Kategori: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

  • Ensefalit

    Ensefalit beynin virüsler tarafından enfeksiyonu anlamına gelmektedir. Virüsler bakteriler gibi mikroptur ve bulaşıcıdır. Bakterilerden farklı bir yapıya sahip olan virüsler antibiyotiklerle yok olmazlar.

    Ensefalitlerin en sık bulgusu ateş ile birlikte olan baş ağrısı, bulantı, kusma, konfüzyon (yer, zaman, kişi bilgisinde karıştırmalar)’dur. Hastalık ilerledikçe nörolojik kayıplar, epilepsi nöbetleri ve felçler ortaya çıkabilir.

    Ensefalit etkenlerinin başında herpes virüsler gelmektedir. Bunlar içinde en çok korkulanı herpes simlpex tip I’dir. Herpes dışında başka pek çok virüs’da ensefalit yapabilir.

    Ensefalit tanısının konmasında en önemli basamak hastanın şikayetlerinin ve nörolojik bulgularının değerlendirilmesidir. Bunu beyin görüntülemesi, tercihen ilaçlı beyin MR’ı izler. Sıklıkla kesin tanı için de beyin omurilik sıvısının (bel suyu) incelemesi de gereklidir.

    Ensefalit tedavisinde temel hedef etken herpes virüs ise bunun tedavisidir. Bunun nedeninin elimizde diğer virüslere karşı yeterli etkinlikte antivirallerin olmaması olduğu kadar, herpes dışındaki diğer virüslerin de sıklıkla kalıcı nörolojik kayıplara neden olmamasıdır. Herpes virus enfeksiyonu varlığında veya şüphesinde damar içine uygulanan tedavi verilmelidir.

    Herpes simpleks virüs (HSV), çift sarmal DNA içeren zarflı bir virüs olup enfeksiyonları insanlar arasında sık görülür. HSV-1 ve HSV-2 olmak üzere iki suşu tanımlanmıştır. Bu her iki HSV suşu başlıca deri, mukozalar, göz, merkezi sinir sistemi (MSS) ve genital organları tutar; ayrıca sistemik hastalık tablosuna da neden olabilir. HSV-1 deri ve mukozayı, HSV-2 ise genital organları ve annenin genital traktusu yoluyla da yenidoğanları enfekte eder

    HSV Ensefaliti

    HSV’nin neden olduğu SSS’nin fatal seyirli olabilen bir enfeksiyon hastalığıdır.

    Akut sporadik viral ensefalitlerin en sık nedenidir.

    Tedavisiz mortalite oranı yüksektir. Erken tanı ve tedavi önemlidir. Yıllık insidansı milyonda 2–3’tür. Herpes ensefalit vakalarının %95’i HSV-subtip 1’dir.

    HSV-1 ile ilişkili enfeksiyonların üçte ikisinden fazlası daha önce virüse maruz kalmış bireylerde endojen latent HSV-1’in reaktivasyon kazanması sonucu gelişirken; geriye kalan enfeksiyonlar ise daha önce HSV’ye maruz kalmamış bireylerde primer enfeksiyon sonucu gelişmektedir.

    Virusler vücuda orofarengial mukoza, konjonktiva ve hasarlanmış deriden girerler.

    TANI

    EEG ve görüntüleme tanıda yardımcı- HSE’de patognomonik bir EEG paterni yoktur.

    Kranyal MR-BT

    HSV ensefalitinde karakteristik olarak temporal lobda fokal hemorajik nekroz meydana gelir. Bu özellik diğer ensefalitlerden ayırıcı bir bulgudur.

    HSV Ensefalitinde mortalite oranı %0-10 arasında değişmektedir.

    En sık nörolojik sekeller nöropsikolojik bozukluk, davranış-dil bozukluğu, fokal motor defisit ve/veya epilepsidir.

    Ateş, bilinç bozukluğu, nörolojik defisit ile gelen olgularda özellikle HSV ensefaliti düşünülmeli ve zaman kaybedilmeden tedavisi başlanmalıdır. Böylece hem mortalite hem de morbidite azalacaktır.

  • Çocuğum tırnaklarını yiyor!

    Tırnak yeme davranışı anne babaları en çok tedirgin eden durumlardan biridir.Toplumda da kabul görmeyen bir davranıştır. Çocuğunuzu bu konuda yargılayıp eleştirmeden önce ilk adım onun neler yaşadığını anlayabilmenizdir. Günlük hayatındaki olumsuz bir olay,sıkıntı veya gerginliğin bir sonucu olabilir. Bir diğer neden de taklittir. Ailedeki veya yakın çevresindeki herhangi birinin tırnak yeme alışkanlığını taklit ediyor olabilir. Günlük olarak çocuğunuzla konuşmayı gün içinde neler yaptığını sormayı ve cevaplarını gerçekten dinlemeyi unutmayın. Sorunlarını birlikte çözüm bulun.Önerdiğiniz çözümün onun günlük hayatıyla uyumlu ve uygulanabilir olmasına özen gösterin.

    Tırnak yeme davranışı nedeniyle asla cezalandırmayın.Tehdit etmeyin. Bu hareketinizin çocuğu daha çok strese sokacağını ve davranışını pekiştireceğini unutmayın.

    Tırnak yediği zaman onun dikkatini dağıtacak aktiviteler yaratın.Hareket üzerine yoğunlaşmayın. Ona hareketiyle ilgili birşeyler söylemek istiyorsanız bunu başka bir zamanda yumuşakça incitici olmadan yapın. Ellerini meşgul edecek aktiviteler (resim yapma vb)tırnak yeme davranışından uzaklaştıracaktır. Kendi tırnak yeme alışkanlığınız varsa beraber bundan kurtulacağınızı söyleyerek onu da yüreklendirin.Tablolar yaparak başarılı geçen günleri işaretleyin.Bu alışkanlığı yok etmek için kullanacağınız acı ojelerin altta yatan sebebi ortadan kaldırmadan bir işe yaramayacağını unutmayın.Küçük çocuklarda parmak uçlarına renkli yara bantları takarak süreci neşelendirebilirsiniz.Çocuğunuzun bu kurtulma sürecini bir oyun gibi algılamasına yardımcı olacaktır.

    Çocuğunuzla hergün göz göze bakışarak, gerçekten iletişim kurmak birçok sorunun çözümü olabilir!

  • Doğumsal kalp hastalıkları

    Çocuğunuzda doğumsal kalp hastalığı olması kalbinde yapısal bir problemle birlikte doğduğu anlamına gelir.

    Çocuklardaki doğumsal kalp hastalıklarından bazısı basittir ve tedavi gerektirmez. Örneğin kalp boşlukları arasındaki bazı küçük delikler kendiliğinden kapanabilir. Çocuklarda görülen diğer doğumsal kalp hastalıkları daha karmaşık olup birkaç yıl içinde birkaç operasyon yapılması gerekebilir.

    Çocuğunuzda doğumsal bir kalp hastalığı olduğunu öğrenmek şimdi ve ilerisi için çocuğunuzun sağlığı ile ilgili endişe duymanıza neden olabilir. Fakat çocuğunuzun hastalığı hakkında bilgi sahibi olmanız durumu anlamanızı ve ilerleyen ay ve yıllar içinde neler beklemeniz gerektiğini bilmenizi sağlar.

    BELİRTİLER

    Ciddi doğumsal kalp hastalıkları genellikle doğumdan hemen sonra veya yaşamın ilk birkaç ayı içerisinde ortaya çıkar. Belirti ve bulguları şunlardır:

    Ciltte soluk gri veya mavi renk (siyanoz)

    Hızlı nefes alma

    Burun kanatlarının solunuma katılması (burun deliklerinin nefes alırken genişlemesi)

    Nefes alırken hırıltı/hışıltı

    Bacak, karın veya göz çevresinde şişlik

    Kilo alma sorununada yol açan beslenme sırasındaki nefes darlığı

    Daha hafif olan doğumsal kalp hastalıkları çocuğunuzda herhangi fark edilebilir bir belirti olmayacağından dolayı çocukluk çağının sonuna kadar tanı almayabilir. Daha büyük çocuklarda ortaya çıkabilen bulgu ve belirtiler şunlardır:

    Egzersiz ve aktivite sırasında kolayca gelişen nefes darlığı

    Egzersiz ve aktivite sırasında çabuk yorulma

    El, ayak bileği ve ayaklarda şişlik

    Ne zaman doktora gitmeli?

    Ciddi doğumsal kalp hastalıkları genellikle çocuk doğmadan önce (fetal ekokardiyografi) veya doğduktan hemen sonra tanı alır. Yukarıdaki bulgu ve belirtilerin bebeğinizde olduğunu fark ederseniz doktorunuzu arayın.

    Çocuğunuz büyürken hafif kalp hastalığının bulgu ve belirtilerini fark ederseniz doktorunuzu arayın. Doktorunuz size bu belirtilerin kalp hastalığına mı yoksa başka tıbbi bir duruma mı bağlı olduğunu söyleyecektir.

    NEDENLERİ

    NORMAL KALP ANATOMİSİ

    Kalbimiz ikisi sağda, ikisi solda olmak üzere 4 boşluktan oluşur. Esas görevini – vücuda kan pompalamak – yaparken sağ ve sağ taraflarını farklı görevler için kullanır. Kalbin sağ tarafı kanı pulmoner arter adı verilen damarlar ile akciğerlere gönderir. Akciğerlerde oksijenlenen kan pulmoner venler ile kalbin sol tarafına geri döner. Daha sonra kalbin sol tarafı kanı aorta ve vücudun geri kalan yerlerine pompalar.

    Kalp hastalıkları nasıl oluşur?

    Gebeliğin ilk 6 haftasında kalp şekil almaya ve atmaya başlar. Kalbe giren ve çıkan ana damarlar da gebeliğin bu kritik döneminde oluşmaya başlar.

    Bebeğin gelişiminin bu noktasında kalp hastalıkları gelişmeye başlayabilir. Araştırmacılar bu hastalıklara tam olarak neyin neden olduğundan emin olmasa da genetik, bazı tıbbi durumlar, ilaçlar ve sigara gibi çevresel faktörlerin rol oynadığını düşünmektedirler.

    DOĞUMSAL KALP HASTALIĞI ÇEŞİTLERİ:

    Doğumsal kalp hastalıklarının birçok şekli vardır.

    Sınıflandıracak olursak;

    KALP DELİKLERİ: Kalp boşlukları veya kalbi terk eden ana kan damarları arasında delik olabilir. Bu delikler oksijence zengin kanın oksijen seviyesi düşük olan kan ile karışmasına neden olur. Delikler büyük olup fazla miktarda kan karıştığında, çocuğun vücudunda dolaşacak olan kan taşıması gerektiği kadar oksijen taşıyamaz.

    Kanın yeteri kadar oksijenlenememesi çocuğun cildinin veya el tırnaklarının mavi renkte görünmesine neden olabilir. Akciğerlere oksijence zengin ve fakir kanın ikisinin de gitmesinden dolayı bebeğinizde nefes darlığı, irritabilite (huzursuzluk) ve bacaklarda şişlik gibi konjestif kalp yetmezliği bulguları da gelişebilir. Ventriküler septal defekt(kısa adıyla VSD) kalbin alt yarısındaki sağ ve sol boşluklar (ventrikül-karıncık) arasındaki deliktir.

    Üst kalp boşlukları (atrium-kulakçık) arasında bir delik olduğunda ise buna atrial septal defekt(kısa adıyla ASD) denir. Patent duktus arteriyozus pulmoner arter (oksijence fakir kan içerir) ile aort (oksijence zengin kan içerir) arasında bir açıklığa neden olan hastalıktır. Komplet atrioventriküler septal defekt(kısa adıyla AVSD) ise kalbin ortasında bir deliğin olduğu durumdur.

    AZALMIŞ KAN AKIMI: Kalp hastalığı nedeniyle kan damarları veya kalp kapakları daraldığında kalbin kanı pompalayabilmesi için daha fazla çalışması gerekir. Bu tip kalp hastalığının en yaygın şekli pulmoner stenoz(kısa adıyla PS) ‘dur.

    Pulmoner arter ile sağ ventrikülden akciğerlere kan akımını sağlayan kapakta düzgün çalışmasını engelleyecek derecede ciddi bir darlık olduğu durumlarda meydana gelir. Obstrüktif defektlerin bir başka şekli aort stenozu(kısa adıyla AS) ‘dur. Bu durumda, sol ventrikülden aort ile vücuda kan gönderilmesini sağlayan kapak çok daralmıştır.

    Daralan kapaklar kalp kasını daha çok çalışmaya zorlar, zamanla kalınlaşmaya ve kalpte büyümeye neden olur.

    ANORMAL KAN DAMARLARI: Bazı doğumsal kalp hastalıkları kalbe gelen ve kalpten çıkan kan damarlarının düzgün oluşmaması veya olması gereken pozisyonda olmaması sonucu meydana gelir. Büyük arterlerin transpozisyonu(kısa adıyla BAT/TGA) adı verilen hastalık anormal kan damarlarının neden olduğu bir durumdur. Pulmoner arter ve aortun kalbin ters taraflarında olması ile meydana gelir.

    Aort koarktasyonu denilen durum vücuda kan sağlayan ana damarın daralması sonucu meydana gelir. Aort koarktasyonu yüksek kan basıncına neden olur. Total pulmoner venöz dönüş anomalisi (TPVDA) akciğerlerden çıkan kan damarlarının kalbin yanlış bölgelerine bağlanması ile oluşur.

    KALP KAPAK ANOMALİLERİ: Kalp kapakları düzgün şekilde açılıp kapanamadığında kan rahatça akamaz. Bu tip kalp hastalıklarının bir örneği Ebstein anomalisidir.

    Ebstein anomalisinde sağ atrium ve sağ ventrikül arasındaki triküspid kapak kusurludur ve sıklıkla kan kaçırır. Bir diğer örnek ise pulmoner atrezi (PA) ‘dir. Pulmoner kapak yoktur, akciğerlere anormal kan akımına neden olur.

    AZ GELİŞMİŞ KALP: Bazen kalbin ana kısımları düzgün şekilde gelişmez.

    Örneğin hipoplastik sol kalp sendromu (HLHS), kalbin sol tarafı kanı vücuda yeterli şekilde pompalayabilecek kadar gelişmemiştir.

    BU HASTALIKLARIN KOMBİNASYONU: Bazı bebekler birkaç kalp hastalığı ile birlikte doğar. Fallot tetralojisi(Tetralogy of Fallot-TOF) 4 ayrı defektin kombinasyonudur: kalp boşlukları arasındaki duvarda delik, sağ ventrikül ve pulmoner arter arasında kan geçişinde azalma, aortun kalp ile bağlantısında öne kayma (ata binen aort görünümü) ve sağ ventrikül kasında kalınlaşma.

    RİSK FAKTÖRLERİ

    Doğumsal kalp hastalıklarının çoğu çocuğun kalp gelişiminin erken evrelerinde meydana gelen sorunlardan kaynaklanır, nedeni ise bilinmemektedir. Fakat bazı çevresel ve genetik risk faktörleri rol oynayabilir.

    Bunlar;

    Rubella (Kızamıkçık, Alman kızamığı): Gebelik sırasında rubella geçirmek bebeğin kalp gelişminde sorunlara neden olabilir. Gebelikten önce doktorunuz bu viral hastalık için immünolojik testleri yapabilir ve bağışıklığınız yoksa aşılayabilir.

    Diyabet: Bu kronik hastalık bebeğin kalp gelişimini engelleyebilir. Gebe kalmaya çalışırken ve gebelik sırasında diyabetinizi dikkatli şekilde kontrol altında tutarak riski azaltabilirsiniz. Gebelik (gestasyonel) diyabeti genellikle bebekte kalp hastalığı gelişme riskini artırmaz.

    İlaçlar: Gebelik sırasında alınan bazı ilaçlar doğumsal kalp hastalıklarını da kapsayan doğum kusurlarına neden olabilir. Gebe kalmaya çalışmadan önce aldığınız tüm ilaçların listesini doktorunuza verin. Doğumsal kalp hastalığı riskini artırdığı bilinen ilaçlar arasında talidomid (Thalomid), akne tedavisinde kullanılan isotretinoin (Amnesteem, Claravis, Sotret), lityum ve valproat gibi havale (antiepileptik) ilaçları yer alır.

    Gebelik sırasında alkol kullanımı: Doğumsal kalp hastalığı riskini artırdığından dolayı gebelik boyunca alkolden uzak durulmalıdır.

    Sigara: Gebelik boyunca sigara içmek bebekte doğumsal kalp hastalığı olasılığını artırır.

    Kalıtım: Doğumsal kalp hastalıkları bazen birden çok aile üyesinde görülür ve bu durum bazı genetik sendromlarla ilişkilidir. Fazladan bir 21. Kromozomun neden olduğu Down Sendromlu çocukların %50’sinde kalp hastalığı bulunur. 22. Kromozom üzerindeki genetik materyalin bir kısmının kaybı (delesyon) da kalp hastalıklarına neden olur. Fetal gelişim sırasında bazı hastalıklar genetik test ile tespit edilebilir. Doğumsal kalp hastalığı olan bir çocuğunuz varsa bir genetik danışman tarafından bir sonraki çocuğunuzda da olma olasılığı tahmin edilebilir.

    KOMPLİKASYONLAR

    Doğumsal kalp hastalığı ile meydana gelebilecek bazı komplikasyonlar şunlardır;

    Konjestif kalp yetmezliği: Kalbin kanı vücuda pompalamasını zorlaştıran bu ciddi komplikasyon ciddi kalp hastalığı olan bebeklerde meydana gelebilir. Konjestif kalp yetmezliği bulguları arasında hızlı nefes alma, çoğunlukla nefes darlığı ve yetersiz kilo alımı bulunur.

    Büyüme ve gelişmenin yavaşlaması: Daha ciddi kalp hastalığı olan çocuklarda büyüme ve gelişme normal çocuklara göre daha yavaştır. Aynı yaştaki diğer çocuklardan daha küçük olabilir ve eğer sinir sistemi etkilenmişse diğer çocuklardan daha geç yürümeye ve konuşmaya başlar.

    Kalp ritim bozuklukları: Kalpteki ritim sorunları doğumsal kalp hastalığının kendinden veya doğumsal kalp hastalığını düzeltmek amaçlı yapılan ameliyatlar sonrası gelişen skardan (yara izi) kaynaklanabilir.

    Siyanoz: Çocuğun doğumsal kalp hastalığı oksijence zengin ve fakir kanın kalpte karışmasına neden oluyorsa çocuğun cildinin gri-mavi renk almasına yol açar. Buna siyanoz adı verilir.

    İnme (felç): Yaygın karşılaşılan bir durum olmasa da bu komplikasyon, doğumsal kalp hastalığı bulunan bazı çocuklarda kalpteki bir delikten geçerek beyne ulaşan kan pıhtısına bağlı gelişir. İnme aynı zamanda doğumsal kalp hastalığını düzeltici bazı ameliyatların olası komplikasyonlarından biridir.

    Psikolojik sorunlar: Doğumsal kalp hastalığı bulunan bazı çocuklar kendini güvensiz hissedebilir veya boyutlarından, aktivite kısıtlamalarından veya öğrenme güçlüklerinden dolayı duygusal sorunlar yaşayabilirler. Çocuğunuzun ruh halinden endişe ediyorsanız doktorunuzla konuşun.

    Yaşam boyu takip: Doğumsal kalp hastalığı bulunan çocukların tedavisi ameliyat veya ilaçlarla bitmeyebilir.

    Endokardit: Kalp hastalığı bulunan çocuklar artmış kalp dokusu enfeksiyonu (endokardit), kalp yetmezliği ve kalp kapak bozuklukları riski nedeniyle kalp problemlerine çok dikkat etmelidir. Doğumsal kalp hastalığı bulunan çocukların çoğunun yaşam boyu bir kardiyolog tarafından düzenli şekilde görülmesi gerekmektedir.

    POLİKLİNİK RANDEVUSUNDA NELERE DİKKAT EDELİM

    Çocuğunuzda yaşamı tehdit eden bir kalp hastalığı varsa doğumdan hemen sonra veya doğumdan önce gebelik sırasındaki rutin incelemeler ile tespit edilecektir.

    Bebeklik veya çocukluk çağında çocuğunuzda bir kalp hastalığı olabileceğinden şüphe ederseniz doktorunuzla konuşun. Çocuğunuzdaki belirtileri tarif etmeye ve bazı kalp hastalıklarının kalıtsal olmasından dolayı detaylı ailede hastalık öyküsü vermeye hazırlıklı olun.

    Doktor çocuğun annesinde doğumsal kalp hastalığı riskini artıran herhangi bir tıbbi durum olup olmadığını veya gebelik boyunca herhangi bir ilaç veya alkol kullanıp kullanmadığını öğrenmek isteyecektir.

    Neler yapılabilir?

    Kalp hastalığı ile ilişkili gibi görünmese bile çocuğunuzdaki tüm bulgu ve belirtileri not edin. Her bir belirtinin ne zaman başladığını not edin.

    Çocuğun annesinin aldığı tüm ilaç, vitamin ve mineral listesini çıkarın.

    Doktora sormak istediğiniz soruları not edin.

    Poliklinik koşullarında genellikle görüşme zamanınız kısıtlıdır. Bu yüzden soruların bir listesinin oluşturmak zamanı daha iyi kullanmanıza yardımcı olacaktır.

    Soru örnekleri:

    Bu belirti ve bulgular aile öykümüz ile ilişkili midir?

    Çocuğuma hangi testlerin yapılması gerekiyor? Bu testler herhangi bir özel hazırlık gerektiriyor mu?

    Çocuğumun tedaviye ihtiyacı var mı? Varsa ne zaman?

    En iyi tedavi seçeneği nedir?

    Çocuğumda herhangi bir uzun dönem komplikasyonu gelişeceğini düşünüyor musunuz?

    Olası komplikasyonları nasıl izleyebiliriz?

    Başka çocuklarımda bu durumun meydana gelme olasılığı nedir?

    Eve götürebileceğim herhangi bir broşür veya yazılı materyal var mı? Hangi internet sitelerini öneriyorsunuz?

    Doktorunuzdan neler beklemelisiniz?

    Doktorunuz size bazı sorular soracaktır. Bunları yanıtlamaya hazır olmanız üzerinde durmak istediğiniz konular için daha fazla vakit ayırabilmenize yardım edecektir.

    Doktorların sıkça sorduğu sorular:

    Çocuğunuzdaki belirtileri ilk ne zaman fark ettiniz?

    Belirtileri tarif edebilir misiniz?

    Bu belirtiler ne zaman ortaya çıktı?

    Belirtiler devamlı mı, arada bir mi oluyor?

    Belirtiler daha kötüye gidiyor gibi mi?

    Ailenizde doğumsal kalp hastalığı olan biri var mı?

    Belirtileri hafifletiyor gibi görünen herhangi bir şey var mı?

    Çocuğunuz istenilen düzeyde büyüyormu?

    TESTLER VE TANI

    Muayenede kalp üfürümü duyulması ile kalp hastalığınden şüphelenilir. Üfürüm, kanın kalpte veya kan damarlarında anormal şekilde akması ile duyulan bir sestir. Doktor üfürümü stetoskopla duyabilir.

    Çoğu üfürüm masum üfürümdür, yani herhangi bir kalp hastalığı yoktur ve üfürüm çocuğunuzun sağlığı için herhangi bir tehlike teşkil etmez. Fakat bazı üfürümler çocuğunuzda bulunan kalp hastalığına bağlı olarak kanın anormal şekilde akması ile duyulur.

    DOĞUMSAL KALP HASTALIĞININ TANISI İÇİN HANGİ TESTLER YAPILIR?

    Çocuğunuzda kalp hastalığı olma ihtimali varsa, doktorunuz çocuğun kalbinde bir sorun olup olmadığını belirlemek için bir takım testler isteyebilir. Ayrıntılı muayeneye ek olarak aşağıdaki testler yapılabilir;

    Fetal ekokardiyografi: Bu test doktora çocuk doğmadan önce herhangi bir kalp hastalığı olup olmadığı konusunda fikir verir ve tedavinin daha iyi planlanmasına olanak sağlar. Bu test için ultrason kullanılır. Ultrasondan çıkan ses dalgaları bebeğin kalbinin bir görüntüsünü oluşturur.

    Ekokardiyografi: Doğumdan sonra kalp hastalığı tanısı için ekokardiyografi yapılır. Kalbin görüntüsünü oluştumak için ultrason kullanır. Ekokardiyografi doktora kalbin hareketli görüntüsü izlenir, kalp kası, büyük damarlar ve kapaklardaki anormallikleri tespit edilir.

    Elektrokardiyografi (EKG): Girişimsel olmayan bu test çocuğun kalbinin elektriksel aktivitesini kaydeder ve kalp hastalıkları veya ritim problemlerinin teşhis edilmesine yardım eder. Bilgisayara ve yazıcıya bağlı olan elektrotlar bebeğin göğsüne yerleştirilir ve kalbin nasıl çalıştığını gösteren dalgaları gösterir.

    Göğüs filmi: Kalbin büyüyüp büyümediğini veya akciğerlere fazla kan gidip gitmediğini görmek için çocuğunuza göğüs filmi çekilebilir. Bunlar kalp yetmezliğinin bulgularıdır.

    Pulse oksimetre: Bu test çocuğunuzun kanında ne kadar oksijen olduğunu ölçer. Çocuğunuzun parmak ucu üzerine yerleştirilen bir sensör ile kandaki oksijen seviyesi kaydedilir. Çok düşük oksijen seviyeleri çocuğunuzda bir kalp hastalığı olabileceğini düşündürür.

    Kalp kateterizasyonu: Bu testte ince, esnek bir tüp (kateter) bebeğin kasık bölgesindeki bir kan damarından sokulur ve kalbe yönlendirilir. Ekokardiyografiye göre kalp hastalığının daha detaylı görüntüsünü verdiği için bazen kateterizasyon gerekli olmaktadır. Ek olarak tedavi amaçlı yapılan bazı işlemler de kalp kateterizasyonu sırasında yapılabilmektedir.

    TEDAVİ VE İLAÇLAR

    Doğumsal kalp hastalığının çocuğunuzun sağlığı üzerine uzun dönemde bir etkisi olmayabilir. Bazı durumlarda bu hastalıklar güvenli şekilde tedavi almadan gidebilir. Küçük delikler gibi bazı defektler çocuğunuz büyüdükçe düzelebilir.

    Fakat bazı kalp hastalıkları ciddidir ve tespit edildikleri anda hemen tedavi edilmesi gerekir. Çocuğunuzdaki kalp hastalığının türüne bağlı olarak doğumsal kalp hastalıkları şu yöntemlerle tedavi edebilir;

    Kateterle girişimsel işlemler: Bazı çocuk ve yetişkinlerin doğumsal kalp hastalıkları göğsü ve kalbi cerrahi olarak açmadan onarıma izin veren kateterizasyon teknikleri ile onarılır. Kateterizasyon kullanılan bu tekniklerde doktor bacak venine ince bir tüp sokarak kateterin röntgen görüntüleri yardımı ile kalbe gitmesini sağlar. Kateter defektin olduğu bölgede konumlandırıldığında, defekti onarmak için kateterden ince araçlar geçirilir.

    Kateter işlemleri genellikle darlık bölgelerini ve delikleri onarmak için kullanılır. Atrial septal defekt gibi kalpteki deliği onarmak için kan damarları yolu ile bir kateter deliğe ulaştırılır. Kateterde şemsiye benzeri açılan ve bırakılan bir araç bulunur. Bu deliği kapatır ve zamanla aracın üzerinde normal doku gelişir. Pulmoner kapak stenozu gibi darlıkları onarmak için kateter darlık bölgesinde şişirilecek küçük bir balonla açılır. Böylece kanın akması için daha geniş bir alan yaratılmış olur.

    Açık kalp ameliyatı: Bazı vakalarda kalp defekti kateterle onarılamayabilir. Bu durumda defekti kapatmak için ameliyat gerekebilir. Çocuğunuzun ihtiyaç duyduğu ameliyatın şekli defektin derecesine bağlı olarak değişir. Kalp delikleri gibi bazı doğumsal kalp hastalıkları için minimal girişimsel kalp ameliyatı bir seçenek olabilir. Fakat doğumsal kalp hastalıkları genellikle açık kalp ameliyatı ile düzeltilir.

    Her iki ameliyat biçimi de geçici olarak kalbin durdurulmasını ve ameliyat sırasında kanın vücutta dolaşması için bir kalp-akciğer makinesi kullanımını gerektirir. Bu iki ameliyat arasındaki büyük fark; minimal girişimsel işlemde cerrahların kaburgalar aracılığı ile sadece küçük delikler açarak ameliyat yapabilmesi, açık kalp ameliyatında ise göğsün açılmak zorunda olmasıdır. Bu ameliyatlar büyük tıbbi işlemlerdir ve çocuğunuz için kayda değer bir iyileşme süresi gerekebilir.

    Kalp nakli: Ciddi bir kalp hastalığı ameliyatla tedavi edilemediği durumlarda kalp nakli bir seçenek olabilir.

    İlaçlar: Özellikle geç çocukluk ve yetişkinlik çağında tespit edilen bazı hafif doğumsal kalp hastalıkları kalbin daha etkin bir şekilde çalışmasına yardım eden ilaçlarla tedavi edilebilir. Bazı durumlarda ise doğumsal kalp hastalığı ameliyat edilemez veya tamamen onarılamaz. Bu vakalarda ilaç tedavisi bir seçenek olabilir.

    Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri, anjiyotensin II reseptör blokerleri (ARBs), beta blokerler olarak bilinen ilaçlar ve vücutta sıvı kaybını sağlayan ilaçlar (diüretikler) kan basıncını, kalp hızını ve göğüsteki sıvı miktarını düşürerek kalp üzerindeki stresin azalmasını sağlar. Düzensiz kalp atımları (aritmiler) için de bazı ilaçlar reçete edilebilir.

    Bazen kombine tedavi gerekebilir. Buna ilaveten yıllar içinde bazı kateter veya cerrahi işlemlerin kademeli şekilde yapılması gerekebilir. Çocuk büyüdükçe diğerlerinin tekrarlanması gerekir.

    UZUN SÜRELİ İZLEM VE KISITLAMALAR

    Doğumsal kalp hastalığı olan bazı çocuklarda yaşam boyunca birden fazla işlem veya ameliyat gerekebilir. Kalp hastalığı olan çocuklarda sonuçlar çarpıcı şekilde iyileşse de çok basit defekti olanlar haricinde çoğu kişide tedavi düzeltici ameliyat sonrasında da devam etmektedir.

    Yaşam boyu izlem ve tedavi: Çocuğunuza kalp defektini tedavi etmek için ameliyat yapılmışsa bile hayatının geri kalanında durumunun izlenmesi gerekir.Önce çocuk kardiyoloğu tarafından, daha sonra da yetişkin kardiyoloğu tarafından takip edilir. Doğumsal kalp hastalığı başka tıbbi sorunlara neden olarak çocuğunuzun yetişkin yaşamını etkileyebilir.

    Çocuğunuz büyüdükçe kalp durumu ve devam eden tedavisi hakkında anımsatmalarda bulunmanız önemlidir. Çocuğunuzu kalp hastalığı ve hastalığı tedavi etmek amaçlı yapılan işlemler konusunda bilgi sahibi olması için cesaretlendirin.

    Egzersiz kısıtlamaları: Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların ailesi tedavi sonrasında yorucu oyunlar ve aktivitelerin risklerine yönelik endişe duyarlar. Bazı çocuklarda bazı egzersizlerin kısıtlanması gerekse de çoğu normal veya normale yakın aktivitelerde yer alabilir.

    Doktor çocuğunuz için hangi aktivitelerin güvenli olduğunu size söyleyebilir.

    Bazı aktiviteler açık şekilde tehlike arz ettiğinde çocuğunuzu yapamayacağı şeyler yerine yapabileceği diğer aktivitelerde yer alması için teşvik edin. Her çocuk farklı olsa da, doğumsal kalp hastalığı olan çoğu çocuk sağlıklı ve üretken yaşayarak büyür.

    Enfeksiyonu önleme: Çocuğunuzdaki doğumsal kalp hastalığı tipine ve düzeltmek için yapılan ameliyatın şekline bağlı olarak çocukta enfeksiyonu önlemek için ilave tedbirler alınması gerekebilir. Doğumsal kalp hastalıkları kalbin iç yüzü ve kalp kapaklarının enfeksiyon (infektif endokardit) riskini artırabilir. Bu riskten dolayı çocuğunuzun geçireceği bir ameliyat veya diş işlemleri öncesi enfeskiyonu önlemek için antibiyotik kullanması gerekebilir. Yapay kalp kapağı gibi yapay materyal veya araçlar ile onarılmış kalp hastalığı olan çocuklarda enfeksiyon riski daha yüksektir. Geçen 6 ay içinde yapay bir araç konulması için ameliyat edilmiş çocuklar da yüksek enfeksiyon riski ile karşı karşıyadır. Çocuğunuz için koruyucu antibiyotik gerekip gerekmediğini özellikle diş tedavisi öncesi doktorunuza sorun.

    HASTALIKLA YAŞAMA VE DESTEK

    Doğumsal kalp hastalığı tedavisinden sonra bile çoğu ailenin çocuklarının sağlığı hakkında endişe duyması doğaldır. Doğumsal kalp hastalığı olan çoğu çocuk hasta olmayan çocukların yaptığı şeylerin aynısını yapabilse de çocuğunuzda doğumsal kalp hastalığı varsa aklınızda tutmanız gereken birkaç şey vardır. Bunlar;

    Gelişimsel sorunlar: Ameliyat veya işlemlerden sonra doğumsal kalp hastalığı olan bazı çocuklarda iyileşme süresi uzun sürdüğü için yaşıtlarına göre gelişimsel olarak geride kalabiliyorlar.

    Bazı çocuklardaki zorluklar okul yıllarına kadar sürebiliyor ve okuma-yazma öğrenmede zorluk yaşayabiliyorlar. Çocuğunuzdaki gelişimsel zorlukları yenmenin yollarını doktorunuzla konuşun.

    Duygusal sorunlar: Gelişimsel sıkıntılar yaşayan çoğu çocukta okul çağına geldiğinde kendine güven azlığı ve bazı duygusal sorunlar yaşanabilir. Bu konuda doktorunuzla konuşmanız, aileler için destek grupları veya çocuk için bir terapist veya psikologla görüşülmesi yardımcı olabilir.

    Destek grupları: Ciddi sağlık problemleri yaşayan bir çocuğa sahip olmak kolay değildir ve hastalığın ciddiyetine bağlı olarak çok zor ve korkutucu olabilir.

    Aynı durumu yaşayan diğer aileler ile konuşmak sizi daha rahat hissettirebilir ve size cesaret verir.

    KORUNMA

    Çoğu doğumsal kalp hastalığının kesin sebebi bilinmediğinden bu durumlardan korunmak mümkün olamayabilir. Fakat aşağıdaki gibi çocuğunuzda doğum defektleri ve kalp hastalığı riskini azaltmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır:

    Rubella (Kızamıkçık, Alman kızamığı) aşısı yaptırın. Gebelik sırasında geçireceğiniz rubella enfeksiyonu bebeğinizin kalp gelişimini etkileyebilir. Gebe kalmadan önce aşılandığınızdan emin olun.

    Kronik hastalıklarınızı kontrol altında tutun. Diyabetiniz varsa, kan şekerini kontrol altında tutmanız kalp hastalığı riskini azaltabilir.

    Epilepsi gibi ilaç kullanmanızı gerektiren başka kronik hastalıklarınız varsa ilaçların risk ve faydalarını doktorunuzla konuşun.

    Zararlı maddelerden uzak durun. Gebelik boyunca güçlü kokulu ürünlerle resim ve temizlik yapmayı başkasına bırakın. Ayrıca öncelikle doktorunuza danışmadan herhangi bir ilaç, bitkisel destek veya diyet desteği almayın. Gebelik boyunca sigara ve alkol kullanmayın.

    Folik asit içeren multivitamin kullanın. Günlük 400 mikrogram folik asit alımının beyin ve omurilikle ilgili doğum defektlerini ve aynı zamanda kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.

  • Çocuklarda göğüs ağrısı neden olur ?

    Göğüs ağrısının çok çeşitli nedenleri vardır ve göğüste bulunan neredeyse her yapıdan kaynaklanabilir. Bunların arasında akciğerler, kaburgalar, göğüs duvarı kasları, diyafram ve göğüs kemiği ile kaburgalar arasında yer alan eklemler vardır. Bu dokuların hasarlanması, enfeksiyonu veya iritasyonu göğüs ağrısından sorumlu olabilir.

    Daha nadir olarak ağrı farklı bir bölgeden (karın gibi) kaynaklanıyor olabilir. Göğüs ağrısı stres veya anksiyetenin belirtiside olabilir. Çocuklarda nadiren göğüs ağrısı kalpten kaynaklanabilir.

    Hangi Hastalıklar Göğüs Ağrısına Neden Olur ?

    Göğüs ağrısı altta yatan ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir. Neyse ki çocuklardaki çoğu göğüs ağrısının altında benin (iyi seyirli) ve kendini sınırlayan hastalıklar yatar. Aşağıda göğüs ağrısına neden olan bazı hastalıklar listelenmiştir.

    Kostokondrit

    Kostokondrit göğüs kemiği ve kaburgalar arasındaki eklemin inflamasyonuna (miropsuz iltahabı) ikincil olarak meydana gelir. Özellikle ergen ve ergenlik öncesi kız çocuklarında meydana gelir ama herhangi bir yaşta da görülebilir.

    KOSTOKONDRİT AĞRI BÖLGELERİ

    Sıklıkla viral hastalıklar ve sık öksürmeden kaynaklanır ve genellikle bu hastalığa üst solunum yolu belirtileri eşlik eder.

    Bir kaç hafta sürebilir. Derin nefes alıp vermeyle ağrı olabilir ama nefes darlığı genellikle olmaz. Nefes darlığı varsa başka hastalıklar düşünülmelidir. Kostokondritin özelliği göğüs kemiğinin kenarlarındaki çöküklüklere karşılık gelen kostokondrol eklem üzerine uygulanan baskı ile hassasiyet ortaya çıkarılabilir. Tedavi amacıyla ibuprofen gibi reçetesiz alınabilen antiinflamatuar (ağrı kesici) ilaçların 1-2 hafta kullanılır.

    Yaralanma

    Göğüs duvarında kas ve kemik hasarlarının birçok nedeni vardır. Bazıları spor esnasında alınan darbeler veya düşmeler gibi belirgin sebeplerdir. Kaburga kaslarının gerilmesine neden olan ağır kaldırma, sık öksürme ve yoğun aerobik egzersiz gibi diğer nedenlerde kas ve bağ dokusunda hasarlanmalara neden olabilir.

    Tedavi genellikle istirahat ve destek olarak reçetesiz alınabilen ağrı kesicilerin kullanılmasıdır. Yaralanmaya bağlı meydana gelen ciddi, geçmeyen, nefes darlığı ile birliktelik gösteren göğüs ağrılarında mutlaka doktora danışılmalıdır.

    Stres ve Anksiyete

    Bazı insanlar stresin böylesine endişe verici bir belirti ortaya çıkardığına inansa da, aslında stres ilişkili göğüs ağrısının stres ile ilişkili baş ağrısından herhangi bir farkı yoktur. Ağrı künt bir ağrıdır ve spesifik değildir, stres ve anksiyete ile şiddetlenir.

    Bir yakınını kaybetmek, okul sınavları ve erkek/kız arkadaştan ayrılma gibi bazı altta yatan nedenler vardır.

    Stres genellikle başka bir nedenden kaynaklanan ağrıyı daha kötü yapar. Anksiyetenin sebebi mi yoksa sonucunun mu göğüs ağrısı olduğunu ayırt etmek önemlidir.

    Prekordiyal Catch Sendromu

    Sebebi bilinmeyen, selim bir hastalıktır. En sık ergenlerde ortaya çıkar, göğüs veya sırtta ani başlayan, şiddetli ve keskin bir ağrı ile karakterizedir.Ağrı özellikle nefes alırken olur. Birkaç dakika sürer ve kendiliğinden geçer. Ağrı zorlu, derin nefesle de kaybolabilir. Her gün birkaç kez bu olay tekrarlayabilir.

    Sebebi kesin olarak bilinmese de prekordiyal catch sendromunun ciddi yan etkileri yoktur. Özgün bir tedavisi yoktur ve ergenliğin sonuna doğru sıklık azalır.

    PREKORDİYAL CATCH SENDROMU

    Reflü

    Mide veya göğüs ağrısına neden olabilir. Çocuklar tam olarak bu belirtiyi tarif edemese de bazen sternum (göğüs kemiği) altında yanma hissi olarak kendini gösterir. Yemek içeriğine bağlı olarak ağrının sıklık ve şiddeti azalır ya da artar. Günümüzde asit reflüyü tedavi amacıyla ilaç ve diyet uygulamaları mevcuttur.

    Çocuklarda Hangi Kalp Hastalıkları Göğüs Ağrısına Neden Olur?

    Yetişkinlerin aksine çocuklarda kalp kaynaklı göğüs ağrısı oldukça nadirdir. Göğüs ağrısı nedenlerine göz atarken aşağıdaki durumların oldukça nadir görüldüğü unutulmamalıdır.

    Perikardit

    Kalp zarının inflamasyonudur. Genellikle tedavi edilebilen veya kendi kendini sınırlayabilen enfeksiyonlara bağlı meydana gelir; ama daha ciddi nedenlere bağlı olarak da görülebilir. Perikardit ağrısı tipik olarak keskindir, sternum ortasında hissedilir ve omuzlara yayılabilir.

    Oturur pozisyonda ve öne eğilince ağrı azalır. Öksürük, nefes darlığı ve ateş de sıklıkla göğüs ağrısıyla birlikte bulunur.

    Koroner Arter Anomalileri

    Koroner damarlar kalbi besleyen damarlardır. Bu damarların anomalileri kalbin ihtiyacı olan oksijenin kısıtlanmasına neden olur ve yetişkinlerdeki gibi kalp kaynaklı göğüs ağrılarına neden olabilir. Arterlerin doğuştan pozisyon bozukluklarına (anomali) bağlı olabileceği gibi sonradan Kawasaki gibi edinsel hastalıklara bağlı olarak da meydana gelebilir.

    KORONER ARTER ANOMALİSİ

    Kalp kasının aşırı derecede kalınlaşması (hipertrofi) ve kalbin uzun süre hızlı çalışması da (taşikardi) kalbin kan desteğini azaltabilir. Çocuklar tipik olarak sternum ortasında ezilme hissi şeklinde bir ağrı yaşar. Ağrı boyun ve çeneye veya sol omuz ve kola yayılabilir.

    Çocuklar çoğunlukla daha az spesifik (özgün) şikayet yaşar. Kalbin oksijen tüketimi çok arttığından belirtiler özellikle spor yaparken ortaya çıkar. Ancak istirahatte iken de belirtiler görülebilir. Nefes darlığı ve terleme de olabilir. Bu belirtileri yaşayan herkes acilen doktora görünmelidir.

    Mitral Kapak Prolapsusu (Çökmesi)

    Kan pompalayan esas kalp boşluğu olan sol ventrikülde (karıncık) yer alan kapağın hafif bir bozukluğudur. Mitral kapak sol atriuma (kulakçık) doğru çöker. Kadınların yaklaşık %6’sında görülürken erkeklerde bu oran daha azdır.

    MİTRAL KAPAK PROLAPSUSU

    Mitral kapak prolapsusunun artmış göğüs ağrısı insidansı ile ilişkili olduğu söylense de, esas sebep bilinmemektedir. Başka endişe verici bulgu ve belirtilerin olmaması durumunda, mitral kapak prolapsusu bulunan hastalarda göğüs ağrısı komplike olmayan bir seyir izleme eğilimindedir.

    Arter Anevrizması

    Damarların genleşerek dışarı doğru bir cep oluşturmasına arteryal anevrizma denir. Rüptür ile sonuçlanabilir. Çocuklarda aort anevrizmasından kaynaklanan göğüs ağrısı oldukça nadir görülür. Çoğunlukla Marfan Sendromu gibi nadir görülen bağ dokusu hastalıklarında meydana gelir.

    Göğüs Ağrısının Diğer Nedenleri Nedir ?

    Nispeten daha sık görülen diğer nedenler arasında akciğer enfeksiyonları ve astım gibi göğüste uygunsuz hava veya sıvı birikmesi ve inflamasyon yer alır. Çocuğunuzun hızlı bir değerlendirmeye ihtiyaç duyup duymadığını belirlemek için diğer sıkıntı yaratan semptomlar aranmalıdır.

    Çocuğumda Göğüs Ağrısı Varsa Ne Yapmalıyım ?

    Paniklemeyin. Göğüs ağrısının çoğunlukla selim ve kendini sınırlayan hastalıklara bağlı olduğunu unutmayın. Kalp hastalığı veya başka ciddi bir hastalık olma ihtimali çok düşüktür.

    Fakat çocuğunuzda şiddetli bir göğüs ağrısı varsa veya göğüs ağrısına nefes darlığı, ateş, terleme ya da 200’ün üzerinde bir kalp hızı eşlik ediyorsa hemen bir doktora göstermelisiniz. Spor yaparken göğüs ağrısı olan çocuklar mutlaka çocuk kardiyolojisi uzmanına kontrole gitmelidir.

    Bu belirtiler yoksa çoğu göğüs ağrısını değerlendirilmek için uygun zamanı bekleyebilirsiniz. Emin değilseniz doktorunuzu aramalısınız.

    Çocuğumun Doktora Görünmesi Gerektiğini Düşünürsem Hangi Doktora Gitmeliyiz ?

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı göğüs ağrısının nedenleri değerlendirir ve çocuk kardiyolojisi, göğüs hastalıkları gibi branşlara gerekirse yönlendirir. göğüs ağrısı nedenleri farklı uzmanlık alanları çatısı altındadır. Uzmana görünmeniz gerektiğinde hangi doktorun daha uygun olacağına doktorunuz karar verecektir.

    Muayeneye Gittiğimde Ne Yapılır ?

    Değerlendirme genellikle ağrının tam bir hikayesi ve fizik muayene ile başlar. Daha sonrasında değerlendirme, başlangıç bulgularına bağlı olarak önemli derecede farklılık gösterebilir.

    Çoğu çocukta tanı koymak ve tedavisi vermek için başka herhangi bir test yapılması gerekmez. Bazı vakalarda, göğüs filmi, ekokardiyografi (EKO) , elektrokardiyografi (EKG), solunum fonksiyon testleri gerekebilir.

    Çocuğum Özellikle “kalbim ağrıyor” Diyorsa ?

    Küçük çocukların çoğunda göğüste en çok bildikleri organ kalptir. Bu yüzden her türlü göğüs ağrısını belirtmek için bu ifadeyi kullanırlar.

    İyi haber şu ki, bu çocuklar kalple ilgili olan ve olmayan göğüs ağrılarını nadiren ayırt edebiliyorlar, bu yüzden kalbi suçlamalarında haklı çıkmaları pek de olası değil. Kötü haber ise, aile ve çocuğa bakım veren kişiler bu ifadeyi bir kez duyduğunda bundan kalbin sorumlu olmadığına onları ikna etmek oldukça zor olabiliyor. Kalp ağrısı yakınması olan çocuklar göğüs ağrısı olan diğer çocuklar gibi önem derecesine ve ilişkili belirtilere dikkat ederek değerlendirilmelidir.

  • Çocuklarda çarpıntı

    Çarpıntı, çeşitli belirtiler için kullanılan bir terimdir. Çarpıntı terimi genellikle kalbin hızlı hızlı çarpması, kanat çırpar gibi olması veya kalp atımında atlamalar gibi anormal kalp ritmi hissiyatını ifade eder.

    Erken (Prematür) Atım Nedir?

    Kalbin dört odacığının hareketini organize eden kendi elektriksel sistemi vardır. Sinüs nodu kalbin doğal uyaran odağı (pacemaker)’ıdır ve genellikle ileti sisteminin geri kalan kısımlarına düzenli aralıklarla sinyal gönderir.

    Kimi zaman kalbin başka alanlarından elektriksel sistemi sinüs nodundan daha önce aktive edebilen sinyaller çıkabilir. Bunlara prematüre veya erken atımlar denir. Kalbin üst odacıklarından (atriyumlar) başlayan erken atımlara prematüre atriyal kontraksiyon veya atriyal prematüre atım adı verilir.

    Bazen erken atımlar kalbin alt odacıklarından (ventriküller) kaynaklanır. Bunlara prematüre ventriküler kontraksiyon veya ventriküler prematüre atım denir. Kalbi normal olan kişilerde de erken atımlar olabilir ve diğerleri her ekstra atımı hissederken onlar bu atımların varlığından haberdar değillerdir. Kafein ve stres gibi kalp hızını artıran şeyler prematüre atımların daha sık ortaya çıkmasına neden olabilir. Bazı kişilerde mitral kapak prolapsusu ile ilişkili prematüre atriyal kontraksiyonlar (PAK) olabilir.

    Çarpıntı Nedir ?

    Ekstra tek atımların yanı sıra hızlı ritimler veya taşikardiler de çarpıntı gibi hissedilebilir.

    Bazı çocuklar, özellikle de genç erişkinler, egzersiz veya strese doğal bir yanıt olarak kalp atışlarının hızlandığının farkındadır. Buna sinüs taşikardisi denir ve normaldir.

    Bazı çocuklarda kalbin elektriksel sisteminde kalp hızının anormal şekilde artmasına neden olan ekstra bağlantılar vardır.

    Çocuğumda Çarpıntı Varsa Neler Olabilir ?

    Prematüre atımlar sık görülür ve genellikle tehlikeli değildir. Bu ekstra atımların daha fazla incelenmesi gereken bazı durumlar vardır.

    Bu atımlar özellikle bayılma gibi başka belirtiler ile ilişkili ise daha ileri inceleme önerilir.

    Çarpıntı Nedeni Nasıl Saptanır ?

    Çarpıntı sebebini bulmakta iyi bir hikaye ve fizik muayene faydalı olur.

    Kalbin hızlı çarptığı süre boyunca çocuk bayılıyorsa bu ventriküler taşikardinin bir belirtisi olabilir ve derhal bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir. Çarpıntısı olan çoğu çocuğun kalp muayenesi normaldir.

    Muayene normal değilse çarpıntıya neden olan yapısal bir kalp problemi olma ihtimali vardır. Muayene çarpıntılarla kuvvetli ilişkide olabilen kalp fonksiyonları hakkında ipuçları verebilir.

    Problemi tespit edebilmek için hastanın çarpıntısı olduğu sırada elektrokardiyografi çekilmesi gerekir. Muayene sırasında çekilen elektrokardiyografi ritim bozukluklarını göstermez ama bu soruna yol açan herhangi bir problem olup olmadığını ortaya çıkarmakta faydalıdır. 24 saat boyunca durmaksızın kalp ritimlerini kaydeden taşınabilir bir cihaz (Holter cihazı) ritim bozukluğu tanısında en faydalıyöntemdir.

    Çocukta ventriküler taşikardi olduğundan şüphelenilirse, kalp kateterizasyon laboratuvarı şartlarında kontrollü koşullar altında hızlı kalp atışını tetiklemek için daha invaziv (girişimsel) elektrofizyolojik incelemelerin yapılması gerekebilir.

    Belirtiler egzersiz sırasında oluyorsa egzersiz testi tanı koymada faydalı olabilir.

    Çarpıntı Nasıl Tedavi Edilir ?

    Prematüre atriyal ve ventriküler kontraksiyonlarda kafein gibi durumu kötüleştiren şeylerden uzak durmak dışında genellikle herhangi bir tedavi gerekmez. Günlük yaşamı etkileyecek şekilde oldukça sık oluyorsa, kontrol altına almak için kullanılabilecek bazı ilaç ve yapılabilecek işlemler vardır.

    Çarpıntının diğer nedenleri için kullanılabilen bazı tıbbi veya tıbbi olmayan tedaviler bulunur. Kilit nokta tanı koymak veya en azından hayati tehlike içeren ritimleri ortadan kaldırmaktadır.

    Çarpıntı ile birlikte bayılma oluyorsa acilen değerlendirilmelidir.

  • Grip olma aşı ol

    Grip olma aşı ol

    Neden Grip Aşısı Olmalıyız?

    Grip aşısı gribe yakalanma riskini azaltarak grip olsak ta hastalığı hafif geçirmemize olanak sağlar. Grip aşısı kalp krizi riskini yarı yarıya düşürür. Grip vücutta akut enflamasyona neden olur, koroner damarlardaki aterosklerotik plakların stabilizasyonunu bozar ve bu durum pıhtı oluşumunu kolaylaştırarak kalp krizine yol açar.

    Grip aşısı yaptırmak kalp krizinin önlenmesinde en az sigarayı bırakmak ve kolestrol ilaçları kullanmak kadar etkilidir. Kalp krizinin önlenmesinde genel öneriler şunlardır; sigara içilmemesi, sağlıklı beslenme, egzersiz, stresin azaltılması, kalp krizi riskini artıran diyabet gibi hastalıkların kontrolü, bazı hastalarda da aspirin kullanımıdır.

    Ayrıca kalp hastalarına kalp krizinden korunmada grip aşısı önerilmeli ve bunun önemi vurgulanmalıdır. Yapılan çalışmalarda kalp yetersizliği, doğumsal kalp hastalığı ve kapak hastalığı olanlarda aşı yapıldığı takdirde grip nedeniyle hastaneye yatırılma ve ölüm oranının önemli ölçüde azaldığı gösterilmiştir. Aşı yaptırmamız durumunda kendimizin yanı sıra çevremizde bulunan ve hastalığı ağır geçirme riski olan kalp hastalarını, akciğer hastalarını, küçük çocuklarımızı ve yaşlı yakınlarımızı da gribe karşı korumuş oluruz

    Grip Nasıl Önlenir?

    Grip aşısı gripten korunmada en etkili ve güvenli yöntemdir. Amerikan Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezi ve Amerikan Pediatri Akademisi 6 aydan büyük tüm bireylereher yıl grip aşısı yapılmasını önermektedir. Gripten korunmada başka genel önerilerde bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla; gripli insanlardan uzak durmak, grip salgını başladığında aşısız iseniz kalabalıktan uzak durmak, elleri sık yıkamak ve yüzden uzak tutmaktır. Grip olduğunuzu düşündüğünüzde hemen doktorunuza müracaat ederek erken tedaviyle hastalığın uzun sürmesi önlenebilir.

    Kimler Mutlaka Grip Aşısı olmalıdır ?

    Gebeler

    5 yaşından küçük çocuklar (aşı 6 ay üzerindeki çocuklara yapılabilir)

    50 yaşın üzerindekiler

    Kronik hastalığı olanlar (Özellikle kalp hastaları, doğumsal kalp hastalıkları (tıklayınız), kronik akciğer ve böbrek hastaları, diyabetikler vb.)

    Bakım evlerinde yaşayanlar

    Yüksek riskli hastalarla birlikte yaşayanlar ve sağlık hizmeti sunanlar

    Gebeler Neden Grip Aşısı Olmalıdır ?

    Gebelerin grip hastalığını ağır geçirme ve hastaneye yatırılma oranı yaşıtlarından 4 kat daha fazladır. Bu nedenle tüm gebeler ve grip sezonunda hamilelik planlayan tüm kadınlar aşı olmalıdır. Aşı yapılan gebenin bebeği de 6 ay süreyle ve en az %50 oranda gripten korunmaktadır. Gebeye aşı yapıldığında bir taşla iki kuş vurma misali aşı hem anneyi hem de bebeği gripten koruyucu etki göstermektedir.

    Grip Aşısı Ne Zaman Yapılmalıdır ?

    Ülkemizde grip sezonu Aralık ayında başlar ve Nisan ayına kadar devam eder. Aşı için en uygun zaman Ekim-Kasım aylarıdır. Çocuklar 9 yaşın altında ve ilk kez aşı oluyorsa 4 hafta arayla 2 doz aşı yapılmalıdır. Bu nedenle ilk aşı en geç ekim aynın son haftalarında yapılmalıdır. Ancak riskli bireylerin bu ayları geçirmiş olsa bile grip sezonu boyunca grip aşısı yaptırarak kendilerini korumaya almaları önerilir.

    Grip Aşısı Grip Yapar mı ?

    Günümüzde en yaygın kullanılan aşı adaleye yapılan inaktif grip aşısıdır. Aşıda kullanılan virüsün proteinleri bağışıklık oluştururlar. Bu proteinler grip yapacak özellik taşımamaktadır. Diğer bir ifadeyle grip aşısı grip yapmaz. Ancak aşı yerinde hassasiyet, nadiren de hafif ateş ve sırtta kas ağrısı oluşturabilir.

    Grip aşısındaki yumurta proteini, alerjik reaksiyon yapamayacak kadar küçük miktardadır. Eski görüşün aksine yapılan çalışmaların ışığında yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı önerilmektedir.

    Grip Aşısının Kesinlikle Yapılmaması Gereken Durumlar Nedir ?

    Günümüzde en yaygın kullanılan aşı adaleye yapılan inaktif aşıdır. Kesinlikle aşı yapılmaması gereken durumlar;

    Grip aşısına bağlı daha önce gelişmiş tehlikeli alerjik reaksiyon (anaflaksi)

    Orta ya da ağır şiddette hastalık durumunda (aşının yan etkileriyle mevcut hastalığın bulguların karıştırmamak için iyileşme beklenmelidir)

    Grip aşısından sonraki ilk 6 hafta içinde Guillain-Barre sendromu denilen nörolojk bir hastalık geçirmiş olmak

  • Gündemdeki hastalıklar, korunma önerileri ve yeni aşılar

    Teknoloji ilerledikçe bir yandan yeni hastalıklar ortaya çıkarken, diğer da bilinen hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve yeni aşılar bulunmaktadır. Aşılama oranları arttıkça da eskiden korkulan hastalıklar günümüzde önemini yitirmektedir. Bu yazıda, gündemdeki virüs ve bakteri enfeksiyonlarından birkaçı ve yeni uygulamaya başlanan aşılar ele alınmıştır. Amaç anne ve babaları yeni hastalıklar ve yeni uygulamaya giren aşılar konusunda bilinçlendirmektir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı

    El-Ayak-Ağız Hastalığı enterovirüslerin neden olduğu bir hastalıktır. En çok sebep olan virüs Coxsackie Virus A16 olmakla birlikte, yine bu aileden olan Enterovirus 71 de salgınlara yol açmaktadır. Kuluçka dönemi 3-5 gündür. Hastalık sıklıkla ateş, iştahsızlık ve boğaz ağrısı ile başlar. Ateş başladıktan 2-3 gün sonra, ağızda herpanjina adı verilen ağrılı döküntüler meydana gelir. Küçük kırmızı lekeler olarak başlayan lezyonlar ülserleşir. Deri döküntüsü 1-2 gün sonra gelişir. Ayak tabanı ve el ayalarında kırmızı noktalar halinde başlayan bu döküntüler bazen su toplayıp ülserleşebilir. Nadiren, döküntüler vücudun diğer bölgelerinde de bulunabilir. Özellikle küçük çocuklarda ağızdaki yaralar nedeni ile yutma güçlüğü ve dolayısı ile sıvı kaybı görülebilir.

    El-Ayak-Ağız Hastalığı insandan insana direkt temas ile bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalığa neden olan virüsler burun ve boğaz bölgesine yerleşir. Ayrıca gaitada ve döküntülerin içindeki sıvılarda da bulunurlar. Bu sebeple dışkı yolu ile, havadan damlacık enfeksiyonu ile ve lezyonlara direk temas ile insandan insana bulaşabilir. Bu hastalıktan korunmak için aşı yoktur. Korunmak için, hasta ile temastan kaçınmak ve temel hijyen kurallarına dikkat etmek gerekir. Hastalığın spesifik bir tedavisi de bulunmamaktadır. Bulguları hafifletmek için ateş düşürücü ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağız yaralarına karşı ağrı kesici özellikte solüsyon ve spreyler, ağızdan beslenemeyen küçük çocuklar için damar yolu ile sıvı tedavisi önerilebilir.

    MERS

    Orta Doğu Solunum Sendromu (Middle East Respiratory Syndrome) olarak da bilinir. MERS hastalığına yol açan virüs corana virüs ailesinden olan MERS-CoV’dır. Bu virüs ilk kez 2012 yılında Suudi Arabistan’da tespit edilmiştir.

    Mers vakaları Suudi Arabistan’da hızla artarken, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa, Almanya, İtalya ve Tunus’ta da vakalara rastlanmıştır.

    Corona virüslerinin genellikle hafif solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtıkları bilinmektedir. Ancak nadiren MERS ya da SARS gibi ölümcül olabilen enfeksiyonlara da yol açarlar. Virüs, solunum yoluyla bulaşır. Ateş, öksürük, nefes darlığı ve ardından gelişen solunum yetmezliği ile hastalık ölümcül olabilmektedir.

    Corona virüslere karşı koruyucu herhangi bir aşı bulunmamaktadır. Enfeksiyon riskini azaltmanın başlıca yolları; Su ve sabunla ellerin yıkanması ve hasta insanlarla yakın temastan kaçınılmasıdır. Spesifik bir tedavi bulunmamaktadır. Tedavi semptomlara yöneliktir.

    Anne ve Babalara Boğmaca Aşısı Yaparak Bebekleri Koruyalım

    Boğmaca Bordetalla Pertussis isimli bakteri ile oluşan bir enfeksiyondur. Hava yolu ile bulaşır ve öksürük nöbetleri ile kendini gösterir.

    Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hasta kişi kuluçka dönemi dahil olmak üzere yaklaşık 3 hafta süre ile hastalığı bulaştırmaya devam eder.

    Hastalık özellikle alt ayın altındaki bebeklerde yoğun bakım ihtiyacı gerektirecek kadar ağır seyredebilmekte ve ölümcül olabilmektedir. Hastalıktan korunmada aşı büyük önem taşımaktadır. Bebeklere 2 aylıktan itibaren yapılmaya başlanan ve 4., 6. ve 18. aylarda tekrarlanan karma aşı, boğmaca aşısı da içermektedir.

    Ancak aşının boğmacaya karşı tam koruyuculuğu ilk 3 doz tamamlandıktan sonra, yani 6. aydan itibaren başladığı için, bebekler ilk aylarda bu hastalığa karşı korumasız kalmaktadır.

    Bebeklere bu hastalık genelde okula giden ağabey-abla, bakıcı, anne veya baba aracılığı ile bulaşmaktadır. Bu nedenle Amerikan Bağışıklama Komitesi, ilk aylarda bebeği bu hastalıktan korumak için bebekle yakın temasta olan kişilere (anne, baba, bakıcı vb.) boğmaca aşısı yapılmasını tavsiye etmektedir. Ayrıca 4-6 yaş arasındaki ağabey veya abla da aşılanmalıdır. Bu şekilde hem kendileri, hem de çevrelerindeki küçük bebekler boğmacadan korunacaktır.

    Meningokok Menenjiti ve Yeni Aşı Önerisi

    Meningokok hastalığı, Neisseria Meningitidis’in neden olduğu bakteriyel bir hastalıktır. Bu bakteri, Amerika Birleşik Devletleri’nde 2-18 yaş arasında görülen bakteriyel menenjitlerin en önemli etkenidir. Zaman zaman salgınlar yapabilen bu bakteri, özellikle Hac mevsiminde Orta Doğu’dan ülkemize taşınabilmektedir. Türkiye’de meningokokal hastalık en sık 5 yaş altı çocuklarda görülmektedir.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 5 yaş altında ölen her 10 çocuktan 1’i meningokokal hastalık nedeniyle ölmektedir. Menenjit dışında tüm vücutta ağır kanamalar, döküntü ve birçok organın yetmezliğiyle seyreden meningokoksemi denen şok tablosuna da yol açabilmektedir. Meningokokal hastalık, tedavi edilmezse % 70-90 öldürücüdür.

    Ancak en iyi tedavi koşullarında bile yine de % 10-15 arasında ölümcül olmaktadır. Yaşayanların yaklaşık % 20’sinde ise işitme kaybı, havale, zeka geriliği görülmekte, damar patolojileri sonucu ekstremite kayıpları gelişebilmekte ve sakatlıklar ortaya çıkmaktadır.

    Böylesine ölümcül olabilen bir hastalıktan korunmada aşı çok büyük önem taşımaktadır. 2 çeşit meningokok aşısı vardır: 1970 den beri var olan Polisakkarid meningokok aşısı ancak 55 yaş üstü kişilere uygulanabilmekte olup, bu aşı kişiyi bakteriden korumakta ancak taşıyıcılığa engel olmamaktadır.

    Yani bu aşı ile aşılanmış bir kişi, kendi hasta olmasa bile hastalığı etrafına yayabilmektedir. Konjüge meningokok aşısı ise erişkinlerin yanı sıra bebeklere ve çocuklara da uygulanabilmektedir. Ayrıca taşıyıcılığı da engellemektedir. 2006 yılından bu yana yapılan konjuge aşı, başta ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcuttur. Türkiye’de Mart 2013’te ruhsat almıştır ve ülkemizde de artık bu aşı uygulanmaktadır.

    Aşı halk arasında menenjit aşısı olarak bilinmektedir. Ancak anne babaların, çocuklarına daha önce karma aşının içinde yapılan menenjit aşısının, meningokoka karşı koruma sağlamadığını bilmeleri ve sağlık ocaklarında henüz uygulanmayan bu aşı için mutlaka çocuk doktorlarına başvurmaları gerekmektedir.

  • Ergenlik dönemi adını verdiğimiz süreç hangi yaşlar arasında görülür? Ergenliğin belirtileri nelerdir?

    Ergenlik, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Fiziksel değişimle birlikte, ruhsal ve cinsel olgunlaşma sürecidir. Seks hormonları dediğimiz östrojen ve testosteron hormonlarının artmaya başlaması ile birlikte, vücutta bazı belirtilerin ortaya çıkmasıdır. Ergenlik bulguları kızlarda ortalama 10, erkeklerde ise 12 yaş civarında başlar. Ergenliğin ilk bulgusu kızlarda meme gelişiminin başlamasıdır. Bazen buna koltuk altı-genital bölgedeki kıllanma eşlik edebilir. Erkeklerde ise ilk bulgu testis volümlerindeki artıştır. Genelde buna seste kalınlaşma ve genital-koltuk altı kıllanma da eşlik edebilmektedir.

    Erken Ergenlik ve Belirtileri Nelerdir?

    Ergenlik bulgularının erkeklerde 9, kızlarda 8 yaşından önce başlaması erken ergenlik olarak tanımlanır. Kızlarda genellikle meme tomurcuklanması ile başlar. Tomurcuklanma tek taraflı olabildiği gibi iki taraflı da başlayabilir. Erkeklerde ilk bulgu ise testislerin büyümesidir. Her iki cinste de büyüme ve gelişmenin hızlanması ile birlikte davranış değişiklikleri gözlenebilmektedir.

    Erken Ergenliğin Sebeplerinden Söz Eder Misiniz?

    Erken ergenlik tespit edilen tüm vakaların %15′inde, erkek çocuklarının %50′sinde erken ergenliğe yol açan bir neden söz konusudur. Altta yatan neden, beynin hormon salgılayan bölgelerinden kaynaklanan iyi huylu bir tümör olabileceği gibi daha nadir olarak diğer beyin tümörleri, yumurtalık ve testis tümörleri ve santral sinir sistemi hastalıkları da olabilir. Günümüzde erken ergenliğin endokrin bozucular olarak isimlendirilen ve hormonal dengeleri bozarak insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen maddelerle ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

    Büyüme hormonu eklenerek yetiştirilen meyveler (elma, portakal, çilek vb.) sebzeler (domates, brokoli, salatalık vb.), yine hormon (özellikle östrojen) eklenerek hızlı büyütülen tavuklar ve onların yumurtaları, etler ve sütler çocuklarda hormon uyarısını arttırmaktadır. Fast food tarzı ve yapay endüstri ürünleri ile beslenme alışkanlıkları aynı zamanda obeziteye sebep olarak vücut yağ oranını arttırmakta ve yine erken ergenliğe neden olabilmektedir.

    Yapılan araştırmalarda biberon, saklama kapları, plastik tabaklar, oyuncaklar gibi polikarbonat bileşiği içeren plastik mamullerin de erken ergenliğe yol açtığı görülmektedir.

    Zararlı kimyasallardan biri de diklorobenzendir. Genellikle oda spreylerinde, güveler için kullanılan ilaçlarda ve klozetlere konulan koku önleyicilerde bulunan bu kimyasal madde, buharlaşarak kolayca solunan havaya karışmakta ve yine erken ergenliğe yol açabilmektedir.

    Erken Ergenlik Teşhisi Nasıl Koyulur?

    Tanı öncelikle klinik olarak konulmaktadır. Ancak ergenlik bulguları saptanan çocukta laboratuvar ve radyolojik tetkikler ile de tanı desteklenmelidir. Ergenliği uyaran hormonların düzeyini ölçmek için kan örneği alınmakta, kemik yaşını değerlendirmek için el bilek grafısi çekilmektedir.

    Kızlarda ergenliğin rahim üzerine etkilerini ve yumurtalıklardaki değişiklikleri görmek için ultrason ve beyinde hormon salgılayan bir tümör olup olmadığını görmek içinse manyetik rezonans görüntüleme ya da bilgisayarlı beyin tomografisi çekilmektedir.

    Ebeveyn çocuğunda ne gibi belirtiler gördüğü takdirde hekime başvurmalı, ya da çocuğu takip eden hekimi durumdan haberdar etmelidir.

    Kız çocuklarında 8 yaşından önce memelerde büyüme, erkek çocuklarında ise 9 yaştan önce testislerde büyüme varlığında aile mutlaka doktora başvurmalıdır. Memelerde ve testislerde büyüme olmadan, genital ve koltuk altı bölgede kıllanma olması ise böbreküstü bezi hastalıklarının habercisi olabilmektedir. Mutlaka ileri tetkik yapılması gerekmektedir.

    Bu Konuyu Son Yıllarda Sıkça Duymaya Başladık. Erken Ergenlik Rahatsızlığında Bir Artış Mı Söz Konusu?

    Ergenliğin başlama yaşı cinsiyet, ırk, iklim ve çevre koşulları, beslenme ve kalıtsal özelliklere göre farklılık göstermektedir. Son yüzyılda birçok ülkede, ilk adet görme yaşında ve ergenlik başlama yaşında erkene kayma saptanmıştır.

    Ergenlik yaşı ortalama 16 yaştan, 11-12 lere düşmüştür. Bu yaş ortalaması düşmeye de devam etmektedir. Bunda endokrin bozucular diye adlandırılan zararlı kimyasallar, tarım ve hayvancılıkta kullanılan hormonlar, plastiklerin içerdiği polikarbonat bileşikleri gibi birçok çevresel faktörde sorumlu tutulmaktadır. Bunun dışında, erken ergenliğin çağımızın hastalığı olan obezite ile de ilişkili olduğu bilinmektedir.

    Kids&Gourmet olarak dergimizde yayınladığımız yemek tariflerinde beyaz un, şeker, işlenmiş gıda, kıvam arttırıcı, nişasta, jelatin, gıda boyası, zeytinyağı ve tereyağı harici yağlar, mısır şurubu vb. ürünler kullanmıyor ayrıca kızartma, hızlı pişirme, kavurma gibi yöntemlerden de uzak durmaya çalışıyoruz.

    Evde Yemek Yapılmasını Teşvik Etmek Amacımız. Bu Konuda Anne, Babalara Siz Neler Söylemek İstersiniz?

    Çocuklarımıza yapacağımız en büyük iyiliklerden biri, zararlı kimyasalları, hormonlu gıdaları, katkı maddelerini evlerimizde kullanmamaktır. Meyve ve sebzeleri mevsiminde yemeli, mümkün olduğunca organik ve iyi tarımla üretilen gıdaları tüketmeliyiz. Beyaz un yerine tam buğday unu, beyaz şeker yerine esmer şekeri tercih etmeli, çocuklarımıza ev yemeği yeme alışkanlığı kazandırmalıyız. Fast food dediğimiz hazır ve hızlı yemek alışkanlığı çocuklarımızda obeziteye zemin hazırlamaktadır. Bu tarz beslenmeden olabildiğince kaçınmalıyız.

    Hekim Kontrolü Olmadan İlaç Kullanımı Kesinlikle Olmamalı Ama Maalesef Hala Devam Ediyor. Bu İlaçlar Da Erken Ergenliğe Davetiye Çıkarıyor Olabilir Mi?

    Hekim kontrolü olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Özellikle genç sporcular tarafından kas kitlesini ve performansı arttırmak için bilinçsizce kullanılan anabolik steroidler (sentetik hormon ilaçları) erken ergenliğe sebep olmaktadır. Ancak bununda ötesinde karaciğer hasarı yapmakta, kalp ve beyin damar tıkanıklığı ile ölümlere yol açabilmektedir. Ailelerin bu konuda bilinçli olmaları ve çocuklarını bu tür ilaçların zararları konusunda uyarmaları hayati önem taşımaktadır.

    Erken Ergenlik Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

    Tedaviye başlamadan önce altta yatan bir neden olup olmadığı araştırılmalıdır. Tüm vakaların %15′inde erken ergenliğe yol açan bir neden söz konusudur. Beyin tümörü veya yumurtalık tümörü gibi hormon salgılayan bir tümör varsa buna yönelik cerrahi tedavi yapılması gerekebilmektedir. Erken ergenlikle ilgili altta yatan bir neden bulunamayan vakalarda da cinsiyet hormonlarını baskılayıcı ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Tedavide amaç ergenlik bulgularını durdurmak, eşlik eden hızlı büyümeyi kontrol altına alarak çocuğun erişkin yaşta ulaşabileceği boy potansiyelini artırmaktır.

    Son Olarak, Ailelere İlave Etmek İstediğiniz Tavsiyeleriniz Var Mı? (Bu Soru Opsiyoneldir)

    Daha sağlıklı bir yaşam sürmek ve sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, kullandığımız saç spreyinden şampuana, çocuğumuzun yemeğini sakladığımız kaplardan, sütünü koyduğumuz biberona kadar, evimizde kullandığımız temizlik maddelerine kadar önlem almamız gerekmektedir. Zararları bilinen kimyasallar konusunda duyarlı davranarak, bu maddelerin kullanımını minimum seviyede tutmaya çaba göstermek hem bireysel, hem toplumsal görevimiz olmalıdır.

  • Ek gıdaya geçerken bebeğim ve ben

    Bu süreç annelerin oldukça zorlandığı, bu süreçte yaşanan olumsuzlukların çocukların tüm hayatını etkileyerek yemek yeme bozukluklarına neden olabileceği bir süreçtir. Unutmayın çocuğunuz sizin aynanızdır, siz ne kadar rahat ve pozitif olursanız onlarda o kadar rahat ve mutlu olur, yemek yemekten keyif alırlar.

    Ek gıda dönemine başlarken öncelikle:

    •Bakım veren kişi, ANNE en başta rahat ve kaygısız olmalıdır.

    •Moral ve motivasyonu tam olmalıdır. (Çocuk kaygıları anında hisseder)

    •Beslenme mümkün ise, tek bir kişi tarafından yapılmalıdır.

    •Aşırı ve abartılı sevinç gösterilerinden kaçınılmalıdır.

    •Aile sofrasına birlikte oturmak , ailenin belli bir yemek yeme düzeninin ve alışkanlığının olması, çocuğunuza etkin ve düzenli yemek yeme alışkanlığı kazandırmanın temel kuralıdır.

    •Yemek yerken ekran (TV,tablet,telefon) olmamalıdır.

    •Aşırı kontrolcü, titiz yaklaşımlardan kaçınılmalıdır, ısrarcı ebeveyn davranışları çocuklarda gerginliği ve stresi artırarak iştahı azaltır.

    •Her çocuk farklı damak tadı ile doğar o yüzden her yeni besin denenmesi sırasında bebeğin red etme davranışı doğaldır ve başlangıçta olabilir, bu durumda 3-5 gün ara verip tekrar tekrar denemek önemlidir.

    Kendi kendini besleme (Baby Led Weaning) nedir ?

    Özellikle son zamanlarda sıkça üzerinde durduğumuz bu yöntem, bebeğin kendi kendini beslemesi yöntemidir. Ek gıdalara geçen bebeğe motor gelişim , diş ve damak yapısına uygun ek gıdaları küçük parçalara ayırarak sunmak ve kendi kendine yemesine izin vermek, onu cesaretlendirmek bu yöntemin esasıdır. Bu yöntemle bebeğiniz neyi ne kadar yiyeceğini kendisi karar verir ve bu da daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmesine yardımcı olur. Ek gıdaları bebeğimize püre şekline getirmeden sunduğumuz zaman bebeğin kendi kendine yeme becerisi gelişir, güveni artar ve keyif alır.

    Bebeğim benim yardımım olmadan yemekte zorlanıyorsa ne yapmalıyım ?

    Bu konuda öncelikle sabırlı ve zamanlı bir anne gerekiyor. Bu yöntemi denerken bebeğinizin zorlandığını gözlemlerseniz bebeğinize biraz zaman tanımanızda fayda vardır. Öncelikle sevdiği ve yutması kolay besinler vererek bebeğinizin alışma sürecini kolaylaştırabilirsiniz. Her bebeğin farklı bir birey olduğu , bu yeme sistemine alışma süresinin değişiklik gösterebileceği unutulmamalıdır. Bu dönemde bebeğiniz yiyeceklerin rengini, şeklini inceler, tatlarını anlamaya çalışır.

    Bu çok olağan bir durumdur. Zaman içerisinde kendi yeme şeklini geliştirdikçe yaşadığı zorluklar da giderek azalır ve siz de yiyeceklerin çeşitliliğini alışma sürecini çok iyi gözlemleyerek ve buna paralel olarak genişletebilirsiniz. Bebeğime yiyecekleri püre şeklinde vermeli miyim? Eğer bebeğiniz ek besinlere 6 aydan sonra başladıysa katı gıdalarla kolaylıkla başa çıkabilir. Onları kavrayıp kendi kendine ağzına götürebilecek beceriye sahiptir.

    Fakat ek gıdalara 4-6 ay arasında başlandıysa bebeğiniz kendi başına beslenmekte oldukça zorlanır ve püre şeklinde besinlere ihtiyaç duyabilir. Fakat bebeğinizin bu yönteme alışması zaman alıyorsa, bebeğiniz önüne konulanları yemediği için alması gereken besin değeleri, kaloriyi alamıyorsa, o zaman parmak besinleri vermeyi kesmeden, püre şeklinde gıdalarla bebeğinize yardımcı olabilirsiniz.

    Ancak bunu bebekte kalıcı bir alışkanlık haline getirmeden, sadece yöntemi uygulamaya başladığınız zamanla bebeğin alışma süreci aralığında tutmak önemlidir. Bu yöntemin bebeğime faydaları nelerdir? Kendi kendine besleme yöntemi bebeğinizin gün içerisinde pişirdiğiniz yemeklere alışması ve aile içi yeme düzenine katılması açısından büyük önem taşıyor.

    Bir yandan anne sütü alırken, diğer yandan edindiği çiğneme alışkanlığını kendi kendine pekiştirmesi ve yemek istediği gıdaları kendi seçmesi olumlu alışkanlıkları kazandırır.

    Bu yöntemi deneyen birçok anne görecektir ki bebekleri daha az yemek seçer olur ve önüne koyulan hemen hemen her şeyi öğrenerek, deneyimleyerek yerler. Kendi kendilerini beslerler. Bununla beraber bu durumun her bebekte aynı olmayacağı unutulmamalıdır.

    Ancak bebeğinizin yemek yeme alışkanlığı kazanmasında yemek seçmeyen bir birey olarak büyümesinde, ek gıdaya geçiş döneminde ilk adımı atarken yalnız olmadığınızı ve yanınızda çocuk hekiminizin olduğunu unutmayın.

    Biz kızım Selin 6 aylıktı, katı gıdalara başladık. İstek kendisinden geldiğinde, minicik parmaklarıyla yiyeceklere uzanmaya başladığında bu işi bilen biri olarak ben bile biraz tedirgin olmuştum. Bunu başardığındaki mutluluğu gördüğümde ise onun bu mutluluğu için çaba gösterme, zaman ayırma kararı aldım. Ev batacakmış etraf kirlenecekmiş gibi şeyleri hiç dert etmedim.

    Onun için tehlike yaratmayacak, damaklarını ve diş etlerini zedelemeyecek, kolay yutacağı güvenilir besinler hazırladım. O parmaklarıyla tutup yarısını ağzına götürünce, yarısına yere dökünce çoşkuyla alkışladım. Bizim için tatlı bir ritüel oldu adeta “parmakla kendi kendimizi besleme” saatlerimiz…Zamanla ince motor gelişimi ve diğer gelişimsel becerilerin eklenmesi ile kendi kaşığını, daha sonraları kendi çatalını kendi tutmaya başladı.

    Önceleri dökerek de olsa kaşığını ağzına kadar götürüp “ben yedim” başarısını göstermeye başlamasını mutlulukla izledim. Kaşığı, henüz kaşık tutma becerisi yeterli olmasa da, bu aydan itibaren eline özellikle verdim.

    Yaklaşık 8 aylıktı birlikte yemek masasında, mama sandalyesine oturarak bize eşlik etti.

    Mama sandalyesi özellikle bebeklere aile sofrasına birlikte oturduğunu hissetme mesajını verir. Bizimle yemek masasında yer almak Selin’in çok sevdiği, belki de en sevdiği eylem oldu. Bu sebeple bebeğiniz ve sizin uygun olduğunuz ilk fırsatta, bebeğinizin kendi kendini beslemesine izin verin, bu denemeleri yapmasına “her zaman başaramasa da” izin verin. Bebek, kendisini, beslenme olayının bir parçası olarak hissederse mutlu olur, beslenmek onun için zevk olur.

    Yavaş yavaş ek besinler yemeğe başlayan, belli olgunluğa gelmiş bebeklerinizi siz beslemeyin. Bunun yerine diş ve damak yapısına uygun ek gıdaları küçük parçalara ayırarak bebeğinizin önüne koyun ve kendi kendine yemesine izin verin. Bu yöntemle bebeğiniz neyi ne kadar yiyeceğini kendisi ayırt edebilir ve bu da daha sağlıklı bir beslenme alışkanlığı edinmesini sağlar.

    Bu yöntemi denerken bebeğinizin zorlandığını gözlemlerseniz bebeğinize biraz zaman tanımanızda yeterlidir. Öncelikle bebeklerinizin sevdiği ve yutması kolay besinler vererek başlayın işe. Her bebekte bu şekilde yemek alışkanlığı süresi farklıdır ve değişikkenlik gösterir. Bu konuda oldukça sabırlı ve dikkatli olun. Unutmayın ve telaşmayın; eğer bebeğiniz ek besinlere 6 aydan sonra başladıysa katı gıdalarla kolaylıkla başa çıkabilir.

    Onları kavrayıp kendi kendine ağzına götürebilecek beceriye sahiptir. Ancak ek gıdalara 4-6 ay arasında başlandıysa henüz erkendir ve kendi başına beslenmekte oldukça zorlanır. Henüz püre şeklinde besinlere ihtiyaç duyar ve annesini ister doymak için. Ortalama parmak ya da lokma boyutunda olan ve bebeğinizin eliyle tutarak ağzına götürebileceği yiyeceklere “parmak yiyecekler” denir.

    Parmak yiyecekler bebeğinizin kendi kendine beslenmeyi öğrenmesi açısından olduğu kadar, motor gelişimi ve koordinasyonu açısından da büyük önem taşır. Parmak yiyecekler, çocuğunuz için yiyeceklere dokunma, koklama imkanı sağlayarak onları keşfetmesini sağlar.

    Duyu organlarını kullanır. Serttir, yumuşaktır,sıcaktır, soğuktur,renklidir yiyecekler onlar için. O bu keşiflerde bulunurken , ona biraz zaman tanıyın. Oynayarak tanımasına, yemeyi sevmesine, yiyecekleri sevmesine, başarmanın hazzını yaşamasına izin verin.

    Lokma büyüklüğünde muz gibi olgun ağızda çabuk dağılan meyveler , iyi pişmiş ve bölünmüş makarna, lokma büyüklüğünde iyi pişmiş havuç, küçük parçalara bölünmüş brokoli gibi sebzeler, lokma büyüklüğünde çok iyi pişmiş yumuşak et ve köfte parmakla tutup yemeleri için bebekler için idealdir.

    Parmak yiyecek olmaması gereken yiyecekler nelerdir biliyormuyuz ?

    Bebeği gıdaları yerken gözlemlemeli ve yardıma ihtiyacı olduğunda neyi ne şekilde yemesi gerektiği gösterilmelidir. Besin aspirasyınlarına karşı uyanık olunmalıdır.
    Aspirasyon dediğimiz yiyeceklerin bebeklerin solunum yoluna kaçarak solunum sıkıntısına sebep olabilecek yiyecekleri; parmak yiyecek gibi düşünüp bebeklerinize sunmamalıyız.

    1-Fındık, üzüm, fıstık, leblebi, ceviz gibi yuvarlanarak boğazına kaçabilecek yiyecekler

    2-Dişleri tam olarak çıkmamış olan 1 yaş altı çocukların kolayca ağzında parçalayamayacağı sert yiyecekler

    3-Ekmek gibi çocuğun ağzında tükürükle birleşip büyük bir parça haline gelebilecek nişastalı yiyecekler

    4-Kolayca parçalanıp ufalanan yiyecekler , bebeklerinizin kendi kendilerine yeme maceralarında uygun yiyecekler değildir.

  • Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni

    Bebekler bu anonim ninnimizin söylediği gibi uyurken büyürler mi ? Evet sevgili anneler, bebekler uyurken büyür, uyurken daha çabuk büyür.

    Nasıl mı ?

    Çocukların büyümesinde en önemli role sahip olan hormon, büyüme hormonudur. Büyüme hormonu salınımının günlük ritmi vardır. Fizyolojik olarak özellikle uykunun ilk saatlerinde ve gece uykusunda belirgin şekilde salınır. Bu nedenle gün batımından sonra akşamın erken saatlerinde çocuğun uykuya başlama alışkanlığının geliştirilmesi çok önemlidir.

    Çocuğun sağlıklı bir şekilde gelişmesinde büyüme hormonlarının düzenli bir şekilde salgılanması, bunun için de akşamın belli saatlerinin uykuda geçirilmesi en önemli faktördür.

    Büyüme hormonu özellikle 0-5 yaş arası dönemde çok önemlidir. Bu hormonun yetersiz salgılanması durumunda çocuklarda daha yavaş bir büyüme görülür. Bebeklik ve çocukluk döneminde uyku, uykuya yaklaşma (çevre ile iletişimin kesildiği), rüyasız uyku (non Rem-asıl dinlenme ve rahatlamanın olduğu) ve rüyalı uyku (Rem) olarak üç evreden oluşur.

    Büyüme hormonu ise dinlenme ve fiziksel yorgunluğun giderildiği rahatlamanın olduğu dönemde salınmaya başlar. Yapılan çalışmalar büyüme hormonunun saat 22:00- 02:00 saatleri arasında daha fazla salgılandığını ortaya koymuştur.Buradan hareketle 0-5 yaşta çocukların yatma saatlerinin 20:00 civarında olması uygun olacaktır.

    Sevgili anneler, bu sebeple büyume ve gelişmenin daha hızlı olması için çocuklarımızı erken yatırmalıyız. Bununla birlikte büyüme hormonları, vücut hareketsizken, enerji harcamadığı zamanlarda daha düzgün bir ritimle salgılanır. Yorgunluk ve uykusuzluk büyüme hormonu salınımını azaltarak çocuklarda büyümeyi olumsuz etkiler ve hatta büyümenin durmasına bile sebep olabilir.

    Büyüme hormonları 22:00 ile 02:00 saatleri arasında daha çok salgılandığı için, çocuğun bu hormonlardan daha fazla yararlanabilmesi için erken yatma alışkanlığını kazanması büyük önem taşımaktadır.

    Sevgili anneler, günümüzde hepimizi çok sıklıkla rahatsız eden konulardan birisi de çocuklarımızın geç yatmasıdır. Çoğumuz bir araya geldiğimizde birbirimize veya çocuk hekimimize, çocuğumuzun uyumak bilmediğinden yakınırız.

    Çocukların çevreye, televizyona, oyuna ilgilerinin arttığı dönemler ve yanlış beslenme alışkanlıkları veya yöresel, ailesel ve sosyal bazı etkenler nedeniyle geç yatmaya eğilimli olmaları da, bu dönemlerde büyümeleri üzerinde olumsuz etkiler oluşmasına neden olmaktadır.

    Uyku sırasında büyüme hormonu yanında salgılanan diğer bir hormon ise melatonin hormonudur. Melatonin hormonu sağlıklı şekilde salgılandığında, uykunun düzeni ve kalitesi üzerindeki etkisiyle de; büyüme hormonu salınımı ile birlikte gerçekleşen çocuğun büyümesi üzerine olan olumlu etkisini artırmaktadır.

    Uyku sırasında salgılanan büyüme hormonu ve melatonin hava karardıktan sonra üretilmeye başlanır. Melatonin günlük ve mevsimlik ışık değişimlerine göre uyku – uyanıklık ritmini ayarlayan bir hormondur. Geceleri bu hormonun artmasıyla uyuma isteği ortaya çıkar. Sabaha karşı hormon salgısının durması, uykunun hafiflemesine neden olur.

    Gece onarım ve iyileşme açısından en mükemmel zamandır; gece uykusu bu sebeple çok önemlidir. Büyüme hormonunun çocuğun büyüme ve gelişmesinde, bütün doku ve organlar üzerinden etkili olur. Ayrıca bağışıklık sistemini de destekler.

    Büyüme hormonu salınımındaki bozukluk nedeniyle zamanla iştah da olumsuz etkilenir, çocukta huzursuzluk, endişe ve istenmeyen davranış biçimleri gelişir. Bağışıklığı da etkilenen çocuklar daha sık hastalanmaya başlarlar. Unutmayınız ki sevgili anneler, uyku beynin en önemli gıdasıdır. Büyüme yanında zihinsel performans üzerinde de çok olumlu etkileri vardır.

    Çocuklarınızı her gün aynı saatte yatırınız. Böylece, uyku vaktine alışmış olurlar. Çocuklarımızın erken yatmasının sağlanmasında siz sevgili annelere ve babalara büyük görevler düşmektedir. Her çocuğun bir biyoritmik saati vardır. Yani, her çocuğun kilosuna, günlük aktivitelerine, harcadığı enerjiye ve alışkanlıklarına göre uykusunun gelme saati değişiktir.

    Çocuklarımızın uyku saatinde sizlerinde bugüne kadar izlediğiniz tutumların büyük önemi vardır. Bu nedenle çocuklar uyku saatleriyle ilgili mutlaka disipline edilmelidir. Bu, çocuğun hem bedensel, hem ruhsal sağlığı, hem de sistemli bir yaşama alışması açısından önemlidir. Biz aileler tarafından yapılan basit hatalar ve birtakım davranış ve kuralları günlük hayatta faliyete geçiremememiz çocukların büyümeleri üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.