsi değildir. İlk kez 1737 yılında Nicholas Culpepper tarafından tanımlanmış ve istemli nefes tutma olarak düşünülmüştür.

    Ne kadar sıklıkta görülür?

    Görülme sıklığı %4.6 ila 4.7 arasında değişir. Erkeklerde görülme oranı kızlara göre 3 kat fazladır.

    Kalıtımsal özelliği var mıdır?

    Çocukların %23 ila 38’inde ailede katılma nöbeti öyküsü sözkonusudur. Otozomal dominant bir kalıtım olduğu düşünülmektedir.

    Klinik özellikleri nelerdir?

    Başlangıç yaşı 6 ay ile 18 ay arasındadır. Nadiren yenidoğan döneminde ilk birkaç haftada başlayabilir. 6 ay altında başlama oranı %15’ten, 2 yaş altında başlama oranı %20’den azdır. Atakların sıklığı bir günde birkaç ataktan, yılda bir atağa kadar değişkenlik gösterebilir, Sıklıkla haftada 1-6 atak sözkonusudur. 2 yaşından sonra ataklar azalmaya başlar ve 4 yaşa kadar %50 oranında düzelme gözlenir. 8 yaşa kadar ataklar tamamen sonlanır.

    Farklı tipleri var mıdır?

    Katılma nöbetleri; olay sırasında çocuğun rengine göre; morarma ile giden (siyanotik)tip, soluk tip (pallid) ve karışık tip olmak üzere üç şekilde görülebilir. En sık görülen şekli%54’ünde siyanotik ataklar olup, soluk tip (%19-22), karışık tip %19-24 oranında görülür.

    Siyanotik ataklar öfke veya engellenme gibi duyusal uyaranlarla ortaya çıkar ve çocuğun ağlamasını takiben durgunlaşma ve arkasından nefesini tutması ile devam eder. Takiben ani morluk gelişir ve yeniden düzenli solunumun başlaması ile birlikte bilinç kaybı , vücudu geriye atarak kasma (opistotonus) pozisyonu gelişebilir.

    Soluk katılma nöbetleri sıklıkla ani korku veya ağrı ile ortaya çıkar. Düşme veya basit kafa travmaları ortaya çıkaran diğer olaylardır. Çocuk başlangıçta bağırır, sonra sessizlik, solukluk gelişir ve bilinç kaybı ortaya çıkar. Daha şiddetli ataklarda kasılmalar ve idrar kaçırma sözkonusu olabilir. Her iki tip atakta bilinç kaybı, idrar ve gaita kontrolünün kaybı, kalp atım sayısında azalma ortak klinik özelliklerdir.

    Katılma nöbetinin nedeni nedir?

    Siyanotik nefes tutma ataklarının mekanizması çok iyi anlaşılamamıştır. Solunumun kimyasal duyarlılığı ve otonom sinir sistemi düzeninde bozukluk olduğu bildirilmektedir. Soluk tipte nefes tutma atakları beyin kan akımında azalmaya neden olan vagal sinir cevabının aşırı olması nedeniyle oluşmaktadır. Göz üzerine yapılacak baskı atakları tetikleyebilir. Soluk tipte atakları olan hastaların %70’inde göz üzerine bası yapılmasına bağlı kalp durması bildirilmiştir.

    Demir eksikliği anemisinin ataklarda önemli rolü olduğu, demir tedavisi ile hastaların %36-50’sinde atakların düzeldiği bildirilmiştir.

    Nasıl tanı konulur?

    Tanı ve ayırıcı tanı hikayeye göre yapılır. Tam kan sayımı yapılması demir eksikliğinin tesbit ve tedavi edilmesi açısından önemlidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisi yararlı olmaktadır. EEG uzun nöbet veya hikayeye göre epileptik nöbet ihtimali dışlanamazsa önerilir. Kardiolojik ailesel bir hastalık olan uzun QT sendromu nadiren katılma nöbetine benzer tablo oluşturabilir. Bu nedenle tüm katılma nöbeti atağı olan hastalarda EKG değerlendirilmelidir.

    Tedavi:

    Önlemek için, çocuğun demir eksikliği varsa tedavi edilmelidir. Anemisi olmayan çocuklarda bile demir tedavisinin yararlı olduğu bildirilmiştir. Sık tekrarlayan ataklarda kullanılan Pirasetam tedavisi ile çocukların %92’si iki ay içerisinde düzelmektedir. Atropin, klonidin ve levatiresetam tedavide kullanılan diğer ilaçlardır.

    Katılma nöbeti olan çocukların daha sinirli, hiperaktif olabileceği ve %29’unda ileri dönemlerde konsantrasyon problemlerinin ortaya çıkabileceği, çok nadiren sık ve uzun süreli atakları takiben kalbin kısa süreli durması, %0.5 ila 11’inde epilepsi gelişebileceği bildirilmiştir.

    Gerek morarma ile giden nöbetlerde gerekse soluk katılma nöbetleri sırasında tablonun çok korkutucu olmasına rağmen katılma nöbetinin iyi prognozlu bir klinik tablo olduğunu aileler bilmelidir.

    Anne ve babaların dikkat etmesi gereken noktalar ve öneriler:

    Atak sırasında çocuğun salgılarının solunum yoluna kaçmasını önlemek için çocuk yan tarafına yatar pozisyona getirilmelidir.

    Çocuğu ağlatmaktan kaçınmak (ve bunun için her dediğini yapmak yerine) ağlayacağı zaman dikkatini başka tarafa çekerek oyalanmalıdır.

    Bebeğin ya da çocuğun yüzüne soğuk su dökmek, bebeği ters çevirmek, sallamak, sarsmak gibi uygulamaların bir anlamı yoktur.

    Katılma nöbeti sırasında beyin kan akımı azalmış olduğu için bilinci kapanmış çocuk dik olarak kucağa alınmamalıdır.

    Bu ataklar normal gelişimsel ve zeka gelişimi üzerine etkisi olmayan iyi karakterdedir.

    Ataklar epilepsi ile ilişkili değildir ve bu nedenle antiepileptik tedavi önerilmez.

    Hastaları izlerken olayın sıklığı ve şiddeti göz önüne alınarak izlem planı yapılır. Örneğin demir eksikliği saptanırsa hemen tedavisi başlanmalı ve tedavi sonrası kontrol edilmelidir. Ağır vakalarda ilaç tedavisi planlanabilir. Seçilecek ilaç hekim tarafından belirlenir.

    Ancak unutulmaması gereken nokta ilgili uzmanın bu klinik tabloya katılma nöbeti tanısını koyması ve benzeri klinik tablolar ile ayırıcı tanısını yapmasıdır

    KAYNAKLAR:
    1.Rathore G, Larsen P, Fernandez C, Parakh M. Diverse presentation of breath holding spells: Two case reports with literature review. Hindawi Publishing Corporation Case Reports in Neurological Medicine 2013, Article ID 603190, 3 pages http://dx.doi.org/10.1155/2013/603190

    2. Olsen AL, Mathiasen R, Rasmussen NH, Knudsen FU. Long-term prognosis for children with breath-holding spells Dan Med Bul 2010; 57: A4217.

    3. Ergul Y, Otar G, Nisli K, Dindar A. Permanent cardiac pacing in a 2.5 month-old infant with severe cyanotic breath-holding spells and prolonged asystole. Cardiology J. 2011; 18: 704-706.

    4-Phillis B. Towards evidence based medicine for paediatricians. Arch Dis Child 2002; 86: 77-81

    5. Mocan H, Yildiran A, Orhan F, Erduran E. Breath holding spells in 91 children and response to treatment with iron. Archive Dis Child 1999;81:261–262

    6, Legge LM, Kantoch MJ, Seshia SS, Soni R. A pacemaker for asystole in breath –holding spell. Paediatr Child Health 2002; 7: 252-254.

  • Febril konvülziyonlar (ateşli havale)

    Febril Nöbetler (FK);

    “1 ay-5 yaş arasında görülen menenjit ve ensefalit gibi santral sinir sistemi (SSS) enfeksiyonu yada akut elektrolit bozukluğu, intoksikasyon gibi tanımlanmış bir neden olmaksızın ve öncesinde geçirilmiş ateşsiz konvülziyon öyküsü olmadan ateşle birlikte ortaya çıkan nöbetlerdir.” (ILAE sınıflaması).

    Çocukluk çağının en sık görülen nöbet tipidir.

    En erken 1. ayda görülür. Çocukların %50’sinde ilk 2 yılda başlar, 6 ay ile 5 yaş arasında en sık görülür ve pik yaptığı dönem 18 aydır. 7 yaş üzerinde nadirdir.

    Ateş sıklıkla 38.5 dereceninüzerindedir.

    Febril nöbet geçiren çocuklarda ateşin yükselmesine yol açan en sık nedenler;

    Üst solunum yolu enfeksiyonları,

    Kulak iltihabı,

    Tonsillit,

    Döküntülü hastalıklar (En sık 6. hastalık)

    İdrar yolu enfeksiyonudur.

    İshallerle birlikte FK görülme sıklığının düşük olduğu bulunmuştur.

    Febril nöbetlerde ateş %80 viral nedenlere bağlıdır.

    Neden Febril Nöbet geçirilir?

    Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Genetik yatkınlığın önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Ailede FK öyküsü olması ilk ve tekrarlayan FK için kesin risk faktörüdür. Kardeşler ve anne-babada FK öyküsü olduğunda risk 2 kat artmaktadır.

    FK’lu çocukların annelerinde ateşsiz nöbet ve epilepsi görülme oranı, normal popülasyondan daha fazladır.

    Diğer ileri sürülen nedenler; sitokinler, nörotransmitter adı verilen maddeler, ısı düzenlemesindeki bozukluklar, sinir sistemi olgunlaşmasında gecikme, çinko ve demir eksikliğidir.

    Klinik bulgular nelerdir?

    Sıklıkla kısa süreli, tüm vücutta kasılma ve gevşeme (jeneralize tonik-klonik), hastanın pelte gibi olduğu (atonik),nadiren vücudun belli bölgelerinde kasılmalar ile giden (Parsiyel) nöbetler şeklinde ortaya çıkar. Çoğunlukla birkaç dakikada keniliğinden durur. Nadiren belli bir bölgeden başlayarak tüm vücuda yayılabilir. Başlangıçda ağlama, bilinç kaybı ve kaslarda sertleşme, solunum duraklaması görülebilir. Daha sonra yüz ve ekstremitelerde tekrarlayan sıçramalar görülebilir.

    Nöbet özelliklerine göre basit ve komplike olmak üzere 2 tipe ayrılır.

    Febril Konvülziyonda tanı nasıl konulur?

    Febril nöbetlerde tanı öykü ve muayene ile konur. Ateşin özellikleri, derecesi, eşlik eden diğer belirtiler, ayrıntılı nöbet öyküsü nörolojik gelişim ve ailede ateşli veya ateşsiz nöbet, epilepsi öyküsü önemlidir.

    Elektroensefalografi (EEG): FK’lu çocuklarda sıklıkla EEG çekilmektedir. Ancak tanı değeri sınırlıdır ve FK’ya özgü EEG bulgusu yoktur. Rutin olarak yapılması önerilmemektedir. Basit FK’da %60 normaldir. Komplike FK’da ise öncesinde nöromotor gelişim bozukluğu ve ailede FK öyküsü olanlarda nadiren EEG anormalliği saptanabilir.

    EEG dalgaları ateş ve viral enfeksiyonlarda etkilidir. Bu nedenle Febril nöbet geçiren hastalarda EEG nöbetten 7-10 gün sonra çekilmelidir. Basit FK’da bilgisayarlı beyin tomogrofisi (BBT) ve Manyetik Rezonans (MRG) gereksizdir. Ancak kafa içi basıncı artması, fokal nörolojik bulgular varsa, komplike FK’da nörolojik bulgu varsa ve febril status epileptikus sözkonusu ise BBT veya MRG yapılabilir.